Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: DÖRT MADDELİK NASİHAT
Video Transcript:
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmîn. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elf alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi yeni bir haftadan muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu dostları muhabbetle selamlıyorum. Gayibu da hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Dostlarım bereketli bir ders olsun diye ümit ediyorum. Bugün Peygamber Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in dört maddelik nasihatini okuyacağız. Dersimizin başlığı da bu dört maddelik nasihat. Hoca efendi efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in bu dört maddelik nazi için ahiret yolcusu için bir manifestodur diyor. Yani biz e bir ahiret yolcusunu manifestosunu okumuş olacağız bu dört maddelik nasihatle. Din nasihattir hükmünce kalbimizin kulağını efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'e vereceğiz. Onun dizinin dibine oturacağız. Ve efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem Ebu Zer'e verdiği nasihatleri efendimizin biz kendi üzerimize alacağız. Onları bütün ümmete verilmiş, hususi olarak bize verilmiş olarak nasihatler suretinde dinleyeceğiz inşallahu Teala. Hı hı. Bu dört maddelik nasihat eee dedik ya bu aslında bir gelenek. Peygamber Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in ya da İslam büyüklerinin, sahabe efendilerimizin, tabiinin büyüklerinin nasihatlerini İbn Hacer el Askalani Hazretleri bir eserde topluyor. Eserinin adı münebbihat. Münebbihat tenbihler anlamına geliyor. Yani uyarılar, nasihatler olarak çevirebilirsiniz onu. Münebbihat diye bir eserde topluyor ve münebbihatta da eee sünaiyat, sülasiyat, rubaiyat başlıkları altında iki maddelik nasihatler, üç maddelik nasihatler, 4 maddelik nasihatler diye onları çok güzel tasnif ediyor. Ama bunların hepsinde hakikat dersleri var. İşte bu hakikat derslerinin içerisinde bizim Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'den bugün okuyacağımız hadis-i şerif rübaiyat yani dört maddelik nasihat başlığı altında. Ama aslında Arapçasıyla baktığımızda bir şiir gibi kafiyeli, vezinli efendim eee bir bütünsel olarak değerlendirdiğinizde tam manasıyla edebiyattaki rubaiyatın içerisine de girebilecek kadar ahenkli şiirsel bir metin. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in nasihati. Şimdi hoca efendi bu nasihati muhtelif sohbetlerinde eee oraya dönerek zikrediyor. Bu nasihati özet olarak ya da bir gönderme olarak e efendimiz hoca efendi yeniden atıf yapıyor. Öyle olunca talebeleri de hoca efendiye bu sohbetin Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in eee Ebuer'e verdiği bu nasihatin daha geniş bize bakan veçesini soruyorlar talebeleri. Hoca efendiye o da kendi anımıza almamız gereken dersler, mesajlar ne olabilir bu hadis-i şerifin dört maddelik hadis-i şerifin içerisinden? Hoca efendi bu kez onu geniş olarak şerh ediyor. Soran abilerden, talebelerden de Allah razı olsun Hoca Efendiye. Kendi adımıza almamız gereken mesajları böylece biz de almış olacağız inşallahu teala. Dediğim gibi efendimizin dizinin dibine oturuyoruz. Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in ve onun verdiği nasihati doğrudan doğruya efendimizin dilinden almaya çalışıyoruz. Şöyle hadis-i şerif. Hadisi bir okuyalım önce. Efendimiz buyuruyor ki, "Gemini bir kere daha elden geçirerek yenile." Şimdi bu hadis-i şerif bolca metaforların olduğu bir hadis-i şerif. Bir gemi metaforu var. Gemi bizim kalp ve ruh hayatımız. Kalbi. Bizim kalbimizin Allah'la irtibatı ruhumuz, gemi. Dolayısıyla gemini bir kere daha elden geçirerek yenile diyor efendimiz. Çünkü deniz çok derin. Hep diyoruz ya yolcuyuz diye. Şimdi yolculuğumuz bizim zorlu bir yolculuk. Eee her şeyden önce gemi metaforuyla başladık. Bizim tekrar ediyorum gemi bizim ruhumuz kalbimizin Allah'la olan irtibatını sembolize ediyor. Efendimiz buyuruyor ki ceddü sefinete bahreun. Amik sizin de bildiğiniz bir kelime aslında. Derin manasına geliyor. Deniz çok derin diyor. Bahr. Yine bildiğiniz bir kelime. Deniz manasında. Efendimiz diyor ki, "Gemini yenile ama bir kere daha yenile." Eee ve bu yenilemenin gerekçesi olarak da denizin derinliğini vurguluyor efendimiz. Deniz çok derin. Azığını tas tamam al. Şüphesiz yolculuk pek uzun. Sırtındaki yükünü hafif tut. Çünkü tırmanacağın yokuş sarp mı sarp? Amelinde ihlaslı ol. Zira her şeyi görüp gözeten ve hakkıyla değerlendiren rabbin senin yapıp ektiklerinden haberdardır. Bakın gördünüz mü? Dört madde var burada. Birincisi, gemini bir kere daha elden geçirerek yenile. Çünkü deniz çok derin. Bu birinci maddemiz. İkinci madde, azığını yanına tas tamam al. Şüphesiz yolculuk pek uzun. 3üncü madde, sırtındaki yükünü hafif tut. Çünkü tırmanacağın yokuş sarp mı sarp? Dördüncüsü de amelinde ihlaslı ol. Zira her şeyi görüp gözeten ve hakkıyla değerlendiren rabbin senin yapıp ettiklerinden haberdardır. İşte bu dört maddeyi değerlendireceğiz beraber inşallahu teala. Ve eee nereden başlıyoruz bu değerlendirmeye? Önce sefinenin yenilenmesinden başlıyoruz. Bu metaforların üzerinde durduk ya. Bu zikredilen hadis-i şerif aslında ahiret yolcusu için bir manifestodur diyerek yola çıkmıştık. Bununla beraber Resuli Ekrem Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin bu mübarek beyanı bize de çok şey söylüyor. Gemimizi restore etmekle başlıyoruz bu yolculuğa ya da efendimizin bize söylediklerini anlama çabasına. Sağını solunu gözden geçir. Tamir isteyen yanlarını tamir et. Çünkü biz ruhlar aleminden cennete uzanan uzun bir yolculuğun yolcularıyız. Yani yolculuğumuz sadece doğumla ölüm arasındaki bir yolculuk değil. Çok uzun bir yolculuğumuz var. Ruhlar aleminden cennete kadar uzanan bir yolculuğumuz var. Ve ummanda da yani özellikle şu dünya hayatının ummanında da ummanında da denizinde de dağlar gibi dalgalar var. Dağlar gibi dalgalar da hadiselerin dalgaları, yaşadığımız olayların, imtihanların dalgaları ve kaçınılmaz olarak yani dünyaya madem ki biz imtihan için gönderildik, kaçınılmaz olarak o dalgalarla karşılaşacak gemimiz. Gemimiz sağlam olmalı. Çünkü uzun bir sefere çıkarıyoruz. Hırçın dalgalar ve korkunç fırtınalara dayanabilecek kadar sağlam bir gemiye ihtiyacımız var. Küçük bir gölde tenezzüh için kullanılan kayıklar var ya hani öyle bir kayık değil yani bir seyran kayığı, mehtap seyretme kayığı değil. Böyle bir kayıkla yola çıkamayız ya da bir salla da yola çıkamayız. Fırtınalara dayanamayız. Okyanusu bir salla geçemeyiz. Okyanusu kayıkla geçemeyiz. Tekneyle açık denizlere, uzun seferlere çıkamayız. Gemimizi o yüzden yenilememiz gerekiyor. Ne kadar bakımlı hale getirebilirsek, ne kadar geniştirebilirsek gemimizi, e bizim için o kadar emniyetli. Çünkü transatlantiğin üzerinde ilerliyormuş gibi aşmamız gerekiyor o dalgaları. Bu hususun eee bize bakan veçesi var. Bir de elbette topluma bakan veçesi de var. Hizmet imaniye ve kuraniye bakan veçesi de var. Her veçesiyle gemimizi yenilemek bizim sorumluluğumuz değerli dostlarım. Dolayısıyla şöyle başlıyoruz meseleyi tafsil etmeye. Hocamız bize diyor ki aslında biz daha dünyadayken ilk adımı dünyaya attığımızda yani doğup da doğup da eee yeryüzünde ilk nefesimizi aldığımızda ilk adımımızı attığımız o andan itibaren geriye sayım bizim için başlıyor. Aslında o embriyolojik sürecin başlangıcı bizim için bir manada bir sonun da başlangıcı. Yani dünyaya geliyoruz. Nefeslerimiz sayılı. Saatin çarkları dönüyor. Tık tık tık eden her türlü saniyeler, saliseler, dakikalar, saatler hep bizi kendi akıbetimize doğru yaklaştırıyor. Çocukluk diyoruz, gençlik diyoruz, olgunluk, yaşlılık bu sürecin, bu vetirenin sadece birer konağından, birer durağından ibaret. İnsan nasibi ölçüsünde bu konakların hepsine de misafir olabiliyor. Ya da bu konaklardan bir tanesinde ona saatin kadranı atıyor ve çık diyorlar. Çık. Ölümün yaşı yok. Her yaş ölüm yaşı. Dolayısıyla da bu durakların hepsini tamamlama garantisi yok insan için. Bir meçhul noktada ölüm geliyor. Ölüm aniden gelir ve kabir amel sandığıdır." diyor Arap şairi. İşte ölüm aniden geliyor. E bir kalp krizi, bir beyin kanaması, efendim bir trafik kazası yetiyor. Geliyor çıkış biletini bize veriyor ve sefer halindeki bir trenden dışarıya atılıyormuşuz gibi ki bu üstadımızın metaforudur. Treni insan hayatına benzetiyor üstat. Her vagonu da bir yılına, ömrümüzün bir yılına benzetiyor üstadımız. ve üstadımızın kendi hayatını anlattığı, kendi hayatını onunla bize eee biçimlendirip anlattığı bir metaforu var. O meta metaforu metaforun içerisinde üstadımız şunu görüyor. Tren daha bir durağa varmadan trenin penceresinden insanların fırlatıldığına şahitlik ediyor. Vaka-i hayaliye diyor üstat buna. Siz buna keşif olarak bakabilirsiniz. E trenden dışarıya atılıyormuş gibi dünyayı arkada bırakıyoruz. Kabir koridorundan geçerek ahiret güzergahında yolumuza devam ediyoruz. Yol burada ölümle bitmiyor. Yolculuk kabir hayatımız var. Kabir hayatımdan sonra haşir var, mahşer var, mizan var, sırat var. Yani gerçek manasıyla yol çok uzun. Kimler için ölüm? Bir yok olma, bir inkıraz, bir çözülme. Yani bir dağılıp parçalanma. Bir insanın insanın karbonlaşması, toprağa karışması bir hiçlik, bir tükeniş olarak görülüyor. Ama müminler öyle görmüyorlar. Biz kabiri ne olarak görüyoruz? Üstadımız bize bunu talim ettirdi. Biz kabri bir kapı olarak görüyoruz. Üstelik de sizinle bir ölümle alakalı bir ders yaptık. Sevgililer diyarına yolculuk diyoruz biz ölüm için. Sevgililer diyarına yolculuk. Daha yaratılırken belirli bir planı var Rabbimizin. Hayatımızın bir planı var, bir programı var. Tesadüf olarak dünyaya gelmiyoruz. Hikmet ve maslahata göre yaratılıyoruz. Yaratılışımızın bir gayesi var, bir anlamı var, bir programı var. Aynen öyle de ölümümüzün de bir gayesi, bir planı, bir programı var. O programa bağlı olarak bir buğuttan başka bir buğuta geçmiş oluyoruz. Bir hal değişikliği yaşıyoruz. bir odadan başka bir odaya geçer gibi amellerimizin ürünlerine göre farklı bir sürece giriyoruz ve neticede vatanı asli dönüyoruz. Şimdi biz uzun bir yoldan bahsediyoruz ya kendi adımıza ama unutmayın bizim bu yolculuğumuz, bu uzun yolculuğumuz mekan olarak cennette başladı. Biz Hz. Adem'in sülbündeydik. Cennette başladı. Hz. Adem'in dünyaya gönderilmesiyle beraber biz de onun sülbünde dünyaya gönderilmiş olduk. Aslında bizim cennete varışımız, vatan-ı asliimize geri dönüşümüz anlamına geliyor. Onun için yani bir dünyaya gönderilişimizin hikayesi var bizim için. Bir de dünyadan cennete dönüşümüzün hikayesi var. Dünyadan cennete dönüşümüzün hikayesi aslında bizim asli vatanımıza, memleketimize dönüşümüz manasına geliyor. Dolayısıyla hikayemizin bakın Hazreti Adem'in cennetten dünyaya gönderilişinin hikayesi bizim için çok önemli değil mi? Çünkü o insanlığın hikayesi. Ama bir de Hz. Adem'in çocuklarının dünyadan cennete dönüşünün hikayesi var. Biz cennete döndüğümüzde vatan-ı asli dönmüş oluyoruz ve yüce yaratıcı ile bir kemü keyf görüşmeye eee liyakat kazanmış oluyoruz. Düşünün cennete giriyoruz. Cennetten daha yukarıda bir şey var. Daha üstte bir şey var. Cennetin binlerce sene mesudane hayatının bir dakikasına tekabül etmediği Cenabı Hak'la kemiyetsiz, keyfiyetsiz görüşme, rıdvan yudumlama. Bunun vaadi var bizim için rabbimizin vaadi var. Rıdvan yudumlama. Rabbimizin bizden razı olması ve onun cemalini cemalini görebilme cennette, cuma yamaçlarında. Şimdi yolculuğun düşünebiliyor musunuz? Olağanüstü bir yolculuk. Vatanı asli geri dönüyoruz ve rabbimizle buluşuyoruz. O rabbimizle buluşmanın da bir evveli var aslında. Biz daha mekansal olarak cennette yaratılmadan Hz. Adem evvel biliyorsunuz değerli dostlarım elest bezmi var. Kur'an ayetiyle sabit. Elesti bir rabbiküm diye Cenab-ı Hak ruhları topluyor ve onlara elestü birabbik ben sizin rabbiniz değil miyim diye soruyor. Onlar da bela diye cevap veriyorlar. Evet sen bizim rabbimizsin diye. Şimdi bakın eee rabbimizin rıdvanına erişebilmemiz rabbimizin cemaliyle eee rüyetiyle bizim müşerref olabilmemiz. O yolculuğun başlangıcı da orası. Yani Allah bizi ruhlarımızı yaratıyor bedenlerimizden önce ve bize soruyor. Ruhlarımıza soruyor. Elesti bir rabbik. Bu şu anlama geliyor bizim için. Biz rabbimizin huzurunda bulunmuşuz. Buna ilişkin vicdanımızda izler var, iştiyaklar var. Rabbimizin huzurunda bulunmuşuz. Onun hitabına mazhar olmuşuz. Elestü rabbiküm hitabına mazhar olmuşuz. Dolayısıyla yeniden Rabbimizin huzuruna çıktığımızda biz Rabbimizin rüyetine eriştiğimizde orada da hikayenin başladığı yere yeniden dönmüş oluyoruz. Bakın cennete gittiğimizde Hz. Adem'in cennetten çıkarılmasıyla başlayan hikayenin başına dönmüş oluyoruz. Eee ve vatan-ı aslimize dönmüş oluyoruz. Cenabı Hakk'ın cemali ile müşerref olduğumuzda iştiyak-ı likaullah denilen bir iştiyak var biliyorsunuz. Kavuşma iştiyakı. E biz bunu Allah'tan hep istiyoruz. Zannediyorum sizin aranızda dua ederken iştiyakı likaullah istemeyen yoktur. Çünkü bunu efendimiz bize öğretiyor. Resulullah sallallahu teâ aleyhi ve sellem öğretiyor. Sabah ve akşam dualarımızın arasında da var. İştiyak-ı likaulullah. Allah'a kavuşma iştiyakı. Dolayısıyla biz ne oluyoruz? İşte bu yolculuğ bu yolculukta aslında vatan-ı aslimize cennete dönüyoruz. Oradan gelmiştik çünkü. Ve bu yolculukta yolculuğun en başına gidip elestü rabbiküm sorusuna bela dediğimiz noktada verdiğimiz sözün sadıkları olarak rabbimizle buluşuyoruz. Bela dedik ya verdiğimiz söze sadık kalmışlıkla rabbimizle buluşuyoruz. Verdikleri söze sadık kalmayanların yolculuğu da başka bir tarafa doğru evriliyor. Dolayısıyla yüce yaratıcıyla biz bir kemü kef görüşmeye, rıdvan yudumlamaya doğru gidiyoruz. Şimdi böyle bir yolculuk, böyle bir uzun yolculukta insan gemisini elden geçirmez mi? Gözden geçirmez mi? Halis bir kulun nazarında ölüm sevgililer diyarına yolculuk. Halis ve kulun nazarında ölüm ebedi saadet yurdunun kapısı. Öyle değil mi? Biz bununla ilgili yaptığımız derste şunu söylemiştik. Bence bu çok önemliydi. Ölümden korkuyoruz, korkuyor muyuz diye temel bir sorumuz vardı. Hoca efendi bize şunu öğretti. Biz ölümden korkmuyoruz. Çünkü o bizim için sevgililer diyarına yolculuk. Bunu birbirine karıştırmayın diyor hoca efendi. Korktuğumuz bir şey vardı hatırlayın. O hesap verememenin, bir ömrün hesabını verememenin korkusu. Korktuğumuz bir şey vardı. Akıbetimizden korkuyor oluşumuz. Akıbet, endişlik bu manaya geliyordu bizim için. Yoksa ölüm bizim için evet sevgililer diyarına yolculuk. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem başta olmak üzere ve bizim için ebedi saadet yurdunun kapısı. O kapıdan geçip ebedi saadet yurduna gidiyoruz. O kapıdan geçip o likaha ulaşabiliyoruz. Dolayısıyla bizim için evet kabir bir kapıdan ibaret ve bu saadet kapısından girmekse yolculuğumuz saadetli girmek esas olan bizim için haris bir kul. Bizim nezdimizde en büyük mesele, Harisbi Kulun nezdinde en büyük mesele bu dünyada saf duru bir hayat yaşayabilmek olur o zaman. Yani gemiyi delirmemek olur o zaman. Düşünün hani denizin dibini boylamak diye bir deyim var ya denizin dibini boylamak, Titanic gibi sulara gömülmek. E bunlar mümkün. Öyle değil mi? Bizim kalp hayatımız için de mümkün. Ruhumuz için de mümkün. Yani günahlar gemiyi deliyorlar. Günahlar gemimizi deliyorlar. Masiyet gemimizi deliyor. Öyleyse bizim çok önemli bir meselemiz meselemiz var. Gemimizi elden geçirmek, yenilemek gemiyi. Ve şöyle diyoruz o zaman. Onun nezdinde en büyük mesele bu dünyada hep saf duru bir hayat yaşamak ve ahirete intikale her zaman hazır olmak. Hoca efendi buna ne diyordu? Ölmeye hazır yaşamak. Ölmeye hazır yaşamak. Bunların derslerini yapmaya çalıştık biz de sizinle hep. Ölüme hazır yaşamak. Yani gel denildiğinde eee hazır olmak. Gel denildiğinde ne demişti hocamız yine bize? Bunu bunu da hatırlatmak istiyorum. Şöyle demişti. Gel denildiğinde gitmeye hazır değilseniz hiçbir zaman hazır olmayacaksınız demişti. Size gel denildiğinde siz hayır ben henüz hazırım, hazır değilim diyorsanız hiçbir zaman hazır olmayacaksınız demişti bize hocamız. Öyleyse ölüme hazır yaşamak için gemiyi sürekli yenilemek gerekiyor. Yani bir kere yenilemek, ayda bir yenilemek, yılda bir yenilemek değil. Sürekli bir yenilemek. Saf duru bir hayat yaşamak. Ahirete intikale her zaman hazır yaşamak. Haşre gönülden iman etmek ve ötelere müştak yaşamak. Ölüm bizim için bir sevgililer diyarına yolculuksa ona iştiyak duymak. İştiyak-ı likaullah demek bizim için aynı zamanda ölümde iştiyak duymak demek. Ebedi saadeti yakalama azmi gayreti içerisinde bulunmak. İşte efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem ki o bizim için rehber-i ekmeldir. Rehberlerin en büyüğü. Efendimizin Hz. Ebu'e nasihatlerinde de insanın yolculuğuna, sefer hazırlığına, yol adabına dikkat çekiliyor. Ve bu çekilen dikkatin ilk maddesi ceddetü sefinete innelun. Yani gemini restorasyona tabi tut. Sağını solunu elden geçir. Tamir isteyen yanlarını onar. Bakımını tamamla. Neden? Çünkü upuzun bir yoldasın. Ruhlar aleminden cennete doğru uzanan, likaullaha doğru uzanan op uzun bir yolculuğun var senin. Bu bu bağlamda gemini bir kere daha elden geçirme meselesi bizim için bizim için hayatımızın bütün hayatımızın onun etrafında örgülenmesi gereken bir bahis olarak karşımıza çıkıyor. Sağını solunu gözden geçir, tamir isteyen yerlerini tamamla. ruhlar aleminden cennete doğru uçsuz bucaksız bir yolculuğun içerisindeyiz çünkü ve eee geminin, gemimizin sağlam olması işte bu yolculuğu sağlıklı olarak götürebilmemiz noktasında çok önemli. Uzun bir yol tekneyle alınamaz. Gemiyi yenilemekten maksat daima diyor hoca efendi kelime-i tevhit ile meşgul olmaktır. Gemiyi yenilemekten maksat. Kelime-i tevhit. La ilahe illallah. Kelime-i tevhid. Şimdi neden kelime-i tevhitle meşgul olmamız gerekiyor? Çünkü efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem imanınızı kelime-i tevhitle yenileyiniz diye buyuruyor. Ama bu sadece sözle, kelimeyle yapılmış bir yenileme değil. O dilimizle yaptığımız yenileme, dilimizle yaptığımız yenilemeyi içselleştirebilmek ve bütün hayatımızı da o gaye etrafında örgüleyebilmek. Diliniz ıslak olsun demişti hoca efendi. Biz hatırlıyor musunuz? Diliniz ıslak olsun. La ilahe illallahla ıslak olsun. Yani taze la ilahe illallahlarla ıslak olsun dilimiz. Çünkü ne zaman öleceğimiz belli değil. Bir her an yenileniyoruz. Her an Allah bizi yeniden yaratıyor. Hani Yunus Emre diyor ya şiirinde, "Her dem yeniden doğarız. Bizden kim usanız?" Her yeniden doğarız. Bizden kim usanız? Her dem yeniden doğuyorsak eğer, e o zaman o yeni doğuşlarımıza da kelime-i şehadetin eşlik etmesi gerekiyor. Ne zaman öleceğimiz belli değil. O zaman ağzımız ıslak olarak ruhumuzun ufkuna yürümemiz gerekiyor. Bir de sürekli tekamül halindeyiz ya. Öyle olalım inşallahu teala. O tekamül mertebelerini de kelime-i şehadetle taçlandırmamız gerekiyor. Dolayısıyla sürekli bir kelime-i şehadetle meşgul olma hali içerisinde Hz. Sadık-ı Mduk Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem ne diyor bize? İmanınızı la ilahe illallah'la yenileyiniz. Şu kadar var ki Allah Resulünün bu nasihati sadece dil ve kelime-i tevhidi söylemeye hasredilmemelidir. Bu mübarek beyan dil ile telaffuz edilirken aynı zamanda vicdanda da duyulmalıdır ki iman yenilenmiş olsun. Bu itibarla da la ilahe illallah deyin sözü bu kelimeleri vicdanınızda duyun manasına gelmeli bizim için. Din ve iman adına her an daha bir derinleşme peşinde olun emri olmalı bizim için. Din adına, iman adına sürekli yeniden taze, tap taze şeyler duyun. Derinleşme peşinde olun. Derin Müslümanlar olun. Canlı Müslümanlar olun. devamlı kendinizi yenileyin. Yaratılış gayesine ulaşma uğrunda sürekli ama sürekli mesafeler katedin. Bunu işte biz bu la ilahe illallah'ın bağlamı içerisinde okuyor, anlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bizim işte bu eee sürekli la ilahe illallahlarımız aslında eee kelime-i şehadetle kendimizi kelime-i tevhitle yenilemek anlamını taşıyorsa bir yönüyle de ibadet hayatımızı da kapsıyor. Yani işte namazlarımızla kendimizi yenileyebilmek, nafile oruçlarımızla kendimizi yenileyebilmek. O kadar gemimizi geliştirebilmek ki transatlantin üstünde ilerliyormuş gibi zorlukları, engelleri aşabilmek meselesi. Yine bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem eee sabrı bize tavsiye ediyor ve dinin yarısı sabırdır diyor. Bediüzzaman Hazretleri de sabrı üçe ayırıyordu ve ilk madde ibadete karşı ibadetlere devam hususunda sabırdı. Bela ve musibetlere sabır en son geliyordu. Hatırlayın. Önce ibadette devama sabır, sonra bela ve musibetlere sabrdan önce günaha girmeme konusunda sabır geliyordu. İbadete devam sabrı, eee, günahlara girmeme sabrı, en son bela ve musibetler karşısında sabır. Ve hocamız bize şunu söylemişti. Bela ve musibetleri insanın sabredebilmesi için demek ki ibadete devam etmesi gerekiyor. Demek ki günahlardan uzak durmak insanı bela ve musibetler karşısında güçlü hale getiriyor, dayanıklı hale getiriyor demişti bize hocamız. Dolayısıyla şimdi biz eee kalp hayatımız gemiyse, ruh hayatımız gemi isse e dalgalar ne? Dalgalar, hadiselerin dalgaları, bela ve musibetlerin dalgaları. Bela ve musibetlerin dalgalarını aşabilmek için, imtihanlardan geçebilmek için sürekli neye ihtiyacımız var? İbadette sabiti kadem olmaya ihtiyacımız var. çok sağlam, çok içselleştirilmiş, çok vicdanın onu tasdik ettiği bir ibadet hayatı ve aynı zamanda aynı zamanda değerli dostlar günahlara girmeme konusunda ki o bir sonraki adımda gelecek. Günahlara girmeme konusunda sabıra sabıra ihtiyacımız var. Ruhlar aleminden cennete uzanan uçsuz bucaksız bu ummanda dağvari dalgalar karşısında bu bizim için kaçınılmaz olarak görünüyor. Sonra şöyle devam ediyoruz. İmanı yenileme meselesi devamlılık isteyen bir konudur diyor hocamız. Bu yenilenme müminin tabiatinin bir yanı, fıtratının da bir parçası haline gelmeli. Yani zikrettiğim gibi hani bir kere yenileme değil, sürekli bir yenileme hali içerisinde olma. Devamlı surette imanda derinleşme. Hep öyle diyoruz ya. Sohbet-i canandan sohbeti canan koşmak diyoruz. Öyle diyoruz. Öyle değil mi? Hani bu bir yenilenme çünkü. Sohbet-i canandan sohbet-i canan koşmak. Nafile ibadetlerle diyoruz. Sünnetlerin etrafında bir sur oluşturmak. E bu bir yenilenme değil midir? Nihayet tahkiki imana doğru bir yolculuğa, nihayet namazlaşmaya, oruçlaşmaya, amelleri içselleştirmeye doğru bir hedefe yolculuğumuz. Evet. imanı tecdit etme ve böylece ruhun yenilenmesi kavli olarak la ilahe illallah muhammeden resulullah derken biz onu onu aynı zamanda vicdanımıza mal etme yani onu mahsı marifet haline getirme. Marifetullah muhabbetullah zevk-i ruhani diyordu ya üstadımız imanı billah'la başlatarak yolculuğumuzu. Dolayısıyla bu yolculuğu gerçekleştirebilme ne olacak o zaman? Biz mahsı marifet haline getireceğiz la ilahe illallah'ı. Yani vicdan kültürü diyoruz ya marifete. Vicdan kültürü haline getireceğiz. Dilimiz söylerken la ilahe illah'ı onu vicdanımızın derinliklerinde, sır ufkunda, hafa ufkunda, ahfa ufkunda duyacağız inşallahu teala. Üstadımızın mektubatta vurguladığı bir meseleye işaret ediyor hoca efendi bu eee bu bağlamda. şöyle diyor: "Nefis, heva, vehim, şeytan az çok her insana hükmediyor diyor üstadımız. Öyle değil mi? Nefis yani nefsimiz yokmuş gibi davranamayız. Bir kere imanımızı yeniledik diyelim. Bir kere kanatlandık. Ruhumuzun, ruhumuzun enginliklerine doğru kanatlandık. Ama imanımızı yenileyemediğimiz sürece orada kalamıyoruz. Dolayısıyla nefsimizin var olduğunu göz ardı edemeyiz. Nefsin hevası var. Vehimler var. Şeytanın vesveseleri var. Kalbimize gönderdiği vesvese okları var. E bunlar bize hükmediyor. Bizim gafletimizden istifade ediyor. Ve pek çok hileyle, şüpheyle, vesveseyle imanımızın nurunu karartıyor şeytan nefis. Ve ne oluyor? Kalp kasvet bağlıyor. Katılaşıyor kalbimiz. Kalp dikkatini kaybediyor, hassasiyetini kaybediyor, katılaşıyor. Her işlenen günah kalpte bir leke bırakıyor. Kalbi küsufa uğratıyor. Onun için bizim her gün, her saat, her vakit imanımızı cilalamaya ihtiyacımız var. Cila bakın ne olacak o zaman? Cilaül kalp. Kalbimize sürekli imanımızı tazelemek suretiyle cilalayacağız. Her fırsatta cilalayacağız. Sürekli onu parlak tutacağız. kasvet bağlamasına izin vermeyeceğiz. Katılaşmasına izin vermeyeceğiz. Tahkik ufkuna ulaştırmamız gerekiyor. Bu yüzden imanımızı, iman gemimizi, iman gemimizi tahkik ufkuna ulaştırmamız gerekiyor. Ve böylece değil okyanuslar cehennemin gayyalarını bile rahatlıkla geçebilecek bir gemimizin olması gerekiyor. Cehennemin gayyalarını. Biliyorsunuzdur zannediyorum cennete giderken cehennemden geçiyor yolumuz. Yolumuz cehennemden geçiyor cennete giderken. Ama cehennem cehennem ateşi müminlere şöyle sesleniyor. Çabuk geç ateşimi söndürüyorsun. Diyor. Çabuk geç ateşimi söndürüyorsun. Yani cehennemin gayyalarından bile geçebilecek kadar sağlam bir gemimizin olması ancak sürekli bir tecditle yenilenmeyle mümkün. Sonra meselenin ikinci yönüne geliyoruz. Ahiret ızığı meselesine. Şöyle diyor efendimiz sallallahu tea aleyh ve sellem ve huzade kamilen infere baidun. Bu da ikinci mısramız, ikinci cümlemiz, ikinci nasihatimiz, maddemiz. Azını eksiksiz al diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Yol boyunca ihtiyaç duyabileceğin her şeyi tedarik et. Çünkü sahilden ayrıldıktan sonra artık erzak bulmakta zorlanacaksın. Düşünün dünyadan ukbay geçtiğinizde, ölüm kapısından geçtiğinizde her şey geride, liman geride kalmış olacak. Azık artık tedarik edemeyeceksiniz. O yüzden de azlığını diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem kamilen al. Mükemmel bir azık al. Yol boyunca sana eşlik edebilsin. Öyle azıklar al kabirde sana eşlik etsin. Öyle azıklar al sana sırattan geçerken binek olsun. Öyle azıklar al ki sana e huzuru-u ilahiye çıkasıya kadar yetsin. Sahilden ayrıldıktan sonra erzak bulmakta zorlanırsın. Hatta hiç bulamazsın. Öyleyse henüz vakit varken gemin demir atmamışken önündeki uzun seferde muhtaç olacağın levazımı attı. İyi düşün. Güzelce hesapla ve tas tamam al. Ne lazım sana? Hadis-i şerifte zat kelimesi geçiyor. Biz kullanırız değil mi? Zat ve zahire diyor hoca efendi sıkça. Ahiret zatı zahiresi diyor hoca efendi sıkça. Duymuşsunuzdur ondan. Zat e yiyecek, içecek, giyecek, binek ve sair ihtiyaçların hepsini kapsıyor. Hepsini kapsıyor. Dilimizde azık kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor zat. İnsan için iki yolculuk mukadderdir. İlki dünyada yolculuktur. İkincisi de dünyadan yolculuktur. Dünyada yolculuk için yiyecek, içecek, yiyecek gerektiğinde harcayacağınız mal lazım olduğu gibi e dünyadan yolculuk için de size bir şeyler lazım. İşte ilkinden daha hayırlı olan zahire takva azığı. Bize azık lazım ya. Hangi azık lazımmış bize? Takva azığı lazımmış. Siz en küçük bir yolculuğa bile çıkarken diyelim ki kampa gidiyorsunuz. Diyelim ki efendim okuma kampına gidiyorsunuz. Talebe kampına gidiyorsunuz. Kış kampına gidiyorsunuz. Oraya giderken bile ne yapıyorsunuz? İşte bir yerden bir yere giderken hakeza valizinize şu da lazım olur, bu da lazım olur. Beklerken şunu okurum. Zikir matimi de koyayım, tesbihimi de koyayım, seccademi koyayım. Efendim? Ne lazım bana? Onları hep doldurursunuz değil mi? Valizinize lazımdır size. Çünkü bir gün bile gidecek olsanız işte şeyimi de koyayım efendim el kulubu dariaamı da koyayım cevşenimi de koyayım derseniz doldurursunuz yani valizenizi. Çünkü onlar sizin azıklarınız aynı zamanda ahiret azığı işte ilkinden daha kıymetli, daha büyük, daha önemli. Yol daha uzun. Çünkü bir dünyada yolculuğumuz var. Bir de dünyadan yolculuklarımız var. En küçük bir yere giderken ne lazım size? Kıyafet mi lazım? Efendim? Üşüyecek. Orada üşüyeceğinizi düşünüyorsanız oraya palto koyuyorsunuz. Düşünün üşüyeceğinizi düşünüyorsunuz ve hırka oluyorsunuz, şal oluyorsunuz. Aç kalırım diye düşünüyorsunuz. Yanınıza alıştır atıştırmalıklar alıyorsunuz. Şimdi gittiğiniz yer ölüm ötesi hayatta size neler neler lazım. Hak yolcusu için her seviyede takva bizim için zat-ı ahirettir. Ahiret azığıdır. Takva. Takva. Uzun ve meşakkatli bir seferde mutlaka azık edinin ve bilin ki azığın en hayırlısı haramlardan korunma ve marufları yerine getirme manasında takvadır. Bu bu Bakara suresi 197. ayet değerli dostlar. Ayeti tekrar okuyorum. Cenabı Hak buyuruyor ki uzun ve meşakkatli seferde mutlaka azık edinin. Diye buyuruyor Rabbimiz bize. Bu uzun ve meşakkatli seferdi. Ölüm ötesi yolculukta. Mutlaka azık edinin ve bilin ki diyor Rabbimiz azıkların en hayırlısı haramlardan korunmak. Buna takva diyoruz. haramlardan korunmak ve marufları da yerine getirme manasında takvadır. İkisini bir araya topluyor takva. Marufu yerine getirmek yani Allah'ın emirlerini yerine getirmek. Bir de Cenab-ı Hakk'ın yasaklarından sakınmak. Bunların ikisine birden takva diyoruz. Böylece rıza ve rıdvana yürümeye niyet eden bir irade eri her zaman takva serasına sığınmalıdır diyor hocamız. O zaman biz kim oluyoruz böyle bir yolculukta? İrade eri. İrade eri. Çünkü o takva azığını yanına alıp öyle yolculuk ediyor. Dünya hayatında da ahiret hayatında da takva azığı hep onun yanında duruyor. Takva azığının yanımızda durabilmesi için bizim irade iri olmamız gerekiyor. Takva serasına sığınmamız gerekiyor. İnsana takva azındığı azı kazandıracak olan vesile nedir? salih ameldir. Öyle değil mi? Dolayısıyla da başta namaz olmak üzere Allah'a ibadet, kullara şefkat yörüngesinde yapılan hayırlı işlerin hepsi mümin için ahiret zahiresidir. İnsan diyor hoca efendi bir köyden diğer bir şehre, bir şehirden başka bir şehre ya da bir ülkeden başka bir ülkeye giderken bile ne kadar düşünür, taşınır, hazırlık yapar yol için tedbir alır. Farkındaysanız ne kadar uzağa gidiyorsak o kadar çok düşünüyoruz, o kadar çok tedbir alıyoruz. Ya da ne kadar yolculuğumuz gittiğimiz yerde ne kadar uzun kalacaksak ona göre tedbir alıyoruz. Bakın yolun mesafesi aldığımız tedbirleri belirliyor ve kalış süremiz de belirliyor. E düşünün yol ne kadar uzun ahiret hayatına ve orada kalacağımız süre de ne kadar uzun. Azizim diyor hoca efendi. Burada üstat bize ilem ehyel aziz deyince efendim üstadım diyorduk ya. Burada da hoca efendi azizim deyince efendim hocam diye isim geliyor hep. Azizim, bir karyeden diğerine, bir ülkeden bir başkasına, bir gezegenden diğer bir gezegene, hatta bir sistemden daha başka bir sisteme değil, maddeden, fizik alemden, elektronlar, nötronlar dünyasından hiç bilmediğin bir diyara gidiyorsun. Azizim, bir gezegenden başka bir gezegene gitmiyorsun. Azizim, bir köyden başka bir köye gitmiyorsun. Güneş sisteminden çıkmış da samolu galaksisinden başka bir galaksiye bile gitmiyorsun. Bir alemden, fizik alemden metafizik aleme gidiyorsun. Elektronlar, nötronlar dünyasından hiç bilmediğin bir aleme doğru gidiyorsun. Ne kadar uzun olduğunu dahi takdir edemeyeceğin bir yolculuktasın. Bambaşka bir seferle karşı karşıyasın. Bu yolculukta ihtiyaç duyacağın eşyayı da kendi akl izan izanınla belirlemelisin. Ne kadar ihtiyacın var değil mi üstadımız? Ne diyordu namaz için? Ne diyordu üstadımız? Kabir aleminde senin için kabir aleminde kabrin yalnızlığı içerisinde senin en iisin arkadaşın namaz diyordu üstadımız. O mahşer gününde, hesap gününde senin için bir bilet ve sırattan geçerken de senin için bir binek. Şimdi düşünün ona ne kadar çok muhtacız, ne kadar ihtiyacımız var o namazlara. Dünyada sefer için neler lazım olduğunu düşünüp tedarik edebilirsin. Fakat dünyadan sefer söz konusu olduğunda ötelerin zat-u zahiresine ancak seni o yola sürükleyen ve sana seyahat seyahat gücü veren kudret-i sonsuzun mesajlarından öğrenebilirsin. Dünyada hesap edersin. Bir ehli küfür bile hesap ediyor. Bir yerden bir yere giderse ona ne lazım olur diye. Ama bu dünyadan başka bir aleme gidiyorsan eğer orada sana ne lazım olacağını ancak sana kudret-i sonsuz söyleyebilir. Ancak sana o seyahat gücünü veren ve o ebedi alemleri senin için yaratan zat söyleyebilir. Vahyin rehberliğine başvurmak zorundasın. Teheccün ve kabir aydınlığı teheccütün bir kabir aydınlığını ancak vahyin rehberliğinde öğrenebiliyorsun. Yani kabre nasıl ışık gönderirim? Bunu vahyin rehberliğinden başka kimse sana söyleyemez. Vahyin rehberliğine başvurmadan teheccüt ile kabir aydınlığı arasındaki münasebeti bilmen mümkün olmaz. Allah'a hadisane kullukla mizanda terazinin ağır basması arasındaki irtibatı sezemez. Mizan ameller getirilecek, konulacak. Mizana tartılacak. E üstat size ne öğretiyor vahyin rehberliğinde? Bir zerre ihlaslı amel binler batman ihlassız amele mürecahtır diyor ya üstat. Mizanda da öyle. Mizanın ölçüsü o aslında. Bir zerre ihlaslı amel o mizanda binler batman ihlassız amelden daha ağır gelecek. Bu irtibatı nasıl seziyorsun? Vahyin rehberliğinde halisane kulluk. Burada sırat-ı müstakim üzre yaşamakla orada sıratı geçmek arasında bir ilişki var. Bu ilişkiyi de vahyin rehberliğinde öğreniyorsun. Bunu öyle takdir edebiliyorsun. Ancak iman ile cennete girme, küfürle cehenneme düşme arasında kuvvetli bir bağ var. E bunu da vahyin rehberliğinde görebiliyorsun. Ne var ki seni yaratan, rotanı belirleyen ve üzerinde yürüyeceğin yolu hazırlayan zat sana güzergahı bildirdiği gibi seferde ihtiyaç duyacağın zat-u zahireyi de haber vermiştir. Öyle değil mi? Yani seni Cenabı Hak dünyaya fırlatmış, atmış da sen bul, sen yaşa, istediğin gibi gez dolaş dememiş Rabbimiz. Bizi bu dünyaya gönderen Rabbimiz rotamızı da belirlemiş. Üzerinde yürüyeceğimiz yolu hazırlamış ve bize ne lazım onu da bize bildirmiş. Hani o küçük sözlerde iki tane yolcu var. Bir tanesi sırtına çanta almak istemiyor. Ağır geliyor ona o çanta ama ötekisi çantasını alıyor ve güvenle geziyor. Çünkü o yolda ona lazım olan zat ve zahire, silah hepsi o çantanın içinde. Sana güzergahı bildirdiği gibi Cenabı Hak o yolu sana hazırladığı gibi, sana rehberler tayin ettiği gibi ihtiyaç duyacağın zat-ı zahirey de sana haber veriyor. İlahi mesaja göre yaşadığın ve ötelere hazırlandığın ve kabir kapısına tedarikli adım attığın takdirde ahiretin yol haritası senin elinde demektir. Ne oluyor? Bakın, eğer siz zat ve zahiri olarak takva azığını benimsemişseniz öldüğünüzde size ahiretin yol haritası veriliyor. Size bilet veriliyor. Kırmızı pasaport veriliyor. Ve ebedi saadete açılan caddede yürümen seni çok kolay olacak o zaman. Çok kolay. Çünkü tedarikli gidiyorsun. Çünkü sana lazım olan her şey yanında var. Bilet mi lazım, binek mi lazım, arkadaş mı lazım? Hepsi var yanında. Unutmamalısın ki cennet azığı taat, cehennem kumanyası ise masiyettir. Bunu hiç unutmamak lazım. Cennetin azığı taat, ibadet, cehennemin kumanyası, masiyet, günahlar. Hey bende hangisi varsa sana onun kapısı açılacak. Farkındaysanız hoca efendi burada eee gemimizi yenilemeyi iman eee ve azığı da ibadetler olarak ele aldı. Gemimizi yenilemeyi iman azığı da ibadetler olarak ele aldı makalenin içerisinde hoca efendi. Gemini sürekli yem yenile. Tevhit kelime-i tevhitle yenile ve yanına da azığını al. O azık da ibadetlerimiz ve masiyetten kaçışlarımız. Şimdi bu masiyetten kaçışlarımıza dair bir yeni bir maddemiz daha var. 3ün madde dünyada aşılan ukba tepeleri diyor hoca efendi. Çünkü efendimiz nasihatinin 3. maddesinde bize şöyle buyuruyor ve haffifül hümle akabete keid diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Yani azığını eksiksiz alam ama yol boyunca da sana lazım olacak yükleri boş yere sırtında taşıma. Bu hafif kelimesi Türkçeyi de geçmiş olan bir kelime biliyorsunuz. Hafif ve tahfifül hümle. Tahfif et yükünü. Fe innel akabete keid. Çünkü çok büyük akabeler, sarp yokuşlar yoluna çıkacak. Yoluna çok sarp yokuşlar çıkacak. Cehenneme yakıt olacak bütün dünyevilikler insanın sırtında yüktür. Küfür, fısk, isyan, yük. Bunların hepsi dalalet, masiyet yük. Bunların hepsi her bir günah, her bir hata insanın sırtında yük. Bu itibarla da yükün hafifletilmesi gerekiyor. O yükün hafifletilmesinden maksat nedir? Masiyetten sıyrılmak, günahlardan arınmak. Önce günaha girmemek, takva, takva azığıyla. Ama eğer bir günahın, bir hatanın içerisine düştüysek de hemen tövbe kurnalarına koşmak, arınmak o günahlardan. O kirin üzerimize ruhumuza yerleşmesine izin vermemek. Onun katran karası kirlere dönüşmesine izin vermemek. Önündeki zorlu engellerin aşılması, güç geçitlerin geçilmesi, sarp yokuşların aşılması. Bunlar ancak böyle mümkün. Bunları düşünün diyor hoca efendi. Evet. Önünüzde çok zorlu engeller var. Aşılması güç geçitler var. Sarp yokuşlar var. Sarp yokuşa ayet-i kerimede Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'e akabe diyor. Akabe sarp yokuş. Belini bükecek ağırlıkta yüklerle o mesafeleri kat edemezsin. Diyelim ki sırtında 50 kiloluk bir yük var. Diyelim ki 100 kiloluk bir yük var. Kimler taşıyabilir 100 kilo? 150 kiloluk bir yük var diyelim sırtınızda. Şimdi diyelim ki sizin sırtınıza benim sırtıma mesela zannediyorum en fazla 50 kilo taşıyabilirim ama birkaç adım birkaç adım daha fazlası mümkün değil. Kilometrelerce mesafe yürüyemem ben onunla onca yükle hedefe varmam mümkün değil. Öyleyse öteye adım atarken düvi ağırlıklardan kurtulmak zorundayız. Ahirette işimize yaramayacak hiçbir şeyin hammallığını boşuna yapmamamız gerekiyor. Hafıza hammallığı, bilgi hammallığı, ahirette işimize yaramayacak birtım hammallıklar, maddenin hammallığı hiç işimize yaramayacak. Yükümüzü hafif tutarak yürüyüşümüzü kolaylaştırmak zorundayız. Öncelikle dünya hayatında insanın karşısına çıkan her musibet bir sarp yokuştur. Her musibet dünyada bakın uykuşların da aşılması gerekiyor değil mi? Hani dedik ya ibadete devam konusunda sabır, günahlardan uzak durma konusundaki sabır bize güç kazandırıyor. Bela ve musibetlere karşı sabırda sarp yokuş. Çünkü hepsi bela ve musibetler. Şeytanın tuzakları, nefsin arzuları. Bunların hepsi aşılması gereken tepeler. Dünyaya olan aşkımız, sevgimiz, yeme içmeye olan iştiyakımız, çok yemeye, çok içmeye, tembelliğe, bunların hepsi sarpıyor kuş. Masiyete karşı sabırdan salihat peşinde koşmaya kadar her hayırlı amelin önünde zorlu geçitler var. Günahlar karşısında sabır göstermenin önünde çok zorlu geçişler var. Bizim ameller, hayırlı ameller peşinde koşarken önümüze çıkan çok zorlu engeller var. Nefs-i emmare iradenin kolunu, kanadını kırıyor ve iradenin kolunun kanadını kırmak için de her an insanın gafil ve zayıf anlarını kolluyor. Nefs-i emvmari. Bilhassa insanlığın nefret gayzla yatıp kalktığı bir dönemde yaşıyoruz biz. Dünyanın bir savaş alanı, kan gölü haline geldiği bir zaman dilimi içerisinde yaşıyoruz. Böyle bir zamanda yaşamakta zorlanıyoruz ama böyle bir zamanın içerisindeyiz. Zorlardan zor bir işin içerisindeyiz. Yani şimdi böyle bir zamanda ne olması gerekiyor bizim? Yine ne olması gerekiyor? O yükler, o ağır yüklerin hiçbirini yüklenmememiz gerekiyor. Düşünün hizmet-i imani ve Kur'ani diyoruz. yük sırtında yüklerle insan hizmete de koşamıyor, hizmet de edemiyor sırtında lüzumsuz yüklerle. Nitekim Cenabı Hak insanların önlerindeki sarp yokuşları göğüs gerilmesi büyük bir kahramanlık isteyen zor işleri sayarken bu hususa da dikkati çekiyor. Yani düşünsenize zor işler var. Onlara göğüs germeniz gerekiyor. Sarp yokuşlar var. Aşmanız gerekiyor. Ayet-i kerime Belet suresi 12. ayeti kerimeler. 12'den 18'e kadar çok etkileyici gelir bana. Sarp yokuş. Sarp yokuş bilir misin nedir? Belet sarp yokuş bilir misin nedir? Dedikten sonra Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor. Önce Allah soruyor. Bilir misin nedir? Sarp yokuş. Sarp yokuş. bir köleyi, bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır." diyor. Sarp yokuş kıtlık zamanında yemek yedirmektir. Sarp yokuş nedir? yakınlığı olan bir yetimi ya da yeri yatak, göğü yorgan yapan, barınacak hiçbir mekanı olmayan bir fakiri doyurmaktır. Düşünün bir yetimi doyurmak, bir yoksulu doyurmak. Sarp yokuş budur diyor Rabbimiz bize. Bir de sarp yokuş nedir? Yine gönülden iman edip birbirine sabır ve şefkat dersi vermektir diyor Rabbimiz. Nedir sarp yokuş? Birbirine yardım etmek ve gönülden Cenabı Hak'a iman edip birbirimize sabır dersi vermek, birbirimize şefkat dersi vermek, sabır örneği olmak, şefkat örneği olmaktır. Sarpokuş ne kadar zor değil mi onları aşmak? O sarpio kuşları. Ölüm de öbür aleme varıp uzanan müthiş bir geçittir. Aslında ahiret geçitlerinden hepsi çok dehşetli geçitlerdir. Kabir, sual, mahşer, mizan, sırat gibi ahiret duraklarının hepsi insanın canını dudağına getirecek mahiyettedir. Fakat ölümün keyfiyeti bu durakları belli ölçüde munisleştirmeye ya da daha ürpertici hale getirmeye vesile sebep olabilmektedir. Şimdi ne oluyor? Siz nasıl öldüyseniz ona göre muamele görüyorsunuz ya ölümün keyfiyeti, o sarp yokuşları kolay mı geçeceksiniz yoksa çok mu zorlanacaksınız? Bunları ortaya çıkarıyor. Mümince ölmek lazım. O yüzden mümince ölen bir insanın mahşeri idrak edişiyle imandan nasipsiz bir talihsizin haşri yaşayan birinden talihsiz imandan nasipsiz olarak haşrı yaşayan birinden çok farklı olacaktır. Mümince ölen bir insanın mahşeri yaşayışı tabii ki kurorteksini masivayla doldurmuş bir insan düşünün. Şuuraltı muktesebatı günahla dolmuş, malla dolmuş, mülkle dolmuş, bütünüyle dünyevi mülahazalarla şuuraltı muktesebatı dolmuş, kirlenmiş ölüm ötesindeki hali aynı çizgide olabilir mi? korteksi imanla dolmuş olan birisiyle böyle bir zavallı men rabbüke diye ona sorulduğunda yani rabbin kimdir diye sorulduğunda ona kabirde münker nekir gelecek ve men rabbüke diye soracak. İşte o soruya katiyen doğru cevabı veremeyecek. Ezberlese de veremeyecek. Rabbim Allah'tır. Ezberini orada zikredemeyecek. Duygu ve düşünce harmanında. Çünkü elini attığı her yerde başka kelimeler bulacak. Nefis, mal, mülk, şöhret, şan. O kırıntılara rastlayacak. Elini attığında Allah lafzına rastlayamayacak. Marifet-i sani hesabına hiçbir semereye ulaşamayacak. Kabirde men rabbüke ve men nebiyüke ve ma dinüke sorularıyla başlayan ahiret menzillerinin hiçbiri geçilemeyecek onun tarafından. Çünkü onların her biri birer akabe. Sarp yokuş. Men rabbe. Sarp yokuş. Peygamberin kim? Dinin ne? İstediğiniz kadar ezberleyin. Şuuraltı muktesebatı kortekslerinize ne yerleştirdiniz? Nöronlarınızı neyle doldurdunuz? Ne var ki bunların aşılması daha dünyadayken azık hazırlama ve faydasız yüklerden kurtulmaya bağlı. Burada hoca efendi beni çok etkileyen bir anekdot. Bir menkibe anlatıyor. Hulefa-i raşidine ilişkin bir menkıbe. Sizi de dinlendirme noktasında bunu beraberce okuyalım. Çok güzel bir menkib ve çok etkiliyor bu beni. Şöyle diyor hoca efendi. Söz gelmişken nazara verilen hususların hadisenin kahramanlarına yakışması ve ibret verici olması yönüyle zikredilmesinde fayda mülahaza ettiğim bir menkibeyi size anlatmak istiyorum diyor. Çok yakışıyor muhataplarına diyor. Hz. Ali ile Haz. Ömer'in menkibesi bu. Bu yaşanan anlatılan menke. Menkibelerde asıl yoktur biliyorsunuz. Aslına bakılmaz. haslına bakılır. Nihavent midir, rast mıdır? Ona bakacağız şimdi. Ama muhataplarına çok yakışıyor diyor hoca efendi. O yüzden anlatacağım diyor. Şimdi denilir ki Rehber-i Ekrem aleyhissalatu vesselam efendimiz bir gün mescitte kabir azabına münker ve Nekirin ilk sorgulama esnasındaki haybetli hallerine ve berzah hayatına dair beyanda bulunurken Hz. Ömer radıyallahu anh, "Ya Resulallah, sual anında şimdiki aklımız bize verilir mi?" diye sorar. Şimdi hadiseyi anladınız zannediyorum. Efendimiz neyi anlatıyor? Sahabeler toplanmışlar. Efendimiz onlara mescitte anlatıyor efendimiz. Mescid-i Nebevi'de kabir azabını anlatıyor efendimiz. Efendim, eee, Münker ve Nekir'in sorgusunu anlatıyor. O münker ve Nekir'in sorgusu içindeki haybetli halleri anlatıyor. Berza hayatını anlatıyor. Hz. Ömer de efendimize bir soru soruyor. Diyor ki, "Ya Resulallah, sual anında yani münker ve Nekir bize soru sorarken şimdiki aklımız bize verilir mi?" Hikmetin lisan-ı fasih olan Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem şöyle cevap veriyor. Şimdiki aklınızla nasılsanız kabirde öyle olursunuz. Şimdiki aklınızla nasılsanız kabirde de öyle olursunuz." diye buyuruyor. Bu cevap üzerine Hz. Ömer şöyle rahatlıyor ve diyor ki, "Böyle olduktan sonra kabir sualiyile alakalı korku ve elem çekmeme lüzum yok artık." diyor Hz. Ömer. Sonra Hz. Ömer vefat ediyor. Darı bekaya irtikal ediyor. Onun akabinde Hz. Ali'nin aklına Hz. Ömer'in bu cümlesi geliyor. Ve bakalım Münker ve Nekire'e nasıl cevap verecek diyor. Ve Cenab-ı Hak aradaki perdeyi kaldırıyor. Ve Hz. Ali Hz. Ömer'i Münker ve Nekirle karşı karşıya onun sorularına cevap verirken seyrediyor. Çok etkileyici menkıbe ama çok etkileyici. Yakışıyor onlara diyor hoca efendi. Haydi-i Kerrar dostunun sual anına muttali oluyor. Melekler heybetli halleriyle heybetli ürkütücü halleriyle Hz. Ömer'in yanına geliyorlar. Ürkütücüyü düzeltiyorum. heybetli, saygı uyandırıcı, azametli halleriyle geliyorlar. Ve Hz. Ömer'e, "Rabbin kim? Peygamberin kim? Dinin ne?" diye soruyorlar. Hz. Ömer meleklerin sualine yine bir soruyla mukabele ediyor ve siz nereden geliyorsunuz diye soruyor onlara, meleklere. Onlar da diyorlar ki biz 7 kat semadan geliyoruz. Bunun üzerine 7. kat sema ile burası arasında ne kadar mesafe var diye soruyor melekler. 7.000 sene diye cevap veriyorlar. İşte o zaman Hz. Ömer kendi ufkunu seslendiriyor ve şöyle diyor: "Siz 7.000 senelik yoldan geldiğiniz halde rabbinizi unutmadınız da ben evimden çıkıp kabre gelinceye kadar rabbimi, peygamberimi, dinimi eee dinimi niçin unutayım?" diyor. Ben diyor evimden çıktım kabre geldim. Siz 7.000 senelik yoldan geldiniz. Rabbinizi unutmadınız da ben evden kabre kadar rabbimi, dinimi, peygamberimi unutur muyum?" diyor. Hz. Ömer. Ve bu sırlı hadiseyi müşahede eden Hz. Ali de Allah'ın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun ey Ömer. Sahiden de davanın adamıymışsın. Diyor. Evet. Aslında ömür, ölüm, kabir, sual, berzah, mahşer, hesap, mizan, sırat gibi akabeler bir manada hep burada geçiliyor diyor hoca efendi. İşte o gemiyi yenilemek o yüzden önemli. O yüzden önemli azığımızı alıp gitmek, yola öyle çıkmak. O yüzden önemli sırtımızda ağır yükler taşımamak, hafif olmak. Çünkü hepsi burada geçiliyor aslında. Bütün o akabeler dünyada geçiliyor. Kabir, sual, berzah, mahşer, hesap, mizan, sırat hepsi bir manada burada geçiliyor. Ömür sermayesini, sayısız nimetleri değerlendirebilenler dünyadayken o sarp yokuşları dümdüz hale getiriyorlar. O sırat köprüsü var ya kıldan ince, kılıçtan keskin. Onu şehre haline getiriyorlar. Burada kimler onlar? Ömür sermayesini değerlendirmeyi başarabilenler. Onlar için sırat köprüsü şehri haline geliyor. Tövbe kurnalarında arınarak masiyet yükleri yüklerinden kurtulmak suretiyle sırtlarında fazla ağırlık taşımıyorlar. Onun zahmetine de duçar olmuyorlar. Rahatça cennete uçuyorlar. Sırtında yük olan nasıl uçsun? O halde sen de uhdendeki yükleri hafifletmelisin diyor hoca efendi ve dünyevi ağırlıklardan sıyrılmalısın. Bir gün senden ayrılacak ve ahirette fayda sağlamayacak şeylerle manasız uğraşmamalısın. Biz onlara maleyaniyat, fuzuliyat diyoruz biliyorsunuz. Yani bir gün bizen gidecek ve ahirette de hiç işimize yarayacak yaramayacak. Geçici işlere bağlanıp da onlarda boğulmamalısın. Gemi metaforu var ya boğulmak. Fani alemde bırakmak zorunda kalacağın makam, mansıp, pay, şan, şöhret, mal, melal bunlara takılmamalısın. Ahirette senin için kurtuluş fermanı olabilecek vesileleri kollamalısın. Herkesin hakkını gözetmelisin ve herkesin hakkını gözeterek yaşamalı, görülmemiş hesapları öteleri taşıma sıkıntısından da kurtulmalısın. Hem ibadet hayatına ait borçlardan hem de üzerindeki kul haklarından halas olmalısın. Varsa namaz borcun ödemelisin. Varsa oruç borcun bir an önce kapatmalısın. Varsa insanlara maddi anlamda borçların, gücün yettiğince borçlarını ödemelisin. Günahlarından dolayı istiğfara sarılmalı. Mahşerde seni terletebilecek her türlü ağırlıktan kurtulmalısın. O ağırlıkları götürmek yerine bu tarafta bırakmalısın. Yoksa ötede sana yardım edecek, yüküne umut verecek kimseyi bulamazsın ve tahammül ferse ağırlıkların altında kalır ve ezilirsin. İşte bu 3üncü maddeydi. Son maddemize geldik. El hasılla geldik. Finale geldik değerli dostlar. Ve efendimiz şöyle tamamlıyor nasihatini. Veil ameleun. Yani yaptığın her işte doğru, samimi, katışıksız, dupduru riyadan azade, öz yürekli ol. Yani ihlaslı ol amelinde ne dedi bakın. Ve ahlisul amele. Ahlisül amele. Amellerin de ihlaslı ol. Hoca efendinin böyle kelimeleri tazeliyor, yeniliyor. Yeni kelimelerle onları karşılıyor. Ya ihlas kelimesine karşılık olarak verdiği bir kelime var hoca efendinin çok seviyorum ben bunu. Öz yürekli olmak. Öz yürekli olmak. İhlas karşılığı olarak kullanıyor hoca efendi. Yaptığın işte öz yürekli ol, ihlaslı ol. Her işin doğru olsun. Samimi, katışıksız, dupduru, riyadan azade, öz yürekli ol. Amelleri sadece Allah'a tahsis et. Gönül sahfetini, fikir istikametine her zaman kur. Allah ile münasebetinde dünyevi garazlardan uzak kal. Vazife ve sorumluluklarını sırf o emrettiği için yerine getir. Bunu yaparken de yalnızca onun hoşnutluğunu hedefle onun uhrevi teveccühlerine yönel. yönel onun uhrevi teveccühlerine yönel. Eee, en son cümlemiz de şu: Amelinde ihlaslı ol. Zira her şeyi gözüp gören, göz, her şeyi görüp gözeten, her şeyi tefrik eden, hakkıyla değerlendiren Allah senin yapıp ettiklerinden haberdardır. Allah basirdir. 4düncü madde bu işte. Amelinde ihlaslı ol, öz yürekli ol, dupduru ol. Esperak ol. Her şeyi görüp gözeten, her şeyi tefrik eden, hakkıyla değerlendiren Allah senin yapıp ettiklerinden haberdard. Dolayısıyla sen onun hoşnutluğuna yönel. Onun hoşnutluğunu hedefle. Şüphesiz her şeyi görüp gözeten sadece cisimleri, suretleri değil. Kalpleri de gören, kalplere de nazar eden, niyetlere de nazar eden ve her ameli zahir batın yanlarıyla külli olarak değerlendiren Rabbi Rahim senin yapıp ettiklerini de muttalidir. Allah Teala ne yapıp ettiğini gördüğü gibi onu nasıl nasıl bir niyetle yaptığını da görüyor. Mevla-i Müteal çok iş ve çok semereden daha ziyade her işte rızasının gözetilmesine önem veriyor. Böyle değil mi? Ne demiştik? Bir dirhem ihlaslı amel binler batman ihlassız olana tercih edilir diyor üstadımız. İhlasın bu sır sırlı gücünden dolayıdır ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor. Dini hayatında ihlaslı olursan az amel de yeter. Diye buyuruyor. Dini hayatında ihlaslı olursan diyor efendimiz az amel de yeter. Her zaman amellerinde ihlası gözet. İhlası amellerinizde gözetin. Zira Allah sadece işin halis olanını kabul eder. Bu da efendimizin tenbihi bize. Onun nasihati yine her zaman amellerinizde ihlası gözetin. Çünkü Allah amelin sadece ihlaslı olanını kabul eder. Demek ki amel bir cesetse ihlas nedir? Onun ruhu ihlassız iş sadece bir kadavradan ibarettir. Bu itibarla her mümin kendi iman gemisini yenilemeli. Ahiret azığını tedarik etmeli. Sırtındaki yükünü hafifletmeli. Bunlar hepimize lazım. Ne var ki ötelere yolculuk için hazırlık mahiyetindeki bu ameller de ancak Allah'ın rızası gözetilerek yapılırsa gerçek kıymetine ulaşacak. Bunları yapacağız ama aynı zamanda o final 4üncü madde olarak Allah'ın rızasını gözeterek yapacağız. Amel yapacağız. Allah'ın rızasını gözeterek günahlardan içtinap edeceğiz. Allah'ın rızasını gözeterek yükümüzü hafif tutacağız. Allah'ın rızasını gözeterek ve böylece o amellere gerçek kıymetini de ulaştı. Gerçek kıymetine de ulaştırmış olacağız. Evet değer değerli dostlarım makalemiz böylece nitama erdi. Makaleyi kapatıyorum. Hoca efendinin bu makaleye eee bu makaleye değil düzeltiyorum bu hadis-i şerife bu dört maddelik nasihate atıf yaptığı başka makaleleri de var. Mesela heyecanla dolu adanmış ruhlar makalesi var. Ya da kayan yıldızlar makalesi var hoca efendinin. Adanmış. adanmış'ın manifestosu. Bakın bu buna manifesto demişti ya hoca efendi. Ahiret yolcularının manifestosu. Makaleye de isim olmuş. Adanmış'ın manifestosu. Orada da bu dört maddelik nasihate işaret ediyor ama şerh ettiği en uzun makale dört maddelik nasihat makalesiydi. Diğerlerinde de benzer göndermeler yapıyor hoca efendi ama dilerseniz onlara da bakabilirsiniz. Değerli dostlarım ben makaleleri kapatıyorum ve chat'i açıp bugünkü faslı, bugünkü dua faslını başlatıyorum. Fedakarlar ekibine taze, tap taze cedit bir teşekkürle teşekkür etmek istiyorum. Allah onlardan razı olsun. Varlıkları sebebi rahmet, vesile-i bereket. Eee, anahtar kavramlarımız. Anahtar kavramlarımız şöyle. Nasihat, münebbihat, gemimizi sürekli yenilemek, kavuşma iştiyakı, iştiyak-ı likaullah, akıbet endiş olmak, saf duru bir hayat yaşamak, sevgililer diyarına yolculuk, sevgililer diyarına hazırlık, ölüme hazır yaşamak, ötelere müştak yaşamak, dili ıslak olmak, ibadete devam etmek, devamlılık, sürekli yenilenme, imanı cilalamak, iman gemisi, dünya Dünyada yolculuk, dünyadan yolculuk, takva azığı, irade eri, takva serası, salih amel, vahyin rehberliği, dünyevi ağırlıklardan kurtulmak, hammallık yapmamak, yükümüzü hafif tutmak, sarp yokuş, mümince ölmek, amelinde ihlaslı olmak, öz yürekli olmak. Anahtar cümlelerimize geçiyorum. Gemini yenile. Deniz çok derin. Azığını hazırla. Yol çok uzun. Yükünü hafiflet. Yokuş çok sap. Yaptığını içtenlikle yap. Gözetilmektesin. Bu da en kısa hali ilgili hadis-i şerifin. Bir daha okuyalım mı? Gemini yenile. Deniz çok derin. Azılını hazırla. Yol çok uzun. Yükünü hafiflet. Yokuş çok sarp. Yaptığını içtenlikle yap. Gözetilmektesin. Elestübü rabbik. Eee yenilemekten maksat daima kelime-i tevhid ile meşgul olmak ve tahkiki imana ulaşmaya çalışmaktır. Azizim. Azizim diye başlayan cümle anahtar cümlemiz. Azizim. Bir karyeden diğerine, bir ülkeden başkasına, bir gezegenden diğer gezegene, hatta bir sistemden daha başka bir sisteme değil, maddeden, fizik aleminden, elektronlar ve nötronlar aleminden hiç bilmediğin bir diyara göç etmektesin. Vahyin rehberliğine başvurmadan teheccüt ile kabir aydınlığı arasındaki münasebeti bilemezsin. Dini hayatında ihlaslı olursan az amel sana yeter. Her zaman amellerinizde ihlası gözetin. Zira Allah sadece işin halis olanını kabul eder. Evet bunlar anahtar cümlelerimizdi değerli dostlar. Evet. Eee, bugünkü e dualarımızı sevgili Edacığım, Edalardan tap taze bir Eda eee, başlatmış. Ona selam ediyorum Karel Yiğit Eda'ya. Ya Rabbi, ya Rabbi bu fani dünyanın derin ve dalgalı denizinde nefsimizin ve şeytanın kasırgaları arasında iman gebimizi batmadan, batmaktan muhafaza eyle. iman gemimizi batırmadan sahili-i selamete çıkarabilmeyi nasip eyle. Gemimizi bir kere değil her nefeste la ilahe illallah ile yenileyebilmeyi, her hatamızı tövbe ile, her gafletimizi zikirle onarabilmeyi bize nasip eyle. Azığımızı sabır, takva, şükür eyle. Çünkü yol uzun. Rabbimiz, Rabbimiz, rehberimiz sensin. Günah yükümüzü hafiflet. Amellerimizi halis eyle. Gözeten sensin, affeden de sensin. Ey rahmeti sonsuz. Bizi dünya denizinin dalgalarında kaybolmaktan muhafaza eyle. İman gemimizle huzur kıyısına varabilmeyi nasip eyle. Senin rızana bizi vasıl eyle. rıdvanına eriştir. Amin. Elfi elfi amin. Benim güzel çocuğum. Evet, sevgili Ayşe Öznağ'ın duasını okuyacağız. Ona da selam ediyorum. Şöyle demiş: "Ya erhamerrahimin, meğer senden ayrıymışım. Sana kavuşmamın bidayetiymiş. Ben bunu idrak edememişim. Meğer senden ayrıymışım. Ölüm sana kavuşmamın bidayetiymiş. Ben bunu idrak edememişim. Bu fani seferde sana vuslatımıza mani olan her ne kadar çer, çöp, bulaşık, katışık varsa Allah'ım, manevi pas varsa hepsini temizleyebilmeyi nasip eyle. La süpürgesiyle süpürüp illallah sarayına ulaşmayı bizlere nasip eyle. Bu yolculukta bizlere Kur'an ve sünnet kanatlarını tak. Takva azığını ihsan eyle. Hızımızı kesen, pusulamızı şaşırtan, gönlümüzün ağırlıklı ağırlıklarla gönlümüzü ağırlıklara bağlayan yüklerden bizi halas eyle. Amin. Ya Rabbi, hızımızı kesen, pusulamızı şaşırtan yüklerden bize halas eyle. Ey kudreti, rahmeti bol Rabbimiz, sarp yokuşları kolaylıkla aşabilmek için bize dayanak noktası ol. Kalplerimizi senin marifetine aç. Ruhlarımızı senin muhabbetine aç. İstidatlarımızı senin rızana müteveccih kıl ya Rabbi. Amin. Amin. Amin. Elfi alfi amin ya Rabbi. Şimdi pek sevgili güzel çocuğum e muhliseciğimin duasını okuyacağız. Garip muhliseciğim şöyle demiş. Ey gariplerin sahibi, güzeller güzeli Rabbim, sitemim nefsimedir. Pırlantadan sözlerle nefsimizle yüzleşmeye azmettik ya Rab. Ey tembel nefsim, vahyin rehberliğine başvurmadan teheccüt ile kabir aydınlığı arasındaki münasebeti bilemezsin. Ey mağrur nefsim, Allah'a halisane kullukla mizanda terazinin ağır basması arasındaki irtibatı sezemezsin. Ey gafil nefsim, burada sırat-ı müstakim üzere yaşamakla ötede sıratı geçmek arasındaki alaka ve uygunluğu takdir edemezsin. Ey nefsim, iman ile cennete girme ile küfürle cehenneme düşme arasındaki kuvvetli bağı göremezsin. Öyleyse neden sürekli dünyaya aldanıyorsun? Neden bugün sevgiliye kavuşmaya hazır değilsin? Ya Rab, nefsimin yüklerinden beni kurtar. Kalplerimiz seninle nurlansın. Rotamız sen ol ya Rab. Niyet ettik güzeller güzeli Rabbimiz. Gemimizi yenilemeye, takva ile ihlas ile yaşamaya, sana teslim olarak hafiflemeye, kalbimizde iştiyak likaullah'ın makes bulmasına, dualarımızı ve bizi huzuruna kabul buyur ya Rab. Dualarımızı ve bizi huzuruna kabul buyur ya Rab. Amin. Amin. Elfü elfü amin. Güzeller güzeli çocuğum ne güzel bir dua oldu. Ey gariplerin sahibi, güzeller güzeli Rabbimiz, gemimizi batırmadan sahili selamete çıkarabilmeyi nasip eyle ya Rabbi. Evet, eee, sevgili dostlarım, eee, sevgili Zeynep Nevracığımın şiirini bekliyorum. Sevgili Ela'nın duasını bekliyorum. Sevgili Feyzacamın şiiri geldi o arada. Feyizli şiiri sevgili Feyzacamın. Onu okuyalım. Şöyle demiş. Niyetlerin dibi delinmiş gemiye su dolmakta. Uzakta gün sayarken vakit tamam olmakta. Müttakiler rehber-i kamilden medet ummakta. Yüreklerin özünü likaullah sarmakta. Nasıl bir vuslat olur tutsam pirimin elinden. Erise benliğim büsbütün güzellerin ateşinden. Yudum yudum ayılsam içtikçe kurp kadehinden. Seni her an can içre can sevsem de sevsem. Seni her an can içre can sevsem de sevsem. Çok güzel olmuş zevkili Feyzacığım. Nasıl bir olur tutsam pirimin eteğinden. Erise benliğim büsbütün güzellerin ateşinden. Yudum yudum ayılsam içtikçe kurp kadehinden. Seni her an can içre can sevsem de sevsem. Evet. Pek sevgili pek sevgili Ayperi hanımcığım hepinize yetecek kadar güller göndermiş. Ona çok selam ediyoruz. Enes kardeşimizin duasını okuyacağız şimdi. Peki sevgili Enes kardeşimizin ona da canı gönülden selam ediyorum. Canım Rabbim çok geç olmadan hatta bir an olsun vakit kaybetmeden ahiret endeksli ve ölüme hazır bir hayat yaşayabilmeyi hepimize nasip eyle. Üzerimizde taşıdığımız ve senin rızan için bir anlamı ifade etmeyen her bir şeyden sen bizleri kurtar. Günahlarla aramıza dünyalar büyüklüğünde mesafeler koy. Her daim takva serasına sığınan öz yürekli, gönlü güvercin kalbi gibi hep seni soluklayan ve razı olduğun kullarından eyle bizlerim. Amin. Ya Rabb. Gönlüğü güvercin kalbi gibi titrik. Bir güvercin kalbi gibi titrerken adından gönlüm. Ne olur bana bir tüy ver kanadımdan. Pervaz edeyim ardından. Evet. Şimdi Oli kardeşimizin duasını okuyacağız. Rabbim kalpleri eviren çeviren Rabbim kalplerimiz senin yol kalplerimizi senin yolundan ayırma. Dualarımızı kabul buyur. Dertlerimizi ve sıkıntılarımızı gider ya Rabbi. Bize yardım et. Amin ya Rabbi. Sevgili Elacığımın duası geldi. Onu okuyacağız şimdi. Ona da çok selam ediyorum. Güzel çocuğuma şöyle demiş. Ya Rabbi bize amellerimizde ihlaslı, niyetlerimizde samimi, adımlarımızda öz yürekli eyle. Rızandan başka hiçbir gayeye yönelmeyen senin hoşlutluğuna talip kullarından eyle. Kalplerimizi riya ve gösterişten arındır. Hizmetimizi yalnız senin rızana bağla. Bizi öz yürekliliğin, sadakatin ve ihlasın temsilcileri arasında bulundur. Amin. Elfi elfi amin. Elfi elfe amin. Sevgili Elacığım. Evet, eee, dualarımız bitti. Şiirlerimizi de okuduk. Şimdi peki sevgili Zeynep Nevracığımın şiirini okuyup final yapacağız inşallahu Teala. Şöyle demiş Zeynep Nevracığım: "Uz bir yoldayım yönü meçhul. Hicret içinde hicret özümden özüme. Gurbet içinde gurbet her durak bir hasret her adım bir heyecan her adım muslat. Bir kayıkta kaldı gönlüm sığmadı sahillere. Ben içindeki denizinde boğulan bir yolcu. Sen yeter ki gel de batsın gemim, yansın kalbim. Kül olayım savursun beni rüzgar diyesi. Düşeyim eşiğine. Düşeyim eşiğine. Çok güzel. Bu dörtlüyü tekrar okuyacağım. Sonra devam edeceğim. Bir kayıkta kaldı gönlüm sığmadı sahillere. Ben içindeki denizinde boğulan bir yolcu. Ben içindeki denizde boğulan bir yolcu. Sen yeter ki gel de batsın gemim, yansın kalbim. Kül olayım savursun beni rüzgar. Düşeyim eşiğine. Beşikten bostana kadar attığım her adımı sayarken oldum sana bulat aşığı. Devri Adem'den beri bilinen hak bu. Kaç bedenin üzerine toprakla kaplı? Kaç bedenin üzeri toprakla kaplı? Ama kaç gönül hala sensiz hala yaralı? Maalesef öyle. Ölüm nasihat olarak yeter diyordu ya üstadımız. Nasihat istersen ölüm yeter. Yetmiyor ama bak pek çoklarımıza yetmiyor. Beşikten bostana kadar attığım her adımı sayarken oldum sana vuslat aşığı. Devri Adam'dan beri bilinen hak bu. Kaç bedenin üzeri toprakla kaplı ama kaç gönül hala sensiz hala yaralı? Ne yük kaldı ne menzil sadece sen. Yolda sensin yoldaş da sen. Ne baş artık ne baş var artık ne son. Bir nefeslik fanide ebedi olan da sen. [Müzik] Evet. Bir nefeslik fanide ebedi olan da sensin Allah'ım. Çok güzel, çok güzel benim güzel çocuğum. Bir bir ders bir dersin içinde yazılmayacak kadar güzel ama bir dersin içini dolduracak kadar da güzel. Evet. Eee, Fatma kardeşimizin eee, duasını okuyacağız şimdi. Ona da çok selam ediyorum. Ey mevla-i mütealim, gemimi yenileyecek bilgiden bile yoksun bu kuluna kerem eyle ve beni de gemisi sağlamlardan eyle. Tüm kardeşlerin, kardeşlerimle birlikte gemimizi daima gözden geçirip yenileyebilmeyi nasip eyle Allah'ım. azı ibadetler olanlardan eyle bizleri kumanyası masiyet olanlardan değil ya Rabbi. Amin. Amin. Sevgili Şule'nin eee duasını okuyacağız şimdi. Ona da çok selam olsun. Şöyle demiş sevgili Şule. Ya hayyu ya Kayyum. Beni meccanen yarattığın mecanen rızıklandırdığı gibi meccanen de affına mazar eyle. Eleste senin mübarek huzurunda verdiğimiz söz ile başlayan bu yolculuğu bizlere göz aydınlığı bir menzil ile taçlandırabilmeyi nasip eyle. İhlası bitmeyen, tükenmeyen yol azığımız eyle. Tut elimizden, tut ki edemeyiz sensiz. Tut ki yollarda kalmayalım sensiz. Amin. Elfi alfi amin ya Rabb. Çok güzel olmuş sevgili Şule. Şimdi benim çok sevgili çocuğum şair Senacığımın şiirini okuyacağız. Rabbim demiş Rabbim neye razı isen yalnız ona kıl müptela beni. Bir ömür istikamet üzre kıl ehli vefa beni. Bırakma beni bana ki hakkıyla bileyim seni. Aşkın ile yak da yanarken kıl hoş safa beni. Bu da Fuzuliye Nazire olmuş. Fuzuliye Nazire yazmış benim güzel çocuğum. Çok güzel olmuş. Bir daha okuyalım. Rabbim neye razıysan yalnız ona kıl müptela beni. Bir ömür istikamet üzre kıl ehli vefa beni. Bırakma beni bana ki hakkıyla bileyim seni. Aşkın ile yak da yanarken kıl hoş safa beni. Amin ya Rabbi. Çok güzel. Arka arkaya dualar geldi. Sevgili Betül'ün duasını okuyacağız şimdi. Şöyle demiş: "Allah'ım ne olur bizleri okyanusları geçip de denizlere, denizlerde boğulmayacak azıklarla donat. Donat ki ruhlarımız bir kelime-i tevhit kuşunun kanadına takılıp da yükseldikçe yükselsin. Yükselip de ötelerde cemalullah'la lütuflansın. Amin ya Rabbi. Ve Seher kardeşimizin duası. Ya Rabbi iman gemisinde efendimizin kaptanlığında Kur'an pusulasıyla Cemalullah sahiline ulaştır bizi. Hz. Nuh gibi dalgalar arasındaki herkese eee Evet. el uzatabilmeyi eee el uzatabilmeyi bize de nasip eyle. Sefine-i Muhammed olsun bindiğimiz gemi. Onun kaptanlığında olduğumuz için batma endişesi hiç duymayalım. Tuttuğumuzu da o geminin içerisine atanlardan, ehli uzatanlardan eylesin rabbimiz bizi. Sevgili Saher. Evet değerli dostlarım bugünkü dersimiz böyleydi. Bugünkü nasihatimiz böyleydi. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'e selam olsun. Selam olsun efendiler efendisine. Bizi onun dizinin dibine oturup da onun nasihatini dinleyenlerden eylesin Rabbimiz. Kalbimizin kuluğuyla dinleyenlerden eylesin Rabbimiz. Allah'a emanet olasınız. görüşmek üzere.
EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: DÖRT MADDELİK NASİHAT
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.