YouTube to Text Converter

Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: KIYAMET ALAMETLERİ (DUHAN)

Video Transcript:

Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmain. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elfi alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu muhabbetle selamlıyorum. Gayibu da muhabbetle, hasretle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun diye ümit ediyorum. Bugünkü dersimize kıyamet alametleri diye bir başlık koyduk. Bir süredir böyle reka dair dersler yapıyoruz. Malumunuz kıyamet alametleri diye bir başlık koyduk ama kıyametin çok fazla alameti var. Biz onlardan bir tanesini konuşabileceğiz bugün. Eee ve böyle vaktimiz oldukça zaman diğer alametleri de konuşmaya çalışacağız. Bugün konuşacağımız kıyameti alameti duhan. Kur'an-ı Kerim'de de Duhan suresi var. Duman anlamına geliyor. Bize bakan yönünü konuşacağız. Yani biz kıyamet alametlerini konuşurken bu konuda günümüzde çok fazla spekülatif söylemler var malumunuz. Ama biz meseleyi ele alırken sizinle meselenin hakikatine dair bir bağlamda ele alacağız. Eee Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem bize kıyametin alametlerini bildirirken bizi aynı zamanda o alametler karşısında uyarıyor da. Ben özellikle Dohan'ı seçtim. Hoca efendinin eee şerh ettiği ve çok orijinal şerh ettiği bir eee kıyameti alameti do. Malumunuz Bediüzzaman Hazretleri 5. şuada kıyamet alametlerini şerh ediyor ve gerçekten çok orijinal bir metindir. 5. şua. Hoca efendinin de bize bakan yönüyle yani kıyamet alametlerinin bizi bizim zamanımıza bakan vehçesiyle çok orijinal yorumları var. Onlardan bir tanesi duha. Onu konuşacağız. zikrettiğim gibi Peygamber Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in bizi uyardığı meseleleri konuşmuş olacağız. Kendimizi ona göre eee ona göre tedbirlerimizi alalım, ona göre bir duruş sergileyelim diye. Bu meselenin bir yönü. Bir yönü de elbette ki bu efendimizin bize bildirdiği meseleler efendimizin risalesini risaletinin tasdiki efendimizin mucizelerinden bir tanesi gayptan verdiği haberler. E biz de efendimizin verdiği bu haberler karşısında sadak de ya Resulallah diyeceğiz. Dolayısıyla efendimizin risaletine olan imanımızı ziyadeleştiren bizim kalbimizin vicdanımızın tasdikine sebebiyet veren meseleler bunlar. diyelim ve başlayalım inşallahu teala. Vuslat muştusunda duhan metni kırık testi serisinin 8. kitabında hoca efendiye bir soru soruyorlar. Diyor ki, diyorlar ki kıyametin alametleri arasında sıyılan duhan maddi bir azap mıdır yoksa fikir inhirafı gibi manevi bir hastalık mıdır? Onun münkirleri öldürecek ve müminlere de nezle mislu bir maraz bulaştıracak olması nasıl anlaşılmalıdır? Bunu bahsenin içerisinde göreceğiz. Duhan yani o duman çıktığında münkirler o dumandan ölüyorlar. Müminler de nezzeye benzer bir hastalığa tutuluyorlar. O hastalığa da zükkam deniliyor. Şimdi bu çok kapalı. Öyle değil mi? Yani bu bu beyan kapalı. Çünkü eee tebliğin esası nedir? Akla kapı aralamak ama ihtiyarı elden almamak. iradeyi elden almamaktır. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem kendi dönemi için kapalı ama hadiselerin açtığı ve yorumladığı beyanlarda bulunuyor. Kıyamet alametlerinde bizim yaşadığımız dönemin hadiseleri bu beyanı nasıl açıyor? Hoca efendi bunu nasıl şerh ediyor? Bunu göreceğiz beraber ve bizi ne kadar çok ilgilendirdiğini, bizim zamanımıza ne kadar çok baktığını beraberce müşahede etmiş olacağız. Resuli Ekrem sallallahu teaâ aleyhi ve sellem efendimiz 10 alamet zuhuru etmedikçe kıyamet kopmayacaktır diye buyuruyor. İşte bu alametlerden bir tanesi Dohan. Onları şöyle sayabiliyoruz. Doğuda ve batıda bir de Arap yarımadasıa yer batması. Duhan, deccal, dabbetül arz, yecüc ve mecüc. Güneşin battığı yerden doğması. Aden toprağının sonundan yani Yemen'den çıkacak olan bir ateşin insanları haş olacakları yere sürüklemesidir diye buyuruyor. Efendimizin bir hadis-i şerifi bu. Bu hadis-i şerifin haricinde de aslında pek çok nevi kıyametten efendimizin haber verdiği beyanatı var. Ve o beyanatların içerisinde de duhan yine zikrediliyor. Şimdi alimlerin e bazıları değerli dostlar duhanın eee gerçekleştiğini yani geçmişte cereyan ettiğini söylüyorlar. yaşanan bir kıtlık hadisesini efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem döneminde yaşanan bir kıtlık hadisesini bir duhan eee hadisesi olarak okuyorlar ve bunun gerçekleşmiş bir hadise olduğunu söylüyorlar. Ama hoca efendi farklı bir perspektif sergileyecek burada. Biz onun üzerinde duralım. Bazı alimler de kıyamet alametleri ile alakalı diğer hadiseleri de nazar itibar alarak yani tek kıyametin tek alameti bu değil. Diğerleriyle beraber meseleyi ele alarak söz konusu söz konusu ayetlerin daha şumullu bir şekilde ele alınması gerektiğinin üzerinde duruyorlar. Bu arada eee Efendimizin hadis-i şerifini okuduk ama şunun üzerinde de duralım. Duhan suresi. Duhan suresi 10 ve 11. ayetlerde Rabbimiz şöyle bulunuyor. Buyuruyor. O halde sen göyün bütün insanları saracak olan aşikar bir duman çıkaracağı günü gözle. Şimdi ayet bu. Göğün bütün insanları saracak olan aşikar bir duman çıkaracağı günü gözle bu gayet acı bir azaptır. Buyuruyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Hoca efendi de bu ayetleri ve hadis-i şerifi nazarı itibarı alarak ve bize diyor ki daha kıyamete yakın bir zamanda görüleceğini eee söylüyor alimler. Diyor bazı alimler onun geçtiğini söylüyorlar ama alimlerin pek çoğunun görüşüne göre kıyamete yakın bir zamanda görülmesi gerekiyor. Çünkü kıyamet alametlerinden bir tanesi rivayete göre bu duman inkarcıların kulaklarından girecek. başlarını yakıp kavuracak, onları öldürecek. Bakın bunların hepsi mecaz. Bunları okuyacağız. Rivayet edildiğine göre bir duman çıkıyor ve bu duman inkarcıların kulaklarından giriyor. Başlarını yakıp kavuruyor ve onları öldürüyor. Müminleri de Zükkam adı verilen bir nesneye yakalanmış gibi bir hale düşürüyor. Allahu alem diyor hoca efendi. Doğan maddi bir azap olabilir. Şimdi hoca efendinin aslında metodolojisi budur. Hoca efendi kapıları kapatmaz. Sürgülez kapıları. yorumlara açık mesele ve hadiseler eee hadis-i şerifleri şerh etmeye devam ediyor. Dolayısıyla fihi nazar deyip eee bırakmak metodolojik açıdan daha doğru. Fihi nazar da yani bir görüşe göre böyle diyebilmek, bizim görüşümüze göre böyle diyebilmek. Fihi nazar diyebilmek. Dolayısıyla hoca efendi de diyor ki önce şuradan başlıyor. Hoca efendiye göre kendi kanaatine göre bu maddi bir eee azap değil ama olabilir diyor hoca efendi. O kapıyı açık bırakıyor. Mevzuyla alakalı hadislerde bir özenti neticesinde mesela yakalanılan eee sigara. Şimdi külli bir hakikat ya duhan. Şimdi bir sigarayı düşünün. Gerçekten de bir duman ve insanlığın başına bela olmuş olan bir duman. E atom bombasını düşünün kitle imha silahı olarak ve kitle imha silahı olarak ya da diyelim ki işte ozon tabakasının delinmesinin insanlığın başını açabileceği felaketler gibi gerçek manasıyla duman üzerinden düşünülebilecek ve bazı ahir zaman belalarının insanın başına musallat edilmesi şeklinde okunulabilir. Fakat şimdiye kadar Duha'ı hep düşünce kaymaları neticesinde oluşan şaşkınlıklar, itikadi marazlar ve fikür hercümerci şeklinde anladık." diyor hoca efendi. Şimdi Hoca efendinin kendi yaklaşımı da bu. Yani evet duman şeklinde gerçekten de insanın başına maddi musibet olarak böyle çöreklenebilir. Çöreklenebilir. Bu çöreklenmiş olan belalar bir külli hakikatin bir parçası, bir cüzü olabilir. Bu kapıyı kapatmıyoruz. Ama biz meseleyi nasıl anlıyoruz diye baktığımızda bakın hem ayet var hem de efendimizin hadis-i şerifi var. Biz meseleyi nasıl anlıyoruz? Hanı düşünce kaymaları neticesinde oluşan şaşkınlıklar. Şimdi bunun bize bakan çok önemli bir yönü var aslında. Biz meselenin bize bakan yönünü daha çok konuşacağız. Tekrar ediyorum bakın düşünce kaymaları neticesinde oluşan şaşkınlıklar, itikadi marazlar, fikir hercümerçleri. Fikir hercümercin manasını biliyorsunuz. kargaşa, fikir karışıklıkları, kargaşaları bu şekilde anladık diyor hoca efendi. Bildiğiniz gibi her şey önce düşünceyle başlar. Şimdi biz duhanı bir fikir e kargaşası, düşünce kayması olarak okuyacağız ya. Dolayısıyla meseleye şuradan başlıyoruz. Her şey aslında düşünceyle başlıyor ve bir fikir olarak ortaya atılıyor ve sonra iman-ı nazarla mesele derinleşiyor. Yani ona odaklandığınızda mesele değiş derinleşiyor. İşte sosyalizmi de böyle düşünebilirsiniz. Kapitalizmi de Marksizmi de böyle düşünebilirsiniz. Bunu eee çoğaltabilirsiniz. düşünce akımlarını düşünüp her şey düşüncede başlıyor. Sonra bir fikir olarak ortaya atılıyor. Diyelim ki işte Marx, Marx kapitalini yazıyor diyelim. Bir fikir olarak ortaya atılmış oluyor. Sonra onun ona odaklanılıyor. O meselede derinleşiliyor ve o aslında bir mefkure, bir gaye haline getirilmeye başlanıyor. Bir akıma dönüşüyor ve bu sadece bir düşünce akımı değil. bir eyleme dönüşüyor, bir harekete dönüşüyor ve niyet ve niyete dönüşüyor ve uygulanabilecek bir proje haline geliyor. Artık bir proje uygulanabilecek bir proje hale geliyor ve realize edilmeye başlıyor. Bu hep böyle oluyor değil mi? Bu adımlar böylece ediyor. Her şey bir düşünceyle başlıyor. Sonra bir fikir olarak ortaya atılıyor. Ona odaklanılıyor, yoğunlaşılıyor, derinleşiliyor onun üzerinde ve o artık bir mefkure haline geliyor. Bir niyete dönüşüyor ve uygulanabilecek bir proje çıkıyor onun içerisinden ve makul çerçevede de o realize edilmeye çalışılıyor. Biliyorsunuz tarih boyunca hep bu böylece etti. düşünce akımları böyle realize edildi. Bu açıdan kelime itibarıyla duman demek olan duhan bir yönüyle her şeyin sisli dumanlı görülmesi, eşyanın mahiyeti nefsül emriyesine göre algılanamaması demek. Şimdi duman ne demek o zaman? Hani her şey düşünceyle başlıyor ya. O insanlığı saran, kuşatan o fikir akımları diyebilirsiniz. Efendim bunların projelendirilip de insanlığın başına bela oluşu diyebilirsiniz. Bunlar ne yapıyor? İnsanların üzerinde o duman eee bir yönüyle insanın eşyanın mahiyeti nefsül emriyesini göremeyeceği şekilde onun sisli dumanlı olaylara bakmasını, hadiseleri sisli dumanlı okumasını netice veriyor. Ne oluyor? O öyle baktığı için kainata öyle bir öyle bir düşünce akımının öyle bir perspektifin illa bir düşünce akımı olması gerekmiyor. Diyelim ki öyle bir gazete haberinin, öyle bir manipülasyonun, düşünce manipülasyonunun perspektifinden baktığı için eşyanın hakikatini göremiyor ya da sisli dumanlı olarak görmeye başlıyor. Algılayamıyor. Akı karayla karıştırmaya başlıyor. sapı samanla karıştırmaya başlıyor ve bir kısım güzellikler açık düşüncelerin yanında karanlık fikirlerin de bulunması ve hemen her şeyin karman çorman olması manasına geliyor. Yani o insanın aydınlık düşünceleri var ama zihninde her şey karman çorman haline geliyor. Çünkü o aydınlık düşüncelerin yanına o düşünce manipülasyonlarıyla beraber karanlık düşünceler yerleşiyor. Eee, insan geçenlerde bir yaptığımız derslerden bir tanesinde biz hep diyoruz ya insan rasyonel bir varlıktır diye. İnsan her şeyi rasyonalize edebilen bir varlık. Farkı bu aslında. Arkadaşlardan bir tanesi bunun altını çizdi. İnsan her şeyi realize edebiliyor, rasyonalize edebiliyor. Böyle bir problemi var insanın. Ne oluyor? Bakın, özellikle yaşadığımız asırda sürekli bir manipülatif atmosfer var. Sürekli manipülasyon ve bunun şeyleri de var artık biliyorsunuz. Yöntemleri aslında buna ilişkin stratejiler, buna ilişkin metodolojiler ve bunun vasıtaları da var. Yani televizyon, efendim gazeteler, sosyal medya düşünün sürekli manipülatif bir atmosferin içerisindeyiz. Ve bu duhan ne manaya geliyordu bizim için? Duhan bir duman. Her şey sisli dumanlı görmek. Niye sisli dumanlı görmek? Dumandan ötürü. O manipülatif atmosferden ötürü. Ne oluyor o zaman? eşyanın mahiyeti nefsül emriyesi görülmemeye başlıyor. Bu yaşadığımız hadiselerde böyle olduğu gibi itikaden de böyle bir sürü mesela ateizme ilişkin diyelim ki deizme ilişkin dalalete ilişkin bir sürü fikir ve çarpık fikir manipülatif bir şekilde ortaya atılıyor. Ve bunlar bazı insanların hani kulaktan girecek, düşünceyi yakacak, beyni yakacak diyor ya hadis-i şerifte efendimiz. Bakın kulaktan giriyor. Böyle kulaktan dolma fikirler giriyor ve beyinleri yakıyor ve onları manen öldürüyor. Efendimiz diyor ya işte kulaktan gidecek, beyni yakacak ve onlar ölecekler diyor efendimiz. Kulaktan giriyor bunlar. Birtım diyelim ki şüpheler, birtım efendim eee hoca efendinin asrın getirdiği tereddütler dediği birtım tereddütler, manipülatif birtım değerlendirmeler, hakkı batıl batıla hak göstermeler, akı kara karaya ak göstermeler, düşünce sapmaları, efendim güzellikleri görememekler. Bütün bunlar ne oluyor? inanan insanlarda da etkilere sebebiyet veriyor. Bazı akların yanına getiriyor. Karaları yerleştiriyor. O düşünce bombardımanları karşısında o insan salim düşünememeye başlıyor. Ne oluyor? Düşünce beraklığını kaybediyor. İtikat da berraklığını kaybediyor. Biz neye yakin diyorduk? Yakin neydi? Aksine ihtimal vermeyecek şekilde kati bir imanla iman etmiş olmaya yakin diyoruz. değil mi? İmanın da en düşük derecesi ilmel yakin. Dolayısıyla bir insan eğer hakkı batılı birbirinden ayırt edemiyorsa, akı karayı, sapı samanı birbirinden ayırt edemiyorsa ne oluyor? Bakın o yakin ufkunu yakalayamamış oluyor ve manipülatif birtım fikirlere açık hale geliyor. Bunun çok örnekleri var biliyorsunuz. Bunu kendi üzerinizden de okuyabilmeniz mümkün. Hoca efendi diyor ki bir kısım güzelliklere açık düşüncelerin yanında karanlık fikirler de geliyor. İnsanın düşünce dünyasına yerleşmeye başlıyor ve hemen her şey karman çorman oluyor. Duhan düşünce bombardımanlarının birbirini takip ettiği kaba kuvvetin fikir işçilerinin inkar bataklığına fikir işçilerini inkar bataklığına sürüklediği, hakkın batıl olarak gösterilip batılın da hakmışçasına sergilendiği iyinin, kötünün, güzelin, çirkinin, doğrunun, eğrinin ayırt edilemediği karışık bir dönemin adı. işareti duhan çok önemli bir kıyamet alameti. Bakın ne oluyor? Düşünce bombardımanları birbirini takip ediyor. Düşünce bombardımanları ne oluyor? İşte bir fikir ortaya atılıyor. Başka biri onu alıyor, derinleştiriyor. Başka biri onu alıyor, ona bir şey daha ekliyor. Böylece bir düşünce bombardımanın altında kalıyorsunuz. Takip de ediyorsunuz. Artık öyle bir dönemde yaşıyoruz ki diyelim ki bir insan sosyal medyaya girdiğinde aynı düşünceyi bir onun bakışından, bir bunun bakışından, bir şunun bakışından okuyabiliyor. Aynı haberi bir daha bir daha bir daha bir bombardıman gibi farklı görsellerle, farklı efendim başlıklarla, farklı manşetlerle okuyabiliyor. Ne oluyor o zaman? bir düşünce bombardımanın altında kalıyor. Manipülasyon buna diyoruz biliyorsunuz. Ve ne oluyor? Kaba kuvvet fikir işçilerinin fikir işçilerini inkar bataklığına sürüklüyor diyor hoca efendi. Bu kaba kuvvet mesela ülkelerdeki eee ülkelerdeki despotizm olabiliyor. Bu kaba kuvvet medyayı birtım eee diktatörlüklerin eline geçirmesi suretinde olabiliyor. Yani size ulaşan bilgiler hep birilerinin denetiminden geçip geliyor. Size ulaşan bilgiler hep yanlı olarak, hep manipülasyona uğramış olarak size ulaşıyor. Dolayısıyla bu eee fikir işçilerinin düşünce kaymalarına sebebiyet verebiliyor. Ve bir taraftan da hak batıl gibi gösterildiği için batıl da hakmışçasına gösterildiği sergilendiği için iyi kötüden ayırt edilemez hale geliyor. güzel çirkinden ayırt edilemez hale geliyor. Doğru da eğriiden ayırt edilemez hale geliyor. Bunun çok önemli bir örneğidir. Mesela bizim kendi ülkemizde hizmete dair manipülatif haberler sürekli sürekli bir bombardıman şeklinde her gün her gün her gün. Ve o bombardıman aslında başka şeyleri gizleyen bir bombardıman. Ve o bombardıman sayesinde ne oluyor? İşte halk kitleleri iyiyi kötüden ayırt edemez hale geliyor. Güzeli çirkinden ayırt edemez hale geliyor. Ve batıl geliyor hakkın yerini işgal ediyor. Hak da batıl olarak gösteriliyor ve insanlar bu yüzden inkar bataklıklarına sürükleniyorlar. Şimdi bu duhandan maksat diyor hoca efendi kaba manasıyla bir atom ya da hidrojen bombasının meydana getirdiği dumanı toz bulutunu hatırlatan maddi bir maddi bir felaket olması mümkün. Mümkün değil mi? Yani maddi bir felaket olduğunda düşünün. Alfa etkisi var, beta etkisi var, gama etkisi var. E siz de ondan etkileniyorsunuz. Fakat diyor hoca efendi hadis-i şerif şerifte Peygamber Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem duhanın münkirleri öldürdüğünü, müminleri de zükkam haline getirdiğini söylüyor. Zükkam soğuk algınlığı nezle manasına geliyor ama hoca efendi onu açacak ve derinleştirecek. Dikkat çekilmesi. Efendimizin buna dikkat çekmesi başka manaları akla getiriyor diyor hoca efendi. Başka manaları akla getiriyor. Nasıl bir manayı akla getiriyor ona bakacağız. Şimdi aslında zükkam, zükam diyor Araplar ama zükkam da deniliyor. Lügat manası itibariyla nezli anlamına, soğuk algını anlamına gelse de Araplara ait bir derim deyim olarak bir şeyden çok etkilenmeyi de ifade ediyor. Bir şeyi imrenmeyi de ifade ediyor. Mesela bir şeyi imrenip de ağzının suyunun akması. Bu da zükkan. Yani bir şeye böyle hayran olmak. O e diyelim ki insanların dünyevi birtım eee gösterişler, şahşalar karşısında ağızlarının suyu akıyor diyelim. Hayran oluyorlar. Çok beğeniyorlar. E buna da zükem deniliyor. Çok etkilenmek, imrenmek, insanın ağzının sulanması, ağzının suyunun akması. Bunların hepsine zükkam deniliyor. Ahir zamanda diyor hoca efendi öyle şeyler ortaya atılacaktır ki inançsızlar hemen kendilerini salıverecekler. Ya öyle düşünceler ortaya atacak ki inançsızlar salıverecekler kendilerini. Şöyle düşünün mesela Darwinizmi düşünün. Nasıl bir duhan değil mi? Nasıl çökmüş ya? Nasıl çöreklenmiş inan inanan insanların üzerine? Nasıl çöreklenmiş? Darwinizm öyle bir çöreklenmiş ki kendi döneminde mesela İslam alimleri bile Darwinizm karşısında yeterince argüman geliştirememişler. Onların bile itikatları sarsılmış. Onların bile yazdıklarında, yazdıkları metinlere baktığınızda söyledikleri şeyler karşısında kendi söylediklerine kendilerinin de çok inanmadıklarına şahitlik ediyorsunuz. Öyle bir sarsıntı yaşamışlar. Dolayısıyla hoca efendi diyor ki, "Ahir zamanda öyle şeyler ortaya atılacak ki ahir zaman çok manipülasyona çok elverişli. Bunun için hem vasıtalar elverişli hem de bunun için geliştirilmiş olan metodolojiler elverişli. Dolayısıyla inançsızlar kendilerine hemen salıveriyorlar. Hemen onları alıp benimsiyorlar. Gördükleri karşısında adeta baygınlaşıyorlar. Sonra şuursuzca o manipülatif bilgilerin, bombardımanın içerisine atıyorlar ve helak olup gidiyorlar. Hangi yönden helak oluyorlar? Eee, inanç yönünden helak oluyorlar ama maddi yönden de helak oluyorlar. Yani komünizm yüzünden helak olan insanların sayısını bir düşünün. Bir düşünün. Hani Rusya'daki o komünizm hareketinin sebebiyet verdiği bedelin insanlık tarihi açısından ne kadar ağır bir bedel olduğunu düşünün. Çünkü bu projelendiriliyor ve sosyal bir hadiseye dönüşüyor. Dolayısıyla ne oluyor? Hemen onun içerisine kendini salıyor. Şuursuzca onun içerisine atlıyor ve helak olup gidiyor. İnananlar ne yapıyorlar bunun neticesinde? İnananlar neticesinin nereye nereye varacağını bilmediği için sonradan doğma şeylere belki hemen kendilerini kaptırmıyorlar ama onlar da bir baş bir bakış bulanıklığı ve kısa süreli de olsa bir şaşkınlık yaşıyorlar. Hemen kendilerini kaptırmıyorlar. Temkinli davranmaya çalışıyorlar. Sonunun nereye varacağını bilmedikleri için güya kendilerine göre dikkatli davranıyorlar. Fakat bir baş yaşıyorlar. Bir bakış bulanıklığı yaşıyorlar ve sürekli bir şaşkınlığın içerisine giriyorlar. Zükkam oluyorlar. Yani alfadan etkilenmiyorlar, betadan etkilenmiyorlar ama gama etkisinden etkileniyorlar. Nesle oluyorlar. Arap dilinde bu husus umumi havadan etkilenme neticesinde gözlerin yaşarması, burnun akması, beynin karıncalanmasını hatırlattığı için deyim olarak buna da zükkam deniliyor. Düşünün bir insan sürekli burnunu sekiyorsa, gözleri akıyorsa, beyni de karıncalanmışsa etrafında neler olup bittiğini çok iyi ayırt edemez. Öyle değil mi? Aynen öyle de bu düşünce e akımları ya da efendim birtım manipülatif söylemler ne yapıyor? Öyle bir zükkama sebebiyet veriyor ki insanlar inanmış olan insanlar bile neydiği ayırt edemez hale geliyorlar. O neydiği ayırt edemez hale geliyorlar. düşünün. Bunun yine bir örneğidir. Hani Türkiye'deki cereyan eden hadiselerde hizmete yönelmiş olan iftiraların, atılmış olan iftiraların bazı insanlar, bazı inanmış insanlar tarafından da benimsenmesi, ayırt edilememesi, acaba biz de bu işin içerisinde miyiz demesi insanların. Bütün bunların hepsi aslında zükkama dahil olan meseleler. Etkileniyor. Bakın gama etkisinden etkileniyor. Alfadan, betaddan etkilenmese de kendi lisanı, lisan zevkimiz açısından diyor hoca efendi. Şöyle ifadelendirebiliriz bunu. Bazı fanteziler öyle cazip hale gelir ki insanların başları döner, bakışları bulanır, ağızlarının suyu akmaya başlar ve kendilerini de onun içerisine bırakırlar. Şimdi zükkamın bir manası da ağızın suyunun akması. Çok beğenme, efendim etkilenme manasına geliyor. Ya mesela güç insanları etkiliyor. Makam insanları etkiliyor, mansıp insanları etkiliyor. Dünyevi şatafat, cazibe insanları etkiliyor. Biraz da insanların o düşünce akımlarına kendilerini salmalarının sebebi de bu oluyor. Ne oluyor? Onlar da zükkam oluyorlar. Ne oluyor? işte güç karşısında, makam, mansıp karşısında, işte medya karşısında, gazeteler karşısında, efendim söylemler karşısında ağızlarının suyu akmaya başlıyor. Onlar da, onlar da vadedilen o şeylere, dünyevi şeylere aldanmaya başlıyorlar. Yine akkara birbirine karışıyor ve yine zükkamlık bir umumi bir hastalık olarak bulaşıcı bir hastalık olarak yayılıyor. İşte diyor hoca efendi, "Şayet kıyametten önce düşünce sahasına büyük bir bomba atılacaksa hafizan Allah bu inkar-ı uluhiyet duhanı meydana getirecekse ve neticede her şey simsiyah bir buluta bürünecekse zaten şüphe ve tereddütte olan kimseler o hissisli havada hayatlarını devam ettiremez. Onun için boğulup giderler. Maalesef durum böyle işte bizim için hani hoca efendi diyor ya derin Müslümanlık, canlı Müslümanlık, yakin ufku, efendim ne diyoruz mesela? İhsan şuuru diyoruz, ilim diyoruz, marifet diyoruz, muhabbet diyoruz. Bütün bunlar ne için? Ne adına? E yaşadığımız dönem böyle bir dönem. yaşadığımız dönem. Hoca efendi bunu özellikle son sohbetlerinde bu zükkanlık meselesi üzerinde tekrar ve tekrar durdu. E bu kadar çok manipülatif bilginin arasında kendimizi sahili selamette tutabilmek için o en azından alfa, beta, gama etkisinden tamamen sıyrılıp çıkıp da istikamet üzre yaşayabilmek için bunlara ihtiyacımız var. Kıyametten önce düşünün öyle bir bomba, öyle bir düşünce bombası atılıyor ki yeryüzüne hafizen Allah inkar uluhiyet bombası. İnkar uluhiyet bombası yani Allah'ı inkar bombası atılıyor. Ve neyle atılıyor bu bomba? Yine düşünce hareketleriyle, bildiğiniz gibi şeylerle. Yani diyelim ki deizmin bu kadar çok yaygınlaşması. Diyelim ki bir bombadır mesela Darwinizm bir bombadır. Bir insanlığın üzerine atılmış olan bir inkar-ı uluhiyet bombasıdır. Bunu çoğaltabilirsiniz. Ahir zamanı da düşünün. Öyle bir bomba atılır ki diyor hoca efendi insanlığın üzerine simsiyah bir bulut oluşturur ve insanlar da her şeyi simsiyah görmeye başlar. Şüphe ve tereddütte olan kimseler de bu sisli havadan etkilenirler. hayatlarını devam ettiremez. Boğulur giderler. Nitekim mesela nihilizmi düşünün. Nihilis bir filozof şöyle diyor mesela. Kendi özünden tamamen uzaklaştığı için itikadı reddetme babında mesela tanrı öldü diyor. Nihilis bir filozof söylüyor bunu. Ama ne oluyor? Meselenin knhüne vakıf olmayan insanlar alıyorlar bunu getiriyorlar. Sizin ülkenizde Allah öldü şeklinde eee tercüme ediyorlar. Efendim benimsiyorlar ve böylece onu bizim ülkemize taşımış oluyorlar ve insanların dalaletine sebebiyet veriyorlar. Veriliyor değil mi? Mesela din afyondur diyor birisi ve bu din afyondur cümlesini ki bunları kendi ülkemizdeki etkileriyle de biliyoruz. Dünya üzerindeki etkileriyle de biliyoruz. Din afyondur. Fakir fukaranın teselli kaynağıdır diyor birisi. Bu düşünceyi alıyor birileri getiriyor işte yayıyor ülkelere yayıyor. Müslümanların üzerine atıyor bu bombayı. bu bombayı Müslümanların üzerine atıyor ve bakıyorsunuz Müslüman ailelerinin çocukları ateist oluveriyor. Bakıyorsunuz Müslüman ailelerin çocukları komünist oluveriyor, sosyalist oluveriyor, deist oluveriyor, ateist oluveriyor. Heyhat ki bu düşünce inhiraflarının tesirleri sadece inkar inkarcılar üzerinde görülmüyor. İşte asıl problemlerden bir tanesi bu. Sadece inkarcıların üzerinde görülmüyor bu düşünce inhirafları. O fikir kaymaları neticesinde itikadi uçurumlara yuvarlanılıyor. Özellikle de yeni nesiller itikadi uçurumlara yuvarlanıyor. En hızından zükkama tutulabiliyor. Bağışlayın diyor hoca efendi. Onların da burunları akmaya başlıyor. Başları dönüyor, bakışları bulanıyor. Ağızlarının suyu akmaya başlıyor. Onlar da hesabı karıştırıyorlar. birtım fantastik, lüks batıl mülahazaların içerisine katıp kapılıp gidiyorlar. Bu münasebetle arz ettiğim gibi bir dönemde İslam dünyasında İslam sosyalizmi kitapları yazıldı diyor hoca efendi. İslam dünyasında İslam sosyalizmi bu kitaplar yazılıyor. Mesela Yaşar Nuri Öztürk'ün tercüme ettiği çok meşhur bir İslam sosyalizmi kitabı vardır. Ne yapıyorlar böyle? Sosyalizmle İslam'ı telif etmeye çalışıyorlar. Ya İslam adeta işte sosyalist bir din olarak gösteriliyor. Ali Şeriati de bunu benimsiyordu biliyorsunuz İran'da. Çünkü bazı müminler ne idüğü belirsiz düşüncelerden o kadar etkileniyorlar ki İslam'daki içtimai, adaleti sosyalizm şeklinde anlıyorlar. Mesela Ebu Zer'i işte ilk İslam sosyalisti falan diye tanıtmaya çalışıyorlar. Oysa ki içtimailik İslami yapının temeli değil. Sadece bir yönüdür. Şimdi İslam'da İslam'ı düşünün. İçtimaiilik yani sosyal yönümüz İslam'ın tamamı değil. Temeli de değil. İçtimaiilik sadece bir yönü. Yani İslam'da ne var? Sosyal dayanışma var. İslam'da sosyal dayanışma var. Ama bu İslam'ın sadece bir yönü. Allah indiğinde hak İslam'dır. Bu mesele malum ve müsellem bir hakikat iken mesela Marx'tan tevar edilmiş bir nazariyenin İslam'a yamanması, İslammış gibi gösterilmesi Müslümanlık adına ne kadar büyük bir gaflet, ne kadar büyük bir cehalettir. Aynı zamanda bu baş dönmenin dönmesinin göz bulanmasının ve hakikatleri mahiyeti nefsül emri açısından değerlendirememenin ifadesidir. Bugün mesela Darwinizmi İslam'a yamamaya çalışanlar var. Yani İslam Darwinizmi. Bunun da bugün çok önemli temsilcileri var. Farkındasınızdır zannediyorum. Yani sosyal medya üzerinden, medya üzerinden sürekli pompalanıyor. Darwinizmi Kur'an'la telif etmeye çalışan İslam Darwinistleri başlığı altında Hz. Adem'in de işte maymundan gelen bir özne olarak takdim edilmeye çalışıldığı bir yaklaşım tarzı. Bu neye işaret ediyor? Bakın bu neye işaret ediyor? Zükkamlığa işaret etmiyor mu? göz bulanması, baş Şimdi böyle bir bombardıman var ama bundan etkilenenler var. Böyle bir bombardıman olabilir ama bir de bundan etkilenenler var. Etkilenince ne oluyor? eşyayı hakikati nefsül emriyesine uygun yani Allah'ın yarattığı gibi, kendi gibi, kendi hakikati gibi olduğu gibi yani görmeye mani oluyor. Göz bulanıyor, burun akmaya başlıyor. Evet. Hoca efendi bunlar için zükma müptela yığınlar diyor. İtikadi açıdan böyle, ameli açıdan böyle, sosyolojik açıdan böyle. Zükk ama müptela yığınlar çıkıyor ortaya. Yakın tarihte diyor hoca efendi böyle bir duman bütün dünyayı sardığı gibi bizim insanımıza da bir kısım hastalıklar bulaştırmıştı. Bazı inançların, telakkilerin temsilcileri dini dinamikleri itibariyle ona karşı koyamadıklarından bütün bütün tıkanıp manen ölmüş kimi müminler de kendi değer ölçülerini iyi bilemediklerinden dolayı zifiri karanlıkta kalmışlardı. Mesela Darwinizm çıktığında ikilise Darwinizme karşı durabilecek bir argümanı yok ki. Ne oluyor bu sefer? Hristiyanlık kilisenin içerisine hapsoluyor ve kalıyor. Ama İslam dünyası da etkileniyor. Niye? Oysa biliyorsunuz asla ve kata aa akılla çelişmeyecek olan bir din İslam dini. Bilimle çelişmeyecek olan bir din İslam dini. Fakat o Hristiyanlığın kiliselere hapsedilmiş olması aynı perspektifle İslam'a bakılmasına sebebiyet veriyor. Ve ne oluyor? Müslümanlar kendi dinlerini bilmedikleri için, değer ölçülerini iyi değerlendiremedikleri için zifiri karanlıkta kalıyorlar. Dahası bir kısım kimseler kendi mana köklerimizi, değişik zenginliklerimizi hiç hesaba katma ihtiyacı hissetmiyorlar. Tamamen fantastik mülahasaların içerisine giriyorlar. Lüks tutkularının esiri olan nice nesepsiz şeyleri alıp hazır bir elbise gibi başlarına geçiriyorlar. Hazır bir elbise gibi başlarına geçiriyorlar. Ne olacak yani? Hiç sizin üzerinize uymayan, ölçüsü sizin üzerinize uymayan elbiseler alıyorlar ve üzerlerine geçiriyorlar. Nasıl bir değişim? Hoca efendi buna başkalaşma diyor. Hoca efendi buna başkalaşma diyor. Hazır bir elbise gibi düşünün. Hani Noel'i alıyorsunuz mesela. Noel'i hiç sizin medeniyetinizle, kültür köklerinizle, mana köklerinizle alakası olmamasına rağmen getiriyorsunuz. Diyelim ki Müslüman ülkelerin üzerine bir elbise olarak giydiriyorsunuz. Giydiriliyor. Öyle değil mi? Dolayısıyla ne oluyor? Hazır bir elbise gibi başlarına geçiriliyor her şey. Ve eee o zkanlığın neticesi olarak o insanlar bulanık bulanık, sisli sisli hadiseleri seyrediyor ve üzerine geçirilmiş olan elbisenin farkına bile varamayabiliyorlar. Evet. Hak ve hakikati kabul etmeyen maddeci felsefe, ilhat ve küfür dünyasının insanını mana planında öldürürken Müslümanlar arasında da şüphe ve tereddütler yayıyor. Ne oluyor? Bakın bu felsefe maddeci felsefe, hakkı ve hakikati kabul etmeyen felsefe. Bu düşünce akımları zaten ilhat dünyası, küfür dünyasının insanlarını düşünce olarak tümüyle öldürüyor. İtikaden tümüyle öldürüyor. Ama Müslümanlar arasında da şüphe ve tereddütler oluşturuyor. Bugün hala elinde mendil, burnunu silenlerin durumu, "Batıdan gelen her şeye ağız suyu akıtarak bakanların hali bunun neticesidir." diyor hoca efendi. "Bir şey batıdan geliyorsa oh ne güzeldir o de" deyip ağızlarının suyu aka akı onu alıp üzerlerine geçirmek bunun neticesidir. Hz. Sadıkun Masduk sallallahu tea aleyhi ve sellem efendimizin ahir zamanda bir duman zuhur edecek, kafirleri öldürecek ve müminleri de zükkam yapacaktır. İhbarı ise bu gerçeğin açıkça ve mucizevi beyanından ibarettir. Efendimiz ne yapıyor? Bakın bu gerçeği mucizevi olarak beyan ediyor. Yani biz de bu ısırda sadak de ya Resulallah diyoruz. Bilmem ki diyor hoca efendi Arapçaya ve bu dilin inceliklerine vakıf olmadıklarından dolayı bu cehaletlerini bir urba ile örtmeye çalışan ve bize meal yeter hadise ne lüzum var gibi hezeyenler savuran bazı teologların vaziyetleri bundan daha güzel resmetmek mümkün mü? Şimdi bazı teologlar var biliyorsunuz yaşadığımız dönemde. Ne yapıyorlar? çıkıyorlar televizyonlardan hadisi reddediyorlar. Öyle rağbet görüyor ki şimdi bugün farkındasınız değil mi? Hadisi reddediyorlar bize. İşte Kur'an yeter diyorlar mesela. Kur'an Müslümanlığı diyorlar buna da. Bize Kur'an yeter deyip hadisi reddediyorlar. Tefsirleri atıyorlar bir kenara. Bize meal yeter diyorlar. Kur'an bize indi. Dolayısıyla Kur'an'dan biz kendimiz manalar çıkaracağız deyip bütün bir geleneği inkar ediyorlar. Hoca efendi diyor ki bakın bunların hepsi zükkamlık. Bunların hepsi zükkamlık. Cehalet urbası giymişler ama cehalet urbalarını üzerlerindeki ilim urbası gibi sunmaya çalışıyorlar. Bize meal yeter diyorlar. Bize hadise lüzum yok. Bize Kur'an yeter diyorlar. Ve olmayacak hezeyanlar savuruyorlar. Her gün bunlardan ne kadar çok etkilenildiğini şöyle görebiliyorum. eee bana yazıyor insanlar. Özellikle Türkiye'deki kardeşlerimiz kaynaklardan dupd durduru besrak kaynaklardan istifade edemedikleri için istifade ettikleri kaynaktaki bulanıklıklardan dolayı şu şöyle mi bu böyle mi diye sorma ihtiyacı hissediyorlar. Şöyle bir şey duyduk. Şöyle bir yorumla karşılaştık. Bunları sorma ihtiyacı görüyorlar. Bakıyorum ki aslında alfadan etkilenmemişler, betaddan etkilenmemişler ama gami etkisi var üzerlerinde. Bu beni çok çok üzüyor bu tarz sorularla karşılaştığımda ama en azından diyorum en azından insanlar sorma ihtiyacı hissediyorlar. E cümle, materyalizm vebasının Müslümanlar üzerinde tesirini gösterip onları zükkama duçar ettiğinden dolayıdır ki İslam aleminin göz bebeği sayılan bazı ilim yuvalarında dahi manaya karşı kör insanlar yetişmişlerdir. Şimdi materyalizmi düşünün. Veba diyor hoca efendi bakın materyalizme ama Müslümanlar üstünde ne kadar etkili olmuş. Öyle değil mi? Onları zükkama durçar etmiş. şeyi de birileri de İslam ekonomisi materyalist ekonomidir diyor. Şimdi birileri sosyalizmle İslam'ı şerh etmeye çalışırken başka birileri de İslam'ı materyalizmle şerh etmeye çalışıyor. İslam aleminin göz bebeği sayılan ilim yuvaları manaya kör insanlar yetiştirmeye başlıyor. Biliyor musunuz? İlahiyat fakültelerinde bile adam ilahiyat profesörü ama deist. İlahiyat profesörü ama inanmıyor. İlahiyat profesörü ama geleneği reddediyor, hadisi reddediyor. Koca koca unvanların, şöhretlerin gücüne dayanan bir kısım ilim adamları sırf fantezi ve lüks tutkusundan dolayı Müslümanların itikatlarında çok büyük tahribatlar yapıyorlar. Çok büyük tahribatlar. Adam din adına konuşuyormuş gibi çıkıyor ortaya. Alkışlanıyor. Çok büyük filozofmuş gibi kabul ediliyor ama dinin ruhunu baltalamaktan başka bir şey yapmıyor. Önce mesela mucizeleri teville işe başlıyorlar. Mucizeleri tevil ediyorlar. Yani mucizeleri sebeplere bağlıyorlar. Tevil bu. Efendimizin mucizelerini rasyonalistler ya kendilerine göre pozitivistler ya maddeciler ya. önce şeyle başlıyorlar. Mucizelerin inkarıyla başlıyorlar ve bütün mucizeleri sebeplerle izah etmeye çalışıyorlar. Sonra melek, cin, şeytan gibi madde ve fizik ötesi varlıkları bizzat tabiat kanunlarıyla izah etmeye kalkışıyorlar. Bakın onları da reddediyorlar. Niye? Pozitivist olmuşlar ya, materyalist olmuşlar ya, manaya ilişkin her şeyi reddediyorlar. görmüyor. Çünkü göz, göz manaya karşı kördür diyor Bediüzzaman Hazretleri. Ve akılların gözlerini ilmiş olanlar manayı göremiyorlar. Bu sefer ne oluyor? Önce mucize-i inkarla başlıyor mesele. Önce mucizeler sebeplere bağlanıyor. Sonra da işte melekler tabiat kanunları gibi izah ediliyor. Cinler tabiat kanunları. Şeytan reddediliyor. Şeytanın en büyük hilesi diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. kendi varlığını inkar ettirmektir. Kendini de inkar ettiriyor onlara. Şeytan konuşuyor. Aslında şeytanın diliyle konuşuyor ama ama kendi konuştuğunu zannediyor. Dolayısıyla dinin esaslarına ters yorumlar yapıyor ve iblisin oyununa geliyor. Fark etmiyor. Cinleri mikrop şeklinde mesela yorumlamaya çalışıyor. Şeytanın varlığını yokluğunu tartışmaya açıyor falan. Bütün bu düşünce kaymaları, fikir inhirafları neye işaret ediyor? Neye işaret ediyor? Zükkama. Zükkamın sonuçları. Bunlar itikadi olarak böyle yani hizmete, hizmete eee birtım sıfatlarla saldırmak bir dükkanlık işaretinden başka bir şey değil. Bugün itibariyle de böyle. Ayrıca bu marazın neticelerinden biri de müminler arasında selef-i salihine karşı hürmetsizlik şeklinde de ortaya çıkıyor. Bu maraz, dükkamlık marazı. Selef-i salihine karşı hürmetsizlik. Ahir zaman fitnelerinin anlatıldığı hadis-i şeriflerde bunun üzerinde özellikle duruluyor. Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri çeşitli ithamlar ve bahaneler de bahanelerle önceden gelip geçenlere hakaret etmeye başlıyorlar. kıyamet alametlerinden sayılıyor. Mesela, mesela sahabe efendilerimize, mesela tabiine, tebei tabiine, büyük imamlara, İmam Hanefi Hazretlerine, Gazaliye mesela Resul-i Ekrem Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in senasına mazhar olmuşlara bizim bizim ayaklarının tozunu gözlerimize sürme olarak çektiğimiz insanlara karşı saygısızlık bir norm haline gelm başlıyor ve bazı kusurlar isnat etmeye başlıyorlar. Sahabe efendilerimize saygısızca sözler söylemeye başlıyorlar ve çok kötü fikir inhirafları atıyorlar ortaya. İftiralar atıyorlar mesela sahabi efendilerimize bunlara ilişkin böyle kendilerine göre kaynaklar göstermeye çalışıyorlar. iftiralar atıyorlar sahabe efendilerimize. Tabiine, tebei tabiine. Nezneye kapılmak kadar nasıl bir şeyse bu duhanın etkilenmesi. Duhanın o insanları etkilemesi. Haddi zatın da müsteşriklerin iddia ve inhiraflarıyla bakışı bulanmış olan müminler. Şimdi bunları müsteşrikler aslında argüman olarak üretiyor. Müsteşrik nedir biliyorsunuz? İslam çalışan gayrimüslimler. Gayrimüslim ama Kur'an çalışıyor. Gayrimüslim İslam çalışıyor. Hadis çalışıyor. Kur'an çalışıyor. Ve birtım şüpheler ortaya atıyorlar. Bakışları bulanıyor ama müminlerin de bakışları bulanıyor. Bu ortaya atılmış olan inhiraflarla onların yanıyor. Kulaklarından giren o şeylerle itikadi açıdan yanıp tükeniyorlar. Ama müminlerin de bakışları bulanıyor ve kendi kültür kaynaklarından kopuyorlar. Ben böyle insanlar biliyorum. Bırakıyor mesela Risale-i Nur okumayı bırakıyor Hoca Efendi okumayı. Ondan sonra başka kaynaklara yöneliyor. O zükkanlık derinleşiyor. Zükkanlık derinleşiyor. İsabetli neticeler çıkaramaz hale geliyor. Selef-i salihinin kritiklerini beğenmiyor. Mesela değerlendirmelerini beğenmiyor. Yoksa inanan bir insan bazıları tarafından dinin hücceti kabul edilen büyük bir alim hakkında falan imam bizdeki düşünce hayatını öldürmüştür. Katildir diyebilir mi? diyebilir mi? İnanan bir insan. İmam Gazali hakkında hüccetül islam diyoruz İmam Gazali'ye. Hüccretül İslam yani kendi varlığıyla İslam'ın hak olduğunun bir delili İmam Gazali Hazretleri. Ama bugün bakın Türkiye'deki pek çok insan, pek çok büyük olarak görülen, düşünce önderi olarak görülen, kanaat önderi olarak görülen insan İmam Gazali hakkında bizdeki düşünce hayatını öldürmüştür. katildir gibi ifadeler kullanıyor. Niye? Neden felsefenin önünü tıkadı diye. İmam Gazali Hazretleri İbn Sinalara karşı, Farabilere karşı ib eee İmam Gazali Hazretlerinin verdiği cevaplar var ya çok etkileyici cevaplar. O cevapları esas alarak bizdeki düşünce hayatını öldürmüştür, katildir diyorlar İmam Gazali Hazretlerine. Şimdi bunlar zükkam değil mi? söyler misiniz? Kendi boyunu yüksek göstermek için o kamet-i balaı omuzundan çekip kendi seviyesinin altına indirmeye çalışıyorlar. Adam profesör. Dersini dinledim. Gazali dersi veriyor. İhya dersi veriyor. İmam Gazali'yi öyle aşağılayıcı cümlelerle iade ediyor ki. Şimdi bu adam profesör, ilahiyat profesörü. Onun öğrencileri nasıl meseleyi ele alacak? ilme, düşünceye ve insan idrakine karşı saygısızlık demek olan böyle bir cürmüş zaviyesindeki sapmadan başka bir sebeple izah edebilmek mümkün mü?" diye soruyor hoca efendi. Fakat neyse ki diyor hocamız nezlenin tedavisi mümkün. Neyse ki nezlenin tedavisi mümkün. Mümkün mü? Bir bakalım. Diğer taraftan Beyan Sultanı sallallahu tea aleyhi ve sellem efendimiz duhanın tesirini anlatırken seçtiği kelimelerin farklı imaları da söz konusu. Mesela arz ettiğimiz gibi lügat itibariyle soğuk algınlığı nezle demek olan zükem aynı zamanda insanın bir şeye imrenmesi, ağzının suyunun akması manalarını çağrıştırmaktadır. İster gribal, ister viral enfeksiyon olsun, ister maddi bir hastalık olsun, isterse bir şeye arzu duyma şeklinde olsun, özenme şeklinde, azanın suyunun akması şeklinde olsun, kalbi bir rahatsızlık olarak anlaşılan zükkam her zaman tedavi edilebilir. Efendimiz ona zükkam dediğine göre tedavisi mümkün. Bu itibarla da İslam dünyasının müşteki bulunduğu salgın nezleden ve viral enfeksiyondan kurtulması kuvvetle mümkündür. Şimdi bakın bütün İslam dünyasını sarmış değil mi bu enfeksiyon? Viral enfeksiyon. Farkındaysanız zannediyorum global enfeksiyonlar gün geçtikçe daha güç kazanıyorlar. Gün geçtikçe güç kazanıyorlar. Gribal enfeksiyonlar daha büyük zararlarla insanı yataklara düşürüyorlar. İster gribal, ister viral olsun, efendim salgın olsun eee kurtulması mümkündür diyor hoca efendi. İslam dünyasının şu an biliyorsunuz İslam dünyasının nasıl salgınlar bir salgın bitiyor ötekisi başlıyor. Aynı diğer gribal salgınlar gibi. birisi bitiyor birisi başlıyor ama kuvvetle muhtemeldir diyor hoca efendi. iyileşmesi, gözlerinden sürekli yaş akıttığından, hep bunu silmekle meşgul olduğundan ya da hayran hayran baktığı suri güzellikler karşısında ağzı sulandığından bir mevzuya tam konsantre olamayan, dolayısıyla Necip Fazıl'ın dediği gibi zıp orada, zıp burada dolaşıp duran o İslam dünyası yüzer gezer bir hal sergiliyor ya İslam dünyası iyi bir tedavi sonucunda tekrar düşüncesi nasihatine kavuşabilir. Bu muhtemeldir, ihtimal dahilindedir değerli dostlarım. Öyle değil mi? Batıda ne görse yani bakın İslam dünyasına bir bakın. Yani işte Dubai'ye bakın sadece nasıl böyle batı böyle ağzın nasıl aktığı, nasıl hayran hayran işte batı özentisinin İslam ülkelerine taşındığını görebiliyorsunuz. lüksün batı ülkelerinde karşılaşmayacağınız kadar büyük lükslerin İslam ülkelerinde var olduğunu görüyorsunuz. Bu zükkanlık dilde nedir? Ama ne olur? Bir gün gelir inşallahu teala tedavi edilir. Bütün o zükkanlıklar bu ihtimal dahilindedir. Sözün özü alem-i gayba ait bu konu bir konu olan duhan. Eee, bunun keyfiyetini sadece Allah bilir. Alem-i gaybe ait. Çünkü kıtlık döneminde dayanılmaz bir açlık karşısında kalan müşriklerin yeri göğü kaplamış bir duman suretini de görmeleri de olabilir. Bazı alimlerin dediği gibi kıyametten önce inkarcıları kasıp kavuran, müminleri de nezli eden maddi bir azap da olabilir. Ne var ki diyor hoca efendi külli bir nazarla hadis-i şerife bakıldığında. Şimdi bakın, alimler böyle yorumlar yapmışlar ama külli bir nazarla hadis-i şerife bakıldığında duhanı maddi bir bela şeklinde anlamaktan daha ziyade iyinin kötüden, güzelin çirkinden, doğrunun eğriden ayırt edilemediği bir dönemin sembolü olarak kabul etmek daha isabetli görünmektedir. O ak ile karının, sap ile samanın, sıdk ile yalanın birbirine karıştığı, dini kriterlerin arka plana atıldığı, dünya çapındaki düşünce kaymaları yüzünden müminlerin de öldürücü yaralar aldığı ve her yanda Akla-ı Selim adına zefiri karanlıkların yaşandığı karmakarışık bir devrin remzi olsa gerektir. Doğrusu alemi İslam dediğimiz bahtsız coğrafyanın şu anda yaşadığı talihsizlik işte bundan ibarettir. Alemi İslam'ın hastalığı nedir diye size sorulduğunda zükam demekten başka çare bulamıyoruz. Fakat şayet insanlar kıyametin diğer alametlerinden Cenabı Hak'a sığındıkları gibi duhanın şerrinden de istiazede bulunur ve dinin yanıltmaz ölçülerini esas alarak kendi hayat çizgilerini sürekli gözden geçirirlerse inşallah bu hastalıktan daha az zararla kurtulurlar. Düşünce sıhhati kazanırlar. Düşünce istikameti kazanırlar. Kalp sıhhati, kalp istikametiyle his selameti, his istikametini elde etmiş olurlar. Oluruz inşallahu teala. Oluruz inşallahu teala. Evet. İşte duhan bundan ibaret. Hoca efendi dedim ya sık sık bu meseleye son sohbetlerinde de değiniyordu. Özellikle bu Türkiye'de cereyan eden hadiselerden sonra. Ona da bir bakalım öyle. Eee, değerli dostlar dersimizi hitame erdirelim. Şimdi eee cedel diye bir kelimemiz var bizim. Cedel çok önemli bir kelime. Cedel kelimesi. Cedel hakkı batıl batıla hak göstermeye deniliyor kavramsal olarak. Şimdi hoca efendi diyor ki sizler aksiyon insanlarısınız ve aynı zamanda düşünce insanlarısınız. Ha yani biz neyiz? Düşünce ve aksiyon. İman ve amel. Aksiyon öncelikle bir düşünce hareketiyiz diyor hoca efendi. Ama bakıyorsunuz diyor hoca efendi bir aksiyon insanı, bir adanmış gönül dahi yaşadığımız dönemde çağımızın bu umimi havasından etkilenebiliyor. Yani manipülasyona uğrayabiliyor. Yani ona doğru akıp gelen birtım bombardımanlar, düşünce bombardımanları onları etkileyebiliyor. Bakıyorsunuz bir gazeteciyi ya da bir siyasiyi alıp bir alimin önüne geçirebiliyor. Zükkamlık onları tutabiliyor diyor hoca efendi. Mesela adanmış bir ruh. Adanmış bir ruh kimdir? Hizmet insanı. Adanmışlıkla hizmet eden bir insan. kendini plan ve projesine vakfetmesi gerekirken, müspet harekete sarf etmesi gerekirken biz bu yolun adanmış fertleriyiz anlayışıyla başka şeylere başını kaldırıp bakmaması gerekirken cedel ve diyalektik adına ortaya atılanlara kulak veriyor diyor hoca efendi. Şimdi bu da zükkanlık değil mi? Değil mi? Söyler misiniz? Yani düşünün, eee, adanmış bir ruhun en önemli meselesi ne? Zamanı kendi plan ve projesine vakfetmesi gerekiyor. Adanmışlık böyle bir şey. Müspet hareket etmeyi esas alması gerekiyor. Müspet hareket yolumuz bu. Biz bu yolun adanmış fertleriyiz." anlayışıyla başka şeylere kapılmaması gerekiyorken, başını kaldırıp bakmaması gerekiyorken, cedel ve diyalektik adına ortaya atılanlara kulak kabartıyor. Diyalektik de cedelin günümüzdeki karşılığı, üstün gelme çabası, hakkı batıl, batıla hak gösterme. Ne yapıyor peki o adanmış ruh? Kulak kabartıyor mesela. diyalektik adına, cedel adına anlatılanlara kulak kabartıyor. Yetmiyor bir de onları paylaşıyor. Yetmiyor bir de onları mevzu haline getiriyor. İstişareleri bile taşıyor. Zihni ve fikri dağınıklığın içerisine düşüyor. Evet. Umumi ortamın tesiri televizyon, internet, sosyal medya, gazeteler, bütün bunların etkisiyle ruh da kendini o havaya kaptırmış oluyor. Hz. pirin ifadesiyle bizim iki değil dört elimiz de olsa iman ve insanlık yolunda yapılması gerekenler açısından yine de bize yetmeyecek diyor üstadımız. Bugün insanımız fedakarlık, civan, mertlik, adanmışlık duygusuyla hareket ederek dünyanın dört bir yanına açılmış. Şimdi önümüzde geniş bir alan var. Daha büyük açılımlara ihtiyacımız var. Ve o kadar çok hizmet edilecek mesele var ki, o kadar çok hizmet sorumluluğu var ki, santimini bile zay etmememiz gerekiyor. İstidatlarımızın, zamanımızın, düşüncelerimizin, tasavvurlarımızın, aksiyonumuzun, cehdimizin ilim yolunda, sevgi yolunda kullanmak zorundayız hepsini. Ne kadar enerjimiz varsa, ne kadar zamanımız varsa. Ama ne oluyor? Bu adanmış çizgisine sarf etmemiz gerekirken işte başka şeylere sarf ediliyor. Tahayyü, tasavvurlarımız, düşüncelerimiz hep o istikamette olmalı değil mi diyor hoca efendi. O kadar ki affedersiniz ıtirahtan sonra istibra yaparken atılan 5 10 adımlık zaman dilimi içerisinde bile zamanı zay etmemek lazım diyor hoca efendi. Acaba bu meseleyi daha hızlı bir şekilde nasıl yaşatabiliriz? Nasıl yapabiliriz? Sorumluluklarımızı nasıl ifa edebiliriz? Bu açılımlara yeni açılımlar nasıl ekleyebiliriz diye düşünmemiz gerekmez mi?" diye soruyor hoca efendi. Evet. Dünyada gidilmedik, ulaşılmadık bir yer kalırsa Allah indiğinde mesul oluruz. Nam-ı Celil-i Muhammediye'yi ve onun sevgi ve merhamet anlayışını dünyanın her yerine götürmenin hesabını yapmak zorundayız. Yoksa kendi kuruntularımızla yaşama, kahvehanelerde sağda solda konuşup durarak ömür tüketme, laf-ı güzafla hayatı bitirme, insanlığın iftihar tablosu ve onun vadettiklerine inanan bir insanın işi olamaz. konuşarak vakit geçirmen. Geçen genç arkadaşlardan bir tanesinin babası bu dumanlardan etkilenmiş, zükam olmuş. Diyor ki, "Emin abla, sabahtan akşama kadar internetin karşısında sabahtan akşama kadar işte YouTube'da birtım işte gazetecileri dinliyor ve hep onları anlatıyor. O da babasına aynı şeyi söylemiş. Yani bütün bunlardan ortaya çıkacak hiçbir şey yok. Lafı güzaf. Ne nasıl bir netice elde edilebilir bu kadar çok bu kadar çok gevezelikten? Oysa namı celili Muhammediyi ve onun sevgi ve merhamet anlayışını dünyanın her yerine götürme hesabı yapmamız lazım. Konuşmalarımız da bunun üzerine olması lazım. Yoksa kendi kuruntularımızla yaşamış oluruz. Ömür tüketmiş oluruz. Lafı güzafla hayatımızı bitirmiş oluruz. ve insanlığın iftihar tablosunun onun vadettiklerinin insanlığa ulaşmasının önüne tıkamış oluruz. Evet. Onun namını cihana duyurma gibi ulvi ve mukaddes bir vazifemiz var. Şerefli bir işimiz var. Böyle bir işin içerisindeyiz biz. Böyle bir işin içerisindeysek o yolda olduğumuza inanıyorsak o zaman bizim üzerimize düşen nedir? Ne yapıp edip mutlaka namı celilin dünyaya duyurulmasını sağlamak. Bunun yolunu bulmak. Bunun için oturmak. Bunun için istişare etmek. Bunun için çalışmak. Eğer siz bu duygu ve düşünceyle meşbuysanız diyor hoca efendi ve bununla dop doluysanız. Bununla dop doluysanız Allah'ın izniyle bütün vaktinizi ona göre programlar ve o istikamette koşuşturursunuz. O istikamette konuşursunuz. O istikamette dinlersiniz. Ne diyordu? Duman kulaklarından içeriye doluyor diyordu efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Dolayısıyla cedel ve diyalekliğe boşluk bırakmazsanız, cedel ve diyalektiğe karşı boşluk bırakmamış olursunuz. Bu bu cedel meselesi çok önemli bir mesele. Asrımızın çok önemli bir hastalığı bu cedel meselesi. Değerli dostlar çok dikkatli olmamız gerekiyor. Cedel meselesi karşısında çok dikkatli olmamız gerekiyor. Kelime oyunları diyor hoca efendi. Dilbazlık çok yaygın şimdi. Öyle değil mi? Yani kim dilbazsa meselesini hak göster gösteriyor. Kim dilbaz değilse meselesini doğru düzgün ifade edemiyorsa o yenik olarak kabul ediliyor. Onun hakikati temsil ettiği hakikat de yenik kabul ediliyor. Hakikatleri ters yüz etme cehdi diyor hoca efendi ona. Evet. Dolayısıyla biz onu diyalektikle cerbezeyle eee anlamlandırabilir, karşılayabiliriz. Demagoji, cerbeze, diyalektik kaynağı ne? İnsanın kendini aslında başkalarından üstün görmesi. Bundan başka bir şey değil. Yani kibir, diyalektiğin kaynağı kibir. Diğer bir metinde hoca efendi şöyle diyor değerli dostlar. Hani biz diyoruz ya eee nefsini bilen rabbini bilir deyip duruyoruz. Nefsini bilen rabbini bilir. Hoca efendi diyor ki, "Meseleyi tersinden bakacak olursak karşımıza şöyle bir hakikat çıkıyor. Bir insan nefsini bilmiyorsa rabbini de bilmiyor." Öyle değil mi? Ayet-i kerimeyi hatırlayın. Haşr suresi 19. ayet. Meseler buna dönüyor. Üstadın da üstadın da kendi yolunun erkanını onun üzerine inşa ettiği ayetlerden bir tanesi bu. Sakın şunlar gibi olmayın ki onlar Allah'ı unuttular. Allah da onlara kendi nefislerini unutturdu. Yani yoldan çıktılar. Eğer siz diyor hoca efendi Allah'a karşı kapılarınızı kapatır arkasına da açılmaz süngüler sürerseniz tamamıyla dünyayı inimak ederseniz ne olur? Allah da size kendinizi unutturur. Ne dersiniz ki bu çağ çoklarının dünyaya taptıkları ve ahirette unuttukları bir çağdır. Bu çağ böyle bir çağ. Şeytan çağı diyor hoca efendi. Bu çağ şeytan çağı. İnsanların dünyaya taptıkları, dünyaya taptıkları için de Allah'ı unutturdukları unuttukları bir çağ. Dikkat edin bakın dünyaya tapanlar manen ölüyorlar ama birilerinin de ağzının suyu akıyor dünya karşısında. Onlar da zükam oluyorlar. İnkarcılar mantık, muhakeme ve dimağlarıyla ölüyorlar. Müminler de diyor hoca efendi zükkan ve nezli olmuşlardır. Burlarını silmekten vakit bulamıyorlar ki mahiyetlerini ve kitab-ı kebiri-i kainatı okusunlar. Burunlarını silmekten vakit bulamıyorlar ki kitab-ı kebiri kainatı okusunlar. kendi mahiyetlerine dönsünler ve kulaklar mesmuata yani duyulması gereken şeylere, vahiye karşı tıkanık. Gözler kainat kitabına karşı kör. Onun için de kalp ne oluyor? Ölüp gidiyor kalp. Mantıkta ölüyor. Sağlıklı düşünemiyor insan. Yürütemiyor. Sağlıklı bir muhakeme yürütemiyor insan. İnsanımız ne zaman böyle bir talihsizlikten sıyrılır bilmiyorum diyor hoca efendi. Allah'ı bilip tanıyabilecek kapasitede yaratılan ve asıl vazifesi de bu olan insanoğlunun Allah'ı bilmemesi, Allah'tan uzak düşmesi ne kadar acı. Allah'ın bizi bize unutturmaması, unutturması neticesinde öyle bir darlığa mahkum olmuşuz ki dar dünyanın dar görüşleriyle başa kalmışız. Bizi bize unutturunca Cenabı Hak biz kendimizi darlığa mahkum etmişiz. Dar dünyanın dar görüşleri. Öyle olunca herkes bizi herkes bizi manipülasyona tabi tutabiliyor. Dar dünyanın dar görüşleri olunca herkes bizi ifal edebilir hale geliyoruz. Kendimizi bile göremiyoruz. Halbuki insan öyle bir darlığa mahkum olacak kadar dini bir varlık değil. O ahsen-i takvime mazhar olarak yaratılmış ulvi bir varlık. Farz-ı muhaltan başkasına secde edilebilecek olsa insana secde edilirdi. Öyle bir varlık insan. Evet değerli dostlarım bugünkü dersi burada bitirmek istiyorum. Bugün Duha'ı konuştuk. Başka günler başka eee kıyamet alametlerini konuşacağız. Farkındasınız değil mi? Nasıl bir kıyamet alametiyle karşı karşıyayız? Cem Karaca'nın şarkısı vardı ya bindik bir alamete. Gidiyoruz kıyamete diye diye. Bir alamet işte kıyamet alameti. Bindiğimiz alamet o. Kıyamete doğru evrilen şu sürecin içerisinde bir zükkanlık almış başına gidiyor. Sosyal medya zükkanlığı, Twitter zükkanlığı, efendim YouTube zükkanlığı almış başını gidiyor. Oysa ama ne diyor hoca efendi? Zükkanlık tedavi edilebilir. Hoca efendi hiç karamsar değildir biliyorsunuz. Hep ümide bağlar meseleyi. Alemi İslam'ın zükkanlığı da tedavi edilebilir diyor hoca efendi. Sadece kendi zükkanlığımız, sadece kendi ülkemizin zükkanlığı değil. Kendi ülkemizde bir zükkanlık almış başını gidiyor. Düşünün hakkı batıl, batılı hak görmek. zalimi, zalimi büyük bir kurtarıcı olarak görmek. Ne acı değil mi? Diktatörlüğü demokrasi olarak görmek, göstermeye çalışmak. Bunların hepsi zükkanlık. Ama sadece kendi ülkemizdeki zükkanlık değil, kendi halkımızın zükkanlığı değil, Alemi İslam'ın zükkanlığı da tedavi edilebilir. Buna inanmak lazım. Nasıl grip için, en güçlü grip virüsleri için devalar araştırıyoruz, buluyoruz da kendi ülkemizin de, dünyanın da, alemi İslam'ın da zükkamlıkları için çareler araştırmak lazım. Bizim sorumluluğumuz bu. O yüzden de bizim zükkam olmamamız lazım. Bizim zükkamlıktan kendimizi koruyabilmemiz lazım. Onun için de formülle bakın formül üstadın verdiği formül. İki tane elimiz var. D tane de olsa kendi gayemiz için çalışacağız. Bir tane aklımız var. 100 tane de aklımız olsa onun için düşüneceğiz. Onun için çabalayacağız. Onun için gayret edeceğiz. Müspet hareket edeceğiz. Her şeyden önce menfiliklere kapı aralamayacağız. O menfilikler kendilerini hak suretinde göstermeye çalışsalar da biz firasetli olacağız inşallahu teala. Firaset makalesi kalbin zümrüt tepeleri ikinci ciltin çok önemli makalelerinden bir tanesi. Çok lazım bize. Müminin firasetinden korkun. O Allah'ın nuruyla bakar diyor efendimiz. Allah bize Allah'ın nuruyla baktırsın diyelim ve bugünkü dersimizi hitama erdirelim. Kapatalım makalelerimizi. Aslında Hoca efendinin bu meseleyi ele aldığı başka makaleler de var ama bu kadarı yeterli. kifayet müzakere diyelim ve dua faslına geçelim. Ve eee değerli dostlar yeni bir eee bilmeyenler için daha önce duymayanlar için yeni bir terminoloji eklenmiş oldu eee literatürümüze. Birincisi duhan bir kıyamet alameti olarak. İkincisi de duhanlıkla alakalı olan zükkamlık. Bunlar anahtar kavramlarımızdı. Bugün iki önemli anahtar kavramımızdı. Devam ediyorum. Eee, kime teşekkür ederek? Fedakarlar ekibine teşekkür ederek. E anahtar kavramlarımız duhan, zükkam, düşünce kaymaları, düşünce bombardımanı, itikadi marazlar, fikir her cümerci, karanlık fikirler, manipülasyon, düşünce berraklığını kaybetmek, yakin, itikat, baş bakış bulanıklığı, şaşkınlık, derin müslümanlık, yakin ufku, inkar-ı uluhiye bombası, başkalaşma, manaya kör olma, müsteşrik, düşünce istikameti, kalp sıhhati, his selameti, cedel diyalektik, adanmışlık çizgisi, adanmışlık çizgisi. Bir de Zükkamın düşünce kayması. Eee, fikir her cümercinin dışında bir de hayran olma manası da vardı. Hayran olma. Ağzının suyunun akması manası da vardı. Onu da ekleyebiliriz. Anahtar cümlelerimizi okuyalım. Şimdi biz şimdiye kadar Duha'nı hep düşünce kaymaları neticesinde oluşan şaşkınlıklar, itikadi marazlar, fikir her cümerci şeklinde anladık. Hoca efendi bakın eee gelenekteki yapılmış olan yorumlardan başka türlü bir yorum getiriyor ortaya. Böyle anlıyoruz diyor hoca efendi. Gelenekte duhanı daha çok maddi bir duman olarak okunuyor. Eee, tefsir silsilesi içerisinde öyle bakılıyor. Hoca Efendi bu kapıyı kapatmamakla beraber daha çok kendi yaşadığımız dönem itibariyla düşünce kaymaları neticesinde itikadi marazlar, fikri hercümerler şeklinde okuyabilmenin mümkünatının altını çiziyor hocamız. Bildiğimiz gibi her şey önce düşüncede başlar. Bir fikir olarak ortaya çıkar. Sonra iman-ı nazar, bu odaklanma manasına geliyor. İman-ı nazarla o meselede derinleşilir. Fikir mefkure haline gelir ve nihayet o uygulanabilecek bir şeye, bir projeye dönüşür. Makul bir çerçevede realize edilmeye çalışılır. Zükem neymiş? Bazı fanteziler öyle cazip hale gelir ki insanların başları döner, bakışları bulanır, ağızlarının suyu akar ve kendilerini onların içine bırakıverirler. Oysa içtimailik İslami yapının temeli değiliz. Sadece bir yönüdür. Bu İslam sosyalistlerine verilmiş bir cevap. Bugün de çok rağbet görüyor biliyorsunuz İslam sosyalizmi. İçtimaik diyor hoca efendi İslami yapının temeli değil sadece bir yönüdür. Ahir zamanda bir duman zuhur edecek, kafirleri öldürecek ve müminler de zükkam olacaklar. Bu efendimizin beyanı. Şeytanın en büyük hilesi kendini varlığını inkar ettirmektir. Ayrıca bu marazın neticelerinden biri de müminler arasında selef-i salihine karşı hürmetsizliğin yaygınlaşması. Şimdi selef-i salihine hürmet etmeyen insan-ı kamillere hürmet eder mi? Alimlere hürmet eder mi? Selef-i salihine hürmet etmeyen, selef-i salihin hepsini kapsıyor da düzeltiyorum cümlemi. Sahabeye hürmet etmeyen, sahabeye hürmet etmeyen hiç efendim İslam alimlerine hürmet eder mi? Meşayihe hürmet eder mi? Sahabe efendilerimize, tabiine, tebelii tabiine hürmet etmeyen hoca efendiye, üstada hürmet eder mi? Evet. Külli bir nazarla hadis-i şeriflere baktığımızda duhanı maddi bir bela şeklinde anlamaktan ziyade iyinin kötüden, güzelin çirkinden, doğrunun eğriden ayırt edilemediği bir dönemin sembolü olarak kabul etmek daha isabetli görülecektir. İnkarı uluhiyet bombası diyor ya hoca efendi. Öyle bombalar işte bunlar. Evet. Eee, pek sevgili Fatma Nur başlatmış bugünkü duaları. Peki sevgili Fatmaur ona selam ediyoruz. Fatmaur bize laboratuvardan gönderiyor dualarını. Şöyle demiş: "Ya nur, ya nur, ya nur, ya musavviren nur, ya münevviren nur, basiretimi bağlayan, gözlerimi veçine perdeleyen, nöronlarımı başka mülahazalarla kirleten, her türlü doğhandan sana sığınırım." Çok güzel değil mi? Fatmaur'un istize duası hoca efendi istişarenin bereketi açısından da bunun ne kadar önemli olduğunun altını çizerken tam Fatma Nur gibi şöyle diyor hoca efendi başka şeylerle kirlet kirletmediğiniz nöronlarınızla bir araya gelin diyor hoca efendi. Başka şeylerle kirletmediğiniz nöronlarınızla bir araya gelir istişare ederseniz Allah dahilere ilham etmediği şeyleri size ilham eder diyor hocamız. Evet. Fatmaur da basiretimi bağlayan, gözlerimi veçine perdeleyen, nöronlarımı başka mülahazalarla kirleten her türlü duhandan sana sığınırım." diye dua etmiş. Bu bugünün duası olsun. Ne olur ya Rab hep aşkınla oturup aşkınla kalkayım. Aşkının aşısıyla her türlü zükkanlığa, bağışıklık kazanayım. Bu da ayrıca çok güzel. Aşı. Bize de bir aşı lazım. Zükkanlık aşısı lazım. Grip ya o nesle ya. Ahir zaman nesli ya bir aşı geliştirmemiz lazım. Fatmaur çok iyi tespit etmiş. O aşı aşk aşısı. İlahi aşk aşısı. O aşıyla zükkanlığa karşı bağışıklık kazanmamız lazım. Yol aşısı, dava aşısı, aşk. Aşkının aşısıyla her türlü zükkamlığa bağışıklık kazanayım. Ya tabip habibinle sallallahu tea aleyhi ve sellem vur aşkının aşısını kalplerimize yetiş ya Rabb. Evet efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem gönüllerimize aşkın aşısını vursun da o aşkla oturup o aşkla kalkalım. Evet sevgili dostlar çok güzeldi Fatma Nur'un duası. Ona selam ediyoruz. Şiir lezzetinde bir dua olmuş. Fatma Nurca bir dua olmuş. Evet. Bekliyoruz dualarınızı. Bekliyorum dualarınızı. Bunlar daha çok istiaze duaları olacakmış gibi görünüyor bugünkü dualarımız. Cenabı Hak bizi muhafaza buyursun. Biz etkilenmeyiz zannediyoruz. Arkadaşlar öyle diyorlar. Diyorum ki yahu girmeyin. O dinlemeyin bunları. Yani bana soruyorlar. Emni abla şundan haberin var mı? Diyorum ki benim hayır ben dinlemiyorum, seyretmiyorum. Eee zannediyorlar ki eee haberdar olmak önemli bir şeydir. Oysa önemli olan kendi hakikatimize kilitlenip orada derinleşmek. Zannediyorlar ki etkilenmeyeceğiz. Oysa farkında olmadan zükkam oluyor insan. Bakıyorsunuz düşüncelerine sirayet ediyor. Sorduğu soruya sirayet ediyor. Bakıyorsunuz tavır ve davranışlarına, hizmet aşkına sirayet ediyor. O zükkanlık görünüyor. Görünmemesi mümkün değil. Dolayısıyla değerli dostlarım zükamlığa karşı nasıl böyle eee grip, gribal enfeksiyonlar karşısında birtım Evet. Fatma Nur'un dediği gibi aşılar yaptırıyoruz, maskeyle geziyoruz. tedbir alıyoruz. Hastalıklı ortamlara, mikroplu ortamlara girmiyoruz. Aynı şekilde zükkamlık karşısında da tedbirler almakla mükellefiz. Aşı olmakla mükellefiz. Sohbet-i canan aşısı. Evet. Pek sevgili, tek sevgili benim garip çocuğum Muhliseciğimin duasını okuyacağız şimdi. Şöyle demiş: "Ey gariplerin sahibi güzeller, güzeli Rabbimiz. Rabbimiz bizi kalplerimize ve ruhumuza döndür. Ya Rab evbe ile yıkanmış, muhasebe ile derinleşmiş, sıbgatullah ile boyanmış, firaset ile nurlanmış libaslar giydir bize. Amin. Ya Rabbi, bizlere fikir istikameti lütfeyle. Lütfeyle ki zükkam hastalığından ve fikir inhiraflarından korunabilelim. Sisli dumanlı batıllarda zıp orada zıp burada gezmektense vız orada marifet çiçeğinde vız burada marifet çiçeğinde arifane arılar gibi vicdan ve kalplerimizi işletebilelim. Çok güzel. Vız orada bir marifet çiçeğinde vız burada bir marifet çiçeğinde arifane arılar gibi vicdan ve kalplerimizi işletebilelim. Zıp orada zıp burada dolaşmaktansa. Çok güzel bir dua olmuş sevgili güzel çocuğum benim. Sevgili Muhliciğim. Evet. Eee dualar çok güzel dualar. Allah razı olsun. Arkadaşlar da hep öyle söylüyor. Emin abla onlar ne güzel dualar diyorum. Ben de diyorlar. Ben de diyorum ki onlar Cenabı Hakk'ın şahs-ı maneviye lütfettiği dualar. Derslerin bereketi hamdü sanalar olsun. Şimdi pek sevgili Feyzacımın feyizli duasını okuyacağız inşallah. Feyizli şiirini okuyacağız. Şöyle demiş: "Ya hayyu ya Kayyum. Ruhumu öyle bir sar ki yer kalmasın sürçmelere. Bu da ne güzel bir dua. Elfü alfü amin. Ya Rabbi ruhumu öyle bir sar ki yer kalmasın sürçmelere. Seninle dolsun tüm boşluklarım. Vaktim, düşüncelerim ve hatta uykularım. Kulağımdan geçen gözüme değen. Kulağımdan geçen gözüme değen. Rüyama giren her karede hakla hakikatle ayan hakikatle ayan beyan ayrılsın. Hakla hakikat ayan beyan ayrılsın. Ya Rabbi alfa beta gama ışınlarına karşı hakikatin nuru güneş gibi parlasın. Çok güzel. Ay yüzlülerim muhafaza buyurduğun gibi bizleri de her türlü duhandan muhafaza buyur koru ya Rabbi zikrini bir zırh gibi giydir kalplerimize. Amin. Elf alfi amin ya Rabbi. Çok güzel sevgili Feyzacığım çok güzel. Evet. Kulağımızdan geçen, gözümüze değen, rüyamıza giren her karede hakikat ayrılsın. Batıldan ayrılsın. Şerden alfa, beta, gama ışınlarına karşı hakikat nuru güneş gibi parlasın kalplerimizde inşallahu teala. Rabbimiz bizi muhafaza buyursun her türlü duhandan. Şimdi pek sevgili Eda Kara Yiğit'in duasını okuyacağız. Ona da çok selam ediyorum. Ey merhametlilerin merhametlisi Allah'ım bizi gafletin dumanından da bedenin ve kalbin zükkamından zükkamından da muhafaza eyle. Senden gelen ikazları anlayanlardan, her alameti kendimize çekip nefis muhasebesi yapanlardan eyle. İçimizi senin nurunla arıt. Kalplerimizi bulandıran her sis perdesini kaldır. Her an vesveselerle dolu olan şu zamanımızda göz açıp kapayıncaya kadar dahi olsa kalplerimizi, kalplerimizin safiyetini bulandırma. Bizi nefsimizle başa bırakma. Allah'ım noksanlıklarımızı bize ağırlaştırma. bizleri her daim pür hak olan eserlerle, risalelerle, pırlantalarla doyur. Onlarla doyur. Hakikatte susayan kullarından eyle. Ey Rabbim bizi sana yakınlaştıracak sevgili salih kullarınla hemdem eyle. Bizi sana yaklaştıracak sevgili salih kullarınla hemdem eyle. Görüşümüzdeki bulanıklığı gider. ilme, alime, hikmete karşı ilgisizlikten ve kalbi çürüten her halden bizi muhafaza buyur. Rahmetinle sar, sarmala, koruyup kolla bizi. Nurunla beze gönüllerimizi. Bizi hakikatin gözünü, hakikate gözünü kapayanlardan değil, işaretleri okuyup da sana yönelen kullarından eyle. Amin. Amin. Elfi elfe amin. Sevgili Eda. Şimdi pek sevgili Zeynep Nevracığımın şiiri geldi. Onu okuyalım beraber. İçimde bir sis ne vakit çöktü bilmem hiç. Hak mı yakın batıl mı uzak ikisini seçemem hiç. Bir yola düşer gönlüm kalbim pusula. Var olmak isterim ama asıl yoklukta bulurum hiç. Gözümde bir duman var sanki her yön her yönü aynı. Söz mü gerçek yoksa ses mi yalancı? Kulağımda da duman kalbimde ise bir kıpırtı. Kaldır Rabbim şu katman katman sisleri de göreyim sana dönen yıldızları. Amin. Elfi alfi amin. Benim güzel çocuk, benim de hissiyatıma tercüman olmuş şiirin. Kaldır Rabbim kaldır şu katman katman sisleri. Göreyim sana dönen yıldızları. İçimde bir sis ne vakit çöktü bilmem hiç. Hak mı yakın batıl mı uzak ikisini seçemem hiç. Evet. Bir yola düşer gönlüm, kalbim pusula. Var olmak isterim ama asıl yoklukta bulurum hiç. Çok güzel olmuş benim güzel çocuğum. Evet, sevgili Son nefisin duasını okuyacağız şimdi. Ona da selam olsun. Dop dolu olalım olunması gerekenlerle. Her anımızda bereketli, verimli hizmetler çağlasın. Hizmetle yaşayıp hizmetle ölelim. hicret etmek isteyenlere istediklerini en güzel şekilde Rabbim lütfetsin, nasip etsin. Onlara yolları açsın inşallahu teala. Amin. Elf alfi. Amin. Biliyorsunuz onları dolu gemilerde taşıdık ayeti var. eee Yasin suresinde hoca efendi o dolu gemileri haşiyetle dolu kalpler şeklinde de tefsir ediyor. Biz dop dolu gemiler olursak, boşluk bırakmazsak inşallahu Teala o sitler, o dumanlar, o gama etkileri, o beta etkileri gelip de bizi sarsamaz inşallahu Teala. Ama hep müzakere, hep mütalaa, hep hizmet, hep doluluk. Yani vaktimizin doluluğu, zihnimizin doluluğu, kalbimizin doluluğu. Sevgili Gülsün'ün duası, "Rabbim bizi doğru yolundan ayırma, kalplerimizi kaydırma." demiş. Sevgili Cihan kardeşin duası. Rabbim masumlara ve insanlığa hakikat ufkunu aç. Kalplerimizi kirleten, eee, kalplerimizi kirleten vesveseleri sustur. Karmaşayı sustur. Bizi manaya uyanık, iyiliğe yanık, iyiliğe yakın, istikamette tövbesi daim, adalet ve merhamete adanmış kullarından eyle. Amin. Amin. Elf, alfa. Amin. Bu alfa, beta, gama etkilerinden etkilenen arkadaşlarımız özellikle de böyle Türkiye'de bir belanın, bir musibetin içerisinde ya da hicret yurdunda bir sıkıntının içerisinde ise daha şiddetle sarsılıyorlar. Onlar için ayrıca çok üzülüyorum. Evet sevgili Fatih kardeşimizin duası, "Ey hastalıklara şifa veren Şafii." demiş. Özledik Fatih kardeşi de dualarını da. Ey hastalıklara şifa veren Şafii, etrafımızda olanlardan gözlerimiz yaşarmış hastayız. Hastalara tedavi olmak istiyoruz. Hastalıklarımızdan tedavi olmak istiyoruz. Hastalar için de şifa bulmak istiyoruz. Yaşatmak için yaşamak istiyoruz. Ama kendimizi bile düzeltemedik. Zararın etkisinden kurtulamadık. bizleri inayetinle muhafaza buyur. Ortamın radyoaktif tesirleri imanımıza zarar vermesin. Zükkamlık amellerimize zarar verdi. Dağılmış halimiz ile ihlaslı amel yapamaz hale geldik. Ey kalpleri evirip çeviren Allah'ım amellerimize derinlik nasip eyle. Her hareketimizi rıza ilahi yörüngesinde olsun. Dağınıklık ile kulluğumuzu unutmayalım. Unutmayalım. Başkalarına da unutturmayalım. Ahir zaman fitnesinden hayır hayır hak kardeşlerimiz ile korunalım. Bir uyanık, bir uyarı alırsak enaniyet ile yanlışlarımızda ısrar etmeyelim. Amin. Elfi alfi amin. Ya Rabbi. Elfi alfi amin. Fatih kardeşim. Sevgili Sude'nin duasını okuyacağız. Her şeyi ve herkesi görüp gözeten her türlü eksiklikten münezzeh Rabbim bizleri, sevdiklerimizi ve bütün bir insanlığı düşünce bombardımanlarından muhafaza eyle. Asrımızı saran bu karanlık halden, yanlışlara sürükleyen düşüncelerden bizleri koru. Hocamızın olmamızı istediği derin Müslümanlık yolunda olabilmeyi bize nasip eyle. Bizlere yakin ufkunda olabilmeye çalışan yolculardan eyle Rabbimiz. Amin sevgili Sudeciğim. Elfa alfa amin güzel çocuk. Ve sevgili Ayperi hanımcığım hepinize yetecek güller göndermiş Medine güllerinden. Allah ondan razı olsun sevgili Ayperi hanımcığımdan. Rabbimiz bizi muhafaza buyursun. Hoca efendi onun altını çiziyor. Eee biz birtım şeylerden istiaz ediyoruz ya Allah'a sığınıyoruz. Ahir zaman fitnesinden, Süfyan'ın, Deccal'ın fitnesinden Allah'a sığınıyoruz. Zükkamlıktan da Allah'a sığınmak lazım. Özellikle yaşadığımız dönemde bu kadar bombardıman altındayken zükkamlıktan da Allah'a sığınmak lazım. Evet, bugünkü dersimiz böyleydi değerli dostlarım. Dediğim gibi kıyamet alametleri fazla. Biz zaman zaman birer birer konuşuruz. Bazılarını beraberce de konuşabiliriz ama konuşmamız gereken bizim asrımıza bakan çok önemli meseleler var. Onları da atlamayalım. Üzerimize düşen sorumlulukları ifa edelim. Tedbirleri alalım inşallah. Hakkınızı helal edin değerli dostlarım. Görüşmek ümidiyle Allah'a emanet olun. Ş

EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: KIYAMET ALAMETLERİ (DUHAN)

Channel: Emine Eroğlu

Convert Another Video

Share transcript:

Want to generate another YouTube transcript?

Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.