Transcript of EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 232: KADER NASIL DEĞİŞİR?
Video Transcript:
Billahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmîn. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elfi alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu dostları muhabbetle selamlıyorum. Gaibunu da hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Canı gönülden bereketli bir ders olsun inşallahu teala. Bugün kaza, kader, kaza ve ata kanunları üzerinde duracağız inşallahu teala. Temel başlığımız aslında kaderin değişen mahiyeti. Kader değişir mi sorusu. Çokça karşılaştığımız bir soru. Hayatın içerisinde de çokça takıldığımız bir mesele aslında. Bazı noktalarda ümitsizliğe durçar olduğumuz bir mesele. Dolayısıyla kaderin değişen mahiyeti ve nasıl değiştireceğiz o kaderi? Bunun üzerinde duracağız inşallahu teala. Bugün Bediüzzaman Hazretleri her zaman yaptığı gibi bize de yine ilem eyyuhel aziz diye sesleniyor. Eee 10. Risaleyiz malumunuz. Mesnevi-i Nuriye'de. Bugün 232. dersimizi yapıyoruz. Mesnevi Nuriye dersimize. Hamdü senalar olsun. Üstadımızın hitabına her zaman yaptığımız gibi efendim üstadım diyoruz. Kalbimizin kulağını üstadımıza veriyoruz. Ve üstadımız bize şöyle sesleniyor. Cenabı Hakk'ın ata, kaza ve kader namında üç kanunu vardır. Ata kaza kanununu kaza, kaza da kaderi bozar. Bakın ü tane kanun var. Bu kanunları konuşacağız bugün. Aslında temel de atayı konuşacağız. Ata. Ata Allah'ın ihsanları, lütufları, keremi rabbimizin bizim üzerimizdeki, Cenabı Hakk'ın bizim üzerimizdeki iyilikleri, kötülükleri gidermeleri işte Cenabı Hakk'ın atası. Ata kaza kanununu bozuyor. Kaza da kader kanununu bozuyor diyor üstadımız. Bugünün aslında ana anahtar kelimesi, anahtar cümlesi bu. Ata kaza kanunu kader de kaza da kaderi bozar. Düzgün telaffuz edemedim. Tekrar ediyorum. Ata kaza kanununu. Kaza da kaderi bozar. Cümlemiz bu. Bunu böyle ne kadar tekrar etsek yerinde olur. Üstat bunu anlamamız için bir örnek veriyor. Biz eee örneği okuyacağız. Ondan sonra da bu manaları daha derinlemesini anlamaya çalışacağız. Mesela diyor üstat, bir şey hakkında verilen karar kader, kader demektir. Kader nedir? Cenab-ı Hakk'ın bizim üzerimizdeki takdiratı, Cenabı Hakk'ın ilmi ezelisinde bizim hakkımızda beyan buyurduğu takdire biz kader diyoruz. Öyle değil mi? Kader. Bir şey hakkında verilen karar. Yani Cenabı Hak meşiyet-i ilahisiyle bizim hakkımızda birtım kararlar tayin ediyor. O kararın infaz edilmesine biz ne diyoruz? Kaza diyoruz. Bu kaza geçirmek ifadesiyle karıştırmayın bunu. Bu kaza ve kaderin kazası. Yani Cenabı Hak ezeli ilmiyle bizim hakkımızda meşri-i ilahiyesiyle yani dilemesiyle bir hükümde bulunuyor ve onu infaz ediyor. Mesela diyelim ki Cenabı Hak bize bir ömür tayin ediyor ve vakti merunu gelince vakti merhunu gelince Cenabı Hak bizim için ölümü yaratıyor. Ona ne diyoruz biz? Kaza diyoruz. Yani kader kanunu infaz ediliyor ya da dünyaya gelişimizi düşünün. Yani diyelim ki sevgili Mustafa Hamza nerede doğacak? Hangi yılda doğacak? Hangi anne babanın çocuğu olarak doğacak? Bunlar hep Cenabı Hakk'ın meşiyetiyle yani ilahi kaderde takdir edilmiş olan şeyler, verilmiş kararlar. Hangi donanımla dünyaya gelecek mesela? Erkek mi kız mı olarak dünyaya gelecek? Bunların hepsi meşri-i ilahiye bakıyor. Yani bir şey hakkında verilen karar yani kader. Sonra vakti geldiğinde eee sevgili Mustafa Hamza Allah'ın takdir ettiği annenin babanın çocuğu olarak Allah'ın takdir ettiği cinsiyette Allah'ın takdir ettiği donanımda dünyaya gönderiliyor. Buna da ne diyoruz biz? Kaza diyoruz. Yani o kaderin kadir kaderde tayin edilmiş olan şeylerin infazı. Buna ne diyoruz? Kaza. Şimdi o kararın iptaliyle hükmü kazadan affetmeye de hata deniliyor. Yani diyelim ki Mustafa Hamza Allah muhafaza buyursun bir hata işledi. Yolu yanlış bir yöne doğru yürümeye başladı ve yürüdüğü yol onu eee kötü bir yere çıkaracaktı. Ama Mustafa Hamza'nın diyelim ki geçmişte çok büyük hayırları, iyilikleri, hizmetleri var. Eee ne yapıyor Cenabı Hak? O yaptığı hayırların, hizmetlerin, iyiliklerin, güzelliklerin hürmetine Mustafa Hamza'nın diyelim ki karşısına çok güzel bir insan çıkarıyor. Onu o yoldan döndürüyor. Oysa bıraksa Cenabı Hak o yoldan menfi bir yere doğru gidecek. Ama Allah onun yolunu kesiyor. Yoluna bir taş düşürüyor. Yoluna güzel bir insan çıkarıyor. Ve onun hakkında aslında verilmiş bir karar vardı. Yani o yola kendi iradesiyle girmişti. Ve o yolun çıkacağı yer belliydi. Ama Cenabı Hak hatasıyla yani lütfuyla, ihsanıyla Mustafa Hamza'nın yolunu kesiyor. Bir fırtına çıkıyor. Yoluna bir taş düşüyor. Trafik tıkanıyor. Bir şey oluyor. Yani Cenabı Hak onun oraya vası olmasına yani o eee cürmü işlemesine ya da yolunun o sarpa sarmasına izin vermiyor. Buna da ne diyoruz? Ata. Dikkat edin bakın. Kaderde verilmiş olan bir eee hüküm var. Buna biz kader diyoruz. O hükmün ifa edilmesine kaza diyoruz. Ama o kazanın bozulmasına ve uygulanmamasına da ne diyoruz? Ata diyoruz. Ne dedi Bediüzzaman Hazretleri? O kararın iptaliyle hükmü kazadan affetmeye ata denilmiştir. Diyor. Çok meşhurdur bilirsiniz. Dostoyevski hakkında dönemin çarı idam kararı veriyor ve uygulanacak idam kararı. İdam sehpasına çıkıyorlar. Dostoyevski ve birkaç kişi daha tam işte ip boğazlarına geçiriliyor. Tam idam edilecekler. Çar onlara diyor ki ben sizi affettim diyor. Aslında ne kadar zalimane, ne kadar vahşiyane bir hüküm. E ve ip boğazlarına geçiriliyor ve onlara diyor ki ben sizi affettim diyor ve dar ağacından onları indiriyor. Biz bir dönemin çarı olarak dönemin hükümranı olarak bunu yapıyor. Şimdi Cenabı Hak biz şeyi hak ettiğimizde hakkımızda buna meşiyet-i ilahi açısından kaza ve kader diyoruz. Meşiet-i ilahi Allah'ın bizim üzerimizdeki dilemelerine deniliyor biliyorsunuz. tayinlerine, takdirlerine, dilemelerine başarılı mı olacağız? Efendim neler gerçekleştireceğiz? Hayra hizmet edeceğiz? Yolumuz sarpa saracak. Bir yerden aşağıya mı yuvarlanacağız? Başımızı duvara mı çarpacağız? Küçük bir kaza mı geçireceğiz? Büyük bir kaza mı geçireceğiz? Bütün bunların hepsi Cenab-ı Hakk'ın meşeti. Yani onun bizim hakkımıza verdiği kararlar olduğu için bunlara biz kader diyoruz. O kararın infazına ne dedik? Kaza diyoruz. Ama üstadımız ne dedi? Dedi ki, "O kararın iptaliyle hükmü kazadan affetmeye de ata denilir." Yani biz öyle diyelim ki birisinin kalbini kırdık da başımızı duvara çarpacaktık. Başımızı duvara ya da başımıza bir şey düşecekti. Ne oluyor? Pişman oluyoruz. Tövbe ediyoruz. Sadaka veriyoruz. Cenab-ı Hak bizim hakkımızda verdiği o hükmü kaldırıyor. Başımızı duvara çarpmamış oluyoruz. Başımıza bir şey düş düşmemiş oluyor ve onu eee Cenabı Hakk'ın hatasıyla hatasıyla izah ediyoruz. Evet. Yumuşak bir otun diyor Bediüzzaman Hazretleri damarları. Yumuşak bir otarları ne yapıyor? İpek gibi yumuşak kökler diyordu üstat. Sert kaya ve taş parçalarını nasıl delip geçiyor? Ata da kaza kanunu öyle delip geçiyor diyor Bediüzzaman Hazretleri. Şimdi ne kadar ümit var bir şey değil mi bizim için? Ne kadar aslında bizim için ne kadar yol açıcı, ne kadar bize ümit bahşeden bir şey. Yani bizim hakkımızda verilmiş bir karar var. Bize şöyle diyorlar mesela diyelim ki eee doktor bize diyor ki işte şöyle bir hastalığın var senin şu kadar ömrün kaldı. E biz biliyoruz değil mi? ata kaza kanunu deler geçer. Yani yumuşak köklerin, ipek gibi yumuşak köklerin sert kaya ve taş parçalarını delip geçtiği gibi ata da kaza kanununu delip geçiyor. E dolayısıyla işte birileri bize diyorlar ki işte başına şöyle bir şey gelecek, kötü bir rüya gördük, acaba şöyle bir şey mi yaşayacağız? Hepsini ne yapabiliriz? Değiştirebilme şansımız var. Ama biz değiştirmiyoruz. Rabbimiz değiştiriyor. Biz sadece Cenabı Hak'a teveccüh ediyoruz. Cenabı Hak'a onun atasına iltica ediyoruz. Hasenatımız senin atandır ya Rabbi diyoruz. Ve ne yapıyoruz? Bakın bize söylenilen şeyler, gördüğümüz rüyalar, bize efendim yapılan tehditler bütün bunların mahkumu ve mağduru olmuyoruz. Niye? Biliyoruz ki ata kaza kanunu ipek gibi yumuşak köklerin sert kaya ve taş parçalarını denip geçtiği gibi ata da kazanın kanununu deler ve geçer. Allah'ın meşietiyetiyle yine onun dilemesiyle deler ve geçer. Bu ne kadar ümit vadedici bir şey. Öyle değil mi? Hiçbir şeyin bizim mahkumu olmamamıza izin veren ve bize her halükâa Allah'a teveccühe yönelten bir şey. Dolayısıyla atanın kazaya nispeti diyor Bediüzzaman Hazretleri kaderin de kazanın da kadere nispeti gibidir. Yani nasıl ata kaza kanununu bozuyor, kaza da kader kanununu değiştiriyor. Yani Allah bizim hakkımızda verdiği hükmü değiştiriyor. Allah bizim hakkımızda verdiği cezayı, hükmü bozuyor ve bizim için hayır murat ediyor Cenabı Hak. Bunun örneklerini konuşacağız. Kaza da ok gibi kader kanunlarını deliyor ve geçiyor. Nasıl ataha kaza kanununu yumuşak köklerin sert kaya ve taş parçalarını deliği gibi delip geçiyorsa ok gibi kazada kader kanununu deler. Demek atanın kazaya nispeti kazanın da kadere nispeti gibidir. Ata kaza kanunun şümulünden ihraçtır. Şimdi bakın ataya bir tanım getirdi Bediüzzaman Hazretleri. Neymiş ata? Kaza kanunun şumulünden ihraç. Yani Allah seni o kanunun dışına çıkarıyor. Bir kanun var bakın. Yani sen Allah'ın külli kanunları var. Sen diyelim ki bir cezayı hak ettin. Başına bela ve musibet yağmur gibi yağacaktı ama istiğfar ettin. Kim gibi? Yunus Aleyhisselam'ın kavi gibi. Onlar da öyleler ya. Bela başlarına yağacak. kararmış, simaları kararmış, gökyüzü kararmış ama tövbe ediyorlar, istiğfar ediyorlar ve Allah onlar hakkında verdiği hükmü değiştiriyor. Ne yapıyor onu? O kanunun hükmünün dışına çıkarıyor. Kanun ne? Kanun ne? Bakın şöyle bir kanunu var değil mi Cenabı Hakk'ın? Bir peygamber kavmini terk ederse Allah o kavmi helak ediyor. Bu bir kanun değil mi? Metafizik bir kanun. Fiziki kanunlar gibi metafizik bir kanun. Bir peygamber kavmini terk ettiğinde Allah o kavmi helak ediyor. Bunun bir tek istisnası var. Yunus Aleyhisselam'ın kavmi. Onlar ne yapıyorlar? İstiğfar ediyorlar, tövbe ediyorlar. Allah da o kadim hakkında verdiği hükmü değiştiriyor. Onları o kanunun dışına çıkarıyor. Allah onları o kanunun dışına çıkarıyor. Öyle olunca biz de ne diyoruz? Ata kaza kanununun şumulünden ihraçtır diyoruz. Mesela diyelim ki doktorlar bize diyorlar ki işte kanser olan işte vefat eder diyorlar. Öyle diyorlar değil mi? İşte kanser olan, kanser ölümcül bir hastalıktır diyorlar mesela doktorlar bize. Ama biliyorsunuz erkans olan ölmüyor yani. Ve yaşama mühletini de doktor belirlemiyor. Cenabı Hak belirliyor. Dolayısıyla bu Allah'ın külli bir kanunu olabilir. Bir kaza kanunu olabilir. Ölümcül bir hastalığa yakalanan bir insan bir hastalığın seyriyle beraber ruhun ufkuna yürüyebilir. Ama ata kanunu var Cenabı Hakk'ın ve atağa kaza kanununu delip geçiyor. Dolayısıyla kanser olan bir insan, "Ben kanser oldum, öleceğim" diye bakmak yerine ne yapabiliyor? Cenabı Hak'a teveccüh ediyor. Biliyor ki ata kaza kanununu deler geçer. Cenab-ı Hak onun için ekstra bir ömür tayin eder. Biliyor değil mi kul bunu? Eğer kul bunu biliyorsa Allah'a teveccühten vazgeçmiyor. Şöyle demiyor. İşte benim işte şu kadarcık ömrüm kaldı. Dolayısıyla da eee elveda, elf firak demiyor. Ne yapıyor? Allah'a teveccüh ediyor. Biliyor rabbinin onun ömrünü uzatabileceğini. Dolayısıyla demek ki atanın kazaya nispeti, kazanın kadere nispeti gibi. Ata nedir o zaman? Kaza kanunun şumulünün dışına çıkmaktır. O kanunun ihata alanının, o kanunun uygulama alanının dışına çıkmaktır. Kaza da kader kanunun külliyetinden ihraçtır. Kaza da öyle olunca ne oluyor? Kader kanununun dışına çıkmış oluyor. Çünkü infaz olmamış oluyor. Yani Allah'ın meşiyeti değiştiği için verilen o hüküm gerçekleşmemiş oluyor. Bu hakikate vakıf olan arif. Şimdi bu hakikate vakıf olanlar kimlermiş? Ariflermiş. Allah bizi o ariflerden eylesin. Bu hakikate vakıf olan arif, "Ya ilahi, hasenatım senin atandır, seyyatım senin kazandır. Eğer atan olmasaydı helak olurdum." der. Ne güzel bir cümle değil mi? Yani bunu böyle ezberleyip de hep tekrar etmek lazım. Arif bunu söylüyor. Allah'ım benim hasenatım senin atandır. Yani yaptığım büyük iyilik, bütün iyilikler aslında senin bana iyiliğindir. Ama bütün seyyaatim yani bütün hatalarım senin kazandır. Bütün hatalarım yani eğer bir yerde düşmüşsem, eğer günaha batmışsam, eğer efendim başıma bir iş geldiyse, eğer şöyle olduysa, eğer böyle olduysa bunlar senin adaletindendir. Yani verdiğin hükmün uygulanmasındandır. Senin benim hakkımdaki takdirinin infazındandır. Ama bütün hasenatım var ya o güzellikler benden sudur eden iyilikler, güzellikler onların hiçbiri aslında benim kesbim değil. Hepsi senin lütfundandır. Hepsi senin atandır. Bunu kim söylüyor? Arif söylüyor. Ne diyor Arif? Tekrar edelim. İlahi diyor, "Hasenatım senin atandır. Seyyiatim de senin kazandır. Eğer senin atan olmasaydı ben helak olurdum." Ne güzel, değil mi? Bunu Allah'a söyleyebilmek ne güzel. Gerçekten de Arif kimdi? Arif irfan ufkunda yani Allah'ı tanıyan arif. Marifeti de derinleşmiş olan vicdanın da marifet peteğini örgüleyebilmiş olana arif diyoruz. İşte bunu söyleyebilmek için kim olmak lazım? Arif olmak lazım. Evet. Şimdi üstadımız bu kadarla iktifa ediyor. Bu bölüm çok meşhurdur. Çok da önemlidir. Mesnev-i Nuriye'nin içerisinde bu cümleler Mesnevi-i Nuriye'nin en çok tekrar edilen cümleleri arasındadır. Hoca Efendi bu meseleyi ele alıyor. Hoca efendinin de malumunuz kitap ve sünnet perspektifinde kader diye müstakil bir eseri var. İnancın gölgesinde de kadere ilişkin bir bölüm var. İkisinde de hoca efendi kanun olarak hem kader kanununa hem kaza kanununu hem de ata kanunun ikisinde de işliyor hoca efendi. Muhtelif sorular soruluyor hoca efendiye. Mesela duanın dönüştürücülüğü soruluyor. Aynı meseleyi anlatıyor. Mesela uğursuzluk meselesi soruluyor. Gaybi haberler meselesi soruluyor hoca efendiye. Mesela gaybi haberler ne? İşte veliler bir şeyler söylüyor. Bunlar değişmez şeyler mi? Ya da işte uğursuzluk meselesi. Birtım uğursuzluklardan söz ediliyor. Bunlar nedir diye soruluyor. Duanın dönüştürücülüğü soruluyor. Hoca efendi her bahiste yeniden ata konutuna geri dönüyor ve bize meseleyi biraz daha içselleştirebilelim, biraz daha derinleştirebilelim, meseleyi biraz daha irfan ufkunda anlayabilelim diye yeni açıklamalar yapıyor. Şimdi biz eee kaza, kader ve ata kanunları başlıklı bir bölüm okuyacağız. Nereden okuyacağız? İnancın gölgesinde 2'den okuyacağız değerli dostlar. Şöyle e deniliyor. Kaza kader ve ata kanunları. Kader, kaza ve hata kanunları. Atayı tanımlıyor hoca efendi. Ata diyor hoca efendi verme kökünden Arapça bir kelime. Ata ita olarak da geçiyor biliyorsunuz Kur'an-ı Kerim'de aynı kökten geliyor. Vermek manasında. Mesela zekat vermeye de Kur'an-ı Kerim'de itaüüz zekat deniliyor. Zekat vermek. Cenabı Hakk'ın vergisi, ihsanı, lütfu, bahşişi manasına geliyor. Ata Allah'ın vergisi, onun ihsanı, onun lütfu, onun bahşişi, onun bahşişi bize. Dolayısıyla ata Cenabı Hakk'ın lütfu ve aynı cümleyle yolumuza devam ediyoruz. Ata kanunu kazayı bozar. Mesela şimdi hoca efendi bize örneklerle meseleyi anlamamız için, meseleyi derinleştirebilmemiz için yardımcı olacak. Mesela hakkındaki takdirin infaz edilebileceği yani kaza bulabileceği herhangi bir kuline has bir latifeyi kullanarak Allah'la münasebete geçer. Şimdi Allah bizim hakkımızda bir hüküm verdi ve bu infaz olacak bir hüküm. Yani biz diyelim ki işte bir hata yaptık. Bunun karşılığında da başımıza bir bela gelecek, bir musibet gelecek. Hep böyle oluyor ya. Yani eee arkadaşlarımız da bunun altını çiziyorlar. Geçenlerde bir arkadaş diyor ki eee vermeyi düşündüğü bir eee muavenet var. Vermeyi düşündüğü bir himmet var. eee onu vermemek üzerine kalbinden bir şey geçerken trafik kazası geçirdiğini anlattı. Çok kıymetli bir arkadaşımız. Oysa böyle kaç yıllık eee şoförlük hayatında böyle bir kaza geçirmemiş olan birisi kardeşimiz. Ama farkında yani o tokadı niye yediğinde gayet farkında. Diyor ki ben kalbimden şunları geçiyor geçiriyordum. O yüzden diyor böyle bir hadise yaşadım. Şimdi ne oluyor? İşte Cenabı Hak onun hakkında bir hüküm tayininde bulunuyor. Ama Hoca efendi atayı anlatırken bize verdiği örneğe bakın. Hakkımızda bir takdirde bulunuluyor ve bu infaz edilecek. Bu hüküm gerçekleşecek. Kaza buyrulacak. Yani o hüküm kendine hasbi latifeyi kullanarak Allah'la münasebete geçiyor. Yani kalbiyle, kalp telefonuyla, kalbindeki bir duyguyla, kalbindeki bir derinlikle Allah'la kurbiyete geçiyor, münasebete geçiyor veya dua ediyor veya sadaka veriyor veya istiğfar ediyor. kalbinden o geçti ya. Hemen estağfirullah ya Rabbi diyor. Estağfirullah ya Rabbi diyor. Hemen köşeye bir sadaka ayırıyor mesela. hemen duayla Cenabı Hak'a yöneliyor ya da Cenabı Hakk'ın hoşuna gidecek bir amelde bulunuyor. Mesela onu da örnek veriyor hoca efendi. Mesela diyor ki iki tane insanı hizmet için arabasında taşıyor. Mesela diyor amelde bulunuyor. Cenabı Hakk'ın hoşuna gidecek bir amelde bulunuyor. ona yakışır ve kazandığı bu kurbiyetten dolayı Cenabı Hakk'ın kendisine hususi bir ataya-i şahanede bulunmasını iktiza edecek bir amel yapıyor. Mesela ne yapıyor? Cenabı Hak'a yaklaşmayı vesile ediyor ona. Birisinin kalbini kırdı çok pişman oluyor. Çok istiğfar ediyor. Çok sadakalar veriyor. Efendim yanlış bir şey yaptı. Hemen istiğfara yöneliyor. Hemen duaya yöneliyor. Kötü bir rüya gördü. Gördüğü rüyaya göre başına gelmekte olan bir kaza var. Başına gelmekte olan bir sıkıntı var. hemen sadakaya yöneliyor. Hemen istiğfara, duaya yöneliyor. Dolayısıyla Allah'a yaklaşıyor. Şu kalp telefonunu aktivize ediyor ve kazandığı bu kurbiyetten yani Allah'a yakınlığından dolayı Allah da onu atâaya-i şahanesiyle lütuflandırıyor ve hakkındaki bu kazayı infaz etmiyor. Tam tersine lehine çeviriyor Cenabı Hak. Ne güzel değil mi? Mesela diyor hoca efendi başka bir örnek. Kul bir günah yerine gitmek niyetiyle evinden çıktı. Bir günah yerine gidecek. Evinden çıktı. O bu niyetle irade düğmesine dokunduğu için Allah da meylinin neticesi olarak onu oraya götürüyor. Yani Cenabı Hak insanın iradesine bakıyor ve öyle takdirde bulunuyor. Öyle değil mi? Yani o insan meyletmedi. Oraya gitmeyi istemiyor. Cenabı Hak onun hakkında oraya gitme hükmü vermiyor. Haşa ve kala ne istiyor o insan? Oraya mail etmiş. Oraya doğru gidecek. Nereye gidecek? İşte sosyal medyaya girecek de yanlış bir kanala girecek. Yanlış bir film seyredecek mesela. Yanlış bir şeylere bakacak. Mesela bir televizyonun düğmesine dokundu da olmayacak bir şeyle karşılaşacak mesela. Şimdi ne yapacak? Bu onun meyli, iradesi, kendi iradesiyle gerçekleştiriyor. Bunu Cenabı Hak da o meylinin neticesini yaratacak. Fakat okulun güzel bir hali var. Allah'ın hoşuna gidecek bir tarafı var. Söz gelimi diyor hoca efendi. Gecesinin zülfün de iki damla gözyaşı var. Şimdi o sıradan bir kul değil. Oraya doğru yönelmiş ama onun gecesinin zülüflerinde iki damla gözyaşısı var. Ya da arabasıyla bir iki arkadaşını sohbete götürmüş. Bunlar rahmet-i ilahiyeyi ihtiza getiriyor ve Allah celle celalüu da yolda okulun karşısında karşısına kendisine günah mahalline değil de gülzara götürecek bir arkadaş çıkarıyor. Yolda bir arkadaşıyla karşılaşıyor. Ona diyor ki hadi sohbete gidelim. Hadi istişareye gidelim diyor mesela. Bakın oysa o başka yere gitmek için yola çıkmıştı. O eğlenceye gitmek için yola çıkmıştı. O bir günaha meylederek yola çıkmıştı. Birisiyle buluşmak için yola çıkmıştı. Ama öyle bir arkadaşıyla karşılaştı ki yolda tuttu onu kolundan sohbete götürdü. Tuttu onu kolundan istişareye götürdü. Ve ne oldu? Bakın rahmet-i ilahiye ihtiza geldi. Hangi ameliyle ihtizaza geldi? Hayırlı bir kul. Söz gelim hoşuna gidecek Allah'ın bir tavrı. Yani onun işte gecesinde gözyaşı var. arkadaşlarını tutmuş sohbete götürmüş arabasıyla ve bu da rahmet-i ilahiyeyi ihtizaza getirmiş ve kendini günah mahallinde bulmuyor. Tam tersine gül bahçesinde buluyor. Gül zarda buluyor kendini öyle bir arkadaş çıkarıyor Cenabı Hak karşısında. Allah bize öyle arkadaşlar nasip etsin. Sayılarını da çoğalsın. E kulun iradesiyle hak ettiği hükmü değiştiriyor Cenabı Hak. Allah'ın celle celalüu sebepli sebepsiz kulu hakkındaki bir hükmü veya bir kazayı onun lehine değiştirmesine ne diyoruz o zaman biz? Ata diyoruz. Bizim hakkımızdaki hükmünü rabbimizin değiştirmesine ata. Şimdi şöyle diyeceksiniz. Diyeceksiniz ki hemen İbn abla her şey lefi mahfuzla yazılmış değil mi? Hadis-i şerifin beyanı var. Olmuş ve olacak her şey lefihi mahfuzda yazılmış. Mürekkebi de kurmuştur hadis-i şerifi. Evet. Bu değişen şey ilmi ilahi değil. Değişen şey meşietiyet-i ilahi. Kader kitabında kaderin kaderin mertebeleri anlatılıyor. Yani Allah'ın bizim hakkımızda verdiği hüküm değişiyor. İlmi ilahi açısından Cenab-ı Hak bizim pişman olacağımızı da biliyor. Sadaka vereceğimizi de biliyor. İstiğfar edeceğimizi de biliyor. Yani o hükmün değişmesi Cenabı Hakk'ın ezeli ilminde zaten var. Ama bize bakan vehçesiyle meşiyet-i ilahiye diyoruz buna. Meşiyet-i ilahiye Allah'ın dilemeleri. Bizim hakkımızdaki dilemeleri. Şöyle bize sorulsa mesela diyelim ki Zeynep Nevra'ya birisi dese ki sevgili Zeynep Nevra kader değişir mi değişmez mi? Doğru cevap şudur. Bakın. Kader değişir dese, kader değişir dese ilmi ilahiyi göz ardı etmiş olur. Kader değişmez dese meşret-i ilahiyeyi göz ardı etmiş olur. Doğru cevabı şöyle verecek Zeynep Nevra. Diyecek ki, "Kader ilmi ilahi açısından asla değişmez. Ama meşet-i ilahi açısından yani Allah'ın bizim hakkımıza verdiği hükümler açısından değişir. O hükümler ilmi ezelide olduğu için ilmi ezeli biliyorsunuz maziye müstakbele hale birden bakıyor. Cenabı Hak Cenabı Hak zamanla mukayyet değil. Zamanla sınırlı değil. Allah'ın ilmi. Dolayısıyla Cenabı Hakk'ın ilminde değişen bir şey yok. Ama meşiet-i ilahiye açısından kaza kadar değişiyor. İşte bu kaz üstat da öyle anlattı ya bize. Allah'ın verdiği bizim hakkımızdaki hükmü değiştirmesi olarak anlattı. İlmi değiştirmek olarak anlatmadı. Hükmü değiştirmek olarak anlattı üstadımız. Dolayısıyla öyle doğru cevap bu. Meşiyet-i ilahi açısından kaza ve kader değişiyor. Ne oluyor? Ata kaza kanunu deliyor. Ok gibi deliyor. Kaza da kader kanunu deliyor. Bu değişmeden dolayı Allah celle celalüu insan niyet ettiği halde neden o kulun meyhaneye gitmesine müsaade etmedi demezsiniz değil mi? Neden hakkındaki kazayı ata ile değiştirdin diye Cenabı Hak'a soramazsınız. Peki şöyle de diyemezseniz diyelim ki birisi meyhaneye gitti. Niye Cenabı Hak onu meyhaneye gönderdi? Niye hatasıyla onun yolunu değiştirmedi? Bunu da diyemezsiniz. Eğer o insan meyhaneye giderse kendi iradesiyle meyhaneye gitmiş olur. Bu adaleti olur Cenabı Hakk'ın. Ama o kulun Cenabı Hakk'ın nezdinde, Cenabı Hakk'ın nezdinde hayırlı bir ameli var da ya da gelecekte hayırlı bir amel yapacak da Cenabı Hak ona bir avans veriyorsa geçmişteki bir hayırlı ameli, gecesindeki bir gözyaşı hürmetine Cenab-ı Hak onun yolunu kesiyorsa bu Cenabı Hakk'ın hatasıdır. Eğer o insan o eee yürüdüğü yolda varmak istediği yere varıyorsa bu da onun meylinin neticesi olduğu için Cenabı Hakk'ın adaletidir. Dolayısıyla bunlar hak etmekle bu hak etmedikleri veya liyakatleri olmadığı halde bir kısım kullarının kullarına Cenabı Hakk'ın atayı sübhaniyesi olarak bakılabilir. Hiçbiriniz şöyle demiyorsunuz değil mi? Kendi ömrünüze baktığınızda ya Cenabı Hakk'ın benim üzerimde adaleti var, hatası yok demiyorsunuz. Ne diyorsunuz? Yahu diyorsunuz ben hizmetteyim. Allah'ın ne büyük bir hatası. Ne büyük bir hatası Cenabı Hakk'ın diyorsunuzdur değil mi? Hicret ettik Allah'ın ne büyük bir hatası diyorsunuzdur. Ne büyük bir hatası Cenabı Hakk'ın elimizdeki bu kitaplar, sohbeti cananlarımız bunlar hep ata-ı sühaniye bizim için lütuflar. Ne dedi Bediüzzaman Hazretleri? Hassenatım senin ataya-i sübhaniyendir. Allah celle celaluhü atasıyla kazasını bozmazsa, irademizi sarf etmek suretiyle yapmaya meyl ettiğimiz işi yapsaydık bu mahsı adalet olurdu. Ve yine kimse bir şey buna diyemezdi. Yaratmaması ise hususi bir lütuf ve ihsandır. Kur'an'da sık sık ifade edildiği üzere Allah celle celalüu çeşitli kavim ve milletleri eee onların o milletlerin helakini biliyorsunuz küfür, şirk, zulüm, tuyan ve isyanda temerrütlerine bağlıyor. Yani birtım kavimler Kur'an'da helak oluyorlar. Niye helak oluyorlar? şirkleri yüzünden, tuyanları yüzünden, zulümleri yüzünden, isyanları yüzünden helak oluyorlar. Ama Yunus Aleyhisselam'ın kavmi bu örneği verdik. Hak ettikleri bela ve helak gelmeye başlayınca duaya duruyorlar. Bunun neticesinde de Cenab-ı Hak o belayı kendilerinden kaldırılıyor. Ve yine ata diyoruz buna. Yunus Aleyhisselam'ın kavmi hakkında o ata kazayı bozmuş oluyor. Ve bu Kur'ani bir örnek. Ve bu Kur'ani bir örnek değerli dostlarım. Evet. Şimdi bir de eee bir bahis daha okuyalım. Ondan sonra meselenin farklı veçelerine, farklı derinliklerine girelim. Soca Efendiye soruluyor. Cenabı Hakk'ın ata kanununu izah eder misiniz diye. Bu da hangi kitaptan? Kitap ve sünnet perspektifindeki kader kitabından. Cenabı Hakk'ın ata kanununu izah eder misiniz diye soruluyor. Hepiniz anladınız ama bir kere daha üstünden geçmekte fayda mülaza ediyorum. Ata diyor hoca efendi kelime manası itibariyle lütuf ihsan bahşiş demektir. İta da aynı kökten gelir. Mevzumuzla alakası ise atanın kaza ve kaderle alakalı yönüdür. İnsan şerri talep ederse Cenabı Hak da onun için o şerri takdir buyurur. Zaten insan hakkında yapılan takdirler onun iradesi hesabına katıl onun iradesi hesaba katılarak yapılmaktadır. Yani Allah senin hakkında bir takdirde bulunurken iradeni hesaba katarak o takdirde bulunuyor. Mesela ben elimi kaldırıyorum diyorum. Ben elimi kaldıracağım diyorum. Şimdi Cenabı Hak ezeli ilminde benim elimi kaldıracağımı takdir ediyor. Öyle değil mi? Tayin ediyor. Kaydediliyor. Ama bu benim meylimi Cenabı Hakk'ın biliyor oluşuyla alakalı. Yani ben kolumu kaldırmak istiyorum. Allah istediğimi biliyor. Yoksa Allah kolumu kaldırmamı istediği için kolumu kaldırmıyorum. istemediğim halde kolum kalkmıyor. Cenabı Hak bunu benim irademi veya meylimi o istikamette sarf edeceğimi bildiğinden dolayı takdir ediyor. Zira Cenab-ı Hakk'ın ilim sıfatı bütün eşyayı yani olmuşu olmamışı her şeyi kuşatıyor. Kendi zatı da dahil olmak üzere Cenabı Hakk'ın ilmi her şeyi ihata ediyor. Binaen aleyh o benim yapacağım işleri de biliyor. ona göre takdirde bulunuyor. Fakat falan kulum elini kaldırmaya meyl edecek. Ben de onu yaratacağım diye bir takdirde bulunuyor Cenabı Hak. Değil mi? Falan kulum elini kaldırmaya meyl edecek. Ben de onu yaratacağım. Ben bunu böyle yazdım diyor Cenabı Hak. İşte buna biz ne diyoruz? Kader diyoruz. Yani bunun böyle yazılmasına kader dedik. Vakti gelip de benim elimi kaldırmama da ne diyoruz? Kaza yani bu ezeli ilimde var. Tayin edilmiş. Vakti geldiğinde de ben de elimi kaldırıyorum. Buna da kaza diyoruz. O da hakkımda yapılan takdirin yerine getirilmesi demek. Buna infaz dedi üstadımız. Atayı ise şu şekilde anlayabiliriz. Mesela kuladesini, meylini şer istikametinde sarf eder. Fakat Cenabı Hak o kulun güzel hali, kalbinin güzel bir durumu veya iyi bir davranışı sebebiyle ona hususi bir atada bulunur ve şer işlemesine meydan vermez. Böylece daha önce hakkında verilen takdir infaz edilmemiş olur. Ata kazaya, kaza da gidip kadere tesir eder. Fakat bütün bunlar, bütün bunlar levhi-i mahvpatta cereyan eden şeylerdir. Bakın bir tane levhi-i mahfuz var. Olmuş olacak her şeyin kaydedildiği ana kütük. Orada hiçbir şey değişmiyor. Çünkü orada Cenab-ı Hak o kazasının değişeceğinin de kaydını tutuyor. Sizin iyilik yapacağınızın da gecenizde gözyaşı olacağının da Allah'ın rahmetini celb edeceğinizin de kalbinizle Cenabı Hak'la yakınlık kuracağınızın da hepsinin ilmi lefh-i Mahfuzda var. Ama bu değişen mahiyet yani hükmün değişmesine lef mahvi ve ispat diyoruz. Levi mah ve ispat. Yani yoksa ilmi ilahide herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Lef mah ve ispat bir bakıma insanın hususi defteridir diyor hoca efendi. Özel defteriniz sizin. Yani buralarda değişiklik söz konusu olabilir. Fakat levhi-i mahfuzu azamda değişiklik söz konusu olmaz. Ata bir lütuftur. Lütuflarda ise istihkak şart değildir. Yani ben bunu hak ettim de oldu değil. Üstadımız bakın eee 8. Em Bediüzzaman Hazretleri, Harit bin Velid Hazretlerinin Uhud'ta yenilmeyişini, Uhud'ta biliyorsunuz Harit bin Velid müşrik saflarında savaşıyor ve o savaşın Müslümanların aleyhine dönmesine sebebiyet veriyor. Bediüzzaman Hazretleri bunu ona Allah'ın avansı olarak okuyor. Gelecekte İslam'a çok hizmet edecek ya. Gelecekte İslam'a çok hizmet edecek ya. Dolayısıyla Allah ona avans verdi diyor Bediüzzaman Hazretleri. Çünkü orada yenik bir kumandan olarak geri dönmüş olmuyor. Kahraman olarak kazanmış bir kumandan olarak geri dönüyor. İslam'a da İslam'a da yenik bir kumandan olarak gelip girmiyor. İslam'a hizmet ederken hayatı boyunca hiç yenilmemiş bir kumandan olarak hizmet ediyor. Hayatı boyunca hiç yenilmemiş bir kumandan olarak dine hizmet ediyor. Dolayısıyla üstadımız bakın o daha müşrik ama gelecekte hizmet edecek ya dine. Dolayısıyla Allah ona bir hatada bulunuyor. Gelecekteki hizmetine mukabil. Dolayısıyla böyle hani birine Cenab-ı Hak lütfedecek. İstihkak şart değil. Yani onu illa da o gün hak etmiş olması gerekmiyor. Esasen meseleye bu zaviyeden baktığımızda şöyle diyebiliyoruz değil mi? Bizim istediğimiz büyük bütün iyilikler aslında Cenabı Hakk'ın hatası. Ama bunu görmek için arif olmak lazım. İşte işlediğimiz bütün iyilikler, bütün güzellikler bizden hasıl olan Cenabı Hakk'ın hatası. Bunu görürüz diyor hoca efendi. Ama işte böyle baktığımızda görürüz. Burada bir şeyin daha üzerinde duruyor. Hoca efendi diyor ki yani biz hayrı istediğimiz zaman katiyen inanıyoruz ki Cenabı Hak o hayrı yaratacaktır. Fakat bazen insanın istediği şerri Allah lütuf olarak yaratmaz. Şimdi bir hayra yöneliyoruz. Cenabı Hak o hayrı yaratıyor. Eğer o hayra yöneldik de hani yapamadıksa niyetimizin mükafatını görüyoruz. Ama şerre yöneldiğimizde Cenabı Hak bazen o şerri lütuf olarak yaratmıyor. Mesela birisi insanın kafasına girer. Onu yoldan çıkarmak ister. O da meyleder. Yani şerre meyleder. Fakat Cenabı Hak o insanın ya mazide işlediği güzel bir ameli sebebiyle ya da istikbalde yapacağı iyi amelleri vesilesiyle onun dalaletini murat etmez. Onun için kötülüğü yaratmaz. birisi kafasına girdi. Ona onu dalalete sürükleyecekti ama hidayetten uzaklaştırmadı Cenabı Hak ona. Hatta bir engel çıkarır Cenabı Hak onu kötülükten alıkoyar. Kötü yöre kötü yöne gitmesine izin vermez. Diyelim ki kafasına böyle itikatla alakalı, imanla alakalı birisi aklına girdi. Kötü bir şey attı. Bir sohbeti Cananı onun cevabını bulur. Bir kitap açar tefe yapar. Orada onun cevabını buldurur Cenabı Hak ona. Dolayısıyla engel çıkarır Cenabı Hak kötülüklerden alıkoyar. Kötü yere gitmesine meydan vermez. Bu Cenabı Hakk'ın hatasıdır. Ancak cennet dahi bir bakıma insanın iradesini kullanmasına bağlı olduğundan Cenabı Hak hayır adına istenen şeyleri yaratır. El verir ki insan bütün hayırları silip süpüren büyük bir günahla Cenabı Hak'tan gelecek ataha ile ihsana liyakatini ortadan kaldırmış olmasın. Allah muhafaza buyursun. Bazen insan öyle günahlar işliyor ki bütün hayırlarını silip süpürüyor. Öyle olunca gelecek olan hatalar da ona ulaşmamış oluyor. İhsanlar da onun liyakati olmadığı için ona erişmemiş oluyor. Değerli dostlar, şimdi biz bunları okuduk. eee ve atanın ne olduğunu, kaza kanununu nasıl bozduğunu, kaza kanunun kader kanununun nasıl o gibi deliğini zannediyorum anlamış olduk. İnşallahu teala öyle oldu. Şimdi dedim ya bu bağlamdaki meseleler var. Mesela duaya ilişkin, gaybı bilmeye ilişkin meseleler var. Biraz kalan vaktimizde onlarda derinleşelim istiyorum. Şimdi bir kısım mesela büyük zatlar bize haberler veriyorlar. Şu şunlar olacak. Kıyamet şöyle kopacak. Efendim şöyle bir bela ve musibet gelecek. Şu tarihte şunlar olacak. Bunları söyleyen insanlar veliler. Üstada da soruluyor bu. Risale-i Nur'da üstada soruyorlar. diyorlar ki bir kısım ehli keşif birtım bela ve musibetlerin geleceğini haber veriyor ama o bela ve musibetler gelmiyor. Üstadın cevabı da aynı. Üstat diyor ki Cenabı Hak meşiyetini değiştiriyor. Verdiği hükmü değiştiriyor. O toplumun belki istiğfarı belki o toplumda hakkı ve hakikati tebliğ eden insanların varlığı o hükmün değişmesine sebebiyet verebiliyor. Dolayısıyla bu gaybı bilmek meselesine böyle bakmak lazım. Hoca efendinin onunla ilgili bir makalesi var. Bu makale atayaya baktığı için bir e biz de makaleye bakalım arzu ediyorum. Şöyle diyor hoca efendi. Evliyaullah Cenab-ı Hakk'ın bildirmesiyle bir kısım emarelere istinaden ileriye matuf bazı haberler veriyorlar. Ve bu geçmişte de böyle bugün de böyle. Öteden beri hep olay gelmiştir. Mesela Hoca Efendi örnek veriyor. Diyor ki kütüphanemde bulunan 200 sene evvel yazılmış bir divanda eee bu Müştek Baba Divanı. Üstat da bundan bahsediyor. Mesela Müştak Baba Divanında Ankara'nın paytahı olacağını Müştak Baba haber veriyor. Allah dostlarından bir dost. Öyle bir şiiri var mesela. Ankara'nın payahtı olacağını haber veriyor. Payitaht'ın İstanbul'dan gideceğinin işte nasıl kurulacağını buna ilişkin birtım bilgiler veriyor. Dahası o işin tarihine dair de bilgiler veriyor. Halbuki ayet ve hadislerde böyle bir bilgi yoktur. Fakat kalp diyor hoca efendi vahye mazhar olduğu gibi ilhama da mazharır. Dolayısıyla ilhama mazhar olan insanlar gayba dair bir kısım haberleri Allah'ın bildirmesiyle bilebilirler. Hiç kimse kendi kendine gaybı bilemez ama Allah'ın bildirdiği kadarıyla Allah'ın bildirmesiyle bilebilir. Şimdi eee bazı kimseler de diyelim ki dünyanın geride kalan ömrüyle alakalı şeyler söylüyorlar. Mesela diyorlar ki üstadın da var biliyorsunuz öyle bir ebcet hesabı. Diyelim ki işte kıyamete dair birtım bazı ayetlerden bazı istihraçlarda yani çıkarımlarda bulunuyorlar. Bazı ayetlerin ebcet hesaplarını çıkarıyorlar. Üstat bunu Risale-i Nur'da özellikle de sikke-i tasdiki-i gaybide çokça yapıyor. Ne yapıyor Bediüzzaman Hazretleri? Ebcet değerlerinden, cifir deniliyor bu ilme. Ebcet değerlerinden yola çıkarak birtım böyle tarihsel bilgiler veriyor, göndermeler eee çıkarıyor. Üstat sahih hadislerinden bir kısım hükümler çıkarıyorlar. Bunlara kati nazarıyla bakılmamakla beraber yabana da atılmaması lazım diyor hoca efendi. Bu husus da iyi bilinmeli. Eee deyip aslında meseleyi nereye getirecek? meselenin meşet-i ilahiyeye göre değişen hükmüne getirecek. Şöyle diyor hoca efendi. İhsan-ı ilahi insanlardaki nankörlüklerle bazen inkıtağa uğradığı gibi musibetler de insanların güzel bir teveccühü sayesinde gelirken yolda kalabilirler. geldi diyelim. Bir yağmur bulutu, fırtına bulutu geldi. Boşaltacaktı rüzgarını boşaltacaktı efendim yağmurunu bela olarak, musibet olarak boşaltacaktı ama yağdırmadan çekti gitti o buluthsan-ı ilahi tarafından. Malumunuz Sandy kasırgasıydı zannediyorum Amerika'da çok büyük bir kasırga olduğunda hoca efendi bir dua yazmıştı ve böyle evlerinizin kapılarına asın, duvarlarına asın demişti hoca efendi. Ve eee o fırtına şiddetini azaltıp gelip geçmişti. Zarar da vermemişti. Dolayısıyla ne olacak? Şimdi Allah'ın verdiği bir hüküm var. İşte umumi günahlar, genele yayılmış olan günahlar umumi musibetleri celbediyor. Ama ne oluyor? Bakın hoca efendinin dediği gibi şu husus çok iyi bilinmeli diyor hoca efendi. İhsan-ı ilahi mesela bu atanın da zıttı da var. İhsan-ı ilahi gelecekken o da birtım nankörlüklerle yolu kesilebiliyor. İhsan-ı ilahinin aynen böyle olduğu gibi bazen da musibetler gelirken güzel bir teveccüh sayesinde yolda kalabiliyor. Mesela Cenabı Hak Ninova halkı yine örnek Ninova halkına musibet takdir ediyor. Bunu da halkın başında bulunan Yunus Aleyhisselam halka haber veriyor. Bakın bir takdir yapılmış. bir kader takdiri yapılmış ve Yunus Aleyhisselam da bunu kavmine haber veriyor. Sizin hakkınızda böyle bir takdirde bulunuldu diye. Hz. Yunus kavmi içerisinde kalıp bu belaya maruz kalmak istemediği için kendi içtihadında bulunarak, kendisi içtihatta bulunarak kamini terk ediyor. Biliyorsunuz ne oluyor? Gemiye biliyor. Gemiden denize atılıyor. Balık onu yutuyor. Onun hakkındaki rivayetlerin hülasası bu. Peygamberlere ayrılınca Ninovalılar ne yapıyorlar? Kendilerine büyük bir musibetin geleceği kanaati hakim oluyor onlara ve bunun üzerine toplanıyorlar ve ele verip istiğfar ediyorlar. Allah'a tazarruda bulunuyorlar. Onların bu külli teveccühü üzerine Cenab-ı Hak bulut mahiyetinde onları çepe çevre saran musibeti bertaraf ediyor ve ufuklarını açıyor. Yunus Aleyhisselam böylece ümmetine takdir olunan belanın geri çevrildiği tek peygamber olarak o şerefle Kur'an-ı Kerim'de anılıyor. Evet. Kendilerine bela gelmiş de geriye çevrilmiş tek cemaat Ninova halkıdır. Şimdi örnekler vermeye devam edecek hoca efendi. Çok güzel örnekler bunlar. Bu meseleyi teyit eden sahih bir hadis-i şerifte efendimiz Ashab-ı Kiram'a şöyle diyor: "Bakın siz şu şartları haiz olarak yaşarsanız hilafet 70 küsur sene devam edecek di" diye buyuruyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. kendisinden sonra biliyorsunuz benden sonra hilafet şu kadardır. Sonra saltanat başlayacak diyor efendimiz. Önce hadis-i şeriflerinde 70 küsur sene ama şu şartlara riayet ederseniz 70 küsur sene diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Ama aradan belirli bir zaman geçtikten sonra hilafet benden benden sonra 30 senedir diyor efendimiz. Demek ki diyor hoca efendi daha sonra kendisine onların o şartlara riayet etmeyecekleri dolayısıyla da hilafetin 70 değil 30 sene süreceği efendimize bildiriliyor. Cenabı Hak kazasını bazen hatasıyla bozar ve verdiği hükmü infaz buyurmaz. Bu durum faili muhtar olan Cenabı Hakk'ın ihtiyarının tezahürüdür. Yani Allah'ın tayin ve takdiridir. Yine Buhari ve Müslim'de yer alan sahih bir hadis-i şerif. Bakın çok önemli bir örnek bu. Hz. Adem'e evlatları arasında Davut Aleyhisselam gösteriliyor. Çok muhteşem bir konumda görüyor Davut Aleyhisselam'ı. Biliyorsunuz Hz. Davut'un ledünniyatı yeryüzünde hilafetin mazariyeti olması cihetiyledir. Yani Hz. Davut yeryüzünde hilafeti temsil ediyor. Saltanatla hilafetin cemini temsil ediyor. Hazreti Davut hükümdar bir peygamber ya. O yeryüzünde Allah'ın iltifatının maddi manevi temsilcisi çok önemli bir verasete sahip Hazreti Davut. Resuli Ekrem Sallallahu Teala Aleyhi ve sellem dışında nebiler arasında böyle bir durumu ihraz eden de yoktur ya da çok azdır diyor hoca efendi. Şimdi Hz. Adem bu ihtişam içerisinde görüyor Hazreti Davud'u ve ömrünün ne kadarı ne kadar olduğunu soruyor Cenabı Hak'a. Hzreti Davut'un ömrü ne kadar diye soruyor. Ona deniliyor ki 60 sene. Bunu öğrenince çok az buluyor Hz. Adem ve diyor ki ya Rabbi izin verirsen ben ömrümün 40 senesini Davud'a vermek istiyorum. Biliyorsunuz bazı talebeleri kendi ömürlerini üstada vermişlerdir. Kendi ömürlerini üstada vermişlerdir. Hatta üstat iki arkadaşı anlatıyor Risale-i Nur'da. Birisi çok hasta. Öbürü ona diyor ki, "Sen kalk ben yatacağım." diyor. Kaldırıyor onu. Kendisi yatıyor ve gerçekten de hasta olarak yatıyor orada. Yani hastalığı bile alıp verebiliyor. Yani ömür ömrü de verebiliyor. Dolayısıyla Hz. Davud'a Hz. Adem ömrünün 40 senesini veriyor. Allah'ım diyor müsaade edersen ömrümün 40 senesini Davud'a vermek istiyorum. Allah da Hz. Davud'a 40 sene daha ömür ilave ediyor. Yani ilmi ezelde Levh-i Mahfuzda Hz. Davut'un ömrü 6640 sene, Hz. Adem'in ömrü de -40 sene olarak tayin edilmiş oluyor. Sonra Azrail Aleyhisselam Hz. Adem'in ruhunu almaya geldiğinde benim daha 40 sene ömrüm yok muydu diye soruyor. Azrail Aleyhisselam da sen onu Davud'a vermiştin diye buyuruyor. Bakın buhari'deki Müslim'deki sahih bir hadis-i şerif anlatısı. Görüldüğü üzere Cenabı Hak Hazreti Adem'in duasını kabul etmiş. Atasıyla Hz. Davut'un ömrüne 40 sene ilave etmiş. Onun ömrünü uzatmış. Biz bunu esrar-ı ilahi içerisinde görüyor ve buna ataya-i ilahiye diyoruz diyor hoca efendi. Ne güzel değil mi? Neler değişiyor bakın neler değişebiliyor Ataya-i Sühaniye ile bundan senelerce evvel bir kısım ehli istidraç bu sene Ramazan-ı Şerif'te bir fereç yani baskı ve sıkıntılardan kurtulma bekliyoruz dediler. Şimdi bunu günümüzde de yaşıyoruz ya. Diyelim ki bir ara böyle eee Ali Ali Ünal hocamdan naklen işte yakında şöyle olacak işte hapisteki arkadaşlar şöyle çıkacaklar diye bir rivayet yayılmaya başladı. Eee evet hani bu subjektif bir şey. Ani Ünal hocam bir rüya görmüş olabilir. Gördüğü rüyaya göre hükmetmiş olabilir. Ne diyor hoca efendi? Bakın, eee, bu sene mesela Ramazan-ı Şerif'te bunu Allah dostları söylüyor. Ne diyorlar? Bir fereç yani baskı ve sıkıntılardan kurtulma bekliyoruz diyorlar. Daha sonra bunlardan birine neden fereç gelmediği sorulunca camilere bidalar girdi. Fereç gelecekken geriye gitti diyor. Demek ki ihsan-ı ilahi bazen bizim nankörlüğümüzle de geriye dönebiliyor. Bakın bela ve musibetler Allah'ın hatasıyla geri Allah'ın hatasıyla kesiliyor. Geri dönüyor gelmiyor. Ama tersi de olabiliyor. Bazen ataya-i ilahiye gelirken, ihsan-ı ilahiye gelirken bizim nankörlüklerimize takılabiliyor. Ne oldu? Bakın orada zat diyor ki sen böyle demiştin. Neden gelmedi? Fereç ve mahreç diyor ki camilere bidalar girdiği için fereç gelirken geriye gitti. Diyor. Bilinmesi gereken diğer bir husus da diyor hoca efendi. Eee burayı geçiyorum. Eee, burayı da geçeyim. Bu, bu kadarı yeter. Başka bir makaleye daha geçelim. Çünkü konuşacağımız başka bağlamlar da var. Şimdi istikbalden haber verme konusunda hoca efendi e bir bağlamda şunu da anlatıyor. Eee istikbalden haber veren çok önemli bir kitap Muhyidin İbn Arabi Hazretlerinin Şecere-i Numani adlı eseridir. O kadar çok şeyden haber veriyor ki daha Osmanlı tarih sahnesine çıkmadan Osmanlı'yı anlatıyor. Yavuz Sultan Selim'in Şam'ı fethedeceğini anlatıyor. Orada üstattan da bahsediyor. şecere-i Numaniyesinde eee Muhidtin İbn Arabi Hazretleri Hoca Efendiye soruyorlar. Diyorlar ki neden bu eser şöhret bulmamış? Neden bu eser şöhret bulmamış? Yani bu kadar çok eee gayptan haber veriyor olmasına rağmen şöhret bulmamış. Hoca efendi cevaben diyor ki öteden beri ehl sünnet alimleri istikbalden haber veren ve gelecekten bahseden eserleri ve bu mevzunun işlenmesini tasvip etmemişlerdir. Çünkü bu insanlarda merakı tahrik edici suistimale açık bir meseledir. Günümüzde bile bu tür şeyler inanmış ve inanmamış insanlar arasında hala çok revaçta. Farkında mısınız bilmiyorum. İşte kıyamet kokması ile alakalı bir sürü haber yapılıyor. Bir sürü program yapılıyor. Ve bunlar için de birtım böyle ayetler delil gösteriliyor. Birtım alimlerin kurduğu cümleler delil gösteriliyor. Falancanın söylediği gibi deniliyor. Bakın ne oluyor? Çok revaç buluyor hem insanlar arasında günümüzde de hem de çok suistimale açık. Ehli sünnet alimleri istikbale ait bir şey söylemişlerse mutlaka ayet ve hadislere dayanarak söylemişlerdir. İtikadi sınırları zorlayacak sahalara kesinlikle onlar girmezler. Onlar zaten bir şey söylerken hep Allahu alem, Allahu alem deyip söylüyorlar. Öyle değil mi? En güzelini Allah bilir diye. Bugün bu hassasiyet gösterilmiyor diyor hoca efendi. Dolayısıyla istikbal haberlerine kapı açmak bir yönüyle din düşmanlarının ekmeğine yağ sürüyor. Mesela onlar diyorlar ki falanca alim şöyle dedi. Kıyamet geldi ama kopmuyor kıyamet. Bu sefer ne oluyor? Din düşmanları bunu kendi ellerine malzeme yapıyorlar. Onlar diyorlar ki işte falanca ayetin cifir hesabına göre şöyle bir şey olacak. Olmuyor. Bu sefer din düşmanlarını ekmeğine yağ sürmüş oluyorlar. Ve bunun gibi pek çok sakıncalarından dolayı Osmanlı uleması Şecere-i Numane'yi bastırmamışlardır. Sadece Selimiye kütüphanesinde mahdut-ü nüsasıyla mevcuttur. Bütün bunlara rağmen ispat makamında ehli velayetin istikbale ait verdiği haberlerde istifade edilebilir, anlatılabilir. Fakat ispat makamı teşir makamından çok farklıdır. Bunu da unutmamak lazım diyor hoca efendi. Yani bunlara hep böyle kaydı ihtiyatla yaklaşmak lazım. Ve bir alim bir şey söyledi de gerçekleşmedi diye vay işte şöyle haberler yaydınız. Ay siz şöyle dedinizde olmadı deyip bunları suistimal etmemek lazım. Bu da meselenin çok önemli bir yanıydı. Onu da vurgulamak istedim. Evet. Bir mesele de buna dair çok önemli bir mesele de uğursuzluk meselesi mesela. İşte karga öttü de bilmem ne oldu. Baykuş öttü de bilmem ne oldu. Kara kara kedi koyduk da gördük de bilmem ne oldu. Bunlara teşeüm deniliyor biliyorsunuz. Uğursuzluk. Teşeüm. uğursuzluk manasına geliyor. Şimdi eee bu bunları teşehüm yok dinimizde. Teşeüm yok değerli dostlarım. Yani öyle hiçbir şey eee efendim uğursuz değil bize göre, bizim itikadımıza göre. Şimdi Halloween yaklaştı. Böyle kara kedilere yönelik bir bakış kayması var. Beni çok rahatsız ediyor. Çünkü benim kedim de kara. Çok uğurlu, çok mübarek benim kediciğim. teşehüme açık bir rüya gördünüz diyelim. Diyelim ki işte uğursuz bir rüya gördünüz. Nasıl bir rüya gördünüz? O başınıza rüyanızda bela yağıyor. Birisinin öldüğünü gördünüz. Rüyanızda başınıza çok kötü şeyler geleceğini gördünüz. Nahoş hadiselerle karşılaştınız. Bakın kötü rüya gördüğünüzde de hemen aklınıza ne gelecek? Arifane. Allah'ın ataya-i sühanisi var. Allah madem ki bunu bana gösterdi, demek ki benim Allah'a kalben teveccüh etmem gerekiyor ki gelen bir musibeti Allah bana haber veriyor. Önünü kesebileyim. Allah o rüyayı size boşuna göstermiyor. Öyle değil mi? Başınıza taş düşecek diye göstermiyor Allah size o rüyayı. Eğer başınıza, rüyanızda taş düşüyorsa hemen sadaka verin. Hemen Allah'a iltica edin. O taşın düşmesine engel olun diye Allah size o rüyayı gösteriyor. Dolayısıyla hoca efendi diyor ki nahoş bir hadise ile karşılaştığınızda ya da açık bir rüya gördüğünüzde bunu bir temkin ve ihtiyaç çağrısı olarak ele alın. Allah size ne diyor? Adımlarınızı dikkatli atın. Allah size ne diyor? Dikkatli davranın. Temkin çağrısı, ihtiyat çağrısı. Hemen Cenabı Hak'a teveccüh edin diyor Allah size. Rabbim eğer bir belaya istihkah kespetmişsem ve bu da belanın bir sinyali ise gazabından rahmetine sığınıyorum deyin. Diyebilirsiniz değil mi bunu? Allah'ım bu gördüğüm rüya belanın sinyali ise ve ben senin belana istihkah kespettiysem yani o belanın gelişini hak ettiysem o gazabından rahmetine iltica ediyorum derseniz senin dergahından başka iltica edilecek yer bilmiyorum sana yalvarıyorum ne olur atanla kazanı def et diye dua edeceksiniz kötü rüya gördüğünüzde ya da işte bir şeylerin sinyalini aldınız diyelim bir şey bir bela geliyor. Siz de sinyalini aldınız. Hissettiniz diyelim. Mümkün değil mi bu? Hissettiniz diyelim. Ya da işte rüya gördünüz. Kalbinize bir şey geldi. Böyle darlık geldi. Bir ağırlık geldi üzerinize. Üzerinize bir karanlık çöktü. Hemen şöyle diyebilirsiniz Allah'a. Dersiniz ki Rabbim eğer bir belaya istihkah kespetmişsem, hak etmişsem bir belanın gelişini, bu da bu hissettiğim duygu da belanın sinyali ise, gördüğüm rüya belanın sinyali ise ben senin gazabından rahmetine iltica ediyorum. Çünkü senin dergahından başka iltica edilecek bir yer. Bilmiyorum. Sana yalvarıyorum. Rabbim ne olur atanla kazanı def et diyeceksiniz. Yapabiliriz bunu. Öyle değil mi? Demelisiniz. Asla paniğe kapılmayın diyor hoca efendi. Çaresizliğe düşmeyin. Çünkü Allah'ın hatası var. Öyle başlamıştık ya derse. Ümit ümit ümitsizliğe düşecek hiçbir şey yok. Allah'ın hatası var. Ne diyeceksiniz? Allah'ım sana yalvarıyorum ve asla paniğe kapılmamalı, çaresizliğe düşmemelisiniz. Bilakis ilahi inayet ve riayetin sizi sarıp sarmalayacağına itimat etmelisiniz. Allah'ın kuvvet ve kudretinin her şeyin hakkından geleceğine gönülden inanmalısınız ve ciddi bir vicdan rahatlığı içerisinde ona sığınmalısınız. Öyle diyor ya üstat. Kürre-i arz bomba olsa patlasa diye başlıyor cümlesine. Ondaki tecellileri seyrederim diyor üstat. Sana yalvarıyorum. Ne olur atanla kazanı def et deyip bir vicdan rahatlığı içerisinde paniğe kapılmadan, çaresizliğe düşmeden şöyle hissedin. İnayetin ve riayetin yani Allah'ın korumasının, himayesinin sizi sarıp sarmaladığını hissedin. Allah'ın kuvvet ve kudretinin her şeyin hakkından geleceğine gönülden inanın ve ciddi bir vicdan rahatlığı içerisinde Allah'a sığın. Resuli Ekrem sallallahu teaâ aleyhi ve sellem efendimizin hoşunuza gitmeyen bir şey gördüğünüz zaman üç defa sol tarafınıza tükürün. Üç kez euzü billahi euzü billahi mineşşeytanirracim deyin ve kimseye anlatmayın diyor efendimiz. Hoşunuza gitmeyen bir rüya gördünüz mesela. Ne yapacaksınız? Üç kere diyor efendimiz. Hadis-i şerifin beyanı var. Bakın sol tarafa tükürmek nedir? Fizik alem burası. Biz sizinle neyi konuştuk en son dersimizde? En son Mesnevi Nuriye dersinde hatırlayacaksınız. Fizik alemle metafizik alem arasındaki ilişkiyi konuştuk. Sol tarafınıza dökürdünüz. Bu fizik alemde bir şey ama metafizik alemde ne ifade ediyor? Metafizik alemde ne ifade ediyor? Ediyor ki efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem bize üç kere sol tarafınıza tükürün diyor. Sonra sadaka verin diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Sonra da euzü billahi mineşşeytanirracim deyin diyor. Ve o da üç kere üç defa euzü billahi mineşşeytanirracim ve kimseye de anlatmayın diyor efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem. Çünkü söz vücut bulur. Söz vücut bulur. Kimseye anlatmayın diyor. İkaz ediyor. Bakın şeytanın şerrinden usulünce nasıl Allah'a sığınırız. Efendimiz bize bir yol gösteriyor. Bakın bir metot öğretiyor. Selef-i salihinin yaptığı gibi çokça istiğfar etmeli. Aynı zamanda da sadaka belayı defeder mülahazasıyla bir miktar sadaka vermelisiniz. Sözün özü eşya ve hadiseleri hayırsız saymak, şundan bundan uğursuzluk çıkarmak bizim için batıldır. Bunu hiç unutmamak lazım değerli dostlar. yegane havl ve kuvvet sahibinin Allah olduğunu ve Cenabı Hakk'ın Cenabı Hakk'ın hatasıyla kaza kanununu ipek gibi yumuşak köklerin sert kaya ve taş parçalarını delip geçtiği gibi delip geçeceğini göz önünde bulundurmamız lazım. Evet. Bu sadakanın belayı def etmesi meselesi ile de ilgili küçük bir bahis okuyup dersi öyle bitirelim. Şimdi sadaka belayı def eder. Halk arasında sadaka belayı def eder, ömrü uzatır şeklinde güzel bir söz vardır diyor Hoca efendi. Halk bunu kendine göre tercüme ediyor ve şöyle deniliyor halk arasında. Az sadaka çok belayı defeder. Hoca efendi bunun güzel bir söz olduğunu ama hadis olmadığını söylüyor. Ama sadaka belayı defeder diye zayıf bir hadis var. Az sadaka çok belayı defeder diye bir hadis yok. Ama sadaka belayı defeder. Zayıf bir hadis-i şerifi var. Var efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellemin. Üstadımız da ne diyordu? Nasıl ki az sadak nasıl ki sadaka belayı def eder. Ekseriyetin duası da ferec-i umumiyeyi celbeder diyordu Bediüzzaman Hazretleri. Bakın bu da atâaya-i ilahi ekseriyetin duası. ferec-i umumiyeyi celbeder diyordu üstadımız. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Mallarınızı zekatla muhafaza ediniz. Sadaka vererek hastalık hastalarınıza tedavi ediniz. Bela ve musibet dalgalarına da dua ve tazaru ile karşı koyunuz." diye buyuruyor. Ne güzel değil mi? Bakın zekat ne yapıyormuş biliyor musunuz? Malı muhafaza ediyormuş. İnsanlar zannediyorlar ki zekat verince mal eksiliyor. Oysa efendimiz zekat malı muhafaza ediyor diyor. Mallarınızı zekatla muhafaza edin. Hastalar nasıl iyileştiriliyormuş? Sadakayla. Sadaka vererek hastalarınızı tedavi ediniz. Bela ve musibet dalgalarını da dua ve tazaruyla def edin. Onlara karşı koyun." diyor efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem. Yani zekat verirseniz mal ve servet düşmanlığı zuhur etmez. Servet ve mal düşmanlığını, hırsızlığı, sınıflararası dengesizliği önlemiş olursunuz. Aynen onun gibi sadaka vermekle de sadaka verdikleriniz tarafından başınıza gelebilecek kazayı defetmiş olabilirsiniz. kader vardır ve bu kaderin bazı kelamcılar tarafından anlaşıldığı istikamette infaz edilmesine kaza denmektedir. Diğer bazı kelamcılar aslında bunların kaza ve kaderin yerini değiştiren kelamcılar var ama cumhurun görüşü, umumun görüşü bizim bildiğimiz gibidir. Yani kaza takdir, e özür diliyorum kader takdir, kaza onun infazı şeklinde. Bazı kelamcılar tersini söylüyorlar. Kaza takdir kader onun infazıdır diyorlar. İşte halk arasında hadis olduğu söylenen ve çok kullanılan bu ifadenin sadakanın ömrü uzatacağı şeklinde bir devamı da var halk arasında. Bu hadis bu sadaka ömrü uzatır hadis kriterleri açısından doğru değil diyor hoca efendi. Yani böyle bir hadisi yok. Ama bununla beraber e unutmayın ki Cenabı Hakk'ın hatası belasını def eder. Yani bir insan sadaka veriyorsa ömrünü uzatmış olabilir o sadakayla. Bunun da önü açık. Ayrıca bazı durumlarda ölen insanın amel defteri hiç kapanmaz. O da ömür uzaması olabilir. İnsanın dünyada bıraktığı sadaka malları vardır. Mesela bir cemaat mensubudur da o külli dualardan pay alıyordur. Mesela hayırlı bir evladı vardır. Amel defterini o evlat dolduruyordur. Dolayısıyla bu onun ahiret adına ömrünü uzatmış olur. Öyle olur değil mi? Evet. Eee, son olarak bunu da okuduk. Eee, son olarak bir hoca efendinin babasından dinlediği ve başka bir yerde görmediğini söylediği bir anekdotla dersimizi bitirip doğa faslına geçeceğiz değerli dostlar. Anekdot şöyle: "Babamdan dinlediğim, mevsuh kitaplarda ise görmediğim bir hususu size arz etmek istiyorum." diyor. Allah bir beldenin altını üstünü getirmeye kader planında yazmış oluyor. Derken kaza vakti de geliyor. Bir beldenin altı üstüne gelecek. Tam o esnada bir çocuk annesi hamur yoğururken bir ihtiyacından dolayı çığlık çığıra bağırmaya ve ağlamaya başlıyor. Şimdi olayı anlaşıldı zannediyorum. Allah bir beldenin altını üstüne getirmeye kader planında yazıyor. Sonra kaza vakti de geliyor o olayın. Tam o sırada ama bir çocuk bir ihtiyacından dolayı çığlık çığlığa bağırmaya başlıyor. Annesi de o bağırırken hamur yoğuruyor. Annesi ellerini temizleyip de onun yanına gidinceye kadar biraz vakit geçiyor. Bu arada anne çocuğuna karşı şöyle sesleniyor. Abi evladım diyor ne öyle çılgınca bağırıyorsun? Allah bile bir ülkeyi helak ederken bu kadar acele etmiyor diyor. İşte bu söz üzerine diyor anekdotta Cenabı Hak atasıyla kaderini bozuyor ve o ülkeyi helak etmiyor. Görüldüğü gibi Allah'a bir yöneliş, bir teveccüh, bir güzel hal, bir tavır böylesi ilahi hataların meydana gelmesine vesile olabilir. Allah'a bir yöneliş, bir teveccüh, güzel bir hal, güzel bir tavır nice ilahi hatalara sebebiyet verebilir, vesile olur. Ancak insanlar ona karşı firavunlardan daha mütemrit davranıyorlarsa evet bu şart cümlesinin cevabı çok diyor hoca efendi. İnsanlar firavun gibi mütemeritlerse onlar da bela ve musibeti çabuklaştırıyorlar. Hoca efendi şöyle bitiriyor. Ya Rab sen merhametlilerin en merhametlisisin. Merhametini üzerimizden eksik etme. Husiyetle merhametini bizleri mükemmel insanlığa yönlendirme şeklinde tecelli ettir. Amin ya Rabbi. Evet diyoruz ve bugünkü dersimizi böylece bitiriyoruz. Neydi bugünkü dersimiz? Kaza kader, ata kanunlarıydı. sırasını değiştirerek söylüyorum. Aslında kazar, kader, kaza ve hata kanununu konuştuk bugün değerli dostlarım. Metni, metinleri kapattım. Çok güzel bahisler bunlar. Çok önemli bahisler. Eee, metinler paylaşıldı. Allah paylaşan fedakarlar ekibinden razı olsun. Anahtar cümlelerimiz, kelimelerimiz, dualarımız hepsi. Allah ebeden razı olsun. Emeği geçenlerden hepsi hazır. Şimdi anahtar kelimelerden başlıyoruz. Kavramlardan. Ata, kaza, kader. Ata Cenabı Hakk'ın ihsanları, Cenab-ı Hakk'ın lütufları, ihsanları, bağışları, bahşişleri hepsi ata. Onun bahşişi kader bir şey hakkında verilen karar kaza, kaza kaderde tayin edilmiş şeylerin gerçekleşmesi, infazı, irfan ufku, meşiyet-i ilahi, ilm-i ilahi. Bunlar iki ayrı kader veçi. İlmi ilahi açısından kaza ve kader, meşeet-i ilahiye açısından kaza ve kader. Neşhşeyet-i ilahiye Allah'ın bizim hakkımızdaki dilemeleri, ilmi ilahi Allah'ın olmuş olacak her şeyi biliyor oluşu, ilmiyle ihata ediyor oluşu ve bunları kaydetmiş oluşuna da kitabet açısından kaza ve kader diyoruz. ilmi-i ezeli, levhi-i mahfuz, levh-i mahfuzu ispat, insanın hususi defteri. Esrar-ı ilahi, temkin ve ihtiyaç çağrısı. Temkin ve ihtiyat çağrısı olacak. O temkin ve ihtiyat çağrısı. Yani sen kötü bir rüya gördün diyelim, kötü bir hissin içerisindesin. Bu Allah'a yönelmen için bir temkin ve ihtiyat çağrısı. İlahi inayet ve irriayet. Gönülden inanmak. Vicdan rahatlığı. Anahtar cümlelerimizi okuyoruz şimdi. Çok güzel anahtar cümlelerimiz. Ata da kaza kanunun katiyetini deler. Kaza da ok gibi kader kararlarını deler. Evet. Ata kaza kanunun katiyetini deler. Kaza da o gibi kader kararlarını deler. Ya ilahi hasenatım senin atandır. Seyyiatım de senin kazandır. Eğer atan olmasaydı helak olurdum. Arifler böyle görürler. Bütün hasenatlarını, bütün hayırlı amellerini Allah'ın hatası olarak görürler. Bütün seyyiatlerini de bütün seyyiatlerini de kendi hak edişleri, kendi seyiyeleri olarak görürler. Kader ilim kader ilmi eee eee kader ilmi ezeli açısından, ilmi ilahi açısından. Orada da bir ilmi sahibi denilmiş. Onu düzeltelim. Kader ilmi ilahi açısından değişmez. Ancak meşit-i ilahi açısından değişir. E sevgili Feyzacığım ilmi ilahi açısından değişmez. Ata bir lütuftur. Evet. Ata bir lütuftur. Lütuflarda ise istihkak şart değildir. Biz hayrı istediğimiz zaman katiyen inanıyoruz ki Cenabı Hak o hayrı yaratacaktır. Fakat bazen insanın istediği şerri Allah Celle Celalüu lütfu ile yaratmaz. El verir ki insan bütün hayırları silip süpüren büyük bir günahla Cenabı Hak'tan gelecek ata ve ihsanın ihsana liyakatini ortadan kaldırmış olmasın. Kalp vahye mazhar olduğu gibi ilhama da mazardır. Şu husus da iyi bilinmelidir ki ihsan-ı ilahi insanlardaki nankörlüklerle bazen inkıta uğradığı gibi musibetler de insanların güzel bir teveccühü sayesinde gelirken yolda kalabilirler. Cenabı Hak kazasını bazen hatasıyla bozar ve verdiği hükmü infaz buyurmaz. Bu durum faili muhtar olan Cenabı Hakk'ın ihtiyarının tezahürüdür. Demek ki ihsan-ı ilahi bazen bizim nankörlüğümüzle geri dönebilir. Sadaka, belayı def eder. Allah'a bir yöneliş, bir teveccüh, bir güzel hal ve tavır böylesi ilahi hataların meydana gelmesine vesile olabilir. Evet, bugünkü duaları pek sevgili muhliseciğim başlatmış. Garip muhliseciim benim güzel çocuğum şöyle demiş. Ey gariplerin sahibi ya ilahi hasenatım senin atandır. Seyahatim de senin kazandır. Eğer atan olmasaydı ben helak olurdum. Bu bendegan, bu bendeganları daima sana teveccüh eden, atalarına daima hamdeden, ötelerde livaül hamd sancağının altında bu güzel iman ve Kur'an hizmetinde koşturan kullarınla haşret. Liyakatimiz yoktur ya Rab. Zaman zaman yes bulutları üzerimize çökse de daima ümide sımsıkı sarılıp ne olur atanla bu kazanı def et diye haykırmayı bizlere de nasip eyle. Ele ki helak olmayışımızın seyrini idrak edebilelim. Canım Rabbim bizleri sana firar eden marifetullah'ta derinleşen marifet tepelerinde seyahat eden arifane gariplerden eyle. sıddiklerden eyle. Ruhlarımıza şifa olan sohbeti cananlarımızı daim eyle. Ve bu güzel sohbet atmosferiyle kainatımızı nurlandır ve maiyet-i canana vesile eyle. Amin. Elfü elfü amin. Elfü elfü amin. Benim güzel çocuğum ne güzel dualar bunlar. Evet. Eee bazen otomatik düzeltme yapıyor sevgili ablam. Benim de estağfirullah estağfurullah Feyzacığım. Evet ben de yazarken bunu çok fazla yaşıyorum. Benim yazdığım şeyi bakıyorum başka bir surete dönüştürmüş otomatik düzeltme. Evet değerli dostlarım bekliyorum dualarınızı. Sevgili, sevgili Evet sevgili eee Damla Çiğdemin duası geldi. Onu okuyacağız şimdi. Garip muhlisecğimin duasına canı gönülden amin diyorum ben de. Hep şöyle diyesim geliyor Rabbime. Belalar, musibetler ya Rabbi başıma yağmur gibi yağmıyorsa senin atandır. Çünkü ben hak ediyorum onu. Belalar, musibetler başımdan aşağıya yağmur gibi yağmıyorsa Rabbim senin atandır. Sevgili Damla Çiğdemin duası. Ona çok selam ediyorum. Rabbim, eee, kaderimizdeki kötü hayırsız kazalarımızı en güzel hatalarla değiştir ya Rabbi. Ya Rabbi kaderimizdeki kötü hayırsız hak edişlerimizi en güzel hatalarla değiştir ya Rabbi. Amin ya Rabbi. Sevgili Sema'ın duası Allah'ım bu süreçte sevdiğimiz insanların kayıp gitmesine şahit olduk. Kendimizin de akıbetinden emin değiliz. Rabbim atan ile ayaklarımızı kaydırma. Sevdiklerimizi de yanlışlarından döndür ya Rabbi. Ataya sübhaniyenle ya Rabbi kaydırma. Ayaklarımızı kaydırma. Sabiti kadem olabildikse bu bizim liyakatimiz değil. Senin atandır ya Rabbi. Kaydırma ayaklarımızı. Evet. Eee sevgili Bir senin sevgili dostum Birsenin duası. Ey benim latif Allah'ım, bizim yaptığımız bütün iyilikler, lütuflar, güzellikler sendendir. Bizleri arif olan kullarından öyle nankörlükten sana sığınırız. Amin ya Rabbi. Sevgili Ayşe Özdağ'nın duasını okuyacağız şimdi. Ona selam ediyorum. Ya Rabbi sen ezeli ilmle her şeyi kuşattın. Olmadan evvel olanı bildin. Olacak olanı kader levhasına nakşettin. Biz bilmeden yürürken sen takdirinle yollar ördün. Kaza ipliğiyle ömür kumaşımızı dokudun. Ya Alim, ya Hakim, bizi kendi irademize güvenip azgınlaşanlardan değil, senin ilmine sığınanlardan eyle. Senin inayetine, senin riayetine iltica edenlerden eyle. O dergaha ulaşmak için yol bulanlardan eyle. Bizi kazana rıza ile teslim olan, kadere hikmet penceresinden bakabilen ata-ı sühaniyene kesintisiz iltica eden kullarından eyle. Amin. Amin. Elfi alfi amin ya Rabbi. Elfi alfi amin. Evet. Eee, değerli dostlarım, bugünkü dualar böyle miydi? Bu kadar mıydı? Evet. Eee, sevgili Feyzacığımın feyizli şiiri, sevgili Zeynep Nevracığımın feyizli şiirleri henüz gelmedi. O yüzden kapatmıyorum dersi. Eee, sevgili Meleğ'in duası geldi. Sevgili Meleğ'e çok selam ediyorum. Şöyle demiş: "Yer yücesi latif Rabbim, her hal ve durumda sana yakınlığımızı arttıracak latifelerimizi aktif eyle. İlminle doyur bizleri. Çok önemli bu. yakınlığımızı arttıracak latifelerle bizi donat ya Rabbi. Amin ya Rabbi. Peki sevgili Şerife Nur, Şerife Nur aramıza döndü. Allah ondan razı olsun çizimleriyle beraber. En son dersimizin çizimi renklendirilmiş olarak yayınlanmış oldu Instagram'dan. Yeni çizimimiz de, yeni çizimimiz de kader çizimi. Birisi böyle sağına soluna bakıyor. İşte biri bir şeylerden korkuyor yoluna. Efendim, kara kedi çıktı diye ürküyor, teşehüm yapıyor, uğursuzluk yapıyor. Eee, uğursuzluk vehimlerinin içerisine düşüyor. Dolayısıyla o hep tedirgin ama bir tanesi de gönül inşirahı içerisinde yollarda Cenabı Hakk'ın ataya-i sübhanesine iltica ederek yolundaki hiçbir engele takılmadan yürüyor. İki kardeş. Evet. Şerife'ye, Şerife Nur'a çok selam ediyorum. Sanatına bereket. Sevgili Ayperi hanımcığım, sevgili dostum Ayperi hanımcığım bize Medine gülleri göndermiş hepimize yetecek kadar. Eee, sevgili Can Pier Frank bize bir dua göndermiş. şöyle demiş: "Ya Rabbi benim hata, yanlış, kusur ve günahlarımdan ötürü kimseleri muazze eyleme." Ya Rabbi, ya Rabbi, ya Rabbi bizim hatalarımızdan, günahlarımızdan, belayı, musibeti celbeden tavır ve davranışlarımızdan ötürü hizmet kardeşlerimizi muahaze eyleme. Ya Rabbi affet ya Rabbi atayı sübhanenle hak ettiğimiz bütün o belaların, musibetlerin önünü kes ya Rabbi. Sevgili Zevnep Nevracamın şiiri geldi. Şöyle demiş. Eee demiş ki kader kelimesine eğildim bu gece. Yazılmış satırlar arasında silinen bir kelime gibiyim. Kalem kımıldıyor ama mürekkep merhametle merhametle değişiyor. Kim yazıyor beni? Kim siliyor beni? Kalem kımıldıyor kader kalemleri. Kalem kımıldıyor ama mürekkep merhametle değişiyor. Kim yazıyor beni? Kim siliyor beni? Bir taş gibi suskun kaza. Göğün derin yerinde bekliyor hükmünü. Ama bir ot, incecik bir dua taşı deliyor. Ata denilen sırla. Beni sil ama merhametinle sil ya Rab. Çünkü senin atan kazan kalbinde, kazanın kalbinde açan görünmez bir çiçek. Atan kazanın kalbinde açan görünmez bir çiçek. Ben o çiçeğin kokusunda yeniden yazılmayı bekleyen bir kelimeyim. Çok güzel bir ifade olmuş güzel çocuğum benim. Ya Rabbi senin kazan, senin atan, kazanın kalbinde açan görünmez bir çiçek. Bense o çiçeğin kokusunda yeniden yazılmayı bekleyen bir kelimeyim. Sevgili Selim'in duası ona da selam olsun. Allah'ım yalan dolan iftirayla hapse atılan, işten atılan, hak ettiği imkanlar zorla elinden alınan bütün Müslümanlara fereç ve mahreç nasip eyle. Amin ya Rabbi. Amin ya Rabbi. Ocin, o mahrecin gelmesinin önünde biz engelsek, bizim nankörlüklerimiz engelse. Bizi affet ya Rabbi. Engel olmasın o ferecin, o mahrecin önünde bizim nankörlüklerimiz. Rabbimiz. Rabbimiz. Rabbimiz. Evet. Peki sevgili şair Senacığımın özlediğimiz şiirlerinden bir tanesi geldi. Allah ondan razı olsun. Güzel çocuğumdan şöyle demiş. Meşietinin sıcak renklerine boyanmış ömrüm bilmem hangi hasenat rahmetini böyle aşikar eder. Tecalini celbeden hangi duam, hangi sözüm, merhametin bir ok olur da atan kazanı defeder. Pek güzel olmuş güzel çocuğum benim. Bir daha okuyalım mı? Meşietinin sıcak renklerine boyanmış ömrüm. Bilmem hangi hasenat rahmetini böyle aşikar eder. Tecellini celbeden hangi duam, hangi sözüm? Merhametin bir ok olur da atan kazanı deler geçer. Evet sevgili Defne Meric'in duası geldi. Onu da okuyalım. Selam olsun ona. Allah hizmet gönüllüsü kardeşlerimizin sayısını, sayılarını, çalışmalarının saylerini ve ihlaslarını artırsın. Ataya-i sübhaniyesiyle artırsın inşallahu teala. Elfu amin. Elfi amin. Elfi elfi amin. Evet sevgili Feyzacım. Hah geldi sevgili Feyzacamın feyzlik şiiri geldi. Onu da okuyalım şimdi. Öyle bitirelim dersimizi. Yolunu şaşırsa aklım ayar sözünden rey istemezsem istemezem. Yolunu şaşırsa aklım ayar sözünden rey istemezem. Saki ömrüme önüme sofralar kursa yardan gayrimey istemezem. Haberci hareminden kovuldun dese rüya aleminden. Haberci hareminden kovuldum dese rüya aleminden. Bab-ı aşktan başka gidecek bir kapı istemezem. Ya Vedud, ey kullarının isyanlarını ilahi ilmiyle bilen, ey başıma dolanan belaları dostluğuna vesile eyleyen, ey kırılmış renk, buldunsa bela vereni. Ey kırılmış renk, buldunsa bela vereni. Ata ender, safa ender beladır bil. Odur nurunu lütfeden hasbünallahu ve neymel vekil. Çok güzel olmuş sevgili Feyzacığım. Yolunu şaşırsa aklım ayar sözünden rey istemezem. Saki önüme sofralar kursa yardan gayrı mey istemezem. Haberci hareminden kovuldun dese rüya aleminden. Babı aşktan başka gidecek bir kapı istemezem. Ya Vedut ilahi ilmin de isyanlarımızı bilen sansın. Ey başımıza dolanan belaları dostluğuna vesile eyleyen Rabbim. Belaini buldunsa, "Ata ender, safa ender beladır bil" diyordu ya üstadımız. Ata ender, safa ender beladır bil. O bela eğer bela vereni buldunsa bir senin için safhadır. Safanın içerisinde atadır. Allah bildirsin inşallahu teala. Hasbünallahu ve nimmel vekil dedirtsin. Her durumda yakınlığa, yakınlığa vesile etsin. İçinde bulunduğumuz hali, tavrı, içinde bulunduğumuz sıkıntıyı, belayı yakınağa vesile kılsın Rabbim. Evet değerli dostlarım, bugünkü dersimiz de böyleydi. Hakkınızı helal edesiniz. Haftaya görüşmek ümidiyle diyorum. Allah'a emanet olun.
EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 232: KADER NASIL DEĞİŞİR?
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.