YouTube to Text Converter

Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN...

Video Transcript:

Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmeîn. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elf alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya resulallah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Yeni bir haftadan, yeni bir manadan, yeni bir dersin içerisinden selamlıyorum. Yeni bir Hazreti Pir Okumaları dersinden selamlıyorum sizi. Hazirunu muhabbetle selamlıyorum. Gayibu da hasretle, muhabbetle selamlıyorum. İnşallah feyizli ve bereketli bir ders olsun bugün. Eee, bugün münkeratla nasıl, eee, nasıl mücadele edeceğimizi konuşacağız. Yani efendimiz sallallahu teala Aleyhi ve Sellem'in hadis-i şerifinde buyurulduğu gibi elimizle düzeltme, dilimizle düzeltme, kalben buz etme, bunların mahiyetini konuşacağız. Haksızlıklar karşısında nasıl bir tavır sergilemek lazım? Bunu usulünü, edebini, yöntemini ele alacağız inşallahu Teala. Hoca efendinin makalelerinden yola çıkacağız ve o makalelerin bize, kalbimize nasıl hitap ettiğini, nasıl bize hoca efendinin nasihatler verdiğini, bu konuda dinlemeye, anlamaya çalışacağız inşallahu teala. Hoca efendi, "Zulüm karşısında alınacak tavır diye bir makalesi var. Bu makalede bu meseleyi irdeliyor. Genel çerçevesiyle irdeliyor. Sonra ilgili hadis-i şerife ilişkin bir yaklaşım tarzı sergileyen başka bir makalesi var. Bir de meselenin usulüne, adabına ilişkin bir makalesi var. Onları dersin eee süresinin izin verdiği ölçüde beraberce değerlendirmeye çalışacağız inşallahu teala. Değerli dostlarım önce zulüm karşısında alınacak tavır makalesinden başlayalım. Hoca efendi diyor ki hemen her çeşidiyle zulmün çok yaygın bir hale geldiğini görüyoruz. Ondan uzak kalma adına nasıl bir duruş sergilemeli diye soruluyor hoca efendiye. Şimdi zulüm karşısında eee o münkerat karşısındaki bizim duruşumuz bugünkü konumuz ya haksızlık karşısında susmak. haksızlık karşısında tavır almak ve bunu yaparken de bunu yaparken de radikal tavırların içerisine girmemek üslubumuzu, üslubumuzu, karakterimizi o konuda ortaya koyabilme ve bunu yaparak haksızlık karşısında bir tavır sergileyebilme. Bunu hoca efendiye soruyorlar. Nasıl bir duruş sergilememiz lazım? Yani bu kadar zulmün bu kadar çok gemi asıyı alı aldığı bir dönemde hoca efendi diyor ki zulüm hem Kur'an-ı Kerim'de hem de sünnet-i sahihada geniş anlamlı olarak ele alınıyor. Ama biz kısaca ifade ettiğimizde aslında zulüm haddi aşma başkasının hakkına tecavüz etme manasına geliyor. En geniş manadaki tanımı bu. Elbette onun da kendi içerisinde dereceleri var. Mesela bir insan diyelim ki karıncayı öldürdüğü zaman zulmetmiş oluyor. Neden karıncayı öldürdüğü zaman zulmetmiş oluyor? Çünkü hiç kimse haksız yere bir hayvanın yaşama hakkını elinden alamaz. Haddi aşmaktı ya zulüm. Hiç kimse hiç kimse haksız yere bir hayvanın yaşama hakkını elinden alamaz. Dolayısıyla bir karıncayı öldürmek zulümdür. Şimdi bu zulmün bir derecesi. Eğer haksız fiilinizin konusu bir insansa elbette o zaman işlediğiniz zulüm daha da büyük olur. Bir topluluğa yapılan zulme gelince o diğerlerine kıyaslanamayacak ölçüde daha büyük, daha korkunç bir zulüm olur. Bakın zulmün dereceleri var. Bir karıncayı öldürmekte zulüm. Bir insana haksızlık etmekte zulüm. Bir topluluğa, bir topluluğa yapılan zulüm bu diğerleriyle kıyaslanamayacak ölçüde çok daha büyük korkunç bir cürüm olarak karşımıza çıkıyor. Şimdi hangi çeşidiyle olursa olsun zulüm Allah'ın belası, bir inhiraph, bir sapıklık. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde zulümden uzak durun. Zira o kıyamet gününde insanı boğacak ve bunaltacak üst üste karanlıklar şeklinde onun karşısına çıkacaktır diye buyuruyor efendimiz. Yani birisi zulüm yapıyor diye hiç kimsenin yaptığı zulüm yanına kar kalmıyor. Ne oluyor? kıyamet gününde insanı boğacak ve bunaltacak üst üste karanlıklar şeklinde onun karşısına çıkıyor. Zulmün bir manası da karanlıktır. Malumunuz zulüm diyoruz karanlıklara. Aslında zulüm bir zulüm. Dolayısıyla da bir karanlık, üst üste karanlıklar suretinde mahşer gününde, kıyamet gününde o insanın karşısına çıkıyor. Efendimiz de bu hadis-i şerifleriyle aslında insanın eee yaptığı zulümlerin uhrevi yansımalarına işaret ediyor. Buradaki amellerimizin izişümleriyle karşılaşacağız. Dolayısıyla zulmün uhrevi iz düşümü çok karanlık ve üst üste insanı bunaltacak karanlıklar şeklinde insanın karşısına çıkması mukadder. Yani insanın bu dünyada gerek hayvanlara, gerek insanlara, gerekse Allah'a karşı yapmış olduğu zulüm ve haksızlıkların her birisi ayrı bir dert, ayrı bir sıkıntı olarak ahireti onun karşısına çıkacak. Bu dünyada sınır tanımayan, had bilmeyen zalimlere Allah hadlerini ahirette bildirecek. Ne diyordu Bediüzzaman Hazretleri? Küçük davalar küçük mahkemelerde, büyük davalar büyük mahkemelerde görülür. Büyük duruşma, büyük duruşma. Bunu ifade ediyor bizim için. Şimdi muhakkik alimlerin zulmü imana girmeye mani olarak gördüklerine de şahit oluyoruz. Yani zulmün bir hususiyeti var. Yani bir insan eğer zalimse o onun iman dairesine girmesine mani oluyor. Ama bir taraftan da bir insan iman dairesinde ise zulüm onun imandan çıkmasına da sebep teşkil edebiliyor. Bunu muhakkik alimler yani tahkik ehli alimler böyle ifadelendiriyorlar. Zulüm imana girmeye mani. Zulüm iman dairesinden çıkmaya sebep. Şimdi bize bakan veçesine geçeceğiz işin bunu. Bu zulüm bizden de sadır oluyor olabilir. Zulümden kendimizi azat etmeye, zulmetmekten ve zulme uğramaktan Allah'a sığınırım diye efendimiz bize dua ettiriyor. Ya hep böyle bir duanın içerisinde olmaya ihtiyacımız var. Beraberce böyle bir duanın içerisinde olmaya ihtiyacımız var. zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım diye Allah'a dua etmemiz lazım. Zulmetmekten kendimizi fersah fersah uzak tutmaya çalışmamız lazım. Haddimizi aşmaktan, başkasının hakkına tecavüz etmekten, bir karıncayı haksızca öldürmekten hep Allah'a sığınmak lazım. Ama bir yönümüzde meselenin bir yönü ve bugün aslında üzerinde duracağımız yönü zulmün engellenmesi yönü. Yani biz zulüm işlemiyoruz ama irtikap edilen zulümler var yeryüzünde. Onlar konusunda nasıl bir tavır sergileyeceğiz? Bugünkü ana meselemiz bu. Bu meseleye girmeden önce önce zulmü tanımladık. Zulmün aslında nasıl bir karanlık olduğunun altını çizmeye çalıştık. Zulüm insanlık adına bir ölçüde kötü ve çirkin olduğuna göre mutlaka onun önünün alınması gerekiyor. Sadece ki özneler adına değil. Zulüm insanlık adına kötü ve çirkin. Bütün bir insanlık adına. Ayet-i kerimeyi hatırlayın. Bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir. Bunu diğer amellerin üzerinden de düşünebilirsiniz. Bir insanı yaşatan diye devam ediyor Cenabı Hak. Bütün insanları yaşatmış gibidir. Dolayısıyla bize düşen bir sorumluluk var. Eğer ortada bir zulüm varsa önünün alınması çabası. Hadisin ifadesiyle herkes tasarruf kabiliyetine göre, takatine ve konumuna göre. Şimdi hadisin ifadesi elle düzeltmek, dille düzeltmek ve buz etmek olmak üzere üç kategori ya. Ama hoca efendi bakın altını çiziyor. İnsanın insanın takatine göre, tasarruf kabiliyetine göre, konumuna göre bu düzeltme yani bizim düzeltemeyeceğimiz zulümler var yeryüzünde. Öyle değil mi? Bazen biz takatimize göre, konumumuza göre, tasarruf kabiliyetimize göre bazen elimizle, bazen dilimizle, bazen da buz etmek suretiyle zulme karşı bir tavır sergiliyoruz. Bu hadis-i şerif Müslim'de ve Tirmizi'de olan Ebu Davud'un süneninde de olan sahih bir hadis-i şerif. Yani efendimiz buyuruyor ki, "Bir insan zulüm gördüğü zaman eliyle, diliyle güç yetiremiyorsa en azından kalbiyle buz ederek o zulme karşı tavır sergilemeli" diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Ve bu bun zulme karşı sessiz kalınmaması gerektiğini de haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır sözüyle ifadelendiriyoruz. Bu bu söz meşhur bir söz biliyorsunuz. Hakk haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Şimdi bazı küçük zulümleri önlemek diyor hoca efendi fertlerin imkan ve iktidarı dahilindedir. Fakat bazı zulümlerde vardır ki onlar ancak devlet eliyle önlenebilir. Şimdi düşünün devletin nizamı var, kanunu var. Ne olması gerekiyor? Devlet eliyle önlenen zulümler var. Yani bizim gücümüz devlet eliyle eee önlenecek zulümlere yetmiyor. Hatta mükemmel şekliyle olmasa bile şöyle böyle adalet ve demokrasinin hüküm fermaı olduğu günümüz dünyasında işlenen öyle zulümler var ki devletler de onların üstesinden gelemeyebiliyorlar. Tekrar ediyorum bakın öyle bir zamanda yaşıyoruz ki günümüz dünyasında öyle zulümler işleniyor ki çoğu zaman devletler bile onun üstesinden gelemiyorlar. Kan seylap seyaplarının insanları sürükleyip götürdüğüne şahitlik ediyoruz. Kan gölünde boğuluyor insanlar. Yuvalar yıkılıyor, çocuklar yetim kalıyor, eşler dul kalıyor, vahşetler, şeneatler birbirini takip edip gidiyor. Şimdi bunların önlenmesi bazen devletin eline bile, devlet eliyle bile mümkün olmuyor. Uluslararası bazı kurumların ve kuruluşların eliyle ancak mümkün olabiliyor. Bu açıdan mani olacak güce sahipken zulüm karşısında sessiz duran ister fert olsun ister devlet olsun uluslararası bir güç olsun dilsiz şeytandır. Bakın tekrar ediyorum burada bir şart var. mani olabilecek güce sahipken. Şimdi insanın ya da bir devletin ya da uluslararası bir kuruluşun bunu başarabilecekken mani olabilecek bir gücü varken, zulüm karşısında seyirci kalıyorsa fert de olsa, devlet de olsa, uluslararası kuruluş da olsa dilsiz şeytandır. Zulmü engelleme imkanı bulduğu halde buna göz yuman için bir yönüyle zulme ortak olmuş olur. Ne oluyor? zulme ortak olmuş oluyor. Zulmü engelleme imkanı var olduğu halde engellememişse ve ahirette de buna göre muamele görmüş oluyor. Ama burada şarta dikkat edin. Böyle bir imkanın varlığı burada insanı mesul tutan şey bu. Böyle bir imkanın varlığı. Yoksa düşünün yeryüzünde bu kadar büyük zulümler var. Biz fertler olarak bu kadar büyük zulümlerin önünü alabilme noktasında bizim neyimiz yok? Bizim o konuda, o konuda e iktidarımız yok. O konuda gücümüz yok. Dolayısıyla da bu konudaki eee duruşu sergilemesi gereken kurumlar, kuruluşlar, efendim devletler, onların kendi güçleriyle devreye girmesi gerekiyor. Şimdi zulme karşı tavır almak ve onu engellemek çok oldu. Çok önemli olduğu gibi bu konuda takip edilecek olan stratejiyi belirleme de önemli. Aslında en büyük yanlışlar da bu konuda yapılıyor. Herkes birbirinin kafasına sopayla işte zulme sessiz kaldın, zulme sessiz kaldın, zulme sessiz kaldın diye vurmaya çalışıyor. Oysa zulme karşı tavır almak, onu engellemek çok önemli. Ama bu konuda takip edilecek olan stratejiyi belirlemek de çok önemli. Üslup hatasına düşmemek de çok önemli. Zulmü engelleyeceğiz diye radikalleşmemek çok önemli. Biliyorsunuz IŞİD gibi, boku haram gibi efendim terörist gruplar da kendilerine göre zulmü engellemek için ortaya çıkıyorlar. Zulme engel olmak için ortaya çıkıyorlar ama radikal tavırlarla ortaya çıkıyorlar. Dolayısıyla bize düşen şey takip edilecek olan stratejinin doğruluğu. Üslup hatasına düşmeme. Ne yapıyorsunuz? Diyelim ki yeryüzünde büyük bir cehalet zulmeti var. Cehalet de bir zulmettir. E okullar açıyorsunuz. Bu bir elle düzeltme gayretidir. Nasihat ediyorsunuz. Bu bir dille düzeltme gayretidir. Nasihat ediyorsunuz. İnsanlar dille düzeltmeyi radikal bir tavırla insanları rencide etmek zannediyorlar. Öyle değil. Daha baştan insan haksızlıkları nasıl önleyebileceğini çok iyi hesap etmeli. Kendi imkanlarının farkında olmalı insan. yapabilirliklerinin zulmü önleyeceğim diye daha büyük fitnelerin çıkmasına sebebiyet vermemeli. Bu da bakın feraset ve basiret. Birisi zulmü önleyeceğim diye ortaya çıkıp da fitnelere sebebiyet veriyorsa, hayır yapıyorum diye şer yapıyorsa işte o zulmü büyültüyor, küçültmüyor. Tekrar ediyorum cümleler çok önemli. Feraset ve basiretli olmalı insan. Zulme karşı tavır almak ve onu engellemek ne kadar önemliyse bu konuda takip edilecek olan doğru stratejiyi belirleme, üslup hatasına düşmeme en az bu kadar önemli. Daha baştan insan haksızlıkları nasıl önleyebileceğini iyi hesap etmeli. Kendi imkanlarının farkında olmalı. Aynı zamanda zulmü önleyeceğim diye ortalığa dökülüp de daha büyük fitnelerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermemeli. Hayır yapıyorum diye şer yapmamaya dikkat etmeli. Şimdi birincisi şu ölümle hiçbir yere varılmaz diye bir başlık atıyoruz ve diyoruz ki bazıları irtikap ettikleri zulüm ve haksızlıklar yoluyla hedeflerine varacaklarını zannediyorlar. Zalimler böyle ne yapıyorlar? İnsanları ezerek, insanları ezerek, onların haklarına tecavüz ederek, onları belki aşağılayarak, itibar suikastleri yaparak ne yapıyorlar? işte hapisleri atarak, işkence ederek, başka çeşit zulümlerle hedeflerine varacaklarını zannetseler de büyük bir yanılgı içerisindeler. Bugüne kadar zulüm yoluyla bir yere varıldığına, herhangi bir hakkın ikame edildiğine şahitlik edilmemiştir. Şimdi bu bizim için bir hakikat, bizim için, bizim için bir hayat prensibidir. Bugüne kadar zulüm yoluyla bir yere varılmamıştır. Herhangi bir hak ikame edilmemiştir. Hak zulüm yoluyla tutulup da ayağa kaldırılamaz. Bu bizim için çok önemli bir düstur. Hayat düsturu. Öte yandan zulümle bir yere varılması mümkün olmadığı gibi onunla kaybedilen hakların geri alınması da mümkün değildir. Yani bize zulmedildi. Biz de mukabele-i bilmisil kaide-i zalimanedir." diyor Bediüzzaman Hazretleri. Biz de işte zulümle haklarımızı geri alacağız. Hak hukukumuza, hukukumuzu koruma çabası içerisinde ne yapacağız? Haddimizi aşacağız. Bu da mümkün değil. Eğer insanlar zulüm yoluyla bir yere varmaya, kaybettikleri hakları elde etmeye çalışsalar bu yeni yeni zulümlerin ortaya çıkmasına, hukukun çiğnenmesine, adaletin paramparça olmasına sebebiyet verecektir. Eğer hakkın hakimiyeti ve adalet talep ediyorsak, eğer hakim olsun istiyorsak ve talep ettiğimiz şey adaletse işin bidayetinden nihayetine kadar hakka bağlılığı elden bırakmamak zorundayız. Başından sonuna kadar. Bakın, e, hizmete bu kadar çok zulm edildi. Dikkat edin, 9 yıl oldu ama 9 yıl oldu. Daha öncesi de var biliyorsunuz. O yolsuzluk operasyonlarıyla başlıyor. Hizmete zulmedilmesi meselesi. Öncesi de var. Buna rağmen daha da öncesi var. Onun öncesi de var. Ama zulümler bu kadar çok şiddetlendi. Bu kadar çok şiddetlendi ama hakka bağlılık elden bırakılmadı. Hukuktan başka bir yönteme müracaat edilmedi. Zulmü engelleyeceğiz diye radikal tavırların içerisine girilmedi. Kimse kimse şahsi olarak zulmü ben kendim önleyeceğim diye ortalığa dökülüp de başkalarına zarar vermedi. Hep hukuk yolu. Hukuk bile ziru zeber edildi, tarumar edildi. Buna rağmen hukuktan başka bir yola müracaat edilmedi. Dolayısıyla işin bidayetinden, başlangıcından nihayetine kadar biz hakka bağlılığı elden bırakmamakla mesulüz. Çok defa ifade ettiğimiz bu tabirle söyleyecek olursak hedef meşru olduğu gibi ona ulaştıracak vesile ve yolların da meşru olması lazım. Bu bizim çokça tekrar ettiğimiz anahtar cümlelerden bir tanesi. Hedefimiz ne kadar meşruysa bizi o hedefe ulaştıracak olan yöntemlerin de, vesilelerin de, yolların da meşru olması lazım. Allah'a hamdü sanalar olsun. Bu bu yaşadığımız, içinden geçtiğimiz bu sürecin bize gösterdiği bir şey var. Beni bu çok etkiliyor. Dava dosyalarına bakıyorsunuz. dava dosyalarını ve bakıyorsunuz ki insanların suçlandıkları şeyler suç olmayan şeyler. İşte hizmetin okuluna çocuğunu göndermiş. Hizmetin eee hizmetle bağlantılı bir bankaya para yatırmış o insan. Efendim bir kitap almış okumuş. Hizmetin kitabı diyebileceğimiz yayınevlerinin bastığı kitap. Sadece Hoca efendinin kitapları değil yasak olan. Biliyorsunuz İzmit'in yayınevinin bastığı kitapları da yasak olarak o kategoride ele alıyorlar. Ve bunlar suç olarak tanımlanmış. Şimdi bu insanların gerçekten bu kadar bu kadar mütecaviz olan insanların bu kadar saldırgan, bu kadar vahşi olan insanların hizmetin insanlarına ilişkin bulabildikleri gerçekten suçlar olsaydı bunları suç delili olarak kabul etmezlerdi. Dolayısıyla aslında bu yaşanılan süreç hizmet insanlarının ne kadar masum olduklarının da bir delili olarak ortaya çıktı. Tertemiz. Tertemiz. Birileri böyle zanni suçlarla hizmeti kirletmeye çalışıyorlar. Kendi zanlarıyla hizmeti kirletmeye çalışıyorlar. O zanlar, zan bir delil değildir biliyorsunuz. O zanlarla ortaya çıkıp da fitnelere sebebiyet veren o insanlar hizmeti değil kendilerini kendilerini butlarına mahkum etmiş olurlar. Peki günümüzdeki bunca zulüm ve haksızlıkları önlemek bizim elimizden gelir mi? Şimdi böyle bir sorumuz var değil mi? Günümüzde bu kadar zulümler var, bu kadar haksızlıklar var. Bunları önlemek bizim elimizden gelir mi? Bunun ne kadarına muvaffak olabiliriz? İkinci bir soru da bu. Elimizden gelmiyor. Peki bizim elimizden ne gelir? Şimdi bu bütün bunları ölçümleyebilmek kolay bir mesele değil. Fakat önemli olan bizim ıslah ve tamir yolunda olmamız. Bir hayat felsefesi olarak. Yani siz iyiliği çoğaltmaya adanmış insanlar olmanız. Sizin, sizin yeryüzünde iyiliği çoğaltmak için, kötülüğünü önüne almak için çırpınıyor olmanız, vazife alıyor olmanız, hizmet ediyor olmanız iyiliği çoğaltmak için. İyiliği çoğaltma adına yaşıyor olmanız. Buna adanmışlık diyoruz. Öyle değil mi? Buna adanmışlık diyoruz. Şimdi yeryüzündeki haksızlıkları önlemek bizim elimizden gelir mi? Bunun ne kadarına muvaffak olabiliriz? Bunu bilmiyoruz ama şunu biliyoruz. Bizim için önemli olan şey ıslah ve tamir yolunda olmak. Üstadımız diyor ya hani asırlardır reheder olan bir kaleyi tamir etmeye çalışıyoruz diyor Bediüzzaman Hazretleri. Aşındırılmış, yıpratılmış, yer yer çökmüş olan bir kaleyi yeniden imar etmeye, tamir etmeye çalışıyoruz. Her gelen bir taşını almış, götürmüş. Dolayısıyla üstat ne diyor? İki tane elimiz var, 100 tane de elimiz olsa. Bir tane aklımız var, 100 tane de aklımız olsa. Hep o tamir için, hep o ıslah için. Islah etmek biliyorsunuz tamir etmek manasında, yıkılanı düzeltmek manasında. Dolayısıyla o yolda olmak yani bizim için önemli olan bu yolda olmak ve bunu yapabildiğimiz sürece biz yeryüzündeki kötülüklere karşı elle müdahale denilen o fiili müdahaleyi gerçekleştirmiş oluyoruz. İyiliği çoğaltma adına bir şeyler yapabiliyorsak, tutup kaldırabiliyorsak, bu yolun yolcularına düşen vazife diyor hoca efendi her zaman hak ve hakikatin temsilcisi olmak, herkese bağrını açmak, aynı zamanda yapılan zulüm ve haksızlıklara da ayniyetle karşılık vermemek. Bakın ne yaptık. Hayat prensiplerimiz bunlar bizim. Bunlar bizim duruşumuz. Bunlar bizim kimliğimiz. Ne yapıyoruz? Birincisi hak ve hakikatin temsilcisi olmak istiyoruz. Herkese bağrımızı aşmak istiyoruz. Ve aynı zamanda yapılan zulüm ve haksızlıklara da aynıyla karşılık vermemeyi de bir hayat prensibi haline getiriyoruz. Şair Navi'yi biliyorsunuz. Onun mısralı mısralarıyla söyleyecek olursak cevr ile kimseyi bizar etme. Sana cevretse de azar etme. Varma şekva ile babşaha sana cevredeni sal Allah'a. İşte bu bizim yaşama üslubumuz. Bu üslubumuz. Yaşama üslubumuz. Cevr ile kimseyi bizar etme. Sana cevretse de azar etme. Varma şekva ile Babşaha sana cevredeni sal Allah'a. Bunun manasını da veriyorum ve şöyle diyorum. Zulmederek kimseyi rahatsız etme. Sana zulmetse de sen haksızlık etme. Şikayet ile Allah kapısına varma. Sana zulmedeni Allah'a sadece havale et. Bakın ne güzel değil mi? Kimseyi zulmünle huzursuz, rahatsız etme. Ama birileri de sana zulmetmişse sen ona karşı mukabele-i bilmisilde bulunma. Sen haksızlık etme. Allah'ın kapısına şikayetle varmak yerine sana zulmedenleri Allah'a havale ederek var. Bu konuda hani Mevlana olmak diye sürekli Hazreti Mevlana'dan örnekler veriliyor ya. Bakıyorsunuz insanlar kürsüye çıkıyorlar. Hazreti Mevlana şöyle müsamakardı. Yunus efendim böyle affediciydi. Ahmet Yesevi böyle birleştiriciydi. Hacı Bektaş Veli şöyle kalpleri telif etmişti diye nutuklar atıyorlar. Fakat Mevlana olmak kolay değil. Yunus Emre olmak kolay değil. O insanlar, Mevlanalar, Yunus Emreler, Ahmet Yeseviler, Hacı Bektaş Veliler, onlar müsama insanlarıydı, sevgi insanlarıydı, şefkat insanlarıydı. Nefreti kalplerinden söküp atmışlardı. Mevlana'dan bahsettiğiniz aynı anda hakikaten size hakaret eden birilerine karşıak açabiliyor musunuz? Mevlana olmak böyle bir şey. Üzerinize gelenler karşısında yumuşak bir şekilde problemi halletmeye çalışıyor musunuz? Mevlana olmak böyle bir şey. Size karşı düşmanlık besleyen insanları bir süre sonra kendinize benzetebiliyor musunuz? Yapabiliyor musunuz bunu? İşte gerçek Mevlanalık budur diyor Hoca Efendi. Biliyorsunuz hoca efendinin birkaç farklı sohbetinde anlattığı bir Mevlana kıssası var. Kaba softalardan birisi geliyor Hazreti Mevlana'nın karşısında karşısına ve sayıp dökmeye, hakaret etmeye başlıyor. Bir ayağım Müslümanlığın merkezinde, diğer ayağım 72 milletin içerisinde diyorsun. Sen nasıl bunu söyleyebilirsin diye hökürmeye başlıyor. Hz. Mevlana'yı zındıklıkla suçluyor. Müslümanları saptırmakla suçluyor. Aleyhinde sözler söylüyor. Sayıyor, döküyor. Hz. Mevlana onun dediklerine hiç müdahale etmeden Allah'ın verdiği bir temkinle sükunet içerisinde onu dinliyor. Onun diyeceklerini dediğini ve başka sözünün kalmadığını görünce sözün bitti mi diye soruyor. Evet. cevabını alınca da gayet yumuşak bir sözle, "Sen de gel sana da bağrım açıktır." diyor Hz. Evlen sen de gel sana da bağrım açıktır diyor. Şimdi yaşadığımız dönem itibariyla birileri diyelim ki huşunetle üzerinize geliyor. Sosyal medya üzerinden saldırılara geçiyor. İtibar su gastine geçiyor. Birileri de sizden şunu bekliyor. Siz sustuğunuz anda zannediyorlar ki o o bütün o ithamları kabul ediyorsunuz. Oysa bu bir Hazreti Mevlana tavrı. Bu bir Hazreti Mevlana tavrı. Üzerinize huşunetle gelen insanlara, huşunetle gelen insanlara kendi üslubunuzca, kendi duruşunuzu değiştirmeden cevap verebilmek. Sen de gel sana da bağrım çık diyebilmek. İşte burası sözün bittiği nokta. Böyle bir durumda karşı tarafın, karşı tarafın olumsuz duyguları eriyip gider diye ümit ediyoruz. Ama öyle bir zaman içerisindeyiz ki özellikle böyle bir nefs-i emmare ırmağı haline gelmiş olan eee efendim eee insanların çok rahat çok rahat hiç ölçüp biçmeden hiç ölçüp biçmeden başkalarına karşı saldırılara aşağılamalara geçtiği sosyal medya üzerinden yapılan o saldırılara bakın. Birileri bunlara cevap vermediğinde e herkes şöyle bakıyor. Açıklama yapılsın. Açıklama yapılsın. Niye açıklama yapmıyorsunuz diye. Oysa emin olun bu bir Hazreti Mevlana tavrıdır. Susmak. Kin ve nefretle cevap vermemek. Meseleyi sevgiyle, meseleyi şefkatle götürebilmek. Bizim yolumuz bu. Çünkü kendi karakterimiz bu. Çünkü muhataplar yumuşarlar ya da yumuşamazlar ama biz kendi karakterimizin gereğini sergilemek zorundayız. Eğer siz Mevlana ruhunu temsil etmeye odaklanmışsanız size düşmanlık yapanlar bir kere, iki kere, üç kere, dört kere size zulüm ve haksızlık yapsalar bile mukabele görmediklerini, size mukabele göstermediğinizi görmek zorundalar. Bir süre sonra vazgeçerler ya da vazgeçmezler. Ama siz kendi karakterinizin gereğini sergilemiş olursunuz. Şimdi siz meseleleri bu şekilde yumuşaklık ve mülayimet yoluyla çözmek dururken ne diye kin ve nefretle cevap vermeye çalışacaksınız? Birileri kini ve nefreti elle düzeltmek, dille düzeltmek zannediyorlar. Ama emin olun bu bir radikalleşmek yani bir miktar böyle ış ışıt tavrı bu. Bu bir boku haram tavrı bu. Efendim o radikal gruplara bakın. Onlar alıyorlar illerini silahları kendilerine göre zulmü ortadan kaldırmak için ortaya dökülüyorlar. El düzeltmeye kendilerine göre çalışıyorlar. Birileri klavyenin başına geçip ona saldırarak, buna itibar suikasti yaparak güya kendilerine göre kötülüğü ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Dille müdahale ediyorlar. Kendilerine birisi cevap vermeyince de onları dilsiz şeytanlıkla suçluyorlar. Bu aynı çizgi. Başka bir çizgi değil. Aynı çizgi. Fakat burada daha önce de farklı vesilelerle dile getirilen bir hususa açıklık getirmekte fayda mülaza ediyorum. O da şudur. Biz kendimize ait haklardan vazgeçebiliriz ve bunları affedebiliriz. Fakat dinimize, diyanetimize, milli ideallerimize, bütün bunlara saldırılarda bulunanlara aynı tavrı sergileyemeyiz. Üstat ne diyor Risale-i Nur'da? Ben diyor hakkımı helal ettim bana zulmedenlere. Ama Kur'an'ın da bir hakkı var. Allah'ın da bir hakkı var. Var değil mi? Dinin bir hakkı var. Burada yapılması gereken şudur. Öncelikle bu kötüleri, kötülükleri yapan insanlara makul şekilde izahta bulunabilirseniz, hatalarını düzeltmeye çalışabilirseniz, hala inat ediyorlarsa yine tekziplerde bulunursunuz. Yani gerekiyorsa hukuki yollara müracaat edersiniz. tazminat davaları açarsanız diyor hoca efendi. Gayet masumane ama hep hep bize hep bize adalet yolunu, hukuk yolunu göstererek ne yaparsınız? Adaletle meseleyi çözmeye çalışırsınız. Fakat bunları yaparken bile hep hukuk ve ahlakın çizdiği sınırlar içerisinde kalmaya çalışırsınız. Tekrar ediyorum, bütün bunları yaparken ahlakın ve hukukun sınırları içerisinde kalmaya dikkat edersiniz. Ve katiyen deilmen centilmenlikten fedakarlıkta bulunmazsınız. Katiyen centilmenlikten fedakarlıkta bulunmazsınız. Bakın Hikmet Çetinkaya vefat etti. eee Hoca Efendiye ne kadar çok hakaret yazıları yazmış olan birisidir. Ama Hoca Efendi ona karşı hep centilmence davrandı. Hep centilmence davrandı. En sonunda birileri hizmete terörist denildiğinde hani ben bu kadar yazılar yazdım ama ben asla terörist demedim diye bildi. İnsanca davranmak, centilmence fedakarlıklarda bulunmak. Bunlar öyle dilsiz şeytan haline gelmek değil. Bunlar Müslüman ahlakı. Bir kısım tavzih, tasih, tekziplerde bulunurken bile sözlerimizle, davranışlarımızla, bakışlarımızla ve ifade tarzımızla ne yapmak? Kendi karakterimizin yerini, gereğini yerine getirmek. olumlu mesajlar vermek, kendi karakterimizden taviz vermemek diyor bunu hoca efendi. Söyleyeceklerimizi şeytanın fısıltıları olarak söylememek Cibril emin ses tonuyla, sesiyle, soluyla söylemek. Söyleyeceklerimiz başkalarının zulüm ve saldırıları kendi karakterlerinin gereği. Hoca efendi bize bir şey öğretti değil mi? Sesinizi değil sözünüzü yükseltin. Böyle öğretti bize hoca efendi. Reaksiyoner değil aksiyoner olun. Bunu öğretti. Dolayısıyla biz ne yaparız? Kendi karakterimizin gereğiyle Cibri Emin'in ses ve soluğuyla dile getirmeye çalışırız. Söylemek istediğimiz şeyleri. Söyleyeceklerimiz, söyleyeceğimiz sözleri şeytanın fısıltıları halinde söylememek lazım. Başkalarının zulüm ve saldırıları kendi karakterlerini gösterir. Bu durum kendisini İslami düşünceye ve evrensel insani değerlere bağlayan insanları kendi karakterlerinin gereğini yapmaktan alıkoymamalı. Kimiz biz? Kendimizi İslami düşünceye ve insani evrensel insani değerlere bağlayan insanlarız. Öyle olmaya çalışıyoruz. Evrensel, insani değerler, İslami düşünce. Dolayısıyla başkaları kendi karakterlerinin gereğini yerine getirebilirler ama biz, biz kendi karakterimizin gereğini yerine getirmek ve e kendi üslubumuzdan uzaklaşmamak zorundayız. Bence bu kısacık dünya ne başkalarına zulmetmeye ne de onların zulümlerine aynıyla mukabelede bulunmaya değmez. Değmez. Neticede hepimiz birer yolcuyuz. Kısa bir müddet dünya misafirhanesinde kaldıktan sonra yaptıklarımızın hesabını vermek üzere ahirete intikal edeceğiz. Değer mi? Değer mi saldırganlığa? değer mi? Biraz daha böyle popüler olma çabası içerisinde, öne çıkma çabası içerisinde başkalarına ağır ithamlarla saldırmaya değer mi? İhtilaf ve iftiraklar çıkarmaya değer mi? İhtilaflara değer mi? İftiraklar çıkarmaya değer mi? Değer mi zulüm ve haksızlıklar irtikap etmeye? Şu kısacık dünya hayatı anonim bir sözde dünyanın basitliği ve geçiciliği şöyle ifade ediliyor değerli dostlarım. Çeşmi ibretle nazar kıl dünya bir misafirhanedir. İbret bakışı çeş bakış göz. İbret gözüyle ibret nazarıyla dünya misafirhanesinin misafirhane olduğunu gör. Öyle bak. Bir mukim Adem bulunmaz. Ne acip karşanedir. Bir tane, bir tane ölmeyen insan var mı? Ölmemek üzere hayat felsefesi kurulabilir mi dünyada? Ölmeyecekmiş gibi yaşanabilir mi? Bir tane mukim gelmiş de dünyaya yerleşmiş Adem var mı? Öyle bir acip ki aşane. Burası bir kefendir herkesin akıbeti. Şah da olsa geda olsa bu böyle. Bir kefendir akıbet sermayesi. Şahu geda. Pes. Buna mağrur olan mecnun değildir. Yanedir. Buna mağrur olan dünya hayatına aldanan deli değildir de nedir? Söyler misiniz? Nedir? Nedir hukukları haimal etmek? Hukuklara tecavüz etmek. İnsanları itibarsızlaştırmaya çalışmak. İtibar suikasti yapmak. Nedir siz susuyorsunuz diye saldırılarını daha da şiddetlendirmek. Nedir pervasızca iftiralar atmak? Nedir? Sopayla insanların başlarına vurur gibi sözü, kelamı nefrete dönüştürmek. İnsanlara, insanlara en galit hakaretlerle yüklenmek, saldırmak nedir? İnsanoğlu bugüne kadar pek çok kere karşılaştığı problemleri çözebilmek için hinleri, nefretleri değerlendirdi. Keşke bundan sonra bir kere de sevgi ve hoşgörüyü değerlendirebilsek. Kinle nefretle problem çözülmüyor. Birileri çıkmış da birileri çıkmış da kinle, nefretle, sevgi ve hoşgörüsüz olarak cümleler kuruyorlarsa itibar etmemek lazım. Birileri çıkmışsa kendi hesaplarına konuşuyorlarsa itibar etmemek lazım. Keşke bundan sonra sevgiyi ve hoşgörüyü değerlendirebilsek. Gönüllerimize herkesi açabilsek ve gönüllerimize gelen hiç kimseyi ayakta bırakmasak, onlara o endişeyi vermesek, herkese karşı derin bir hürmet hissiyle, saygı hissiyle muamelede bulunsak, ciddi bir empati duygusuyla alemin hissiyatını ve yetiştikleri kültür ortamlarını doğru okuyabilsek ve herkese buna göre davranabilsek. Zira bizim başkalarından beklediğimiz davranış tarzı neyse onların bizden bekledikleri de o. Saygı bekliyorsak saygı göstermeliyiz. Hakkımızın gözetilmesini istiyorsak herkesin hakkına hukukuna riayet etmeliyiz. Şunu bilmek gerekir ki bugünkü problemler dar düşüncelerin, donuk dimağların halledebileceği problemler değil. O ölçüde o ölçüde problemler değil. Bizim yüzleştiğimiz problemler karmaşık, çok karmaşık. Taassup duygusuyla hareket eden radikal düşünceli insanların gönüllerin fethi adına yapabilecekleri hiçbir şey yok. İnsanlığın barışı adına yapabilecekleri bir şey yok. radikal duygularla hareket edenlerin, taassup düşüncesiyle hareket edenlerin hele onlar bu katılıklarıyla asla gönülleri kendi değerlerine karşı saygıyla coşturamazlar. Mümkün değil. Saygı uyaramazlar gönüllerde kendi değerlerine karşı başkalarına insanlığın iftihar tablosunu sevdiremezler sallallahu teala aleyhi ve sellem. Çünkü onlar kendi nefislerinin esiri. Mesele hakkın ve hakikatin ortaya çıkması değil, onların haklı çıkmasıysa eğer. Mesele hakkın ve hakikatin ortaya çıkması değil, onların, onların haklı çıkmasıysa eğer hayır hayır kendi nefislerinin esiridir onlar. Evet. Bu yüzden insanlığın problemlerinin çözümü adına vicdanı engin, gönlü zengin, düşüncesi de derin olan insanlara ihtiyaç var. Vicdahlı engin, gönlü zengin, düşüncesi de derin insanlara ihtiyaç var. Nasıl Hzreti Mevlana 78 asır evvel Müslümanların ciddi manada çöküş ve kopuş yaşadığı bir dönemde ortaya koyduğu makul reçetelerle yeniden onları bir araya getirmeyi başarıyor yapıyor değil mi? Kopuş yaşıyor insanlar. çöküş yaşıyorlar ama ortaya makul reçeteler koyuyor Hazreti Mevlana ve onları yeniden bir araya getirmeyi başarıyor. İnsanlığın birbirinden koptuğu, herkesin ters istikametlere yöneldiği, ilişkilerin çatışma ve düşmanlıklar üzerine bina edildiği günümüz dünyasında da inanmış gönüllere düşen vazife aynı. Mevlana ruhunu canlandırmak zorundayız. Bu yapılmadığı sürece dünyanın farklı yerlerindeki zulüm ve düşmanlıkların önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Hele bir de tiranlar ve onların hırslarıyla intikam adına hazırlanan korkunç silahlar yüzünden dünyada barış ve huzurun ne ölçüde tehlikede olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, hayatlarını sevgi ve hoşgörüye adayan fedakar gönüllerin sorumluluğunun ne ölçüde büyük olduğu daha iyi anlaşılacak. Mesele anlaşıldı zannediyorum değerli dostlar. Haksızlık karşısında susmak ne demek? Elle düzeltmek, dille düzeltmek. Ama biraz daha açmak lazım. Bakın ne diyor hoca efendi. Bizim gücümüz ne kadar yeter bilmiyoruz. Bilmiyoruz ama şunu biliyoruz. Biz iyiliği çoğaltmakla mükellef olanlarız. Tutup kaldırmakla mükellef olanlarız. Birileri işine bakanlara, işine bakanlara niye ses çıkarmıyorsunuz diye saldırıyorlar. Oysa onlar iyiliği çoğaltmaya çalışıyorlar. İşlerine bakıyorlar. Hiliyi çoğaltıyorlar. Yaptıkları şey bu. Onlar yapmaları gereken şeyi yapıyorlar. Şöyle dedik değil mi? Öyle dedik değil mi? zulme karşı tavır almak, onu engellemek ne kadar önemliyse takip edilecek stratejiler de o kadar önemli. Evet. Günümüzde, günümüzde bunca zulüm ve haksızlıkları var. Önlemek için ne yapabiliriz? Elimizden ne gelir? Ne kadar muvaffak olabiliriz? Bunu bilmiyoruz." dedi hoca efendi. Fakat önemli olan tamir yolunda olmak, kıslah yolunda olmak. Bu yolun yolcularına düşen vazife her zaman hak ve hakikatin temsilcisi olmak, herkese bağrını açmak, yapılan zulüm ve haksızlıklara da aynıyla karşılık vermemektir." dedi. Dolayısıyla insanlar işlerine bakıyor. Hakkı ve hakikati kaldırmaya çalışıyor. Asırlardır rehedar olan o kaleyi tamir etmeye çalışıyorlarsa onlar sessiz değiller. zulüm karşısında yapabileceklerini yapıyorlar. Güçlerinin yettiğini yapıyorlar. İradelerinin, güçlerinin yettiğini yapıyorlar. En başta hoca efendi bunun altını çizdi. zulmün önüne geçmeye çalışmak lazım ama buna güç yetiremediği durumlarda, güç yetiremediği durumların da olabileceğini, bütün mesuliyetini o insanın ferdiyetine değil, gücü yeten devletlere hatta devletlerin gücü yetmediğinde uluslararası kurumlara ait olduğunu, bunun bunun günümüz dünyasında işlenen zulümlerin üstesinden gelebilme noktasında ında önemli olduğunu vurguladı hoca efendi bize. Evet, mani olacak güce sahipken zulüm karşısında sessiz duranın partiler ve devletler ve uluslararası kurumlar noktasında mesuliyet ifade ettiğini konuşmuş olduk. Şimdi eee bu bahsi hoca efendinin derinleştirdiği başka makaleleri de var. Ben özellikle bu üslup konusu üzerinde, strateji konusu üzerinde biraz daha konuyu derinleştirmek arzu ediyorum. Eee, farklı bir zaviyeden bir hadisin izahı diye bir makalesi var hoca efendinin. Aynı hadisin üzerinde duruyor. Sizden biriniz bir münker gördüğünde eliyle, gücü yetmezse diliyle, ona da muktedir olamazsa kalbiyle tavır belirlesin. Bu sonuncusu imanın en zayıf mertebesidir diyor hadis-i şerifte. Bu hadis Buhari, Müslim ve daha başka kitaplarda da vardır. Yani herhangi biriniz dinin çirkin saydığı bir münkeri gördüğü zaman eliyle nefediversin. Şayet eliyle bir bu işi yapmaya muktedir değilse, fiilen müdahale edemiyorsa kavli leyin yani yumuşak bir üslup cid hasene, mücahede-i hasene vaazu nasihatle yani diliyle def etsin. Bu diliyle defetme meselesi de dilin huşunetiyle değil. Bakın kavli leyin dedi hoca efendi. Yumuşak bir üslupla, mevise-i haseneyle yani nasihat ederek düzeltmeye çalışsın. Diliyle defetmeye imkan ve vasat müsait değilse kalbiyle buz etsin. İmanın en zayıf mertebesi budur. Düşünün ki diyor hoca efendi içtimai hayatımızı kemiren bir mikrop var. Yani cemiyeti düşünün, sosyal hayatı düşünün. Kemire kemire dize getirecek mikroplar var değil mi? içtimai hayatın içerisinde ne var? İşte insanlar dinden uzaklaşmışlar. Her türlü buhemlik irtikap ediliyor. Efendim din düşmanlıkları yapılıyor. Efendim eee gayrimeşru şeyler toplumun içerisinde meşruiyet kazanmış içki, uyuşturuculuk, tefecilik, dolandırıcılık en yüksek makamlara kadar sirayet etmiş. Devlet eliyle hırsızlık yapılıyor. Efendim devletin en yüksek makamındaki insanlar haram yiyici olmuşlar. Şimdi böyle bir toplumun içerisinde yaşadığınızı düşünün. Şer şebek şebekeleri var ve toplumun bütün uzuvları hastalanmış. Toplumun bütün uzuvları, bütün organlarıyla hasta düşmüş, cankiş bir toplumun içerisinde yaşıyorsunuz. Fert olarak ne yapabileceğinize ilişkin bir sorumluluk şuuru. Ne yapabilirsiniz? Bu şartlar altında size düşen vazife ne olur? Fiili olarak üzerinize düşen vazife ne olur? Nasıl bir mücadele yöntemi kurdu hizmet? Fiili olarak ne yaptı? Okullar açtı. Bir mücadele yöntemi bu. O toplumun içerisindeki bütün münkerata karşı bir mücadele yöntemi. Eğitim. Okullar açtı. Ondan sonra hizmet, yurtlar açtı. O çocuklar, o çocuklar o günah bataklığında yüzmesinler diye yurtlar açtı, evler açtı. Bunlar hep birbirer mücadele yöntemi. Öyle değil mi? Fiili mücadele yöntemi. E kavlile yine mücadele yöntemine hoca efendinin kürsü vaazlarını düşünün. Sizin sohbeti cananlarınızı düşünün. Bunların hepsi mevize-i haseneyle yani dille bir mücadele yöntemi değil mi? Biz böyle anlamıyor muyuz bu hadis-i şerifi acaba? Evet. Müslümanlığın hakim olduğu dönemde idareciler mesela ne yapıyorlar? idarecilerin eliyle yapılıyor bu. İşte medreseler açılıyor, tekkeler açılıyor. Tekkelerde insanlar kalp ve ruhun dereceyi hayatına yükseltiliyorlar. Bu ne oluyor? Elle mücadele böyle bir şey. Toplumsal mücadele ve günümüzde bu kadar münkeratın yaygın olduğu bir dönemde ne oluyor? Sizin yapacağınız şey yine bunlardan ibaret oluyor. Yoksa mesela birisi sokakta içki içiyor diye gidip ona müdahale etmeye kalksanız buna da elle müdahale deseniz bu radikalizm oluyor. Başka bir şey olmuyor. Gidip dilinizle ona saldırsanız o insana dilinizle saldırsanız bu da radikalizm oluyor. Başka bir şey olmuyor. Demek ki diyor hoca efendi el müdahalenin bir usulü var. bir yöntemi var, bir dönemi var, bir devresi var. Bir de bu işin dille yapılma şekli var. Senin sen elle müdahale edemiyorsan ne yaparsın diyor hoca efendi. Emri bil maruf nehyi anil münker yaparsın. Yaptığımız şey bu zaten. Allah'ın emirlerini böyle insanların Allah şunu emrediyor, Allah bunu emrediyor suretinde değil. Ne yaparsınız? İşte sohbeti cananlarla. Sohbeti cananlarla içtimai hayatı kemiren hastalıklar varsa o hastalıkları ne yaparsınız? Siz ve vize-i haseneyle, güzel öğütle, kavri leyinle toplarsınız. Ders halkaları yaparsınız. O ders halkalarına birilerini dahil etmeye çalışırsınız. Gel halkaya, gir halkaya dersiniz insanlara. Bu da bir defetme biçimi. Çok şükür. Çok şükür. Değerli dostlar, bunu yapabileceğimiz bir iklimdeyiz. Bunu yapabileceğimiz bir yolculuğumuz var. İrşat ve tebliğ hususunda yapabilmeye çalışıyoruz. Bakın sadece burada değil bir neyimiz var? Bakın sohbeti cananlarımız var hizmet olarak. Bir de hizmet sorumluluklarımız var. Vazifelerimiz var. Kazancımızdan veriyoruz. İnfakta bulunuyoruz. Muavenet diyoruz. Efendim himmet diyoruz. Bunlar bir düzeltme çabasıdır. Vazifeler alıyoruz. Genç çocuklar, gencecik çocuklar mentörlük yapıyorlar. Bu bir fiili düzeltme çabası değil midir? Gönüller kazanmaya çalışıyorlar. Gittiğimiz yerlerde de öyle. İşte yurtlar açmaya çalışıyoruz, okullar açmaya çalışıyoruz, sohbet halkaları oluşturmaya çalışıyoruz. Bunların hepsi böyle bir çaba. Yeryüzünde iyiliği çoğaltma çabası, fiili düzeltmeler, kavli leyhinde düzeltmeler. Evet. Eee, burada bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum." diyor hoca efendi. Bir cemiyet büyük günah işleyebilir. O cemiyette büyük ahlaksızlıklar ihtikap ediyor olabilir. Ama cemiyetin içerisinde birileri ahlaksızlıkları defetmeye, refetmeye çalışıyorsa, dinamik, kolektif bir şuur varsa paratoner olur o cemiyete diyor hoca efendi. İşte hizmet böyle bir paratonerdi. Kendi ülkemizde de o paratoner kalkınca görüyorsunuz nasıl ahlaksızlık bataklığına yuvarlandığını, nasıl radikalizm bataklığına yuvarlandığını. Ülkenin öyle bir düşünce, öyle bir aksiyon sayesinde musibetler de savunuyor. Çünkü gelecek olan musibetler. Çünkü o cemiyetin içerisine yuvarlandığı batak, günah batağı gazabı celbediyor, musibetleri celbediyor. Dolayısıyla o cemiyetin içerisinde, o toplumun içerisinde aktif, iyiliği çoğaltan, dinamik insanlar varsa paratoner görevi yapıyorlar. Topyekün bir cemiyette fenalıklara karşı dinamik böyle bir kolektif şuur yoksa ahlaksızlığını önüne alma mevzusunda yangına karşı itfaiyeci gibi savaşacak tulumbacılar bulunmuyorsa bela ve musibetler o toplumun başına yağmaya başlıyor. Ne diyordu hoca efendi? Tulum bana al yetiş imdada yangın var diyordu. Dinamik kolektif bir şuur. Yani okullar ferdi olarak açılmıyor biliyorsunuz. Kolektif bir şuurla açılıyor. Birileri finans ediyor, öbürleri öğretmenlik yapıyor, öbürleri idarecilik yapıyor. Bir şekilde kolektif bir şuurla açılıyor okullar. Ne büyük bir dinamizm. Ne büyük bir dinamizm. bir toplumu ıslah edebilme adına, bir toplumu, bir toplumu günahtan koruyabilme adına ne büyük rafineriler onlar. Onun içindir ki bir mümin münkeratın açıktan açığa işlendiği bir topluluk içinde bu işi yapanlarla şahıslarından ötürü münasebet kurup anlaşamaz. vaka mümin olarak herkesle belli bir seviyede münasebet kurabilir. Hatta ahlaksızlık yapan kişiyle de İslam'ın güzelliklerini kendilerine intikal ettirme noktasında alakalanıp onu içinde bulunduğu çirkinlikten kurtarma adına gayret sarf edebilir. Ama bunları sırf Allah için yapmalı insan. Yani düşünün bir toplumun içerisindesiniz. Kendi ülkenizi düşünün. Diyelim ki işte o zulümleri irtikap eden, kötülük yapan, günahlar işleyen insanlarla onlar onlardan eee onlarla münasebet kuramazsınız. Mesafe koymanız gerekiyor. Ya en hani bu buza bakan veçesi bu. Bir bir mesafe koyarsınız ama yine de belli seviyede onlarla münasebet kuracaksanız bu münasebetin adının ne olması lazım? İslam'ın güzelliklerini inkılap etti, intikal ettirme çabası olması lazım. Onları o çirkinliklerden kurtarma çabası olması lazım. Allah için olması lazım. Yani böyle bir niyete bağlı kalarak bizim o kötü kimseyle temas etmemiz ibadet hükmünde bile olur diyor hoca efendi. O kötü bir kimse biz ne yapıyoruz? İşte onun kötülüklerini izale etmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla onunla kurduğumuz ilişki böyle bir ilişki olursa, kötülüklerini izale etmeye çabası içerisinde bir ilişki olursa o bile ibadet olur. Bina aleyh imanın en zayıfı menhiyatı irtikap eden insanlara karşı kalben buz duymaktır. Evet. Allah'ı sevmeyenlere, Allah'ın kainattaki nizamını tahkir edenlere karşı elbette bu edeceğiz. Fakat bu bu İslam adına karşı tarafa sunulacak teklif ve mesajların hüsnü kabul görmesi esasına göre ayarlanmalı. Yani birilerine buz ediyoruz diye o buzu böyle yüz iş mizaslarına efendim yüz iş mizazları derken yüz asmalarına burun kıvırmalarına dönüştürmememiz lazım. Niye? Çünkü o insanlara yine sunulacak bir mesajımız var. Efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem buyuruyorlar ki, "Ben farzları yapmakla emrolunduğum gibi insanları idare etmekle de emrolum diye buyuruyor efendimiz. Yani evirip çevirip ne yapacağız? Onları böyle bir biçime yani hak ve hakikate getirebilir miyiz? O düşmanlık gösterenleri bile. Dolayısıyla hunetle değil, işim mizazla değil, tatlılık göstererek bir şeyler verebiliriz insanlara. Yani o kalben buz ediyoruz diyelim ki onların işledikleri günahlara buz ediyoruz. İşledikleri irtikaplara buz ediyoruz. Fakat bu buzumuzu bile iş mizazla değil, hunetle değil, hunet göstererek varabileceğimiz bir yer yok. içi nur dolu bir enjektörü diyor hoca efendi onun vücuduna zerk edebilmek için iyelik yaparak kendisini salmasını temin ederek ona yaklaşmalıdır. Hani başka bir yerde de anlatıyor bunu hoca efendi. Bir vücuda iğne yapacağınız zaman kasıyor ya vücut kendini. Ama aslında iğnenin rahat girebilmesi için vücudun kendini salması lazım. Ne yapıyorsunuz siz o insanlara? iyilik yapıyorsunuz. Dolayısıyla o iyilik yapmakla kendilerini salıyorlar ve siz de ne yapıyorsunuz? O içi nur dolu enjektörü onların mahiyetlerine zerk etmiş oluyorsunuz. Yani hakkı ve hakikati anlatma imkanı bulmuş oluyorsunuz. Yolculuğumuz böyle bir yolculuk. Bizim yolculuğumuz kendi üslubumuz da böyle bir üslup. Kendi meşrebimiz de böyle bir meşrep. Hasılı görüştüklerinle Allah için görüşeceksin. Konuştuklarınla Allah için konuşacaksın. Allah'ı ve onun emirlerini anlatma yolunda her vesileyi değerlendireceksin. Her şeyi göğüsleyeceksin. Ama yine sırf onun için onun için yerinde buz etmeyi de bileceksin. Üstadımız öyle diyor ya Allah için başla. Allah için işle. Bizim başlangıçlarımızla işlemelerimiz de Allah için olacak inşallahu teala. Bir makale daha var atıf yapmak istediğim değerli dostlar. Kötülüklerden sakındırmada denge diye bir makalesi var hoca efendinin ona şöyle soruyorlar hoca efendiye: "Tluma zarar vermeyen çirkinliklere göz yumma adanmışların önemli bir vasfı olarak zikrediliyor diyorlar." Şimdi hoca efendi hep böyle bize böyle diyor değil mi? Yani birisine şahsi bir günah işlerken gördüğünüzde diyor hoca efendi hani bu bunu da bir eee kaynak göstererek hoca efendi bir alime istinat ediyor. İşte bir daha bak bir daha gözünü sil bir daha bak bir daha bak yanlış görüyor olabilirsin anlamında. Hoca efendi bize ne diyor? Bakma görme. Şimdi hoca efendiye soruluyor. Bu bu topluma zarar vermeyen çirkinliklere göz yumma. adanmışların önemli bir vasfı olarak zikrediliyor. Bugünüz bir günaha, bir çirkinliğe göz yumuyorsunuz ama topluma zarar vermeyen çirkinlikler yani ferdi kusurlar. Göz yumuyorsunuz. Adanmışların vasfı bunlara göz yumma. Hoca efendiye diyorlar ki, "İslam'da nehyi anil münkerin yani kötülüklerden sakındırmanın önemli bir esas olduğu zaviyesinden meseleye bakacak olursak e günahlara göz yumma, yapılan kötülükleri affetmenin sınırları nelerdir diye soruluyor. Hoca efendi birisi sonuçta bir hata ediyor. Topluma zarar vermeyecek de olsa bir çirkinlik irtikap ediyor. Bizim ona karşı müsamamızın sınırları ne olmalı diye soruluyor. Hoca efendi de önce şunu ayırt ediyor. Ferdi, kusur ve günahlarla toplum hukukuna tecavüz sayılan suç ve kötülüklerin birbirinden ayrılması gerekir diye başlıyor hoca efendi. Biz de ayıracağız. Ferdi kusur ve günahlar ve toplum hukukuna tecavüz ve suç sayılan kötülükler. Bunları birbirinden ayırıyoruz. Çünkü bunların her birine karşı alınması gereken tavır farklı. Şahsın kendisiyle sınırlı kalan günahlarını görmezden gelmek bizim yolumuzun düsturu, adanmışların vasfı. Bakın şahsın, bunu da efendimizden öğreniyoruz. Şahsın kendisiyle sınırlı kalan günahlarını görmezden gelmek ve bu tür günah işleyen kişilere karşı mümkün olduğunca affu safla mukabelede bulunmak. öyle muamele etmek. Başka bir şahsa veya kamu hukukuna zarar veren kötülüklerin ise imkanı varsa elle, mümkün değilse dille ortadan kaldırılması. Hiç olmazsa o kötülüğe karşı kalbi bir tavrın ortaya konulması. Şimdi hoca efendi önce ferdi haklarda affu saf yolunu anlatıyor ve şöyle diyor: "Şahsın sadece kendisini ilgilendiren günahların neler olduğunu saymaya gerek yoktur. Zira batılın anlatılması safi zihinleri idlal eder, bulandırır diyor Bediüzzaman Hazretleri. Dolayısıyla faydadan çok zarara yol açar. Umumi manada İslam'ın yasaklamış olduğu bütün söz ve bütün fiilleri bu kategoride değerlendirebilirsiniz. Bir insan bunlardan birini, ikisini veya daha fazlasını irtikap etmiş olabilir. Eğer böyle birisi başkalarına kötü örnek olmuyorsa, dinin emirlerini hafife almıyorsa, dini değerlerle alay etmiyorsa ve umumun hukukunu çiğnemiyorsa böyle bir kişiye karşı biz de afu safla mukabele edebiliriz. Zira Kur'an-ı Kerim'de birçok ayet-i kerimede insanlara müsama yolu gösteriliyor ve onlardan kötülük görsek bile onlara iyilikle mukabelede etme yolu bize öğretiliyor. Mesela bir ayet eee örneği veriyor hocamız. Ali İmran suresi 134. ayet. Allah buyuruyor ki kızdıklarında öfkelerini yutarlar. İnsanların kusurlarını affederler. Allah böyle iyi davranan ihsan ehlini sever diyor. Bakın ihsan kelimesinin manalarından bir tanesi bu. Allah'ı görüyormuş gibi ona ibadet etmeye ihsan deniliyor ya. Bir ihsan. İhsanın diğer bir manası da insanlara iyilik etmek ve insanların kusurlarını affetmek, örtmek de iyi davranan ihsan ihlini sever kategorisinde ele alınıyor. Allah böyle buyurmak suretiyle bize öfkemizi yutmayı, affetmeyi, iyilik yapmayı, takva dairesinde kalmayı nasihat ediyor. Önemli bir vasıflar, önemli vasıflar arasında zikrediyor Cenabı Hak. Bu sebeple müminlerin başkalarının ferdi, hata ve günahları karşısında ilk olarak Kur'ani düsturlara uygun şekilde hareket etmeleri ve mümkün olduğunca bunlara göz yummaları esastır. Bununla birlikte özellikle de cahil kişilerin ortaya koyduğu bazı muamele ve davranışlar karşısında da bizim aldığımız tavır yüz çevirme, uzak durma tavrı. Bunu da Kur'an bize öğretiyor. Allah diyor ki, "Sen her zaman af yolunu tut, iyiliği emret. ve cahillerle uğraşmaktan uzak dur diyor Cenabı Hak. İşte pek çoğu itibarıyla mesela o saldırılar karşısında, o itibar suikastleri karşısında, o tecavüzler karşısında susmanın o cehalet karşısındaki susma olduğunu unutmamak lazım. Ne diyor Cenabı Hak? Sen her zaman af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerle uğraşmaktan uzak dur. Şimdi birisi herkes bize bir şey dedi diye dönüp ona cevap verecek değiliz ki. Cahillerle niye uğraşalım? Ve yine Cenabı Hak şöyle buyuruyor. Furkan suresi 63. ayet. Rahman'ın has kulları cahiller kendilerine satışınca selam der geçerler diyor. Bakın kimmiş onlar. Rahman'ın has kulları. Cahiller kendilerine sataşınca selam der geçerler. Başka bir ayet Müminun suresi 3. ayet. O müminler her türlü boş ve faydasız ve manasız söz ve davranıştan yüz çevirirler ve uzak dururlar. Şimdi nasıl davranacağımızı Allah bize gösteriyor. Bakın cahilce saldırılar karşısında selam deyip geçeceğiz, yüz çevireceğiz ve uzak duracağız o cahilliklerden, o faydasız, o manasız, o boş davranışlardan. Bununla birlikte eğer bir insan hata ve günahlar günahlarında ısrar ediyorsa, onları günaha hafife alıyorsa, işlediği çirkinliklerle başkalarını da başkalarına kötü örnek oluyor, toplumun hukukuna tecavüz ediyorsa bu durumca usulünce kötülüğe mani olunması gerekir. Şimdi yine ne lazım? Evet. Böyle ama usulünce yine bir üslup, yine bir strateji. Allah Resulü sallallahu tea aleyhi ve sellem karşılaşılan bu tür fenalıklar karşısında takip etmesi gereken yolu bize şöyle öğretiyor. Bakın biz Kur'an ve sünnete bağlıysak, sıkı sıkıya bağlıysak oradan almamız lazım düsturlarımızı, stratejilerimizi. Efendimiz şöyle buyuruyor Müslim'de Tirmizi'deki bir hadis-i şerif bu. Sizden kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin. Bu hadis-i şerifin üzerine zaten kurduk bugünkü sohbetimizi. O yüzden devamını zikretmiyorum. Buna göre bataklığın içerisine düşmüş bir insana karşı yapılması gereken ilk iş ne olur? Elinden tutup onu kenara çıkarmak olur. Ona saldırmak olmaz. Eğer sizin onun elinden tutup kenara çekecek gücünüz yoksa onu yapmaya gücü yeten birisinden yardım alabilirsiniz. Bakın hep gücümüzün sınırları. Bu vurguyu hoca efendi hep yapıyor. Fakat bunu yaparken de hata ve günah fahş edilmemeli, yayılmamalı, kusur, tellalı kesilmemeli. Söz konusu kişi mahcup edilmemeli. Toplum içinde onun yüzü yere baktırılmamalı. O insan küfre doğru ittirilmemeli. Günah kişisi ilan edilip de başkalarının da ona saldırmasına zemin hazırlanmamalı. Hata ve günah faş edilmemeli. Yayılmamalı, kusur tellalı kesilmemeli. Söz konusu kişi mahcup edilmemeli. Yüzü yere baktırılmamalıdır. Çünkü burada asıl gaye onu içinde düştüğü fenalıktan kurtarmak. Asıl gaye bu. Elle müdahalenin mümkün olmadığı durumlarda yapılması gereken ise nasihat etmektir. Burada nasihatin üslubu çok önemlidir. Bunun üzerinde durduk ama bir kere daha duralım. İkazda bulunurken bütün alternatifler hesaba katılmalı. Reaksiyona sebebiyet verecek üslup tercih edilmemeli. Tamam nasihat edeceğiz ama dikkat etmek zorundayız. Bunun için de kardeşini o kötülükten kurtarmak isteyen kişi bir sözü 10 defa düşündükten sonra söylemeli. Eğer kendisi konuştuğunda muhatap tepki verecekse, konuşmasından rahatsızlık duyacaksa, konuşmasından ya da nasihat etmesinden rahatsızlık duymayacağı insanlara söylettirilmeli. Üstadın ihlas risalesinde koyduğu düstur bu. Biliyorsunuz burada asıl gaye bir insanı bir fenalıktan vazgeçirmek, onu günah geçisi ilan etmek değil. Asıl gaye o insanı o günahtan, o fenalıktan vazgeçirmek se eğer yapılması gereken şey bu. O halde atılacak adımlar çok iyi hesap edilmeli. Söylenilen sözle kesinlikle muhatabın başına vurulmamalı söylenilen sözle. Marifet ne kötülüğün kötülük olduğunu söylemek ne de suç ve günaha bulaşmış kişiyi mahcup etmektir. Marifet bir şekilde o insanı kötülükten uzaklaştırma çabasıdır. Dolayısıyla da tesirli ve yumuşak söz söylemektir. Dille vazgeçirmek böyle bir şey. Böyle bir şey. Bazen insan bir acı bir tebessümle bile muhatabını irşat edebilir. Bunun çok örnekleri var. Ayrıca tavrınız şahsa değil onun kötü davranışlarına olmalı. Eğer şahıslar hedef alınmışsa buna en başta sizin karşı çıkmanız lazım. Hayır şahısları biz hedef alamayız demeniz lazım. Bizim tavrımız kötü davranışlara elinizi açarsınız ve Allah'ım ne olur benim bu kardeşimi içine düştüğü fenalıktan kurtar diye de dua edersiniz onu bu günahtan tiksintir tiksindir diye dua edersiniz. Hatta bununla yetinmezsiniz. kardeşlik hukukunun gereği olarak onun fenalıktan sıyrılabilmesi adına dualarınıza bin defa Allah'ım imanı bize sevdir. Onunla kalplerimizi tezyin et diye dua edersiniz. Bu da efendimizin hadis-i şerifi. Allah'ım imanı bize sevdir. Onunla kalplerimizi süsle. Küfrü, fıskı, isyanı bize çirkin göster. Bizleri rüşte erenlerden eyle diye dua edersiniz. belki 100 defa tekrar edersiniz. Zira Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem nasıl buyuruyor? Gaibin gaibe yaptığı duanın kabul buyurulacağını buyuruyor. E öyleyse siz de o kardeşiniz için dua edersiniz. Geçmiş dönemde diyor hoca efendi bir arkadaşın inhirafından bana bahsedilmiş de o günden beri onun adını anarak dua etmediğim gün olmamıştır diyor. Aynı şekilde önceki yıllarda sağlam karakterli bir arkadaş itikadi bir problem yaşamış. Rabbim şahit diyor hoca efendi. Kendime yaptığım her duada muhakkak ona da dua ettim. Bu konuda ihmalkarlık göstermeyi de kardeşlik hukukuna karşı bir saygısızlık ve vefasızlık görüyorum diyor hoca efendi. Son olarak değerli dostlarım bitiriyorum dersi uzattım. Hakkını helal edin. Hakkınızı helal edin. Kamu hakkı Allah'ın hakkıdır diye bir başlığımız var. Bunu da zikredelim. Mesele tamamlanmış olsun. Öyle bitirelim. İster geniş isterse dar dairede şöyle böyle topluma zarar verecek fuhşirat ve münkerata karşı ciddi bir tavır alınması, böylece onun izalesine çalışılması bizim açımızdan hem milli hem din dini bir vazifedir. Aynı zamanda da Allah hakkına saygının bir gereğidir. Yani bu yaptığımız bütün bu faaliyetler, hizmet adına yaptığımız bütün rehberlik faaliyetleri aslında nedir? fuhşiyata ve münkerata karşı fiili bir tavırdır. O fuhşiyatın, o münkeratın izalesine çalışmaktır. Allah'ın hakkına saygıdır. Milli ve dini birer vazifedir de aynı zamanda bizim için. Zira bilindiği üzere İslam'da kamu hakları aynı zamanda Allah hakkı kabul edilmiştir. Tekrar ediyorum İslam'da kamu hakkı Allah hakkıdır. O yüzden hoca efendi çok hassasiyet gösteriyor ya işte vakıf malı diyor. Yani verdiğini zarar neticesi itibariyla bir güve gibi içten içe toplumu çürütecek fenalıklar ferdin kendisiyle sınırlı kalan günahlar gibi değildir. Dolayısıyla bu tür fenalıklara göz yumamaz ve onlar karşısında da sükut edemeyiz. Kanun gücünü uygulamakla vazifeli kişiler kendilerine verilen bu yetkiyle kötülükleri önlemeye çalışmalılar. Şimdi burada da neye düşüyor? Birinci derecede vazife kanuna düşüyor, hukuka düşüyor. Müminler de yerinde ilgili mercilere müracaat ederek yerinde de mevzuda bu mevzuda yetkilileri yüreklendirerek kimi zaman da şahitlik haklarını kullanarak onlara yardımcı olmalılar. İşte hukuk hukuki yöntemler, meşru yöntemler hepsi de. Bir kez daha ifade edelim ki bütün bunlardan maksat kötülüğe düşmüş bir insanı mahcup etmek değil. Bilakis bu toplumu içten içe yiyip bitirecek fenalıklara karşı tavır alma, toplumu bu fenalıklardan siyanet etme cehdü gayretidir. Konumuzla irtibatlı olarak bitiriyorum değerli dostlar. Beni İsrail'den bir grupla alakalı zem makamında inan fakat bizim için de çok önemli bir disiplin olan şu ayet-i kerimeyi hatırlatmak istiyorum diyor hocamız. Bize bu ayet-i kerime ile bitirelim. Şöyle diyor Cenabı Hak. Maide suresi 79. ayet. Onlar kötülük yaptıkları zaman birbirlerini kötülükten vazgeçtirmeye çalışmazlardı. Bakın İsrailoğulları ile ilgili inen bir ayet. Kötülük yaptıkları zaman birbirlerini kötülükten vazgeçirmeye çalışmazlardı. Ne çirkin bir davranıştı bu tutumları diyor Cenabı Hak. Burada zikredilen onların birbirlerini vazgeçirmeye çalış çalışmamaları fiili var ya onun ifade ettiği manayı açıyor hoca efendi ve şöyle diyor: "Bu ayette konu olan insanlar irtikap edilen münkerlere engel olacak müşterek bir akıl geliştirmemişlerdi." Şimdi siz ne yapıyorsunuz? Sürekli istişarelerle kötülüklere engel olacak müşterek tavırlar geliştirmeye çalışıyorsunuz. Değil mi? Sürekli istişarelerle bir problem varsa onu çözüyorsunuz. Bir aksaklık varsa müşterek bir tavırla, kolektif bir şuurla onu gidermeye çalışıyorsunuz. Bu konuda kolektif şuura müracaat edilmeli. Edilmiyorsa aralarında bir koordinasyon yoksa problem çıkıyor. Bu toplum için de öyle söylüyor. İşte Cenabı Hak. Hoca Efendi diyor ki bakın onlar kötülükten vazgeçirmeye çalışmazlardı. Yani aralarında kolektif bir şuur yoktu, koordinasyon yoktu aralarında diyor Cenabı Hak. Bu yüzden kötülükten nehyetmeyen bu kişiler mezhe maruz kalmışlar ve lanetlenmişlerdi diyor hoca efendi. Dolayısıyla meselenin bakın toplumsal içtimai bir mesele dolayısıyla Allah'ın hukuku içtimai bir mesele olduğu için hukuki olarak müracaat edilmesi lazım. bize bakan yönüyle de kolektif bir şuuru oluşturmamız gerekiyor. O halde kötülüğe şahit olan insanın vazifesinin ne olduğu, gücü elinde bulunduranların bu konuda ne yapması gerektiği ve bu mevzuda umumi olarak topluma ne gil ve sorumluluklar düştüğü konularında ortak aklın geliştirilmesine ihtiyaç vardır diyor hocamız. Hasılı insan kendisine karşı söylenen sadece kendisini alakadar eden naseza, nabeca sözleri affetmeye çalışmalı. Nasıl ki bir insanın mide ve bağırsaklarında yenilen gıdaları sindiren sıvılar var, asitler var. Müminler de kalp ve ruh dünyalarında mesavileri, kötülükleri, haksızlıkları hazmedip eritebilecek sistemler geliştirmeliler. Böylece onlar kendilerine yapılan bed muameleleri hazmetmeyi öğrenmeliler. Fakat bir kişinin şahsında bir grup veya bir cemaat hedef alınıyor, onlar karalanıyorsa mesele ferdi olmaktan çıkmış demektir. Böyle bir zulüm karşısında kişinin hazmı nefs etmesi doğru değildir. Bilakis orada yapılması gereken ne varsa yani hukuki yöntemler neyse onların yapılmaya çalışılması lazım. Hatta zulüm ve haksızlıkta inat etmek, devam etmek durumunda da mütecavizlerin seslerini kesme, zulümlerine engel olma adına daha başka hukuki yollara müracaat etmeli. Davalar açılmalı. Nitekim Hz. Pir de kendisini hapishane hapishane gezdiren, tecrid-i mutlaka mahkum eden, zindan zindan dolaştıran, defalarca zehirleyen insanlar insanlara hakkını helal ettiğini söylemesine rağmen hizmet-i imaniye ve Kur'aniye söz konusu olduğunda asla susmuyor. Gürül gürül konuşmalarıyla zalimlerin sesini kesiyor. Böylece hakkın, Kur'an'ın ve umumun hukukunu müdafaa ediyordu Bediüzzaman Hazretleri. Evet. Zannediyorum temel prensipleri bir kere daha hatırlatmış olduk. Ben bunları hatırlatma ihtiyacı hissettim değerli dostlar. Siz ne kadar ihtiyacını hissetmişsinizdir bilmiyorum. Bu dönemde böyle bir birtım şeyler var. İthamlar var. Birtım efendim sosyal medya kirlilikleri var. Zanlar var. şahıslara yönlenmiş olan böyle parmakla gösterilip küfre doğru ittirme çabaları var. Günah keçisi ilan etmeler var. Birilerine böyle siz susuyorsunuz efendim eee dilseiz şeytansınız diye saldırmalar, diş göstermeler var. Tüm bunların içerisinde biz kimiz? Hangi prensiplerle yolumuza devam ediyoruz? Bunu bir kere daha birlikte hatırlayalım arzu ettim. Hakkınızı helal edin. Fazla uzatmış olabilirim. Zaten bunlar sizin bildiğiniz ve uyguladığınız prensipler. Siz hep işinize bakıyorsunuz. Siz hep iyiliği çoğaltmaya çalışıyorsunuz. Yapabildiğinizi yapmaya çalışıyorsunuz. İyiliği çoğaltmadığını hem fiili. İkinci olarak sözlü olarak da siz daima-i hassene ile o sohbeti cananlarla sohbetiniz hep sohbeti canan olsun arzusuyla yaşadığınız için onu da ifa ediyorsunuz. Kalben buz edilmesi gereken noktalarda da o buzu Allah adına yapıyorsunuz. Velh zaten siz yolunuza bakıyorsunuz ama bir kere daha hangi noktada yolumuza, hangi düsturlarına devam ettiğimizi bir kere daha birlikte hatırlamış olduk. Değerli dostlarım şimdi sohbeti kapatıyorum. Chat'i açıyorum. Dersi uzattığım için bir kere daha özür diliyorum. Fedakarlar ekibine tekrar ve tekrar teşekkür ediyorum. Allah onlardan razı olsun. Ve anahtar kavramlara geçiyorum. Zulüm, hakkın ikame edilmesi, adalet, adanmışlık, Mevlana olmak, Mevlana olmak. Söylem çok kolay. Olmak zor yani. Mevlana olmak, kendi karakterini sergilemek. Bu da ayet biliyorsunuz değil mi? Ayet. Yani İsra suresinde herkes kendi karakterinin gereğini sergiler. kendi karakterimizden taviz vermemek. Mülayemet yolu, kavli leyin, mevze-i hasene, dinin hakkı, haksızlık karşısında susmamak, hukuk ve ahlakın çizdiği sınırlar içerisinde kalmak, centilmenlikten fedakarlıkta bulunmamak, iyiliği çoğaltmak, evrensel insani değerlere sahip çıkmak, ibret nazarıyla bakmak, üslup ve stratejiye dikkat etmek, kolektif şuur, paratoner, buz etmek, gücümüzün sınırları, denge, şahısları hedef almamak, ortak akıl, umumun hukuk. İşte bunların üzerinde durduk değerli dostlar. Şimdi anahtar cümlelerimizi okuyoruz. Zulme karşı tavır almak ve onu engellemek çok önemli olduğu gibi bu konuda takip edilecek doğru stratejiyi belirleme ve üslup hatasına düşmeme de en az bunun kadar önemlidir. Allah hepimize istikamet versin. Üslup hatalarına düşürmesin. Rabbimiz o stratejileri kolektif şuurla belirleyenlerden eylesin. Zulümle hiçbir yere varılmaz. Çok önemli bir anahtar cümle. Hedef meşru olduğu gibi ona ulaştıracak vesileler ve yollar da meşru olmalıdır. Sesinizi değil sözünüzü yükseltin. Reaksiyoner değil aksiyoner olun. Hoca efendinin çok önemli tavsiyeleri bize bunlar. Zira bizim başkalarından beklediğimiz davranış tarzı ne ise onların bizden bekledikleri de odur. İnsanlığın problemlerinin çözümü adına vicdanı engin, gönlü zengin, düşüncesi de derin olan insanlara ihtiyaç var. Öyle nefsi-i emmareyle, heyecanlarıyla, agresiflikle ortaya dökülen insanlara ihtiyacımız yok. Yok. Yani neye ihtiyacımız var? İnsanlığın problemlerini çözme adına vicdanı engin, gönlü zengin, düşüncesi derin insanlara ihtiyacımız var. Kardeşini o kötülükten kurtarmak isteyen kişi bir sözü 10 defa düşünüp öyle sarf etmeli. Kamu hakkı Allah hakkıdır. Bu da anahtar cümlelerimizden bir tanesi. Evet değerli dostlarım dersimizi hitama erdirdik. Anahtar cümlelerimizi de okuduk. Şimdi dua faslına geçeceğiz. Dualarınızı bekliyorum değerli dostlar. Açık değil mi chat? Chat açık mı? gelmedi. Dualar yok mu dualarımız? Yoksa şöyle mi diyeceksiniz sevgili Gülüzar edasıyla? Bu makalenin hepsini dua olarak Rabbimize arz ediyoruz. Evet, sevgili Emre'nin duasını çok sevgili Emre kardeşimin, ders kardeşimin, halka kardeşimin duasını okuyacağım. Şöyle diyor: "Rabbim şefkatin kuşatıcılığında bizim ve kardeşlerimizin kendi mahiyetlerimizi açıp genişlet. kalp hayatımızda ve seninle olan irtibatlarımızı derinleştirdikçe derinleştir. Bizleri sahip olduğumuz donanımın hakkını verebilmek için şefkat duygusunu sadece insanlıkla da sınırlı tutmayarak bütün bir varlığı bütün bir varlığa yayarak hemen her fırsatta bu duyguyu bizlere derince sergilettir. Yaymayı nasip eyle ya Rabb. Şefkat duygusuyla bütün varlığı kuşatmayı nasip eyle ve bunu bize derince hissettir. Konuştuğumuz sözlere nefsimizi karıştırarak kirlettirme. Kalplerimizi yumuşat. Kavli leyini tabiatimiz haline getir. Kavli leyin, hali leyin, tavrı leyin içerisinde olalım. Fıtrat-ı selimeyle yaşayalım ya Rabbi. Kalbi selimle, aklı selimle muamele edelim. Bizleri ihsan ehlinden, ehlinden eyle. Aç herkesi açabildiğin kadar sineni. Ummanlar gibi olsun hakikati bizle tezahür etsin. Sinemiz öyle çok açılsın ki kimse ayakta kalmasın. Amin. Amin. Amin. Ya Rabbim. Sevgili Nursena duasını okuyacağız şimdi. Ona da selam ediyorum. Şöyle demiş. Ey şu güzel arşın sahibi ne olur ya Rabbi ne olur kardeşlerimle aramıza telif buyur kardeşlerimizi aramızda ihlas nasip et uhuvvet nasip etarımızı kuvvetlendir tesanüt ver ya Rabbim tesanüt ver ittifak verdeimizin arasını telif eyle kalpleri telif eyle ne olur bizi kardeşlerimize karşı sui zandan muhafaza eyle onları rencide edecek kelimelerden sana sığınırız ya Rabb üslup umuzu doğru ayarlayabilmeyi bize nasip eyle. Kendi aramızda ve bütün insanlığın ve varlığın karşı varlığa karşı zulümden kurtar bizi. Kurtar Allah'ım bizi zulümden kurtar. Bizi ahirette boğacak karanlıklardan kurtar. Birbirimizi kötülükten nehyeden, iyiliğe teşvik eden, aksiyoner, vicdanı engin, gönlü zengin, düşüncesi derin kullardan eyle bize. Bizi kendi karakterini en güzel şekilde sergileyebilen, peygamberane bir tavır sergileyebilen kullarından eyle ya Rabbi. Amin. Güzel çocuğum, çok güzel dualarım. Şimdi pek sevgili Aleyna'nın duasını okuyacağız. Ona da selam ediyorum. Güzel çocuğuma. Aleyna şöyle demiş. Güzel Allah'ım, mazlumların elini, mağdurların ahını işiten sensin. Kalplerimize metanet, sabrımıza inşira, sadrımıza inşira, istikbalimize eee istikbalimize huzur ihsan eyle. Amin. Ya Rabbi, kalplerimize metanet, sadrımıza inşira, gönlümüze huzur ihsan eyle. Zulmü görüp de susanlardan değil, onun karşısında kelam eden, duran, engel olanlardan, daima iyiliği çoğaltanlardan, bunu adanmışlıkla hayat felsefesi haline getirenlerden eyle ya Rabbi. Gücümüz yettiğince iyiliği çoğaltabilmeyi bize nasip eyle. Bize, bizi batıla ram olmaktan muhafaza eyle. Hakka haykıran bir lisan ver. Sarsılmadan zulüm karşısında durabilecek bir vicdan, sebat edecek bir iman ver. Zulmü alkışlamaktan bizi muhafaza eyle. Menfaat uğruna susmaktan sana sığınırız ya Rabbi. Kalbimiz bir güvercin kalbi gibi titremekte. Zulmün gölgesinde sükun ararken kanadımız kırık. Bakışlarımız uzaklara dalmıştır. Sen ki her sesten haberdar, her niyazdan, her niyazdan haberdarsın. Bizi bu titrek halimize, bizim bu titrek halimize merhamet eyle. Titreyen bu yürekler ancak senin kudretinle sükuna erer. Senin rahmetinle, senin inayetinle itminana erer. Kalbimize sekine ver. Gönüllerimize inşirah ver. lisanımıza her daim hak ve hakikati konuşabilmeyi lütfeyle. Sözümüzden ziyade halimiz konuşsun. Taş kesilmiş kalpleri içi nur dolu bir enjektör gibi mahcup etmeden yumuşatabilmeyi bize nasip eyle. Vesile kıl ya Rabbi bizi vesilelerden eyle. Ama nur ile ama aşk ile ama hakikat ile ya Rabbi. Amin. Benim güzel çocuğum. Alf amin. Peki sevgili Muhliseciğimin duasını okuyacağız. Şimdi şöyle demiş güzel çocuğum. Ya Rab kendi ruhumuzu ikame edebilmeye çalışırken çeşit çeşit imtihanlara maruz kalıyoruz. Şeytanın profesyonelliği bir yandan, vesveseler bir yandan sonra da hakkın yüzüyle batılı yaymaya çalışanlar bir yandan. Çok doğru. Sğdan yaklaşan insi ve cinni şeytanlar bir yandan, cerbezeler bir yandan hakkın diliyle konuşuyormuş gibi görüp de batılı yaymaya çalışanlar bir yandan. Karakteri oturmamış nadanlardan olmaktan bizleri muhafaza buyur. Çok önemli bir dua. Efendimizin karakteriyle, ahlakıyla bizi ahlaklandır. Rabb-ı rahimimiz bizler garip kapı kullarınız. Sürçeceğiz düşünceye inhirafları yaşayacağız diye tir tir titriyoruz. Ne olur bizleri sana firar edip senin ipine sımsıkı tutunan kullarından eyle. Bizleri hakkı ikame edebilmen yörüngesinde istihdam eyle. Amin. Amin. Elfi elfi amin ya Rabbi. Elfi elfi amin. Bizi efendimizin hadis-i şerifinde buyurduğu gibi ya hakkı konuşanlardan ya da susanlardan eyle. Konuşması hikmet, susması tefekkür olanlardan eyle. Birisine hakkı ve hakikati anlatırken yüz kere düşünüp de bir kere konuşanlardan eyle. Kalp kıranlardan, rencide edenlerden, tamir edeceğiz diye darmadağın edenlerden değil. Kaç kişinin katilisin sorusuna utançla cevap vermeye çalışanlardan değil ya Rabbi. Tutup ayağa kaldıranlardan eyle. Sevgili Eva hanımcığım şöyle demiş. Her insana bir sandalye, her doğuma bir, her tohuma bir toprak, her kalbe mağfiret ve güzel dualarınıza amin değerli hocam demiş. Allah razı olsunuz. Peki sevgili Eve hanımcığım öyle olsun inşallahu teala. Her tohuma bir kase toprağımız olsun. Her gönle bir sandalyemiz olsun. kendi gönlümüzde her insanı. Evet sevgili Yasir kardeş bize en çok düşmanlık eden adayı zalimlerin kalbine korku salan Allah'a Allah'a havale ediyoruz demiş. Çok doğru. Bize en çok düşmanlık eden adayı zalimlerin kalbine korkusu alan Allah'a havale ediyoruz. Bunu tekrar etmek istiyorum. Hoca efendinin mülanesi vardı ya. O mülaaneyi biliyorsunuz beddua diye topluma sunmaya çalıştılar. Oysa mülane eee biliyorsunuz Bakara suresinde Peygamber Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in mülanesi var. Necran Hristiyanlarını mülaneye davet ediyor efendimiz. Çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kendimizi ve kendinizi, eşlerimizi ve eşlerinizi diye başlıyor. Ayet ayet bunlar. Mülane ayeti var biliyorsunuz. Ve bunu e efendimiz Hristiyanlığına mülaneye davet ediyor. Onlar kaçıyorlar. Hoca efendi de mülayineye davet ediyor. Bize bize birtım iftiralar atanları, terörist diyenleri. Onlar da kaçıyorlar. Kaçıp saklanıyorlar. Topluma bunu bir beddua olarak göstermeleri çabası aslında kaçmalarının ve yine hilelerinin bir tezahürü. Yoksa o mülane nedir? Hoca efendi diyor ki, "Mülane meseleyi Allah'a havale etmektir. Hadi gelin bakalım diyebilmektir." Peki sevgili Fatma Nurumuzun duasını okuyacağız şimdi. Rabbü Rahimim ne olur bizleri ismi rahiminin mücella ayinelerinden eyle. Manevi hazım enzimlerimizi ziyadeleştir. Üzerimize düşen vazifeleri hakkıyla yerine getirme konusunda yardımcımız ol. iyiliği çoğaltma adına şu damla vari gayretlerimize ki o da senin inayetinle nezdinden deryalar bahşet. Amin ya Rabbi. Amin ya Rabbi. Güzellik için bir kanat çırpışımızdan zulmün ateşlerini söndüren rüzgarlar yarat ya Rabbi. Çok güzel ya Rabbi. Amin. Güzellik için bir kanat çırpışımızdan zulmün ateşlerini söndüren rüzgarlar yarat. Sana güçlük mü var ya Rab? Senin için bir araya gelişlerimizle yeryüzündeki nuru ziyadeleştir. O nur ile bütün insanların kalplerini imana, İslam'a, ihsan şuuruna aç. Küçüklere büyük işler yaptıran sensin ya Rabbi. İşte tüm küçüklüğümüzle karşındayız. Beklediğimizi senden bekliyoruz ya Rabbi. Amin. Elfi alfi amin. Ya Rabbi bizi kardeşlerinin kalplerini telif edenlerden eyle ya Rabbi. Amin ya Rabbi. Amin. Elfi alfi. Amin ya Rabbi. Çok güzel bir dua olmuş sevgili Fatmanur. Kalbin üstüne yazılması gereken bir dua olmuş. Sevgili Selim kardeşimizin duası Allah'ım bizlere tam bir izzet lütfeyle. Bizi öyle bir takvaya, öyle bir takviye et. Öyle bir güçlendir ki tam bir destek ile öyle bir teyit buyur ki senden gayrısının desteğinden bizi müstani kılsın. Amin ya Rabbi. Sevgili Merve'nin duası, eee, Allah günahları bizlere güzel göstermesin, çekici göstermesin. Allah'ım günaha sebep olan davranışları bize sevdirme diye dua etmiş. Son nefes kardeşimizin duası. Olmam gereken sünnet-i seniye mümini hakiki kul, hakiki mümin, hakiki Kur'an ve nur talebesi olmayı bize lütfeyle ya Rabbi. Karakterim İslam, iman, ihsan, ihdas, uhuvet, fedakarlık, diğerklık ve adalet olsun. Ben de o karakterin gereğini yerine getirebileyim. Amin. Karakterimiz böyle olmayınca onun gereği de başka türlü oluyor. Sevgili Zeynep Nevracığımın duasını okuyacağız şimdi. Güzel çocuğuma selam ediyorum. Ey adalet terazisini asla şaşırmayan, ey her zulmü kayda alan ve asla unutmayan Allah'ım. Zulüm görenlerin iç çekişlerini sen bilirsin. Zulmün karanlığında ezilenlerin gözlerinden dökülen her damlaylıyı da sen yine bilirsin. Senin ilmin dışında kalan hiçbir sızı yoktur. Senin rahmetinden uzak düşen hiçbir ah da yoktur. Biz zulmetmekten, zulme sessiz kalmaktan, zulme ortak olan her suskunluktan sana sığınıyoruz ya Rab. Ve biz zulmedenlerden de olmamak için senin lütfuna muhtacız. Bizi sabırla ve metanetle donat. Doğru bir duruşla sabit kıl ayaklarımızı. İyiliği çoğaltmakla, herkesin derdine bağrımızı açmakla sorumluyuz biz. Kalbimizi daraltma. Ufkumuzu karartma. Bizi merhametli yaşat. Adaletle yaşat. Senin rızanla yaşat Allah'ım. Amin. Elf alfi. Amin. Elf alfi. Amin. Ya Rabbi. Pek sevgili Yılmaz kardeşimin duasını okuyacağız şimdi değerli dostlarım. Ey Nur, zulüm zahiren galip görünmekte ve mazlum bu halden ah edip inlemekte olsa da bizleri Kur'an'ın sağlam tutamağına tutunup da onunla her şeyi göğüsleyebilen engin vicdan ve kalp sahiplerinden eyle. Bomboş yükselen şamata seslere rağmen sen bizden hep selam ve kutlu sözler sadır eyle. Ne büyük bir dua. Amin. Tekrar ediyorum. Bomboş yükselen şamata seslere rağmen sen ya Rabbi bizden hep selam ve kutlu sözler sadır eyle. Bizleri selamet yolunun yolcuları eyle ya Rabbi. Amin ya Rabbi. Elif alif. Amin ya Rabbim. Evet dualarımız böyleydi. Şimdi Feyzacığımın şiirini okuyup final yapacağız değerli dostlarım. Şöyle demiş Feyzacığım. Bir zaman ki dürüldü ters yüz oldu hakikat. Doğruya yanlış dendi. Doğruya yanlış dedi nizam. Nazarları muallak. Dünya denizinde seyreden bunca dumanlı yürek salim bir sahile çıkar mı yoksa varacağı bir durak? O insan ki sürüldü har sinesi. Har sinesi kalak içinde. Gören kaldı mı külünü yar sefinesi çorak içinde. Kemalden noksan yığınlar uğultu vehim içinde. Sema etti Mevlana bitimsiz gurbet içinde. Ayak altına alınacak ahlak külliyat-ı kanun ne yapsın? Duymak istemeyince nasihat bir dil kime ne anlatsın? Uçurumun kenarında dengesini arıyor garipler. Hakka bedel hakka bedel biçseler ne eder karakterin kadarsın. Güzellik görmedi yeryüzünde böylesi bir ikilem. Sultanımdan başka var mı? Sultanımdan başka başka var mı hiç ölü kalpleri dirilt? Sesinle değil sözünle sen de gir bu kervana. Neyse alemden beklediğin bak seni bekliyor alem. Çok güzel olmuş sevgili Feyzacığım. Allah senden razı olsun. Feyizlerini ziyadeleştirsin Cenabı Hak ilhamına kuvvet versin. Güzellik görmedi yeryüzünde böylesi bir ikilem. Sultanımdan başka var mı hiç ölü kalpleri dirilten? Sesinle değil sözünle sen de gir bu kervana. Neyse alemden bekledin. Bak seni bekliyor alem. Evet. Ahlak ayak altına alınınca diyor sevgili Feyzacığım. Külliyat-ı kanun ne yapsın? Duymak istemeyince nasihat bu dil kime ne anlatsın? Uçurumun kenarında dengesini arıyor garipler. Hakka bedel biçseler ne eder? karakterin kadarsın. Evet. Ben de Gülizar'ın duası gelmedi diye bekliyordum. Güzarcığımın duası geldi. Onu da okuyup öyle bitirelim. Rabbim bizlere kalbi selim, kavli leyin, kalbi selim, aklı selim, hali selim versin. Yumuşak huy, derin şefkat, merhamet, ihsan şuuru versin. Kardeşlerimize karşı kanatları yerleri kadar eğik, zulme karşı ise dik duruşlar nasip etsin. kötü davranışlardan ve sözlerden uzak duran, onlarla karşılaşınca da selam deyip geçen Rahman'ın has kullarından eylesin. Amin ya Rabbi. Amin. Alf amin ya Rabbi. Rahman'ın has kullarından eylesin Cenabı Hak bizi. Evet. Kötü sözlerden, kötü davranışlardan kendini koruyan ama onlarla karşılaşınca da selam deyip geçen sevgili şair Senacığımın şiirini okuyup öyle bitireceğiz. Şimdi zulmün her türlüsü doyumsuz nefislere şiar olmuş. Merhametten eser yok. Vicdanlar terki-i diyar olmuş. O aşıklar ki karanlığın içinde hep ahka tutunmuş. İçlerinde dolup taşan cümleler bir acı tebessüme sığar olmuş. Çok güzel sevgili sevgili Senacığım. Pek güzel. Aynen öyle olmuş. Zulmün her türlüsü doyumsuz nefislere şiar olmuş. Merhametten eser yok. Vicdanlar terk diyar olmuş. O aşıklar ki karanlığın içinde hep hakka tutulmuş. Allah bizi de onlardan eylesin. İçlerinde dolup taşan cümleler bir acı tebessüme zarar olmuş. Tam da öyle olmuş. Hakkınızı helal edin değerli dostlarım. Görüşmek ümidiyle hoşça kalın. Allah'a emanet olun.

EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN...

Channel: Emine Eroğlu

Convert Another Video

Share transcript:

Want to generate another YouTube transcript?

Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.