Transcript of EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 231: MELEKLERİN ŞEYTANLARI TAŞLAMASI
Video Transcript:
Muhammedin ve alihi ve estağfirullah estağfirullah estağfirullah elf alfi salatin vef alfi selamin aleyke ya resulallah. Evet değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Yeni bir Mesnevi Nuriye okumaları dersinden sizi 10. Risaleden selamlıyorum. Nazirunu da gaibunu da muhabbetle selamlıyorum. 10. Risale Şammi risalesinden hemen sonra geliyor. Aslında Şamme risalesiin üçüncü bir faslı olarak e yazılmış. Arabi risalede de öyle yer almış. Ama Türkçe çevirisinde Bediüzzaman Hazretleri onu müstakil bir bölüm yapmayı uygun görmüş ve Mesnevi Nuriye'de yer alan bölümlerin içerisinde muhtemelen 10. bölüme denk geldiği için adı da 10. Risale olmuş. Bugün 10. risaleye başlayacağız inşallahu teala. Oraya kadar geldik. Hamdü senalar olsun. Hamdü senalar olsun. 10 risale bize recmi şeyatin bahsini anlatan bir bölüm. Yani e şeytanların melikler tarafından semada recm edilmesi. Çok önemli bölüm bu 10. Risalei çünkü üstat 7 basamak halinde anlatıyor ve o basamaklar da aslında bize melaike-i imana dair çok önemli kazanımlar sağlıyor. Ben bu meseleyi şu noktada çok değerli buluyorum. Şimdi biz amentü billahi ve melaiketi ve kütübihi diye sayıyoruz. Meleklere iman imanın şartlarından bir tanesi. Fakat en az üzerinde durduğumuz konu meleklere iman oluyor. Yani meleklere iman edim deyip çoğu zaman o e bir rafa kaldırılıyor. Bir düşünce rafına ya da bir hayal rafına kaldırılıyor ve üzerinde çok fazla durulmuyor. Oysa çok önemli bir mesele melaikeye iman meselesi. Kendi adımıza bir melekutiyet alemi var. Fizik alemin ötesinde bir metafizik alem var. Ve iman aslında bizim o aleme açılmamızı da iktiza ediyor. Yani varlığını kabul edip rafa kaldırmamızı değil, o aleme açılmamızı iktiza ediyor. Melekûut alemine, eşyanın manasına, eşyanın melekûa, fizik ötesine açılmamızı iktiza ediyor. Dolayısıyla onlarla böyle melaikeyle haşır neşir olmak, melaike-i imana ilişkin üstadın anlattığı bahisleri tahkik etmek meselesi bizim adımıza çok önemli diye düşünüyorum. Öyle ümit ediyorum ki sizin için de öyledir. Bu bölüm eee melaike-i imandan başlıyor. 7 basamak halinde anlatacak Bediüzzaman Hazretleri. Aslında biz 10 risaleyi okurken 15 sözün de bir özetini okumuş olacağız. Üstadımız sözlerde sözler imani hakikatlerin şerh edildiği bir metindir. Malumunuz eee Allah'a imandan kaderi imana kadar bütün imani bahisler sözlerde derinlemesini ele alınır. Üstadımız 29. sözde melaike-i imanı anlattığı gibi 15 özür diliyorum 10 risalenin karşılığı olan 15 sözde de 15 sözde de üstadımız bize 10 risaledeki bahsi daha geniş olarak anlatıyor. Yani biz bugün 10 risaleyi okurken aynı zamanda 15 sözü bir manada özetlemiş olacağız. Aynı zamanda 29 söze de pencereler açacağız inşallahu teala. Aynı üslup üzere, aynı metodoloji üzerine anlatıyoruz zaten. 15 sözde de orada da 7 basamak olarak anlatıyor ve 7 basamağı 10. risalede anlattığından biraz daha tafsil ederek, biraz daha genişleterek anlatıyor üstadımız. Bunu zaman yapıyor üstadımız. bir meseleyi bir yerde mücmel olarak ele aldıysa onu daha mufassal, daha derin, daha açarak başka bir risalede anlatıyor. Biz bugün zikrettiğim gibi meseleyi böyle bütünlüklü olarak eee ele alacağız. Ben 15 sözü okusak daha mı iyi olur diye düşünmüştüm 10. risaleye geldiğimizde ama 15 sözü okumaya kalktığımızda daha uzun devam eden dersler yapmamız gerekecek. Boşsa burada daha özet, daha derli, toplu meseleyi ele alacağız inşallahu Teala. Ya da ben öyle olacağını ümit ediyorum diyelim. Şimdi eee ayet-i kerime mülk suresi 5. ayet-i kerime. Cenab-ı Hak şeytanlar için o yıldızları birer mermi yaptık diye buyuruyor. Şeytanlar için o yıldızları Cenabı Hak birer birer şahap eee ifadesini daha çok kullanıyoruz. O yıldızları bir şahap yani onlar için bir bunu gülle olarak da tanımlayabilirsiniz. mancılıktan, bir mancılıktan fırlatılan gülleler gibi düşünebilirsiniz. Yıldızlar e aynı zamanda şeytanın taşlandığı, biz onları aslında burada kastedilen yıldız, burada zikredilen yıldız, yıldız kaymalarında karşılaştığımız yıldız, meteor yağmurlarında karşılaştığımız o devasa taşlar, onlarla Cenab-ı Hak şeytanları recm ediyor. Şimdi aye-i kerime bu. Bu farklı ayetlerde de geçecek. Bunun ne ifade ettiğini konuşacağız bugün inşallahu teala 7 basamak halinde konuşacağız. Birinci basamak bizi melekut alemini açacak. Üstadımız her zaman yaptığı gibi bize ilem eyyhal aziz diye seslenecek. Biz de 10 risaleye geçmişliğin mutluluğu süruru içerisinde kalbimizin kulağını üstadımıza verip bir kere daha tap taze bir efendim üstadım diyeceğiz. Üstadımız bize diyecek ki şu ayet-i kerimenin yüksek semasına çıkıp sırrını fehmetmek için 7 basamaklı bir merdiven kuruyoruz. Ve üstadın metodolojileri de beni çok etkiliyor. Bakın üstat eee 1inci basamak 2inci basamak diye anlatıyor ya. Aslında bu basamaklar bizi semaya çıkaran basamaklar. Üstat 7 basamaklı bir merdiven kuruyor. Çünkü bu ayetin sırrını anlamak için diyor Bediüzzaman Hazretleri bizim semaya çıkmamız lazım. Beraber üstat 7 basamaklı bir merdiven kuruyor ve bizi semaya davet ediyor üstadımız. Biz de üstadımızla beraber semaya çıkacağız. Bu yedi basamaklı merdivenle inşallahu teala Cenabı Hak çıkabilmeyi nasip etsin. Evet. Şimdi eee şeytanların taşlanması ana meselemiz. Melekutiyet bahsi üzerinden oraya gireceğiz. Mesnevi Nurhiye'nin 10. risalesindeyiz ve başlıyoruz. Başlıyoruz. Yola çıkmaya hazır mısınız? Uzaya gidiyoruz beraber. Samaya çıkacağız. Şimdi birinci basamağa yükseliyoruz. Birinci basamak semavatın melaikeye ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır. Çünkü kürre-i arzın semayı nispeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zevil hayatla dolu olması semavatın o müzeyyen burçları zevil idrak ile dolu olmasını tasrih ediyor. Şimdi bu meseleyi üstadımız melakenin eee ispat-ı vücudu olarak melakenin varlığının hem sırrı lüzumu hem de ispat-ı vücudu olarak 29 sözde çok güzel anlatıyor. Eee üstadımız meseleyi şu bağlamda ele alıyor. Şimdi biz metni okuyalım. Sonra o bağlamı 29 söz üzerinden kuralım. Bakın üstat bir kıyas yapıyor burada. diyor ki şu yeryüzü dünyaya bakın ne kadar küçük değil mi? Yani Saman Yolu galaksisi içerisinde küçücük. Efendim bir de eee milyarlarca milyarlarca galaksiyar milyarlarca yıldız sistem içerisinde eee ufacık. Şimdi bu kadar küçücük bir dünyanın içerisinde Cenabı Hak bunu çeşit çeşit zihayatla doldurmuş. Nevatatla doldurmuş, hayvanatla doldurmuş, ruhanilerle doldurmuş. Küçücük bakın farkındasınız zannediyorum hayatı ismi azam. Her yerden hayat fışkırıyor. Yani bir bir eee bir avuç su bir yerde birikiyor. Bir yağmur suyu. Bakıyorsunuz onun içerisinde bir sürü hayat çeşidi, bir sürü eee zihayat taifesi yaşamaya başlıyor. Toprağı kazıyorsunuz onun altından çıkıyor. Okyanusun derinliklerinde eskiden insanların var olduğunu düşünmedikleri güneşin ışığının ulaşamadığı kadar derinlerde canlı türleri keşfediliyor. Şeffaf türler keşfediliyor. Balık türleri çok etkileyici. Fotoğraflarını görebiliyorsunuz. Belgesellerini seyredebiliyorsunuz. Şimdi uzay muhteşem burçlar hükmünde değil mi? uzay aslında zannediyorum bunu her insan böyle düşünüyordur. Çünkü ehli dünya bile yani eee kozmografya ile ilgilenenler, uzay bilimcileri ya da herhangi bir insan bakın hep böyle bir uzaylı metaforu var. Onlarda da bununla ilgili filmler yapılıyor. Çünkü hep zihnimizde şu var. Yani dünyanın üzerinde şu küçücük dünyanın üzerinde bu kadar çok çeşit hayat olsun ama şu muhteşem burçlar hükmünde olan sema tabakalarında hayat olmasın. Bu bize akla yakın görünmüyor. Hiçbirimize akla yakın görünmüyor. Dolayısıyla üstat diyor ki, "Küre-i arzın semaya nispeten küçük olması hakaretiyle beraber buradaki hakaret küçüklüğün hakareti." Yani ufacık o bütün bir uzayı eee nazarı itibari aldığınızda bir tuz tanesi kadara tekabül ediyor mu acaba dünya? O kadar küçük bütün bir sistemlerin içerisinde. Şimdi bu kadar küçüklüğüyle beraber bu kadar nisbi olarak küçüklüğüyle beraber e zevil hayatla doldurmuş Cenabı Hak onu. Bu doldurmuş. Yani öyle bir hayat işliyor ki yeryüzünün içerisinde. Üstadımız da bize diyor ki semanın bu müzeyyen burçları Cenabı Hak pek süslemiş sema burçlarını zevil idrak ile dolu olmaması düşünülemez diyor Bediüzzaman Hazretleri. Bu dünyanın bu kadar çok hayatla doldurulmuş olması oralarda da hayat olduğunu bize ilan ediyor. Aslında tasrih ediyor diyor Bediüzzaman Hazretleri. açıkça ifade etmek demek. Açıkça bir şey gösteriyor bize. Ve keza semavatın bu kadar ziynetler ile tesin edilmesi behha mehal zevil-i idrakin takdir ve istihsan ile nazarı hayretlerini celbetmek içindir. Şimdi bunlar o kadar önemli cümleler ki adeta 29. sözü özetleyen cümleler. Üstadımız şunun da altını çiziyor. Şimdi biz hep kainata biz dünya için şöyle diyoruz değil mi? Dünya bir kitap. İşte biz de onun sayfalarını okuyoruz. İşte bahar bir sayfa, sarı çiçek bir sayfa. Böyle çeviriyoruz sayfalarını ve okuyoruz. Kelimelerini okuyoruz, cümlelerini okuyoruz. Niye? Hep şöyle diyoruz. Diyoruz ki efendim kainat bir kitap insanda onun okuyucusu diyoruz. Böyle diyoruz değil mi? Kainat bir kitap insanda onun zişuur okuyucusu diyoruz kainat kitabı karşısında. E şimdi soruyorum size insan ne kadarını okuyabiliyor kainat kitabının? Ne kadarını okuyor? Okuyabiliyor. Düşünün uzayı bu kadar çok merak ediyoruz. Bu kadar çok merak ediyoruz. İnsanın ayak basabildiği uzayda tek yer şu ana kadar ay bu bunu insanlık için büyük bir gelişme olarak görüyoruz. daha güneş sisteminin böyle dışına çıkabilecek uzay gemileri ya da eee efendim bir takım eee uydular yeni eee gönderilebildi, yeni keşfedilebildi. Daha yeni uzay teleskoplarımız var da uzay teleskoplarımız uzaydan daha farklı görüntüler alabilmeye başladık. uzay haritalaması yapılırken daha bir sürü yeni keşifler yapılıyor. Şimdi güneş sisteminin dışına bile eee çıkamamış. E diğer gezegenler hakkında daha yeni yeni işte bilgiler toplamaya çalışan öyle bir bilinmezlik var ki uzay içerisinde. Öyle bir bilinmezlik insan için. Bu kadar çok galaksiler, bu kadar çok nebulalar. Şimdi insan diyoruz ki işte kainat bir kitap. İnsan da onun zişuur mütalacısı. E peki insan ne kadarını okuyabiliyor onun? Şimdi bu makro alemde böyle. E mikro aleme inin. Atom altı parçacıkları insan daha yeni keşfetti. Atomun keşfi daha çok yakın bir tarihte. Atom altı parçacıklara indiğinizde e on bambaş gibi dünya. Arkadaşlar şöyle diyorlar. Atom altı parçacıklar için. E imla abla diyorlar Ali Sarikalar diyarında gibi yani bambaşka kurallar, bambaşka bilgiler, bambaşka veriler. Ali Sarikalar diyarı diyorlar. Şimdi bakın atom altı parçacıklar işte bir alem. İniyorsunuz, indikçe iniyorsunuz. Daha insan maddenin en küçük parçası nedir? Ona erişebilmiş değil. Düne kadar atomu maddenin en küçük parçası zannediyordu insanlık. Şimdi bu böyle bir taraftan makro alem, bir taraftan mikroalem. Yahu bir taraftan da insanın enfüsü, kendi derinlikleri. Düşünün ne kadarını okuyabiliyoruz? Ne kadarını çözebiliyoruz. İnsan bedeni sadece insan bedeni tıp insan bedeninin ne kadarını çözebildi? Ne kadarını okuyabildi? Siz insan bedeninin ne kadarını okuyabiliyorsunuz? Şimdi bütün bunları göz önünde bulundurduğumuzda şöyle bir şey ortaya çıkıyor, değil mi? Yani biz zi şuuruz. Kainat kitabının okuyucusuyuz. Cinler de zi şuur, onlar da kainat kitabının okuyucuları. Üstadımız ne diyor biliyor musunuz? 29. sözde diyor ki, "İnsanlar ve cinler şu kainat kitabını mütalaa vazifesinin milyonda ancak birini ifa edebiliyorlar di" diyor. Ne kadar etkileyici değil mi? İnsanlar ve cinler. Şu kainat kitabı okunacak bir kitap. İnsanlar, cinler ve melekler. Bunların üçün ortak özelliği ne? Zişuur oluşları. Şuurlular. Şimdi bunların üçün ortak vazifesi ne? Size sorsam sınav sorusu. İnsanlar, cinler ve meleklerin ortak vazifesi nedir? Şöyle dersiniz değil mi? Dersiniz ki insanlar, cinler ve meleklerin ortak vazifeleri şu kainat kitabının zişuur mütalacıları olmaları. Mütefekkir, istihzan edici, mütehayyir, takdir edici diyor ona üstat. Yani şu kainat kitabını ortak olarak mütalaa edecekler. Eee, tefekkür edecekler. Kainat kitabını tefekkür edecekler. Çünkü üçü de zi şuur. Ve ne yapacaklar? O tefekkür vazifesini bir kulluk vazifesi olarak Allah'a takdim edecekler. Mütehayyir, istihsan edici diyor Bediüzzaman Hazretleri. Hayretle seyredecekler Cenabı Hakk'ın sanatlarını. İstihsan etmek, hayran olmak, çok beğenmek demek. Hayran olacaklar. Kainat kitabını okudukça, o sayfaları çevirdikçe, onların inceliklerine vakıf oldukça hayran olacaklar, istihzan edecekler ve bunu yine bir kulluk vazifesi olarak Allah'a takdim edecekler. Üstadımız işte melaike bahsini bununla açıyor. 29. sözü burayı da bununla açıyor. 10 eee 10 risaleyi ve bize şunun altını çiziyor. Diyor ki bakın üstadımız semavatın bu kadar zihnetlerle süslenmiş olması behha zevil idrakın takdirini, istihsanını, nazarı hayretini celbetmek içindir. Şimdi düşünün dünyayı da Cenabı Hak insanı yaratsın. Cinler de biliyorsunuz bizimle aynı mekanı paylaşıyorlar. Aynı mekanı paylaşıyorlar derken şunu kastettim. Farklı bualar. Efendimizin hadis-i şerifleri varlığın metafizik boyutunda hoca efendi bunları çok güzel şerh ediyor. Efendimizin hadis-i şerifleri bizim cinler ve insanlar olarak birbirimizin sınırlarına tecavüz etmeden nasıl yaşayacağımıza ilişkin sınırları da belirliyor. Onlar ne yiyorlar, neyle besleniyorlar gibi efendimiz bize bilgiler veriyor. Aynı mekanda farklı bulutlarda yaşıyoruz. Onların da mekanı dünya şimdi. Ama e bakıyorsunuz uzay bakıyorsunuz Allah orayı çok süslemiş. Yani gelen görüntülere, uzaydan yayınlanan görüntülere şimdi çok yüksek pis pikselliği efendim olağanüstü görüntüler yayınlanıyor uzayla alakalı. Sadece NASA yayınlamıyor. Farklı araştırma enstitülerinden gelen görüntülere baktığınızda hayran olmamak mümkün değil. Sürekli bir faaliyet, sürekli bir efendim cemal tecellisi. Şimdi Allah o sayfaları mütalaasız mı bırakıyor zannediyoruz? Allah o sayfaları seyircisiz mi bırakıyor? Üstadın dediği gibi zevil idrak takdir ediciler. İdrak sahibi takdir edicileri yok mu? Yani onları seyreden yok mu? Düşünün siz dünyadasınız. Everes tepesinin başında işte bir sanatları var Cenabı Hakk'ın. E kaç kişinin gözü değiyor diye düşünüyorsunuz. Amazon ormanlarında çiçekler açıyor salıyor. Bir insanın gözü değiyor mu değmiyor mu? Okyanusun derinliklerinde sanatları var Cenabı Hakk'ın. Şimdi bunlar dünyadaki sınırlılığımız bir taraftan ama bir taraftan da bu kadar muhteşem uzay burçları var. Farkında mısınız? İnsanlar uzay boşluğu diyorlar. Oysa biz uzay doluluğu diyoruz ona. Uzay doluluğu. Boşluk diye bir şey yok. Boşluk diye bir şey yok. Biliyor musunuz? Çok şenlikli uzay. Ve üstadımız işte o bizim semavat burçlarının melaikelerin, meleklerin, melaikeye diye tesmiye ettiğimiz Allah'ın zişur sekenelerinin, sakinlerinin mescitleri, haneleri hükmünde olduğunu söylüyor. Şimdi siz mesela diyelim ki uzaya çıkmaya kalkıyorsunuz. Şeyiniz yok yani dünyada yaşamaya alışmışsınız. Ya orada nasıl yaşayacaksınız? Nasıl hava alacaksınız? oraya nasıl gideceksiniz? Zaman engelini nasıl aşacaksınız? Bütün bunlar sizin için probleme dönüşüyor. Ama üstat 29. sözde diyor ki mesela güneşin meleğini düşünün. Güneşte yaşayan melekleri düşünün. Nar nuru yakmaz diyor Bediüzzaman Hazretleri. Şimdi o nasıl balığı Allah suyun içerisinde yaratıyor? Balık örneği de üstadımızın örneği. Siz suyun içinde yaşayamıyorsunuz ama balığı yaratırken Cenabı Hak suyun içerisinde yaşayabilecek donanımla yaratıyor. E dolayısıyla Cenabı Hak bir meleği Neptün'ün meleği olarak yaratmışsa Jüpiter'in meleği, Güneşin meleği bir efendim bir galaksi meleği, bir Nebula meleği olarak yaratmışsa Cenabı Hak orada oranın oranın şartlarını da yaşayabilecek, oranın esmasına muhatap olabilecek istidatta yaratıyor. Ne diyor üstadımız? Bakın, semavatın bu kadar ziynetlerle tezyin edilmiş olması behhamehal zevil idraki gerektiriyor. Gerektiriyor değil mi? Ya boş mu yani? Ay boş mu? Güneş boş mu? Boş mu? Efendim Andromeda galaksisi sizin galaksinizde eee efendim zirşuur var da başka galaksilerde yok mu? Yani dolayısıyla zevil idrakin varlığını gerektiriyor. Onların takdirini gerektiriyor. Onların hayranlığını gerektiriyor. Hayretini gerektiriyor. Celb etmek içindir diyor Bediüzzaman Hazretleri. Niye? E güzel aşık ister. Taam aç olana verilir. Bu bir kaideğ mi? Bu bir kaide. Yani güzellik neyi gerektiriyor? o güzelliğin muhatabını gerektiriyor. Çünkü hüsnü ziynet aşıkların celbi içindir. Yani o melekler aslında esma-i ilahiyenin aşıkları, cemalin aşıkları o melekler. Düşünsenize yağmur taneleri için diyoruz değil mi? Biz gezegenlere seyyare diyoruz. Seyyar dolaşan, sabit olmayan, gezen manasında seyyar diyoruz. Üstadımız yağmur tanelerini de seyyar ediyor. Yağmur tanelerine. Ve hatırlayın her yağmur tanesini yeryüzüne bir melek indiriyor ve bir meleğe kıyamete kadar ikinci bir yağmur tanesini yeryüzüne indirme vazifesi verilmiyor, düşmüyor. O kadar çok melek Allah'ın sekeneleri. Sekene sakinler Allah'ın melek sakinleri. Ne yapıyor peki melek? Yeryüzünde sonuçta müsebbibül esbap Allah. Bütün fiilleri yaratan da Allah. Peki melek ne yapıyor? O yağmur tanesini yere indirirken ne yapıyor? istihsan tefekkür vazifesini yapıyor. Yani o yağmur tanesinde Cenabı Hakk'ın ya da kar tanesinde tecelli ettirdiği esma-i ilahiyeyi hayret ve hayranlıkla seyrediyor. Onun şuursuz olarak yaptığı ibadeti melek şuurlu olarak Allah'a takdim ediyor. Yağmur tanesinin şuursuz olarak yaptığı tesbihatı yapıyor değil mi? tesbihatı var yağmur tanesinin. Melek o tesbihatı şuurlu olarak Allah'a takdim ediyor. Siz de öyle yapıyorsunuz ya varlığa bakıyorsunuz. Şuur taalluk ettiriyorsunuz. Görüyorsunuz o mevcudatın tesbihatını. Siz de şuurlu olarak onları Allah'a takdim ediyorsunuz. Efendimiz miracında bütün bir mevcudatın ibadetinizi şuur olarak Allah'a takdim etmişti. Şimdi olağanüstü bir şey yapıyorlar. Yani bir düşünün bir yağmur katresinden vazifeli melek var. Güneşin müekkel meleği var. Efendim Saman Yolu galaksisinin müekkel meleği var. Ayın müekkel meleği var. Derecelerine göre. Ama bütün semavat burçlarının müekkel melekleri var. Belki elektronların bile müekkel melekleri var. Onlar da seyyareler çünkü. Onlar da seyyareler. Bir toplu iğne başı kadar yere sizin sayamayacağınız kadar melek sığışabilir. Dolayısıyla işte böyle sekeneleri var Cenabı Hakk'ın. Böyle zişur sekeneleri var. İnsanın melek olası geliyor. Farkında mısınız? Melek olup da seyredesi geliyor insanın. Mümkün mü insan için? Elbette mümkün. Elbette mümkün. İşte zevil idrakle dolu semavat burçları diyor Bediüzzaman Hazretleri. Çünkü hüsnü ziynet aşıkların celbini ister. Yani Allah bu kadar cemal ayineleri yaratsın da o ayineleri seyredecek zih şuurları yaratmasın. Şimdi bu ne demek? Böyle bir kitap yazdığımız zaman okuru yok demek. Abes değil mi? Yani Cenabı Hak abi abes fiil işlemekten münezzehtir. Hiç muhatapsız cemal olur mu? Hüsnü ziynet aşıkların celbi içindir. Yani Allah'ın uzay burçlarını bu kadar güzel yaratması aşıkları aşık etmek, hayran etmek içindir. O aşıklardan birisi de biz oluruz inşallahu teala. Yemek ve taam da aç olanlara yapılır. Mahaza ins ve cin vazife-i ifaya kafi değillerdir. Bakın burada üstat çok net bir dil kuruyor. Bunu melaikenin sırrı lüzumu olarak da anlatıyor Bediüzzaman Hazretleri. Yani Allah melekleri niye yaratmış? Cevabını çok iyi veriyor değil mi Bediüzzaman Hazretleri? İnsanlar ve cinler bu vazifenin ancak milyonda birini ifa edebiliyorlar." diyor. Bediüzzaman Hazretleri nerede söylüyor bunu üstadımız? Nerede söylüyor? 29. sözde söylüyor üstadımız. Allah ondan razı olsun. Bize ne güzel şeyler söylüyor. Ve devam ediyoruz. Üstadımız bize üstadımız bize bu hakikati şerh ettikten sonra şöyle devam ediyor. Diyor ki, eee, çok özür diliyorum. Çok özür diliyorum değerli dostlar. Evet. Evet. Şöyle devam ediyor üstadımız. diyor ki, "Çünkü hüsnü ziynet aşıkların celbi içindir. Yemek ve tamamı aç olanlara yapılır. Mahaza, ins ve cin o vazife-i ifaya kafi değillerdir. Ancak gayri mahdut, oraya münasip meleke ve ruhaniler o vazifeyi ifa edebilirler. Gayri mahdut. Bakın yani sayamayacağınız kadar çok oraya münasip melekler ve oraya münasip burada bir şey daha söylüyor üstat ruhaniler. Bu beni çok etkiliyor. Ruhaniler. Ben öyle zannediyorum ki ruhumuzun ufkına yürüdüğümüzde biz de oralarda dolaşacağız. Öyle zannediyorum ki ruhumuzun ufkuna yürüdüğümüzde üstat şöyle bir kayıt koyuyor. Allah'ın müsaadesiyle, izniyle. Biliyorsunuz ehli dalalet için kabir bir haps-i münferittir. Ama ehli iman için öyle değil. Dolayısıyla öyle ümit ediyorum ki ruhumuzun ufkuna yürüdüğümüzde biz de o burçlarda dolaşacağız. Hayran hayran. Ruhaniler diyor Bediüzzaman Hazretleri. Melake ve ruhaniler o vazifeyi ifa edebilirler. İkinci basamağa böyle geçiyoruz. Yani birinci basamak buydu. İkinci basamakta bu ruhaniler meselesi biraz daha açılacak. Şöyle diyor ikinci basamakta arzla semavatın alakası diyor Bediüzzaman Hazretleri muamelesi var ve büyük bir irtibat var. Yani Allah dünyayı yaratmış. Dünyayı semadan bağımsız olarak yaratmamış. Çünkü dünyaya ışık o nereden geliyor? Semadan geliyor. Su nereden geliyor? Yağmur nereden geliyor? Semavat. Semavattan geliyoruz. Isı nereden geliyor? Semavattan geliyor. Dünyanın ısısı, harareti yani ziyası, bereketi hep semavattan akıp geliyor. Oradan geliyor bize. Öyle oluyor değil mi? Arzla sema arasında sürekli bir alışverişi var. Buradan da semaya ne çıkıyor? Dualar, ibadetler ve ruhlar çıkıyor. Semaya doğru dualar, ibadetler, ruhlar semaya doğru yükseliyor. Dolayısıyla semayla dünya arasında sürekli bir alışveriş var. Çok tatlı bir alışveriş var. Bu beni çok etkiliyor. Şimdi güneşin hacmini düşünün. Dünyadan 1 milyon defa büyük bir hacimde bir güneş düşünün. Yahu Allah onu dünyaya lamba yapıyor. O kadar etkileyici geliyor ki bana bu. Üstat bunu insana Cenabı Hakk'ın verdiği ehemmiyetin bir tezahürü olarak okuyor. Düşünün güneş gibi bir eee cismi, güneş gibi bir efendim eee o sistemin üstadın ifadesiyle ser zakirini, meczup mevleisini üstadımızın anlattığı ifadeler bunlar. Serzakir meczup mevlevi diyor güneşe. O serzakir o meczup mevleviyi dünya için bir soba, bir kandil hükmüne getiriyor Cenabı Hak. Şimdi dünyayla eee sema arasındaki ilişkiye bakın. Ay aya bakın. Takvimcilik yapıyor diyor Bediüzzaman Hazretleri. Sizin için takvimcilik yapıyor. Gece lambası sizin için ay. Şimdi demek ne var? Aralarında sürekli bir ilişki var. Ticari bir muamele diyor buna Bediüzzaman Hazretleri. Alışveriş var. Arzın sakinleri için semaya çıkmaya da bir yol var diyor üstadımız. Arz sakinleri için semaya çıkmaya yol var. Enbiya, evliya, ervah cesetlerinden tecellü tecerrütüyle semaya uruç ediyorlar. O kadar tatlı ki bakın biz mesela hayallerimizle çıkıyoruz değil mi uzaya? Hayallerimizle. Bunu hayal edebilirsiniz. Mesela bir namazı kılarken bu namazı acaba Merkür'de mi kılsam diye düşünebilirsiniz. Bu namazı Jüpiter'de mi kılsam diye düşünebilirsiniz. Hayalen oraya gider ve orada kılarsınız namazınızı. Hayalen, tasavvuren bunu yapabilirsiniz. Ama evliya, enbiya, evliya ve ervah cesetlerinden tecerrütü ile semaya uruç ederler diyor Bediüzzaman Hazretleri. Cesetlerini bırakabilirlerse bırakıyorlar. Cesetlerinden tecerrüt ediyorlar. Ne yapıyorlar? Semaya uruç ediyorlar. Gezebiliyorlar. Yani Cenabı Hakk'ın Cenabı Hakk'ın velileri cesetlerinden tecerrüt edebildikleri için, bunu başarabildikleri için, ruh seviyesine çıkabildikleri için ruhaniler melaike aynı hayat mertebesine, melaikelerle aynı hayat mertebesine yükselebildikleri için semada oruç edebiliyorlar cesetlerinden tecerrüt ile. Biz de bunu nasıl yapıyoruz değerli dostlarım? Biz de bunu eee öyle ümit ediyorum ki üstat 29. sözde bunu daha tafsilatlı ifade ediyor. Biz de ruhumuzun ufkuna yürüdüğümüzde öyle olabilir. Belki Cenab-ı Hak dünyadayken de nasip eder. Çüncü basamağa geçiyoruz. Dünyayla sema arasında birinci basamakta semanın sekenerinin var olduğunu. İkinci basamakta Bediüzzaman Hazretleri sema ile arz arasında sürekli bir alışveriş olduğunu anlattı. Şimdi 3ün basamağa geçiyoruz. 7 tane basamağımız var. Biraz hızlanmamız lazım. 3üncü basamak semamatta devam ile cereyan eden sükun, sükut, nizam, intizam, ıtırattan hissedildiğine, hissedildiğine nazaran semavat ehli arz sakinleri gibi değiller. Şimdi bir arz, bir de semanın sakinleri var. Şimdi dünyada ne var? İşte anarşi var, kargaşa var, efendim şerler var. Şikaklar var, ihtilaflar var, nifaklar var. Ama semaya bakıyorsunuz. Sema üstat bunu nereden e bu neticeye nereden varıyor? Şöyle diyor: "Semaavata cereyan eden sükun, sükut, nizam, intizam, ıtırat. İttrat her şeyin saat gibi düzenli, ritmik olarak işlemesi demek. Bunu nereden biliyoruz? Nereden biliyoruz? En küçük bir nizamsızlık olsa bütün sema birbirine girer. Öyle bir nizam, intizam, sükun, sükut semada hissediliyor. Ama arz ehline bakıyorsunuz, dünyaya bakıyorsunuz. Ne görüyorsunuz? Nifak, şikak, ihtilaf, zıtlar, zıtların içtima. Hayır ve şerrin ihtilatı, hayır ve şerrin sürekli olarak birbirine karışık olarak, birbiriyle savaşır olarak bulunması. Onların semavatı olmadığını görüyorsunuz. Ne görüyorsunuz? Bakın üstat semayile arzı birbirine kıyas etti. Semada sükun, sükut, nizam, intizam var. Tırat var. Saat gibi işleyen kanunlar var. Dünyaya baktığınızda nifaklar, şikaklar, zıtlar var. Üstat bu sayede semavatta nizam ve intizamı bozacak bir hal yoktur neticesini çıkarıyor bunda. Çok özür diliyorum. Şaşkınlığımdan ötürü özür diliyorum takmamışım. Çok özür diliyorum. Şarjımı takmadığım gibi aynı zamanda mikrofonun kablosunu da takmamışım. Sesimde bir problem olmuştur zannediyorum. Hepinizden çok özür diliyorum. Zoom'da olmamıştır ama YouTube'da olmuş olabilir. Tekrar özür diliyorum sizden. Evet, bu arzi olmamdan kaynaklanıyor bütün bunlar. Farkındasınızdır zannediyorum. Bu sayede semavatta nizam, intizam bozulacak bir hal yoktur. Sakinleri verilen emirlere kemali-i itaatle imtisal ediyorlar. Yani semanın sakinlerinde nizamı bozacak bozacak bir hal yok. Semanın sakinlerinde sakinleri verilen emirlere kemali-i itaatle imtisal ediyorlar. Bu çok önemli bizim için. Dünyadaki bu karışıklık semada yok. Semaın ehlinde yok. Kemali-i itaatle intisal ediyorlar. Bu çüncü basamaktı. 4.üncü basamak Cenabı Hakk'ın iktizaları, hükümleri, mütegayir bazı esmaları vardır. Mesela Bedir gibi bazı gazalarda ashab-ı kiram yardım etmek üzere küffar ve muharebe etmek için melaikenin semadan intizarini iktiza eden ismi melaikeyile şeytanın yani semavi olan ahyar ile arzi eş eşrarın arasında muharebenin vukuunu istibat değil iktiza eder. Şimdi üstadımız bize şunun altını çiziyor. Allah'ın iktizaları, hükümleri mütegayir. Yani birbirinden farklı isimleri var. Öyle değil mi? Ne yapıyor? Mesela Seddar Esma-ı İlahi Cenabı Hakk'ın kusurları örtmesini iktiza ediyor. Gaffar esma ilahi ise affı iktiza ediyor. Ama Cenabı Hakk'ın mücrimleri cezalandıran isimleri de var. Öyle değil mi? Mücriasını iktiza eden, cehennemin varlığını iktiza eden esmaları da var Cenabı Hakk'ın. Dolayısıyla isimlerin iktizaları, hükümleri birbirinden farklı farklı. Üstat bu farklılığı meleke üzerinden okuyor ve diyor ki Bedir Savaşı'nda malumunuz Cenabı Hak semadan melekler indiriyor. Cebrail Aleyhisselam kumandanlığında semadan melekler indiriyor. Melekler aslında savaşmak için inmiyorlar. Melekler birilerini öldürmüyorlar. Melekler ehli imanın kuve-i imaniyelerini takviye etmek için ehli küfrün de ehli küfrün de eee onların cesaretlerini kırmak için geliyorlar. Ehli imanın o kuve-i imaniyelerini, cesaretlerini kuvvetlendirmek için geliyorlar. Ama geliyorlar semadan iniyorlar. Şimdi bu Allah'ın bir isminin iktizası olarak geliyorlar. Öyle değil mi? O yardıma, o desteğe geliyorlar. Onlar böyle bir destekle geliyorlar ve bu bir esma-i ilahiyenin iktizasıysa diyor Bediüzzaman Hazretleri. Aynı şekilde de Allah'ın semadaki meleklerle yeryüzünün şerirlileri, şeytanlar. Şeytan kimdir diye sorduğumda şöyle cevap veriyorsunuz değil mi? El cevap. Şeytan cin taifesinin, cin taifesinin e Allah'a isyan edenleridir. Şeytanlar bir iblis var. Bunu hatırlatmakta fayda mülahaza ediyor. İblis şeytanların efendisi. O Allah'ın huzurunda Allah'a isyan eden. Sonra da Cenabı Hak'tan kıyamete kadar mühlet isteyen iblis. Sonra insanlardan ve cinlerden şeytanın orduları var. insi şeytanlar, cinni şeytanlar diyoruz. Cinlerin de normalde bir ömürleri var. Onların da efendim eee doğumları var, ölümleri var cinlerin de. Fakat cinlerden şeytana bende olmuş şeytanın avenelerine de biz şeytanlar diyoruz. Öyle değil mi? Dolayısıyla şimdi semaya, semada şeytanlar var mı diye sorduğumuzda biz hayır diyoruz. Çünkü semada ne var? 3üncü basamakta onu gördük. Semada sükun var, sükut var, nizam var, intizam var, ıtırat var. Sema ehli, sema ehli arz sakinleri gibi değiller. Ama arza baktığımızda ne var? İhtilaflar var. Efendim, hayırlar var. Bunun karşılığında şerler var. Neyi görüyoruz? şeytanların eee şeytanların o hareket alanlarının dünyayla sınırlı olduğunu gösteriyor bu bize. Ve üstadımız diyor ki her ismin bir iktizası var. Nasıl meleklerin Bedir Savaşı'nda yardıma gelmesini iktiza eden Cenabı Hakk'ın bir esması var. Aynen öyle de semavi olan hayırlılarla arzi şerirlilerin arasındaki muharebenin vukunu iktiza eden isimleri de var Cenabı Hakk'ın. E şerirliler dünyada şerirliler dünyada şeytanlar hayırlılar semada melekler. İşte bu iki meleklerle şeytanların muharebesini yani onlar arasındaki çatışmayı, onlar arasındaki harbi, savaşı ne diyecekseniz iktiza eden isimleri de var Cenabı Hakk'ın. Evet. Cenab-ı Hak melaikeye bildirmeksizin şeytanları def ve ihlak edebilir. Fakat satvet ve haşmetin iktizası üzerine bu kabil mücazatın müstahaklarına ilan ve teşhiri azametine layıktır." diyor. Normalde Cenabı Hak esbap sadece perdedarı desti kudret Cenab-ı Hak melaikeye bildirmeksizen şeytanları defedebilir ya da melaikeye bir bir nefesle bir üfürükle şeytanları defettirebilir Cenabı Hak. Ama Cenab-ı Hak azametini gösteriyor. Neyle gösteriyor Cenab-ı Hak azametini? Meleklerin şeytanları yıldızlarla, o kayan yıldızlarla, o meteor yağmurlarıyla recim etmesi suretinde Cenab-ı Hak kendi azametini ilan ediyor. Bize de gösteriyor. Üstadımız diyor ki, eee, saffet ve haşmetin iktizasıdır diyor Cenabı Hakk'ın. Satvet kelime bu. Satvet güç demek. Cenabı Hakk'ın kudreti demek. satvet, haşmeti. Cenabı Hakk'ın satveti ve haşmeti neyi iktiza ediyor? Eee, o şeytanların cezalandırılmasının, cezalandırılmasının Cenab-ı Hakk'ın azametine layık olmasını iktiza ediyor. Azametine layık, azametli bir cezalandırma. Bu da 4.üncü basamaktı. 5. basamağa geçtik. 5. Şöyle diyor üstadımız. Ruhanilerin ahyarı semada bulunduklarından eşrarı da letafetlerine güvenerek onları takliden iltihak etmek istediklerinde ehli sema onları şerareleri için onların onların şeraretleri için kabul etmeyerek def ediyorlar. Şimdi bu meleklerle şeytanlar arasındaki bu bu savaş, bu çatışma neden gerçekleşiyor? Şeytanlar semaya çıkmak istiyorlar. Ama sema hayırlıların yeri, şerlilerin yeri değil. Diyor ki üstadımız, "Ruhanilerin ahyarı." kim? Ruhanilerin ahyarı, melekler. Hayırlı ruhaniler ya da o velilerin, o temiz ruhların bulunduğu yer orası. Peygamber ruhları, efendim veli ruhlarının bulunduğu yer. Sema. Şimdi eşrar nerede? Dünyada. Ama o eşrar, o şeytanlar semaya çıkmak istiyorlar. Onları taklit etmek istiyorlar. O semaya çıkanların peşlerine takılmak, onları taklit etmek istiyorlar. Ehli sema da ne yapıyor? Şeraretleri var ya onların şerirliler ya onları semaya kabul etmiyorlar ve şeraretleri için onları kabul etmeyerek def ediyorlar diyor üstadımız. Mahaza bu gibi manevi mübarezeleri alem-i şehadete bilhassa vazifesi şehadet ve müşahede olan insana ilan ve teşhirine recminumu alamet ve nişan kılıyor Cenabı Hak. Şimdi bu ne oluyor? Cinler semaya çıkmak istiyorlar. Melekler onları şahap deniliyor buna. Melekler onları gök cisimleriyle, kayan yıldızlarla efendim meteorlarla taşlıyorlar onları. Onlar da çıkamıyorlar. Şimdi bunlar manevi mübarizeler. Yani eşyanın, varlığın metafizik yüzünde cereyan ediyor. Ama fizik yüzünde de biz seyrediyoruz. Neyi seyrediyoruz? Neyi müşahede ediyoruz? Recmin nucumu seyrediyoruz. Alamet olarak seyrediyoruz. Allah onları biraz nişan kılıyor. Yani biz işte meteor yağmurları deniliyor. Biz biliyoruz ki bu meteor yağmurlarının metafizik yüzünde ne var? Şeytan taşlamalar var. Ya da deniliyor ki yıldız kaymaları var. Bazı geceler üstadın yaşadığı dönemde de oluyor. Bir beldede mesela çok fazla yıldız kayması oluyor. Onu da rejimi nücum olarak okuyor Bediüzzaman Hazretleri. Çünkü nişan bakın melekut aleminde olan şeylerin mülk aleminde neleri var? İşaretleri, nişanları var. Buna ilişkin Hoca efendinin küçük bir metni var. Onu okuyup ondan sonra 6 ve 7. basamağı okuyalım. Hoca efendinin Kendi Ruhumuzu Ararken kitabında Meteorlar ve Recmi Şeyatin diye bir bölüm var. Meteorlar ve Recmi Şeyatin diye. Hoca efendiye soruyorlar. Semada yıldızlar parçalanıyor. Yıldız parçaları dünyamıza geliyor. Meteor dediğiniz bu parçaların rejim şeytanla alakası nedir diye soruyorlar hoca efendi. Hani dünyaya çarpan biliyorsunuz güneş sistemi içerisinde dünyanın kalkanı var. Dünya kalkanı o çarpan eee meteorlar yanıyor ve parçalanıyor. Bize zarar vermiyor yani o meteor yağmurlar. Ama dünyaya düşen meteorlar da var. Şimdi o meteorlar işte parçalanmış yıldızlar. Şimdi bunların şeytanlarla ne alakası var diye soruyorlar hoca efendiye. Hoca efendi de diyor ki bu husus esbap perdesi altında cereyanı mahfuz şeytanı recmet recetmesiyle hiçbir mani değil. Yani yıldızlar parçalandı. Enkazları da ne oluyor? Süpürülüyor diyelim. Temizleniyor. Yani uzay burçları temizleniyor. Ne oluyor? O işte parçalanmış olan yıldızların devasa devasa yani dünyaya düşen şeyler var ya göktaşları. O kadar büyük göktaşları düşmüş ki ama insanlara zarar vermemiş. Çöle düşmüşler mesela. Bakabilirsiniz onların büyüklüklerine. Eğer bir şehrin üzerine düşselerdi ne büyük felaket olurdu diye düşünüyor insan. Cenabı Hak onları ibret olarak düşürdüğü de oluyor dünyaya. Ama düşünün hani göktaşları bir yıldız parçalandı. Enkazını Cenabı Hak temizliyor. Hoca efendi diyor ki esbap perdesi altında şeytanların diyor recm edilmesine mani değil ki bu durum. Allah bir şeyi her şey yapar. Öyle değil mi? Allah bir şeyi, her şey yapar. Cenabı Hak ağacın başına mesela bir üzüm salkımı yerleştiriyor. Üzüm sapına Cenabı Hak bir üzüm salkımı takıyor. O üzüm salkımı evvela bir nimet olarak meydana geliş keyfiyetiyle insanı tefekküre sevk ediyor. Kalbini besliyor. Bakın bir şeyden ne çok şey yapıyor Cenabı Hak. Onunla tefekkür ediyorsunuz. Ona muhabbet ediyor. Kalbinizi besliyorsunuz. Vicdanınızda bir nur hüzmesi yanıyor. Allah'a ait ruhtaki irfan peteğine yeni bir şeyler ilave ediyor. Şimdi bunlar melekut mülk değil ki. Ne yapıyorsunuz? İşte üzümü yediniz. E bundan ibaret mi? Bu üzümü yemişliğinizin arkasında neler var? Tefekkürler var, hayranlıklar var. Ondan sonra istihzanlar var, hayretler var, beyniler var. Vicdanınızda yanan bir nur hüzmesi var. Kalbinize bir besin olarak o üzümün bıraktığı şeyler var. Şimdi meteorlar konusunda da durum farklı değil aslında. İnsan bu muhteşem tabloya bakar. Allah'ın fevkalade sanatı karşısında hayran olur. Değil mi? O meteor düşünün. Yıldız kaymalarını insanlar seyretmek için efendim ülke değiştiriyorlar, mekan değiştiriyorlar. Gece sabaha kadar uyumuyorlar. İnsana ne veriyor? irfan peteği onlar aslında insana tefekkür veriyor, hayranlık veriyor, hayret veriyor. Seyrediyorsunuz onları fevkalade hayranlıkla. Şimdi bu meselenin, meselenin bize bakan veçesi Allah bu şekilde insanın kalbini zatına karşı irfanla besliyor. Ama üzümü yediğinizde vücudunuzu da şekerle, glikozla, vitaminle besliyor. Öyle değil mi? Aynı zamanda o ona mani mi? Değil. O ona mani mi? Asla değil. Bu tür semereleri çoğaltmak mümkündür. Aynen bunun gibi Cenabı Hak bir işi yaparken böyle bir işten bin türlü netice ortaya çıkarır. Toprağa yağmuru, yağmurla beraber azotu indirir. Bununla toprağı bir insanın içeceği su membalarına, denizlere gönderir. Onları besler. Göllere gönderir, onları besler. Su kaynaklarına gönderir, onları besler. Cenabı Hak yağmurla besler. Toprağı beslerken aynı zamanda su membarını da besler. İşte fezada çarpışıp patlayan ve merkezgaç kuvvetiyle infilak eden böylece taş parçaları halinde atmosferimize gelen meteorlar da bir maksada matuf parçalanırken aynı zamanda şeytanlar da bunlarla recm edilir. Çünkü şeytanlar gibi latif cisimlerin rejim edilmesi için meteorlar meteorlar çapında ve gülleler gerekir. Ayet öyle diyor değil mi? O meteorlar birer gülle gibi, birer top güllesi gibi, birer mermi gibi eee onları ifna ediyor. O şeytanları yok ediyor. Onların recm edilmesi meteorlar çapında güllelerle oluyor. Böyle büyük bir meseleye uygun tam bir tard etme, recm etme hususu tahakkuk etmiş olur. Bakın üstadımız bize ne dedi? Cenab-ı Hak dileseydi hiç melekleri vazifelendirmeden eee o şeytanları tard ederdi. Cenabı Hak dileseydi melekler üfler. Onlar yine tard olurdu. Ama ne istiyor Cenab-ı Hak? bunu göksel bir şölenle azametine uygun yapmak istiyor ve aynı zamanda da bunu size seyrettirmek istiyor. Manevi mübarezeyi, bu manevi mübarezeyi size seyrettirmek istiyor. Alem-i şehadette insanın vazifesi ne? Müşahede değil mi? Söyler misiniz? İnsanın vazifesi müşahede değil mi? Şahit olmak değil mi? Allah sizin vazifenizi de yapmanızı istiyor. Dolayısıyla insanlara da ilan ediyor. İnsanlara da ilan ediyor. Bir bayrak direği gibi nasıl böyle Kabe'nin nerede olduğunu gösteriyor ya. Özür diliyorum. O mananın nerede olduğunu gösteriyor ya. Kabe bir mana var. Sidretül müntha iz düşümü. Kabe, Kaben'in binası o mananın nerede olduğunu işaretliyor. O şahaplar, o top gülleleri gibi gönderilen reci şeyatin hadisesi de aslında birer bize bakan veçesiyle biz şahit olalım diye birer işaret fişeği gibi. İşaret fişeği gibi. Şöyle diyor üstadımız bakın. ruhanilerin ahyarı semada bulunduklarından eşrarı da letafetlerine güvenerek onları takliden iltihak etmek istediklerinde. Şimdi biz uzaya ancak uzay gemisiyle çıkabiliyoruz ama cinler öyle değil. Onlar da latif. Cinler de latif bizim gibi maddeden değiller onlar. E sönmüş ateşten yaratılmışlar. Şimdi böyle olunca onlar da taklit etmeye çalışıyorlar. Melekleri, ruhanileri semaya çıkmak istiyorlar. Ehli sema onları şerareleri için, şeraretleri için yani şerir oldukları için kabul etmiyor semaya ve def ediyor. Bu manevi mübarezeyi de alem-i şehadette Allah bize seyrettiriyor. Bilhassa vazifesi şehadet ve müşahede olan insana ilan ediyor Cenabı Hak ve insana teşhir ediyor. İnsanın şahitliğine sunuyor. Rec nucum alamet ve nişan kılınıyor. Sadece alamet, nişan. Yani biz bakınca görüyoruz ki oo şeytan taşlanıyor. Ne güzel değil mi? Yani mülküne bakıp melekutunu görüyoruz. Mülke bakıyoruz ve bunun bir alamet olduğunu, bunun bir nişan olduğunu anlıyoruz. 6. basamak. Kur'an-ı mucizül beyan nevi beşeri itaate irşat ederken, isyandan zecrederken yani Allah bizi itaate çağırıyor. İsyandan bizi uzaklaştırmak istiyor. O konuda bizi uyarıyor, sakındırıyor, yasaklıyor. Cenabı Hak men ediyor ve bunu yaparken kullandığı üslubu bakın diyor üstat Rahman suresinden bir ayet örneği veriyor Bediüzzaman Hazretleri. Ayete de kendisi meal veriyor. Verdiği meal şöyle. Ey ins ve cin cemaati. Şimdi Rahman suresi malumunuz değerli dostlar insanlara ve cinlere beraber hitap ediyor. Başından sonuna kadar. Ey ins ve cin cemaati diyor Cenabı Hak. Bazıları cinlere üç harfliler diyor. Böyle bir dil alışkanlığı var. Üç harfliler, üç harfliler diye. İnsan beş harfliler oluyor. Öyle olunca cinler üç harfliler demenin hiçbir anlamı yok. Yani işte onların adını anarsak gelirler falan gibi böyle anlamsız yaklaşımlar bunlar. Cinlerin çok hayırlı olanları da var biliyorsunuz. Şeytanlar cinlerin şeytana tabi olmuş olanları. İnsanların da şeytana tabi olmuş olanları var. Yani beş harfli şeytanlar da var. Üç harfli şeytanlar var. Beş harfli şeytanlar da var. O yüzden dememek lazım ya üç harfliler falan diye. İnsanlar ve cinler. Allah öyle demiyor mu Kur'an-ı Kerim'de? Ey insanlar ve cinler cemaati, mülkümden hariç bir memlekete çıkıp kurtulmak için semavat ve arzın aktarından çıkmaya kuvvetiniz varsa çıkınız diyor Cenabı Hak. Şimdi insanı itaate çağırıyor ve isyandan men ediyor. Tamam mı? Allah bunu yaparken Rabbimizin kullandığı üsluba bakın. Şöyle diyor Cenabı Hak. Ey insanlar ve cinler cemaati. Gücünüz yetiyorsa Allah'ın semavatın ve arzın aktarından çıkmaya kuvvetiniz varsa çıkınız ama ancak bunu bir sultan ile yapabilirsiniz diyor. Bu sultan güç, kudret, kuvvet manasına geliyor. Hoca efendi bu ayet-i kerimeye dayanarak makalelerinden birinde insanın güneş sistemini de aşabileceği, uzayda dolaşabileceğine ilişkin neticeler çıkarıyor. O makaleyi ayrıca inşallahu Teala bir gün okuruz. Çok açık böyle insanın yapabilirliklerine ilişkin neticeler çıkarıyor hoca efendi. Bunu ancak bir sultanla yapabilirsiniz diyor Cenabı Hak. Bu noktada hoca efendinin ayet-i kerimeye verdiği bir meal var. O ayet-i kerimeyi eee beraberce okuyalım. Şöyle diyor hoca efendi verdiği mealde. Ey cin ve ins topluluğu. Aynı ayet hoca efendinin meali. Ey cin, cin ve ins topluluğu, gücünüz ve takatiniz yetiyorsa hadi geçin bakalım göklerin ve yerin çerçevesini, çevresini, çerçevesini, çeperini böyle meallendirebilirsiniz. Çeperini, yerlerin ve göklerin çeperini geçin bakalım. Ama üstün bir güç, kuvvet ve tekvini emirleri, teshir gibi bir hakimiyet olmayınca geçemezsiniz. Verdiği meale bakın. üstün bir güç, kuvvet ve Allah'ın tekvini emirlerini, kanunlarını, kainatta yarattığı kanunları teshir gibi bir hakimiyetiniz o kanunlara gücünüzün, hakimiyetinizin yetmesi, söz geçirmeniz gibi bir durum söz konusu olmazsa geçemezsiniz diyor Cenabı Hak. Rahman suresi 33. ayet. Göklere çıkabilme ve onun zorlukları. isteyen makaleyi okuyabilir. Burada anlatıyor hoca efendi bunun mümkün olduğunu. Göklere çıkabilme ve onun zorlukları. Kur'an'ın altın iklimindeki makalelerden bir tanesi. Şimdi Kur'an değerli dostlar Kur'an-ı Kerim bu ayetle pek geniş saltanat-ı rububiyete karşı in ve cinsin arzlerini inan zımdında nida ediyor. Yani ne diyor Cenabı Hak? Ey cin ve sevatim, mülkümden hariç bir memlekete çıkıp kurtulmak için semavat ve arzın aktarından çıkmaya kuvvetiniz varsa çıkınız. Ne hissettiriyor bu ayet-i kerime? Sizi itaate çağırıyor ya Cenabı Hak semavat ve arzın aktarı. Yani nereye gidersen git Allah'ın mülkündesin. Nereye gidersen git onun mülkündesin. Onun memlüksün. Dolayısıyla Allah bize nida ediyor ve kendi aczimizi hatırlatıyor. Ey insan, ey insanı hakir, sagir, aciz, ey insan, küçük insan, hakir insan, zavallı insan, ne suretle şeytanları recimeden melaike ile recimlerin, melaike ile necimlerin, şemslerin, kamerlerin itaat ettikleri sultan-ı ezel isyan ediyoruz? Şimdi ayet-i kerime diyor Bediüzzaman Hazretleri bize aslında bu manayı veriyor. Allah bize şöyle sesleniyor. Ey insan, aciz insan, zayıf insan, hakir insan, küçük insan, ne suretle Allah'a isyan etmeye cesaret edebiliyorsun? Senin öyle bir rabbin var ki, öyle bir rabbin var ki, e şeytanları recm ediyor ve melakeye recmettiriyor. Azametini, saltanatını gösteriyor. O, eee, parçalanmış yıldızlarla. Senin öyle bir rabbin var ki şemsleri, kamerleri kendine itaat ettiriyor. Şu semavat burçlarındaki o sükun, o nizam, o intizam Cenabı Hakk'ın azameti hakkında sana bir şey söylemiyor mu? O semavat burçlarının yüksekliği, büyüklüğü, azameti ama aynı zamanda nizamı, intizamı sana şunu demiyor mu ki? Şemslerin, kamerlerin itaat ettikleri rabbine sen hangi cesaretle isyan edebiliyorsun? Nasıl o sultan-ı ezeli isyan edebiliyorsun? Nasıl kocaman yıldızları, mermi kurşun yerinde kullanabilen bir askere sahip olan bir sultana karşı isyan etmeye cesaret edebiliyorsun? Allah'ın öyle melek orduları var ki kocaman yıldızları mermi diye kullanıyorlar. Allah'ın öyle orduları var ki kocaman yıldızları kurşun diye, mermi diye, top güllesi diye kullanıyorlar. Nasıl cesaret edebiliyorsun?" diyor ayeti kerimede Cenabı Hak bize. Bu da 6 basamaktı. Yani Allah neyi gösteriyor bize aynı zamanda? Bu Recmi Şeyatin ayeti kerimesiyle kendi azametini ve bizi itaate çağırıyor. Ve 7. basamağa geldik. Son basamağımız bu değerli dostlar. 7. basamak şu: Yıldızların pek küçük efradı olduğu gibi pek büyükleri de var. Yani ne diyoruz? İşte güneş diyoruz işte 1 milyon kat daha büyük diyoruz. Güneşten şu kadar kat daha büyük diyoruz. Efendim eee şu kadar milyar ışık yılı diyoruz. Galaksiler diyoruz işte şu kadar milyar galaksi diyoruz. Uzmanlar söylüyorlar bunu. Her galakside şu kadar gezegen, şu kadar yıldız falan olağanüstü rakamlar zikrediyorlar. Semanın veçini, yüzünü ziyalandıran her şey yıldızdır. Semanın yüzünü veçini ziyalandıran her şey yıldızdır. Biliyorsunuz biz güneşlerde yıldız efendim her şeye yıldız diyoruz. Zemadaki bu neviden bir kısmı semaya ziynet olmuştur. Bir kısmı da şeytanları recm etmek için semabi mancınıklardır. Şimdi bir kısmı ne olmuş? Semada ziynet olmuş, süslemiş Allah onlarla semayı parlatmış, yaldızlamış, efendim renklendirmiş. Uzaydan gelen o görüntüler çok renkli, çok tatlı görüntüler. Bazılarını renklendirmiş, süslemiş, yaldızlamış. Bazılarını da diyor Bediüzzaman Hazretleri ne yapmış? vazifelendirmiş. Melekler onları, melekler onları mancalık olarak kullanıyorlar recetmek için şeytanları. Semada yapılan bu rejim sema gibi en vasi dairede bile vukua gelen mübareze ve hadisesini, mübareze hadisesini insanlara göstermekle insanların mutilerini asiler ile mübarezeye teşvik ediyor. Şimdi üstat burada tam işte 7. basamakta meseleyi tamamlıyor. Şu kalbin etrafında da yok mu mübareze? Lümme-i şeytaniye var. Kalbe yakın bir mevkide kalbin etrafında vehimlerle ilhamlar çatışmıyor mu? Mübareze etmiyor mu? Etmiyor mu? Kabe'ye çok yakın bir mevkide şeytan taşlama cemerat deniliyor. Şeytan taşlama mevkii yok mu? Bakın Kabe'ye çok yakın. Kalbe çok yakın lümme-i şeytaniye yok mu? Demek ki hep mübareze var hayırlarla şarlar arasında. Senin kalbinde ilhamlarla vehimlerin mübarizesi yok mu? Nefsinin sesiyle vicdanının sesi arasında bir çatışma yok mu? Ve sen de sen de eee ilhamların şahaplarıyla, gülleleriyle nefsinin, şeytanın vehimlerini kovmaya çalışmıyor musun? Şeytan-ı racim kovulmuş. O kovulmuş şeytanı kalbinden konmaya çalışmıyor musun sen de? E senin kalbinde de bir mübarize yok mu? Şu yeryüzünde bir mübarize yok mu? hayırlarla şerlar arasında üstadımız diyor ki bakın gökyüzünde bir mübarize var. Şeytanlarla meleklerin arasında bir çatışma var. Ve öyle büyük bir çatışma ki öyle haşmetli, öyle azametli bir çatışma ki Cenabı Hak top gülleleri gibi vazifelendiriyor o parçalanmış yıldızları. Melekler onları şeytanlara fırlatıp onları recm ediyorlar. Bu neviden yıldızların bir kısmı nasıl süs olmuşlar gökyüzüne? Bir kısmı da böyle böyle vazifelendirilmiş. Şeytanları recetmek için semavi mancınlar olmuş. Şimdi sema, semada böyle recim var da sema gibi en vasi dairede bile böyle bir mübareze vukua geliyorsa e insan, insanın mutileri, asiler ile mübareze etmiyorlar mı? Düşünün kendi ülkenizde o zalimlerle, o zalimlerle adalet talep edenler arasında bir mübarize yok mu? Ehli vicdanla ehli zulüm arasında bir mübarize yok mu? Yeryüzünde yok mu? Mazlumlarla zalimlerin arasında ehli vicdanla ehli vicdanla ehli küfür arasında, ehli imanla, ehli imanla karanlıkla aydınlık arasında bir mübareze yok mu? İşte üstadımız diyor ki bu mübareze aslında varlığın bir esası ve size bunu hatırlatıyor Cenabı Hak. Şu kalbinizin etrafında nasıl mübareze var? Şu yeryüzünde hayırlaşar arasında nasıl mübareze var? O sema dairesinde o kocaman mübareze insanların mutilerini asiler ile mübarezeye teşvik ediyor diyor Bediüzzaman Hazretleri. Yani şu kalbinden şeytanı recmetmeye teşvik ediyor seni. Çıkar at kalbinden şeytanın ilhamlarını. Şeytanın şerir ilhamlarını kalbinden çıkar at. Lümme-i şeytaniyeden gelen vehimleri at. Kalbinden at. Nasıl melekler şeytanları recmediyorsa sen de recm. Kalbinden çıkar at. Yeryüzünde zalimlere karşı, zulme karşı, karanlığa karşı mübarize ehli ol. Yeryüzünde muti ol. Allah'a muti ol da melekler gibi ol. Asilerle mübareze et. bunu teşvik ediyor. Kaleminle yap o mücadeleyi. Kelamınla yap o mücadeleyi. İlminle yap o mücadeleyi. Sanatınla yap o mücadeleyi. Senin sanatın, senin ilmin, senin kalemin, senin kelamın top gülleleri gibi olsun. Şahaplar gibi olsun. Recmet şeytanı recmet kötülüğü. Bunlar teşvik ediyor diyor Bediüzzaman Hazretleri. Ve böylece 7. basamağı da okumuş olduk. 10 risaleyi bitirmiş olduk. Zikrettiğim gibi eğer 15 söz üzerinden okusaydık daha uzun vakitler alacaktı. Bir özet yapmış olduk üstadımız. Eee özellikle Mesnevi Nuriye'de bu özetlemeleri yapıyor. Bence bunlar çok önemli bütün olarak bakabilme noktasında. Ben dersi hitame erdirmeden küçük bir şey daha okuyacağım değerli dostlar. O meseleyi tamamlayacak. okuyacağımız şey şu. Şimdi eee bu cinlerle ilgili cinlerin semaya çıkması ve top gülleleriyle recm edilmeleri ayet-i kerime. Bir tane ayeti kerime değil farklı ayet-i kerimelerde de zikrediliyor. Şu şu tamamlayıcı bir bilgi bizim için. Cinler normalde semaya çıkabiliyorlardı. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in risaletiyile beraber çıkamaz hale geldiler. Cinler Kur'an'da bildirildiği üzere levhi-i mahvata ispatta olan şeylere muttali olmaya çalışıyorlar. Levhi mahvei ispat olmuş ve olacak her şeyin kaydedildiği levha. Şimdi bu mutali olmaya çalışıyorlar cinler ve ne yapıyorlar? Sema tabakasına çıkıyorlar. Vahiy bize gelirken, vahiy bize ulaştırılırken melekler kendi aralarında muhaverede bulunuyorlar. Cenabı Hak'tan duydukları şeyleri kendi aralarında konuşuyorlar melekler. Birbirlerine onlar fısıldarken şeytanlar da kulak hırsızlığı yapıyorlar. Buna terminolojide istirak-ı seb deniliyor. İstirak-ı sem. İstirak iştirak değil. Bakın. İstirak sirketten, hırsızlık kelimesinden türü istirak-ı sem yani kulak hırsızlığında bulunuyor. Melekler şeytan ve onun avanesi kulak hırsızlığı yapıyorlar. Yani bilgi hırsızlığı yapmış oluyorlar aslında ve ama çaldıkları bilgiyi kendi asılsız sözleriyle karıştırıyorlar ve bunları getirip kendi avenelerine birtım işte kendi zamanımız itibariyle o dönemin birtım hatiflerine birtım efendim eee medyumlarına diyebiliriz. Onlara iletiyorlar. Bunu iletiyorlar o çaldıkları bilgiyi ama kendi asılsız sözleriyle karıştırarak iletiyorlar. Eee, kendilerine bahşedilen, bahşedilen meşru hakları kullananlar melekler, hırsızlık yapanlar, istirak-ı semde bulunanlar şeytanlar. Ve ne yapıyorlar? Eee, o bilgiyi alıp suistimal ediyorlar. başka birilerine başka birilerine iletmek suretiyle insanları imandan, haktan uzaklaştırıyorlar. Hoca efendi şeyin üzerinde duruyor. Peygamber efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in cinlerle görüşmesi hadisesi var ya biliyorsunuz cin suresi var. Efendimiz cinlere de Rahman suresini de okuyor bu arada. Cinlere Rahman suresini okuyor. Onlar da ağlıyorlar ve biz Rabbimizin hiçbir nimetini yalanlamayız. hiçbir nimetine karşı nankörlük etmeyiz diyorlar cinler. İman etmiş olan cinler. Hoca efendi şunun altını çiziyor. Diyor ki şimdi bu kulak hırsızlığı meselesi cinlerin yapageldikleri bir şey. Eee ne yapıyorlar? Cinler devamlı gidip geldiklerinde semayile arz arasında kulak hırsızlığı yapıyorlar. Ama efendimizin risaletiyle beraber onlara semanın kapıları kapatılıyor. Artık kulak hırsızlığı yapamıyorlar. Kulak hırsızlığı yapabilmek için semaya çıkmaya kalktıklarında top gülleleriyle recm ediliyorlar. Adeta yüzlerine o kapılar kapanıyor. Hoca efendi diyor ki bunun onlar tarafından mutlaka izahı olmalıydı. Yani niye bu bize bu kapılar kapandı? Onu bulmalıydılar. Bu sebeple de karış karış her tarafı dolaştılar. Duydukları en küçük haberleri dahi araştırmaya koyuldular." derken bir grup cins bat'ya ulaşmış ve Allah Resulünün ashabına namaz kıldırdığını görmüş ve Kur'an'ı dinlemişler. Sonra da iman etmişlerdi diyor. Yani onların gelip efendimize iman etmelerinin başlangıç noktası semanın onlara kapılarını kapatması. Sema kapılarının artık cinlere efendimizin risaletiyle beraber kapanmış olması. Hoca efendi başka bir metinde aynı meseleyi bir kere daha şöyle zikrediyor. Diyor ki, "Cinler Kur'an'ın bildirdiği üzere levhi mah ispatta olan şeylere muttali olmaya çalışırlar. oradan gözlerine iliştirdiklerini, meleklerin konuşmalarından kulaklarına iliştirdiklerini yaptıkları yani hırsızlığı kendi hesaplarına değerlendirirlerdi. Bazen böyle hırsızlık sonucu elde ettikleri şeyleri kendilerini açık insanların kulaklarına fısıldarlar. Efendimizin ifadesiyle gırgır eder ve çoklarını baştan çıkarırlar. Zaten bu bilgilerin %99'u kendi kattıkları yalanlarla doludur. Evet. Belki bunlardan %1'i doğru çıkabilir. İşte bu diğer yalanlara referans olur. Bir tanesi doğru ya. Diğer yalanlarına referans oluyor. Kur'an-ı Kerim'de cinlerin bu durumunu anlatan pek çok ayet vardır. Şimdi onların birkaçını icmalen zikredeceğiz diyor hoca efendi. Onları zikredip ders ithamı ertireceğiz. Birincisi şu: "And olsun" diyor Cenabı Hak. Biz gökte birtım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik. Seyredenler için onu süsledik. Onları taşlanmış her şeyden koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna onun da peşine açık bir alep sütunu düşmüştür. Bu Hicr suresi 16 ve 18. ayetler arasında. Ne diyor Cenabı Hak? And olsun ki gökte birtım burçlar yarattık. Seyredenler için onu süsledik. Onları tast tamam her şeytandan koruduk. Onları t tamam her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür diyor. Bu Hicr suresi 1618. Sonra başka bir ayet. Bu ayette Saffat suresi 610. Biz yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Bakın gök hep süslenmiş olarak zikrediliyor. Ve itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk. Onlar artık mele-i alaya yani yüce topluluğa kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar, kovulup atılırlar ve onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak meleklerin konuşmalarından bir söz kapan olursa onu da her şeyi delip geçen bir parlak ışık takip eder. Recm edilirler. Yani her şeyi delip geçen bir parlak ışık takip eder. Normalde onlar latif oldukları için cinler sema tabakasına çıkabiliyorlar. Ama ne oluyor? Çıkarlarsa recm ediliyorlar. Onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak meleklerin konuşmalarından bir söz kapan olursa onu da her şeyi takip eden, her şeyi delip geçen parlak bir ışık takip eder. Saffat suresi 6 ve 10. ayetler. Bütün bu özellikleriyle cinler her zaman insanı saptırmaya çalışıyorlar, aldatmaya çalışıyorlar. Ve tarihe baktığımızda da aslında bunun ne kadar yaygın bir şey olduğuna şahitlik ediyoruz. Hala bakın kaçıncı asırdayız. Hala böyle e cinleri çağıranlar, cin çağıranlar, onların oyuncağı haline gelenler çok yaygın. Maalesef çok yaygın. Evet. Neyse eee böylece dersimizi hitam verdirmiş olduk. Benim çok sevdiğim bahislerdir. Melake ve ruhaniyat bahisleri. Metafizik alemi okuyan bahisler. Ya onlar bana çok tatlı geliyor. Metafizik alemde neler neler dönüyor. Neler neler dönüyor metafizik alemde böyle fizik aleme sıkışıp kalmışız. Allah bizi affetsin. Maddenin çeperleri içerisine takılıp kalmışız. Cenab-ı Hak bizi fizikten metafiziğe, maddeden manaya, mülkten melekuta açılabilenlerden eylesin inşallahu Teala. Evet değerli dostlarım, chat'i açıyorum. Çok merak ediyorum bugün dualarımız hangi çerçevede olacak diye. [Müzik] Evet, eee, metinler paylaşılmış. Fedakarlar ekibin çok teşekkür ediyorum. Allah ebeden razı olsun yine ve yeniden. Anahtar kavramlarımız şöyle. Zi hayat, zi şuur, melake ve ruhaniyat, metafizik alem, kainat kitabını mütalaa etmek, tefekkür vazifesi, mütehayyir. Mütehayyir hayret kelimesinden türüyor değerli dostlar. mütehayyir, hayret eden, hayran olan manasında istihzan etmekte istihsan etmek, hüsne açılmak, güzelliğe açılmak, çok beğenmek, hayran olmak manasında insanların, cinlerin ve meleklerin ortak vazifesi. Mütehayyir, istihzan edici. Mütefekkir, takdir edici. Zevil idrak, uruç etmek, semavat ihle, arz sakinleri. Mücazat, cezalandırma demek. Satvet ve haşmet. Cenab-ı Hakk'ın azametini bize seyrettirmesi. Recmi şeyatin, şeytanların recm edilmesi, taşlanması. Mübareze ehli. Mübareze biliyorsunuz mübareze etmek, çatışmak, savaşmak, efendim eee harb etmek manasına geliyor. İştirak bilgi hırsızlığı demek. Anahtar cümlelerimizi şöyle çıkarmış sevgili sevgili fedakarlar ekibimiz. Şeytanlar için o yıldızları birer mermi yaptık. Mülk suresi 5. ayet. Bu bizim serlevhamızdı. Zaten bu ayeti tefsir eden bir dersti bu. Bu ders bir tefsir dersiydi. Bu ayetin tefsiriydi. Semavatın melaike ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır. Semavatın bu kadar ziynetlerle tezyin edilmesi behha zevil idrakin takdir ve istihsan ile nazır-ı hayretlerini celbetmek içindir. Öyle değil mi? Bu kadar süslenmesi zevili idrakin takdirlerle, istihzamlarla nazarı hayretlerini celbetmek içindir. Hüsnü ziynet aşıkların celbi içindir. Hüsnü ziynet aşıkların celbi içindir diyor. Eee üstadımız. Aynı şekilde şöyle de şunu da aslında bu basamaklardan çıkan neticeleri de birer anahtar cümleye dönüştürmek güzel olurdu. 7. basamaktaki şu cümleyi de dahil edelim. Semada yapılan rejimler sem gibi en geniş dairede bile vukua gelen mübarizeleri bize hatırlattığına, gösterdiğine göre insanların mutilerini de itaat ehli olanlarını da asilerle mübarezeye teşvik ediyor diyor üstadımız. Bu 7 basamakta vardığı netice üstadın. Evet değerli dostlar, şimdi güzeller güzeli bölümüne geldik. Eee, dersimizin en tatlı bölümüne, dua bölümüne. Sevgili Aleyna başlatmış bugün dualarımızı. Allah ondan razı olsun. Güzel çocuğumdan şöyle demiş: "Benim güzeller güzeli Rabbi Rahimim. Nereye baksam sen? Nereye dönsem sen? Çok güzel. Aynen öyle. Senin cilvelerin, senin tecallilerin, iç içe güzellik, her köşe içe mana. Tabiat gözümde adeta bir gülüre. Sesler, renkler, bulutlar, galaksiler, gökler, yerler. Bu ne müthiş handise vuruldum bu güzel kainat musikisindeki sese göğe bakınca nizamı, toprağa bakınca rahmetini, kendime dönünce acziyetimi görüyorum. Öyle değil mi? Güğe bakınca nizamını, toprağa bakınca rahmetini, kendime dönünce acziyetimi görüyorum. Tefekkür ettikçe artıyor hayretim. Her zerrede bir alem, her alemde sen varsın. Rızanı talep eden, sana muti olan ve sadece seni isteyen bir kalp nasip et bizlere ve kalplerimizi melekut aleminin huzuruna aç. Her varlıkta derin bir alakayla aşkla seni dileyelim. Sen sen diyelim. Her halde, her durumda seninle olalım. Amin. Elfi alfi amin. Güzel çocuğum benim. Evet sevgili Nur Senacığımın alıcı Nursanacığımın duasını okuyacağız. Şimdi ona da selam ediyorum. Ey Rahman ve Rahim olan Rabbimiz, biz aciz ve fakir kullarına enfusi derinliklerimizin hakikatini idrak etmeyi, nefsimizin labirentlerinden marifet ışığına çıkabilmeyi nasip eyle. Kainat kitabının ancak binde birini anlayabildiğimiz, anlayabildiğimiz o azametli safelerini bizlere de oku. Okut. Bizlere de okut. Bizlere de aç. Ya Rabbi kainat kitabının ancak binde birini anlayabildiğimiz o azametli zaifeleri bizlere de okut ya Rabbi. Bizlere de aç. İlmin, hikmetin, tefekkürün kapılarını bizlere de aç. Yeryüzünü bizlere bir tefekkür diyarı eyle. Kainat kitabını satır satır, kelime kelime okuyabilmeyi nasip eyle. Her bir zerresini birer marifet aynası eyle bizim için. Hayranlığımızı arttırdıkça arttır. Hayranlığımızı kuru bir hayret olarak bırakma. Onu ihlas ve ubudiyetle yoğrulmuş bir kulluğa dönüştürebilmeyi bizlere muvaffak eyle. Secdelerimiz hayret ve hayranlık secdeleri olsun ya Rabbi. Belimiz senin azametin karşısındaki hayretle, tefekkürle bükülsün. Secdelere erimiş olarak kulluk kalıplarına yeni dökülmek için varabilelim. Hayret ve hayranlığımızı sana kulluk olarak ilan edelim. Ey Rabbimiz kalplerimizi marifet nuruyla tenvir eyle. Ta ki senin esma-ı hüsnanın cilvelerine mazhar olalım ve o marifet ufkunda kulun en leziz makamına ulaşalım. Amin. Amin. Amin. Elfi elfi amin. Elfi elfi amin. Evet. Sevgili Bir senin duasını okuyoruz şimdi. Sevgili dostum Birsenin şöyle demiş. Ey benim her ismini, her ismini azametine göstererek yapan her işini özür diliyorum. Ey benim her işini azametini göstererek, isimlerini tecelli ettirerek isimlerinin tecellileriyle gözlerimizi kamaştırarak yapan Allah'ım. Kalbimizin gözünü kamaştırarak yapan Allah'ım. Nefislerimizin ve şeytanımızın şerrinden sana sığınıyoruz. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi, "En büyük cihat nefis ile yapılan cihattır. Bizlere nefsimizin ve nefsimizin ve şeytanımızı en güzel şekilde devamlı olarak onlara karşı galip gelebilmeyi nasip eyle. Amin ya Rabbi. Amin. Bizi bizi nefsimize ve şeytanımıza galip eyle ya Rabbi. Amin. Elf alfi amin. Şimdi pek sevgili Mustafa Hamza'nın şiirini okuyacağız değerli dostlar. Bakalım Mustafa Hamza ne demiş. Evet. Leylilerde başını göğe dikersen de dost aç gözünü de gör o yıldızların arkasını. Sen her şeyi gözünden zannedersin. Gözündeki zannedersin de o yıldızlara melekler taşlar. O yıldızlarla melekler taşlar şeytanları. İki yol var. Melekutilik yahut şeytanilik. Sen yükselmek istersen melekleşmeye bak. Çünkü bilesin şeytan yükselemez semaya. Şeytanın sözünü dinleyen nefsini dinlemeyi bırak. Çok güzel olmuş sevgili Mustafa. Leyillerde üstadımız öyleydi biliyorsunuz değil mi? Ormana gidiyor Bediüzzaman Hazretleri 3 ay gelmiyor. 3 ay gidiyor ormanda kalıyor üstat. Ağacın tepesinde, çam ağacının, katran ağacının tepesinde geceliyor. Ne yapıyor Bediüzzaman Hazretleri? Ne yapıyor? Geceleyin ormanın içerisinde bir ağacın tepesinde üstadı hayal edebiliyor musunuz? Öyle bir üstat 3 ay gelmiyor oradan. Öyle bir üstat. Ondan sonra dinle de yıldızların hutbe-i şiirenine diye başlayan yıldızneler yazıyor size. Yıldızları konuşturuyor. Yıldızları konuşturuyor. Leyillerde başını göğe dikersen dikersin de dost özellikle böyle ışıklı mekanlarda olunca yıldızları bile göremiyoruz. Gözü karanlığa alıştırıp da o gece karanlıklarında yıldızları seyretmek lazım. Leylerde başını göğe dikersen dikersin de dost. Aç gözünü de gör yıldızların arkasını. Sen her şeyi gözündeki zannedersin de o yıldızlarla melekler taşlar şeytanları. İki yol var. Melekutilik yahut şeytanilik. Sen yükselmek istersen melekleşmeye bak. Çünkü bilesin şeytan yükselemez semaya. Şeytanın sözünü dinleyen nefsini dinlemeyi bırak. Bu dersin bize verdiği netice de buydu. Allah razı olsun. Şeytanın sözünü dinleyen nefsini dinlemeyi bırak. Elfi alfi amin. Sevgili Hatice'nin duasını okuyacağız. Şimdi şöyle demiş. Rabbim asrını aşan, asrının dışına çıkabilen, asrında kaybolmayan kullarından eyle. Fiziki aleme takılmayan, metafizik alemin feyizli ışıklarını, nurunu alabilenlerden olmayı nasip et. Rabbim maddete takılıp kalanlardan değil, manaya yelken açan kullarından eyle bizi. Amin. Elfi elfi amin. Elfi alfi amin. Ya Rabbim. Şimdi pek sevgili Yasemin'in duasını okuyacağız. Şöyle demiş. Ya Rabbi sen bizleri fizik aleminde sıkışanlardan değil metafizik aleme geçebilenlerden eyle. Aksi takdirde sen bizleri bu görsel şölene muhatap kılmışken, bu kemalata karşı kayıtsız kalanlardan, bu cemali göremeyenlerden oluruz. Sen bizlere mülke bakıp melekûu görebilmeyi nasip eyle. Yoksa biz hüsrana düşenlerden oluruz. Amin. Amin. Ya Rabbim. Şimdi pek sevgili Zeynep Nevracımın şiirini okuyacağız beraber. Güzel çocuğumun şöyle demiş. Melaike sükutla zikreder ismi her şey nizama durmuş gibi. İstemem şöhretin gölgesini, saltanatın sesini. İsterim meleklerin sükutunda duyayım nefesimi. Çok güzel. İsterim meleklerin sükutunda duyayım nefesimi. Çıkar at kalbinden şeytanın ilhamlarını. Besleme artık içindeki asi sarmaşıkları. Bir merdiven kurdum yedi basamaklı. Her basamakta bir sır yakar esmanın ışıklarını. Fevkalade güzel olmuş güzel çocuğum benim. Çıkar at kalbinden şeytanın vesveselerini. Besleme artık içinde asi sarmaşıkları. Bir merdiven kurdum yedi basamaklı. Her basamakta bir sır yakar esmanın ışıklarını. Bir tane ile bin melek seyyare, yeryüzünde ise milyarlarca. Ama bir sensin gönlümde dane. Bir milyondan biri de ben olsam. Ben olsam da coşsam, erisem. Olsam sana divane, olsam sana divane. Bir tane ile bin melek seyyare. Yeryüzünde ise milyonlarca. Ama bir sensin gönlümde dane. Bir milyondan biri de ben olsam, ben olsam da coşsam, irisem. olsam sana divane ey sultan-ı ezel başım secdede. Sana olsun gönlümdeki nur, arzımdaki secde. Bir ben yok bende artık yalnız sen varsın. Sensin artık sensin aşk. Ben ise sana mestane. Sensin varlık, sensin aşk. Ben ise sana mestane. Evet, çok güzel bir şiir olmuş. Güzel çocuğum benim. Mestane bir şiir olmuş. Sevgili Melek'in duasını okuyacağız şimdi. Şöyle demiş sevgili melek. Melek meleklerin şiirini yazmış. Yüceler yücesi Rabbim içimizdeki karanlıkları aydınlatabilecek kıvamda iman nuru yak. Kalplerimizde yak ki sana öyle bir itaat şuuru sarsın ki ömrümüzü bizlerde semada uruç eden gezegenler gibi eee ruhlardan olalım. O ruhlardan, o mübarek ruhlardan olalım. O ruhaniyata karışalım. Yalnız gitmeyelim ya Rabbi. Yalnız gitmeyelim. O gezegenler gibi semada oruç edebilen, melekler gibi semaya yükselebilen ruhlardan biri de biz olalım. Allah'ım cesedinin kesafetini bırakıp da ruhunun letafetiyle yolculuk edenlerden biri de biz olalım. Sevgili Feyzacığımın feyizli şiirini okuyacağız şimdi. Şöyle demiş: "Ne olurdu rabbinin taktığı kanatları çırpsaydın sonsuzluğa?" Aslında bütün problemimiz bu. Ne olurdu rabbinin taktığı kanatları çırpsaydın sonsuzluğa? Bütün derdimiz bu. Kurtulup gölgelerden oturabilseydin güzellerin sofrasına. Elindeki taşla sapanın ne diye küçük görür aklın? Sultanın dilerse alemleri içine alır bağrılın. Ey dost, bil ki bu yol kalbinin ucuyla gidilecek yol değil. Karanlığa bal çalmadan gözümle gördüğün nur değil. Pek güzel olmuş Feyzacığım. Ne olurdu rabinin taktığı kanatları çırpsaydın sonsuzla kurtulsaydın gölgelerden oturabilseydin güzellerin sofrasına ne olurdu erindeki taşla sapanın ne diye küçük gördü gördü aklın sultanın dilerse alemleri içine alır bağrın alsın inşallahu teala bağrımız alemdirleri içine alsın ey dost bil ki bu yol kalbinin ucuyla gidilecek yol değil. Karanlığa palçalmadan gözünle gördüğün nur değil. Evet değerli dostlarım bugünkü dersimiz de böyleydi. Dersin başında mikrofon ve şarjımın kablosunu takmamışım. O yüzden dersin bir bölümünde ses problemi olmuş olabilir. Benim dikkatsizliğime, körlüğüme denk geldi. Allah beni affetsin. Siz de mazur görün. Hakkınızı helal edin. Görüşmek üzere. Allah'a emanet olun. Hoşça kalın. [Müzik]
EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 231: MELEKLERİN ŞEYTANLARI TAŞLAMASI
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.