Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: GÜNAH BAĞIMLILIĞI
Video Transcript:
Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmain. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elfi alfi salatin ve elf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu dostları, gönül gönüle dostları muhabbetle selamlıyorum. Gayibunu da hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bereketli bir ders, bereketli bir hafta, bereketli bir gün olsun inşallahu teala. Bugün sizinle önemli bir konu konuşacağız inşallah. Günah bağımlılığı bugün konuşacağımız dersin başlığı ve hoca efendinin muhtelif metinlerinde eee bağımlılıklar. Hangi bağımlılıklar? İçki bağımlılığı, kumar bağımlılığı, uyuşturucu bağımlılığı, efendim fuhuş bağımlılığı, internet bağımlılığı. Bütün bağımlılıklar bu mevzuda hoca efendinin genel değerlendirmelerini aslında dinimizin meseleye nasıl baktığını Hoca efendinin perspektifiyle ve eee çarelerini nasıl bulacağımızı konuşacağız inşallah. Kendi bağımlılıklarımıza bakacağız bugünkü dersin muvacihesinde. Önce şuradan başlayalım. Hoca efendinin eee özellikle haramlar ve şeytan başlığı altında bir metni okuyacağız beraberce. Burada meselenin içkiye bakan veçesini konuşacağız. Ayet-i kerimede Cenabı Hak şöyle buyuruyor. Maide suresi 90 ve 91. ayetler bunlar. Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar yani putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir diyor Cenab-ı Hak. Şimdi bu ayet bize çok şey söylüyor. Cenab-ı Hak birlikte sayıyor. Bakın içki, kumar, putlar yani dikili taşlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak size Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi diye soruyor Rabbimiz. Ne güzel değil mi? Cenabı Hak o içki ve kumarın pisliğini zikrettikten sonra onun maslahatını da söylüyor. Neden onlar pislik? Çünkü diyor Cenabı Hak onlar sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoyar ve aranıza da düşmanlık sokar diyor Rabbimiz. Ondan sonra bu maslahatı da zikrettikten sonra artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi diye soruyor. Şimdi kendisi e pis olan her şey aslında şeytan işidir. Ya da şeytan işi olan her şey aslında pistir. Zira şeytan nedir? pisliğin yani küfrün ta kendisidir. Ayette evvela dört pislik sayılıyor. Şeytan için dört pislik sayılıyor. Fakat daha sonra Cenabı Hak sadece ikisinden bahsediyor. Ayette dikkatinizi çekmiştir. Dört şey şeytan işi dört pislik diyor Cenabı Hak. Dört pislik sayılıyor. İçki, kumar, puta tapıcılık ve fal ve şans okları. Bu dört şeyi saydıktan sonra Cenab-ı Hak sadece ikisi ile yola devam ediyor. Sadece içki ve kumardan bahsediyor. Rabbimiz diğer iki mevzudan bahsetmiyor. Neden böyle? Çünkü hitap inananlara yani müminlere sesleniyor Cenabı Hak. Müminler puta tapmıyorlar. Efendim müminlerde fal ve şans okları da yok. Ama müminler içki ve kumar konusunda zaafa düşebilirler. O yüzden de uyarılıyorlar. Ve Cenabı Hak ne diyor? E devamında ayet-i kerimenin şeytan şüphesiz içki ve kumar yüzünden arınıza düşmanlık sokmak ister, kin sokmak ister. sizi Allah anmaktan uzaklaştırır ve sizi namazdan alıkoyar diyor. Halbuki putlar ve fal okları kafir amelleridir. İman ehlinin bunları yapmayacağı, daha doğrusu bunlarla beraber imanın yan yana durmayacağı açıktır. Allah da ey iman edenler diye seslendiği için bu iki konuda bizi uyarıyor. Hocamız da diyor ki, "İnsanın ruhi hayatını ve bütün beşerin toplum hayatını dört pislikten biz temizleyemedikçe ne ferdin ne de cemiyetin temiz olması mümkün değildir." Yani eee bu dört pislik eee içtimai hayatı da bir ferdin iç hayatını da kirleten pislikler. Onları fert ve toplum planında biz temizlemediğimiz sürece toplumun da temiz olması mümkün değil. Ferdin de temiz olması mümkün değil. İçki masasında aklı gider insanın diyor hoca efendi. Kumar masasında da bütün varlığı ve mukaddesatı gider. İçki masasında insanın aklı gider, şuuru gider. Kumar masasında da varlığı gider ve sadece varlığı gitmez. Mukaddesatı da gider. Yani bütün mukaddes değerleri o kumar masasında kaybedilir. Dolayısıyla böyle bir insan Cenabı Hak'la bağlarını devam ettiremez. Bu mümkün değildir. Evet. Her iki masaya da dost olarak oturanlar dost olarak oturur, düşman olarak kalkarlar. İçki masasına da, kumar masası da. Neticede onları birbirinin can düşmanı haline gelir. O oturdukları masa, aklı giden ve mukaddesatı giden insanlar birbirlerine de düşman olurlar. Şöyle düşünebilirsiniz. Yenilmiş ve bütün varlığı elinden gitmiş bir insanın, bir kumarbazın yenildiği şahsı sevmesini bekleyemezsiniz. Ona muhabbet duymasını düşünemezsiniz. Bu bir aptallık olur. Yine aklı başından giden bir insanın şuurlu davranışlar sergilemesini bekleyemezsiniz. Ve İslam fıkhında malumunuz bir insan mesela içki içse, şuurunu kaybetse yani aklı başından gitse ve cinayet işlese, sabah kalksa ve ne yaptığını hatırlamıyor olsa, ne yaptığını bilmiyor olsa yine de katil muamelesi görüyor. Çünkü o içkiyi şuurlu olarak içiyor. Dolayısıyla bunlar bir toplumun içerisine girdiğinde o toplumu insanlıktan uzaklaştırıyor. o toplumu vahşi hale getiriyor. Yine hoca efendi kumarı anlatırken bize diyor ki Allah kumarı bütünüyle haram kılmıştır. Resmi olanı da eee haram. Gayrimi olanı da haram. Ve diyelim ki işte piyango gibi efendim böyle onun başına millilik takılan, meşrulaştırılmaya çalışılan yönü de haram. İnternet üzerinden yapılanı da haram. Şimdi istatistikler onu gösteriyor. Özellikle internet üzerinden bahis oynamak ve kumar oynamak. İnternet üzerinden şans oyunları, bahis, kumar çok yaygınlaşmış ve bununla ilgili son dönemde artan intiharlardan söz ediliyor. Bununla alakalı yapılmış olan, yazılmış olan raporlar, yapılmış haberler, yapılmış incelemeler var. Özellikle gençlerin arasında bahis oynamak, gençlerin arasında internet üzerinden kumar oynamak hem çok kolaylaşmış hem de çok yaygınlaşmış. Dolayısıyla orada insanlar her şeylerini kaybedince, e, bir şeyler kazanma ümidiyle her şeylerini kaybedince dünyaları da onunla beraber yıkılıyor. Ve biz, e, kumarın her çeşidini, resmisi, gayren, resmisi, şans oyunu, bahis oyunu, hepsini Cenabı Hak haram kılmıştır. Kur'an-ı Kerim kumarı işte okuduğumuz ayetteki gibi şeytanın pisliği olarak vasıflandırıyor. Bunu hiç unutmamak lazım. Cenabı Hak şeytanın pislikleridir diyor. İçki içinde, kumar içinde değerli dostlar, kumara müptela bir fertulamaz diyor hocamız. Ona müptela bir millet de iftah olmaz. Ona müptela bir millet de iflah olmaz. Çünkü kumarda hem Allah hem de kul hakkı çiğnenmektedir. Kumarın yaygın olduğu bir toplum şeytanın sultası altına girmiş demektir. Kumar öldüren bir marazdır. Bu maraz belli bir dönemde kısmen de olsa toplumun bünyesinden sökülüp atılmıştı. Ama diyor hoca efendi şimdilerde çeşitli nam ve unvanlarla yeniden bütün çeşitleriyle horlamış durumda. Farkındasınız zannediyorum bu konuda. Eee, bütün çeşitleriyle horlamış durumda. Reklam olarak çıkıyor gençlerin karşısına. Kumar küçükle başlanıyor. Küçükle başlanıyor. Küçük oyunlarla, küçük bahislerle, küçük yatırımlarla başlanıyor. Bir şans oyunu gibi görünüyor. Bir talih oyunu gibi görünüyor. Ama daha sonra başını alıyor, gidiyor ve insanın her şeyini kaybetmesine sebebiyet veriyor. Kumarda diyor hoca efendi, "Kaybeden de kaybetmiştir, kazanan da kaybetmiştir. Hatta kazanan daha çok kaybetmiştir. Çünkü kazanan haram bir mal kazanmış oluyor. Kazanan haram yemiş oluyor. Kul hakkına girmiş oluyor. Cenabı Hakk'ın hakkına girmiş oluyor. Bu çok büyük bir zarar. Haksız yere başkalarının malını almış oluyor. Aynı zamanda da en büyük kaybı da onun tiryakisi oluyor. Kazandıkça oynama iştiyakı artıyor. Bazıları bunu şöyle eee mazur göstermeye çalışıyorlar. Diyelim ki kumarda bir insan kazandı para işte. Diyelim ki onunla güzel şeyler yapacağını planlıyor. Onu hayra kullanacağını düşünüyor. Diyelim ki onunla hayır hasenat yapacağını düşünüyor. Haram parayla hayır hasenat yapılmaz. Dolayısıyla burada her halükarda üst üste kayıplar. Hem bağımlılık kayıbı çok ciddi bir bağımlılık kumar. Hatta Dostoyevski'nin biraz da otobiyografik Kumarbaz diye bir romanı vardır. Kumar bağımlılığını anlattığı bir romanı vardır. Ciddi bir bağımlılık. Bir kere oynadı mı insan içki gibi, uyuşturucu gibi bir süre sonra daha fazla, daha fazla ve her şeyini tüketinceye kadar hatta ahlakını, namusunu, ahlaki değerlerini satıncaya kadar ona devam ediyor. Çünkü bağımlı hale geliyor. Şimdi bu durumda insanın kazanması diye bir şey söz konusu değil. Kazandıkça iştah kabarıyor. İştahı arttıkça da gözü kumardan başka bir şey göremez hale geliyor. İhtimal böyleleri zamanla haram helal duygusunu da yitirdikleri için küfre yelken açıyorlar. Üstadımızın dediği gibi her günahtan küfre açılan bir yol var. Bu aslında bir hadis-i şerif metni. Üstadımız onu Risale-i Nur'da çok güzel eee temellendiriyor. Çok güzel işliyor. Hatırlayacaksınız. Şimdi bir taraftan e efendim içki, bir taraftan kumar, bir tarafta da sigara var. Sigara diğerlerine göre daha masummuş gibi görünüyor. Haramlığı da çok kabul edilmek istenmiyor. Ona böyle mekruh mekruh nazarıyla bakıyorlar. Hatta bazıları bazıları bunu böyle meşrulaştırıp da eee dinin içerisine bile sokmaya çalışıyor. Mesela bazı eee kendilerine eee ehli tasavvuf diyen insanlar işte benim şeyhim de içiyor diye meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Hoca efendi diyor ki İslam alimleri evet geçmişte zaman sigaraya mekruh ve mübah hükmünü verdikleri olmuş. Ama o dönemde sigaranın zararları bilinmiyormuş. Şimdi buna meşru nazarıyla, sigaraya meşru nazarıyla bakanlar ya da mekruh nazarıyla bakanlar geçmişteki İslam alimlerinin bu konuda verdikleri eee hükümlere dayandırıyorlar bu yaklaşımlarını. Hoca efendili de diyor ki, "Evet, o dönemde mübah diyenler olmuş olabilir. Efendim, mekruh diyenler olmuş olabilir ama o dönemde sigaranın zararları bu derece bilinmiyordu. Bu konuda onları mazur görebiliriz. Çünkü o yıllarda tıbbi araştırmalarla sigaranın zararları tespit edilememiştir. Bu eee zaman zaman e karşınıza da çıkıyordur zannediyorum. Sigara ilk eee üretilmeye başlandığında ciğerleri temizliyor, daha havası veriyor ciğerlere falan diye reklam ediliyor. Dolayısıyla fukaha bu görüş ve hükmü eşyada asl olan ibahadır kaidesine bağlıyorlar. Yani zarar vermiyorsa insanın aklını başından almıyorsa, onun sağlığına zarar vermiyorsa onlar da bunu mekruh ya da meşru olarak görüyorlar. Fakat zararları bu ölçede keşfedildikten sonra artık sigara içmenin haram olduğu çok açık ortaya çıkmıştır. Şimdi bir harama haram olduğunu bilerek haram işlediğinizde, haram olduğunu kabul ederek haram işlediğinizde günaha girmiş oluyorsunuz. Fakat bir insan haramı haram olmaktan çıkarmaya çalıştığında işte üstat dedim ya her günah her haramdan küfre giden bir yol var. İşte o küfre giden yol orada açılıyor. Yani siz ona müptela olduğunuz için, bağımlı olduğunuz için bir harama bu haram değil dediğinizde haramı haramlıktan çıkarmaya çalıştığınızda işte o zaman o haramdan küfre doğru bir yol açılıyor. Dolayısıyla bizim yaşadığımız dönem itibariyla sigaranın zararları bu kadar açık, seçik, tıbbi olarak ortaya koyulmuşken hala sigarayı haram olmaktan çıkarmaya çalışıyorsak burada ciddi bir problem var. Katiyetle sigara haram. Hatta hoca efendi ona ne diyor? Tedrici ölüm diyor. Tedrici ölüm. Yani insan derece derece intihar etmiş oluyor ve bir eee intiharın cezasını huzuru ilahide görecek olmanın tehdidiyle karşılıyor. Eğer selef uleması diyor hoca efendi geçmişteki o sigaraya mübah diyenler ya da mekruh diyenler sigaranın bu derece zararlı olduğunu bilselerdi mutlaka fetvalarını ona göre verirlerdi. ölüme götüren onca hastalığa sigaranın sebebiyet verdiği bilindiği halde hala sigaraya devam etmek bir çeşit intihardır. İntiharın da dindeki hükmü belli. Tedrici intihar. Evet. Sigara tedrici bir intihardır. Sızıntı dergisinde hoca efendi biliyorsunuz böyle fotoğrafların üzerine yazılar yazıyor hocamız. Onlardan bir tanesi de sigarayla ilgili şöyle diyor: "Ölüme yürüyorsun hep ölüm diye diye. Anlamadım aheste revlik etmen niye diyor hoca efendi. Şimdi ölüme yürüyorsun hep ölüm diye diye anlamadım. Ahest revlik etmen. Niye? Bu şu anlama geliyor. Madem intihar edeceksin niye derece derece intihar ediyorsun? Niye böyle parça parça intihar ediyorsun? Ölüme yürüyorsun ve ölüm diye diye yürüyorsun ve bunu da kabul etmek istemiyorsun. İslam israfın her çeşidini yasaklamıştır. Gereksiz olarak musluktan akıtılan su, ihtiyaç fazlası yakılan elektrik israfı olduğu gibi insanın zamanını borçlu harcaması da israftır ve haramdır. Sağlığı bozacak davranışlara dalmak da israftır. İnsanın psikolojisini bozacak davranışların içerisinde olması da haramdır. Şimdi işin bir de böyle bir yönü var. Mesela içkiye sarf edilen para haram. Biliyorsunuz alması da haram, satması da haram. Hatta sırtınızda taşımanız da ondan kazanılacak olan para da haram. Hepsi haram. Ama içkinin içmesi haram. Ona verilen para da haram. Onun başında geçirilen zaman da haram. Sigara da böyle. Sigaraya verdiğiniz para da haram. Onu içmeniz de haram. Ve onu içerken sarf ettiğiniz zaman da haram. Öldürdüğünüz duygularınız, düşünceleriniz de haram. Bir insanın yarım kırba su ile abdest alması mümkünken laoboda musluğu sonuna kadar açıp iki kırbalık su akıtması israftır. Şimdi bu israf konusunda bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Özellikle eee böyle hani bizim çocuklarımız ışık evlerde kalan gençler genel manasıyla gençler yetişirken bu konuda hassasiyet çok önemli. Yani abdest alıyoruz diyelim. Ne diyor hoca efendi? Bir kırbayla abdest alınabilecekken iki kırba su kullanılırsa abdest alırken bile haram işlenmiş olur. Dolayısıyla elektrik düğmelerini kapatırken, boşuna elektrik yakmazken ya da suyu boşuna akıtmazken hoca efendi kampta suların akış hızlarını yavaşlatıyor, yavaşlattırmıştı. Az akıyordu musluktan sular. Hala da öyledir. Kampta hoca efendinin kampında evlerde de öyle olmasında fayda var. Şimdi bulaşık yıkıyoruz diyelim. Şarıl şarıl akıyor sular. Dolayısıyla israfa sebebiyet veriyor. 6 saatlik uykuyla insan dinlenebilecekken 8 saat uyuyorsa aynı şekilde israftır. İslam İslam harama girmeme yani israf etmeme konusunda hassas davranılmasını istiyor. Denizin kenarında insan abdest alırken dahi gereğinden fazla su kullanmamayı tavsiye ediyor dinimiz bize. Şimdi sigaraya verilen parayı düşünün. Bir de tamamen israf. Sağlığın israfı, paranın israfı, zamanın israfı. Bunları hep üst üste koyun bu haramlarda ve bu bağımlılıklarda. Şimdi tabii bu israflara sigara israfı, efendim eee kaynak israfı, zaman israfı, sağlık israfı diyoruz ya insanın psikolojisinin israfı, duygularının israfı, düşüncelerinin israfı. Tabii bu internet bağımlılığı için de geçerli, dizi bağımlılığı için de geçerli. Son dönemlerde, son dönemlerde ciddi manada dizi bağımlılıkları var. Hatta Türk dizisi bağımlılıkları var. Yurt dışındaki gençlerde de böyle bir alışkanlık oluşmaya başladı. Türk dizisi bağımlılıkları var. bağımlılık derecesinde. Dolayısıyla bunlar zaman kaybı olduğu gibi düşünün gayrimeşrulukları meşru görme noktasında o dizide seyrettiğimiz gayrimeşru şeyleri alışkanlığa dönüştürme, gözümüze çarpacak olan haramlardan kendimizi sakınamama, duygularımızı kirletme, zamanımızı israf etme konusunda onları da hep israf kategorisinde değerlendirmek lazım. Ve o bağımlılıklardan internet bağımlılıkları, efendim dizi bağımlılıkları eee bunlardan da kendimizi korumamız gerekiyor. Sosyal medya kanalları eee bağımlılıklarından da kendimizi korumamız gerekiyor. Öyle bağımlılıklar var ki bu konuda. Diyelim ki işte çinepset gibi efendim chat bağımlılıkları efendim TikTok gibi bağımlılıklar e karşınıza çıkabilecek görüntülerden kendinizi koruyabilmeniz ne kadar mümkün karşınıza çıkabilecek haram görüntülerden. Dolayısıyla bunların hepsini bir israf ve bir çeşit israf değil. Bakın kaç çeşit israf içe ve israfın haram olduğu bir dinin mensupları olarak kendimizi korumakla mükellefiz. Hoca efendi diyor ki mesela sigara bağlamında sigaraya verilen para tamamıyla haramdır. Çoluk çocuğun rızkından kesilerek verildiğinden kul haklarını da ihlal sayılır. Sigaranın sağlığa zarar verdiği konusunda kimsenin şüphesi, tereddütü artık yok. Zararın derhal veya zaman içerisinde gerçekleşmesi hükmü değiştirmez. Yani böyle önce bağımlı değildik, sonra bağımlı hale geldik. Şimdi ikisi de zarar ve önce bağımlı değildik ama bağımlılığa doğru atılan adımlar o küçük eee adımların toplamıyla teşekkül ediyor. Dolayısıyla biz hayatımızı bunlar korumak zorunda olduğumuz şeyler. Hayatımızı, sağlığımızı korumak zorundayız. Öyle değil mi? Duygularımızı, düşüncelerimizi, hayallerimizi, psikolojimizi, kalp ve ruh hayatımızı korumak zorundayız. Bunun için de gerekli tedbirleri almak zorundayız. Sadece düşünün sigarayı düşünün. Sadece içenin zararı değil. Sadece içenin zararı değil. Bir de etrafındaki insanlara verdiği zarar. Bir de onların kul hakkı var. Şimdi uyuşturucuyu da bu bağımda düşünün. İşte maru'nın insan vücuduna verdiği zararı, insanın dimağına verdiği zararı bağımlılık derecesinde o kadar yaygın ki, o kadar yaygın ki uyuşturucu kullanımı da hatta uzmanlar artık ortaokula kadar indiğini söylüyorlar uyuşturucu kullanımlarının ve insan dimağına o kadar çok zarar veriyor ki hallüsinasyonlar görüyorlar. Korku duygusu onlardan gittiği için suçlar işleyebiliyorlar. efendim ölümcül ölümcül eee tahribatlara sebebiyet veriyor vücutlarında ve bütün bunların neresinden bakarsanız bakın zararlar ölçülemeyecek kadar büyük zararlar olarak ortaya çıkıyor. Hoca efendi de diyor ki hakiki müminin vazgeçemeyeceği bir tiryakilik olmamalıdır. Hakiki bir müminin vazgeçemeyeceği bir tiryakilik olmamalıdır. kendisini her türlü şart altında yaşamaya hazırlamalı, faydasız alışkanlıklardan uzak durmalıdır. Şimdi bu eee alışkanlıklar diyelim ki birtım tiryakeliklerimiz, bağımlılıklarımız bunlar neye karşı bağımlılığımız varsa ona karşı mesafeli durmak lazım. Hoca efendi bakın cümleyi tekrar ediyorum. Vazgeçemeyeceğimiz bir tiryakelik olmamalı. Kendimizi her türlü şart altında yaşamaya hazırlamalı. ve faydasız alışkanlıklardan da uzak durmalıyız. Evet. Şimdi bu eee sigaraya ilişkin bir bahisti. Hoca Efendi başka bir makalesinde de fuhşun yani zinanın zararlarını anlatıyor. Hoca Efendiye soruluyor doğrudan doğruya fuhşun zararlarını anlatır mısınız diye. Hoca efendi diyor ki o kadar çok ki anlatmakla bitecek gibi değil. Fuhuş insanın gayrimeşru zevk ve lezzetleri kendisini kaptırması demek. Şimdi biz zina deyince işte el uzatmak eee zinaya el uzatmak gibi düşünülüyor ama efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem ne diyordu? Bakmak gözün zinası." diyordu. İşitmek kulağın zinası. Diyordu. Ve yaşadığımız dönem itibariyla insanların eee diyelim ki eskiden evlerine geldiklerinde en azından selamet dairesinde olurken şimdi evde eve geldiğinde de insan selamet dairesinde değil. Çünkü elinin altında internete bağlı bir telefon olduğu sürece insan gözün zinası, kulağın zinası, işte dokunmak, elin zinası, bunlar da zina ve zina kategorisini de efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem zikrediyor. Dolayısıyla bu haramlardan da kendini koruyamamış oluyor insan. ve bağımlılığı sadece işte fuhuş bağımlılığı, zina bağımlılığı derken cinsel bağımlılık olarak okuyorsak eğer oraya giden yol da adım adım ve kademe kademe geçiyor ve zihne dolan görüntülerle zihne dolan görüntülerle hatta eee yazışmalarla yazışmalarla masum gibi görünen yazışmalarla bir süre sonra o masumiyetin yitirildiği ve kelimelerin kelimeler ine gayrimeşru kelimelere dönüştüğü, kelimelerin o şeytanın pislikleri dediği gibi ayeti kerimede kelimelerin de kirlendiği yazışmalara dönüşebiliyor. O yüzden o yazışmaların, karşılıklı yazışmaların, karşı cins yazışmaların eee ölçüsünün çok iyi koyul konulması, baktığımız şeylerin, gördüğümüz şeylerin kontrol edilmesi yani şuurumuza, şuur altımıza giren her şeye Hoca efendinin ifadesiyle vize sorulması gerekiyor. Ve üstadımızın bize ifade ettiği çok önemli bir cümle burada bizim için çok önemli bir prensip haline geliyor. Meşruğu dairedeki lezzetler kafe, keyfi kafidir. Harama girmeye ihtiyaç yoktur. Ne güzel bir cümle değil mi? Helal daire keyfe kafidir. Ne güzel değil mi? Yani eğer hani insanın eee ihtiyaçları varsa bu konuda bunları helal daire içerisinde tatmin edebilmenin mümkünatını zikrediyor Bediüzzaman Hazretleri. Ve meşru dairedeki lezzetler keyfe kafidir. Harama girmeye ihtiyaç yoktur cümlesi bizim için prensip. Hayat prensibi. Hayatımızı böyle yaşamalıyız. Ve maalesef diyor hoca efendi işte böyle fuhuş da günümüzde çok revaçta zina işte gözün zinası, kulağın zinası, elin zinası, dilin zinası şeklinde. Fuhuş oysa her yönüyle, her haliyle, her ünitesiyle, her müessesesiyle şeytana hizmet eder. Fuhşa karşı İslam'ın ortaya koyduğu birtım düsturlar var. İnanan insanlar bu düsturlara başvurdukları sürece fuhuş girdabına girmemiş oluyorlar. Düşmemiş oluyorlar. Zaten ayet-i kerimede öyle diyor ya. Zina yaşmayın diyor. Bakın zina etmeyin demiyor Cenabı Hak. Yaklaşmayın diyor. Yaklaşmamak ne demek? O tehlikelerden kendimizi koruma altına almak demek. Yoksa kötülükler gibi fuhuş seylaplarına insanın kapı kapılması mümkün hale geliyor. Yani yaklaşınca şey gibi öyle demirle mıknatısı birbirine yaklaştırmak gibi. Daha sonra yapışı veriyor. E demir mıknatısa kendimiz dahil inanmış insanların bir işte kardeşlerimiz, etrafımızdaki insanlar endişe ettiğimiz çok önemli meselelerden bir tanesi bu mesele. Eee, çünkü zikrettiğim gibi masumane televizyon seyrederken bile karşımıza çıkacak olan bir efendim reklam görüntüsünün içerisinde zihnimizi kirletecek şeyler olabiliyor. Biz masumane girdiğimiz bir sitede zihnimizi kirletecek şeylerle karşılaşabiliyoruz. Efendim biraz böyle hoşça vakit geçirelim diye seyrettiğimiz bir filmin içerisinde hiç de hoş olmayan görüntülerle karşılaşabiliyoruz. Bunlar kulağımıza değebiliyor, gözümüze deyebiliyor. Zikrettiğim gibi masumhane başlayan yazışmalar bir süre sonra başka yerlere doğru kayabiliyor. Bu konularda yaklaşmama ölçüsünü esas almamız lazım. Ve nasıl rehabilite ediyor İslam insanı bir de ona bakmamız lazım. İslam'ın insanı rehabilite etmesi bu konuda mesela fuhuş konusunda, fuhuştan insanı koruyabilmek için bir biliyorsunuz evlilik diye bir müessese var. Meşru daire. Meşru daire. Şöyle diyor hoca efendi bu konuda İslam'ın bu mevzudaki esaslarını şöyle sırlayabiliriz. İslam beşere ait her şeyi realite olarak kabul eder. Mesela diyelim ki beşerde gazap duygusu var. Diyelim ki inat gibi duygular var. E bunlar o beşerin realitesi. Bunları görmezden geldiğimizde onları onlarla nasıl onları nasıl dengeleyeceğimizi, nasıl rehabilite edeceğimizi de öğrenemiyoruz. Bunlar yerinde kullanılması gereken duygular. Realite ya inat insana bir iş için verilmiş. Gazap önemli bir şey için verilmiş. Gazap duygusu. Dolayısıyla bunları rehabilite etmek, dengeleyebilmek ve hayır istikametinde kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor. Eğer bunu yaparsak aleyhimizde olan şeyler lehimize dönüyor ve hayırlara vesile oluyor. Aksine kullanınca da insanı şehre sürüklüyor. Şimdi aynı şey aynı şey insandaki şehvet duygusu için de geçerli. Çünkü şehvet insanda şahsi hayatın ve neslin devamı için verilmiş bir avans. İlahi bir armağan. Bakın ne diyor hoca efendi? Dikkat edin. Çok etkileyici bir ifade bu. Şehvet için hoca efendi ilahi bir armağan diyor. Çünkü nesil onunla devam ediyor. İnsan bu avansı kullanıp değerlendirerek yeryüzünde Allah'ın halifesi olan ümmeti Muhammed'in çoğalmasına vesile oluyor. Ne diyordu efendimiz? Evrenin çoğalın. Ben ahir zamanda ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim." diyordu efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Dolayısıyla o iftiharı insan diyor hocamız demelerde, puthanelerde, meyhanelerde olan çocuklarla efendimize biz iftihar kazandıramayız. Yani yetiştirdiğimiz çocukların, dünyaya getirdiğimiz çocukların istikamet ehli çocuklar olması lazım ki efendimiz ümmetinin çokluğuyla iftiar etsin. Yoksa nüfus cüzzdanında Müslüman olarak yazan ama her türlü ahlaksızlığı irtikap eden gençlerin efendimiz için iftihar vesilesi olmayacağı açık. Allah hepinizi efendimizin iftihar ettiği nesillerden eylesin. Bu açıdan gayet rahatlıkla şunu söyleyebiliyoruz. İnsandaki şehvet hissi mukaddes bir histir. Ne güzel değil mi? Bakın ilahi bir armağan dedi hoca efendi şehvet hissi için. Şimdi de mukaddes bir histir sayesinde beşerin en müstesna, en mümtaz kimseleri dünyaya gelmiş. Düşünün bu his sayesinde dünyaya gelmiş. Evliyaullah, insan-ı kamiller. Bizim için de o insanlar iftihar vesilesi olmuşlar. Efendimiz de bunlardan biridir. İslam her meselede olduğu gibi bu meselede de ölçü ve denge getirmiş. Esas olan ne? İnsanın günaha girmemesi. Ne dedik? Meşru daire keyfe kafidir dedik. Bunun için insan çeşitli vesileler kullanabilir. Evlenme işte bunların başında geliyor. İnsan gücü yettiği an evlenmelidir diyor hoca efendi. Evlenme imkanı olmayan ise efendimizin hadis-i şerifte beyan ettiği gibi oruç tutmalıdır. Neden? Çünkü oruç günahlara karşı bir kalkan hükmündedir. Ancak oruç da şartları yerine getirilerek tutulmalıdır. Mesela bir insan diyelim ki oruç tuttu gündüz boyunca ama eee iftar vaktinde tıkamassa yiyorsa sahurda da yine iftar vaktiyle yarışır gibi yemek yiyorsa, e oruçtan beklenilen o kalkan olma neticesini elde edemez. Zira oruçtan gaye şehveti kırmaktır. Halbuki günde belirli bir kalorinin üstünde alınan gıdalar şehvetin kırılması şöyle dursun şehvete payda olur. Dolayısıyla bu dengenin çok iyi korunması lazım. Dolayısıyla ne olacak? Yiyip içen bir insan oruçtan fayda göremeyecek. Belirli bir kalorinin üzerinde alınmayacak. Buna hassasiyet gösterilecek ki oruçtan elde edilecek fayda sağlanabilsin. Oruç bizim için kalkan olabilsin. Ne olacak o zaman? Evet, oruç tutulacak ama belirli bir karenin üstünde alınan gıdalar şehveti şehvete payla olduğu için o konuda hassasiyet gösterilecek. Şimdi bütün bunları nazarı itibari aldığımızda biz şuna da şahitlik etmiş oluyoruz. Maziide diyor hoca efendi. Yıkılan toplumlara bakın. Mesela kendi tarihimizde Selçuk'ya bakın, Osmanlı'ya bakın. Aslında onların yıkılmalarının temel sebepleri de bunlar diyor hoca efendi. Yani bir toplumda günahlar, bağımlılıklar, fuhuş yaygınlanmışsa o toplum çöküş vetiresinin içerisine geliyor. Günümüzde de insana insan için çok ciddi bir tehlike, fuhuş tehlikesi malumunuz. Yani öyle eee öyle kolay ki artık o kadar kolaylaştı ki puhuş. Eee bu kadar kolaylığın içerisinde insanın iradesine hakim olabilmesi meselesi ciddi bir insan için ciddi bir problem haline geldi. Bu çok büyük bir tehlike haline geldi. Yuvalar yıkılıyor farkındasınız. Bu yüzden yuvalar yıkılıyor. Efendim eşler birbirlerinin arkasından eee birtım e masumane başlayan ilişkilerin içerisinden bir yerlere doğru yuvarlanabiliyorlar. Çocuklar ortada kalıyor, yuvalar yıkılıyor. Efendimiz de bu fitne karşısında ümmetini uyarıyor ve bize bakan veçesiyle meseleyi yine kendimizi o konuda yaklaşmama prensibi üzerinden eee dikkatli olma prensibi üzerinden eğer bu konuda birtım zorluklar yaşıyorsak diyelim ki işte oruç kalkanını elimize alma prensibi üzerinden, imkanımız olduğunda evlenme prensibi üzerinden yaşayacağımız ne varsa iffetle ve meşru dairede yaşamayı esas almamız gerekiyor. Hoca efendi diyor ki, "Fuhuş milletleri yerle bir aden korkunç bir hastalık." Ve farkındasınız zannediyorum şimdi, eee, o, eee, internet sitelerini yapanlar, o insanı günaha davet eden siteleri yapanlar insandaki her türlü zaafı da biliyorlar. Her türlü zaafı da biliyorlar. Yani bütün ölçümlerini insanların zafları üzerine kuruyorlar. Siz gün boyunca nerelerde dolaştınız? Bunların istatistiklerini biliyorlar. O o dolaştığınız yerlerde nelere daha fazla ilgi gösterdiniz? Sizi adım adım adım adım başka şeylerin içine başka şeylerin içine doğru çekebiliyorlar. Hatta böyle zihnin salgıladığı dopamin dopamini bile kullanıyorlar. Aleyhinde kullanıyorlar insanlar. eee yerle bir ediyor. Hem ferdi yerle bir ediyor puhuş hem de toplumları yerle bir ediyor. Ve hoca efendi diyor ki bu hani şehvetle başa çıkabilmek için bir de şöyle bir iddia var. Deniliyor ki efendim eee gençler diyelim ki beraber büyürlerse eee bu arzuları eee tatmin olmuş oluyor birlikte. Yani kadın erkek aynı atmosferlerin içerisinde bulunurlarsa böyle bir açlık hissetmiyorlar gibi söylemler var. Hoca efendi bu söylemlerin de kuyruklu yalan olduğunun altını çiziyor ve eee ilmi araştırmalar ve istatistikler de bunu teyit ediyor. Eee dolayısıyla değerli dostlar meselelerimizden bir tanesi de bu. Kendimizi koruma dairesi içerisine almak. Günümüzde ideolojik saplantılara gençler düşmesin diye de fuhuşa daha fazla teşvik var. Fuhuşun önü daha fazla açılıyor. Allah muhafaza buyursun nesillerimizi. Müslümanların şahsi hayatlarında bu mesele bu meseleye çok dikkat etmeleri gerekiyor. Çünkü bu haramlar zamanla kalbi istila ediliyor ve ne oluyor biliyor musunuz? Kalp mühürleniyor. Artık kalpler pas tutuyor. Sırrına eee kulubihim sırrına o kalp açılıyor ya da kapanıyor diyelim. Kalp mühürleniyor. Kalbi kalp pas tutuyor. Bir süre sonra haramlar kalbi istila ediyor. Eee kalp duymaz hale geliyor. Kalp duyamaz. İmanı duyamaz. İmanı hissedemez. imanın lezzetini alamaz hale geliyor. Günahlar kalbi kararttıktan sonra da bir insanda İslami aşk ve heyecan artık kalmamış oluyor. Mühürlenmese bile o kalp kararmış oluyor. İslami aşk, İslami heyecanlar o kalbin içerisinde ölmüş oluyor. Demek oluyor ki fuhşun önünü almak için bizim için çare ve vazifeler var. Ferdin kendisine düşüyor ama bu çare ve vazifeler. Evlenmek mi, oruç tutmak mı? Efendim eee ekran, ekran bağımlılığından kurtulmak mı? Ekran orucu tutmak mı? Sınırlandırmak mı? Girdiğimiz siteleri, işimiz varsa girip çıkmak mı? Cemiyeti fuhşa teşvik eden her türlü faaliyetten kendimizi korumak mesuliyetindeyiz. Aynı zamanda nesillerimizi de korumak mesuliyetindeyiz. Burada tedbirlerden bir tanesi de şu. İnsanları boş bıraktığınızda malumunuz şeytan onları meşgul ediyor. Bu insanlar için geçerli olduğu gibi kendimiz için de geçerli. Hakla meşgul etmezsek batıl bizi meşgul etmeye başlıyor. Dolayısıyla böyle hani hizmet diyoruz ya biz. Gençlere vazife veriyoruz, mentörlük veriyoruz. Bunun çok önemli bir veçesi var. Onlara verdiğimiz bir gaye-i hayal, onları meşgul ettiğimiz hayır ameller şeytanın onları kuşatmasına, şeytanın onları batılla meşgul etmesine mani oluyor. Sen hakla meşgul olmazsan batıl seni meşgul eder. Dolayısıyla özellikle gençlerin hakla meşgul edilmesi, vazife verilmesi, o gençlik enerjisini kullanabileceği hizmet alanlarına yönlendirilmesi, ilimle meşgul edilmesi, sanatla meşgul edilmesi, gaye-i hayaliyle meşgul edilmesi, vazife verilmesi, kamplar, efendim programlar, sohbeti cananlar, bütün bunlar batılın bizi işgal etmesine mani olur. Bu hepimiz için geçerli olan bir kaide dostlarım. Hocamız diyor ki genç olsun, ihtiyar olsun. Hayatını beden ve cismaniyetin darlığında yaşayanlar için hicran ve inkisar kaçınılmazdır. Ne acı değil mi? İnsanın hayatını bedenin, cismaniyetinin darlığı altında yaşaması. O sıkışıklığın içerisinde yaşaması, içki, kumar, eğlence, çakır keyif yaşama, iptali his nevinden belki bazılarına avutabilir. Mesela eğlence, çakır keyfi yaşama. E bütün bütün bunlar da bir süre sonra bağımlılığa dönüşüyor. İnsan kendini bir süre bunlarla avutabilir ama mutluluk adına onlardan katiyen bir şey bir fayda elde edemez. Aksine onlara müptela olanların her zamanki halleri ne olur? Stres olur, hafakan olur, cinnet olur, çılgınlık olur, depresyon olur. Kıvranırlar iç içe ızdıraplarla her an kapkaranlık duygularla soluklanırlar. Muttarit ve hezeyan yaşarlar. Sürekli, sürekli olarak bu hezeyanların, depresyonların, anguazların, streslerin içinde kalırlar. Allah muhafaza buyursun. Ve şöyle diyor yine hoca hoca efendi. Bunun diyor kaybı hepimizin kaybı aslında. Yani bir genç eee bir insan bu batağın içerisine düşmüşse bu bir kayıptır ve insanlığın kaybıdır. Millet olarak, insanlık olarak bugün sürekli kayıplar veriyoruz. Bu sadece ailenin kaybı değil, ferdin kaybı değil. Aynı zamanda toplumun kaybı, insanlığın kaybı. Bizim pek çok kaybımız var diyor hoca efendi. Şehvet gayyasına yuvarlanan herkes bizim kaybımız. Nefis cehennemine düşen herkes bizim kaybımız. Fuhuş, kumar, uyuşturucu, sigara. Bunların hepsi aslında birer katil. Sigara bir katil, uyuşturucu bir katil, içki bir katil, kumar bir katil. Ve bunların ağına düşen gençlerimiz de bizim için birer kayıptır. Ne ki şayet elimizden geliyorsa bize o kayıpları da arayıp bulmak, hiç kimsenin ebedi hüsranına razı olmamak düşüyor. Yani o kayıpları arayıp bulmak düşüyor bize. Diyor hoc ebedi hüsrana doğru sürükleniyor ya insanlar oraya doğru evrildikçe. Oraya doğru evrildikçe. Dolayısıyla onları arayıp bulmak ve oradan geri getirme sorumluluğu bizim sorumluluğumuz. Ebedi hüsranına hiç kimsenin razı olmamak, herkese bir kurtuluş yolu göstermek için çabalayıp durmak da yine bize düşüyor. Şimdi biz ne yapacağız? Neler yapacağız bu konuda? Nasıl bir tavır sergileyeceğiz? Bu batakların içerisine düşmüş olan insanlar. Bunları beraberce bir kere daha mütalaa edeceğiz ama öncesinde internet bağımlılığı konusunda bir iki metin okuyalım hocamızın değerlendirmelerini. Hoca efendi diyor ki özellikle yaşadığımız asırda büyük bir dejenerasyon yaşanıyor ve ailenin önemi böyle bir dejenerasyonun dejenerasyonun içerisinde arttı farkındaysanız. Ailenin önemi arttı maalesef. Ne oldu? Bir kısım televizyon kanalları, internet siteleri, sosyal medya platformları, daha başka yazılı görsel medya araçları. Şeytanın ağzı, gözü, kulağı haline geldi diyor hoca efendi. Şeytanın ağzı, gözü, kulağı haline geldi. Bir evin içerisinde bir çocuk, genç bir çocuk odasına kapanıyor ve anne baba onun odasında ne yaptığını bilmiyor. Odasından çıkmıyor çocuk. Ve öyle şeylerle karşılaşıyor ki anne baba öyle imtihanlar yaşamaya başlıyor ki daha sonra. Oyun bağımlılığı da biliyorsunuz internetteki en büyük bağımlılıklardan bir tanesi. Oyun bağımlılığı. Orada da insanın salgıladığı dopaminden, sürekli kazanma arzusundan, sürekli yarışma arzusundan faydalanılıyor. Birtım algoritmalar çıkarılıyor. Sizinle ilgili birtım algoritmalar çıkarılıyor ve zaaflarınız, boşluklarınızdan istifade ediliyor. Oyun bağımlılığı. Ne? Ne acayip bir bağımlılık. Oyun bağımlılığı. Ve ne oluyor? O oyunların içerisinde insanların, gençlerin, çocukların tanıştığı insanlar, orada yazıştıkları insanlar onlara inanılmaz yanlış yönlendirmeler yapabiliyorlar. Annelerine, babalarına isyan ettirebiliyorlar. Efendim evi terk ettirebiliyorlar. birtım birtım aklımıza hayalimize gelmeyecek neticelere sebebiyet verebiliyorlar. Dolayısıyla o şeytanın diyor Hoca Efendi sosyal medya platformları şeytanın gözü, kulağı, ağzı gibi iş yapabiliyorlar. Şeytanın eli gibi evlerimizin içine kadar giriyorlar. Çocuklarımızın tertemiz duygularını kirletebiliyorlar. Dünyanın bütün kötü insanları bir araya gelse bunların toplumu dejenere etmeye yönelik meydana getirecekleri tahribattan daha büyük tahribatı bakın dünyanın bütün kötü insanları bir araya gelse oluşturabilecekleri tahribatı toplayıp evinizin içerisine sokabiliyorlar. Odanızın içerisine sokabiliyorlar. Nesillere zarar veriyorlar. Dolayısıyla şayet biz cennet köşesini andıran huzurlu yuvalar kurmayı başaramazsak, çocuklarımızı takip edemezsek, onların güçlü terbiye alabilecekleri ortamlar oluşturamazsak yetişecek nesiller heba olup gidecekler. Onları kendi hallerine bırakırsak. Küçücük çocukların elinden düşmüyor iPad'ler, telefonlar. Küçücük çocukların ekran bağımlılığı oradan çıkıyor, oraya giriyor. Bir tanesi bitiyor, bir tanesi başlıyor. Güçlü bir terbiye. Cennet ortamı yuvalar, huzurlu yuvalar kurmak zorundayız. Bunu başarmak zorundayız. Yetişecek neselerin heba olup gitmesi başka türlü kaçınılmaz. Yuvalar şeytanın yoldan çıkaracağı zamanın insafsızlığına terk edilen yuvalar olmamalı ve yuvalar onun üzerine inşa edilmeli. Burada diyor hoca efendi bir hususu daha hatırlatmak istiyorum. Günümüzde internet ve televizyon gibi iletişim vasıları sayesinde evet çok şey öğrenebiliyoruz. Hayra elbette kullanılabiliyor. Biz de kullanacaksak mutlaka hayra kullanmak zorundayız. Fakat insanlar bir süre sonra bakın hiç farkına varmadan bağımlı hale geliyorlar. Bağımlılığın böyle bir problemi var. Hiç farkına varmadan bağımlı hale geliyor. Biliyor musunuz internet bağımlılığı uzmanların söylediğine göre uyuşturucu bağımlılığa bağımlılığıyla beyinde aynı merkezden yönetiliyor. Dolayısıyla insanlar masumane bir şeylerin bağımlısı haline gelebiliyor. Yavaşça o işin içerisine çekiliyorlar. derken aktüaliteye dalıyorlar, eğlenceye dalıyorlar. Eğlenceye dalıyorlar ve kendi dünyalarından uzaklaşıyorlar. Bu tür araçlar kullanırken çok dikkatli olmak zorundayız diyor. O yüzden de hoca efendi kendimize bazı sınırlar koymak zorundayız. Yaşanması muhtemel ferdi ve içtimai dejenerasyonların önüne geçmek zorundayız. Bu tür ortamlar suistimale çok açık. Nitekim genç dimağlarda, ailelerde, toplumsal hayatta meydana getirdiği yara ve tahribat bunu zaten ortaya döküyor. Bu konuda evet devletlere düşen sorumluluklar var ama farkındasınız onlar kendi sorumluluklarını pek de ifa etmiyorlar. Ailelerin yapması gereken şeyler var. Bizim fert olarak yapmak zorunda olduğumuz şeyler var ve birbirimize karşı sorumluluklarımız var. Televizyon ve interneti kullanırken çok dikkatli, çok temkinli kullanmak zorundayız. Çocuklarımızı da çok yakından takip ederek nerelerde geziyorlar, hangi sayfalara giriyorlar, bunları kontrol etmemiz gerekiyor. İnternet kullanımı disiplin altına alınmalıdır diyor hoca efendi. İnternet kullanımı. Tabii burada bağımlılıkların içerisinde haber bağımlılığı, sosyal medya haber bağımlılığı da var. Özellikle özellikle erkeklerdeki bir bağımlılık oluyor. Bu da e ne oluyor? Sürekli efendim eee sosyal medya haber ağlarında sürekli YouTube haber ağlarında bir haberi bir kere daha bir kere daha bir kere daha onun yorumuyla bunun yorumuyla sürekli siyaseti takip etmek ya da sürekli tweet atmak. Buna ilişkin de bağımlılıklar var. Eşlerden de şikayetler geliyor. Birbirinin e internette geçirdiği zaman insanın o noktada sosyal medya ağlarında geçirdiği zaman pek çok kere çoluk çocuğundan kaçırdığı zaman, çocuk çoluk çocuğuna sarf etmesi, onun terbiyesine, tekamülüne sarf etmesi gereken zamanı efendim diyelim ki Twitter'da tweet atarken geçirebiliyor insan. Böyle olunca o da zaman kaybı ve harama, israfa inkılap ediyor. Gazeteleri elinden düşürmeyen, internetin başından ayrılmayan bir insan dini prensipler açısından kendisiyle tenakkuz yaşıyordur." diyor hoca efendi. Düşünün oradan kalkacaksınız, namaz kılacaksınız. Nasıl bir duyguyla namaz kılar insan? Bir dizinin başından kalkacaksınız, namaz kılacaksınız. Nasıl bir duyguyla namaz kılar insan? Gazete sayfalarında, internet sitelerinde çirkin tablolarla karşılaşabiliyor insan. Bunlar yüzünden gözünü, kulağını, ağzını, gönlünü kirletip kendi dünyasından uzaklaşıyor. Sahip olduğu değerlere bağlı kalamayabiliyor. Günah deryalarına yelken açıyor. Ne diyorduk? Hoca efendinin çok tekrar ettiği bir şiir. Günah dergahsına yelken açmışım. kıyıya çıkmaya koymuyor beni. O zaman ne oluyor? Yelken açınca geriye dönmenin zorluğunu yaşıyor insan. Zihinsel olarak o kirlerden temizlenemiyor. Gözü kirleniyor, kulağı kirleniyor. Sahip olduğu değerlere bağlı kalamayabiliyor. Günah deryalarına yelken açıyor. Sonrasında da geriye dönmeye güç yetiremiyor. Nitekim günümüzde üslupların nasıl bozulduğuna şahitlik edebiliyorsunuz. Düşüncelerin ne kadar kirlendiğine şahitlik ediyorsunuz. İnsanların nasıl enazesiz hale geldiğini görüyorsunuz. Nasıl böyle nefs-i emmare savaşlarına girdiklerine şahitlik ediyorsunuz. üslubun ne kadar bozulduğunu, sürekli ifrat ve tefrit arası gelgitler yaşandığını, sürekli sürekli işte yalanlar, iftiralar, tezvirler, ölçüsüzlükleri esefle müşahede ediyoruz diyor hoca efendi. İşte bütün bunlardan uzak kalmanın yolu işin en başında neye ne kadar el uzatacağımızı iyi belirleme ve belirli bir disipline bağlı kalma. Kendimize bu konuda ölçüler koymak zorundayız. günümüzde internetin ve diğer medya organlarının dünya kadar faydalarının yanında pek çok zararlarının da olduğu uzmanlar tarafından ısrarla ifade ediliyor. İnternete ulaşım çok kolay hale geldiği için hemen herkes tarafından kullanmaya başlandığı için fenalığı ve suistimali de beraberinde getirmiştir. Mesela insanlar en değerli vakitlerini onun başında israf etmeye başlamışlar. Onun yüzünden nice yuvalar yıkılmış. Magazin adı altında insanların özel hayatlarının mahremiyetleri ihlal edilmiş, ahlak zedelenmiş, toplum dejenere olmuş, günahlara ve kötü şeylere ulaşım bu kadar kolay hale geldiği bir ortam da bu tür zararların olması da tabiidir. Günaha ulaşım bu kadar kolay. Zira nefis insana sürekli kötülüğü emrettiği gibi şeytan da insanı sürekli bu hemliğe çağırır. Öyle değil mi? Şimdi düşünün günaha ulaşmak bu kadar kolay. E nefis insana kötülüğü emrediyor. E şeytan bohemliğe çağırıyor insanı. E televizyon, internet vasıtaları kullanan bir insanın iradesine hakim olması, duracağı yeri bilmesi ve bunları sadece faydalı istikamette kullanması e sağlam irade istiyor. Sağlam irade istiyor. Sağlam bir metafizik gerilim istiyor. Sağlam bir ubudiyet hayatı istiyor. Bu açıdan keşke bu tür medya organları ile ilgili bir kısım kurallar vaaz edebilse, vaaz edilebilse ve bu konuda toplum çapında bir mutabakat sağlansa diyor hoca efendi. gerekirse insanların insanları kötülüklere götürecek, toplumu dejenere edecek, aileleri erozyona uğratacak yollar keşke kapatılabilse ve bu konuda tedbirler alınabilse, insanları yanlış yerlere götürecek sitelere veya kanallara girilmesine fırsat verilmese çoluk çocuk demeden herkesin internette ciddi bir meşguliyeti var. Herkesin her şeye ulaşabildiği böyle bir dönemde e bir kısım kuralların ve disiplinlerin ortaya konulması çok ciddi bir ihtiyaç haline geliyor. Görüyorsunuz değil mi? İnsanların ellerinde telefon ve gözler hep ekranda. Düşünün bir eve baba geliyor ve telefonuyla beraber eve geliyor. Aslında gelmemiş oluyor. Bırakmıyor elinden telefonu. Gözü çoluğunda, çocuğunda değil. Onun da gözü telefonda. Onun da gözü telefonda. Onun da sürekli ekranla meşguliyeti. Dolayısıyla dur denilmesine ihtiyaç var diyor hoca efendi bu tahribata. Fakat böyle bir düzenlemeye eee bizim gücümüz yetmiyor. Bu açıdan da meselenin diyor hoca efendi uluslararası arenalarda ele alınması lazım. Bize eğer gücümüz yetiyorsa o uluslararası arenalara meseleleri taşıyabilme sorumluluğumuz da var. Evet. İnternetin çirkin yüzü diyor buna hoca efendi. İnternetin çirkin yüzü. Maalesef insan bir işle meşgul olurken her zaman zaruret ve ihtiyaç ölçülerini koruyamayabiliyor. Gereksiz, faydasız şeylerle uğraşabiliyor. Bir iş için giriyorsunuz internete, karşınıza başka şeyler çıkıyor. Ne için girdiğinizi unutuyorsunuz. Ve böylece özellikle gençler diyor hoca efendi interneti kullanırken laubaliliğe açılabiliyor, maleyaniyata düşebiliyorlar. harama karşı gözünü kapayacak, kalbini zaptü rapt altına alacak, duygu ve düşüncelerine vize soracak kadar iradeli olamayabiliyorlar. Seyahatlerini kendi alemlerinde devam ettiremiyor ve zamanla başkalarının karanlık dünyalarına kayabiliyorlar. Düşünün bizim bir yolculuğumuz var, iç yolculuğumuz var. Ama bunu kendi alemimizde devam ettirmek yerine internette karşılaştığımız şeylerle yön ve yol değiştirip başka alemlere doğru kayabiliyoruz. Sahilden bir kere ayrılınca da batılın tasvirine iyice dalıyor. Safi zihinlerini tamamen bulandırıyorlar ve o bataklıklardan çıkamaz hale geliyorlar. Heva ve heves peşinde zaman tükettikçe de en ulvi insani hisler birer birer kaybediliyor ve bir daha da geriye dönmemek üzere bataklığa gömülüyorlar. Hem öyle bir gömülüyorlar ki anne babalarıyla samimi sohbet etmek, eş ve çocuklarıyla hoş zaman geçirmek, hatta böylece aile hukukunu gözetmek, zamanın her anını ibadet yapıyormuş gibi değerlendirmek ve arkadaşlarıyla sohbeti cananda bulunmak dururken chat adı altında güya sohbet ediyorlar diyor hoca efendi. Ama chat adı altında güya sohbet etmek bahanesiyle fıskı fücura giriyorlar. gıybete giriyorlar, yalana giriyorlar, günahlara giriyorlar. Hem vakitlerini israf ediyor, harama düşüyor. Hem ailevi münasebetlerinin bütün bozulmasına, yuvaların yıkılmasına sebebiyet veriyor. Cürümler işliyorlar. Tabii ki bu günah ne internete ne de televizyon gibi diğer medya organlarına ait. Bu günah kime ait? Bu günah bize ait. Bu günah bize ait. Bu günah eee alamadığımız tedbirlere, kullanamadığımız iradelere, kendimizi kaptırdığımız nefsaniyetimize ait. O yüzden de değerli dostlar yapılması gereken şey nedir? Bunları aşağı yukarı prensipler olarak ortaya çıkarmış olduk. Ama bir şeyin daha üzerinde durmak istiyorum ben. Eee o da eee TB kapısının açık olduğu meselesi. Şimdi bütün bunlar bütün bunlara müptela olmuş insanları düşünün. Biz ne yapacaktık? O insanları kayıp olarak kayıplarsa eğer onları geri döndürme gayreti sergileyecektik. Hoca efendi diyor ki şimdi buraya kadar anlattığımız şeyler eee işlenen günahlar, kalbin tatminsizliği, ibadette beslenememekten, arkadaşsızlıktan, zaman düştüğümüz boşluklardan, tefekkür eksikliğinden kaynaklanmış olabilir. Öyle değil mi? Her insanın boşlukları var. Yaşadığı türbülanslar var. Bu Türkiye'de yaşanılan maddi manevi sarsıntılar. E zaman zaman insanları biz neydik, kimdik, ne yapıyorduk? Yapılan tezviratlar da öyle boşluklara düşürebiliyor. Bazen işte meşguliyetsizlikten, bazen tezvirattan, bazen zikrettiğim gibi arkadaşsızlıktan, arkadaşlarımıza ulaşamamaktan, yalnız kalmaktan, dine hizmet edememekten, bütün bunlardan kaynaklanmış olabiliyor değil mi? Hafakanlar, sıkıntılardan. Bu boşluklar şeytanın bizim gönlümüze nüfuz etmesine, nefsimizin bizi kötülüklere doğru çağırmasına sebebiyet veriyor. Şeytan daha ziyade atıl insanlarla ilgileniyor. Gevşeklik ve tembellik içerisinde miskin miskin oturanlara hücum ediyor. İşte bir insan şeytanın hücumlarına yenik düşmüş ve kendini büyük günahlara salmışsa yani diyelim ki içki içiyorsa, diyelim ki kumar oynuyorsa, diyelim ki uyuşturucu bağımlılığı varsa, diyelim ki şehvetin esiri olmuşsa, kötü kanalların içerisinde, sitelerin içerisinde vakit geçiriyorsa, günahlara kendini salmışsa yani ama yine de bununla beraber o insan yer Zaman zaman da olsa aklı başına geliyor da ne olacak benim halim diyorsa, pişmanlık isar ediyorsa ne diyeceğiz biz? Allah'ın rahmetinin genişliği üzerinden hareket edeceğiz. Bakın zaman zaman da olsa aklı başına geliyorsa ne olacak benim halim diyorsa, düştüm gidiyorum diyorsa işte o zaman biz Allah'ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Araf suresi 156. ayeti esas alacağız. İlahi rahmetin her zaman gazabının önünde olduğunu hatırlatacağız. Kendimize de eğer böyle günahların içerisine düşmüşsek eğer eğer bizim de birtım oyun bağımlılıklarımız gibi işte ekran bağımlılıklarımız gibi birtım diyelim ki içki bağımlılığı değil de işte gazlı içecek bağımlılıkları gibi böyle birtım bağımlılıklarımız var da onlardan kurtulmaya çalışıyoruz. Ne yapacağız? Hep irademizin hakkını vereceğiz ve Allah'ın gazabının önündedir rahmeti diyeceğiz. Rahmetime her şey kuşatmıştır. Ayet-i kerimesine iltica edeceğiz. Öte şeytanların bile ümit beklediği, ümit ve beklentiye kapılacağı engin rahmet karşısında biz de rahmetin mevcudiyetini nazarı itibar alıp ümitli olacağız. Hiç yeise düşmeyeceğiz. Biliyor musunuz değerli dostlarım? Şeytanın en büyük hilelerinden bir tanesi diyelim ki biz bir günaha girdik. Şeytan bize yeis veriyor günah konusunda. Sen günaha batmışsın. Sen adam olmazsın diyor. Sen zaten cehenneme yuvarlanmışsın diyor. Sen sen oradan çıkamazsın. Sen zaten kirlenmişsin diyor. Sen temiz insanların arasına da yakışmazsın diyor şeytan. Sen bu bataktan çıkamazsın diyor. Bizi Allah'ın rahmeti konusunda yese atıyor. Günahın en büyük tehlikesi budur. İnsanı y'si atar. Zaman zaman böyle eee mesajlar da alıyorum. İşte kendimi çok günahkar hissediyorum. İşte Allah'ın beni affetmediğini düşünüyorum. Allah'ın beni çok cezalandırdığını düşünüyorum gibi. Oysa hep hatırlatmak zorundayız kendimize. Rahmetim her şeyi kuşatmıştır diyor Rabbimiz. Allah'ın rahmeti gazabının önündedir ve ümidi yitirmemek gerekiyor. İnsan hayatının son dakikasında bile olsa yine de ümitli olması, kurtulabileceği ümidiyle Allah'a iltica etmesi gerekiyor. Dolayısıyla endişeleri deşeleyecek hadiseler ve günahlar karşısında yese düşmek, karamsarlığa kapılmak değil, reca duygusuyla tövbeye ve salih amele yapışmak esası olan engin rahmeti varken rabbimizin niye yese düşelim ki? Ne kadar düşmüş olursak olalım oradan çıkabileceğimiz ümidini hep diri tutmak lazım. Ve birbirimize de bu konuda destek olmak lazım. Ve ne diyeceğiz? Ben mahvoldum, battım, işim bitti benim. Beni kaldırıp partal bir eşya gibi cehennemin gayyasına savururlar diye düşünmeyeceğiz. Bu mülahasaların içerisine girmeyeceğiz. Cenabı Hakk'ın rahmetinin, marifetinin enginliği, onun hakkındaki recamız sağlam bir gözlük gibi gözümüze yerleşecek. Sonra da endişelendiğimiz şeyler konusunda irademizi güçlendirmeye çalışacağız. Gözlerimize hakim olmamaktan mı korkuyoruz? Gözlerimizi haram nazarlardan korumaya çalışacağız. Bir mekanda bulunduğumuz sürece günahtan kendimizi alamıyor muyuz? O mekanı terk edeceğiz. Bir şehirde bulunduğumuz sürece kendimizi haramdan koruyamıyor muyuz? O şehri terk edeceğiz. Efendim, internete girdiğimiz zaman kendimizi haramdan koruyamıyor muyuz? Girmemeyi tercih edeceğiz. Gerekirse sosyal medya hesaplarımızın tamamını kapatacağız. Ama o günaha giden yolları kendimiz için kapalı tutacağız inşallahu teala. Son olarak bir şey daha zikredip ondan sonra dersi bitireceğim. Eee, hoca efendi bu meselenin biraz da üslup meselesi olduğunun altını çiziyor. Buna da vurgu yapmak istiyorum. Yani etrafımızda böyle bağımlılıkları olan insanlara karşı nasıl bir üslup kullanacağız? Hoca efendi diyor ki, "Uslup çok önemli. Her meselede olduğu gibi bu meselede de önemli. Dinden, imandan uzak kalmış insanlar var. Mesela mesela kendi meyhanesine laf söyletmeyen insanlar var. içiyor. İçiyor. Yetmiyor. İçkinin, içkinin kendisi için zararlı olduğunu eee ona anlatmak istiyorsunuz siz de ama din üzerinden anlatmak istiyorsunuz. O da meyhanesine laf söyletmiyor. Demhanesine laf söyletmiyor. Puthanesine laf söyletmiyor. Totemleri var. Onların da totemleri var. Onların da ikonları var. Onlara da ilişmenize razı olmuyorlar. Diyelim ki insanların İslam'ın haram kıldığı faiz, içki, kumar, fuhuş gibi haramlardan uzak tutmak istiyorsunuz. Siz de hemen işin içerisine Kur'an şöyle diyor, efendimiz böyle diyor diye girerseniz dini emirler şeklinde arz ederseniz tepki toplayabiliyorsunuz. Bunun yerine diyor hoca efendi şöyle yapabilirsiniz mesela sağlıkla, ekonomiyle, toplumsal değerlerle ilişkilendirerek anlatabilirsiniz. Anlattıklarınızı yapabilirsiniz bunu, değil mi? Bakın, e meseleyi diyor hoca efendi. Doğrudan tepkiye sebebiyet verecekse mesela ayet dediniz, haram dediniz, cehennem dediniz, efendim şeytanın pisliği dediniz. E tepkiye sebebiyet verecek karşınızda. Ne yapabilirsiniz diyor hoca efendi. Bir tabip ağzıyla konuşabilirsiniz. Sağlıkla anlatabilirsiniz. Ekonomiyle anlatabilirsiniz. Toplumsal değerlerle ilişkilendirebilirsiniz. ilim adamlarının ortaya koyduğu verilerden bahsedebilirsiniz. Farklı istatistikler üzerinde durabilirsiniz. Böylece tepkiye sebebiyet vermeden diyeceğinizi demiş olursunuz." diyor hoca efendi. Ve altını da çiziyor. Kim bilir bugüne kadar sertlikle, huşunetimizle, iş bilmezliğimizle, üslup hatalarımızla kimleri kaçırmışızdır diyor. Kimleri kaçırmışızdır? Böyle yapılıyor ya. Yani birisi iç geçiyorsa onun üzerine onun üzerine böyle ayetleri sopa haline getirerek Allah muhafaza hadisleri sopa haline getirerek kaçırmak için saldırılıyor. Bazen diyor hoca efendi 20 yaşlarında deli dolu halimi düşünüyor. Nasıl hem nalına hem de mıhına vurduğumu anımsıyorum ve ciddi bir şekilde kendimi sorguluyorum. Fakat ne yaparsanız ki biz rehbersizliğe kurban gittik. Bu konuları bize anlatan kimse olmadı. Bilakis bize inanmayanlara, fasıklara, facirlere, zalimlere, günahkarlara karşı sürekli düşmanlık duyguları telkin edildi." diyor hoca efendi. Bizim toplumumuz öyle bir toplum. İnanmayanlara karşı, günahkarlara karşı sürekli bir düşmanlık duygusu telkin ediliyor. Oysa telkin edilmesi gereken duygu kurtarma azmi, acıma duygusu, merhamet, dini değerlerden uzaklaşmış, haramlara bulaşmış insanlar hakkında sürekli olumsuz sözler duyduk." diyor hoca efendi. Onlar hakkında hakaretler işittik. Bunlar da şuur altımıza yerleşti, yer etti. Nöronlarımıza gelip oturdu. duygu ve düşüncelerimizi etkiledi. Bazen o günleri düşünüyor ve iyi ki farklı düşünen ve farklı yaşayan insanların yakasına yapışmamışız diyorum. Allah bizi sıyanet buyurmuş, himaye etmiş. Yoksa bunun faturasının altından kalkamazdık. Günümüzde hala bu konularda müstakim duygu ve düşünceyi elde etmiş sayılmayız. Ayrımcılık kokmamalı bizim tavır ve davranışlarımız. Cığ bağlamlarından kurtulmalıyız. Ve insana yaklaşırken hep hep merhametle, şefkatle, konuma saygıyla. Kur'an bunu iktiza ediyor. Dinimiz bunu iktiza ediyor. Eğer böyle davranırsak arkasında yürüdüğümüz zattan kopmamış oluruz. Efendimiz biliyorsunuz meclise meclise sarhoş olarak gelen birisine sahabe efendilerimizin eee böyle onu hırpalaması karşısında efendimiz buyuruyor ki o Allah ve resulünü sever diye buyuruyor. Ashabımı bana bırakın diyor. O Allah ve resulünü sever. Bu konuda ciddi hatalarımız olmuş olabilir. Üslup hatalarımız olmuş olabilir. İnsanları kaçırmış olabiliriz. Ama önemli olan bu konuda kendimizi derlemek, toparlamak. Şuur altımızda ya da şuur üstümüzde günahkar insanlara karşı fıska düşmüş, günah bataklıklarına batmış insanlara karşı nefret duygusu, olumsuzluk duygular, olumsuz duygular varsa bunları temizlemek zorundayız. Eğer nefret edeceksek o günahlara karşı nefretimiz olmalı. İçki içene karşı değil, içkiye karşı, kumar oynayana karşı değil, kumara karşı, efendim zinaya karşı, o insanlara karşı da yapabileceğimiz ne varsa onları oradan nasıl, onları kayıp olarak görüp oradan nasıl geriye getireceksek onun eee çarelerine bakmak, derdini çekmek bizim sorumluluğumuz. Evet. E değerli dostlarım bunları da zikrettikten sonra bugünkü dersimizi hitama erdiriyorum ve eee bugünkü dua faslını başlatmak istiyorum. Makaleleri kapatarak. Metinler ben çok farklı metinlerin arasında dolaştım. Hoca efendinin farklı zamanlarda farklı mütalaaları üzerinde durdum. Yani metinler arası, gezegenler arası yolculuk yapar gibi metinler arası yolculuk yaptık. Ama arkadaşlar Allah onlardan razı olsun. Yakalamış ve onları sizinle paylaşmışlar. Anahtar kavramlarımız şöyle: Günahı günah olarak kabul etmek, kirli kelimeler kullanmamak, meşru daire, iffet, İslam'ın rehabilitasyonu, ölçü ve denge, zaaf, bağımlılık, kalbi karartmamak, İslam, İslami aşk ve heyecanı öldürmemek, eee, evlenmek ve oruç tutmak, ekran bağımlılığından kurtulmak, kendimizi ve nesillerimizi korumak. boş kalmamak, hakla meşgul olmak, batılın işgaline mani olmak, hayatı cismaniyetin darlığında yaşamamak, iptali-i his, ebedi hüsrana razı olmamak, ailenin önemi, aile hukukuyse düşmemek, kul hakkı, irademizi güçlendirmek ve üslup. Bunlar anahtar kelimelerimizdir. Çok güzel ifade edilmiş. Şimdi anahtar cümlelerimiz. İslam israfın her çeşidini yasaklamıştır. Hakiki bir müminin vazgeçemediği bir tiryakiliği olmamalıdır. O kendisini her türlü şart altında yaşamaya hazırlamalı ve faydasız alışkanlıklardan uzak durmalıdır. Helal daire keyfe kafidir. Harama girmeye ihtiyaç yoktur. İslam beşere ait her şeyi realite olarak kabul eder. Esas olan insanı insanın günaha girmemesidir. Oruç günahlara karşı kalkan hükmündedir. Oruçtan gaye şehveti kırmaktır. Fuhuş milletleri yerle bir eden korkunç bir hastalıktır. İnternet kullanımı disiplin altına alınmalıdır. Evet. Eee, değerli dostlar bunlar anahtar cümlelerimizdi. Eee, evet. Üzülerek en son makaleyi paylaşamadım fakat linki burada demiş sevgili Edacığım. Allah ondan razı olsun. Evet, eee, dua faslına başlayalım. Cenabı Hak bizi de nesillerimizi de her türlü bağımlılıktan muhafaza buyursun. Her türlü bağımlılıktan Rabbimiz ve bütün bağımlılıklarımızdan azade, cismaniyetin eee dar mahbesinden kurtulmuş olanlardan eylesin bizi Rabbimiz. Geliyor mu dualar yoksa? Eee, değerli dostlarım eee bir problem yok değil mi şeyde? Chat'te bir problem yok. Dualar. Evet. Eee, sevgili Nuhun'un şiiri geldi. Allah ondan razı olsun. Özlüyorum sevgili Nahit kardeşi şiirini, kelimelerini. Ona selam olsun. Şöyle demiş sevgili Nun kardeşimiz, "Doldur kalbimi hep senin adınla. Günahlar oraya asla girmesin. Koşalayım hep senin muradınla. batıl kalemi içten fethetmesin. Çok güzel bir şiir olmuş. Çok iyi bir şairdir. Sevgili Nun kardeşimiz. Allah ondan razı olsun. Ne güzel demiş. Ya Rab doldur kalbimi senin adınla. Günahlar oraya asla girmesin. Kalp beyti-ti hüda olsun kalplerimiz. Kalplerimiz kalp kalemiz. Kalp kalemiz nefsin işgaline hiç uğramasın. Koşanayım hep senin muradınla. Batıl kalemi içten hiç fethetmesin inşallahu teala. Evet. Şimdi pek sevgili Betül Muhlciğimin şiirini okuyacağız beraber. Ona da selam ediyorum. Şöyle demiş: "Bilirsin zemin kaygan. Nefis sürekli kötülüğü emreder. Lakin unutma ve yakinen bil. Rabbinin rahmeti gazabının önündedir. Günah dergasına yelken açarsan dönüş yolu uzun sürer. Hakla meşgul olmazsan batıl seni meşgul eder. Çok güzel ders niteliğinde bir şiir olmuş. Çok güzel olmuş sevgili Betül Muhlise. Evet. Bilmek lazım. Şeytanın insanı aldattığı şeylerden bir tanesi sen battın gittin geri dönemezsin olduğu gibi. Bir tanesi de şu Allah'ın rahmetiyle de aldatıyor insanı. Nasılsa Allah affeder. Nasılsa Allah affeder diye de aldatıyor nefis insanı. Günaha girmeden önce nasılsa Allah affeder diye günaha sokuyor. Günaha girdikten sonra da sen buradan çıkamazsın diye insanı aldatıyor. İkisi de şeytanın ivası. Şimdi pek sevgili Muhlciğimin duasını okuyacağız. Şöyle demiş: "Ey mücrimlerin buruk kalplerini rahmetiyle sarıp sarmalayan güzeller güzeli Rabbimiz." Şu hitabın güzelliğine bakar mısınız? Ey mücrimlerin buruk kalplerini rahmetiyle sarıp sarmalayan güzeller güzeli Rabbimiz. Bu mücririm gariplerden bu mücrimi de gariplerden eyler misin? günahlarla günahlarla içlerinde itirap yaşayan bu ümitli mücrimleri uhrevi garipliğe açar mısın? İtirap katmerli gurbet demek. Biliyorsunuz değerli dostlar ihtirap makalesini okumuştuk beraber. Günahlarla içlerinde ihtirap yaşayanların, katmerli gurbet yaşayanların, bu ümitli mücrimleri, yaşayan bu ümitli mücrimleri uhrevi garipliğe açar mısın? Gerçek gariplik. Evet. O uhrevi gariplik. Ya sahibel guraba, yeisin tüm güzelliklere mani olduğunu idrak etmeye çalışarak bize emanet ettiğin şu ömrü son nefesimize kadar ümitle yaşamaya çalışıyoruz ve sana tertemiz kavuşmak istiyoruz. Akıbetimizi güzel eyle ya Rab. Bizi sana tertemiz kavuşanlardan eyle. Bizlere sahip çık elimizi bırakma. Amin. Elfu elfü amin. Elfu elfü amin. Evet sevgili Eda Kara Yiğit Eda. Dün beraberdik hamdu sanalar olsun bir seyahatti. E sevgili Eda dua göndermiş ama dipnot yazısıyla onu okuyabilmem mümkün değil. Mümkünse onu biraz daha büyütebilirseniz okuyabilirim. Sevgili Sudeciğimin duasını okuyacağız. Şimdi şöyle demiş Allah'ım bizlere öyle bir ihsan şuuru nasip buyur ki bütün malayaniyattan yani bizleri sana yaklaştırmayan ve yaratılışımızın hikmetleriyle doğrudan katkısı bulunmayan şeylerden bizi alıkoyacak keyfiyette olsun. Bu da eee tevhitnameden bizim virdi zamanımız olan tevhitnameden o kalp kalesini koruyabilme noktasında tevhitnameyi virt haline getirmek lazım. Tevhitnameyi her gün hiç aksatmadan ondan böyle yudumlar aldığımız bir virde dönüştürmek lazım tevhitnameyi. Evet. Peki sevgili Feyzacığımın feyizli duasını okuyacağız. Şimdi şöyle demiş. Ey güzeller güzeli Rabbimiz, rahim olan sensin. İfritten bir dönemde kullukla mükellef olan da biziz. Ya Vedud, bizi hak ve hakikatle öyle meşgul et ki bulunduğumuz her ortamda hayra çağıran bir nefer olabilelim. Mesleklerimizin sırlarına öyle bir zı aç ki günümüzün diliyle bilimlerle konuşabilelim. Bilimleri konuşturabilelim. Dünle bugünü maddeyle manayı ruhlarımıza sentez ettir. Hissizliğe müptela olmuş kalplerin arasında hakikat aşkıyla dirilt bizi. Bizim nefesimizi, sesimizi de başkalarının dirilişine vesile eyle. Seni anlamaya layık olmayan kalbimi, dağınık halimi, püralimi sana şikayet ediyorum. Ey her türlü zaafımın karşısında hizmet nimetini çıkarıp da bana merhamet eden rahim kardeşlerimi benimle utandırma. Amin. Elfi elfi amin. Elfi elfi amin. Ya Rabbi kardeşlerimizi bizimle utandırma. Şimdi pek sevgili Zeynep Nevracığımın şiirini okuyacağız. Ona selam ediyorum. Şöyle demiş. Karşımda kalplerin zümrütten dağları dolmasın mı ciğerle o dağın o dağın havası her nefeste ruhum sana daha da müptela. Değmesin ruhumun hiçbir zerresine günahın solukları. Ah ah benim güzel çocuğum. Öyle olsa keşke hepimiz de öyle olsak. Değmesin ruhumuzun hiçbir zerresine günahın solukları. Evet tam da öyle. Hakla meşgul olabilmek için her türlü vesilemiz var. Hamdü senalar olsun. Bizi hakla meşgul edecek her türlü vesilemiz var. Karşımızda kalplerin zümrüt dağları. Dolmasın mı ciğerlerimize o dağların havası? Her nefeste ruhumuz sana daha da müptela Rabbimiz. Değmesin ruhumuzun hiçbir zerresine günahın solukları. Etrafımda yüzümü etrafımda yüzümü yansıtan kayıp aynalar, israf edip hakkı verilemeyen nimetler ve zamanlar. Oysa ki ne kadar cezbedici helal masumiyetin teriyakiliği. Her yanımda sahiller, sohbetler ve sohbeti cananlar. Her yalımda sahiller, sohbetler, sohbeti cananlar. Böyleyiz gerçekten. Yani bizi hakla meşgul edecek her türlü vesilemiz, vasıtamız, kardeşimiz var. Hamdü sanalar olsun. Hamdü sanalar olsun. Etrafımızda yüzümüzü yansıtan kayıp aynalar, israf ettiğimiz, hakkını veremediğimiz zamanlar var. Oysa ki ne kadar cezbedici helal daire. Öyle değil mi? Ne kadar cezbedici mahsumiyetin tiryakiliği. Her yanımızda sohbetler, sohbeti cananlar olsun inşallahu teala. Peki sevgili Kevs Neslihan'ın duasını okuyacağız şimdi. Ya rabbel alemin, ya erhamerrahimin. Bizleri üstadımıza layık talebeler, efendimize layık ümmet, Rabbimizi Rabbimiz sana biricik zatına layık kullar eyle. Yüce kitabın Kur'an-ı Kerim'i korunduğu gibi kalplerimize her türlü günahtan koru. İnayetin ve kereminle aşkını, şevkini, sevgini kalplerimize duyur. Gayrısıyla alakamızı kesiver. Bizi yeisten muhafaza buyur. Verdiğin, vereceğin her türlü nimeti sana vuslata vesile eyle. Canımız, Rabbimiz tut ellerimizden, tut ki edemeyiz sensiz. Evet. Eee, sevgili Zeynep, sevgili Kefsan Neslihan'nın duası da böyleydi. Eee, sevgili Cihan'ın duasını okuyacağız şimdi. Onu da selam edelim. Vazifemiz kulab arasındaki perdeleri azaltıp engelleri kaldırmak, kalpleri ona yakınlaştırmaktır. Rabbim, nefis ve günah bataklıklarından bizi azat eyle. Tebe kapısına umutla koşanlardan eyle. üslubumuzu, üslubumuza letafet, aile bağlarımıza huzur, sebat, sadakat ihsan eyle. Amin. Amin ya Rabbi. Evet. Eee, bu şekilde okunur inşallah demiş Edan duası için. Çok Evet. Şöyle: "Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allah'ım. Ey kullarını koruyan ve gözeten hafiz hafız Rabbimiz, bizi göz açıp kapayıncaya kadar dahi nefsimizin eline bırakma. Biriken günahların girdabından zamanımızı kemiren farkına varmadığımız gizli bağımlılıklarımızdan bizi halas eyle. Bu çok önemli. Farkına varamadığımız, zamanımızı kemiren gizli bağımlılıklardan bize halas eyle. Ya hay, ya kayyum, latifelerimizi yeniden diril ki aza ve uzuvlarımızla günahın çağrısına kapılmadan durabilelim. Bu fitne zamanında bize günahı günah olarak gösteren feraset lütfet. Evlatlarımızı muhafaza eyle. Yollarını rahmetinle aydınlat. Ey nefsimizin gerçek terbiyecisi olan Rabbimiz, biz onu terbiye etmekten aciziz. Sen onu tezkiye eyle. Her türlü israftan, savrulmuşluktan sana sığınıyoruz. Bize emanet ettiğin iradeyi doğru kullanabilmeyi nasip eyle. Hakiki bir mümin edasıyla şu hakikati gönüllerimize nakşet. Beyhude yorulma, kapılar sürmeli. Beyhude yorulma, kapılar sürmeli. İnşallahu Teala günahlara karşı bütün kapılarımızı kapatabilmeyi Cenabı Hak hepimize nasip eylesin. Rabbimizin huzuruna tertemiz gidebilmeyi nasip eylesin. Ve evet zamanımızı kemiren gizli bağımlılıklarımızdan bizi azat eylesin Rabbimiz. Evet. Eee, sevgili Edacığımın mı duası gelmedi? Tut elimden tut ki edemem. Sensiz geldi de ben mi görmedim? Bugünkü dualarımız böyleydi değerli dostlar. Bugünkü dersimiz de böyleydi. İşte şimdi geldi. Bu da benim doğam diye. Onunla finalimizi yapıp dersimizi bitirelim. Ey merhametliler, merhametlisi Rabbim, sayısız günahlarıyla dergahına geldi yine bu gedan. Affına talibim. Affına talibim. Ay çok özür diliyorum. Eee affına talibim, rızana talibim. Ulaşmadan ayrılmayacağım kapından. Ya Rabbi çetrifitli imtihanlar karşısında derdest olmamıza izin verme. Ne olur tutden tut ki edemeyiz sensiz. Amin. Benim güzeller güzeli çocuğum. Ve Şerife Nur'un, ona da selam olsun. Şerife Nur'un eee çizimi geldi. Onu renklendirir, paylaşırız Instagram'dan. Eee bir annenin kız çocuğuna karşı telefon bağımlılığından onu kurtarma çabasını çizmiş. Benim anladığım kadarıyla telefonu elinden alıyor ve ona kalbini veriyor. Telefonu elinden alıyor ve ona ilgisini veriyor. Telefonu elinden alıyor ve ona sevgisini veriyor. Öyle olması lazım. Güzeller güzeli çocuğum.
EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: GÜNAH BAĞIMLILIĞI
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.