Transcript of EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 226: ZAMANI BEREKETLENDİRMEK
Video Transcript:
Ahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senidina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecm. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elf alfi salatin vef alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu muhabbetle dostları selamlıyorum. Gayibu da hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun inşallahu teala. Yeni bir Mesnevi-i Nuriye okumalarında beraberiz. Biz geçtiğimiz iki hafta itibariyla biraz eee gündemimizi eee kutlu doğum haftasına, ayına çevirdiğimiz için o bağlamda kandil bağlamında kutlu doğum bağlamında ders yaptık, program yaptık. Birlikte de program yaptık. Bugün itibariyla Mesnevi Nuriye'de kaldığımız yerden yolumuza devam edeceğiz inşallahu teala. Bir hatırlatma olsun. Şenme risalesindeyiz. Mesnevi Nuriye'de ilemlerimize devam ediyoruz. En son yaptığımız eee ders itibariyla değerli dostlarım ülfetten kurtulabilmek için bir ders yapmıştık ve dersimizin başlığı da mucizeleri sıradanlaştırmaktı. Şimdi kaldığımız noktada yine üstadımız bize ilam eyyü aziz diye sesleniyor. Biz de özlediğimiz bu hitaba efendim üstadım diye cevap veriyoruz. Kalbimizin kulağını üstadımıza veriyoruz. Üstadımız aralarında münasebet, muamele hatta mükaleme bulunan iki şeyin birbirine müşabih ve müsavi olması istihzam etmez cümlesiyle başlıyor. Bu çok önemli bir cümle. Bir hüküm cümlesi. Üstadımız şöyle diyor. İki şeyin arasında münasebet var, muamele var. Hatta mükelleme. Yani iki şey karşılıklı konuşabiliyorlar. Bu bu iki şeyin birbiriyle aynı olduğunu, birbirine benzediğini göstermez diyor Bediüzzaman Hazretleri. İki şey arasındaki ilişki, irtibat o iki şeyin aynı şey olduğunu göstermez. Mesela yağmurun bir katresi veya Semerenin bir semerenin bir çiçeğinin küçüklüğüyle beraber Şemsle münasebeti ve muamelesi vardır. Bakın bir tarafta güneş bir tarafta da yağmurun bir katresini düşünün. O katre yağmurla o güneş arasında bir münasebet var. O katre yağmurun içerisine sığıyor. Güneşin cilvesi. Güneşin yedi rengini aksettiriyor katre yağmur. Hatta aralarında bir mükellime yani bir konuşma bile var. Hal deliyle bir konuşma bile var. Bir muamele var aralarında. Güneş o yağmur katresini buharlaştırıyor. Aralarında bir münasebet var. Bir muamele var. Bir mükaleme var. Ama bu güneşle katrenin aynı şey olduğunu göstermiyor. Aynı şekilde bir semereni çiçeği diyor Bediüzzaman Hazretleri. Mesela bir ağacın çiçeğini düşünün. Bir kiraz çiçeğini düşünün. Bir eee çiçek açan ağaçları tahayyül edin zihninizde ve herhangi birini düşünün. Kiraz çiçeği olsun, elma çiçeği olsun, armut çiçeği olsun. İşte o çiçeğin de güneşle bir münasebeti var. Güneşle bir muamelesi var. Güneşle bir mükalemesi var. Güneşten aldığı ışıkla açıyor. Açıyor o çiçek. Ama bu yine güneşin o çiçekle aynı olduğunu, güneşle çiçeğin birbirine benzediğini, birbirine eşit olduğunu göstermiyor. Şimdi bu hüküm bizi nereye çıkaracak ona bakalım. Kendimize dair bir hakikate götürecek bu bizi. Bin aleyh insanın insan bina aleyh ey insan, senin hakikatin seni halik-ı alemin nazarı inayetinden setredecek bir sebep olamaz. Şimdi insan da ne yapıyor? Rabbiyle insanın bir münasebeti var. Rabbiyle bir muamelesi var. Rabbiyle bir mükalemesi var insanın. Öyle değil mi? Rabbimizle. Rabbimizle bizim münasebetimiz, o su katresinin güneşle olan münasebeti gibi bizim de rabbimizle bir münasebetimiz, bir muamelemiz, bir mükemmemiz yani Rabbimize karşı bir duamız. Onun bizden emirleri var. Ama bu bizim kul rabbimizin de rağunu değiştirmiyor. Ve aynı surette şöyle diyor Bediüzzaman Hazretleri: "Senin hakaretin, seni halık-ı alemin nazarı ilahinden inayetinden seth edecek bir sebep olamaz." Şimdi bu Rabbimizle ilişkimizde böyle olduğu gibi hakaret diyor Bediüzzaman Hazretleri küçüklüğümüz. Şimdi bir taraftan da varlıkla olan ilişkimizi düşünün. Yani bitkiler gibi bizim de biz de hayat sahibiyiz. Hayvanlar gibi biz de ruh sahibiyiz. Biz de yaşıyoruz. Bitkiler de yaşıyor. Hayvanlar da yaşıyor. Şimdi bizim hakaretimiz yani küçüklüğümüz, varlık içerisindeki küçüklüğümüz bizim onlarla yani nebatat taifeleriyle eşit olduğumuz manasına da gelmiyor. Onlara benzediğimiz manasına da gelmiyor. Bakın aramızda ne var? Münasebet var. Bitkilerle bizim aramızda münasebet var. Hayvanlarla bizim aramızda münasebet var. Hatta cemadatla yani cansızlarla da bizim aramızda münasebet var. İşte bu münasebetten yola çıkarak hani kendimizi hayvan gibi, kendimizi bitki gibi, kendimizi cemadat gibi görmek. Yani Allah'ın nazarı inayetinden saklanabileceğimizi, örtülebileceğimizi, gizlenebileceğimizi düşünmek aslında bir gafletten ibaret. Nazarı inayet Cenabı Hakk'ın bize bakışı, inayet bakışı yani bize önem veren, bize değer veren bakışı, bizi koruyan, gözeten bakışı. Nazarı inayet. Şimdi bakın biz e nerede duruyoruz? varlık içerisinde bir yerde duruyoruz. Hani kainat karşısında insan, Allah karşısında insan diye iki çok önemli makalemiz var ya hoca efendien okuduğumuz. Şimdi aslında kendi koordinatlarımızı belirlerken iki şekilde belirliyoruz. Varlık karşısında nerede duruyoruz? Rabbimizin karşısında nerede duruyoruz? Bunlar birbiriyle ilintili olan cümleler. Ve dikkat edin bakın hani Allah'la kurduğumuz ilişki bizim Allah'la kurduğumuz ilişki Cenabı Hak'la bizim aramızda bir mükaleme var. Cenab-ı Hak'la bir münasebetimiz var. Bu bizim rabbimiz, bizim kul olduğumuz, rabbimizin de rağini değiştirmediği gibi bizim varlıkla kurduğumuz ilişki bizim insan olduğumuz hakikatini de değiştirmiyor. Cemadat, cemadat, nebatat, nebatat, hayvanat, hayvanat. Biz de insanız. Oysa insan çoğu zaman kendi küçüklüğünü görüyor. Ya zaman zaman bunu mevzu hissediyoruz. Biliyorsunuz insanlar bunu çünkü argüman olarak kullanıyorlar. Hani insanın küçüklüğü cirim olarak küçüklüğü. İnsan cirim olarak cisim olarak küçük diye ya mana olarak da küçük anlamına gelmiyor. Efendim ne oluyor? Kendimizi işte şöyle görüyoruz. Ya Allah benimle mi uğraşacak? İşte Allah mesela bir genç diyebiliyor ki Allah neden benim işte dövmemle uğraşıyor? Benim dövmem işte küçücük bir şey ya da ben küçücük bir şeyim. neden bu kadar önemseniyor bu mesele diye düşünüyor. Oysa bize bakan veçesiyle şunu kabul etmek zorundayız ki işte bu varlık karşısındaki konumumuzu belirlerken bizim küçüklüğümüz halik alemin nazarı inayetinden gizleneceğimiz anlamına gelmiyor. Gizlenmemize sebep olmuyor. Bununla ilgili üstadımızın 20 23 sözde benim çok sevdiğim bir değerlendirmesi var. Onu okuyalım beraber. Bana çok tatlı gelen bir değerlendirme bu. Üstat burada da ey insan diye sesleniyor yine. Ey insan. Bu bu hitap da bana çok tatlı geliyor. Çünkü bu bir uyarı hitabı da burada da öyle seslendi ya Bediüzzaman Hazretleri. Ey insan. Şimdi ey insan seslenmesine de ilem eyyali azize efendim diyoruz ya üstat ey insan seslenmelerinden aslında insanın mahiyetini şerh edeceğini anlıyoruz. Ey insan diyor Bediüzzaman Hazretleri ve bize insan mahiyetine ilişkin bir şeyler söylüyor. Burada da 23 sözde de üstat ey insan diye başlıyor ve şöyle diyor: "Senin" diyor uluhiyetin dergahında arz ve zaafını istimdat lisanıyla fakr ve hacatını tazarru ve dua lisanıyla ilan etmen gerekiyor. Çünkü niye böyle? Çünkü ben hiçim. Ne ehemmiyetim var ki kainat, kainatın hakimi, mutlakı tarafından kasti olarak bana tesir edilsin. Benden şükrü külli istensin diyemezsin. Diyor Bediüzzaman Hazretleri. Ya ben kimim ki kainat benim için yaratılmış olsun? Şimdi bakın insan ne yapıyor aslında? Halika-i kainattan gizlenmeye çalışıyor. Yani kendi eylemlerini, kendi olumsuz eylemlerini saklamaya çalışıyor. Aslında yaptığı şey bu. İnsanın yapmaya çalıştığı nefsin insana hilesi bu. Kendi olumsuz eylemlerini, kendi benlik eylemlerini saklamaya ve gizlemeye çalışıyor. Gizlemeye çalışırken hep şöyle bir tavır sergiliyor. Ya ben kimim ki kainat benim için yaratılmış olsun? Şimdi e bu bir tevazu değil farkındasınız. Bu bir saklanma çabası. Ben bir hiçim. Ne kıymetim var? Ne kıymetin var ki bütün bir kainatın sahibi, halıkı mutlak, hakimi mutlak kasti olarak kainatı benim için yaratsın. Sonra bir de bana tesir edilsin kainat. Yani ben ona müdahale edebileyim. Ben onun üzerinde muamele edebileyim. Bunun karşılığı olarak da benden kulluk istin. Bunun karşılığı olarak da benden şükür istensin. Üstat bunu izah ederken şöyle diyor. Bunu sakın deme ey insan. Bunu diyemezsin diyor. Çünkü niye diyemezsin? Sen diyor çenden nefsin ve suretin itibariyle hiç hükmündesin. Sen hep kendine böyle bakıyorsun. Yani nefsin ve suretin itibariyle yani cirminle hani Türkçede deniliyor ya bir atasözünde ateş olsan cirmin kadar yer yakarsın falan. Öyle değil aslında. İnsan ateş olsa dünyayı tutuşturuyor. Öyle bir mahluk insan ama cismi itibarıyla küçük. Evet. Sureti itibariyle hiç hükmünde. Niye sureti itibariyle hiç hükmünde? E çünkü suret dediğimiz şey insanın zahiri fani. Sonunda işte toprak oluyor. Yırtılmaya, çürümeye, yıpranmaya müheyya bir bedenimiz var, suretimiz var. Nefsimiz bu mahiyetle yaratılıyor. Fakat evet insan nefsi ve sureti itibariyle hiç hükmünde. Fakat vazifesi itibariyla ve mertebe noktasında sen şu haşmetli kainatın dikkatli bir seyircisi, şu hikmetli mevcudatın belagatli bir lisan-ı natıkı şu hikmetli mevcudatın lisan-ı natıkı yani konuşan lisanı belagatli bir konuşan lisanı mahlukatın halini tavrını manasını san şerh ediyor ve kelimelere dök döküyorsun ve şu şu kitab-ı alemin şu alem kitabının anlayışlı bir mütalacısısın. Allah seni kainata muhatap olarak yaratmış. Alem bir kitap. Sen de onun okurusun. Bunu göz ardı edemezsin ki. Ve şu tesbih eden mahlukatın hayretli bir nazırı hükmündesin. Bütün bir mevcudat tesbih ediyor. Sen de onların tesbihine nezaret ediyorsun. Yani onların şuursuz olarak yaptıkları o tesbihleri şuurlu olarak Allah'a takdim ediyorsun. Ve şu ibadet eden masnuatın da hürmetli bir usta başısı hükmündesin. Çok hürmetlisin. Çünkü ibadet ediyor bütün bir mevcudat. Sen de bütün bir mevcudatta bir usta başı hükmündesin. Zikrettiğim gibi ne yapıyorsun sen? Onların yaptıkları zikirleri, ibadetleri sen görüyorsun, tefekkür ediyorsun ve şuurlu olarak Allah'a takdim ediyorsun. Şimdi görüyor musunuz? Yani insan hep bir yanılsama hali içerisinde yaşıyor. Yani kendini saklayabilmek için, amellerini değersizleştirebilmek için, yaptığı kötülüklerin üstünü örtmek için ya da amelsizliğini örtmek için, sorumluluklarından kaçmak için ne yapıyor insan? İşte ben neyim ki işte benim için kainat yaratılsın. Ben bir hiçim. Niye bana bu kadar değer verilsin? Şimdi neden yani Cenabı Hak benim amellerimi önemsesin? Şimdi bütün bunlar aslında tam manasıyla insanın sorumluluklarından kaçma çabası. İnsanın insanın kendi üzerini örtüp de setredip de kendi şuuri sorumluluklarından, kulluk sorumluluklarından saklanma çabası. O yüzden de üstat diyor ki, "Ey insan yani sen evet suretin itibariyle, nefsin itibariyle küçüksün ama vazifen itibariyle çok büyüksün. Allah seni çok büyük bir vazifeyle vazifelendirmiş. Dolayısıyla sen şunu diyemiyorsun. Evet, mahlukatla senin muamelen var. Mahlukatla senin müklemen var. Mahlukatla bir ilişkin, bir alışverişin var. Ama bu senin mahlukata benzediğin anlamına gelmiyor. Evet. Bütün bir varlıkla bir ilişkin var ama bütün bir varlıkla bu seni eşitlemiyor. Senin bir hususiyetin var. Su damlasının güneşle olan ilişkisini, su damlasının güneşle olan ilişkisi su damlasını güneş haline getirmediği gibi güneşi de değersizleştirmiyor. Dolayısıyla bize bakan veçesiyle üstadımız şöyle diyor: "Ey insan, sen cirmin itibariyle, nefsin itibariyle, suretin itibariyle küçük olabilirsin ama vazifen itibariyle merteben noktasında büyüksün." Niye büyüksün? Çünkü sen şu haşmetli kainatın dikkatli bir seyircisi olarak yaratılmışsın. Hikmetli mevcudata dil kılmış Cenabı Hak seni. Üstelik de belagatli bir dil, konuşan bir dil haline getirmiş. Varlığın sesi sensin. Varlığı kelimelere döken, sese döken sensin. Anlama döken sensin. Şu alem kitabının anlayışlı bir mütalacısı, muhatabı sensin. Kainat kitabını sen okuyorsun. ve tesbih eden, ibadet eden bütün bir mevcudatın ibadetlerine muhatap olan, onlara serakir olan, onların ibadetlerini şuura dönüştüren, Allah'a kendi şükrüyle takdim eden sensin. Evet. Ey insan, sen nebati cismaniyetin cihetiyle, hayvani nefsin itibarıyla küçüksün, cüzisin, hakirsin, fakir bir mahluk, zayıf bir hayvansın. Bütün dehşetli mevcudat-ı seyyalenin dalgaları içerisinde çalkalanıp gidiyoruz. Her şey sana ilişiyor. İşte mevcudatın dalgaları içerisinde çalkalanıyorsun. Ama bu ne cihetiyle? Cismaniyetin cihetiyle. Fakat muhabbet-i ilahiyenin ziyasını tazammun eden imanın nuruyla Allah senin kalbinde öyle bir ışık yakmış ki o muhabbet-i ilahiyenin ziyasını kapsıyor. Onu ihtiva ediyor. Öyle bir nur, imanın nuruyla münevver olan İslamiyetin terbiyesiyle tekamül ediyorsun ve insaniyet cihetiyle de bütün bir mevcudata sultan oluyorsun. İşte bakın bütün bir mevcudata sultan oluyorsun. Dolayısıyla işte buna bunu kendimiz hatırlatmamız lazım. Bunu kendimiz hatırlatmamız lazım. Yani böyle insan kendi eee nefis ona şunu söylüyor. Şeytan ona şunu söylüyor. Kendi vazifesini insana vicdan hatırlattığında nefis ona diyor ki aslında bunlarla sen kendini büyük görüyorsun. Sen kimsin ki işte diyelim ki sen kimsin ki hizmet edeceksin? Sen kimsin ki işte senin namazsızlığın yüzünden işte cehennem yaratılacak. Seni cezalandırmak için cehennem yaratılacak. Ne ki yani senin amelin ne ki diye kandırıyor şeytan insanı. Ne olmuş yani insan amellerini nasıl saklar? Mesuliyetlerinden nasıl kaçar? İşte şeytanın insanın önüne döktüğü şey bu. İnsanı, insanın amellerini insanın amellerini sanki nebatatmış gibi, sanki hayvanatmış gibi, cemadatmış gibi onlara benzetmeye, onlarla aynileştirmeye, onlarla eşitlemeye çalışıyor şeytan. Oysa biz kendimize sürekli şunu hatırlatmak zorundayız. Allah bizi, Allah bizi insan olarak yarattı. Dolayısıyla da işte mahiyetimizi çok iyi okuyup bu kulluk sorumluluklarımızı ifa edebilmek için ey insan diye kendimize hitap edip sen eee cismaniyetin itibariyla efendim sen nefsaniyetin itibariyla küçük olabilirsin. Hakir olabilirsin, değersiz olabilirsin. Hadiselerin içerisinde çalkalanıp durabilirsin ama ama öyle bir cevher var ki sende. Öyle bir muhabbet ışığı, öyle bir e kandil yanıyor ki senin kalbinde iman kandili. Dolayısıyla bu seni mertebe noktasında şu haşmetli kainatın seyircisi haline getiriyor. Okumak zorundasın, seyretmek zorundasın. O evrad-u ezkâa, o ubudiyete belagatli bir lisan olmak zorundasın. Bu sorumluluktan kaçamazsın deyip nefsimize telkinde bulunmamız gerekiyor. Değerli dostlarım, şimdi bu birinci ilemimizde şimdi bugün bir ilem daha okuyacağız. Çok e önemli ilemler bunlar. Üstadımız bize bir kere daha seslenecek. Evet. Eyyuh aziz. Efendim üstadım denizlerde vukua gelen med ve cezir gibi. Şimdi burada beni çok etkiliyor bu üstat kainatın kanunlarıyla insan arasında ilişki kuruyor ya hep insanın tavırları, davranışları, durumu, mahiyeti arasında. Şimdi med ve cezir. Medveziri biliyorsunuz suların yükselmesi ve geri çekilmesi. Denizlerdeki gelgit olayına med ve cezir diyoruz. Şimdi bu med ve cezir gibi evliya arasında da bastı zaman tayyı mekan meselesi şöhret bulmuştur. Bakın üstat neye benzetiyor. Tayyı zaman bastı mekanı med cezire yani gelgite benzetiyor. Suların yükselmesi, denizlerin ve geriye çekilmesi gibi. Med ve cezir gibi. Tay-i zaman bastı. Bastı zaman tayyı mekan. Bastığı zaman biliyorsunuz zamanın dürülmesi demek. Basta zaman yani bastığı zaman diyelim ki bir saatin içerisine Cenabı Hakk'ın günleri sıkıştırması demek. Bastığı zaman zamanın geniş genişlemesi. Bast kabz bast diyoruz ya kalbimizin genişlemesine bast sıkılmasına kabz diyoruz. Şimdi aynı şekilde zamanın da bir genişlemesi ve bunun tersine zamanın daralması da var. Hoca efendi diyor ki biz bastı zaman değil aslında kapsı zaman yaşıyoruz. Biz bastı zaman değil kasrı zaman yani zamanın kısaltılmasını yaşıyoruz yaşadığımız dönem itibariyle. Ama evliyaullah arasında ne var? Bastı zaman var. Yani o suların yükselmesi gibi. Ne oluyor? Onların zamanları da yaşadıkları zaman da genişliyor. Diyelim ki sabaha kadar eee Kur'an-ı Kerim'i hatmediyor. Hatmederek namaz kılıyor. Ne yapıyor? Cenab-ı Hak onun zamanını genişletiyor. Bunu yapabilmesi için, başarabilmesi için genişletiyor. Ya da diyelim ki öyle eserler vücuda getiriyor ki üstadımızın, üstadımızın özellikle mucizat-ı ahmediye risalesi bunun çok önemli bir örneğidir. Bastı zaman örneğidir. Çok kısa bir zamanda yazılıyor. Çünkü üstat bunu örnek olarak veriyor haşiyede. Hastı zaman mesela Multten ibn Arabi gibi zatların eserlerine baktığımızda görüyoruz ki yani bir insan ömrüne sığmayacak kadar çok eser vermişler. Bastı zaman tayyi. Mekan da mekanın dürülmesi, mekanın aradan kalkması, tayy edilmesi, mekanın ortadan kaldırılmasına tayyek deniliyor. Ne oluyor? Diyelim ki çok uzun mesafeleri bir anda aşabiliyorsunuz. Aynı anda velilerin birçok yerde olması gibi. Şimdi bunlar çok şöhret bulmuş evliyaullah arasında. Ez cümle üstat örnek de veriyor burada. Kitab-ı yavakitin e Kitab-ı Yavakit'in rivayetine göre bu eser de İmam Şerani Hazretlerinin eseri üstadın verdiği örnek. Eee ve bu eserde İmam Şerani bir günde 2,5 defa kocaman Fütuhat-ı Mekkiye'nin Fütuhat-ı Mekkiye namındaki büyük mecmayı mütalaa etmiştir." diyor Bediüzzaman Hazretleri bu eseri kaynak olarak göstererek. Şimdi Fütuhatül Mekkiye, Fütuhatül Mekkiye çok uzun bir metin ve ne oluyor? İmam Şarani Hazretleri bir günde bu ciltlerle yazılmış olan ve çok zor olan Muhidin İbn Arabi Hazretlerinin Fütuhatül Mekkiyesini ne yapıyor? 2,5 defa mütalaa ediyor. Şimdi bunun için ne lazım? Bastığı zaman lazım. Öyle değil mi? Şimdi bunlar bunları konuşuyoruz aslında. Varmak istediğim yer şurası. Bastığı zaman bize de lazım. Varmak istediğim yer burası. bastığı zaman bize de lazım. Bu arada bir mentör kampı görüyorum. Bizi iştirak etmiş. Çocuklarıma çok selam ediyorum. Maşallah. Barekallah. Evet. Şimdi bastığı zaman bize de lazım. Mentör kampındaki genç çocuklarımıza da lazım. Hepimize lazım bastı zaman. Yani bir diyelim ki bir saatimizin, bir günümüzün aylar hükmünde olması. Bir ömür yaşıyoruz ama ne istiyoruz? Ne istiyoruz? Diyelim ki bir ömre birkaç ömür sıvıştırmak istiyoruz. Öyle değil mi? Mesela bir ayımıza bir yılı sıkıştırmak istiyoruz. Bir günümüze haftalar sıkıştırmak istiyoruz. O kadar bereketlensin istiyoruz. Oysa farkındasız yaşadığımız dönem itibariyle hoca efendinin dediği gibi bir kabzı zaman efendim kasrı zaman var. Yani bırakın zamanın genişlemesini zaman büzülmüş, daralmış. Öyle görüyoruz. Dolayısıyla bu örnekler bizim için çok önemli. Bir imkanatı konuşacağız bunun üzerinden. Yani bizim zamanımız nasıl genişleyecek diye. İşte İmam Şarani Hazretlerinden örnek verdi. Fütuhatül Mekkii dedi Bediüzzaman Hazretleri 2 bu5 defa aynı günün içerisinde mütalaa etmiştir. Zira bu gibi garip meseleleri tasdike yaklaştıran misaller de pek çoktur. Bu kapzı e bastığı zaman tayy mekan örneklerini hakikate yaklaştıran örnekler verecek şimdi üstadımız. Mesela rüyalar. Rüyalarda ne oluyor? Bir saat zarfında bir senenin geçtiği işler yaşıyorsunuz. Birkaç saniyenik bir rüya içerisinde işte saatlerce, günlerce yaşanacak hadiseyi yaşayabiliyorsunuz. rüyanın içerisinde rüya zaten o eee bu hakikatin bir çok önemli bir örneği. Ve üstat devam ediyor. Diyor ki bir senenin geçtiğini eee birkaç dakika içerisinde birkaç saat zarfında rüyalarda görebiliyoruz. Eğer o saatte o işlere bedel Kur'an okumuş olsaydın birkaç hatim okumuş olurdun diyor üstadımız. Bu halet evliya için halet-i yakazada inkişaf eder. Zaman imbisat eder. Şimdi biz bunu rüyada yaşıyoruz ama veliler bunu uyanıklıkta yaşıyorlar. Zaman onlar için genişliyor ve ruhun dairesine yaklaşıyor diyor Bediüzzaman Hazretleri. Şimdi ruh zamanla sınırlı değil. Zamanla sınırlı olan ne? madde madde yani o Einstein'ın MC²are formülü de madde üzerine kurulu olan bir formül. Dolayısıyla zamanla sınırlı olan madde. Oysa ruh zamanla sınırlı değil. Bizim cismaniyetimiz ruh seviyesine doğru yaklaştıkça biz de zamanın kayıtlarının dışına çıkıyoruz. Ruhu, cismaniyetine galip olan evliyanın işleri, fiilleri sürat-i ruh mizanıyla cereyan eder." diyor. Şimdi bakın, eğer biz de cismaniyetten çık, hayvaniyetten kurtul diyordu ya Bediüzzaman Hazretleri. Eğer ruhumuz cismimize galip olursa bizim zamanımız da geliştiriyor. Ruhumuz cismimize cismimize galip olursa ruhumuz cismimize nasıl galip oluyor? cismaniyetten çıkıp hayvaniyetten nasıl kurtulabiliyoruz değerli dostlar? Bir taraftan hani yemek, içmek, uyumak gibi cismani mübaşeret dediğimiz cisme ait olan şeyleri sınırlandırarak, o alanı daraltarak, öbür taraftan ruhun alanını genişleterek yapıyoruz. Ve bunu biraz sonra hoca efendien okuyacağız beraberce. Mesela gece ibadetleriyle ibadet hayatımızı zenginleştirerek, kalp hayatımızı geliştirerek, evradu eskarlarımızla, çetelerimizle, risale okumalarımızla, sohbet-i cananlarımızla ruhumuzu kalbimize hakim hale getirmeye çalışıyoruz. Eğer cismimiz ruhumuza hakimse bu paradigma hep bunun üzerine kurulu. Bakın ya cisim ruha hakim ya ruh cesedi hakim. Eğer cisim ruhumuza hakimse o zaman ne oluyor? Zamanımız büzüşüyor. Cisim zamanla sınırlı olduğu için ruh da zamanla sınırlanmış oluyor. Ama aslında ruhun temel özelliği ruh zamanla mukayyet değildir. Zamanla sınırlar sınırlı olarak yaratılmamıştır. Eğer cesedimize ruhumuzu hakim hale getirmeyi başarırsak zamanımız genişliyor. İşte evliya dediğimiz insanlar da aslında bunlar. Kimler? Evliyaullah ruhlarını cesetlerine hakim kılmış olanlar. Üstadımız diyor ki ruhun cismaniyete galip olan, ruhu cismaniyete galip olan evliyanın, velilerin işleri, fiilleri sürat-i ruh mizanıyla cereyan eder. Onların ruhlarının süratiyle cereyan eder. Öyle olunca ne oluyor? İşte İmam Şarani Hazretleri oturuyor. Bir günün içerisinde 2 bu5 defa fühatül Mekkiye'yi mütalaa edebiliyor. Bu bahsin bir de bastı zaman dip notu var. Onu da okuyalım. Harşiye vermiş Bediüzzaman Hazretleri. Burada meseleyi biraz daha açıyor, genişletiyor ve şöyle diyor: "Basta zaman sırrıyla çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zamanı miraç." Şimdi basta zaman denilince aklımıza ilk gelen şey efendimizin miracı. Hani deniliyor ya şifa-ı şerifte efendimiz geri döndüğünde yatağı soğumıştı deniliyor. Şimdi efendimiz ne oluyor? binlerce sene hükmünde aslında miraç ama geriye döndüğünde yatağı soğumış oluyor. Şimdi bu efendimizin miracı bizim Müslümanlar olarak bizim hayatımızda bası zamanın ne kadar mümkün olduğunu göstermesi noktasında çok önemli bir mucize. Miraç bu hakikatin vücudunu ispat ediyor. Yani bastı zaman diye bir şey var. Bunu miraç ispat ediyor ve bilfiil vukunu gösteriyor, uygulamasını gösteriyor bize. Miracın birkaç saat müddeti binler sene hükmünde vüsatli, ihatası ve uzunluğu vardır. Binler sene hükmünde. Çünkü miraç yoluyla beka alemine efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem giriyor. Beka aleminin birkaç dakikası dünyanın binler senesini tasammul ediyor. Zaten biliyorsunuz değerli dostlar o Einstein'in MC kare formülü de bunun imkanatını ortaya koyuyor. Yani artık şunu hepiniz biliyorsunuz. Uzay zaman diye bir şey var. Yani dünyanın zamanı farklı. Uzayın zamanı işte Merkür'ün zamanı, Plüton'un zamanı birbirinden farklı zamanlar bunlar. Ve bir de beka, alem-i beka diye bizim iman ettiğimiz beka alemi var. düşünün. Cennet zamanı. Cennet zamanı. Alem-i beka. Şimdi alem-i bekanın birkaç dakikası dünyanın binler senesini ihtiva ediyor, tasammun ediyor. Hem her hakikate binaen, bu hakikate binaen bazı evliya bir dakikada bir günlük iş görmüş. Bazı veliler işte basta zamana masar olmuşlar. Bir dakikanın içerisinde onlar bir günlük iş görmüşler. Bazıları da bir saatin içerisinde bir senelik iş görmüşler. Ne muhteşem değil mi? Bazıları bir dakikada Kur'an'ı hatmetmişler. Risale-i Nur'un telifinde de diyor hoca efendi Bediüzzaman Hazretleri bastığı zaman hakikati çok defa vuku bulmuş. Mesela işte zikrettiğimiz 19. mektup. 19. Mektup Mucizat-ı Ahmediye Risalesi. Mucizat-ı Ahmediye Risalesi yazılırken bakın konu mucizat-ı ahmediye kerametler Peygamber Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in mucizeleri izlişümleridir. Yani keramet aslında mucizenin bir alt birimidir. Veliler elinden ortaya çıkan mucizelere keramet diyoruz. Ve kerametler aslında o velilerin bağlı oldukları peygamberin hakikatini ortaya çıkarır, ispat eder. Dolayısıyla aslında onlar onlar efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem'in mucizelerinin bir iz düşümüdür. Üstat da efendimizin mucizelerini yazarken, onlarla ilgili bir risale telif ederken basta zaman yaşıyor ve diyor ki üstat 300'den fazla mucizeyi yazıyor üstat ve kitaplara müracaat edemiyor. Çünkü yanında kaynak eserleri yok üstadın. Buna rağmen tamamını 12 saatte telif ediyor üstat Mucizat-ı Ahmediye risalesini. Bakın böyle olağanüstü o kadar çok örnek var ki Mucizat-ı Ahmediye risalesinde. O kadar çok kaynak var ki ama üstadın yazılı olarak kaynak eserler yanında yok ve 12 saatte telif ediliyor. Mesela Ramazan risalesi 40 dakikada telif ediliyor. O da Ramazanın kerameti. Orucun kerameti. 40 dakikada telif edilmesi. 28 söz 20 dakikada telif ediliyor. İşte bütün bunlar basta zamana işaret ediyorlar. Ve üstat bunu söylemekle yetinmiyor. Bir de Kur'an'dan delil getiriyor. Kur'an'dan delil getiriyor. İki tane delil getiriyor Bediüzzaman Hazretleri. Biri Kehf suresi. Kehf suresi. Birisi de Hacı suresinden. Kehf suresinden hani ashab-ı Kehfte yaşıyor ya değerli dostlarım. Bir bastı zaman yaşıyor Ashab-ı Keh. Uyanıyorlar. 300 yıl boyunca uyumuşlar. 300 yıl boyunca uyamış. Uyumuşlar uyanıyorlar. İçlerinden söze başlayan biri bu halde ne kadar kaldık diye sorduğunda diğeri ona cevap veriyor. Bir gün ya da daha az dediler. Bakın 300 yıl uyuyorlar. Uyandıklarında birisi soruyor. Bu halde ne kadar kaldık? Yani ne kadar uyuduk? Düşünün siz akşam yatıyorsunuz sabah kalkıyorsunuz. Onlar da akşam yatıyorlar sabah kalkıyorlar. birisi soruyor ne kadar uyuduk diye. Bir gün ya da daha az diyor. Aslında 300 yıl boyunca uyumuşlar. Şimdi bu Kehf suresinin ayeti bastığı zamana çok önemli bir örnek. İkincisi de lakin rabbin katında bir gün sizin hesabınıza göre 1000 yıl hükmündedir. Bu aye-i kerime de Hac suresi 47. ayeti kerime yine bastı zamanı işaret ediyor. Sizin, sizin hesabınıza göre 1000 yıl gibidir. Rabbin katında bir gün. İşte görüyor musunuz? Yani bir gün ne olabiliyor? 1000 yıl hükmünde olabiliyor. Bunlar da üstadımızın Kur'an'dan getirdiği örnekler. Şimdi bir de bu basta zaman meselesini biz birlikte Hoca Efendiye müracaat edelim. Gidelim Hoca Efendiye onun dizinin dibine oturalım. Ve şöyle diyelim hocam. Üstadımız bize bastı zamanı anlattı. Sen bu konuda bize neler söylemek istersin? Bu konuyu nasıl şerh etmek istersin diye hocamıza soralım. Şimdi değerli dostlarım bize bakan veçesiyle bastığı zaman eee bizim zamanımıza bakan veçesiyle şöyle düşünmememiz gerekiyor. Bu velilerin yaptığı bir şey bizimle alakası yok diye bakmamak lazım meseleye. Çünkü hepimizin zamanı bereketlendirmeye ihtiyacı var. Var değil mi? Hepimiz. Ben o kadar çok dinlediğim şeylerden bir tanesi zamanın bereketsizliğinden şikayet arkadaşlarda yetiyoruz diyorlar. Emni abla işte o da var, bu da var, şu da var, bu da var. Biliyorsunuz yaşadığımız dönem itibariyle çok uzun mesailer yapılıyor. Talebiyseniz eğer öğrencilik hayatınızın zorlukları. Bu bugün okuyacağımız metinlerden bir tanesi gençlerin Hoca Efendiyi ziyaret etmesi sırasında Hoca Efendinin o gençlere zamanlarını nasıl genişleteceklerine ilişkin tavsiyelerini ihtiva ediyor. Dolayısıyla böyle hep şikayet ediyoruz ya işte o da onu da yapalım, bunu da yapalım, şunu da yapalım ama hepsini yapmaya vakit yetmiyor diye. Öyleyse neye ihtiyacımız var hepimizin? Bir basta zamana ihtiyacımız var. Evet. Eee, hoca efendi önce bir örnek veriyor. Diyor ki, "Şimdi biz evliya'a baktığımızda aslında" diyor hoca efendi, "Binlerce örnek görüyoruz basta zamana ilişkin. Nasıl bir basta zaman yaşıyorlar anlamak mümkün değil. Adeta onlar için dakika saat oluyor diyor hoca efendi. Dakikaları saat oluyor. Saatleri günler oluyor. Günleri de haftalar oluyor. Bası zaman hakikati sufilerce çok malum bir hakikattir. Sufiler yani ehli tasavvuf. Ehli tasavvuf derken neyi kastediyoruz? Tasavvuf derken neyi kastediyoruz? İslam'ın kalp ve ruh hayatını kastediyoruz. Dolayısıyla İslam'ın kalp ve ruh hayatında yolculuk eden diyelim ki Hazreti Mevlana gibi, Abdülkadir Geylani gibi, Hasan Şazeli gibi zatlar ve onların izinde yolculuk eden insanlar bu konuyu sürekli gündemde tutuyorlar. Çünkü kalp hayatına yükselince, ruh hayatına yükselince bunu yaşıyorlar. Bastı zaman yaşıyorlar. 24 saati 24 gün gibi değerlendiriyor bu insanlar. Mübarek bir miras bırakmışlar arkadan gelenlere diyor hoca efendi. Yani bunun ne kadar mümkün olduğunu bize göstermişler. Her şeyi hazırlamışlar, paketlemişler. Zümrüt, zebercet, yakutla süslemişler, ambalajlamışlar. Bize bırakmışlar adeta tepkiyle, tepkiye, reaksiyona sebebiyet vermeyecek şekilde arkadan gelenlere şöyle diyorlar: "Al öteye götürün. alın bunları değerlendirin. Biz bir yere kadar getirdik. Siz de öteye götürün diyorlar bize. Bunları yaşıyorlar çünkü onlar yaşıyorsa işte o yaşadıkları şeyi bize bir miras olarak bırakıyorlar. Bize eee kabza zaman değil bastı zaman insanları olmamızı öneriyorlar. Biz gerçek manasıyla kapsı zaman yaşıyoruz. Çünkü yaşadığımız dönem itibariyle. O yüzden meseleyi bizim ele almamız lazım. Hoca Efendi diyor ki, "Peygamber efendimiz uzun mesafeleri kat etmek ve yol almak isteyenlerin geceyi değerlendirmeleri gerektiğini belirtmiştir. Şimdi bakın bir bu bir metot değil mi? Nasıl zamanımızı genişleteceğiz? Nasıl ruhun dereceyi hayatına yükseleceğiz? Ve bizim zamanımız da ruhun zamanı olacak. Cismin zamanından kurtulacağız. Bakın formül size geceyi değerlendirmek. Neden bizim yolumuzda teheccüt namazı bu kadar çok önemli? Dikkat edin efendimiz miraca gece yükselmişti. Efendimiz miraca Miraç bir gece yolculuğu. Miraç bir gece yolculuğu. Çünkü gecelerde yol süratle alınır. Hatta denilebilir ki İsra ve Miraç mucizelerinin gece gerçekleşmesinde ışık hızından da öte ruh süratinde arzü semanın katedilmesinde bu nükte vardır. Yani eğer siz geceleri aktivize etmeyi başarabilirseniz zamanınız genişliyor. Bunu tecrübe edebilirsiniz. Demek ki böyle bir süratli yolculuğa çıkmak isteyen, tayyir mekan bastı zaman yaşamak isteyen, ışık hızının üstündeki tasavvurları aşan bir süratle değişik yerlere ulaşmaya insan ancak geceleri rabbine teveccüh etmek suretiyle muvaffak olabilir. Görüyor musunuz nasılmış zamanı genişletmek? Geceleri Rabbimize teveccüh ettiğimizde ne oluyor o zaman? genişliyor. Işık hızından daha süratli. Bakın efendimizin miracı gecenin bağrında böyle bir sırsak saklı diyor hoca efendi. Gecenin bağrında böyle bir sırsak saklı. Şimdi düşünün günümüz insanlarını 8 saat uyumadan kendine gelemeyen insanları, akşam yatıp da işte sabahın bilmem kaçında uyanan insanları. Şimdi elbette kabzı zaman olur, kasrı zaman olur. Başka bir şey olmaz ki. Başka bir şey olmaz ki. Nasıl zaman genişleyecek? Yani bir insan bu kadar çok uyuyorsa ve geceleri karanlık geçiyorsa ne olur? Zamanı kasr olur. Zamanı kısılır, genişlemez. İşte hoca efendi diyor ki işte gecel gecelerde böyle bir sır var. Böyle bir sırsaklı olduğundan dolayı Resul-i Ekrem bir gece yolculuğu lütfediyor Cenabı Hak ona. Ama diğer peygamberler için de gece yol yola koyulmalarını emrediyor Cenabı Hak. Mesela ne diyor Hazreti Musa? Cenabı Hak gece kavmini yola çıkar diyor. Dolayısıyla bakın gecenin sırrını Kur'an-ı Kerim bize yeniden ve yeniden hatırlatıyor. Şimdi değerli dostlar dedim ya gençler, genç talebeler Hoca Efendiyi ziyaret ediyorlar. Hoca efendi onlara nasihatte bulunuyor. Ve bulunduğu nasihat işte böyle bir nasihat. Hoca efendi diyor ki zannediyorum diyor üstat hazretlerinin reçete olarak verdiği husus aslında bizim zamanımızı nasıl genişleteceğimizin de reçetesi. Neydi? Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği reçete neydi üstadın verdiği reçete? Mesainin tanzimi. Tanzim mesai, taksimül alam, amal ve taabün düsturunun tesili. Yani birincisi programlı yaşamak. Şimdi zamanı nasıl genişleteceğiz? Bir insan programlı yaşarsa zamanı genişliyor. İkincisi, ikincisi eee vazifeleri taksim edersek zamanımız genişliyor. Yani bir cemaat yapısı içerisinde, cemaat bütünlüğü içerisinde hani o eliflerin yan yana dizilmesi var ya aynı çizgi içerisinde bir araya gelip birlerin 111 kuvvetinde olması da aslında bu manayı pekiştiriyor. Bir araya geleceğiz. vazifeleri taksim edeceğiz. Zamanımızı da tanzim edeceğiz ve aynı zamanda birbirimize de yardımcı olacağız. Bu üç prensip yani programlı yaşama, vazifeleri taksim etme ve birbirimize yardımcı olma. Bunlar diyor hoca efendi bizim zamanımızı bahsetme yani genişletme noktasında aslında bize üstadımızın verdiği Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği bir formül ve şöyle devam ediyor. Ne diyor hoca efendi? Musibetlerden kurtulmak için, içtimai hayatımızdaki bir yükseliş için hep tutup kaldırmaktan bahsediyoruz ya. mesaimizi tanzim etmeye, yapılacak işleri taksim etmeye ve aramızda da teavün yani yardımlaşma düsturunu oturtmaya muhtacız diyor hoca efendi. Yani eğer musibetlerden kurtulmak istiyorsak, içtimai hayatımıza, sosyal hayatımıza tutup ayağa kaldırmak istiyorsak bu üç düsturu hayata geçirmeye muhtacız diyor. Ve devam ediyor. Mesai çok iyi tanzim edilmeli diyor hoca efendi. Yani hayatımızın içerisinde mesela ne yapıyorsak, ne yapacaksak ya da yarınlar adına neyi planlamışsak o mevzuda bir kere mesai çok iyi tanzim edilmeli. Yani ben ne kadar evde duracağım, ne kadar anneme babama eee efendim kemer bestei ubudiyet içerisinde mukabelede bulunacağım. Anneme babama ne kadar mukabelede bulunacağım yani onların ne kadar gönlünü alacağım. Ne kadar uyuyacağım, ne kadar ayakta duracağım, ne kadar kitap mütalaa edeceğim hepsi belirli olmalı diyor hoca efendi insanın programının içerisinde. Yani bakın hayatımızın realiteleri var. Öyle değil mi? Hayatımızın realiteleri var. Bunları göz ardı ederek bir program yapamıyoruz. Bu askeri disiplin programı değil ama hepimiz programlı olmak zorundayız. Hatta hoca efendi programsız yaşamayı bir nifak sıfatı, bir kafir sıfatı olarak değerlendiriyor. Çünkü kainata bakın hiçbir şey programsız değil. Hiçbir şey nizamsız değil kainatta. Dolayısıyla bizim ilahi ahlakla ahlaklanmamız, programlı yaşamamız. Ama bunun için hayatımızın bütün realitelerini o programın içerisine koymak zorundayız. Yani yemeğe ne kadar vakit ayıracağım? Düşünsenize sofraya oturduğumuzda çoğu zaman o sofradan kalkamıyoruz. İşte gitsin çaylar gelsin kahveler, tatlılar gelsin. E sofraya oturuluyor. İşte çekirdek gelsin. İşte çaylar tazelensin, kahveler tazelensin. E bu sefer bakın zaman Necip Fasıl'ın ifadesiyle çayın dumanının tüttüğü gibi zaman püür püğür tütmeye başlıyor. Deliyor gidiyor. Yani zaman ne olması lazım? Sofraya oturduğumuzda yemeğe ne kadar zaman ayıracağız? Uyuduk. Kaç saat uyuyacağız? Efendim? Kaç saat ders çalışmaya ayıracağız? Kitap mütalaasına kaç saat ayıracağız? Ne kadarlık bir vakit ayıracağız ona? Hoca efendi diyor ki bunların hepsinin belli olması lazım. O günün içerisinde bu durumda olan arkadaşların böyle önemli bir şeye dilbeste olmuş, yüksek bir gaye-i hayale bağlamış, bel bağlamış insanların aktüalite ile meşgul olmamaları lazım diyor hoca efendi. Şimdi bir de bunu bu programı doğru yapabilmek için, oturtabilmek için yapmamız gereken bir şey var. Aktüaliteden de kendimizi korumak. aktüalite, aktüel meseleler. İşte o ne demiş, bu ne yapmış, o kimmiş efendim kendimizi özellikle işte sosyal medyadan efendim lüzumsuz gündelik hadiselerden kendimizi koruyabilmek, aktüaliteden koruyabilmek ve hoca efendi bunu bize nasihat ederken şunun da altını çiziyor. Yani siz bir gaye-i hayali-i dilbeste o çocuklarsınız, gençlersiniz diyor. Gaye-i hayali dile. Dil beste gönül bağlamak demek. Gönlünü bağlamak demek. Dilbeste şimdi siz bir gaye-i hayale dilbeste çocuklarsınız. Gönlünüzü bağlamışsınız. Sizin bir idealiniz var. Sizin bir mefkureniz var. Bir hedefiniz var. Ona gönlünüzü bağlamışsınız. Emri bil maruf nehyen münker diyorsunuz. Yeryüzünde iyiliği çoğaltmak diyorsunuz. Yani mentör olan gençler için düşünün. Hepsi bir gaye-i hayali. Dilbeste gençler bunlar. Yüksek bir gaye-i hayalleri var üstelik. Şimdi bunların diyor hoca efendi aktüalite ile meşgul olmamaları lazım. Bizim doğrudan doğruya evvelen ve bizzat alakadar olmamız gereken şeylere yönlenmemiz ve diğerlerinden de bunlara malayaniyat, fuzuliyat diyoruz. Biliyorsunuz uzak durmamız lazım. aktüaliteden uzak durmamız lazım. Sosyal medya mecralarından uzak durmamız lazım. Efendim bu mevzuda kırmızı çizgimiz olmalı. İşlerimizi baştan düzenli olarak hep belli bir plan içerisinde realize etmemiz lazım. Yani kendimize diyelim ki işte sosyal medya için vakit vereceksek bu da o programın içinde olmalı. Bu da o sosyal medya ilişkimiz bizim gelip de kendi programımızı delmemeli. O programın içerisinde diyelim ki kendimize yarım saat mi 15 dakika mı müsaade edeceğiz. O da o programın içine koyulmalı. Ve eee şöyle devam ediyor hoca efendi. Amalin taksimi diyoruz. İkinci düstur neydi? Amelleri taksim etmek. Yani herkes ne yapabilecekse temayülü neyse bu bölüm de benim için çok etkileyici. Şöyle diyor gençleri hoca efendi herkes ne yapabilecekse temayülü neyse ruh ve kalp ibresi neyi gösteriyorsa diyor hoca efendi. Ruhunun ve kalbinin ibresi neyi gösteriyorsa o istikamette yol almalı. Yani kalbinin istikametinde yol almalı. Kalbinin ibresini takip etmeli insan. Ruhunun ibresini takip etmeli ve ne yapabilecekse temayülü yani neye doğru meyl ediyorsa onun peşinden gitmeli. Yoksa öbür türlü bilmediği, istemediği, sevmediği bir patikada yürüyormuş gibi oluyor. Bakın bilmediği bir patika, istemediği bir yol. İnsanın sevmediği bir yol. Orada yürüyünce insan düzgün olarak yürüyemiyor zaten. İstekle yürüyemiyor. Onun için de hoca efendi öncelikle amalin taksimi deyince amelleri bölüştüreceğiz ya. Amelleri bölüştürürken herkes sevdiği, istediği, bildiği bir istikamette, kalbinin meyl ettiği, ruhunun ona işaret ettiği istikamette yol almalı. Ve şurada bir şikayeti de var hoca efendinin. Diyor ki, "Ben burada çok kıymetli arkadaşlarımızın 10 senede, 15 senede doktora yaptıklarına şahit oldum." diyor hoca efendi. Bir yer başka bir yerde de soruyordu. "Niye bitmiyor bu doktoralar diye soruyor hoca efendi. Niye bitmiyor bu doktoralar?" Düşünün bir doktoraya başlıyorsunuz ama bir türlü bitmiyor. Ve eee ömür diyor hoca efendi. Yani bir ömür 10 sene ne demek? 10 ayda yapılabilecek şeyleri 4 seneye serpiştirmişler. Biz de aslında o doktor 10 ayda yapılabilir diyor hoca efendi. Onu 4 sene yapmışlar. Biz de almışız o 4 seneyi 10 seneye çıkarmışız. Yani iyice bereket bereketsizleştirmişiz zamanı. Hoca efendi şöyle bakıyor meseleye. Eğitim çok önemli. Fakat eğitimi böyle zamana yaya yaya bize verdikleri için ömrümüzün en verimli dönemleri hep o eğitimin peşinde geçiyor. Ömrümüzün en verimli dönemleri hep nazariyat peşinde geçiyor. Şimdi Amerika'da bir temayül var gençlerde. Üniversiteyi lüzumsuz görmeye başlayan bir gençlik akımı var burada. Çok uzun diyorlar. Çok arkaik diyorlar. Çok serpiştirilmiş diyorlar. Çünkü bir an önce hayata atılmak istiyorlar. Ama burada da bir problem var. İfrata karşı tefrit var. Burada da eğitim çok önemli. O da göz arartı edilemez. Dolayısıyla Hoca Efendi'nin hep altını çizdiği bir mesele vardı hatırlarsanız. Mesela 3 senelik bir liseyi hoca efendi çok rahatlıkla bir seneye sıkıştırabileceklerini o bilgileri eee zikrediyordu. Üniversite hayatı da öyle. Yani bu burada pek çok ülkede de böyledir zannediyorum. üstten ders alma imkanı var. Dolayısıyla mesela 4 senelik bir okul 3 senede bitirebilme imkanımız var. Bu imkanları çok iyi değerlendirmek lazım. Bunlar bize zaman kazandırıyor. Çünkü dikkat edin bakın ömrümüzün en verimli dönemi değil mi? Gençlik zamanı, sizin yaşınızdaki zaman dilimleri. Şimdi bunları bu çok önemli dilimleri işte hizmet ederek ondan sonra faal olarak geçirebiliriz. O eğitim için ayırdığımız zaman dilimi o serpiştire serpiştire ki müfredata baktığınız zaman bunu da görüyorsunuz. Yani ortaokul müfredatını lisedeyken biraz daha genişletip bizim önümüze koyuyorlar. Dolayısıyla da bu bunu kıs ne kadar kısaltabiliyorsak o kadar kısaltmak lazım. Böylece insan hayatının en canlı olduğu dönemde, böyle dinamizminin en güçlü olduğu bir dönemde millet için yararlı olur diyor hoca efendi. Faydalı olur. Bakın dinamizmin en güçlü olduğu, insan hayatının en canlı olduğu dönem. Hep böyle kalmıyor insan. Dolayısıyla bu dönemde hizmet edebilme belki o serpiştirilmişliklerin aralarını da hizmetle doldurma, büyütmeme. Yani bir de burada esas benim üzerinde durmak istediğim bir mesele daha var diyor hoca efendi. Bu iki disiplinin yanında üçüncü bir disiplin daha var. Üstadın ifade ettiği teavin düsturunun tesidi. Biz bunlarla ilgili zaman zaman dersler yapıyoruz biliyorsunuz. Birbirimize yardım etmenin kolaylaştırıcılığı. Mesela diyelim ki birisi doktora yapmış. Bizden önce doktora yapmış. İşte birisi bizden önce Amerika'da doktora yapmış, hukukta doktora yapmış. Efendim tıp yolculuğuna çıkmış. Nasıl yapılıyor? Ne yapmak lazım? Ne yapıyor? O konuda bize yardımcı oluyor, yol gösteriyor. Diyor ki işte şu hocayla çalışabilirsin, efendim şu konulara bakabilirsin. Şu eserlerden istifade edebilirsin. Şu üniversitenin kapısını çalabilirsin. Ben sana referans verebilirim gibi. Ne oluyor? Bakın teavün düsturu birbirimize işte referans verebilme efendim birbirimize mümkünse mümkünse o konuda yollar açabilme, kapılar açabilme, işaretlerde bulunabilme, birbirimize o konuda bilgi aktarımında bulunma. Gerekirse diyor hoca efendi hani istidatlarımız var mesela. O konudaki tecrübi bilgimize aktarmanın yanında o istidatlarımızla da taşıdığımız, sahip olduğumuz ve elde etmek için bir kaç yılımızı verdiğimiz o istidatlarımızla da arkadaşlarımızın uzun yollarını mümkün olduğunca kısaltabilmek, uzun aşacakları mesafeleri mümkün olduğunca kısaltabilmek. İşte bu da teav düsturunun tesili. O yollarda yürürken işte bu üç meseleyi hoca efendi dikkat edin. Bunun altını çiziyor. Bastı zaman olarak anlatıyor bize. Bakın kendi başımıza kalsak, kendi başımıza kalsak eee kat etmek için çok uzun zamanlar gerektiren mesafeler birileri bizim elimizden tutup bize yol gösterdiğinde, birileri bizi refere ettiğinde, birileri bizim için birtım kapıları zorladığında o mesafeler kısalıveriyor değil mi? İşte bu da bir bastı zamandır. Düşünün bizden önce Amerika'ya gelen kardeşlerimiz burada belirli pozisyonlara gelebilmek için çok uzun çabalar göstermişler. Çok uzun mesafeler açmışlar. Çok büyük bedeller ödemişler. Ama ne yapıyorlar? O yolları bizim için kısaltıyorlar. Bu bizim için ne demek? Bastı zaman değil mi bu bizim için? O o yollar kısalıyor. Dolayısıyla bizim de böyle bir sorumluluğumuz var. Arkadan gelen nesillere, kardeşlerimize o yolları mümkün olduğunca kısaltabilmek, onlara iz göstermek, yol göstermek. Bu işler nasıl kurtarılıyor? Özellikle düşünün. Hicret yurduna gidiyorsunuz. Hiçbir şey bilmeden gidiyorsunuz. Hiç kimseyi de tanımadan gidiyorsunuz. Ama orada tecrübe biriktirmiş, bilgi biriktirmiş kardeşleriniz var. Birilerini tanıyor, ortamı biliyor. Ne yapmanız gerektiğine ilişkin size bilgi aktarımında bulunabiliyor. Bu ne oluyor? Bakın tabun düsturunun tesili size bastı zaman size bastığı zaman kerametini göstertiyor. Zamanınız genişlemiş oluyor. Aynı zamanda vaktinizi programladığınızda vaktiniz yine genişliyor. Teheccüt namazına kalkmışsanız teheccüt namazına teheccün sırrıyla vaktiniz genişliyor. Ne kadar formüller var değil mi? Ne kadar formüller var. zamanınızı programladığınızda ve şu kalbinizin ibresiyle yapabileceğiniz işlerin, sevdiğiniz işlerin peşinde koştuğunuzda yine zamanınız genişliyor. Şimdi bunun tersi de mümkün. Zaman nasıl kabz oluyor? Basta zamanın zıttı da vardı değil mi? Kabza zaman. Biz bunu yaşıyoruz diyor hoca efendi. Kabza zaman, kasrı zaman, zaman kasalıyor. Bunun tersi olarak programsız bir hayat, dağınık bir hayat zamanı kısaltıyor. Gece ibadeti yok, zaman kısalıyor. Gönlünüzün ibresiyle, ruhunuzun ibresiyle yol almıyorsunuz. Patikalara giriyorsunuz. Şehrahlarda yürümek varken hiç sevmediğiniz yollarda yürüyorsunuz. E ne oluyor bu sefer? Yine zaman kısalıyor. Sonra birbirinize de yardımcı olmuyorsunuz. Herkes, herkes toz ve gaz bulutlarından başlamak zorunda kalıyor yolculuğuna. E zaman yine kısalıyor, zaman yine daralıyor. O zaman ne olacak? Bu düsturları diyor hoca efendi. Eğer siz içtimai hayatı tutup ayağa kaldırmak istiyorsanız, musibetlerin üstünden gelmek istiyorsanız, üstesinden bu üç düsturu hayatımıza hakim kılmak zorundayız hepimiz. Ve teheccüt namazlarını da oturtmak zorundayız vakti genişletebilmek için. Evet, uykularımızı azaltmak zorundayız. Vakti genişletmek istiyorsak, evet, yememizi içmemizi disipline etmek zorundayız. Vakitli vakitsiz yemek yemek. Abur cubur yemek. Sürekli sürekli abur cubur yemek. Emek yemek alışkanlıkları zamanı ne kadar çok kısaltıyor. Ve e değerli kardeşlerim şimdi bizim eee kalbin zümrüt tepelerinde çok önemli bir makalemiz var. Vakit makalesi Kalbin Zümrüttepelin ikinci cildinde orada hoca efendi yine bu meseleye dair çok önemli şeyler söylüyor. Tasavvufta çokça kullanılan bir kavram var. İbnül vakt olmak. İbnül vakt. İbnül vakt vaktin çocuğu olmak demek kelime manası itibariyle. Ama hakikati nedir? Nedir ibnül Vakt? Hoca efendi dedi ya hani sofiler bu meseleyi çok önemsiyorlar. Çok çok işletiyorlar. Yani bu zaman madem ki genişleyebiliyor, niye biz genişletmeyelim? Zaman daralıyor. Niye benim zamanım daralsın? İbnül vakt olmak nedir? Öyleyse Salih'in yaşadığı anın gereklerini çok iyi düşünerek faaliyetlerini Allah nezdinde en ala, en faydalı sayılan işlerden başlamak suretiyle en küçük bir zaman parçasını parçasına çok işler sıkıştırarak hakkın bahşettiği imkanları ilahi mevhibeler adına 7 veren, 70 veren, 700 veren tohumlar gibi değerlendirmeye çalışmaktır." diyor hoca efendi. Neymiş? Görüyor musunuz? İbnül vakt olmak. Allah'ın bize verdiği imkanları, Allah'ın bize bahşettiği imkanları ilahi mevhibeler yani Allah bize imkanlar bahşediyor. Diyelim ki diyelim ki bir insana Cenabı Hak matematiğe istidat veriyor. Seviyor o yani problem çözmeyi seviyor. Sayıları seviyor. Aşk derecesinde sayıları seviyor. Benim böyle matematikçi kardeşlerimiz, arkadaşlarımız var. aşk derecesinde sayıları seviyor. Şimdi ne yapıyor o? O o aşk, o sevgi onun için ilahi bir mevhibe. Ona uzun yolları kısaltıyor. İşte size bastığı zaman işte size bastığı zaman yani o uzun kat eden başkalarının çok uzun kat edeceği o mesafeyi kısaltıyor bu ona. Diyelim ki işte tıp okuyacak. Tıp çok uzun bir yolculuk aslında. Çok uzun bir yolculuk ama insan mahiyetini okuyor ya aynı zamanda tefekküre dönüştürüyor onu. O ilmini tefekküre dönüştürüyor. Çünkü insan ahsen-i takvim suretinde yaratılmış. Yani insanın bedeni de aşık olunası bir varlıktır. İnsanın bedeni. Yunanlılar işte insan bedenindeki o mükemmeliyeti kavrıyorlar. Fakat bunu Allah'a veremedikleri için insanın bedenini tanrılaştırıyorlar. O kadar muhteşem bir şeydir insan bedeni ve o beden üzerinde tefekkür yapma imkanı veriyor ya tıp insana. Ne oluyor? İşte onu aşk derecesinde yapınca uzun yollar kısalıveriyor. Ne olacak o zaman? Bunların hepsi ilahi mevhibeler olarak görülecek. Bakacaksanız kendinize. Yani ben benim kalbimin, ruhumun ibresi neyi gösteriyor? Patikalarda mı yürüyeceğim yoksa şehrahlarda mı koşacağım? Ne yapacağız bu sefer? Kalbimizin, ruhumuzun istikametinde şehrahlarda yolculuk yaparken ama bunları ilahi mevhibeler olarak göreceğiz. İlahi mevhibeler. Herkes en iyi yapabildiği işin peşinde koşacak. Diyelim ki birisi çok iyi konuşabiliyor, kendisini çok iyi ifade edebiliyorsa ona bir konuşma alanı açacağız. Biz birisi sayılarla çok iyi e çok iyi şakalaşabiliyorsa sayılarla onu öyle bir alan açacağız istidatlarına göre ve bunları ilahi mevhibeler hediyeler olarak mevhibe bağış bahşiş hediye manasına geliyor. Bunlara Allah'ın bize bahşettiği imkanlar bunlar değil mi? İlahi mevhibeler. Diyelim ki efendim sizin maddi imkanlarınız geniş. Diyelim ki ben Almanca öğrenmeye çalışıyorum da siz Almanca biliyorsunuz. Düşünsenize yani benim kat etmeye çalıştığım mesafeyi siz çoktan aşmış geçmişsiniz. Belki onu öğrenmeye de çalışmamışsınız. Orada doğmuş ana dili olarak onu öğrenmişsiniz. Dolayısıyla o yolları bakın size ilahi bir mevhibe verilmiş. Bir bahşiş verilmiş size. En başta size bir hediye verilmiş. Şimdi bu hediye size verilmişse ne yapacaksınız? Bunu 7 veren, 70 veren, 700 veren tohumlar gibi değerlendireceksiniz diyor hoca efendi. Buna ibnül vak deniliyor. Yani siz başkaları öğrenmeye çalışıyor da siz o dili biliyorsunuz. Tamam da o dille ne yapıyorsunuz? O dille hakka ve hakikate tercümanlık yapabiliyor musunuz? O dille diyalog yapabiliyor musunuz? Kapıları çalabiliyor musunuz? O dille eserler vücuda getirebiliyor musunuz? O dille. O dille üstadın dediği gibi önceki ilhamde dediği gibi Bediüzzaman Hazretleri bir dellallık yapabiliyor musunuz? Mevcudatın lisanı haliyle olan dilini lisan-ı kale dönüştürebiliyor musunuz? Dolayısıyla ne olacak? Allah'ın sizin üzerinizdeki mevhibeleri, size bahşettiği imkanları 7 veren, 700 veren, 70 veren, 700 veren tohumlar gibi değerlendirmeye çalışacaksınız. Buna ne diyoruz? İbnül Vak diyoruz. Bunu yapabilene yaşadığınız anın gereklerini çok iyi değerlendireceksiniz. Yaşadığınız anın bakın yaşadığınız an bunun gereği ne? Yaşadığınız zaman, yaşadığınız mekan, yaşadığınız ortam, içinde bulunduğunuz ortam. Mesela diyelim ki kamptasınız. Bu kampı en iyi şekilde nasıl değerlendirebiliriz? Başka ne yapabiliriz? Daha verimli hale nasıl getirebiliriz? faaliyetlerinizi Allah nezdinde en evla sayılan işlerden başlayarak düzenlemek. Hani bir program yapacaksınız ya aslında program yapmanın şöyle bir güzelliği var. İnsanın modern insanın en büyük problemlerinden bir tanesi öncelikliler ve sonralıklılar sıralamasını yapamaması. Bazen en sonra gelen bir mesele gelip en öncekinin önüne geçebiliyor. En öncekini erteliyor. Oysa insan programlı yaşayınca önceliklilerinizi de belirleme fırsatı bulmuş oluyorsunuz. O programı önceliklere göre yaptığınız için sonralıkların gelip de onların önüne geçmesine izin vermiyorsunuz. O yüzden hoca efendi diyor ki bakın ibnül vakt olmanın çok önemli bir özelliği öncelikleri belirleyebilme. Allah'ın nezdinde faaliyetlerinizi en evla, en faydalı sayılan işlerden başlamak suretiyle düzenlemek diyor hoca efendi. Allah neye kıymet veriyorsa siz de ona kıymet veriyorsunuz. Namazı sıkıştırmak değil. Namaz için bir vakit koyabili koyuyorsunuz. Eğer ihtiyarınızdaysa, cebri bir durum sizin için söz konusu değilse, tesbihatınızı oraya koyabiliyorsunuz. Kur'an okumayı oraya koyabiliyorsunuz. Ve ne yapıyorsunuz? İşte Allah'ın mevhibelerini, size bahşettiği ilhamları eee o 700 veren başaklar gibi değerlendirmeye çalışıyorsunuz ki ibnül vakt olasanız. Şimdi bunu yapan bir insana Allah zamanını genişletmez mi? Bütün bunları yapan insanlara bir de sürekli şikayet ediyoruz. Zaman bereketsiz, zaman çok hızlı akıyor. Elimizde bir şey kalmıyor efendim falan diye. Bu bir mana. Bu bir manada diyor hoca efendi. İlahi varidat ve işaretlerin geldiği kaynağa yönelmek ve o istikamette aktif beklemeyi geçerek hakka tahsise nazar etmektir. İlahi işaretlerin geldiği bir kaynak var. Yani bu aslında sizin şu bir aynayı güneşe çevirmeniz gibi bu prensipleri riayet ettiğinizde şu kalbinizin aynasını da ezili güneşe doğru çevirmiş oluyorsunuz. Dolayısıyla aktif bekleyerek aslında ne yapmış oluyorsunuz? Allah'ın hususi lütuflarına, hususi inayetlerine de mazhar oluyorsunuz. Yani siz böyle davranınca, siz böyle bir prensiple hayatı yaşayınca Allah da sizin bir saatinize bir gün bereketi veriyor. O zaman işte fark ediyorsunuz zamanın nasıl genişlediğini, bir saatin nasıl efendim 2 saat olduğunu, bir saatin nasıl 3 saat olduğunu, nasıl 5 saat olduğunu ve Hz. Murad'ın iradesine bağlamış oluyorsunuz böylece iradenizi. Yani Hz. Murat Rabbimiz kendi iradenizi onun iradesinde fani kılmış oluyorsunuz. Ve siz ne oluyorsunuz o zaman? İbnül vakt oluyorsunuz. O zaman işte ibnül vakt oluyorsunuz. Size ibnül vakt deniliyor o zaman değerli eee dostlarım. Evet. Eee şimdi hoca efendi yine şöyle diyor vakti genişletme noktasında. İnsan bir meselede ısrarlı olursa ve gereğini de yürekten eda ederse Allah birini bin etme istikametinde onu basta zamanla lütuflandırır diyor. Bunu hizmetin şiarı olarak söylüyor hoca efendi. Yani hizmet hizmet hayatımızın gayesi ya bizim. Hizmet imani ve Kur'aniye hayatımızın gayesi ya programlı yaşamak bizim için hizmet edebilmek, hizmet edebilecek vakitleri bulabilmek noktasında da çok önemli ya. İşte o yüzden de insan ısrarlı olursa mesela diyelim ki mentörlük yapıyor birisi. İşte ödevim var diye vazgeçmez. Efendim dersim var diye vazgeçmez. Çok çok çalışıyorum diye vazgeçmez. vazgeçmez. Yani mentörlükse onda ısrarlı olur. Geriye dönmez ve gereğini de yürekten eda ederse diyor hoca efendi Allah da ne yapar? Birini bin etme noktasında onu basta zamanla lütuflandırır. Basta zamanla onu bereketlendirir. Hayatını bereketlendirir. Ne yapar o? Yine işte zamanın genişlemesinin sırrına mazar olur. Çok samimiyetle söylüyorum. Öyle gençlerle karşılaşıyorum ki hani ben diyorum mesela o gence baktığımda onun kat ettiği mesafeyi katedebilmek için şu yaşa gelmem gerekmişti diyorum. Fakat mesela o benim 40 yaşımda eriştiğim noktayı çok rahat diyelim ki 20 yaşında ihraz edebiliyor, 25 yaşında ihraz edebiliyor. Husi lütuflar. hususi lütuflar ve bu doğrudan doğruya bakıyorum o gençlere hizmet-ti imani ve Kur'aniin kerameti olarak görüyorum ben bunu. Aldıkları vazife onlar farkında değiller ama öyle bir mesafe katettiriyor, öyle hızlı mesafeler katettiriyor ki aldıkları mesafeler gençlere. O mentörlükler, ablalıklar, abilikler. Evet. İşte böyle bir sır. Bu sırrın, bu sırrın bizim hayatımızdaki uygulaması. Evet. Şimdi Allah Resulünün hayatına baktığımızda aslında ayakları şişinceye kadar namaz kıldığına şahitlik ediyoruz. Hoca efendi bu bastığı zaman hakikatini eee ibadet noktasında da vurguluyor. Yani ibadetlerimiz diyelim ki biz Allah'a çok secde edenlerden olmak istiyoruz. Çok rüku edenlerden olmak istiyoruz. Bu da bastı zamanın kapısını aralayan bir şey. Hoca efendi diyor ki eee hadis ricali arasında çok fazla zikrediliyor bastığı zaman. Efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem hakkında, sahabe efendilerimiz hakkında, evliyaullah hakkında mesela Kur'an-ı Kerim'i iki rekatta hatmedenlerden bahsediliyor. Bir oturuşta Kabe'nin karşısında eee baştan sona kadar Kur'an-ı Kerim'i bitirenlerden söz ediliyor. Şimdi bunlar bastı zaman olmadan bitmez diyor hoca efendi. Ama aynı zamanda kendisinden de örnek veriyor hoca efendi. Aslında kendisinden değil de işte birisi diyor hoca efendi ama muhtemelen yani hoca efendi de olabilir o birisi dediği ve diyor ki eee işte saat önündeydi diyor o kişinin saat önündeydi. 5 dakika geçmiş ama o 40 rekat namaz kılmış. 40 rekat namaz kılmış. Saate bakmış ki 5 dakika geçmiş. Hoca efendi diyor ki zannediyorum bastı zamana mazhar olmak meselesi bazı sadece bazı veliler için değil. Sıradan insanlar bile buna mazar olabilir diyor hoca efendi. Bastı zamandan bahsederken diyorlar ki 40 rekat namaz kıldım saat önümdeydi. Baktım sadece 5 dakika geçmiş. Allahu alem bir gecede sadece bir akşamda Kur'an-ı Kerim'i hatmettim diyor adam. İşte hadis ricali içinde görüyoruz bunları. Tanıdığımız insanlardan birisi yine bana en yakın olanlardan birisinin şehadetiyle üç günde bir Kur'an-ı Kerim'i hatmediyordu. Demek her gün 10 cüz okuyordu Kur'an-ı Kerim'den. Şimdi diyor ki hoca efendi yani bir bu madem ki bastı zaman diye bir hakikat var bu bizim ibadet hayatımız için de mümkün. Bu bizim çalışma hayatımız için mümkün. hizmet hayatımız için mümkün. Bu bizim hayatımızın mükellefiyetleri açısından mümkün. Ama ibadet hayatımız için de mümkün. Yani biz böyle aşku şekle Cenabı Hak'a teveccüh ederek ibadet edersek e biz de bir gün işte namaz kılırız işte alnımızı secdeden kaldırmak istemeyiz. Belki 40 rekat namaz kılarız. Bir bakarız saate aa ne kadar az vakit geçmiş deriz. Yani bize de didirtir Cenabı Hak yaşarız. Yaşanıyor. Yaşanmaya da devam edecek. Çünkü hem Kur'an ayetleriyle sabit hem de efendimizin miracının bize gösterdiği bir ufuk bastı zaman meselesi diyorum ve bugünkü dersi hitama erdiriyorum. Değerli dostlarım makaleleri kapatıyorum. Makaleleri kapatıyorum ve chat'i açıyorum. Fedakarlar ekibine canı gönülden teşekkür ediyorum. Eee, mentör kampındaki çocuklarıma bütün kamplardaki çocuklara şu an itibariyle gençlere eee canı gönülden selam ediyorum. Allah feyzinizi artırsın. Nurunuzu ziyadeleştirsin. Nurunuz aleme yayılsın inşallahu teala. Geçenlerde böyle kampa katılan bir genç grubuna dua edince kampa çok istemesine rağmen katılamamış bir gencin annesi bana yazmış. Diyor ki, "Emin abla, keşke katılmak isteyip de katılamayanlara da dua etseydin diye. Şimdi onlara da dua, onlara da katalım. Katılmak isteyip de katılamayanların da nuru feyzi ziyadeleştir ziyadeleşsin. Kemalat-ı insaniyeye tevcih olsunlar. Onlar da hizmetle önde koşanlardan olsunlar. Müttakilere imam olsunlar inşallahu Teala. Evet değerli dostlarım şimdi metinleri kardeşlerimiz sizinle paylaştı. Anahtar kavramlarımıza geçiyoruz. Anahtar kavramlarımız şöyle eee hakaret. Hakaret buradaki hakaret birine hakaret etmek değil. Hakir olmak yani küçüklük manasındaki hakaret. İnsan hakir ya küçük insan ama hangi itibariyle hakareti var insanın? Cismaniyeti ve nefsaniyeti itibariyle. Bunu hiç unutmamak lazım. Yani insanın hakareti, küçüklüğü cismaniyet ve nefsaniyet itibariyledir. Yoksa insan kalp ve ruh itibariyle çok büyüktür. Nazar-ı inayet, mükaleme, mübahese, eee, münasebet, muhabbet-i ilahiyenin ziyası, bastı zaman, tayi mekan. Bugünün anahtar kavramları bastı zaman, tayi mekan. Bu, eee, tayyi mekan konusunda da şunu söylemek istiyorum değerli dostlar. Ona değinmedik hiç. Üstat bastığı zaman üzerinden yoluna devam ettiği için. Tayi mekana ilişkin şunu söylemek istiyorum. Bu dersler benim için bir tay mekandır. Yani siz de öyle hissediyorsunuzdur zannediyorum. Düşünün yani dünyanın her yerinden aynı ders halkasında buluşup ders yapıyoruz. E bu tayy mekan değil midir? Mekan kalkıyor. Mekanın aradan kalkmasına tayyi mekan tayy ediliyor. Mekan aradan çıkarılıyor. Bakın nasıl çıkarılıyor mekan. Görüyor musunuz? aradan birleşiyoruz ve aynı halkada dünyanın her yerinden kardeşimizle birlikte ders yapabiliyoruz. Evet. Halet-i yakaza imbisat. Ruhun dairesi, ruhun cisme galip olması, cismin alanını daraltmak, ruhun alanını genişletmek, yüce hedefe kilitli ruhlar. Ne güzel değil mi? Yüce hedefe kilitli ruhlar. Geceyi değerlendirmek, gecenin bağrındaki sır, gece yolculuğu, tanzim-i mesai, taksim-i amal, taavin düsturu, programlı yaşama, yüksek bir gaye-i hayale bel bağlamak, dil beste olmak. Bu kelimeyi unutmamanızı rica ediyorum. Gaye-i hayale dil beste olmak, gönül bağlamak, aktüalite ile meşgul olmamak, temayül ibnül vakt olmak, ilahi mevhibe 7 veren, 70 veren, 700 veren tohumlar gibi zamanımızın bereketlenmesi, anın gereğini yerine getirmek, aktif bekleme, iradeyi Hz. Muradın iradesine bağlamak ve ısrarlı olmak. Anahtar cümlelerimiz ilam eyyü aziz. Aralarında münasebet, muamele hatta mükaleme bulunan iki şeyin birbirine müşabih yani birbirine benzer, birbirine eşit, müsavi olması gerekmez, istilzam etmez. Bu birinci ilemimizdi. Ruhun ve cismaniyetin galip ruhu cismaniyetine galip olan evliyaların işleri fiilleri sürat-i ruh mizanıyla cereyan eder. Bu da ikinci ilemimizin anahtar cümlesi. Ruhu cismaniyetine galip olan evliyanın işleri fiilleri sürat-i ruh mizanıyla cereyan eder. İçlerinden söze başlayan biri bu Kehf suresinin ayeti. Bu halde ne kadar kaldık diye sordu. Bir gün yahut daha az dediler. Lakin rabbinin katında bir gün sizin hesabınıza göre 1000 yıl gibidir. Bu da Hac suresinin ilgili ayeti. Gecelerde yol süratle alınır. Gecelerde yol süratle alınır. Evet sevgili dostlarım bugün ana bugün doğa faslımızı sevgili Aleyna başlatmış. Güzel çocuğum. Allah ondan razı olsun. Ona selam ediyorum. Şöyle demiş. Benim güzeller güzeli Rabbi Rahimim bastı zamanın sırrını gönlüme aç. Saatlerimizi bereketlendir. Her saniyemizi hizmet-i imani ve kurani ile mebni eyle. meşguliyetimizi senin rızanı kovalamakla süsle ve günlerimizi şükran dalgalarıyla ve tefekkürle güzelleştir. Zamanımızı boşa geçirmeden zaman israfından ve bereketsizlikten bizi muhafaza eyle. Her günümüzü ilimle, güzel amelle, ihlasla mamur eyle. Bizi anın kıymetini bilenlerden eyle ve bizi vakit kahramanları eyle. Dem bu demdir diyenlerden eyle. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan güzeller, güzeller güzeli Allah'ım beraberce dileniyoruz senden. Ne olur gecelerimizi pür nur eyle. Sana daha çok yakınlaşmaya vesile kıl ve gecelerin bağrındaki sırlara kalbimizi, kalbimizin gözünü aç. Zamanımızı öyle bir genişlet ki kalbimizin ibresiyle o zamanımızın en küçük vakit parçalarına pek çok yararlı iş sığdırabilim. Bunu bize nasip eyle. Bize ilim ve marifet kanatlarıyla senin vilayet semalarının derinliklerinde pervaz edenlerden eyle. Amin. Elfi alfi amin. Benim güzel çocuğum. Elfi alfi amin. Maşallah. Barikallah. Evet. Bakın şimdi kampın duası geldi. Kampın duası. Güzel çocuklarımın duası. Biz canı gönülden hep beraber kampın duasına amin diyeceğiz. Kampızın bereketli, istifadeli geçmesi için, yeni dönemde evimize hayırlı insanların gelmesi için, bütün hizmetlerin inkişafı, uhubvetimizin devamı için mentör kalp kampı olarak dualarınızı bekliyoruz." demiş kardeşlerimiz. Elfi alfi amin diyoruz biz de. Kampınız çok bereketli geçsin güzel çocuklarım benim. Allah birlerinizi bin etsin. Yeni dönemde evlerinize çok hayırlı insanlar gelsin. Bütün hizmetleriniz neşri nema olsun. Tasavvurlar ötesi inkişaf etsin inşallahu teala. Ve uhuvvetiniz en önemlisi de o. Uhuvvetiniz devam etsin. Aranızda inşikaklar, bölünmeler, parçalanmalar, küskünlükler, dargınlıklar olmasın. Kucaklaşmalar olsun, yardımlaşmalar olsun. Aranızda bugün konuştuğumuz o teavün düsturu tezahür etsin. Aynı çizgi üzerinde birleşen elifler gibi olun inşallahu teala. Güzel çocuklarım benim. Ve sevgili Fatih hocamızın özlediğimiz dualarından birisini okuyacağız. Ey zamanın sahibi, gönlümüze ferahlık, zamanımıza bereket ihsan eyle. Etrafımızı kuşatan dağınıklık bizi de dağıtmasın. Biz buralarda dağıtmak için, dağılmak için değil, dağıtmak için değil, toplamak için bulunuyoruz. Ya Rabbi bizi bozulmaktan muhafaza eyle. Çok güzel bir dua bu. Evet. Ya Rabbi, ya Rabbi biz hicret diyarlarında dağıtmak için değil, dağılmak için değil, toplamak için, toplanmak için bulunuyoruz. Bizi bozulmaktan, bozmaktan muhafaza eyle ya Rabbi. Ey istidatları inkişaf ettiren Rabbimiz, bir türlü açamadık şu istidatlarımızı. Zayi ediyoruz emeklerimizi. Boşa boşa dökülen terler gibi olduk. Boşa dönen tekerler gibi olduk. Boşa akıttık terimizi. Boşa harcıyoruz emeklerimizi. Boşa değildir inşallahu teala hiçbiri. Boşa dönen tekerler gibi olduk. Ya Rabbi, ya Rabbi olmayalım. Öyle olmasın ya Rabbi. Ulaşamıyoruz hedefimize. Bize verdiğin nimetleri 70 veren, 700 veren başaklar gibi sümbüllendirebilmeyi nasip eyle. Anımızı doğru değerlendirmek için önceliklerimizi unutturma bize Rabbimiz. Rabbimiz. Amin. Ey rezzak-ı hakiki bize istidatlarımızı inkişaf ettirebileceğimiz hayırlı meslekler yapabilmeyi nasip eyle. Yaptığımız hiçbir iş bizi ilahi kelimetullah yolunda yeteneklerimizi istihdam etmekten alıkoymasın. Nefisleri maleyaniyata, gaflete götüren biri değil, vicdanlara su götüren, su taşıyan bir insan olalım. Amin. Elfi elfi amin. Elfi elfi amin. Değerli hocam, çok güzel bir dua. Cenabı Hak bizi boşa dönen tekerler gibi eğilesin. Emeklerimize zayi eylemesin. Hedefimizden uzaklaştırmasın. Evet, sevgili Nahit kardeşimizin duasını okuyacağız. Onun dualarını da özledik. Sevgili Nahit kardeşimizin Nun kardeşimizin şöyle demiş. Durdurak bilmeden koşmak, kanatlanmak istiyorsun. Geceleri tecelli koylarına uğramadan nasıl olacak ki? Ömrünü bereketlendirmek, zamanını sonsuzluk zamanına sonsuzluk boyası çalmak istiyorsun. Gaflet uykusundan uyanmadan nasıl olacak ki? Arkadan gelen nesillere yol göstermek, şehrah açmak istiyorsun. Sürekli çıkma sokaklarda oyalanarak nasıl olacak ki? İlahi varidata yönelmek, vaktin ve halin bulunmadığı noktalarda ibnül vakt olmak istiyorsun. Günlerin, saatlerin, dakikaların celladıyken nasıl olacak? Evet. Niye özlüyoruz Nahit kardeşin duasını? Anladınız değil mi? Allah ondan razı olsun. Çok güzel olmuş. Çok güzel. Nasıl olacak ki? Nasıl olacak ki? Bir daha okuyalım mı? Çok güzel. Çünkü durdurak bilmeden koşmak, kanatlanmak istiyorsun. Geceleri tecelli koylarına uğramadan nasıl olacak ki? Ömrünü bereketlendirmek, zamanını sonsuzluk boyası çalmak istiyorsun. Gaflet uykusundan uyanmadan nasıl olacak ki? Arkadan gelen nesillere yol göstermek, şehra açmak istiyorsun. Sürekli çıkmaz sokaklarda oyalanarak nasıl olacak ki? İlahi varidata yönelmek, vaktin ve halin bulunmadığı noktalarda ibnül vakt olmak istiyorsun. Günlerin, saatlerin, dakikaların celladıyken, katiliyken nasıl olacak? Benim halime tercümanlık yapmış. Allah ondan razı olsun. Şimdi pek sevgili Fatma Nur'umuzun duasını okuyacağız. Şöyle demiş: "Rabbimiz, zamanı bereketlendirme konusundaki aczimizi ve fakrımızı sana arz ediyor. Nezdinden meccanen lütuflar bekliyoruz. Bahtına düştük. Kalplerimize bahşettiğin o ilk mevhibeleri en güzel şekilde değerlendirip inkişaf ettirebilmemiz için yar ve yardımcımız ol. Her şeyin bir vakti var elbet ama irademize düşen yanlarıyla sebepleri en güzel şekilde yerine getirebilmeyi nasip eyle. Didinip duruşlarımız sana aşikar. Aczietimize bakıp acı bize kereminle ve rahmetinle muamelede bulunup bizleri vaktin sırrına açarak birbirimizi, birlerimizi binler ederek, gecelerimizi ihyada bizi devamlı kılarak kalplerimizi şükürle doldur. Böyle ki bu şükür bahşettiğin nimetlerin ziyadeleşmesine ve şükrümüzün sonsuza açılmasına vesile ol. Vesile olsun. Sebepler üstü bir teveccühle bahtına düştük ya Rabbi. Sebepler üstü bir teveccühle sana teveccüh ediyoruz. Bahtına düştük ya Rabbi. Evet. Eee, evet öyle olmuş gerçekten. Sevgili Fatmanur şimdi pek pek sevgili Muhliseciğimin duasını okuyacağız. Ey gariplerin sahibi, güzeller güzeli Rabbimiz kapındayız ya Rab. Bir anı seyyale dahi senin kapından ayrılmak istemiyoruz. Eee, ben böyle bir çiçeği bilmiyorum ama eee, Şemser, e, Şems Şems Amer çiçeği. Güne bakan çiçeği. Bu başka bir adı mı bu? Sevgili fedakarlar ekibi, Şemsher çiçeği gibi yüzümüzü ve kalplerimizi sana çeviriyoruz ve şemstan yalnızca kamere dönelim. Bizler sana dönersek sen bizlere dönersin. Bizler bakarsak sen bize bakıp bizleri nurlandırırsın. Teveccühü tamile senin teveccühünü talep ediyoruz. Ey merhametlilerin en merhametlisi güzel rabbimiz. Yörüngemizi mefkure yörüngesi eyle. O yörüngede gecesiyle gündüzüyle bizi dilbeste eyle. Öyle dilbeste olalım ki derinleşelim, bütünleşelim ki ya Rab değildir bu bana layık. Bu bende. Bana bu lütf ile ihsan nedendir diyerek şükürle hayretle iki büklüm olalım. Bu yörüngede takip ettiğimiz en sevgili kulun Şemsü Şems, Şemsü Şemsi, Şems-i Şumusu takip edelim. Resulullah sallallahu tea aleyhi ve sellem güneşler güneşini şems şems takip edip onun rengine boyanan sahabelere, yıldızlara tutunup fani ömrümüzü, ebedi ahiretimizi bereketlendirmeyi bize nasip eyle ya Rabbi. Elfi elfi amin. Elfi elfi amin. Benim güzeller güzeli çocuğum. Evet, aynen öyle. Öyle öyle. Allah bizi teveccühü tamla teveccüh edenlerden eylesin. Sevgili Hatice, Hatice dostumuz Allah ondan razı olsun size kalpler, çiçekler, güller göndermiş. Sevgili Betül'ün duasını okuyacağız şimdi. Allah'ım kampımızı bastı zaman içinde bereketli eyle. Bizlere bulunduğumuz ve bulunacağımız yerlerin hakkını verebilmeyi nasip eyle. Ruh ve kalp ibremizi rızan istikametinde eyle. Rızanı gösteren bir ibre eyle. Yaşadığımız anların gereklerini yerine getirebilmeyi nasip eyle. İrademizi senin iradende fani kılacak şekilde, kılacak bir çizgide hayat nasip eyle bizlere ya Rabbi. Amin. Benim güzel çocuğum Betül de kaptı anladığım kadarıyla. Ona da hasseten selam ediyorum. Şimdi Hazal'ın duasını okuyacağız. Allah'ım senin rızana talibiz derken yolumuzdaki bütün taşları kaldır. Samimiyetten bizi bir an olsun uzaklaştırma. Her ne yapıyorsak senin rızanın fitresinden geçirerek amele dönüştürebilmeyi nasip eyle. İmtihanımız derinleşmeden idrak edebilme şuurunu bizlere ver ya Rabbi. Amin. Elfi alfi amin. Benim güzel çocuğum. Sevgili Zeynep'in duasını okuyoruz şimdi. Kamplarda, sohbetlerde sene içerisinde yeni bir dil, yeni bir iş, yeni bir ülkeyi eee öğrenmelerine rağmen biz talebeler ile ilgilenen tüm abla ve abilerimizin zamanını bereketlendir ya Rabbi. Bu ne kadar güzel bir duadır sevgili Zeynep. kamplarda, sohbetlerde, sene içerisinde böyle bir çaba içerisinde ablalarımız diyor Zeynep yeni bir dil öğrenmeye çalışıyorlar. Yeni bir iş bulmaya, yeni bir ülkeye alışmaya çalışıyorlar. Ama bunlarla beraber Allah hepsinden razı olsun biz talebeleri ile ilgileniyorlar. İşte o ablalardan, o abilerden onların zamanını bereketlendir ya Rabbi. Sen razı ol ya Rabbi. Sevgili Mustafa Hamza'nın şiirini okuyacağız şimdi. Allah ondan razı olsun. Eşya ben değilim. Eşya benim değil. Eşya da hakikir. Ben de hakirim. Miraç bir kutlu yolculuk. Bir kutlu günde ey dost teveccühten terhis olmamak için, teheccütten, tecehhütten terhis olmamak için sen ol sakın teheccüti ihmal etme. Hoca efendi diyor ya teheccüti olmayanın tecehhüdü de yoktur diye. Tecehhüt yani gayreti, cihadı, faaliyeti, hayır faaliyeti. Ey dost, tecehütten terhis olmamak için sen ol. Sakın teheccütü terk etme. Muhtacız bastı zamana bilirim, bilirsin, biliriz. O zaman neden bu dağınıklığımız? Nedendir bu takatsizliğimiz, taksimsizliğimiz kalp yolculuğuna sen de gece çık. Ey gönül Hz. Musa gibi kalma sakın şu çölde. Şu çöl ki sahra gibi. Rabbim bırakma bizi. Kendimizi bilemeyiz sensiz. Tut elimizden tut ki edemeyiz sensiz. Çok güzel olmuş sevgili Mustafa Hamza. Şimdi sevgili Ayşe Özdan kardeşimizin duasını okuyacağız. Ona dua ediyor, selam ediyoruz. Rabbim şifalar lütfetsin tez zamanda. Allah'ım zamanımı bereketlendir. Her dakikamı senin rızana uygun şekilde değerlendir değerlendirebilmeyi nasip et. Kalbime gelişlik, dilime zikir, hayatıma faydalı ameller ihsan eyle. Beni boş işlerden uzak tut. Sabır ve azimle yolunda yürüt. Amin. Amin. Elfi alfi amin. Şimdi sevgili Hale ve Hilal'in şiirini okuyacağız. Güzel çocuklarıma selam ediyorum. Şöyle demişler: "Ruh galebe edince cisme, maddeden uzaklaşınca nuru hayat şiddetlenir. Binler ahval sığar bir yakazaya. Saklıdır bu hazinenin miftahı gecenin aydınlığında saatin ibresine binip nücuma çıkmaktır." Aşire-i dakikada pek güzel olmuş. Saatin ibresine binip nüücuma çıkmak, yıldızlara çıkmaktır. Aşire-i dakikada 700 başak veren bir habbe olmaktır. Asrın toprağında intizar ederken gelecek baharları anı hazırda intişar eder sümbürler. Binler lema ve reşa şükrü mutlak ile hamdettirir Rahman'a bu mahsı lütfa. Çok güzel olmuş güzel çocuklarım benim. Sevgili Selbi kardeşimiz, Allah ondan razı olsun, ona da selam ediyorum. Size kalpler, laleler ve güller göndermiş. Sevgili Hatice Sena'nın duasını okuyacağız şimdi. Sevgili Hatice Sena'ya da selam olsun. Var olan her şeyin ve zamanın da hakimi olan Allah'ım. Sen evvelsin, sen ahirsin. Zamanın da sahibisin. Zamanımızı da genişletecek olan sensin. Bizleri zaman ile zengin kıl. Güç ver bize, irade ver. Senin bize verdiğin en değerli hazine olan zamanı male yani fuzuli işlere sarf etmeyelim. Allah'ım sen bize yardım et. Zamanımız bastı zaman olsun. Kabzı zaman olmasın. Ya Rabbi bize öyle bir basta zaman nasip et ki geçip giden yıllarda yaşadığımız kapzı zamanları da kabzı zamanların da yerine geçsin. Onları da telafi edebilelim. Sen yaptığımız işleri hayra vesile kıl. Zamanımızı bereketlendir Allah'ım. Elfi alfi amin. Elfi alfi amin. Güzel çocuğum benim. Sevgili İbrahim kardeşimizin duası. Ona da selam olsun. Allah'ım dünyanın dört bir tarafından bu sohbet halkasında buluşup mekanları bir nevi aşmayı nasip eyledin gibi zamanı dolu dolu değerlendirecek, onu aşacak vesileleri de bize ihsan eyle. Elfü alfü amin. Ya Rabbi zamanın altın diliminde zamanüstü işler yapmayı kardeşlerimize ve bana nasip eyle. Amin. Elf alfi amin. Evet, sevgili Ayşe Mine'nin duasını okuyacağız şimdi. Allah'ım hizmetimizin inhiraflar yaşadığı şehirlerimizde sen bizim ihlasla hizmet edebilmemizi oradaki insanların kalplerinin bu hizmetlere açılıp en güzel şekilde en güzel şekilde manen dirilmelerini nasip eyle. Muvaffak eyle. Hizmetlerimiz inhiraf yaşamaz. yaşamasın inşallahu teala. Zaman zaman hizmet kardeşlerimizin bizim zaman zaman inşraf inhiraflar yaşadığımız durumlarda ya Rabbi ihlasla o yaşayan insanları kendimize, kendi mahiyetimize tutup ayağa kaldırmayı Allah bizlere nasip etsin inşallahu Teala. Şimdi pek sevgili Zeynep Nevracığımın şiirini okuyacağız beraber. Güzel şiirini okuyacağız. Çocuğuma gelen güzel ilhamları okuyacağız. Şöyle demiş: "Ey gecelerin sultanım, ey seher vakitlerinin sahibi, ey kullarını miraç iklimine davet eden Rab, gecelerimizi nur eyle. Teheccüt ile ufkumuzu şafaklara aç. Bize bastı zamanın bereketini ihsan eyle." ibnül vakt olan salihlerden eyle. Kalplerimize senin iradene iradende fani kıl. Mevhielerini üzerimize yağmur gibi saç. Gecede yürüyen sadıkların izinden ayırma. Her anı, her nefesi uslat yoluna kat. Bize mevhibelerinden bir damla ver ki ömrümüzün çorak toprağında 7 veren, 70 veren, 700 veren tohumlar yaşarsın. Bizi bizi vakti vakitsizlikle, mekanı mekansızlıkla yoğuran, sevgilinin izinde yol alan kullarından eyle. Amin. Amin. Amin. Evet sevgili eee benim güzel çocuğum Muhlise Şemse Şemsemer Şams Şems Amer Şemser mi Şemsamer mi? İç Anadolu'da Güne Bakan Çiçeğine verilen bir isimmiş. Asıl adı Şemsü Kamer. He güzel. Şemser yani o zaman uzun yok. Şemser Şems Kamer eee ona da muhabbetli gece gündüz dönen bastı zaman bana da onu hatırlattı diyor. Rabbim hepimizi teveccüh eden bir şemser eylesin. Amin. Şamsi Kamer olalım hepimize inşallahu Teala. Evet sevgili Feyzacığımın duası da geldi. Beklediğimiz dualar şöyle demiş sevgili Feyzacığım. Ey Rabb Rahimim, acizim, fakirim, hakirim. Kalbimdeki şu küçücük penceremde sema ediyor muhabbetin. Nereye baksam, nereye gitsem güzellerini arıyor gözlerim. Açıver araladığın kapıları. Ey gurbetin kilitlerini yakınlığıyla çözen. Ey dilediğini takdir edip kendisi için seçen. Ey mekan perdesinin ardında kalpleri birbirine kenetleyen. Lütfundan iliklerimize işleyecek bir yakaza istiyoruz senden. Bu ne güzel duadır böyle. Sana zorluk mu var ey güzeller güzeli? Sen teveccüh buyurmazsan bu irade nasıl şahlanır? Sen nazar edersen o inayetle her an, her bir an sırlanır. Madem ki bir günün değeri 1000 yıl olabiliyor, sen istersen tek bir ana imbisat yayılabilir. Bizler bizim kusurlarımızı, bizim kusurlarımızın ötesinde bizler anın gereğini yerine getiremedik. Ancak senin büyüklüğün bizim kusurlarımızın çok ötesinde. Sübhan sana ya Rab. Kardeşlerimizle ele, gönül gönüle senin huzurunda bir kere daha niyetlerimizi tazeliyor ve bire vermek senin şanın diyoruz. Senin cemalindir ya Rabbi. Bire binler lütfetmek senin ihsanın, senin lütfundur. Senden istiyoruz. Sevgili Emre kardeşimizin duasını okuyacağız şimdi. Dersi arkadaşımız şöyle demiş: "Rabbim zamanımızı bereketlendir. Senin nurun ile senin nurun ile zamanımızı nurlandır. Maleyaniyattan bizleri uzak tut. bizleri kaybedenlerden olmaktan muhafaza buyur. Gaye-i hayalimizi sen eyleyen yüce hedefe kilitli ruhlardan eyle bizleri. Sen diye nefes aldır, sen diye yürüt bizleri. Duyur ruhumuza teheccün hakikatini, senin ile nefes almanın lezzetini. Çok güzel. Çok güzel. Elfu alfu. Amin ya Rabbi. Şimdi Kevsar Neslihan'ın duasını okuyacağız. Ya hayı kayyum biz kullarız sen ise sultansın. Yüce hazinenden Allah'ım fer ver iradelerimize. Bizleri emin kıl emanetinde. Bize lütfettiğin her anımızı ihsan ile huzurunda geçirebilmeyi lütfet. Zamanımızı sen eyle, mekanımızı sen eyle. Anlarımızı dem eyle. Amin. Benim güzel çocuğum. Evet, finale geldik. Peki sevgili şair Senacığımın şiiriyle tamamlıyoruz dua faslımızı. Çok güzeldi bugün dualarımızda. Ey insan, sanki küçücük benliğinle alem içinde koca bir alemsin. Hiçliğinde saklı hakikat ile kainatta biricik bir mükerremsin. Kalbinde yakılmış o ışığı daim tut ki, daimi tut ki yolunu şaşırmasın. Sanki aczu fakrınla sultan-ı ezeliye, kulluğa müheyyasın. Amin. Amin. Benim güzel çocuğum çok güzel olmuş. Kalbinde yakılmış o ışığı daimi tut ki, Kalbinde yakılmış o ışığı daimi tut ki yolunu şaşırmasın. Sanki arzu fakrınla sultan-ı izeliye, kulluğa müheyyasın. Sen ki küçücük benliğiyle alem içinde koca bir alemsin. Hiçliğinde saklı hakikat ile kainatta birçik bir mükerremsin. Evet. Elfu elfü amin diyorum güzel dostlarım benim. Allah hepinizden razı olsun. Çok güzel dualarımız. Hamdü sanalar olsun. Allah kabule karim kılsın. Onları meleklerin kanatlarına takalım. Meclisimize iştirak eden meleklerin semaya gönderelim dualarımızı. Hakkınızı helal edin. Görüşmek ümidiyle hoşça kalın değerli dostlarım. Yeah.
EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 226: ZAMANI BEREKETLENDİRMEK
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.