YouTube to Text Converter

Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: KABİR HAYATI

Video Transcript:

Irahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmin. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elf alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya emine vahyillah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Haziru muhabbetle selamlıyorum. Gaibunu da hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun diye ümit ediyorum. Bugün bugün eee kabir hayatını konuşacağız inşallahu teala. Çok önemli bir bahis hepimiz için aslında. E kabir hayatı geleneğin içerisinde rekaik başlığı altında ele alınan konulardan bir tanesi. Rekaik selef-i salihin efendilerimizin çok önem verdiği bir bahis. Ölüm ve ölümden sonrasına deniliyor. Rekaik denilmesi rikkat kökünden geliyor. Kalbi yumuşatan meseleler olduğu için insan ahiret hayatını hatırlattığı için ahiret ölüm sonrasını ölümü hatırlattığı için kalbi yumuşatan, gözleri yaşartan meseleler olduğu için bu bahislere geleneğin içerisinde literatürde reka deniliyor. Selef-i Salih'in efendilerimiz rekaikle ilgili e çok fazla eserler yazmışlar. çok meşgul olmuşlar. Hadis mecmalarında ya da diğer kitaplarda rikak başlığı altında ölüm ve ölüm ötesi ile alakalı mevzulara efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in ve onun ashabının, tabiinin ibadet, züht, tevekkül, tevazu ve kanaate dair söz ve tavsiyelerine yer vermişler bu eserlerin içerisinde ve insanın ölüm meleğiyle karşılaştığındaki durumu, can verme sırasındaki hali defnedilmesi kabir azabı, berzah hayatı, mahşer, hesap, mizan, sırat derken cennet ve cehennem gibi safhalar üzerinde uzun uzun durmuşlar. Durmalarının hikmeti tam manasıyla bu. Rekaik dini hayatı arızasız, kusursuz yaşayabilmek için kalpleri yumuşatacak, insanın ruhunu harekete geçirecek, nazarını ahirete tevcih edecek, hesap ve miz mizan adına yüreklerde endişe uyaracak ve aynı zamanda insanlarda reca yani ümit duygularını coşturacak hususların anlatılmasına deniliyor. Genel manası itibariyle bakın, e, dini hayatı arızasız ve kusursuz yaşayabilmek için ölümü hatırlamaya ihtiyacımız var. Çünkü malunuz nefis ölümü unutarak yaşıyor. Buna tevekhümü ebediyet deniliyor. Dolayısıyla kalplerimizi yumuşatabilmek için, ruhumuzu harekete geçirebilmek için çok önemli bir dinamizm. Dini hayatı canlı tutmanın iki temel unsuru var demişti hoca efendi. Biri müeyyidat, ötekisi rekaik. Müeyyidat bizim emri bil maruf nehyanil münker dediğimiz hizmet hayatımız. Rekaik de işte ölüm ve ölüm ötesine dair olan meselelerin e bizim tarafımızdan sürekli olarak gündeme getirilmesi, hatırlanması, bir konu olarak işlenmesi, hesap mizan adında yüreklerimizde bir endişe uyarılması, aynı zamanda elbette ki reca duygularımızın yani ümidimizin de o konuda coşturulması, beslenmesi. Dolayısıyla rekaik, inanan insanlara mahsus farklı bir irşat keyfiyeti. imana ve İslam'a müteallik meseleler, özellikle de insanın akıbeti ile ilgili konular eee işleniyor ve bu işlenmesinin temel sebebi de zikrettiğim gibi eee dini hayatı arızasız, kusursuz yaşayabilmek için kalpleri yumuşatmak, ruhları harekete geçirmek yani dini hayatı dinamik tutmak meselesi. Şimdi ölüm hak diyoruz. Ölüm hak diyoruz. Kimsenin elinde miadını doldurabileceğine ilişkin bir senet yok. Yaş ortalaması denilip duruyor ama e kimse kime vefa gösterecek o yaş ortalaması? Kime vefa göstermeyecek bu belli değil. Mukadder gibi görünen ömrün son damlasına kadar yaşayanların sayısı belirli şart, belirli ortamlara göre farklı farklı. İnsan herhangi bir sabah veya akşam ya da günün belirsiz bir saatinde kendi halinde her şeyden gafil karşısına çıkacak sürprizlerden habersiz bir yolda yürürken şu ya da bu şekilde bir iş görürken efendim derlenip toparlanma fırsatı bulmadan ona çık çık denilebiliyor. Gönenli Mehmet Efendi'nin şiirinde olduğu gibi saatin kadranı atıyor ve ruha çık deniliyor. İnsan vedalaşmak için bile vakit bulamayabiliyor. Hatta evine dönemiyor bile. Evinden çıkmış oluyor ve evine dönemiyor ve eline tezkeresi tutuşturuluyor. Yunus Emre'nin şiirinde dediği gibi bindirirler cansız ata indirirler zulmete. Ne ana var ne ata örtüp pinhan ederler diyor Yunus Emre. Üzerinizi örter sizi gizlerler. Biter insanın ömrü böylece. Şimdi insanın eceli böylece geliyor. O ayrıca bir konu. Azrail Aleyhisselam'la karşılaşma durumu. İnsanın ruhunun kabsedilmesi meselesi. Bugün biz kabir hayatı üzerinde duracağız. Dolayısıyla da işte o vefattan sonraki durum yani götürülüp kabre eee koyulduktan sonraki neler olduğu üzerine konuşacağız bugün. İslam akidesine göre biliyorsunuz ölüm üstadımız bunu çok güzel ifade ediyor. Ölüm üstadımız ne diyor? Adam değil. Firak değil. Failsiz bir idam değil. Yani yokluk değil bizim için ölüm. maddi kayıtlardan kurtulup geniş bir aleme, daha geniş bir aleme yolculuk etmek demek. Adeta bir odadan başka bir odaya geçmek gibi. Berzah hayatı diyoruz. Kabir hayatının ikinci bir ismi olarak berzah hayatı diyoruz. Berzah hayatı bizim için bir bekleme salonu. Ahiret hayatına geçişin koridoru. Aslında bunu anne karnı üzerinden anlamlandırabilmek mümkün. Anne karnı bir barzah hayatıdır. Ruhlar aleminde varız. Bezmi ezelde elesti bir rabbüküm sorusuna bela demişiz. Ruhlar aleminde varız. Sıramızın gelişini bekliyoruz. Harici vücut sahasına çıkmak için. Anne karnı da o anlamda bir berzah, bir koridor. Yani ruhlar aleminden şehadet alemine geçiş için anne karnı bir eee bizim için bir berzah. Berzah koridor manasına, tünel manasına geliyor malumunuz. İşte aynen öyle. Bizim için ahiret alemine geçebilmek için bir berzah hükmünde kabir hayatı. Kabir hayatı da bizim için bir anne karnı hüvriyetinde. Oradan ahiret alemine doğuyoruz. Dolayısıyla ölüm eee bizim için hak er ya da geç yaşayacağımız bir hakikat. Ölümle başlayan bir kabir hayatı var. bizim için ahiret hayatına geçişin bir menzili, bir koridoru. Biz bugün o kabir hayatı bizim için ne vadediyor, ne ifade ediyor bunu anlamaya çalışacağız. Bunları yaparken değerli dostlarım o rekaikten maksat neyse onun tahakkukunu murat ederek yapacağız. Yani kendi kalbimiz yumuşasın, ruhumuz hareket etsin. Efendim eee ve eee ahiret hayatı bizim için bu kadar yakın, bu kadar yakin hale geldiği için de dini hayatımızda bir canlılık olsun, e dinimizi beş başı mamur yaşayabilme noktasında bizi harekete geçirsin. Muradımız da bu olsun inşallahu teala. Şimdi kabir hayatı denilince çok fazla başlık var. Biz de bu başlıkların üzerinden yürüyeceğiz. Birer birer bu başlıkları konuşacağız. Mesela şuradan başlayalım. Vefattan sonra ruh ne olur? Geçmişte buna ilişkin bir ders yapmıştık. Burada küçük bir özetle yolumuza devam edeceğiz ve eee genel manasıyla kabre ilişkin temel bahisleri birer birer soru soru cevaplamaya çalışacağız inşallahu teala. Buradan başlıyoruz. Vefattan sonra ruh ne olur? Yani kabire eee evrilirken insan ruhu şöyle diyoruz buna. Bu bahisleri biliyorsunuz eee biz inancın gölgesinde isimli kitapta buluyoruz ve varlığın metafizik boyutu isimli kitabında buluyoruz hoca efendinin bu iki metin de çok önemli bizim için. Şöyle diyor hocamız bize. Vefahtan sonra ruh Allah'ın huzuruna kadar yükselir. Bu bana çok etkileyici geliyor. Yani vefat edince ruhumuz hemen kabre girmiyor. Önce Allah'ın huzuruna kadar yükseliyor. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in beyanına göre ruh e bedenden ayrıldıktan sonra melekler onu alıyorlar. Bir atlasa sarıyorlar. Nasıl bir atlas onu bilmiyoruz. Bir atlasa sarıyorlar ve meleği alaya kadar götürüyorlar. Uğradığı her menzilde, her tabakada, menzillerden, tabakalardan geçiyor ruh. Ve bu ne güzel ruh. Bu kimin ruhu diye soruyorlar. Sorsunlar inşallahu Teala. Bu ne güzel ruh. Bu ne? Bu kimin ruhu? diye soruluyor. Melekler soruyorlar ve cevap da sizin yeryüzünde anıldığınız en güzel sıfatlarla veriliyor. Yani bu işte bir ilim talebesi deniliyor mesela sizin için. Bu sohbeti canandan sohbeti canan koşan falanca deniliyor sizin için. Efendim bu rehber talebi deniliyor mesela sizin için. Bu efendim hizmette şu şu şu vazifeleri almış olan kişi deniliyor. Bu namaz aşığı deniliyor sizin için. Mesela hangi sıfatlarınız öne geçmişse manen o unvanlarla, o isimlerle anılıyorsunuz. Ve mesela şöyle deniliyor. Bu namazlaşan, dininin uğrunda hizmet eden falancanın ruhu deniliyor. Denilsin inşallahu teala. Ve herkes sizi hüsnü istikbal ediyor. Nihayet semavatın üstünde huzuru rabbil alemine çıkarılıyorsunuz. Çıkarılıyoruz, çıkarılalım. Cenabı Hak hüsnü kabul gösteriyor kuluna ve bunu tekrar kabre götürün diyor. Bunu kabre götürün. Münker Nekirin sualine hazır olsun. Cenazesinin başına koyuverin diyor Cenabı Hak. Bunlar hadis-i şerifin beyanına göre. Bunun üzerine eee getiriliyor. Cenazesinin başına konuluyor. Kabre bırakılıyor. Rabbin kim? Peygamberin kim? dininde suallerine cevap veriyor. Şimdi kötü bir insanın ruhuysa kabzedilmiş olan ruh yine alınıyor ve menzillerden geçiriliyor ama kötü karşılanıyor. Seba semavatta nefretle yad ediliyor. Huzuru kibriyadan baş aşağıya atılıyor. Münker nekire cevap verecek bir hali kalmıyor. Çünkü dünyada lüzumsuz şeylerle vakit geçirmiş, yararlı işlerde bulunmamış. Bu şekilde kıyamete kadar türlü türlü azaplar çekmeye devam ediyor. Kabirde sual var, tazik var. Bunları konuşacağız. Kabir suali. Fakat asıl hesap mahkeme-i kübada. Yani hesap kabirde mi görülüyor? Hayır. Kabirde evet bir sual var. O kabre gittiğimizde münkir nekirin bize ilk böyle ifade alma deniliyor ya. İfademizi alıyor münkar ve Nekir ve bize birtım sorular soruyorlar. O sorular var. Azap da var. Kabir azabı da var. Kabrin sıkması da var. Bunların hepsi hak. Ama asıl hesap haşirde görülüyor. Yani orası bir bekleme salonu. Haşrol oluyoruz. Yani yeniden yeniden eee ruh ve beden. O nasıl bir beden onu da bilmiyoruz. Şimdiki bedenimiz maddeden, antimaddeden belki o bedenimiz zerrat-ı asliye üzerine inşa edilmiş bir beden. Ama işte asıl eee hesap orada görülüyor. Mizan kuruluyor, defterler dağıtılıyor, sırattan geçiyoruz ve cennet ve cehenneme sevk ediliyor insanlar. Şimdi bu uzun yolun işte ilk durağı kabir ve biz e kabirde nelerle karşılaşacağız? Bunları konuşmaya başlıyoruz. Önce şuradan başlayalım değerli dostlar. E berzah aleminde ruh ne yaparı konuşalım önce. Hani dedik ya kabrinin başına konulur, götürülür diye. Ruhlar cesetlerinin bulunduğu kabirlerle manevi vasıta ve kablolarla bağlı bir kulak bırakarak kendileri için bir nevi kışla ve bekleme salonu olan berzah alemine giderler. Şimdi bir ne diyoruz? Kabir alemi. Berzah alemi diyoruz, değil mi? Berzah bekleme salonu. Şimdi ruh kabirde mi bekliyor? Ruh kabirde mi bekliyor? Kabirle alakası var ruhun. Ve bu ruhun kabirle olan alakası hiç kesilmiyor. Adeta manevi bir vasıta kuruyor. Adeta kablolarla bağlı bir kulak bırakmış gibi. Eee kabri ruh ama kendisi için bir nevi kışla hükmünde, bir nevi bekleme salonu hükmünde olan berzah alemine gidiyor ruh. Yani kabirle irtibatlı ama kabirde değil ruh kabire kabirle olan irtibatı devam ediyor. Kabre intikaliyile beraber ruhlar birtımz temessül ve menfezlerle karşı karşıya kalırlar. Dünyadaki amelleri ve o amelle belli bir keyfiyet ve hüyet kazanmış olarak karşılarına çıkan birtım temessüllerle beraber olurlar. Ruhlar. Temessül dediğimiz şey amellerimizin cisme bürünmesi, surete bürünmesi değerli dostlarım. Yani diyelim ki namaz kıldığınız berzah aleminde namaz bir surete bürünüyor, bir cisme bürünüyor ve size arkadaşlık ediyor. Bu temessül meselesini aslında siz şuradan hatırlayabilirsiniz. Efendimiz hadis-i şerifinde diyor ya üstadımızın Risale-i Nur'da zikrettiği bir mesele var. Şimdi temessüller konusu. Diyelim ki üstadımız size diyor ki burada sen elhamdülillah yiyorsun. Bir bir eee meyve yedin diyelim. Elhamdülillah diyorsun. Senin elhamdülillahın cennette bir meyve-i cennete dönüşüyor ve seni bekliyor. Bu temessül işte. Yani bakın bir kelime senin dediğin şey bir kelime ama kelime orada bir meyve olarak karşına çıkıyor. Diyelim ki sen bu rüyalarda da böyledir. Biliyorsunuz temessüller vardır rüyalarda da. Sen diyelim ki gıybet ettin. Orada ölü eti yerken temessülülde karşına çıkıyor. Yani senin gıybet etmen, rüyanda et yemen, çiğ ya da pişmiş rüyada et yemeyi gıybete yorumluyor alimler. Rüya tabircileri. Bakın ne oldu? İşte senin bir eylemin bir surete bürünüyor. Rüyanda cennette bir surete bürünüyor. Temessül. Temessül işte kabir aleminde senin amellerinin berzah aleminde düzeltiyorum senin amellerinin cisme bürünmesi, yaptığın hizmetlerin, okuduğun Kur'anların, kıldığın namazların, çektiğin zikirlerin surete bürünmesi ve sana arkadaşlık etmesi. Kabir bu berzah arkadaşlığı. Dünyadaki ameller o alemde belli bir keyfiyet ve hüvviyet kazanmış olarak senin karşına çıkıyorlar. Namazların, Kur'an'ların, Allah yolundaki hizmetlerin, bunları hoca efendi sayıyor. Tesbihlerin orada gönüllerine inşirah ve sürur verici birer enis, birer dost olarak bulunurlar. Ne oluyor? Bakın, bakıyorsun ki orada sana bir dost, bir arkadaş, üstelik de gönlüne inşirah veren bir arkadaş olarak bulunuyor. Ben senin namazlanırım, namazların sevgili Mustafa Hamza diyor sana. Sana diyor ki, "Sevgili Sedacığım, ben senin çektiğin tesbihlerim. Sevgili Edacığım, ben senin kıldığın namazların. Ben senin ettiğin Allah yolunda ettiğin hizmetlerinim diyecekler. Dünyadaki amelleri o alemde belirli bir keyfiyet hüvviyet kazanacak. Namazları, Kur'anları, hizmetleri işte orada enis birer dost olarak bulurlar. Cennete ait pencereler açılır ve nazarlarına en latif sermediği manzaralar arz edilir. Şimdi eğer o insan ehli cennetse nazarına hani kabir alemi en çok uyku alemine, rüya alemine benziyor ya. Ne oluyor? Siz rüya görüyorsunuz, uyuyorsunuz ve uyurken size manzaralar açılıyor. Oradan çok güzel rüyalar seyrediyorsunuz. O kadar canlı seyrediyorsunuz ki bazen mesela rüya görürken terlediğiniz oluyor. Oluyor değil mi? Rüyada insanların rüyada ağladıklarına, terlediklerine, haykırdıklarına şahitlik edebiliyorsunuz. Yani o kadar canlı acıyı duyuyor. Mesela rüyanın içerisinde insanın önünde bir pencere açılıyor. Perdeler açılıyor ve insan o perdelerden, o pencerelerden cennetteki ki öyle olsun inşallahu teala cennetteki halleri, manzaraları seyrediyor. Dünyada çirkin yaşayanlar ama o temessülleri çirkin olarak görüyorlar. Yani onlarda da temessül var. Mesela işledikleri günahlar yine onlarda da cisme bürünüyor ama onlara ürküntü veren çirkin suretlere bürünüyor ve onlara yine perdeler açılıyor ama cehennem seyretti seyrettiriliyor. Biri kıyametin bir an önce kopmasını arzuluyor o amelleri çirkin olanlar. Diğeri ise hiç özür diliyorum. Eee, berzah aleminde amellerinizin durumuna göre mesela cenneti görüyorsunuz ya. Bir an önce kıyamet kopsun da cennete gidelim diye düşünüyorsunuz. Ama ötekisi o amelleri çirkin olanlar o cehennem manzaralarını görünce hiç kıyamet kopmasın diye istiyor. Hiç oraya gitmesin. Çünkü ona kendi geleceği, kendi gideceği yer gösteriliyor. Berzah aleminde kıyamet koptuktan sonra ne kadar kalacağımız bu eee Allah'ın bildiği bir meseledir diyor hoca efendi. Berzah alemini intikal eden ruhlar bizi duyabilirler diye devam ediyor. O ruhlar, berzah alemine intikal eden ruhlar bizi duyabilirler. Efendimiz konuşuyor biliyorsunuz. Allah Resulü Bedir'de müşrik cesetlerinin atıldığı kuyunun başına gidiyor ve Allah'ın size vad ettiği şeyleri gördünüz mü diye soruyor. Kabirlere selam vermek sünnet. Biliyorsunuz onlara selam vermek sünnet. Dolayısıyla onlar berzah alemine intikal eden ruhlar bizi duyabiliyorlar. Onlarla konuşabiliyoruz. Biz onları duymuyoruz. Allah dileyince e biz de onları duyabiliyoruz. Duyanlar da var. Yine Allah dilerse dilerse onlar da duymazlar. Allah dilerse kabirleri keşfeden evliyalar var biliyorsunuz. Onlara ehli keşfel kubur deniliyor. Kabirleri keşfeden evliyalar. Onlar bu velayetin hatta en düşük mertebesi, en e düşük keramet mertebesi kabirleri görüyorlar. kabirlerin altında olup biten yani berzah aleminde olup biten şeyleri görüyorlar. Ali ve yüce ruhlar içinde berzah alemindeki ruhlarla temas kuranlar da var. Mesela Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri eee ali ruhlarla sık sık temas kurduğunu bize kendisi anlatıyor. Mesela İmam Suyuti Hazretleri efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem de yakazeten yani uyanık olarak 70 defa görüştüğünü söylüyor. Ahmet Rıfai Hazretleri benzer şekilde Allah Resulüyle görüştüğünü anlatıyor. İmam Buhari abdest alıp namaz kıldıktan sonra murakabe yapıyor ve o sahihine Buhari kendi topladığı hadis külliyatını aldığı her hadis-i şerifi Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'e arz ediyor. Ondan sonra bize naklediyor. Bakın eee abdest alıyor, namaz kılıyor. Murakabe ile rivayetlerin doğru olup olmadığını efendimize soruyor. Rüya yoluyla görüşmek zaten hani herkesin yapabileceği bir şey. Bunu biliyorsunuz herkese açık olan bir pencere. Bir bakıma kıyamete kadar ayaklarında bir nevi zincir bulunanlardan ruhlar bir daha dünyaya onlar da bir daha dünyaya gelemiyorlar. Ayaklarında zincir olanlar kıyamete kadar irtibat da kuramayabiliyorlar. Sesleri de duyamayabiliyorlar. bir onu bir hapsi-i münferit olarak münferit bir hapis olarak yaşayabiliyorlar. Amellerinin kötü arkadaşlığıyla kıyamet kopmasın istiyorlar. İşte dolayısıyla e aslında bir şeye daha vurgu yapıp öyle geçelim. Burada hani ruh çağırma seansları var ya değerli dostlarım. Orada gelenler, bunu bir kere daha hatırlatmak istiyorum. Gelenler ruhlar değil cinler ve şeytanlar geliyorlar. Hoca efendi bunu ifade ederken diyor ki, "Kötü ruhlar zaten orada zincirli oldukları için gelemezler. Kötü ruhlar çağrıldığında eee iyi ruhlar da böylelerine gelmezler" diyor hoca efendi. Oturup ruh çağıranların meclislerine iyi ruhlar gelmezler. Kötü ruhlar da zincirli oldukları için gelmezler. Dolayısıyla gelenler şeytanlar ve cinlerdir. Yüce ruhlar her zaman dünyayı ama gezebilirler. Bu inşallahu teala sizin ruhlarınızda öyle olur. Üstat öyle diyor ya. Gezegenlerde de dolaşabilirler. Yıldızlarda yüce ruhlar iman adına yeni tekevvünleri takip edebilirler yüce ruhlar. Bu bana çok etkileyici geliyor. Neler olmuş? Hizmet-i imaniye adına neler olmuş? İman adına hangi hizmetler yapılmış? Bunları takip edebilirler ve mezarlarıyla münasebetlerini sürdürebilirler. Hadis-i şerifler ümmeti Muhammed'in mezarlar ve içindekiler hakkında hakkında efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem hassasiyete davet ediyor. Mezarlar konusunda ve içindekiler konusunda. Biliyorsunuz her ruh kendi mezarında yatan cesedin atomlarıyla aslında münasebettar. Dedik ya hani oradan ayrılıyor berzah aleminde bekliyor ruh ama kabirdeki atomlarıyla münasebetler. Bu münasebetin keyfiyetini daha derinleştireceğiz inşallahu teala. Eee, başka bir metne geçmek istiyorum. Ruhlarla beraber ceset de haşr olacak mı diye bir soru var biliyorsunuz sıkça sorulan. Ruhlarla beraber cesette haşr olacak mı sorusu. Bu soru bizim hani bağlamımızın biraz dışında kalıyor ama bizim bağlamımızla ilgili bir tarafı var. Önce şu hususu belirtelim diyor hoca efendi ve oradan başlıyor meseleye. Eee, şimdi biz bu alemde bir keyfiyetle var oluyoruz. Berzahta da bambaşka bir keyfiyetle var oluyoruz. Maddi cesedimizin tesiri altında bir ruh ve ceset münasebetine şahit oluyoruz. Ehli tahkik değerli dostlar işte bu kaldığımız yerin aslında geniş olarak daha derin olarak izahı. Ehli tahkik zerrat-ı asliye denilen insandaki asıl zerrelerden bahsediyorlar. Zerrat-ı asliye acü zenep deniliyor. Kuyruk sokumu kemiği diye geçmişteki alimler bunu zikrediyorlar. Ama geldiğimiz noktada muhtemelen ki modern yorumcular bunu böyle ifade ediyorlar. Bu asli zerreler bizim DNA'mız olmalıdır diyorlar. İnsanın ilk zerreleri yani haşr olacağız ya biz. Haşr olurken hangi zerrelerimizin üzerine bina olacak bedenimiz? Geçmiş alimler acüzenebi kuyruk sokumu omuru olarak tanımlıyorlar ve onun üzerine bina edileceğimizi düşünüyorlar. Oysa biliyorsunuz insana ait hususiyetleri cami olan zerreler yani bizim genlerimiz, bizim DNA'mız. Eğer oysa yani DNA'mızsa insandaki genler bir yüksüyü ya doldurur ya doldurmaz. Bütün insanlığın genleri düşünün öyle bir şifreleme mekanizması var ki rabbimizin bütün insanlığın genlerini toplasanız bir yüksün içini ya doldurur ya doldurmaz. Ama bu kadarcık az bir şey ruhla kontak olduğu zaman cismaniyet adına acı duyuyorsa elbette lezzet de duyacaktır." diyor hoca efendi. Şimdi ruhun cesette hangi atomlarla kontak olduğu sorusunun cevabını veriyor hoca efendi farkındasınız. Yani kabirde bir cesedimiz var. Ve şöyle hoca efendiye de eee hapiste yattığı zaman bir komünist bir koğuş arkadaşı hep bunun altını çiziyormuş. İşte sen öldüğün zaman bedenin çürüyor. Efendim onun üzerinde bir otor. Onu başka bir hayvan yiyor. Ondan sonra o hayvanı da başka bir e hayvan yiyor. O da ölüyor. Yine onun üzerinde ot bitiyor. Yani oradaki zerrelerin sürekli dolaştığını anlatmaya çalışıyormuş hoca efendi. Hoca efendi bunu bir latife olarak anlatıyor. Ama bize bakan veçesiyle bunun keyfiyeti Cenabı Hak'a ait. bize bakan veçesiyle biz şunu söyleyebiliyoruz. Bir alimler bize zerra tasliyeden söz ediyorlar. O muhtemelen insanların DNA'sı ve bu kadar küçücük bir şeyle ruh irtibatını sürdürdüğünde yani o DNA ile sürdürdüğünde elbette acıyı da duyuyor. O eee insan ruhu o bedenle olan ilişkisi üzerinden lezzeti de duyuyor. Haşir esnasındaki ve sonraki alemlerde de bütün zerreler değil de asıl zerreler ruhle temas kuruyorlar. asıl zerreler ve çoklarının parmak bastığı üzere Allah celle celalüu kendi lütfuyla sağdan soldan alınmış diğer zerreleriyle birlikte meyvelerin ve zeminin zerreleri gibi şu dünyada hizmet eden daha başka zerreler de cismaniyetimizi teşkil ediyorlar. Yani asıl zerrelerimiz mesele bu zerrat-ı asliye dediğimiz, zerrat-ı asliye dediğimiz o zerreler alınıyor ve onun üzerine yeniden bir insan kimliği inşa ediliyor. Bunun böyle olmasına mani bir durum olmadığı gibi zannediyorum aslında makul olanı da budur diyor hocamız. Diğer zerrelerse o aleme muvafak şekilde asıl zerrelerin etrafında toplanıyorlar. İnsan bedenini teşkil ediyorlar. Şimdi eee başka bir soru. Berzah için zaman kavramı var mı? Yani biz kabirde eee ölüyoruz, kabre defnediliyoruz. Bizim için bir zaman kavramı var mı? Berzah biliyorsunuz kelime itibariyle iki şeyin arasındaki set, engel, perde manasına geliyor. İstilahi olarak da ölümden sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları alem, kabir alemi, dünya ve ahiret arasındaki koridor, bekleme salonu manasında kullanılıyor. Berzah dünya ile ahiret arasında bir köprüdür diyor hoca efendi. Bu bizim için çok önemli. Berzah bizim için dünya ile ahiret arasında bir köprü. Zaman kavramının söz konusu olmaması sadece Allah için söz konusu. Zat sadece zat-ı uluhiyet için. Zat-ı uluhiyet zaman söz konusu olmadığı için biz ezeli ve ebedi diyoruz ya. Yani evveli ve ahiri yok diyoruz. Rabbimizin bu meselenin keyfiyetine aklımız ermiyor olsa bile bunu böyle böyle alıp kalbimizin üzerine koyuyoruz. Berzah için de zamanın söz konusu olduğunu biliyoruz. Berzahta bir zaman var. Fakat dünyevi kıstaslar yönüyle buradaki zaman değil. Oradaki zaman oraya ve ahiret ölçülerine göre bir zaman. Orada da bir zaman var. Oraya gidince göreceğiz nasıl bir zaman var. Mahşerde de zaman var. Ahiret için zamanüstü denilmesi insanın büyük ölçüde başına gelecek şeyleri orada görmesi açısından. Ayrıca hasta bir insanın geceyi mesela kıvrana kıvrana geçiren bir insanın zaman algısını düşünün. Bir de çok yorgun yatan bir insanın sabaha kadar deliksiz uyuyan bir insanın zaman algısını düşünün. Şimdi birisi hasta uyuyamıyor sabaha kadar. E ikisi de birbirinden farklı. Öyle değil mi? Aynen öyle. Berzahta müminler namazlarını, Kur'anlarını, Allah yolundaki hizmetlerini, gönüllerini inşirah ve sürur verici birer enis olarak görecekler, dost olarak bulacaklar. Yer. Dolayısıyla onların zamanıyla kendi çirkin amellerini, çirkin amellerini kendileri için ürküntü ve arkadaşlara dönüşmüş olarak bulan kötü amelli insanların kabirdeki zamanı da bir olmayacak, eşit olmayacak. Birine cennet açılacak pencere olarak, birisi cehennem açılacak ona pencere olarak. Dolayısıyla ikisinin zaman algısı da birbiri gibi olmayacak. Dünyada çirkin yaşayanlar, temessüller çirkin olduğu için onlara o zaman çok daha uzun bir zaman olarak görünecek. Değerli dostlar, şimdi yeni bir soruya, soru başlıkları üzerinden yolumuza devam ediyoruz. Yeni bir soruya geliyoruz. Sorumuz da şöyle. Şimdi vefat eden insanların biliyorsunuz değerli dostlar bir de bazıları böyle toprağa falan defnedilmiyorlar. Mesela cesedi yanıyor diyelim. Mesela suya, suda boğuluyor. Cenazesi de bulunmuyor diyelim. Orada kalıyor. Eee, şimdi böyle insanlar işte trafik kazası geçirdi diyelim ki cesedi yanıyor birisinin. Şimdi bunların kabir hayatları var mı yok mu diye bir soru da soruluyor Hoca Efendiye. Bedeni yanıp küle dönüşmüş olan, vücudu paramparça hale gelmiş olan, herhangi bir sebeple defnedilemeyen kimseler mesela. Onların kabirdeki sorgu, sual ve kabir azabı ile alakalı bizim mümince bakışımız ne olur diye soruluyor. Hoca efendi de diyor ki, "Kabir hayatı bir bakıma ahiretin giriş kapısı ve başlangıcı sayılır. Bir bir insan diyelim ki kabre defnediliyor ya da edilmiyor, fark etmiyor. İster o insanı yırtıcı hayvanlar parçalamış olsun, ister yanmış da külleri savrulmuş olsun. Şimdi çok yaygın ya cesetlerin yakılması ve küllerin savrulması meselesi. İster o insanın bedenini kendi vasiyeti gereği yakmış olsunlar da küllerini de havaya savurmuş olsunlar. İsterse o insan denizde kaybolmuş olsun. Hepsi için kabir hayatı söz konusu. Hepsi için. Hepsinin ruhu berzah aleminde. Hepsinin ruhu berzah aleminde bir kışla gibi bekliyor. Oraya alınıyor ruhlar. Ve o zerrat-ı asliyesiyle de irtibat halinde oluyor. Ceset nerede olursa olsun, nasıl olursa olsun. Zerratı asliye, "Kabir bambaşka bir alemdir diyor hocamız. Onun kendisine has hüvviyetleri vardır. Onu dünyevi kıstaslarla yorumlamak, maddi unsurlarla değerlendirmek, anlamaya çalışmak doğru bir netice vermeyecektir bize. Dolayısıyla da biz şunu bileceğiz burada. dünyevi kısaslarla meseleyi değerlendirmeyeceğiz. Kabir alemi demek illa da toprağın altına bir cesedin konulması manasına gelmiyor. Ne oluyor? İnsanın eee ruhun ufkuna yürüdüğü andan itibaren ne olursa olsun ölen kimse için kabir hayatı söz konusudur. Kabir hayatına inanmak bizim için bir esas fakat onun keyfiyetiyle alakalı iddialar diyor hoca efendi yakışıksızdır. Bunu birkaç yerde tekrar ediyor hocamız. böyle hani kabir hayatında şu olacak, bu olacak diye birtım hikayeler anlatılıyor. Eee ve aslı aslı sünnete dayanmayan, Kur'an'a dayanmayan birtım teferruatlar veriliyor. Hoca efendi bunların Allah'a karşı saygısızlık olduğunun altını çiziyor. Kabir hayatı halkı cedit yani yepyeni bir yaratılış eee eseri. Yepyeni bir yaratılış. Nasıl Hz Adem yaratıldığında melekler hayran kalmışlardı. Kabir ehlinin yaşayışı da dünyevi ölçülerle düşünülmemeli. Diyor hoca efendi. Düşünün Hazreti Adem yaratıldığında melekler niye hayran kalıyorlar? Çünkü öyle bir yaşama biçimi bilmiyorlar. Öyle bir yaşam formu bilmiyorlar. Melekler hayran oluyorlar. İşte kabir hayatı da dünyevi ölçü ve kaidelerle idrak edilemeyecek anlamakta zorluk çekeceğimiz bir hayat biçimi. Dolayısıyla bu konuda detaya girmek diyor hoca efendi problemlere kapı açmak manasına gelir detaya girmeden. Cenabı Hak bu temessül meselesi üzerinde durduk ya Rabbimizin işte kelimeden, sesten, havadan, güzel şeylerden farklı farklı mahlukat yarattığını söylüyor üstadımız. İşte o temessüllerin de bu eee kendi tecrübelerimizin içerisinde mesela rüya temessülleri gibi ya da bize rivayet edilen üstadımızın anlattığı temessüller gibi anlaşılması lazım. Yoksa mizanda farklı bir alem, kabirde farklı bir alem, sıratta farklı bir alem. Bilmiyoruz ki oradaki bizim bedenimiz, cennetteki bedenimiz mesela muhtemelen madde değil, antimadde bir bedenimiz olacak. Yine kendimiz olmak üzere. İnsan öldükten sonra kabre koyuluyor. Sual meselesi üzerinde durmad durmadık. Münker ve Nekir adında iki melek bize geliyor. Rabbin kimdir diye soruyor. Peygamberin kimdir diye soruyor. Dinin nedir diye soruyor. İman ve güzel amel sahipleri bu sorulara çok rahatça cevap veriyorlar ve onlara cennetin kapıları açılıyor. Cennet onlara gösterilmiş oluyor. Ama kafir ve münafıklar bu sorulara ne kadar dünyada ezberlemiş olurlarsa olsunlar doğru cevap veremiyorlar. Onlara da cehennemin kapıları açılıyor. Oradaki azap kendilerine gösteriliyor. Müminler genelde nimet içerisinde sıkıntısız, huzurlu yaşarken kafir ve münafıklar kabirde azap görüyorlar. Şimdi eee kabirdeki azap nedir? Madem ki kabir bir hesap yeri değil. Bir sorgu sual var orada ama kabirde hangi azaplar var? Bunun da anlaşılması gerekiyor. Hoca efendi diyor ki kabirde bizim lemem dediğimiz küçük günahlar, bir kısım suçlar orada e efendim kefaret olarak cezalandırılıyor. Lemem dediğimiz insanın küçük günahları başta olmak üzere bir kısım suçlardan arındığımız yer. Yani orası da aslında bir temizlenme yeri kabir. Bir kısım hadislerden öğrendiğimize göre Hz. Abbas radıyallahu anh şiddetle arzu etmesine rağmen Hz. Ömer'i ancak vefatından tam 6 ay sonra rüyasında görebiliyor. "Neredeydin ya Ömer?" diye soruyor. Hz. Ömer sorma hesabımı henüz bitiremedim. diyor. Belki orada üzerinde çok ufak bir iz kalmaması için Mevla onu böyle böyle bir ameliye tabi tutuyor. Şu kadar ki onun hesabı kendi seviyesine göre, mukarrabin seviyesine göre bir hesap. Yani amellerinin ne yaptığını bir bir ona soruluyor. O da niçin yaptığını söylüyor. Evet. Günah ve zellelerin küçüklerini temizlemede kabrin sıkması taziki büyük bir rol oynar." diyor hoca efendi. Günahların ve zellelerin temizlenmesinde kabrin sıkması. Kabrin sıkması da hak. Biliyorsunuz efendimizin hadis-i şerifi var. Kabrin taziki büyük bir rol oynar. Evet. Eee, bu dedik ya günahların küçükleri lemem orada ödeniyor diye. Bir hadis-i şerifte değerli dostlar necasetten gerince korunamama. Yani böyle üstümüzde diyelim ki namaz kılıyoruz ama üstümüz çamaşırımız temiz değil. Mesela necaset. Üstümüzde bir kir var. Namaza efendim engel olacak bir şeyler var. Ama biz onunla namaz kılıyoruz. Şimdi bu necasetten korunamamanın cezası kabirde ödendiğine ilişkin bir hadis-i şerif var. Yine kovuculuk yapan mümin kimseler? kabir azabı çekeceklerini efendimiz yine hadis-i şerifinde bize haber veriyor. Bazı kimseler diyor hoca efendi eee birtım işte o abdest kusurları, birtım işte necaset kusurları sebebiyle evet kabirde azap görebilirler. Bunun üzerinde fazlaca durmak istemiyorum. Kovuculuk üzerinde durmak istiyorum. Kovucular kimdir? Okucular kırıcı, üzücü, dargınlığa sebebiyet verici sözleri diğerlerine taşıyanlara kovucu deniliyor. Yani kötü bir ahlak taşıyorlar bunlar. birisi mesela kırıcı bir şey söyledi. Dalgın, dargınlığa sebebiyet verecek bir şey söyledi. Üzücü bir şey söyledi. Alıyor onu ve ona bir şeyler daha ilave ederek, kendi duygularını, düşüncelerini katarak götürüyor. Başkasına naklediyor. Kovucular işte bir kısım yalanlar ekliyorlar ya da söylenme amacının dışında söylenme amacını saptırarak karşı tarafa duyduklarını aktarıyorlar. sözlerine yalan kattıkları için farkında olmadan nifaka düşebiliyorlar. İşte bunun içindir ki Resuli Ekrem Efendimiz kovucu cennete gidemez, giremez diye buyuruyor. Ne kadar büyük bir günah olduğunu bize haber veriyor. Dolayısıyla da efendimizin hadis-i şerifi bu. Bu hadis-i şerif beni etkiliyor. Efendimiz kabri ziyaret ediyor. Bir kabir ziyaretinde bulunuyor efendimiz. Ve orada azap gören efendimiz görüyor ya kabirleri. Azap gören iki tane ruh görüyor. İşte o iki tane ruhtan bir tanesi necaset yüzünden azap görüyor. O yüzden böyle namaz kıyafetlerinin temizliğine dikkat etmek çok önemli. İkincisi de kuğuculuk yaptığı için azap gördüklerini söylüyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem ve onları beyan ediyor. Onlar için üzüldüğünün altını çiziyor. Şimdi eee bir soru daha soruluyor hoca efendiye. Kabrin genişletilmesi, aydınlatılması, kabir ehline sabah akşam cennetteki makamlarının gösterilmesi, onlara salih amellerin arkadaşlık etmesi gibi nimetlerden bahsediliyor. Bunları nasıl anlamalıyız diyor. Bunu nispeten konuştuk. Hoca efendi diyor ki, "Kabir hayatı hadisin ifadesiyle ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur. Bu itibarla da müminler için kabir nimetleri söz konusu." Yani müminler için kabir nimetleri söz konusu. Ama nimetleri dünyevi ve maddi kıstaslarla idrak etmek mümkün değil." diyor hoca efendi. Yani kabirdeki arkadaşlık nasıl bir arkadaşlık? Kabirde bambaşka bir alem var. Oradaki lezzetler, kabirde bize tattırılacak olan lezzetler. Nasıl lezzetler? Bunları bilmiyoruz ama olacağını biliyoruz. Eee, kabrin sıkması konusunda da Saad bin Muaz'ın bir efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem yaşadığı bir tecrübe var kabirde. Sa bin Muaz radıyallahu anh o seviyede yani o yüksek seviyede sahabi efendimiz öldüğünde meleklerin onu teşri için yeryüzüne indikleri bir sahabi. Bu hadis kaynaklarına göre Sad bin Muaz kabre konulunca Peygamber Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem fehanallah kabir sad bin Muaz'ı da sıkarsa diye buyuruyor. Kabrin tazyik edeceğini bu surette anlamış oluyoruz. Müminlerin arınmaları için o da kabrin sıkması da bir vesile. Evet yolumuza devam edelim değerli dostlar. Konuşacağımız meselelere devam edelim. Şimdi konuşacağımız meselelerden bir tanesi bence önemli bir mesele. Zaman kavramını konuştuk. Kabirde sual melekleri ve müminin durumu. Buna bir nebze yine girdik ama biraz daha gelelim. Kabirde mümin sual meleklerinin cevabını tam verebiliyor dedik ya hani. Eee nasıl verebiliyor? İnsan eee yeryüzündeyken nasıl yaşamışsa oradaki vereceği cevaplar da onun bir tezahürü olarak karşısına çıkıyor. Yani içselleştirebilmişse imanı, ameli, hizmeti içselleştirebilmiş, tabiatine mal edebilmişse Allah insanları dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle tespit eder diye İbrahim suresi 27. ayeti naklediyor hoca efendi. Ve dünyadayken bir insan kavli sabit deniliyor buna. değişmeyen söz böyle yaşıyorsa yani tevhidi kalbine, vicdanına duyurmayı, sindirmeyi başarabilmişse onun gönlüne, şuur altına iyice yerleşmişse kelime-i tevhit, o zaman cevaplarını gayet rahat verebiliyor. Ben diyor hoca efendi bu noktada nice inanan insan gördüm ki ölüm anında baygın kendinden geçmiş olduğu halde dili durmadan kelime-i tevhit çekiyor. Bakın hoca efendi kendi tecrübesini aktarıyor. Kendisi bakın ölüm anında baygın ya da kendinden geçmiş ama dilinde kelime-i tevhit devam ediyor. Hatta hoca efendi diyor ki, diyor ki, "Öyle birisini gördüm ki" diyor hoca efendi, "sirozdan yatıyordu. Ağzındaki dili o kadar büyümüştü ki zor dönüyordu. Ne var ki hiç durmadan Allah Allah" diyordu. Zira bu kelime onun ruhuna, canına, bütün varlığına sinmişti. hayatını Allah söyleyerek geçirdiği için Allah diyerek de ölüyordu aynı zamanda. Bakın nicelerini böyle gördüm ben diyor hoca efendi. Yani baygın dikkat edin yani ne kadar etkileyici değil mi? Baygın ya da kendinden geçmiş ama dili durmadan kelime-i tevhit çekmeye devam ediyor. Bu konuda İmam Kurtubi Hazretlerinin de İmam Kurtubi Hazretlerinin de reka var. İmam Gazali Hazretleri ve Ebu Leys Semerkandi Hazretleri bu rekaik meselesini çok işleyen alimler. Hoca efendi diyor ki onlar zayıf olan rivayetleri de eserlerini almayı da bir bahis beis görmemişler. Almışlar yani zayıf rivayetleri de. Fakat İmam Kurtubi Hazretleri bu konuda biraz daha böyle zayıf olan değil, sağlam olan rivayetler üzerine rekaik eee bahislerini işliyor. Ve İmam Kurtubi Hazretleri kendi tecrübesini anlatıyor. Diyor ki ben öylelerini gördüm ki ölüm anında sepeti getir otu götür samanı ver atı bağla gibi cümleler kuruyorlardı. Ama diyor hoca efendi yine İmam Kurtub'den naklen öyle insanlarda görüyor ki İmam Kurtubi Hazretleri eee hayatı cihat meydanlarında geçtiği için ölüm anında atımı getirin, kılıcımı bana verin, beni atıma bindirin, cihada gitmem lazım diyor. Allah'ın yüce ve yüksek adını azametli eee Cenabı Hakk'ın azametini yüceltmek için benim cihada gitmem gerekiyor deyip atını istiyor mesela. Yani herkesin ömrü nasıl geçtiyse amellerinin cinsine göre mühürleniyor onun hayatı da yani onun hayatı amellerinin cinsine göre mühürleniyor. Bu bence çok önem arz eden bir şey. Yani nasıl yaşadıysak öyle ölüyoruz. Evet değerli dostlar devam ediyorum çünkü bahisler fazla. Kabir azabı konusuna biraz daha değinelim. Arzu ediyorum. Kabir azabı hakkında Fahrettin Razi Hazretleri İmam Gazali Hazretlerinden farklı düşünüyor. Yani bir İmam Gazali'nin görüşü var. Bir de Fahrettin Razi Hazretlerinin görüşü var. Bunlardan biri azabı ruh ve cesedin birlikte çektiğini söylüyor. Fahrettin Razi Hazretleri ruh ve ceset birlikte çekiyor diyor azabı. O zerrat-ı asliye dediğimiz acü zenep diyoruz ya. O irtibat yani ruhun cesetle olan irtibatı sayesinde ruh ve ceset birlikte çekiyorlar azabı diyor Fahretdin Razi Hazretleri. İmam Gazali Hazretleri ise ruh çeker azabı diyor. Hoca efendi de diyor ki: "Kanaatime göre sadece kabir azabının teferruatına ait meselelerde değil, bunun gibi asla Allah, Allah ve resulü sallallahu teâ aleyhi ve sellem tarafından beyan edilip teferruatına ait malumatları verilmediği meselelerde bu türlü şeylerin kapağını açmayın" diyor hoca efendi. Yani ne demek bu? E efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem bize kabir azabını bildiriyor. Ama onu ruh tek başına mı çekecek yoksa ruh ve beden beraber mi çekecek? Buna ilişkin bir beyanda efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem bulunmuyor. Dolayısıyla biz de diyor hoca efendi bu türlü şeylerin kapağını fazla açmamak, o mevzular hakkında ileri geri fikir beyan etmemek lazım. Yani söyleyeceksek şöyle söyleriz değil mi? Bu konuda Fahrettin Razi Hazretleri ve İmam Gazali Hazretlerinin görüşleri var. Birisi ruh ve ceset beraber çekecek diyor. Birisi de ruh çekecek diyor deriz. Bu kadar. Bu konuda teferruata girmemek lazım diyor hocamız. Şimdi bir de kabirlerin keşfi meselesi var. Kabir, kabir söz konusu, kabir hayatı söz konusu olduğunda biliyorsunuz, eee, velilerin kabirleri keşfettiklerini biliyoruz. Kabirlerin keşfi ne demek? Kabirlerde neler oluyor, neler bitiyor bunu görebiliyorlar. Hatta ehlullah'a ilk inkişaf eden şeyin bu olduğu söyleniyor. Bunu şu şekilde anlamak lazım diyor hoca efendi. Allah dostlarına gösterilen, açılan kadar gizli hakikatler de var. Yani Allah dostlarına gösterilenler var, gösterilmeyenler var. Yani mesela vilayetin ilk basamağı, veliliğin ilk basamağı kabirlerin keşfi. Dolayısıyla onlar mezarların içini görüyorlar. berzah aleminde olup biten şeyleri müşahede edebiliyorlar. Yine velilerin insanın içinden geçen şeyleri de okuyabildiklerini konuşuyoruz zaman. Biliyorsunuz keşif işte ister böyle velilerin bizim içimizden geçen şeyleri okumaları ya da kabirlerde görülen şeyleri, kabirlerde olup biten şeyleri görmek şeklinde olsun. Her kim benim velilerimden bir veliye düşmanlık ederse şüphesiz ben ona ilanı harb ederim diye bir hadis-i şerif var ya öyle başlıyor. Sonra o hadis-i şerif şöyle devam ediyor. Kulum bana farz kıldığım şeylerle yaklaşır. Nafilelerle ben onu severim. Onun gören gözü olurum. İşiten kulağı olurum. Tutan eli olurum. Hadis-i şerifi biliyorsunuz. Dolayısıyla insan böyle görüyor. Yani Allah'ın gösterdiği kadar görüyor. Ve bakın Allah onun Allah kulunu kendi velisi ilan ediyor. Dost ilan ediyor Allah kulunu. Ve Allah kulunu dost ilan edince onun gören gözü oluyor, işiten kulağı oluyor. Yani o vel de Allah'ın göstermesiyle görüyor. Allah'ın işittirmesiyle işitiyor. Dolayısıyla da ehli keşif Allah'ın dilemesiyle görüyorlar. Allah'ın dileme. Yoksa ben de keşfedeyim diye keşfedemezsiniz diyor hoca efendi. Ben de kalpten geçenleri bileyim deyip bilemezsiniz. Böyle iddialarda bulunanlar var biliyorsunuz. Bu ben de yapayım diyerek yapılabilecek bir şey değildir. Cenabı Hakk'ın has kullarına yaptırdığı bir şeydir ve haktır. Haktır. Bunu da bir kenara koyuyoruz. Şimdi burada eee başka bir bahis daha var. Onun da üzerinde duralım. Eee kabirin ziyareti meselesi. Kabirlerin ziyareti meselesi. Kabir ziyareti ne ifade ediyor bizim için? Bunun üzerinde de duralım. Bu da kabirile alakalı meselelerden bir tanesi. Müstehap olarak kabul ediliyor fıkıhta kabir ziyareti. Müstehap yapıldığında faziletli olan sevap aldığımız amellerden ve sadece hani vefat eden eee yakınlarımızı değil mesela salih insanların kabirlerinin ziyareti. Onların hatta o salih insanların annelerinin, babalarının, yakın akrabalarının kabirlerini ziyaret etmek de mendup kabul ediliyor. Şimdi eee kadınların kabir ziyareti konusunda alimlerin farklı görüşleri var. Ama genel değerlendirme şöyle. Kadınlar daha duygularını yönetmekte zorlandıkları için özellikle ölüm karşısında bağırıp çağırma, saçını başını yolma, oralarda değişik bidatlara girme gibi fitne korkusu olmadığı zaman caizdir deniliyor. Peygamber efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem henüz henüz kader inancının kökleşmediği ve cahiliye alışkanlıklarının devam ettiği bir dönemde kabir ziyaretini geçici olarak yasaklıyor. Cahiliye alışkanlıkları devam ediyor. Ya o cahiliye alışkanlıkları devam ettiği için iman kalpte kaderi iman daha henüz kökleşmediği için efendimiz yasaklıyor ama sonra serbest bırakıyor. Kur'an-ı Kerim'e saygıdan dolayı eee kabirler nezih yerler olmadığı için kabirlerde Kur'an okunmaz diyenler oluyor. Ama günümüzde diyor hoca efendi kabirler gayet bakımlı. Hatta biliyorsunuz böyle veli türbelerine özellikle mezarlıklara temiz bakımlı bazı yerlere hatta böyle eee sergiler bile seriliyor. Yani halılar bile seriliyor türbelerin içerisine çimenler eee yapılıyor. Çok güzel, çok bakımlı oluyor kabristanlar. Dolayısıyla da oralar böyle temiz yerler değil. Kur'an okunmaz diyen alimlerin görüşleri çok saygıdeğer görüşler ama temiz olduğu için okunabiliyor. Aslında mezarlarda Kur'an okunacağına dair kesin dini bir hüküm yoktur. Selef-i salihinden bazıları kabir ziyareti sırasında Yasin mülk sureleri okumayı rivayet ediyorlar. 11 İhlas suresi okumayı tavsiye ediyorlar. Hoca efendi ben bunları gördüm diyor. Hediyun nebi gibi bazı kitaplarda gördüm diyor. Kaynak da veriyor hocamız. Oralarda insanları tenbihe matuf genel manzara ve atmosferi değerlendirerek bir iki söz söylemek matlup da olsa kabristan konuşulacağına ve nutuk atılacağına dair bir şey yoktur dilimizde. Yani kabristan'a gidildi diyelim. Orada insanları tembih etmek, ölümü hatırlatmak için bir şeyler konuşulabilir. Ama kabristanda nutuk atılacağına ilişkin bir şey de yok dinimizde. Günümüzde olduğu gibi nutuk atmalar, saygısızca bağırıp çağırmalar, kabristanlarda çığlıklar, dua yapıyorum diye millete, peygamberin avuşuna yer ayırmalar, böyle insanlara adeta cenneti vad etmeler falan. Bunlar meselenin ciddiyetine halal veren küstahlıklar diyor hoca efendi ve çirkin davranışlar diyor. Çok dikkatli olmak lazım. Biliyorsunuz kabilerin başında böyle gerçekten saygısızca nutuk atmalar olabiliyor. Peygamber efendimiz sallallahu teâa aleyhi ve sellem zaman zaman kabir ziyaretlerinde bulunuyor ve oradaki davranışını da biz hadis kitaplarında görebiliyoruz. Kabristana uğradığında mezarlara selam verdiğini biliyoruz. Biz o sünneti ifa etmeye çalışıyoruz. Ne diyor efendimiz? Esselamü aleyküm. Ey kabir halkı. Allah sizi de bizi de mağfiret buyursun. Sizler bizim seleflerimizsiniz. Biz de arkanızdan geleceğiz. Efendimiz kabirlere bunu söylüyor ve onlar da emin olun duyuyorlar. Esselamü aleyküm ya eyyüel kubur. Diyor efendimiz. Ey kabir halk, size selam olsun. Allah size de bizi de mağfiret buyursun. Sizler bizim seleflerimizsiniz. Biz de arkanızdan geleceğiz diye buyuruyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Evet. Eee bu rivayet de bana etkileyici geliyor. Bunu da okuyalım. Hz. Ali anlatıyor. Bir cenaze vesilesiyle Bakiül Garkat'ta idik. Resulullah sallallahu tea aleyhi ve sellem çık geldi yanımıza oturdu. Biz de etrafında halka olup oturduk. Elinde bir çubuk var. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in çubuğuyla yere bir şeyler çizmeye başladı diyor Hazreti Ali. Sonra sizden kimse yok ki şu anda cennet ya da cehennemdeki yeri yazılmış olmasın diye buyurdu. Cemaat, "Ey Allah'ın resulü." dedi. Öyleyse hakkımızda yazılana itimat edip ona dayanalım mı? Yani nasılsa cennetteki yerimiz belli, cehennemdeki yerimiz belli. Bir şey yapmayalım mı? Çalışın diye buyurdu efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Herkes kendisi için yaratılmış olana erecektir. Cennetlik olanlar saadete götüren amelde muvaffak olacaktır. Şekavet ehli olanlar da şekete götüren amelde muvaffak olacaktır diye buyuruyor efendimiz. Sonra şu mealdeki ayeti tilavet buyurdular diyor Hazreti Ali. Leyl suresi 57. ayet. malını Allah yolunda harcayıp ona saygı duyarak haramdan sakınan o en güzel kelimeyi yani kelime-i tevhidi tasdik eden kimseyi biz de en kolay yola muvaffak ederiz. Efendimiz diyor ya bu sizin için size kolaylaştırılacak diyor saadete götüren amele muvaffak olacaksınız diyor. Ama kim muvaffak olacakmış? Allah yolunda malını harcayıp da Allah'a karşı saygı, haşet, hürmet duygusuyla haramdan sakınan, Allah'tan korkarak haramdan sakınan, Allah'a karşı saygı duygusuyla böyle bir Rabbi karşısında günah işlenmez diye haramdan sakınan o en güzel kelimeyi yani kelime-i tevhidi tasdik eden kimseyi biz muvaffak kılırız cennete giden yollara diyor Rabbimiz. Leit suresi 57. ayette. Bir başka defasında değerli dostlar efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem kabristan'a gidiyor. Mübarek simasında elem izleri görünüyor. Sebebi sorulunca kabirdeki iki kişinin azap gördüğünü söylüyor efendimiz. Bunu zikretmiştik hatırlayın. birisi kovuculuktan, birisi de abdestte temizliğe, namazda namaz abdestinde temizliğe dikkat etmemesi yani necasete dikkat etmemesi meselesiydi. Bu azabın büyük bir şeyden değil de birinin bevil ihtiyacını giderirken yani tuvalette temizliğe dikkat etmemesinden, çamaşır temizliğine, diğerinin de nemimeden yani kovuculuktan, söz taşımaktan eee dolayı burada azap çektiğini söylüyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Sonra efendimiz şöyle yapıyor. Yaş ve odun parçası alıyor. İkiye ayırıyor. Her kabrin başına birer tane dikiyor. Niye öyle yaptı? Efendimize sorulduğunda o ağaç parçaları kuruyana kadar kabirdeki o kişilerin azaplarının hafifleyeceğini ümit ettiğini söylüyor. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Bir başka kabir ziyaretini de İbn Mesud anlatıyor efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem. Hazreti peygamber aleyhissalatu vesselam yere bir çubukla kare biçiminde bir çekil çizdi. Bunu lütfen tahayyül edin hayalinizde. Efendimiz yere kare biçiminde bir şekil çiziyor. Sonra onun ortasına bir hat çekiyor. Onun dışına da bir hat çekiyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hatta istinat eden bir kısım küçük çizgiler attı. O hatt çekmişti ya efendimiz. Hattın üzerine bir kısım küçük çizgiler atıyor efendimiz. Resulullah sallallahu tea aleyhi ve sellem o çizgileri şöyle açıklıyor. Sonra diyor ki bu çizgi insandır. Onu saran kare de eceldir diyor efendimiz. Hani bir hac çekiyor. Onu saran bir kare var. Onu saran kare eceldir diye buyuruyor efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem. Şu dışarı uzanan çizgi onun emelidir. Dışarıya uzanan bir çizgi var ya emeller. Tule emel diyoruz ya bitmeyen emeller. Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi. Hep dünyada kalacakmışız gibi emeller, arzular, istekler. Emellerimizi sürekli uzatmalar. diyor ki efendimiz, "Şu dışarıya doğru uzanan çizgi insanoğlunun emelidir diye buyuruyor. Ve eee bu emel çizgisini kesen şu küçük çizgiler de musibetlerdir diye buyuruyor. Şimdi bir tane çizgi var dışarıya doğru uzanıyor. Ona böyle küçük çizgiler atmıştı ya efendimiz. Onlar da musibetlerdir." diye buyuruyor. Biliyorsunuz tuli emel, emellerimizin uzaması, hiç dünyadan gitmeyecekmişiz gibi yaşamamız. Ama bela ve musibetler de gelip bize ölümlü olduğumuzu hatırlatıyorlar. Dolayısıyla o küçük çizgiler bela ve musibetlerin çizgileri. Bu musibet oku yolunu şaşırarak insana değmese bile eee diğer biri değer diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Şimdi ne oldu? O küçük küçük çizgiler var ya işte bir tanesi geldi çarptı size. Siz ölümü hatırlamadınız. Ötekisi çarpıyor, ötekisi çarpıyor, ötekisi çarpıyor. Musibetin o çizgileri, okları size çarpıyor. Biri çarpmasa ötekisi çarpıyor. E bu da değmezse ecel oku değer diyor efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem. En sonunda ecel gelir ve o tuli emeli keser atar. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem ölümü ve eceli hatırlayıcı hatırlatışı sahabenin gözlerini yaşartmış. Hz. Osman gibi bazıları da ağlamışlardı. E eğer evet orası ağlanacak yerdir. Hz. Osman kabir ziyaretinde hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Hz. Osman kabir insanın bir gün kendisinin de içine gireceği yer ve bunu düşünmesi gereken yer. Yani bizim adreslerimiz var ya adres veriyoruz insanlara. Düşünün oturduğumuz evlerde kalacağımız süreden çok daha fazlasını kabir adreslerimizde kalıyoruz. Dolayısıyla ya kurtulurum ya kurtulamam mülahazasına bağlı olarak insanın insanın bunları tefekkür etmesi lazım diyor hoca efendi. Çünkü kendimizin de içine gireceğimiz yerler kabirler. İbn Mesud radıyallahu anh rivayet ediyor. Resulullah buyurdular ki ben size kabir ziyaretini yasaklamıştım fakat artık onları ziyaret edebilirsiniz. Çünkü kabir ziyareti dünya bağını kırar, ahireti hatırlatır diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Bakın dünyaya olan bağımızı kırar. Yani tu emeli keser. Tevehhümü ebediyet duygusunu kırar ve bizi rabıta-i mevte zorlar. ölümü hatırlatır, ahireti hatırlatır. Hadis-i şerifte de görüleceği üzere buradaki hükmün menatı yani aslında kabir ziyaretinin temel maksadı ölümü hatırlamak. O maksatlardan bir tanesi o kabir ziyaret. Dünyanın fani olduğunu düşünmek, ahireti hatırlamak. Maalesef şimdilerde diyor hoca efendi mezarlar pek çoklarına bir şey ifade etmiyor. Niye ifade etmiyor biliyor musunuz? Çünkü kalpler ölmüş diyor hoca efendi. Eğer hükmün menatı ahireti hatırlamaya matufse şimdi mezarlar ziyaret edilmese de olur. Öyle diyor hoca efendi. Eğer ahireti hatırlamaksa, hatırlamıyorsan ahireti sana tu emeli kıran efendimizin o çizgiler var ya tu emel kutunun dışına doğru uzayıp gidiyor. Şimdi eğer o tuli emeli kırmıyorsa kabir ziyareti diyor ki hoca efendi mezarlar ziyaret edilmese de olur. Eğer öyleyse gerçi üstat hazretleri şöyle diyor: "Ve gençliğin su-i istimaliyle gelen hastalıkla hastanelere, taşkınlıklarıyla hapishanelere, kalp ve ruhun gıdasızlık ve vazifesizliğinden neşet eden sıkıntılarla meyhanelere, sefahatlere ve mezaristan'a düşeceklerini bilmek istersen git hastanelerden, hapishanelerden, meyhanelerden, kabristandan sor. Elbette ekseriyetle gençlerin gençliğinin sui istimalinden, taşkınlıklarından, gayrimeşru keyfiyetlerin cezası olarak gelen tokatlardan, gayrimeşru keyiflerin cezası olarak gelen tokatlardan eyvahlar, ağlamalar, esefler işiteceksin diyor. Şimdi üstat diyor bak bunları üstadımız söylüyor. Ne diyor Bediüzzaman Hazretleri? Git kabristandan sor. Git hapishaneden sor. Git hastanelerden sor. Ne duyacaksın oradaki insanlardan ne duyacaksın? Kalp ve ruhun gıdasızlık ve vazifesizlikten neşet eden sıkıntıları meyhanelerden zor diyor Bediüzzaman Hazretleri. Efendim eee gençliğin sui istimal edilmesinden meydana gelen hastalıkları, sıkıntıları nelerden sor? Hastanelerden sor diyor Bediüzzaman Hazretleri. Ve gençliğin yine su istimal edilip de günahlara girilmesinden, sefaatleri düşülmesinden kaynaklanan ızdırapları, azapları da git kabristanlardan sor diyor Bediüzzaman Hazretleri. Elbette ne işiteceksin onlardan? Onlardan ağlamalar, esefler, pişmanlıklar, çığlıklar işiteceksin diyor üstadımız. İşte dolayısıyla gençlik bir nimetse onun kadrini bilmek, kıymetini anlamak, kabirleri ziyaret etmek işte bunu sağlıyor. Hastaneleri ziyaret etmek bunu sağlıyor. Hoca efendi diyor ki kalpler ölmüş. Çok az kimse etrafına ibretle bakabiliyor, muhasebe yapabiliyor. Çok az kimse. Ben diyor hoca efendi nice cenaze teşriğinde bulundum. Ölüyü ağlayan çok insan gördüm ama kendi hallerini ağlayan çok az insan gördüm. Şimdi bu neye işaret ediyor? İşte kalplerdeki ölgünlüğe işaret ediyor. Hoca efendi diyor ki siz hastanelere gidin. Diyor daha ziyade hastaneleri gidin. Orada görün diyor hoca efendi. Üstadın gör dediği yerde görün diyor hoca efendi. Yani böyle boğazına boru takılmış da oradan nefes almaya çalışan insanlar, idrar torbası elinde gezen insanlar görün diyor hoca efendi. Bunlar size daha hani kabrin arkasını göremiyoruz ya biz. Ne görüyoruz? Kabristan'a gittiğimizde bakımlı bir kabir görüyoruz. Oysa hastaneye gittiğimiz zaman neyi görüyoruz? İnsan olmanın hallerini görüyoruz. İnsan ve tu emeli kırıyor. Tevehhüm ebediyet duygusunu kırıyor hastaneler. Ama elbette eğer ibret almayı başarıyorsak kabristanlara da kabristana da gitmek lazım. Değerli dostlar işte bu da meselenin kabir ziyaretine bakan veçesiydi. Evet. Eee burada e bir şey daha hatırlatmak istiyorum. Kabir azabını konuştuk. O bağlamda eksik bıraktığım bir şey hatırlatmak istiyorum. Şimdi biz dünyadayken çektiğimiz sıkıntılarla günahlarımıza kefaret oluyor ya çektiğimiz sıkıntılar. Şimdi kabirde çektiğimiz o kabirin sıkması ya da efendim eee kabir azabı olarak bildiğimiz azap işte onlar da aslında günahlara kefaret olacak ve temizlik. Hadisin ifadesiyle efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem kabrin sıkıştırması haktır diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Ama eee o bir temizlik. Yani burada temizlenmemiş olan günahın, dünyadayken temizlenmemiş olan günahın temizliği ve eee eğer bir insan zaten imansız olarak öldüyse o cehenneme gidiyor. Ama bir insan imanlı öldü de ama hala üzerinde kirler varsa kabir azabı o kirlerin temizlenmesi noktasında önemli. Bununla beraber dünyada çektiği sıkıntılar insan için bir kefaret. Eğer kabirde temizlenmezse haşirde çektiği sıkıntılar, mahşerde çektiği sıkıntılar, mizanda çektiği sıkıntı, efendim sıratta çektiği sıkıntı, bunlar da birer temizlik vesilesi oluyor. Yine temizlenmezse bir müminin üzerinden günahları o zaman cehennem de onun için bir temizleyicilik hükmüne geçiyor. Ve en sonunda annesinden doğmuş gibi tertemiz, tertemiz olabildiğinde o cennete girebilmek için bir insanın biliyorsunuz cennetle uyumlu olması gerekiyor. Doku uyumu yakalayabilmesi gerekiyor. Düşünün ciğerleriniz olmasa hava nefes alamıyorsunuz değil mi? Dünyada ciğer teşekkül etmemişse dünyada yaşayamıyorsunuz. Aynen öyle de insan günahlarının kiriyle, pasıyla cennet de var olamıyor. Onlardan temizlenmesi gerekiyor ki cennete girebilsin. Kabir işte o duraklardan bir tanesi. Dua edelim de hiçbir günahımız kalmasın ahiret hayatına. Hepsi dünyadayken temizlensin. Cenabı Hakk'ın mağfiretiyle temizlensin inşallahu Teala. Evet, kabir ziyaretini de okuduk. Eee, en son şunu da okuyup bitireceğiz. Saati de kontrol ediyorum. Bitiriyoruz. Vefattan sonra ruhlara gönderebileceğimiz en büyük hediyeler nelerdir? Çok önemli bir soru bu. Vefatından sonra ölmüş olan ruhlara gönderebileceğimiz en büyük hediyeler nelerdir? Hoca efendi diyor ki, "Her şeyden önce dünyadan göçen bir ruh o alemlerde kendisine lazım olacak şeyleri, erzakı, istifade edeceği her şeyi dünyada bizzat kendisi götürecek" diyor hoca efendi dünyadan. Bu ilahi bir kaide. Yani her nefis burada kazandığını orada hazır bulacak. Bunun dersini de geçen hafta yaptık. Rekaik dersleri yapıyoruz farkındaysanız. Geçen hafta dört maddelik nasihat dersinde efendimiz ne diyordu? Gemini sağlam tut, deniz derin, erzakını iyi al, yol uzun. Diyordu efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Şimdi aynen böyle de oraya gid oraya burada ne yaptıysak orada onu karşımızda buluyoruz. Dolayısıyla buradan götürüyoruz. Bunu şuna benzetiyor hoca efendi. Nasıl ki bir ülkeden diğerine geçilirken pasaport ve vize isteniyorsa aynen bunun gibi kabirde başlayıp da cennetin kapısına kadar uzanan hayatında da insandan şekil ve kalıp değil kalpte iman ve amel-i salih istenecek. Ayrıca şefaat dairesine girebilmek için de adres bırakmak lazım. Öyle değil mi? Efendimizin şefaat dairesine girebilmek için dünyadayken adres bırakmak lazım. Ne olması lazım? Adres bırakacaksın. Salatu selamlarınızla tanışıklığınızın olması lazım. Yüzünüzde nur olması lazım. İşaret ve alamet taşımanız lazım. Binan aleyh giden nasıl ve neyle gitmişse orada da öyle muamele görecek. Ancak üç menfes üç pencere vardır ki buradan oraya açık amel gönderebiliyorsunuz. Üç pencere var. Ne etkileyici değil mi? Yani Bersih alem ile bizim alemimiz arasında tane açık bırakılmış pencere var. Buradan koyuyorsunuz oradan alabiliyorlar. Bir sadaka-i cariye denilen insanların istifade edebileceği yol, köprü, cami, çeşme, mescit, vakıf bu gibi müesseseler okul yaptırdınız diyelim. Okula gücünüz yetmedi de hani külli hayır diyorsunuz ya okula gücünüz yetmiyordu da işte bir tuğlasını siz koydunuz. İşte en verimli hayır şekilleri bunlar. Yurtlar, yuvalar, mektepler, müesseseler yapmak salih amel bunlar. Bunlar sadaka-i cariye deniliyor. Bunları arkada bıraktınız, gittiniz ya. O kurumlar ayakta kaldığı sürece, o müesseseler ayakta kaldığı sürece sizin defteri hasenatınızı oradan amel oradan nur yayıyor. Buradan oraya doğru akmaya devam ediyor. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem'in beyanları çerçevesinde iyi bir çığıra vesile olan insan da kıyamete kadar orada yetişenlerin kazandıklarının misliyle o da amel alıyor. bakın amel alıyor. Amel defterleri kaydediliyor. Çığır açtınız mesela bir hayrı başlattınız ve o hayır sizden sonra da devam ediyor. Şirketi maneviye sırrıyla. Ondan sonra o da sizin defter hasenatınıza kaydediliyor. İki, birinci kapı bu birinci pencere. İkincisi ilim erbabının bıraktığı eserler. Sadaka-i cariye alim birisi kapasitesine göre mükafat alıyor. Yani eee ilim erbabına omuz verme, sahip çıkma, hakiki ilim yolunda yürüyen ayakların altına melekler kanatlarını serdiği gibi bizim de o insanlara mesela ilim talebelerine mesela kitap, defter, yiyecek, giyecek temin etme konusunda burs veriyoruz. Yani talebelere burs veriyoruz. O da bakın ilim erbabının bıraktığı sadaka-ı cariyeler. Şimdi hoca efendinin bıraktığı kitaplar, üstadımızın bıraktığı kitaplar düşünün ilim ilim erbabının alacağı mükafatı düşünün kapasitesine göre o eserlerin. Ama bir de ilim erbabına omuz verenler de bu kapas bu bağlamın içerisindeler. Burs vermek ne oluyor? hayır cihetinde kapanmaz bir menfez oluşturuyor. Birer sadaka-ı cariye oluyor. Üçüncüsü de giden ruh kendi ardından hayırlarda bulunacak, hayırlı nesiller yetiştirecek, hayırlı bir evlat ister. Allah zaten çocuklarınızın dünyasını hazırlamıştır. Siz de onlara sahip çıkmış, müesseselerini hazırlamış, hizmet vermiş, yetişmelerine itina göstermişsiniz. Bu takdirde arkanızda hayırlı evlatlar ve nesirler bırakmışsınız demektir. Hayırlı evlat. Üçüncüsü, üçüncü menfez de bu. Ama bu hayırlı evlat sadece kendi çocuğumuz değil. Yetiştirdiğimiz nesillerdi hayırlı evlatlar. Hayırlı nesiller. Ancak bıraktığınız böyle bir nesildir ki ahiret hesabına size yararlı olacaktır. Yoksa giden ruh ne helva, ne lokma, ne yemek, ne 7, 40, 52. gece mevlüt işte paralı hatim, telkin, devir, efendim duvara asılacak resim. Bunların hiçbirinin onlara faydası yok. Hiçbirinin helva işte yaptınız, yedirdiniz, lokma döktünüz, yemek yedirdiniz, 7, 40, 52. gecede işte bir şeyler yaptınız falan. Bu değil. Tane menfez var. Tane menfez var. Evet. Frekans tutarsa onları ziyaret et, selam ver, kendi gönlünü hoplat." istiyor Hoca efendi. Dilde dua ve istiğfar gözünde bir damla yaş olsun ve onlara o alemde geçer akçı olan hediyeler gönder. Ne güzel değil mi? Bu da bizim filanimiz olsun. Bu da bizim filanimiz olsun. Frekans tutarsa onları ziyaret et. Selam ver. Kendi gönlünü hoplat. Dilinde dua olsun, istiğfar olsun. Gözünde damla damla yaş olsun ve onlara o alemde geçer akçı olan hediyeler gönder. Evet, bu da bizim son metnimizdi değerli dostlar. Evet, terbiye edici rolünü konuşmuş olduk. Ona ilişkin bir bahis daha geniş bir bahis var ama biz yeterince konuştuk. Dolayısıyla bugünkü dersimizi tam erdirebiliriz. Temel meseleleri yani kabir hayatına ilişkin Hoca Efendinin muhtelifa yeniden ve yeniden gündeme getirdiği, ona sorulan, onun cevap verdiği temel meseleleri böylece beraberce konuşmuş olduk. Eee, değerli dostlarım bir şey eksik bırakmadık zannediyorum. Bıraktıysam da Allah affetsin, tamamlasın kalplerinizde. Sevgili dostlarım benim. Böylece eee dua faslını başlatalım. Hayırlı dualar edelim inşallahu teala bu bahsin üzerine, kabir alemi üzerine. Şunu hatırlatayım. Geçen derste bir reka dersi yapmıştık. Dört maddeli nasihat. Dört maddelik nasihatle. Bugün de bir reka dersi yaptık. Rekilik dersleri zaman zaman yapmaya devam edeceğiz. Yani o ölüm anını, Azrail Aleyhisselam'ın bizim için ne ifade ettiğini de konuşacağız. Ondan sonra haşire, mahşere ilişkin dersler yapacağız inşallahu Teala. Çünkü selef-i salihin bunların üzerinde çok durmuşlar. Bunlar eğer insan kalbinde bir reka oluşturabiliyorsa o zaman bizim de bunların üzerinde durmamız lazım. Bunlar rekaik başlığı altında toplanıyorsa ve gerçekten de dini hayatı canlı tutan, kalbi hoplatan, ruhu hareket ettiren meselelerse bizim zaman zaman bunlara yeniden ve yeniden dönmeye ihtiyacımız var demektir. Biz de döneriz inşallahu Teala. Evet, metinler paylaşılmış. Ben çok dağınık okudum metinleri. Çok fazla metinden okudum ama arkadaşlarım Allah onlardan razı olsun. onları birer birer bulup buraya eee nakletmişler. Anahtar kavramlarımız, en anahtar kavramımız rekaik, kabir hayatı, ahiret alemine doğmak, mahkeme-i kübra, berzah alemi, bekleme salonu, temessül, amelin cisme bürünmesi çok önemli bir hakikat. Özellikle berzah alemi için temessül meselesi. Neler göreceğiz acaba orada? Yani gerçekten göz görmemiş, kulak işitmemiş, kalbi beşere hutur etmemiş şeylerle bambaşka bir var olma biçimiyle var olacağız kabirde. Bambaşka bir var olma biçimi. Temessüler bizim için çok önemli. Amellerimiz cisme bürünecek ya. O kadar önemli ki kim bilir nelerle karşılaşacağız. Temessül amelin cisme bürünmesi. Zerrat-ı asliye bu çok bu da önemli. Zerrat-ı asliye, cennete ait pencere, açılacak pencereler. Bu da kabrin çok önemli bir yönü. Cennete ait pencere, kabir azabı, lemem, küçük günahlar, kabrin genişletilmesi, gençliğin suistimali, kalbin ölümü. Kalp muhasebe ve mürakabe ile dirilir. O yüzden de kabirlerde muhasebe ve mürakmak lazım. Kalpte iman ve ameli-i salih, şefaat dairesi, üç menfes pencere, sadaka-i cariye, ilmi eserler, ilim erbabına sahip çıkmak. 3. Hayırlı evlatlar, hayırlı nesiller yetiştirebilmek. Evet, anahtar cümlelerimize geçiyoruz. Şimdi anahtar cümlelerimiz şöyle. Kabirde sual vardır, tazyik vardır. Fakat asıl hesap mahkeme-i kübadır. Kabir aynı zamanda dünyada temizlenmemiş bazı günahların hesabının da yapıldığı ve temizlendiği bir yerdir. Berzah dünya ile ahiret arasında bir köprüdür. Berzah alemine intikal eden ruhlar bizi duyabilirler fakat biz onları duyamayız. Evet. Günah ve zerrlelerin küçüklerini temizleme de kabrin sıkması ve taziki büyük rol oynar. Kabir ziyareti dünyaya dünya bağını kırar. Bize ölümü hatırlatır. Frekans tutarsa ziyaret et. Selam ver. Kendi gönlünü hoplat. Dilde dua ve istiğfar, gözünde de damla damla yaş olsun. Ve onlara o alemde geçer akça olan hediyeler gönder. O alemde ne geçer akçıyse onu gönder onlara. Böyle işte parayla mevlit okut, lokma dök falan değil. O alemde ne geçer akçeyse oraya onu gönder. Evet değerli dostlarım dua faslına geçiyoruz. Bugünkü dua faslını sevgili Ayşe Özdoğan başlatmış. Ona selam ediyorum. Şöyle demiş. Ya erhamerrahimin, beni Adem aleminden vücut sahralarına çıkaran, yokluk karanlıklarından varlık nuruna kavuşturan sensin ey rabbi rahimim. Beni Esver-i safilin derekesinde bırakmayıp eşref-i mahlukat mertebesine, ahsen-i takvim suretine mazhar eden, edecek olan yine sensin. Hani dünyanın misafirhanesinde beni İslam nimetiyle, habib-i kibriya aleyhissalatu vesselam rehberliğiyle, hizmet-i imani ve kurani ile ailem, sağlığım, idrak edebilirliğim ve henüz farkına varamadığım nice nimetlerle serpiraz eden sensin ey Rabbi Rahimim. Bu nimetlerinin her birinin kadrini bilip her nefisimi şükür ve ibadet makamında geçirebilmeyi bana, bana ve sevdiklerime nasip eyle. Ömür kitabımın saifeleri öyle pürüpak, öyle nurani olsun ki berzah menziline vardığımda selametle rıza-i ilahiye mazar bir halde olsun. Kabir kapısı bize rahmetin penceresi olsun. Kabir kapısı ebedi bir vuslat kapısı olsun. Ebedi saadetin menzillerine açılan bir bab olsun. Amin. Elfi elfi amin. Elfi alfi amin. Sevgili sevgili Kara Yiğit Eda'nın duasını okuyacağız. Ona çok selam ediyorum. Şöyle demiş: "Ey Rabbimiz rahmetinle kabirlerimizi cennet bahçelerine çevir. Nurlandır. Cennet bahçelerinden bir bahçe olsun. Kabrimiz berzah alemimize nurlu bir menzil eyle. Bizi cemaline aşık ruhların sohbetiyle mesrur eyle. Ne olursun Rabbi rahimimiz ruhlarımızı hizmet-i imani ve Kur'aniyede omuz omuza yürüdüğümüz kardeşlerimizle beraber meleklerin gıpta ettiği mis kokular saçan ihlaslı ruhlardan eyle. Kabrimizin karanlığını iman nuruyla aydınlat. Ruhlarımızı cennetin seyircisi, rahmetinin misafiri eyle. Gafletin soğukluğundan, nefsin zulmetinden bizi muhafaza eyle Allah'ım. Kabirde dirilişe, dirilişten cemaline selametle ulaştır. Hizmet kardeşlerimizle birlikte ebediyet aleminde de ele yüzü nurlu, gönlü huzurlu kullarından olmayı bize nasip eyle. Amin. Elfi elfi amin. Elfi alfi amin. Ya Rabbim. Şimdi pek sevgili muhliseciğimin duasını okuyacağız. Garip muhliseciğimin şöyle demiş. Ey gariplerin sahibi güzeller güzeli Rabbimiz şu fani dünyada şu fani dünyaya faniliği kadar ebedi hayatımıza ise ebedi kıymet verebilmeyi bizlere muvaffak eyle. Zahidane, arifane, zakirane ve muhlisane yaşamayı nasip eyle. Bu vasıflarla ruhumuzun ufkuna yürüyebilelim. Dünyada bizlere öyle güzel manzaralar lütfet ki hiçbir penceremiz yok ki pis koku gelsin. Hiçbir penceremiz olmasın ki pis koku gelsin. Çirkin bir görüntü oraya aksetsin. Ne olur kabir penceremiz de öyle olsun. sanatını müşahede edip şükürle iki büklüm olabilim. Cennetten manzaralar seyredelim. Bir an önce kıyametin kopmasını arzulayalım. Günahlarımızı sevaba çevirmede bizlere güç ver ya Rabbi. Kuvvet ver, aşk ver, şek, iştiyak ver. Bizi çok istiğfar eden kullarından eyle ya Rabbi. Üzerimizde hiçbir günah kiri kalmasın, tozu kalmasın ya Rabbi. O günahların şuurunu ver bize, pişmanlığını ver onlara tövbe edebilecek fırsatlar ver. Tövbede kalmayalım, inabeye geçelim. Evbeye geçebilelim ya Rabbi. Performans üstü performanslara ulaşabilelim. Recamız odur. Ya Rabbi sen Kur'an-ı Kerim'de Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir diyorsun. Bizim de kötülüklerimizi iyiliklere, günahlarımızı sevaplara inkılab ettir. Çünkü ya Rabbi sen gafursun, rahimsin. Furkan suresi 70. ayet. Ne olur günahlarımızın temessül etmesine izin verme ya Rabbi. Ne olur temessül eden namazlarımızın, temessül eden oruçlarımızın eksik, kusurlu, sakat olmasına izin verme. Kabirlerimizi nurlandır. Dünyada olduğu gibi orada da hayır hah dostlar nasip eyle bize. Ve hizmet-i imani ve Kur'aniyedeki bütün kardeşlerimize de şebi aruslar yaşat ya Rab. Şebi aruslar yaşat ya Rab. Şebi aruslar yaşat ya Rab. Amin. Elfi harfi amin. Elfi harfi amin. Peki sevgili Pek sevgili Feyzacığımızın e feyizli duasını okuyacağız şimdi. Şöyle demiş. Ey varlığımı atomlarına bölen ve her biriyle tek tek alakadar olan hayı kayyum. Bizi meccanen yoktan var ettiğin gibi iç alemimizdeki sırlara iliştirecek sebepleri yaratacak sensin. Bize öyle bir hayat yaşat ki senden başka hiçbir manaya yer kalmasın. Zikrinle öyle meşgul olalım ki kalbimiz zikrinle öyle bir itminana ersin ki öldüğünü dahi bilmesin, hatırlamasın. Sen diye inlesin ömür boyu isminle geçsin o dar koridoru. Tüm zerreleri ile koşarak gelsin senin davetine. Gözlerimizdeki pınarlar çağlasın sonsuzluk kerametine. Sonsuzluk kametine. Sevgiliye açılan bir kapı olsun berzah ve ebede kadar sürüp giden mahram halvetine. Çok güzel. Çok sevgili Ayperi hanımcığım hepimize yetecek güller göndermiş. Affet bizi ya Rab affet. Sensiz edemeyiz affet demiş. Affet bizi ya Rab sensiz edemeyiz. Affet ya Rabbi. Affet ya Rabbi. Şimdi peki sevgili Edacığımın duasını okuyacağız. Şöyle demiş. Ey merhametliler, merhametlisi Rabbimiz, bize meccanen lütfettiğin ömrümüzü sana gerçek ve derin bir kulluk ile tamamlayabilmeyi nasip eyle. Öyle ki ölümü eski bir dostu karşılar gibi karşılayalım. Ya Rab, gecelerimizi hizmet insanına yakışır bir şekilde teheccütle aydınlatabilmeyi bize nasip eyle. Öyle ki teheccüt bizi kabhecüt bize kabrimizde dost olsun. Amin. Ya Rabbi, mülk suresinin hürmetine ne olur bizleri kabir azabının hatta azabın her çeşidinin çeşidinden fersah fersah uzak durabilmeyi nasip eyle. Bizi azabın her çeşidinden fersah fersah uzak eyle ya Rabbi. Allah'ım öyle bir kulluk idrakimiz olsun ki ne olur bir an olsun gaflette olmayalım. Bizi bir an bile nefsimizle başa bırakma. Acizem, fakirem, zelilem ya Rab. Ne olur kabirde bile tut ellerimizden. Ya Rab tut ki edemeyiz sensiz. Tut ki edemeyiz sensiz. İki gün önce demiş sevgili Edacığım teyzemin oğlu Burak Burak Ali ruhun ufkuna yürüdü. Rabbimiz minik yavruları hürmetine onu da kabir azabından korusun inşallah. Rabbimiz duyduğumuz hüznü amudi yakınlığa vesile kılsın inşallah. Sevgili Burak Ali kardeşimiz Allah taksiratını affetsin. Cennetül firdevsiyile şereflendirsin. Adı Burak kıldığı namazlar onun burağı olsun. Cennette cennete giden bir burak olsun. Onu cennete götüren kıldığı namazlar. Ve cennette de Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in mübarek sofralarında Cenabı Hak onu şereflendirsin. Affetsin, mağfiret etsin, rahmetiyle yuğusun, yıkasın inşallahu Teala. Rabbimiz inşallah hayırlı bir insan olarak yaşamış, hayırlı amellerle ruhun ufkuna yürümüştür. Ve inşallah geride bıraktığı insanlar da onun amel defterlerini açık bırakacak hayır hahlar olurlar. Sevgili sevgi şöyle demiş. Rabbim bizlere ve sevdiklerimize ahiret hayatımızda rahmetinle muamelede bulun. Sevgili Sudeciğim şöyle demiş. Sevgili Sude'nin duasını okuyacağız şimdi. Ey herkesi ve her şeyi merhametiyle kuşatan, kerimi lütfundan günahkarları dahi mahrum bırakmayan Rabbim bizleri yararlı işlerle meşgul olan, senin yolunda rızan doğrultusunda yaşayıp hizmet etmeye çalışan, namaz kahramanı olan kullarından eyle ya Rabb. Ne olur efendimize olan selamı ve kelime-i tevhidi kalplerimize ve vicdanlarımıza yerleştir. Son nefesimize kadar dilimizden düşürme ya Rabbi. Allah'ım günahlarımızı dünya hayatında mağfiret buyur. Ahet yurduna günahlarımızın tozunu kerini bırakma. Öyle geçebilmeyi, tertemiz ahiret yurduna geçebilmeyi, ölümüşe bir arus olarak karşılayabilmeyi nasip eyle. Kabirlerimizi teheccüt namazıyla nurlandır. Sohbet-i canandanaki kardeşlerimizle ahiret yurdunda da buluşabilmeyi bize nasip eyle. hocamızla, üstadımızla efendimizin sofralarında bizi cem eyle ya Rabbi. Amin. Elf alfi amin ya Rabbi. Elf alfi amin. Evet değerli dostlarım bugünkü dualarımız da böyleydi. Rabbim dualarımızı kabul hassenle kabul buyursun bize. Hayırlı insanlar birbirimiz için de hayırlar eylesin. günahlarımıza mağfiret buyursun ve ruhun ufkuna yürümüş kardeşlerimiz için, ruhumuzun ufkuna yürümüş yakınlarımız için bizi hayırlı amellere muvaffak kılsın. O pencerelerden, o menfezlerden onların amel defterlerine nur akıtabilmeyi nasip etsin. Ve bizden sonra geleceklerin de bizim defterlerimize nur akıtabilecekleri o menfezler de hep açık dursun inşallah. Hakkınızı helal edin. Görüşmek üzere. Allah'a emanet olun.

EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: KABİR HAYATI

Channel: Emine Eroğlu

Convert Another Video

Share transcript:

Want to generate another YouTube transcript?

Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.