Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: KIYAMET ALAMETLERİ (DÂBBETÜ'L ARZ)
Video Transcript:
Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmin. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elf alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım, hepinizi yeni bir haftadan muhabbetle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun ümidiyle selamlıyorum. Haziru selamlıyorum muhabbetle ve gaib da hasret ve muhabbetle selamlıyorum. Bugün değerli dostlarım kıyamet alametlerinden bir ikincisini beraberce mütalaa edeceğiz. Geçen hafta da Betül Arzı bugün konuşacağız. Geçen hafta Duhan'ı konuşmuştuk. Dabetül Arz'ı özellikle konuşmak istiyorum. Çünkü hoca efendi dabetül arz bağlamında aslında bize meseleleri nasıl değerlendirmemiz gerektiğine ilişkin bir metodoloji dersi de veriyor. Ben bunu çok değerli, çok önemli buluyorum. Efendimizin bu ihbarlarını nasıl okuyacağımızı bize hoca efendi talim ettiriyor. Bunun şu bağlamda da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Biliyorsunuz böyle kıyamet dellalları var. Eee, her şeyin üzerine dabbetül arz mührü vurmaya çalışanlar var. Yani dabbetül arzın işte çıktığını, şu olduğunu, bu olduğunu ilan edenler, kıyamet için tarih verenler, insanları ürküten, korkutanlar var. Bu noktada biz nerede duruyoruz? Olayları nasıl değerlendiriyoruz? Efendimizin ihbaratı bugüne bakıyor mu? bizim için ne ifade ediyor? Bunu Duhand'da konuşmuştuk. Şimdi debetül arzda konuşacağız inşallahu teala. Dabetül arz kıyametin en yakın yani kıyamete en yakın alametlerden bir tanesi. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem 10 alamet zuhur etmedikçe kıyamet kopmaz diye buyuruyor. O 10 alametten bir tanesi ve zikrettiğim gibi kıyamete en yakın olan alametlerden bir tanesi dabetül arz. Şimdi biz onu konuşacağız. Dabbetül arzı konuşacağız ve tekrar ediyorum bakın dabbetül arz bağlamında aslında biz bir metodoloji dersi bir nazar eşyanın mahiyetini değiştiriyor ya. Hadiseleri nasıl göreceğimize, nasıl onlara bakacağımıza, nasıl yorumlayacağımıza ilişkin bir ders, bir metodoloji dersi verecek hoca efendi bize. Dabetül arzının ne olduğunu anlamak kadar o metodoloji dersinin de çok önemli olduğuna inanıyorum. başlayalım bir köşesinden Hoca Efendiye tekraren soruluyor. Dabetül arz nedir? Dabetül arz şu mudur? Dabetül arz bu mudur diye. Covid çıktığında da betül arz Covid midir diye tartışmalar oldu. Hatırlayacaksınız. Nedir o dabbetül arz? Hoca efendi şuradan başlıyor. Diyor ki dabbetül arz tabiri hem Kur'an-ı Kerim'de hem de hadis-i şeriflerde var. Şimdi eee sadece hadis-i şeriflerde var olan değil. ayet-i kerimelerde de var olan ayet-i kerime ile de sabit olan bir manada Betül Arz eee hangi ayeti kerime? Onu da söyleyelim. Neml suresi 82. ayet. Eee ayette şöyle buyuruyor Cenabı Hak: "Kıyamet hakkındaki sözün gerçekleşme zamanı yaklaşınca, kıyamet hakkındaki sözün gerçekleşme zamanı yaklaşınca onlara yerden bir dabbe çıkarırız" diyor Cenabı Hak. O da insanların bizim ayetlerimize inanmadıklarını söyler. Özellikle de kıyamete dair ayetlere inanmadıklarını söyler. Şimdi bu ayetin tefsirini de bu bahsin içerisinde yapacağız değerli dostlar. Dabbe eee debelenip duran manasına geliyor. Debelenmek Türkçede aynı kökten geliyor farkındasınız. Debelenmek fiili Türkçede var olan bir fiil. eee debelenip duran manasında dablar için eee harici vücudu olan canlılar için ayeti kerimelerde kullanılıyor. Dabbe yani melekler için kullanılmıyor mesela dabe. E harici vücudu olan bizim gibi varlıklar için, canlılar için, nebatat için, hayvanat için kullanılıyor dabbe. Hatta Araplar eee değerli dostlar tanka debbabe ediyorlarmış. Güzel bir kelime. Debbabe. Sürekli böyle tank debelenip hareket edip durduğu için ona debbabe diyorlarmış. Dolayısıyla hareket edip duran, debelenip duran manasına geliyor aslında. Ayakları üzerinde yürüyen canlılar için kullanılıyor. Eee, dabbe kelimesi mesela Allah yeryüzünde debelenip duran, yürüyen, ayakları üzerinde emekleyen değişik varlıkları bir çırpıda anlatırken dabbe kelimesini kullanarak anlatıyor ayet-i kerimede. Şöyle diyor Cenabı Hak: "Allah her canlıyı sudan yarattı. Onlardan kimi karnı üzerinde sürünerek yürür. Kimi iki ayağı üzerinde durur. Kimi de dört ayak üzerinde durur. Allah dilediğini yaratır. İşte burada mesela bu ayet-i kerimede varlıklar için e dabbi ifadesi kullanılıyor. Bunlar şu ana kadar sizin bizim bildiklerimiz yani Allah'ın yarattıkları için bizim gördüklerimiz değil mi? Neyi görüyoruz? İşte yerde sürünenleri görüyoruz. İki ayağı üzerinde duranları, dört ayağı üzerinde duranları görüyoruz. Allah dilediğini yaratır. Şimdi biz biliyoruz. Bilmediklerimizin de varlığına işaret ediyor. Dab kelimesi kıyamet alameti olarak mikroorganizmalardan en büyük varlıklara kadar hepsini aslında dabbe olarak tanımlayabilmek mümkün. Evet. Yani mikroorganizmalar dbe olduğuna göre diyelim ki mikroplar da dabbe olabilir. Mikroorganizmalardan en büyük varlıklara kadar mesela eskilerin dinozorları. Onlar da darbe kategorisinde daha sonralar ortaya çıkan mamutlar efendim eee diyelim ki filler, gergedanlar. Bütün bu varlıkların hepsi bu umumi yani dabbe hükmü altında. Ama bir de bizim bilmediklerimiz var. Bir de bizim bilmediğimiz şeyler var ki Allah murat buyurduğu zaman ileride değişik türleriyle onları da yaratacaktır. Mikroorganizma türüyle diyelim ki birtım hastalıklar o dabbenin bir cilvesi, bir tecellisi olabilir. Yani o külli mananın cüzi bir tezahürü olabilir. Atmosferi iklime göre çeşit çeşit değişik değişik varlıklar dbe olarak ortaya çıkabilir. Hatta bunlar canlı varlık olmayıp başka türlü varlıklar da olabilir. Mesela robotlar da olabilir dabe. Mesela robotlar da dabbe olabilir. Çünkü onlar da ne oluyorlar? Hareket ediyorlar. Onlar da debeleniyorlar. Şimdi Kur'an-ı Kerim'de mesela başka bir ayet-i kerimede Allah'ın rızıklandırdığı dabeler sadediğinde Cenabı Hak şöyle buyuruyor. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın. Burada da yine Allah darab ifadesini kullanmıyor. Yeryüzünde debelenip duran hiçbir canlı yoktur ki hareket halinde rızkı Allah tarafından veriliyor olmasın. Ya da nice canlı vardır ki rızkını taşıyamaz. Onları da size de Allah besler diye buyuruyor Cenabı Hak. Burada da yine tabbe zikrediliyor. Belhasıl işte bu bu canlı türü bu efendim mikroorganizmalardan en büyük canlılara kadar hepsine ne diyoruz biz? Dabbe diyoruz. Bildiklerimiz var. Bugün konuşacağımız dabbe kıyamete yakın zuhur edecek olan bizim bilmediğimiz böyle bir varlık böyle hareket eden bir tür. Evet. Nice dabbeler var. Sizin de onların da rızkını Allah tekfül eder diye buyuruyor Cenabı Hak. Besleyen de, büyüten de, çoğaltan da Rabbimiz. Şimdi mevzumuzla alakalı olan dabbe, bugün konuşacağımız dabbe Neml suresinde geçiyor. Dedik ya. Ne diyordu Rabbimiz? O söz başlarına geldiği zaman, o söz kıyamet sözü başlarına geldiği zaman onlara yerden bir dabbe çıkarırız. Diyor Cenabı Hak. İşte bu kıyameti alameti yerden çıkacak olan bir dabbe ve o onlara insanların ayetlerimizle ayetlerimize içtenlikle inanmadıklarını söyler. O dbebe çıkıyor ve iman iman edenlere eee ayetleri içtenlikle inanmadıklarını söylüyor dabe. Yani işiniz bitti artık demiş oluyor onlara. Yani yeryüzünün artık hükmünü tamamladığını o dabeyile anlıyoruz. Çünkü yeryüzünün yaratılış hikmeti eee tahakkuk etmemiş oluyor. Ne oluyor? Yeryüzünü Cenabı Hak bir kitap olarak yaratıyor. Okura, yeryüzünün okura hitap eden bir mahiyeti var. İnsan kainat kitabının mütalacısı. İnsan şu kainat meşerinin de mütalacısı. Kainat bir sergi salonu. Ona meşer diyoruz. İnsan da onu mütalaa ediyor. Ama kıyamete yakın ne oluyor? O meşkerin açılmasından maksat ortadan kalkmış oluyor. Çünkü Allah burada bilinip tanınmasını istiyor ve bunun ilan edilmesini istiyor Cenabı Hak bilinmek istiyor. Öyle buyuruyor Rabbimiz. tanınmak istiyor ve bunun bu hakikatin ilan edilmesini istiyor. Ama eee dabbe ortaya çıktığında artık bilinmiyor. Artık bilinmediğine göre Allah diyenlerin sayısı sürekli azaldığına göre ve Allah diyenler de o sayıları azalan Allah diyenler de yakin ufkunda demedikleri için Cenabı Hak yeryüzü hakkında bir yok olma hükmü veriyor. İşte bu hükmün verilmesi için Cenabı Hak o hükmün verildiğinin işareti olarak yeryüzünden dabbeler, yerden dabbeler çıkarıyor. Konuşan dabbeler çıkarıyor. Bakın ayet-i kerimede bunu anlıyoruz. Dabbe hem hareket ediyor hem de konuşuyor ve bu hükmü veriyor. Bu hükmü veriyor dabe. O dabbe ister haliyle konuştuğunu yani illa kelimelerle konuşması gerekmiyor. Halen de konuşabilir. Bir mikrofon eşliğinde de konuşabilir. Dolayısıyla iman etmeyeceklerini insanlara artık ilan ediyor. Yani dabbenin çıkması mevcut imani durumun ve inananların duraklaması demek. Dabbe çıktığında mevcut imani durum da bir duraklama cereyan ediyor. Bir ölçüde gerileme cereyan ediyor, zayıflama cereyan ediyor. Hatta iman edenlerin bitmesi, tükenmesi manasına geliyor bu ayetin arkasından. Demek ki hemen hemen haşru neşr ayetleri gelecek ki öyle oluyor. Dabbe ayetinden sonra Nemr suresinde Haşru Neşr ile alakalı ayetler geliyor. Bunların biz de dabbenin bir kıyamet alameti olduğunu anlıyoruz. Şimdi dabbetül arz zuhur edecek o kıyamet alametinden bir tanesi dedik ya değerli dostlarım ve ihtimal ki aynı zamanda sonuncudan bir tanesi dedik. Öyle bir sonuncu ki ayetin öncesinden sonrasından ki buna siyak ve sibak diyoruz. Bu hayvanın zuhuruyla artık yeryüzünde iman mevcelenmesinin durduğunu, iman çağlamalarının durduğunu görüyoruz ayeti kerimenin işaretleriyle ve İslam'a ait her şey sürekli süratle kurma noktasına geliyor. İnanmış olan insanlar başka arkadan gelecek inanmış olan insanlarla desteklenmiyor. İnanmışları inanmışlar takip etmiyor. İnanmış olanlar da yakin hasıl edemiyorlar imanlarına dair. Hep taklitte kalıyorlar. Demek ki diyor hoca efendi fen ve felsefe çok ileriye gidecek. Şimdi buradan bir netice çıkarıyor. Fen ve felsefe çok ileriye gidecek. Teknik teknoloji de baş döndürücü gelişmeler olacak. Ki bunlara da şahitlik ediyorsunuz değil mi? Teknikte, teknolojide baş döndürücü gelişmelere. Mesela yapay zeka bunlardan bir tanesi insanlık tarihi için bir kırılma denilebilecek kadar büyük bir gelişme. Yapay zeka, teknik ve teknolojide baş döndürücü gelişmeler olacak ve insanlar yaratma sevdasına kapılacaklar diyor hoca efendi. İnsanlar yaratma sevdasına kapılacaklar. Mesela bunlara ilişkin zannediyorum size birtım eee birtım eee haberler okuyorsunuzdur. Bunlarla ilgili birtım hazırlanmış belgeseller, görüntüler seyrediyorsunuzdur. Mesela diyelim ki robot ordular yapılıyor. Robot ordular yani insanlar savaşıyor ya. Robotlar savaşıyor. Zalimane öldürmek üzerine programlanmış robotlar. Ya da öyle laboratuvarlar kuruluyor ki anne karnında çocuğun gelişimi bir tüpün içerisinde geliştiriliyor. O tüpün içerisinde o çocuk yetişiyor ve böylece işte insan yaratma sevdası yaratma sevdasına kapılacaklar diyor hoca efendi. Ve en sonunda da dünyanın idaresi onlara bırakılacak. Benim Hoca efendinin anlattığından anladığım müşterek olarak anladığım şeylerden bir tanesi hoca efendinin bu teknik ve teknolojinin gelişimi ve teknik ve teknolojinin insanlığın aleyhine kullanılmasını bir dabbetül arz alameti olarak okuyor hoca efendi. Ama bundan ibaret tutmuyor. Mesele iki makalenin gelişinde bunları göreceğiz. Ne olacak? Diyelim ki yarattım diyen sergardanlar çıkacak ortaya diyor hoca efendi. Yani Allah'a meseleleri vermek yerine kendi üzerlerini alacaklar. Teknik ve teknoloji geliştiği için insan baş döndürücü gelişmeler diyor ya hoca efendi. İnsanların da başı dönecek bununla alakalı ve katiyen Allah hakkında yekine yanaşmayacaklar. İşte ayetin siyak ve sibakından anlaşılan şeyler bunlar diyor hoca efendi. Şimdi dabbetül arzla ilgili ayetin Nemç suresindeki ayetin üzerinde durduk ama hadisler de var. Kur'an-ı Kerim'in anlattığı şekilde cereyan ediyor efendimizin hadis-i şerifleri de. Ve dabbe çıkacak. Yeryüzünde dolaşacak. Hemen her tarafta görülecek diyor efendimiz. Dabbe çıkacak ve her yeryüzünde her tarafı dolaşacak dabbeler ve her yerden de görülecek. Bir kısım eee insanlar değerli dostlar bir kısım müminler bir metodoloji dersi dedik ya bu nokta bence çok önemli. Eee hüsnü niyetle de olsa günümüzde zuhur eden bir kısım hadiseleri işte bu dabbetül arzdır diyorlar. Günümüzde cereyan eden birtım hastalıklar, salgın hastalıklar. Bunlara da ne diyorlar? Da betül arzdır diyorlar. Ve onları alıp ayet ve hadisler arasında mutabakat kurmaya çalışıyorlar. Ve Kur'an ve efendimizin beyanlarının takviyesini düşünüyorlar. Yani bakın efendimiz şöyle düşünüyorlar. Bakın efendimiz buna haber verdi. Görüyor musunuz? İşte Covid diye bir mikrop çıktı. Bütün bir yeryüzüne yayıldı. Bir mikroorganizma çıktı. debelendi ve insanlığın insanlığı sardı ve yeryüzüne yayıldı ve insanlığa da bir şey söylüyor diye düşünüyorlar ve iyi niyetlerle de olsa bazıları böyle farklı niyetler olabilir ama iyi niyetle de olsa mutabakat aramaya çalışıyorlar yeryüzüne çıkan birtım şeylerle. Şimdi burada çok temel bir problem var. Bunun üzerinde biraz daha derinlemesine duracağız. O problem şu çıktıktan sonra bakın yakin olmayacak artık. Yani iman edenler azalacak ve iman edenler de iman edenler tükenecek yavaş yavaş azalacak. Arkası gelmeyecek. İman edenler yeken ufkuna ulaşamayacak. Yani aslında dabetül arz şudur demek. Güya efendimizin hadis-i şeriflerini Kur'an-ı Kerim'i teyit etmeye çalışıyorlarmış gibi bir tavır sergiliyorlar ama insanların ümitlerini kırıyorlar. Çünkü iman etmemek ne demek? Düşünsenize efendimizin yeni hadis-i şerifi kıyamete yakın imanın ziyadeleşeceği, yeryüzünde iman edenlerin çoğalacağı. Dolayısıyla böyle bir iddia aslında ümitleri öldürmeye yönelik olan bir iddia. İyi niyetle de olsa ama çokça yapılan bir iddia bu. Çokça gündeme getirilen bir iddia. Şimdi biz bunlara nasıl bakacağımızı konuşacağız dedim ya. Şöyle diyor hocamız bize. Kur'an ve efendimizin beyanlarını takviye etmeye çalışan böyle söylemler var. Ve bu söylemler bir yönüyle birtım işte gayretler ortaya koyuyorlar. Fünunu müspete pozitivizm ve rasyonalizm cereyanları karşısında doğru ya da yanlış Kur'an ve sünnete ait meseleleri ilmi bir tecrübeyle ortaya koymaya çalışıyorlar. Şimdi pozitivizm cereyanları var. Rasyonalizm cereyanları var. Yani akıllar göze inmiş. Öyle olunca da şöyle bir tavır sergiliyorlar. İşte bakın işte Covid gibi bir şey çıktı. Geçmişte AIDS için de denilmişti dbetül arz diye. İşte bakın şöyle bir hastalık çıktı. Bakın şöyle bir salgın hastalık çıktı dünyanın başında. E bu bütün bunları böyle hep bunlar çıktı ya. E ne demek istiyorlar? Bakın işte efendimiz haber verdi. Bugün de bunlar oldu. Dolayısıyla efendimiz haktır, Kur'an haktır gibi bir önerme ortaya koymaya çalışıyorlar. Fakat bunlar aslında problemli yaklaşımlar. Neden problemli yaklaşımlar? İlim ve tecrübe insanına bir şeyler anlatmak arzusuyla böyle yaklaşımlar sergileniyor olmakla beraber hoca efendi diyor ki kanaati acizane amca gelecekte eee tenkit edilebilme durumu ortaya çıkacak bunların ki öyle oluyor. Yani ne oldu? İşte AIDS denildi ona da deva bulundu. Efendim COVID denildi ona da çare bulundu. E dolayısıyla siz şöyle dediğinizde, "Bakın bu dabbetül arzdır" dediğinizde eee onu dabbetül arz olarak ortaya sürdüğünüzde onun ne şifası ortaya çıktığında bu sefer ayet ve hadisleri eee yalanlamaya yönelik ayet ve hadislerin doğru söylemediğine ilişkin bir neticeyle insanların imanlarının daha çok sarsılması tehlikesi ortaya çıkıyor. Ve hoca efendi diyor ki bunlar zararlı olduğunu düşünüyorum diyor. Vaka Kur'an'ın ve sünnetin nurlu beyanları ilimlerin koltuk değneğine ihtiyaçları olmayan beyanlar. Bunu biz sizinle bir ders olarak işlemiştik hatırlarsanız. Zannediyorum deliller sadece ve sadece imanın üzerindeki tozları, gbarı temizleyen şeylerdir demiştik hatırlayacaksınız. Yani biz şöyle değil bakın şöyle demiyoruz. Eee, şu şu şu şu deliller var. Öyleyse Allah var demiyoruz. Demiyoruz değil mi? Böyle değil. Ne diyoruz biz? Rabbimiz var. Şu şu, şu, şu deliller de onu teyit ediyor diyoruz. Bakın, eee, aşağıdan yukarıya değil. Yani delillerden Rabbimize değil. Böyle bir yolculuk değil. Böyle olursa işte yolda takılmalar oluyor. Biz rabbimiz var. Şu şu şu şu deliler de bunu teyit ediyor diyoruz. Delileri nereye koyuyoruz biz? Delileri hakikatin üzerine örten, tozu temizleyen, tozu temizleyen, gari temizleyen bir temizleyici olarak görüyoruz. Dolayısıyla Kur'an'ın bu yaklaşımların koltuk değneğine ihtiyacı yok. Hadis-i şeriflerin böyle koltuk değneklerine ihtiyacı yok. İnsan vicdanı tarafından hakikat seziyor zaten. Ve parlak yanıltmaz bir iman. İnsan vicdanı tarafından teyit edilen iman. Her şey bürhan. Her şey ayet. Bütün bir varlık ayet. Her zaman işte bizim vicdanımızda Rabbimize duyuyoruz. Ve bundan da öte delil Kur'an ve sünneti ilimlerle uzlaştırma, anlaştırma, tevfik etme istikametinde gösterilen her gayrete bizim kendi zavallı aklımızı saran tozu toprağı süpürme nazarıyla bakıyoruz. Öyle müracaat ediyoruz. Öyle değil mi? Şimdi birileri Kur'an ve sünnetle bilimleri uzlaştırmaya çalışıyorlar. Hep böyle bir tavır var. Bu da bir rasyonalist tavır. Bu da pozitivist bir tavır. İşte Kur'an'la bilimleri uzlaştırmaya çalışıyorlar. Oysa biz şunu biliyoruz değil mi? Kur'an'la bilimler arasında eğer bir uzlaşma yoksa yani bir mutabakat yoksa bu ya bizim Kur'an'ı doğru anlayamadığımızdan ya da bilimin yanılgısından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bizim böyle bir endişemiz yok. Ne yapıyoruz biz? O gayretler bizim zavallı aklımızı saran tozlar, dumanlar var. Bunları temizlemeye yönelik çabalar. Öyle müracaat ediliyor o delillere. Hani biz bir şey anlatıyoruz da bakın bir şey anlatıyoruz sonra ne yapıyoruz? İşte bilimden örnekler veriyoruz. Anlattığımız şeyin bakın anlattığım şey şöyle ispat ediyorum diye yapmıyoruz bunu. Gözümüzdeki tozu, toprağı, gubbarı temizlemeye çalışıyoruz. Yoksa bu deliller, bu sözler, bu beyan ve bu gayretler Kur'an ve sünnet hakikatini omuzlayıp taşımak için değil. Kur'an ve sünnet hakikatini o deliller omuzlayıp taşımıyor. Bu gayretler Kur'an ve sünnet hakikatini omuzlamak içinse eğer bence o omuzlar bu yüce hakikatleri taşıyamayacak kadar cılız ve sevim çelimsizdir." diyor hoca efendi. Binay aleyh halihazırdaki durumları itibariyla dahi ümit ve itimat vadetmeyen bu şeylere nasıl bel bağlanabilir? Yani bilim, pozitivist bilim neyin üzerine kurulu? Aslında geldiği noktada pozitivizm de aslında rasyonalizm de bilimin bile rafa kaldırmaya çalıştığı şeyler. Çünkü bilim de artık kendini yanlışlığa yanlışlığa yol almaya çalışıyor. Ne olacak? Yarın başka bir ilim fırtınası çıkacak. Bugün doğru söylediklerine yarın yanlışlayan ilim fırtınaları çıkacak. E ne bunu bunu teminatı altına alamazsınız ki. Kur'an ve Resulullah'ın beyanlarını onlara bina ettiğinizde Kur'an ve Resulullah'ın beyanlarını onların üzerinden yanlışlamış olursunuz. Dolayısıyla bizim eee hakikatlere karşı saygısızlığımız olur. Bu hakikati ispat etmemiz olmaz. Bu çok önemli bir hakikat. Kendimize bakan veçesiyle. Dolayısıyla bizim temel yaklaşımımız bu değerli dostlar. Şimdi eee meselemize geri dönelim. Dabbetül arz meselesine geri dönelim. Şöyle diyebiliriz. Bakın mesela Covid çıktı diyelim. Biz Covid için dabbetül arzın cüziyatından bir parçadır diyebiliriz ama dabbetül arzdır diyemeyiz. Diyelim ki bir salgın hastalık çıktı. Covid gibi. Covid'in çıkması aslında insanlık için Covid'in çıkması insanlık için gelecek olan tehlikeleri de haber veriyor. Öyle değil mi? Yani nasıl bir virüsün bütün bir insanlığı dize getirebildiğini biz Covid üzerinden gördük ve bunun devamının da mümkün olduğunu düşünüyoruz. Hatta Covid'in laboratuvarlarda üretildiğine ilişkin biliyorsunuz yapılan haberler var. Bunların da mümkünatını unutmamak lazım. Yani virüsün bir savaş silahı olarak kullanılması, laboratuvarda üretilmiş olan virüslerle insanlığın perişan edilmesi. Bunların mümkünatını hiç unutmamak lazım. İşte Covid aslında bize bunun işaretini verdi. Bir virüs muhtemelen de laboratuvarda üretilmiş olan bir virüs insanlığı dize getirdi. Dolayısıyla biz şöyle diyemiyoruz. İşte dabbetül arz efendim Covid'tir diyemeyiz ama şunu diyebiliyoruz. Bakın dabbetül arzın cüziyatının bir parçasıdır diyebiliriz. Dabbetül arz külli bir mana. Çünkü o debelenip duran varlık, konuşan varlık. Efendim, hal lisanıyla konuşuyor ve bize bir şey söylüyor. Bakın, hal lisanıyla konuşuyor ve bize bir şey söylüyor. Dolayısıyla odur diyemiyoruz ama cüziyatından bir parçadır diyebiliyoruz. İşte eee ayeti tevil ederek, ayeti tefsir ederek efendimizin hadis-i şeriflerini tevil ederek hoca efendinin altını çizdiği mesele bu odur dediğimizde ne oluyor? Diyelim ki Covid'e aşı bulunuyor. Covid tedavi ediliyor. E o zaman işte dabbetül arz Covid'tir diyenlerin bu cümleleri yalanlanmış oluyor. Ayetin ruhunu zedelemiş oluyorlar. Bugüne kadar çok hastalıklar çıktı. İnsanlığı kastı, kavurdu. Sonra da çekip gitti. Onlar için de dabbetül arzın o asra bakan efendim bir cüzüdür denilebilir. Öyle değil mi? Mesela vebayı düşünün. Vebayı düşünün. İnanılmaz bir şey yani veba nasıl insanları kasıp kavurdu? Verem hastalığını düşünün. Nasıl insanları kasıp kavurdu? Ne kadar hastalık çeşidi varsa muhakkak Allah onlar için bir tedavi, bir çar yaratmış. Ama bu da hadis-i şerifin beyanı. Unutmayın. Allah hadis hani bu şu hastalıktır diyoruz ama Allah çaresini yaratıyor. Bu hastalıktır diyorsunuz çaresini yaratıyor. Ebu Davut'un rivayetinde efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem her derde deva vardır diye buyuruyor. Başka bir hadis-i şerifte de dikkat edin tedavide kusur etmeyin. Allah bir hastalık göndermişse muhakkak arkasından tedavi yolunu da göstermiştir." diyor. Bu efendimizin hadis-i şerifi. Dikkat edin diyor. Tedavide kusur etmeyin. Bakın tedavide kusur etmeyin. Ne yaptık? İşte Covid aşısı çıktı. Biz de aşı yaptırdık. Hocamız aşı yaptırdı. Ne diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem? Tedavide kusur etmeyin. Allah bir hastalık göndermişse muhakkak arkasından tedavi yolunu da göstermiştir. Bir tek hastalığın tedavisi yok. O da hangisi? İhtiyarlık ve ölüm. İhtiyarlığın ve ölümün çaresi yok. Ama onun dışında kıyamete kadar gelecek olan bütün hastalıkların tedavisi var, çaresi var. Efendimiz bir diğer ifadesinde ölümün çaresi olmadığını işaret ediyor. Başka bir hadis-i şerifinde de ihtiyarlığa işaret ediyor. Herkes behemal ihtiyarlayacak ve ölecek. Evet, ihtiyarlık ve ölümün çaresi yoktur ama bunun dışındaki her derde derman vardır. Şimdi bize birileri gelip de şu hastalıkta betülz, bu hastalıkta betül denildiğinde biz onlara bu hadis-i şerifle cevap veriyoruz. Efendimizin hadis-i şerifleri bunlar. Her hastalığın devasını Cenabı Hak yaratıyor. Öyleyse dabbedül arzın külli bir hakikat olduğunu bir kenara koyduk ve cüzi olarak geçmişin dehşetli hastalıklarının onun cüzi tecellileri, cüzi tezahürleri olabileceğinin de altını çizmiş olduk. Mesela dedik ya mesela verem. Bunlardan bir tanesi olabilir. Mesela son dönemde kanser eee istatistiklere baktım da ben Dünya Sağlık Örgütün'ün verilerine göre e Covid'de 7 milyon insan ölmüş. Ama bu resmi veriler, gayrimi verilerin bunun çok üzerinde olduğu rivayet ediliyor. Aynı şekilde mesela kanser biliyor musunuz değerli dostlar? Her yıl Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre 10 milyon civarında insan kanserden ölüyor. 10 milyon civarında insan. Kadınlarda daha çok meme kanserinden, erkeklerde akciğer kanserinden. 10 milyon insan yıllık. Bu ne anlama geliyor? Düşünsenize. Çok külli bir şey değil mi? Ve henüz daha çareside bulunamamış. Şimdi bir sürü böyle hastalık işte geçmişteki hastalıklar, günümüzdeki hastalıklar düşünün. Eee veba dedik ya sadece sahabe efendilerimizin döneminde anvasta ashab-ı kiram arasında 30.000'e yakın insan vebadan ölüyor. 30.000'e yakın insan sahabe efendilerimizin arasında müthiş bir hadise. Şimdi bazı ihmale uğramış eee ülkeler var biliyorsunuz. Günümüzde eee çözülmüş yani ihmale uğramış ülkelerde geriden gelen çarelerini aramayan ülkelerde hastalıkların iyileşmesi ya da hastalıkların iyileşme süreçleri uzayabiliyor. Ama bakıyorsunuz işte kanser araştırmaları var. inanıyoruz buna, ona da çare bulunacağına ilişkin. Efendim bakıyorsunuz işte virüs çıktı ama arkasından tedavisi geldi. Dolayısıyla eee biz meseleleri ele alırken böyle ele almak zorundayız. Hastalıklar üzerinden bir bize bir şey söylendiğinde cevabımız hazır. Diyeceğiz ki Allah her hastalığın devasını yaratmıştır. Bu dabbetül arzdır cümlesi çok yanlış bir cümle. hangi hastalık olursa olsun ama dabetül arzın bir cüzsüdür diyebiliriz. Diyebiliriz. Çok önemli işaretler veriyor çünkü birtım hastalıklar. Keza bugün insanların çoğunda kanser var diyor hoca efendi. Bu mevzuda uzmanlar diyorlar ki bir insanda beliren kanser hücresinin ancak çok zaman sonra öne alınamaz bir tehlike olduğunda ancak o kanser hücreti hücresi sezilebiliyor. Bugün dünya çapında yapılan istatistiklere göre kanserli eee nispetinin insan içinde ürperti hasıl edecek seviyede olduğu söylenmektedir." diyor hoca efendi. Gerçekten de ürperti hasıl edecek kadar çok kanser hastası var ve henüz ciddi bir tedavi sisteminin tatbik ettiği söylenemez. Söylenemez ama uğraşılıyor. Allah'ın izni ve inayetiyle önlenecek gibi görünüyor. Şimdi eğer siz kansere da betül arz derseniz yarın tedavisi yapıldığında o cümleniz ne olur? hadislere ve Kur'an-ı Kerim'e olan itimadı sarsmaz mı? Dermanı olmadığından dolayı keyfiyet planında düşünüyorsanız birtım hastalıkları yarın derman bulunduğunda acaba hadise bu hadise karşısında siz itimadı sarsmış olmaz mısınız? Problem buradan kaynaklanıyor. Dolayısıyla bu söylemler iyi niyetli söylemlerde olsa zarar veriyor. Hoca efendi bir mütalaasını anlatıyor. Diyor ki çoğunuz duymuşsunuzdur. Bir kısım insanlar önünü arkasını hiç düşünmeden şöyle bir iddiada bulundular. Siz duymamış olabilirsiniz. Mesela şöyle dediler. Efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem'in bir hadis-i şerifi var. Cüzam. Cüzamdan arslandan kaçan kaçar gibi kaçınız diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Cüzamdan arslandan kaçar gibi kaçınız diyor. Bazıları çıktılar dediler ki cüz mikrobu arslana benziyor. Efendimizin gazettiği budur diye. Ne kadar ahmakça bir yaklaşım. Öyle değil mi? Sonra e şimdi bunu söylediniz. Alal acele bunu söylediniz. Bir iddiada bulundunuz. E sonra mikroskobun altında baktınız ve cüz mikrobunun hiç de arana benzemediğini gördünüz. Ne olacak? Ne olacak? Bunu hesap etmeniz gerekiyor. Zira izah hadise dayandırılarak yapılıyor. Problem burada. Bakın birisi dese ki işte cüz mikrobu arslana benziyor. Güler geçersiniz ama bunu hadis-i şerife dayandırarak yaptığı için sanki hadis böyle demiş gibi anlaşılıyor. Dolayısıyla da izahın yanlışlığı mikroskop altında ortaya çıkıyor. Ve bu söylemler hep dine zarar veren söylemler, itikada zarar veren söylemler olarak ortaya çıkıyor. Değerli dostlar burada bizim sergileyeceğimiz tavırın netliği çok önemli. Bu itibarla da ki işin aslını iyi öğrenmeden böyle şeyler söylemek çok yanlış, çok zararlı olabilir değil. Bunlar gibi vahiy teviller yani boş içi boş teviller, İslami meseleler pozitif usullerle en sağlam yorumlara tabi tutulduğunda dahi eskilerin ifadesiyle fihi nazar deyip mülahaza dairesini açık bırakmak lazım. Bakın en pozitif usullerle ne yapıyorsunuz? Böyle en sağlam deliller getiriyorsunuz. Gene de diyor hoca efendi fihi nazar bir görüşe göre diyeceksiniz. Bir görüşe göre mülahaza dairesini açık bırakacaksınız. Mesela eee diyelim ki uzayda canlılar var mı? Uzayda insan var mı? Şimdi yok deyip kesip attıran atamazsınız. Atamazsınız. Yani bununla ilgili efendim hadis-i şerif, bununla ilgili ayet-i kerimelere bakmak zorundasınız ve kestirip atamazsınız. Atarsanız eğer bunun araştırmalarının da önünü tıkamış olursunuz. Neden uzayda bu uzay dolu içerisinde neden dünya gibi başka gezegenler olmasın? Neden olmasın ki? Varlığına ilişkin varlığına ilişkin e deliller de var. Dolayısıyla niye olmasın? Niye kapatalım bunun önünü? Eee, başka ihtimalleri hep göz önünde bulundurmamız lazım ve alternatif yorumlara da kapı aralamamız lazım. Önünü tıkamamız lazım. Kaldı ki bugün şunu da unutmamak lazım. Bugün gerçekten de değerli dostlar pozitivizmin ayakları yerden kesilmiş. Ona artık şüphe ve tereddütle bakılıyor. Yani batıda ilim adına en yaygın düşünce aslında bilimin yanlışlanabilirliğini kabul etmekle yol açtı. Bilim kendine yanlışlaya. Bilim kendini yanlışlaya yanlışlaya gidiyor ki doğruyu bulabilsin. Bu düşünce de diğer düşünce sistemleri gibi tenkit edilebilir ama pozitivizm ve rasyonalizmin saltanatının sarsıldığı bir gerçek. Bunu göz ardı etmeyelim. Binali aleyh bugün en sağlam gibi görünen tecrübi ilimlerde dahi bu kadar kuşku, bu kadar tereddüt, bahis mevzuysa mevzusuysa eğer e bizim de bizim de bu tarz iddialarda temkinli ve tedbirli olmamız lazım. Hadis-i şerifleri bu nazariyelere kurban etmemek lazım. ayette ve ayette ve sünnete kuvvet kazandırıyoruz gibi iddialarla bu tarz mesnetsiz yaklaşımlardan kaçınmak lazım. Evet. Eee hoca efendi bunun da altını çiziyor. Bu tarz söylemlerle böyle kitaplar da yazıldı biliyorsunuz. Bu tarz söylemlerle efendim birtım konferanslar verildi. Bu tarz söylemlerle programlar yapıldı. Bugün onlara hep tebessüm ederek bakıyorsunuz. Covid'teki söylemlere bugün başka türlü bakıyorsunuz. Geçmişte işte AIDS için söylenen hatta dergi kapakları bile yapılmıştı o dönemde. Bugün bunlara tebessüm ederek bakıyorsunuz. Dolayısıyla değerli dostlar buradan alacağımız dersi alıp öyle yolumuza devam etmek lazım. Evet. Eee nereden yolumuza devam edelim? Resulullah sallallahu tea aleyhi ve sellem hatemül eniyadır. Şunlar da ona delalet ediyor. Bakın Allah haktır. Rabbimiz Allah'tır. Allah var. Şunlar da ona delalet ediyor. Bakın bizim söylemimiz bu. Dikkat edin. Çok önemli bu. Tedelli yöntemi diyoruz. Yani biz eee ne yapıyoruz? Allah'ın varlığını tasdik ediyoruz. delilleri de bu konuda bu konuda gözümüzdeki çapağı süpürme vesilesi olarak ele alıyoruz. Tekrar ediyorum bakın yaklaşımımız şu: Allah var. Deliller onu gösteriyor. Resulullah, hatemül enbiya şunlar da ona delalet ediyor. Ama başka türlü ele alınıyor. Şöyle ele alınıyor. Şu deliller var. Öyleyse Allah var. Şöyle deliller var. Öyleyse Resulullah efendimiz hatemül enbiya. Böyle değil. Bakın delillerden yola çıkıp da Allah'a gitmiyoruz. Allah'ın varlığını tasdik ediyor. Delilleri de onun delilleri olarak öne sürüyoruz ki üstadın Risale-i Nur'da bize öğrettiği metodoloji budur. Dolayısıyla değerli dostlar bizim yaklaşım tarzımızı böylece ele almış olduk. Bu itibarla hadisler ve Kur'an'ın ayetleri bahis mevzu olduğu yerlerde eee hadisler, hadislerin ve Kur'an'ın bahis mevzu olduğu yerlerde her mümin çok dikkatli konuşmalı, dikkatli düşünmeli ve onlarla alakalı hususlarda da dikkatli olmalıdır. Çıkardığımız bizim için kıssadan hisse bu. Evet. Eee, şimdi kanser üzerinden konuştuk, AS üzerinden konuştuk. Mutabbetül arzı. Biraz da şey üzerinden konuşalım. İslam'ın ahlak felsefesi üzerinden de meseleyi biraz konuşmuş olduk. Biraz da meseleyi eee teknoloji üzerinden konuşalım. Şimdi hoca efendi diyor ki, "Dabbetül arzın canı cehenneme. Biz onu daha sonraları bekliyoruz ve inancımıza göre o kafirlerin başına kıyametin kopacağı ana yakın zuhur edecektir. Aksine bir düşünce ise hem akidemize ters hem de ümidimize indirilmiş bir darbeden başka bir şey değildir." Şimdi eee bu ümidimize indirilmiş darbe meselesi çok önemli. Çünkü biz neye inanıyoruz? Dabbetül Ars şimdi çıkmışsa bu bizim ümidimize indirilmiş büyük bir darbedir. Bu cümle çok önemli bir cümle bizim için. Neden? Çünkü dabbetül arz eee ne diyoruz biz? Dabbetül arzdan sonra yakin yok. Şimdi bu kendi adımıza da verilmiş hüküm olarak ne kadar menfi bir hüküm, ne kadar negatif bir hüküm olur? Dabbetül arz. Yakin yok. Adabetül arsanın ortaya çıkmasından sonra iman yok. Bundan sonra sükut var. Bundan sonra gerileme var. Oysa biz neye inanıyoruz? İslam'ın afak afak-ı alemde şehbal açacağına iman ediyoruz. Öyle değil mi? Efendimizin adının güneşin doğup battığı her yere ulaşacağına iman ediyoruz. Bugün burada gördüğümüz insanlar gibi dünyanın dört bir bucağında Müslümanlar soluk soluğa Hz. Muhammed'i tanıyacaklar, arayacaklar. Onunla bir kere daha buluşacaklar. Sallallahu Teala Aleyhi ve sellem. Buna iman ediyoruz. Öyle değil mi? İnsanlar bir kere daha efendimizle buluşacaklar. Arayıp bulacaklar. Şimdi biz dabetül arz işte şudur budur demek suretiyle aslında ümidimize darbe vurmuş oluyoruz. Kafirlerin başına kopacak. Çünkü dabbetül arz kıyamet kafirlerin başına kopacak. Aksine düşünce itikadımıza ters bir düşünce. ümidimize indirilmiş bir darbe. Hem dabbetül arz olmaya namzet, sıra bekleyen başka şeyler de var deyip ondan sonra teknolojiye geçiyor hoca efendi. Şimdi tabbetül arzın teknoloji olması ihtimali aslında daha büyük bir ihtimal ama bunun bir cüzü virüsler de olabilir. Çünkü farkındaysanız dedim ya hani virüsler de laboratuvarda üretiliyor. Dolayısıyla o virüsler de teknolojinin yeryüzüne saldığı dabbeler olabilir. ya da o dabbenin cüzleri olabilir. Dabbetül arz olmaya namzet sıra bekleyen muhakkak ve mutasaver daha bir sürü yaratık var diyor hoca efendi. Mesela onlardan bir tanesi şimdi de kurgu bilim yazarlarını meşgul eden ileride insanlığın kaderine hakim olacağı söz edilen robotlar. Robotlar bakın dabbe düşünün. Kötülüğe programlanmış robotlar. Yok etmeye programlanmış robotlar. İnsanın kontrolünden çıkmış bir yapay zeka. Bunlar konuşulmuyor mu bugün? Söyler misiniz? Kur'an işaret ediyor ki yeryüzünde şu tür şu tür canlıların dışında Allah'ın yaratacağı bazı şeyler de var ki siz onları bilmiyorsunuz diyor Cenab-ı Hak. Şimdi şunlar var sayıyor değil mi Cenabı Hak? İşte karnı üzerine sürünenler var. Ayakları üzerine yürüyenler var. Dört ayağı üzerine yürüyenler var. Bir de diyor ki Cenabı Hak, "Öyleleri var ki siz onları bilmiyorsunuz." Şimdi yaratacağı diyor Cenabı Hak İnsanların zihninde şöyle bir problem de var zannediyorum. Böyle teknolojinin ürünlerini Cenab-ı Hakk'ın yaratmasının dışında görüyor insanlar. Bu çok dehşetli bir şey aslında. Mesela e onlar için gemiyi Kur'an-ı Kerim'de geminin yaratıldığından söz ediyor Rabbimiz. Şimdi biz bir şey yapıyoruz da diyelim ki teknoloji bir şeyi üretiyor da bu Allah'ın yaratması değil mi? Değil mi Allah'ın yaratması? O teknolojinin üretildiği kanunu Allah yaratmış değil midir? Kullandıkları materyali Allah yaratmış değil midir? İnsanı ve insanın zekasını Allah yaratmış değil midir? Sebepleri, yöntemleri Allah yaratmış değil midir? Dolayısıyla kim hangi teknolojiyi üretirse üretsin o teknoloji Allah'ın yaratmasıdır. Sadece insan sebepleri, sebepleri iradesiyle aleyhte kullanabiliyor. Yani lehte kullanabileceği şeyleri, hayır için kullanabileceği şeyleri şer için kullanabiliyor. Şimdi Allah'ın yaratacağı bazı şeyler var ki siz onları bilmiyorsunuz diyor Cenabı Hak. Yani ne laf dinler, ne merhametten anlarlar. Şimdi düşünün, eee, bir robotları düşünün. Kötülük için programlanmış robotları düşünün. Laf dinlerler mi? Sizi dinlerler mi? Ya da merhametten anlarlar mı? Ağlamanıza bakarlar mı? Sızlanmanızı dinlerler mi? Ayaklarınız ayaklarına kapansanız merhametlerini celbedebilir misiniz? Makine sonuçta. sonuçta makine. Hatta böyle bir şey şimdiden o kadar endişe salmaktadır ki bu teknolojiyle meşgul olanlar bile bir gün bunları programlayıp eee aleyhlerinde kullanabileceklerine, kullanılabileceklerine dair endişeler taşıyorlar. Yapay zekanın mucidinin de bu konuda bir konuşması var. tedbirimizi almak zorundayız diyor. Bütün bunlar kötülük için kullanılabilir. Kötülüğe malzeme haline getirilebilir. Teknolojiyle meşgul olanlar da bunun altını çiziyorlar. Bir gün bunlar programlanıp ayarlanıp fezaya salındıktan sonra etrafı yakıp yıkabilirler. Sulh istense dahi sulha yanaşmayabilirler. yeryüzünde tam bir fesat unsuru olarak kullanılabilirler. Her şeyin altını üstüne getirebilirler. Dabbe hakikatinin bir cüzüne ciddi bir namzet gibi görünüyor diyor hoca efendi. Robotlar bakın yine kestirip atmıyor. Farkında mısınız hoca efendi? Robotlar dabbe olacak demiyor. Rabb ne diyor? dabbe hakikatinin bir cüzüne namzet olarak görünüyorlar diyor. Kapıyı hiç kapatmamak lazım o konuda. Çünkü kıyamete yakın ortaya çıkacak. Ne olarak ortaya çıkacağı meçhul bizim için. Ama biz bir cüzünü görebiliyoruz. Tarihte de görmüşler işte işte veba olarak görmüşler, verim olarak bir cüzünü görmüşler. Biz de gördük. Covid olarak gördük tabbe hakikatinin bir cüzünü. Şimdi robotları da görüyoruz. Yapay zekayı da görüyoruz. Yapay zekanın aslında şer için kullanıldığının örneklerini de görüyoruz. Bilim insanları, sosyologlar, pedagoglar bize bu konuda birtım makaleler yazıyor. Birtım şeyler söylüyorlar. Bununla mahkemeler açılıyor. Bununla ilgili birtım efendim tehlike sinyalleri çalıyor. Ancak bu kadarı dahi aceleden verilmiş karar olacağından daha dikkatli konuşmak icap eder." diyor hoca efendi. Bakın çok farkında mısınız? Hep dikkatli konuşmak, temkin diyoruz ya buna. Hep temkinli olmak, dikkatli konuşmak icap eder. Kapıları kapatmamak icap eder. Ama değildir deyip kestirip atmak da yanlış. Çünkü bir cüzü olabilir diyor hoca efendi. Bir cüzün namzet olabilir. Öyleyse tekniğin tankından geleceğin robot adamlarına kadar bugünün küçük virüslerinden bilmem daha sonra ortaya çıkacak azgın salgın hastalıklara kadar, küçük yaratıklara kadar ondan da ahir zamanda eşi görülmedik büyük katliamlarla hortlayacak ve milyonların ölümünü netice verecek henüz adı konulmamış hastalıklara kadar hepsi önce ruhun sonra da bedenin ölümünün dili olarak da Betül Arz birer temsilcisi olabilir. Ne dedi hoca efendi? Önce ruhun sonra bedenin ölümünün temsilcisi. Çünkü ruh ölmeden, mana ölmeden dafetül arz ortaya çıkmıyor. Bakın kıyamete yakın ya. Demek ki biz şöyle anlıyoruz değil mi? Efendimizin verdiği haberlerden. Efendimizin adı yeryüzünde şehbal açacak. İslam yeryüzünde şehbal açacak. Ondan sonra kıyamete yakın ve tirede kıyametin en son alametlerinden bir tanesi olarak dabbetül arz ortaya çıkacak. Ama dabbetül arzın ortaya çıkması bedenin ölümünden önce ruhun ölümüyle olacak. Bugün de biliyoruz değil mi? Ruhlar nasıl ölüyor, kalpler nasıl ölüyor. Ne diyoruz biz ona üstadımızın ifadesiyle? Mezarı müteharrik. Yani beden yaşıyor. Müslüman olarak görünüyor ama şekilden ibaret. Ruh ölmüş. İslam'ın ruhu ölmüş. Kalbi ölmüş ama bedensel olarak yaşıyor. Şekil olarak yaşıyor. Bakın azalarak devam edecek yoluna da Betül Arsdan sonra ve yakin hasıl olmayacak. Arkası gelmeyecek. Dolayısıyla önce ruh ölüyor. Ondan sonra da bedenler bir virüsle, bir virüsle, Covid bunun işaretçisiydi. Milyonlarca insanın ölebileceğine, efendim tekniğin ve teknolojinin gelişimiyle ortaya çıkarılacak olan robotlarla insanlığın yok edilebileceğine bütün bunların zannediyorum hepimizin aklı yatıyor. İşaretlerini görüyoruz. Çünkü bence meseleye böyle bakmak lazım diyor hoca efendi. Bir ölçüde Kur'an'ın ayat-ı beyyinatına ve sünnete karşı saygılı olmak lazım. Şimdi bugün öğrendiğimiz ders aslında bir saygı dersiydi farkında mısınız? Saygılı olma dersi, aceleci olmama dersi, Kur'an'a ve sünnete karşı çok saygılı olma dersi. Bu geçmişte de yaşandı. Mesela bazı eee klasik İslam eee alimlerinin kitaplarında diyelim ki işte Batlamyus eee uzayı, Batamyus'un işte uzay algısını alıp da böyle Kur'an'ın ayetleriyle teb etmeye çalışan yaklaşımlar oldu. E sonra onlar çöpe atılınca o kitaplardaki hakikatler de zarar görmüş oldu. Dolayısıyla bu konuda bizim Kur'an'a saygımızı korumamız, asla acelecek davranmamız, fihi nazar diyebilmemiz ve Kur'an ve hadislere muhalif bir cümleyi kesinlikle kurmamamız lazım. Diğer yandan da metinlerin, lahuti bularının açık olduğunu göz önünde bulundurmamız lazım. Yani bu bir cüzse onu bir cüz olarak, bir işaretçi olarak değerlendirmemiz lazım diyoruz. Evet değerli dostlarım meselenin çerçevesi aşağı yukarı bundan ibaret. Hoca efendinin eee bu eee soruluyor. Dabetül arz nedir diye üst üste soruluyor. Özellikle de farkındasınız zannediyorum böyle salgın hastalıklar ortaya çıkınca ya da yapay zeka diye bir şey ortaya çıkınca bunlar daha çok gündeme geliyor. Robotlar gelişince bunlar daha çok gündeme geliyor. Hoca efendiye üst üste soruluyor. Mesela o aids ortaya çıktığında üst üste soruluyor hoca efendiye. Sonra Covid ortaya çıktığında tekrar soruluyor Hoca Efendiye. Hoca Efendi muhtelifda bununla ilgili yine farklı beyanatlarda bulunuyor ama çerçevesi hep aynı. Biraz daha okuyalım. Eee, biraz dışık daha okuyalım. Ondan sonra dualar bölümüne geçelim. Çünkü zikrettiğim gibi temel çerçeve bu meyanda. Dabbe diyor hoca efendi. İnsanların arasında salgın hastalıklara yol açan mikrop olabilir. Başka bir metninde yine e Kur'an'ın çizdiği sınırların dışına taşmanın sebep olduğu zührevi hastalıklar hatta eee beşeri kasıp kavuran işte sıtma gibi, verem gibi, veba gibi hastalıkları da bu çerçevede mütalaa etmeniz mümkün. Burada hoca efendi zührevi hastalıkların da altını çiziyor. Çünkü efendimizin hadis-i şeriflerinde buna da işaret ediliyor. E müslümanları değil, Müslüman olmayanları sadece etkileyecek bir darbeden de efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem söz ediyor. O da zührevi hastalıklar. Yani iffetli yaşayan insanların kendini bundan muhafaza edebildiği ifetsiz yaşayanları kasıp kavuran zührevi hastalıklar. Bu da dabbenin bir cüzü. Hz. Mesih'in zuhuruna müteakip umumi durumu anlatan hadislerde de beşerin müptela olacağı korkunç hastalıklardan söz ediliyor. Yine hadis-i şerifler bakın bunlar eee Hz. Mesih'in zuhurunu takip eden eee zaman dilimi içerisinde. Burada şunun da altını çizelim değerli dostlar. Mesihi ve mehdiyet meselesi de aslında eee kıyamet alametleri olarak konuşulacak meselelerden bir tanesi. Üstadımızın o konudaki beyanlarını hatırlayın. Üstat mehdiyeti de Mesehiyeti de şahs-ı manevi üzerinden okuyor. Ferdiyet üzerinden okumuyor. Dolayısıyla o şahs-ı manevi zuhur ettiğinde yani Mesihi zuhur ettiğinde efendimizin hadis-i şeriflerinden şunu anlıyoruz. Mesihetin zuhurundan sonra insanlığı kasıp kavuracak çok şiddetli, salgın hastalıklardan söz ediyor efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem. Ve bunların mikroplarına da hepsine dabbe demek mümkündür diyor hoca efendi. Bakın iki temel mesele var dabbe söz konusu olduğunda farkındasınız. Bir tanesi virüsler olarak okunuyor. Bir tanesi de teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkacak olan işte robotlar gibi, yapay zeka gibi unsurlar eee anlaşılıyor. Fakat zikrettiğimiz gibi bunlar hep fihi nazar üzerinden okunacak. Kaldgı ki işte dünkü hastalıklar, işte bugünkü hastalıklar meselenin aslında birer işaretçisi olarak okunabilir. Binan aleyh diyor hoca efendi. Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin nurlu ve her zaman taze beyanlarının destek ve koltuk değneklerine ihtiyacı yoktur. Farkında mısınız? Hoca efendi meseleyi hep aynı şekilde ele alıyor. Bu nurlu beyanların desteğe ihtiyacı yok. Koltuk derneğine değneğine ihtiyacı yok. Dışta hiçbir tezahürü görünmese de insan vicdanında apaydın sesiliyor. Dışta hiçbir tezahürü. Yani biz işte dabbeye ilişkin bir tezahür görmesek de Allah böyle buyurduğu için efendimiz böyle dediği için biz ona kati derecede iman ederiz. Onun numunelerini gördüğümüzde Allah Resulünün işaret ettiği şeyin bir ucudur der. İmanımızı, imanımızın üzerindeki tozu toprağı temizler. Onu tazeleriz. yaklaşım tarzımız bu. Dolayısıyla da değerli dostlar eee meseleyi bu çerçevede ele alıyoruz ve eee şöyle diyor hoca efendi eee da betül arz çıkınca iman ve yakinin yerini sükut alacak, gerileme alacak, inkıraz alacak. Bu hadis-i şeriflerde ifade ediliyor. Hadis-i şeriflerin tepşiratı altında biz İslam'ın cihada bir defa daha hakim olacağına iman etmiş olan insanlarız. Kainat ufuklarında bir defa daha İslam şehban açacak. Dünya muvazenesinde yeniden ağırlık kazanacak. Hristiyanlığın aslına avdetini bekliyoruz. Bu da kıyametin alametlerinden bir tanesi. Hristiyanın aslına avdetini, dönüşünü bekliyoruz. İslam'a tabi olacak ve dünyanın dört bir yanında insanların Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in anacağına iman ediyoruz. Ve biz buna efendimin söylediği için gönülden iman ediyoruz. Gönülden iman etmekle kalmıyor. Aynı zamanda madem ki efendimiz böyle bir şeyi işaret etmiştir, bunu inşai olarak ele alıp bu hakikatin içinde yer almaya çalışıyoruz. Bir ucundan da biz tutmaya çalışıyoruz. Bu bakımdan dabbetül arzı kıyametin kafirlerin başına kopacağı karanlık zamanlarda bekliyoruz. Biz şimdi beklemiyoruz yani dabbetül arz. Karanlık zamanlarda bekliyoruz. O halde dabbetül arz mevzunda ifrat ve tefritten kaçınmak lazım. Muvazenemizi çok iyi korumak lazım. Meseleye bu açıdan yaklaşmak lazım. Bugün teknoloji, feza teknolojisi, kompüter sistemleri o kadar gelişmiş ki kolunuzdaki saatlerden bile o kadar çok gelişmiş ki, uzay teknolojisi o kadar gelişmiş ki artık uzay teleskoplarından bahsedebiliyoruz. Dolayısıyla hoca efendi bir filmden örnek veriyor değerli dostlarım. Film şöyle belki siz de seyretmişsinizdir. İnsanlar küçültülüyor ve bir gemiye, küçük bir gemiye bindiriliyor ve insanın damarına enjekte edilerek bir hastalığın tedavisine gönderiliyor insan bedeninde. Hoca efendinin seyrettiği bir film. Ondan örnek veriyor hoca efendi. Yu bugün nanoteknoloji var biliyorsunuz. Nanoteknoloji. Öyle bir nanoteknoloji var ki artık eee değerli dostlar nanoteknoloji de atomlar ve moleküller düzeyinde nanometre 1 ila 100 nanometre arasındaki ölçekte malzeme üretilebiliyor. Öyle bir ölçek. Bakın öyle öyle boyutlar. Nano tıptan söz ediliyor. Olağanüstü özellikler gösteriliyor. Gösteriyor nanotıp düşünün 1 nanometre 1 metrenin milyarda biri. 1 nanometre 1 metrenin milyarda biri. Dolayısıyla bizim geleneksel mikroskoplarımızla bile görülmeyecek kadar küçük teknolojiler üretiliyor. Nanoteknoloji deniliyor ona tıpta. Anotop deniliyor. Şimdi bunlardan söz ettiğimiz bir zaman diliminde yaşıyoruz. Dolayısıyla hani bu çok doğal geliyor değil mi insana? Evet robotlar da olabilir dabüül ararz. Evet virüsler de olabilir dabül arz ama ifrat ve tefrit sakınıp fihi nazar deyip meseleyi kapatıyoruz. Evet ben de makaleleri kapatıyorum değerli dostlar. İkindi vakti daha hızlı geçtiği için dersleri de ona göre ayarlamaya çalışıyorum. Sizi de geciktirmiyorumdur inşallahu Teala. Evet. E dua edelim. E değerli dostlarım dualarımız eee olsun bugün. Aynı zamanda eee nelerimiz olsun? Anahtar kelimelerimiz olsun. Neydi anahtar kavramlarımız? Dabbetül arz. Bugünün ana anahtar kavramı. O dabe. Debelenip duran insanların yaratma sevdası. İşte bu bugünkü aslında dabin temel şeyi bu. Eee, insanların yaratma sevdası. Teknoloji ne istesek bize veriyor. Teknoloji yaratıyor diye bakıyor insanlar. İşte ömrümüzü şu kadar uzatabilir miyiz? Çocuğumuzun cinsiyetini kendimiz belirleyebilir miyiz? Kendimizi efendim dondurup da işte 200 yıl sonra çözdürebilir miyiz? İnsanların peşine düştüğü şeylere bir bakın lütfen. İnsanların yaratma sevdası, temkinli ve tedbirli olmak. Bugün aldığımız ders bu. Eee, taklidi imandan tahkiki imana geçmek, dikkatli konuşmak, Kur'an'a ve sünnete karşı çok saygılı olmak ve aceleci olmamak, fihi nazar diyebilmek. Ne güzel derslerdi bunlar, değil mi? Aslında arzın ne olduğundan daha ziyade biz bugün ne dersi aldık? Kur'an ve sünnete saygılı olma dersi aldık. Evet, eee, değerli dostlarım, var mı dualarınız? Dualarımız da bu olsun bugün. Ne olsun? Kur'an'a ve sünnete saygılı olanlardan olalım inşallahu teala. görelim. Allah Resulünün bize işaret ettiği şeyleri eşya ve hadiselerin yüzünde görelim. Allah bize göstersin. Basiretle baktırsın. Ama ama o basiretle gördüğümüz şeyler gözümüzdeki çapağı silmeye vesile olsun. Koltuk değneği olarak onları kullanmaya çalışmayalım. İslam'ın koltuk değneğine ihtiyacı yok. Kur'an'ın koltuk değneğine ihtiyacı yok. Sünnetin koltuk değne ihtiyacı yok. Onlar bizim gözümüzdeki çapakları silsin. Onlar ferasetle bıkıyor oluşumuzun hikmetini ortaya çıkarsın. Tedbirimizi alalım. Dikkatli adımlar atalım. Doğru konuşalım. İfratlardan ve tefrit muhafaza olalım diyorum ve bugünkü dersi de böylece hitame erdiriyorum. Değerli dostlar bugün de böyleydi. Hakkınızı helal edesiniz. görüşmek üzere diyorum. Allah'a emanet olasınız.
EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: KIYAMET ALAMETLERİ (DÂBBETÜ'L ARZ)
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.