YouTube to Text Converter

Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI:MEDET YA RABBENÂ!..

Video Transcript:

Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmain. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elfi alfi salatin vef alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu da gaybunu da muhabbetle selamlıyorum. Bugün bizim için özel bir gün. Hocamızın ruhunun ufkuna yürüyüşünün, muslatının seneyi devriyesi. Hoca efendinin grubunun tulu oluşunun seneyi devriyesi. Biz buna anma demiyoruz malumunuz. Biz buna yadı cemil diyoruz. Ben bunun altını hep çizmeye çalışıyorum. Bu yadı cemil bizim için bir günlük bir yaı cemil değil. Öyle zannediyorum ki kendi adıma hoca efendisiz geçirdiğim bir gün yok. Sizin de yoktur diye düşünüyorum. Dolayısıyla o yadı cemiller bizim için tükenmez ya cemiller. Bugün özellikle hoca efendiden seçtiğim metin medet ya rabbena metni. Medet Ya Rabbena diye bir eee bahis okuyacağız bugün. Hoca efendinin Allah Resulünden şerh ettiği bir duayı, tefsir ettiği bir hadisi beraberce okuyacağız. Fayda vermeyen ilimden, haşyet duymayan kalpten, doyma bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım. Bu duanın hoca efendi tarafından nasıl şerh edildiğini, nasıl nasıl bize nakledildiğini okuyacağız beraberce inşallahu teala. Bunu özellikle seçtim. Çünkü hep şöyle ele alıyoruz meseleyi. Şöyle yaklaşmaya çalışıyoruz. Hoca efendinin seneyi devriyesi, ruhun ufkuna yürüyüşünün. Hoca efendi bize bir miras bıraktı. Esas olan şey bizim o mirasın taşıyıcıları olmamız. Hani üstadımız diyordu ya Allah'ın atiyelerini matiyeleri taşır diye. Ben e arkadaşlarıma hep şunun altını çiziyorum. Asırlar boyunca Cenab-ı Hak velileri göndermiş. Allah dostlarını göndermiş. İnsanlığa rehberlik etsinler diye. Düşünün e bütün insanlık için, hepimiz için yolculuğumuz insanı kamil olma yolculuğu. Derslerimizde de hep bunu konuşuyoruz. İnsanı kamil olma yolculuğu. Bu bizim için böyle olduğu gibi bütün bir insanlık için de böyle. Ve Cenab-ı Hak her asra, insanlığa, insan-ı kamil olma yolculuklarını gerçekleştirebilsinler diye mürşid-i kamiller, insan-ı kamiller nasip etmiş asırlar boyunca. İşte biz de Hoca efendiye eee onunla aynı asra düşmüşüz. Hep şöyle düşünmüşümdür. Nasibimiz ne büyük diye. Hep şöyle düşünmüş düşünmüşümdür. Nasibimiz ne büyük. Hoca efendinin ifadesiyle talihimize tebessümler yağdırabiliriz. Hoca efendinin ifadesiyle değerli dostlarım bizler birer aslında bahtiyarız. Yaşadığımız asır bir süfyaniyet asrı olabilir. Yaşadığımız asır üstadın ifadesiyle dehşetli bir asır olabilir. Şiddetli düşmanlar mukabilinde savletli bidalar karşısında, dehşetli baskılar altında az ve zayıf olabiliriz. Ama mürşe-i kamil olanın gayet yolu ahsan imiş sırrınca nasibimiz büyük hamdü senalar olsun. O nasibin büyüklüğü işte taşıdığımız yükün büyüklüğünden kaynaklanıyor. Yani bize emri bil maruf nehyanil münkerin farzı aynı olması gibi bir sorumluluk yüklendiği için büyük bir nasiple üstat gibi, hocamız gibi büyük nasiplerle yolculuğa devam ediyoruz. Onların önderliğinde yolculuğa devam ediyoruz. Yoksa böyle bir fitne asrında, böyle bir enaniyet asrında, böyle üstadın ifadesiyle yine bir helaket ve felaket asrında, hoca efendinin ifadesiyle şüpheler asrında, buhranlar anaforunda nasıl yolumuzu bulur da zeramet sahiline çıkardık. Nasibimize evet çok büyük hamdü sanalar olsun ama yükümüz de ağır. Neydi? Formülü neydi? Allah'ın atiyelerini taşır. Yani Allah'ın hediyeleri, atiyeleri. Bu Allah'ın hediyelerini taşıyabilmek için insan ona göre bir binek olması lazım. Matiye binek manasına geliyor. O hataları yani o hediyeleri taşıyabilecek bir potansiyelimizin olması gerekiyor. Yani eğer kabımız küçükse alamıyoruz. Yani o deryadan, o deryadan nasibimize düşen neyse işte kabımız kadar oluyor. Yüklenemiyoruz o yükleri. Oysa bizim temel meselemiz o. Ben bunun altını hep çizmeye çalışıyorum. Hoca efendinin nasıl büyük bir mürşid-i kamil olduğu bizimle tezahür ediyor şahs-ı maneviyle. Yani hepimiz o mananın temsilcileri hükmündeyiz. Hoca efendinin nasıl bir mürşid-i kamil olduğunu görmek isteyenler size baksınlar isterim. İsterim ki size baksınlar. Hoca efendinin nasıl bir mürşid-i kamil olduğunu görmek isteyenler sizin tevazunuza, sizin derinliğinize, sizin mahfiyetinize, sizin takvanıza, sizin zühdünüze, sizin ihlasınıza, velayetinize baksınlar. Bunu isterim. O yüzden özellikle de bu metni seçtim. Allah'ım fayda vermeyen ilimden, saygıyla ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten, kabul edilmeyen duadan sana sığınırım. İşte bu hadis-i şerifi hoca efendinin perspektifinden bugün okuyalım da öyle ümit ediyorum ki üzerimizdeki hataların, Allah'ın hediyelerinin taşıyıcısı matyeler olalım. Öyle öyle potansiyeli yüksek taşıyıcılar olalım ki o atyeler, o Allah'ın dini mübini İslam'ın omuzlarımıza bir yük olarak ama üstadın ifadesiyle ihsan-ı ilahiye tarafından omuzlarımıza konulmuş olan bir yük olarak o atayı, o Allah'ın hediyelerini taşıyabilecek bir mahiyetimiz, potansiyelimiz olsun inşallahu teala. Şöyle başlıyor Huca Efendi değerli dostlar. Bu hadis-i şerifin sahih-i Müslim'de olduğunu, aynı zamanda da pek çok hadis kitabında rivayet edildiğini vurgulayarak başlıyor hoca efendi. Ve Cenabı Hak'a teveccüh ettiği zaman efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in virdi zeban ettiği dualardan birisi olduğunu söylüyor. Bir de zeban etmek dile dolamak, sürekli tekrar etmek manasına geliyor. Şimdi Allah Resulü Cenabı Hak'a teveccüh ederken bu duayı virdi zaban ediniyor. Allah Resulü verdi zaban etmişse hoca efendi de virdi zeban ediyor. Hoca efendi virdi zeban ediyor. Biz de virdi zeban ediyoruz. Çokça dillendirmek, çokça çokça üzerinde durmak. Bu duanın eee isteazenin ilk maddesi Allah'ın faydasız ilimden sana sığınırım. Bakın bu bir dua ama aynı zamanda bir isteaze. İstiazi Allah'a sığınma manasına geliyor malumunuz. Yani biz o tesbihatta ellerimizi aşağıya çeviriyoruz da birtım şeylerden Allah'a sığınıyoruz ya. Onların hepsine ediyoruz ortak bir isim olarak istiazi. Dualarda bizim bir isteanelerimiz var. Yani taleplerimiz var. Bir de sığınmalarımız var. Taleplerimize isteane, sığınmalarımıza da isteaze diyoruz. Efendimizin diline verdi zeban ettiği, o mübarek diline verdi zeban ettiği bu dua bizim de kendi dilimize verdi zeban etmemiz gereken bir dua ve bir istize duası. Yani Cenabı Hak'a iltica duası, sığınma duası ve Allah'ım faydasız ilimden sana sığınırım diye başlıyor. Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle amele dönüşmeyen ve ameli beslemeyen bir ilim. faydasız ilim ve Kur'an-ı Kerim bunu eee bunu eee Cuma suresinde onların durumları tıpkı ciltlerle kitap taşıyan merkebe benzer diye ifade ediyor Cenabı Hak. Şimdi ilmi yükleniyorsunuz, yükleniyorsunuz, yükleniyorsunuz ama ilmi kalbinize değil, ilmi ruhunuza değil, ilmi davranışlarınıza değil. ilmi sadece aklınıza, hafızanıza yükleniyorsanız o zaman burada bir hammallık söz konusu. Yani bir taşıyıcılık. O zaman kitap taşıyan, kitap taşıyan ciltlerle kitap taşıyan bir merkebe benzetiyor Cenabı Hak durumu. Oysa Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle amele dönüşmeyen, ameli besleyen bir oksijen olmayan, adeta bir kuvvet kuvve-i imbatiye olmayan ilim kurmaya mahkum bir ilim. Ne olacak? Ameli besleyecek. İlmin özelliği o. İlim ameli besleyecek. İlim adeta bir oksijen hükmüne gelecek ve kuvve-i imbatiyesi olacak. Yani yeşerecek, sümbüllenecek, yaprak verecek, çiçek açacak, meyveye dönecek. Öyle bir ilimden söz ediyoruz. Eğer ilim böyle değilse yani onun bir kuvve-i imbatiyesi yoksa, sümbüllenme yeteneği yoksa o oksijenle ameli oksijenle beslemiyorsa, amelin yeşermesine sebebiyet vermiyorsa işte öyle bir ilim kurmaya mahkum bir ilim Kur'an-ı Kerim'in Cuma suresi 5. ayette ifade ettiği gibi sahibinin sırtında adeta onun belini çatlatan bir yükten başka bir şey olmuyor. Çünkü çünkü amele dönüşmeyen bir ilim bir süre sonra kibre dönüşmeye başlıyor. İktidara dönüşmeye başlıyor. Bilgi satıcılığına yani malumat furuşluğa dönüşmeye başlıyor. Malumat furuşluk bilgi satıcılığı manasına geliyor. Bilgi satıcılığına dönüşüyor. Kibre dönüşüyor. Gurura dönüşüyor. İktidara dönüşüyor. amele dönüşmeyen bir ilim. Gene bir şeylere dönüşüyor ama başka bir şeylere dönüşüyor. Dahası daha tehlikeli bir yanı da var diyor hoca efendi. Onun kimisi onunla çalımlara giriyor. Yani hem o sırtına yük oluyor hem de onunla çalımlara giriyor. Gururlara giriyor, uclara giriyor. İnsanlara tepeden bakmaya çalışıyor. O bilgiyle, sahip olduğu bilgiyle ne yapıyor? önce kendini beğeniyor. Sonra kendini koyduğu yer başkalarını aşağıya koyduğu için on da çalımlara, gururlara sebebiyet veriyor. Başkalarına karşı üstünlük duygusuna sebebiyet veriyor ve işte o çalımlarla, o gururlarla insanlara tepeden bakmaya çalışıyor ki biz buna ne diyoruz? Hep hafizan Allah diyoruz. Ve böylece şeytani bir yola kendisini salmış oluyor. Daha doğrusu şeytani düşünce çağlayanına kendisini salmış oluyor. Bir daha da sahili selamete çıkamaz diyor hoca efendi. Bir daha da sahilii selamete çıkamaz. Şimdi Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim'de Taha suresinde bize şöyle dua ettiriyor. Allah'ım ilmimi artır. İlmimi artır diye dua ettiriyor. Fakat ilimden murat marifet-i ilahiye inkılap etmesi. O ilim ilim bir nur. İlim bir nur. İlim ziya. İlmimizi arttırabilmemiz çok önemli. Ama onun marifet-i ilahiyeyi inkılabı yaşarmesi, sümbürlenmesi ve amele dönüşmesi önemli bizim için. Başka türlü işte kendimizi çağlayanlara ama şeytani düşüncenin çağlayanlarına salmış oluruz. Hafiz anallah ve bir daha da onlar sahili selamete çıkamazlar diyor hoca efendi. Öyleyse biz ne istiyoruz Allah'tan? İlim istiyoruz. Çünkü yolumuz tefekkür yolu. İlim istiyoruz ve Allah bize ilmin kaynaklarını buldurmuş. Dedim ya nasibimiz büyük diye. Payımıza düşen büyük. Size sorsam desem ki başka bir ısırda yaşamak ister miydiniz? Asrı saadet, tabiin, tebei tabirin. Bunlar o silsilenin dışında herhangi bir asırda yaşamak ister miydiniz? Yani nasibimize mesela Hazreti Mevlana gibi, İmam Rabbani gibi eee onlara selam olsun. Büyükler de düşebilirdi. Ama nasibimize hoca efendi düşmüş. değiştirir miydiniz diye sorsam nasibinize başka birisinin düşmesini ister miydiniz? Zannediyorum hepiniz nasibinizden çok memnunsunuz. Ama mesele şu işte biz Hoca efendi bizim için aynı zamanda bir ilim kaynağı. Hoca efendi bizim için bir ilim membaı. Muhteşem bir ilim membağı. Üstadımız da öyle. Bizim için bir ilim membağı, marifet membbağı. Annel yakin ufkunda, hakkel yakin ufkunda hakaik-ı imaniyeyi bize talim ettiriyorlar. Ve aynı zamanda o hakaik-ı imaniyeyi hayata nasıl tatbik edeceğimizi, amele nasıl dönüştüreceğimizi de bize öğretiyorlar. Dolayısıyla e hoca efendi bir ilim membaıysa bizim için ondan ilim alabilmek, o eserlerle hoca efendinin sohbetleriyle, eserleriyle beslenebilmek çok önemli. Ama o ilmi bakın efendimizin duasında dilimize dilimize hani virdi zban etmek de denilir, pelesenk etmek de denilir. Sürekli tekrar ediyoruz bu duayı sürekli tekrar ediyoruz. O elde ettiğimiz ilim yani o güneşten aldığımız ışığı amele dönüştürebilmek, ameli oksijenle besleyebilmek, ameli imbisat ettirebilmek, inkişaf ettirebilmek. O ilmi alıp ilim bir nurdur. O ilmi alıp onunla amellerimizi besleyebilmek. Bize düşen, bize yakışan şey bu. Bir hizmet insanına yakışan şey de bu. Dolayısıyla bu dua bizim için Allah'ım faydasız ilimden sana sığınırım. Allahümme zidni ilm. Allah'ım ilmimi artır diye dua etmek. Ama bir taraftan da Allah'ım faydasız ilimden sana sığınırım diyebilmek. İlim talep etmek. Ama talep ettiğimiz ilmin bir hafıza ilmi olmasını istememek. Üstadımızın beni çok etkiler bu doktorlarla yaptığımız programlarda da hep altını çizerim. Bir doktora yazdığı mektup var tarihçeyi hayatta ve doktora şöyle hitap ediyor. Bediüzzaman Hazretleri: "Ey kendi hastalığını teşhis edebilmiş bahtiyar doktor." İfade aynen böyle. Ey kendi hastalığını teşhis edebilmiş bahtiyar doktor diyor Bediüzzaman Hazretleri ve özet olarak ona şunu anlatıyor. Tıp başlığı altında elde ettiği bilgileri üstadımız birer odun yığını olarak tanımlıyor ve iman ateşiyle tutuşturulması gereken bir odun yığını olarak anlatıyor üstat onları. bir odun yığını diyor ki Bediüzzaman Hazretleri, "İşte o odun, odun yığını senin tutuşturmaya ihtiyacın var." diyor. Ve Risale-i Nur'u da oraya koyuyor üstat. O muhatabı için, kendi hastalığını teşhis edebilmiş bahtiyar doktor için Risale-i Nur'u tam da oraya koyuyor. Yani tıp adına elde ettiği bilgiler birer odun yağını. Bunu siz genişletebilirsiniz. İşte fizik adınız adına, matematik adına, efendim biyoloji adına, sosyal ilimler adına elde ettiğimiz bilgiler birer odun yığını. Onları tutuşturmaya ihtiyacımız var. Neyle? İmanın nuruyla. Neyle? Aşkın ateşiyle tutuşturmaya ihtiyacımız var. İşte bunu siz pırlantalar üzerinden de böyle okuyun. Bunu zikretmiştim. Bir kere daha tekrar etmek istiyorum. tesbihat yaparken ve talebete Res-i Nur diye ikliyoruz ya dua ederken. Eee, üstadımızı zikrediyoruz, hocamızı zikrediyoruz. Sonra Risale-i Nur talebeleri diyoruz. Ben ona bir de Talebete Res-i Nur ve Pırlanta diye ekliyorum. Talebete Res-i Nur ve Pırlanta diye ekliyorum. Çünkü pırlantalar bizim için bir ilim membaı kaynağı. Biz her pazartesi günü ders yapıyoruz ya Pırlantadan. Çarşamba günleri de Mesnevi-i Nuriyeden'den yapıyoruz. Feyiz alıyoruz. Feyiz alıyoruz. Feyiz alışverişi diyor sohbeti cananlar için hoca efendi. Feyiz alışveriş ve bir metnin etrafında toplandığımızda farkındasınız hep şöyle diyoruz. Hoca efendinin eteklerinde toplanıyoruz. Üstadımızın eteklerinde toplanıyoruz. Onların sohbeti etrafında toplanıyoruz. Ve yine öyle yapıyoruz. Hep böyle yapıyoruz. da böyle de yapmaya devam edeceğiz inşallahu teala. Ve biz bir Risale-i Nur talebesi olduğumuz gibi bir pırlanta talebesiyiz de kalbin zümrü tepelerini de o pırlanta silsilesine dahil ediyorum. Gerçi hoca efendi onlara birine pırlanta birine zümrüt dese de hepsini pırlanta başlığı altında toplayabiliriz. kendimizi işte hocamızın talebesi olarak görüyor. Zaman zaman üstadımızın, zaman zaman hoca efendinin dizinin dibine oturuyor ve onların bize olan o latif hitaplarına muhatap oluyoruz. Ama yapmak istediğimiz şey hep de bu. Yapmak istediğimiz şey ilim almak ve bunu amele dönüştürmek. İlim almak ve amele dönüştürmek. Dolayısıyla da faydasız ilimden Allah'a sığınıyoruz. Biz biliyoruz ki zor bir asırda yaşıyoruz. Derin Müslümanlık lazım diyorduk ya. Canlı Müslümanlık lazım. Sığ Müslümanlıkla bu yollarda yürünmez. Ah edip ağlamadan, ciğeri dağlamadan bu yollarda yürünmez diyordu ya hoca efendi. Ah edip ağlamadan bu yollarda yürünmüyor. O ciğeri dağlamadan bu yollarda yürünmüyor. İşte biz de bu yollarda yürümek istiyoruz. Derin bir Müslümanlıkla yürümek istiyoruz. Canlı bir Müslümanlıkla yürümek istiyoruz. Bunun için de hoca efendinin ifadesiyle bizi biz yapan eserler diyor ya hoca efendi. Bizi biz yapan eserler. Sımsıkı sarılıyoruz. Hoca efendi ya da cemil diyoruz ya işte o yağdı cemili sürekli hale getiren işte seneyi devriyesinden ibaret kılmayan mana bizim için pırlantalar manası. Hoca efendi bir sohbetinde pırlantaları göstererek bunlardaki hakikatleri yaşayan ve onlardaki hakikatleri yaşatma idealiyle yaşayan insanlar benim kardeşlerim diyor. Bizi de Cenabı Hak Hoca Efendiye kardeş eylesin, talebe eylesin. Ve bu Yağ-ı Cemil bir günlük bir yağ-ı Cemil değil. Bütün ömrümüze yayılan, günlerimize, saatlerimize yayılan bir yadı cemil olsun. O bizi biz yapan kaynaklardan Cenabı Hakkıyla istifade edebilmeyi nasip etsin. Oradan aldığımız ilimle, oradan aldığımız feyizle amellerimizi besleyebilmeyi bize nasip etsin Cenabı Hak. Sonra efendimiz başka bir tehlikeli şeyden daha Allah'a sığınıyor. Eee ama başka şeylerden Allah'a sığınmasının öncesinde şunu da hatırlatmak istiyorum. Efendimiz bunlardan Allah'a sığınırken, bu başka ya da ilim konusundaki tehlikeden Allah'a sığınırken aynı zamanda tekit ifadesi yani kuvvetlendirme ifadesiyle Allah'a sığınıyor. Böyle tehlikeli bir şeyden Allah'a sığınırken Allah'ım fayda vermeyen ilimden sana sığınırım derken innel tekit inne kelimesi tekit yani manayı kuvvetlendirmek için kullanılıyor. Yani innenin manası Allahümme inni euzubike min ilmin la yenfa diyor ya efendimiz. Buradaki inni tekit yani kuvvetlendirme ifadesi olarak mutlaka şüphesiz manasına geliyor. Yani Allah'a sığınıyoruz bir de mutlaka şüphesiz olarak sığınıyoruz. Euzu bike ifadesi değerli dostlar ayet hadis-i şerifte muzari kipinde kullanılıyor. Muzari kipi geniş zaman manasına geliyor. Mazi muzari. Mazi kipi geçmiş zaman. Muzari kipi Arapçada hem şimdiki zamanı hem de gelecek zamanı kapsayan bir kip. Ve euzu bike ifadesi hadis-i şerifte muzari kipinde kullanılıyor. Mütekellimi vahde yani ben birinci tekil şahı sana sığınırım. Her zaman sığınırım. Şimdi sığındım, yarın da sığınacağım. Sonra da sığınacağım, daha sonra da sığınacağım. Sürekli olarak sana sığınıyor. Bugün sığınıyorum ama şimdi sığınıyorum ama bu sığınma şimdiyle sınırlı değil. muzari kipi hem şimdiki zamanı hem gelecek zamanı, geniş zamanı kapsıyor. Dolayısıyla da sürekli sana sığınıyorum. Fayda vermeyen ilimden sürekli sana sığınıyorum. Sana deha ediyorum. Dergah-ı ilahiyene iltica ediyorum. Hısnı hassinine iltica ediyorum. O sağlam kaleye senin himayen altına girmek istiyorum. Senin inayet seralarının içerisinde bulunmak istiyorum. Rabbim senin inayet seralarının içerisinde bulunmak istiyorum. Malumunuz tevhitnamede de hoca efendi bunları böyle ayrı ayrı inayet Cenabı Hakk'ın inayetini talep ediyoruz. Cenab-ı Hakk'ın riayetini, sıyanetini talep ediyoruz. Bu inayet, siyanet, riayet, himaye, bunlar benzer kelimeler. Hep ona iltica etmek, onun himayesine girmek, onun koruması dairesine girmek, onun kale-i kutsiyesine, onun dergah-ı izzetine iltica etmek manasına geliyor. Ve biz işte Cenabı Hak'a deha etmek, onun himayesine girmek, onun inayet seraları içerisinde bulunma talebimizi ifade ediyoruz. Bu duayla beraber öyle anlamak lazım diyor hoca efendi. Öyle anlamak lazım. Bakın nasıl anlamak lazım geldiğini hocamız bize talim ettiriyor. Sonra bu cümlede min ilmin la yenfa beyanında yani faydasız ilim beyanında fiil de yine muzari kipinde kullanılmış. Böyle olması itibariyle bugün, yarın, öbür gün kimseye faydası olmayan, bir insanı Allah'ı anlatmayan, peygamberi sevdirmeyen, gerçekten dindar haline getirmeyen bir yönüyle de onu hayvaniyetten çıkıp cismaniyeti bırakıp kalp ve ruhun dereceyi hayatına yükseltmeyen, o yükselişe sevk etmeyen, faydasız ilimden, fayda vermeyen ilimden Allah'a sığınıyoruz demiş oluyoruz. Bakın, eee, min ilmin la yenfa derken yine muzari kipi kullandık. Ve böyle olması itibariyle hani bugün, yarın, öbür gün diye kastetmiştik ya muzari kipiyle ilmin faydasız olan. Yani iki şeyde, iki şey var burada. İki tane süreklilik. Bir sığınmanın sürekliliği. İkincisi faydasız ilimden Allah'a sığınmanın sürekliliği. Bir sürekli Allah'a sığınıyoruz. Bütün şerlerden Allah'a sığınıyoruz. Sürekli Allah'a sığınma halindeyiz. İkincisi de faydasız ilimden sürekli Allah'a sığınma halindeyiz. Böyle böyle olması itibariyle Allah'ı anlatmayan ilimden yine Allah'a sığınıyoruz. Hani üstat o kuru odunlar diyor ya. O kuru odunlar nasıl tutuşuyor? Nasıl tutuşuyor bilgi kırıntıları? Bilgi kırıntıları nasıl marifete dönüşüyor? Vicdanda nasıl marifet peteğine dönüşüyor? Nasıl yıkılıyor o odunlar? İşte hepsini neyle tanımlıyoruz biz? Allah'ı anlatmasıyla. Eğer bir bilgi bize Allah'ı anlatmıyorsa malumat yığınından ibarettir. Eğer bir bir ilim bize rabbimizi anlatmıyorsa, rabbimizi anlatmıyorsa derken yine üstadın yaklaşımını esas alın. İşte Allah şöyle gösteriyor demesi gerekmiyor ilmin. O ilim şöyle görünüyor dese bile biz onu Allah gösteriyor diye okuyabiliyorsak biz orada esma-ı ilahiyeyi okuyabiliyorsak işte o zaman bize Allah'ı anlatıyor. Bize peygamberi anlatıyor. Peygamberi sevdiriyor. Hatta ilim sevdiriyor değil mi? Çünkü biz onun nurunun aydınlığında görüyoruz eşyanın hakikatini. Eşyanın melekutuna, verasına efendimizin getirdiği nurun aydınlığında açılıyoruz. Dolayısıyla ilim bize bakın ilim yani matematik bize efendimizi sevdirir mi? Sormak isterim. Yani matematikçi olan gençlere sormak isterim. Fizik sana efendimizi sevdiriyor mu? Kimya sana efendimizi sevdiriyor mu? Biyoloji sana efendimizi sevdiriyor mu? diye sormak isterim. Nasıl sevdirir biyoloji, fizik, kimya bize Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'i çünkü onun getirdiği nurun aydınlığında o biyolojiden Allah'a giden, fizikten Allah'a giden, matematikten Allah'a giden nuru görebiliyor, yolu görebiliyor, ışığı görebiliyoruz. Dolayısıyla eğer bilgi bize Allah'ı tanıtmıyorsa, efendimizi sevdirmiyorsa, bizi gerçekten dindar haline getirmiyorsa, bir yönüyle bizi hayvaniyetten çıkarmıyorsa, cismaniyeti bıraktırmıyorsa, kalbin ve ruhun dereceyi hayatına yükseltmiyorsa o ilim faydasız ilimdir. O ilim bizim için faydasız ilimdir. O ilim bizim için eee bizim için üstadın ifadesiyle üst üste yığılmış odunlar yığınıdır. Faydasız, fayda vermeyen ilim. Allah bizi böyle bir yükten kurtarsın. Böyle bir hammallıktan kurtarsın. İşte ondan Allah'ım sana sığınıyorum demiş oluyoruz. Demek ki öyle bir ilimse ondan cehalet daha iyi. Öyle bir ilimse yani böyle bir kibre, böyle bir enaniyete, ucba sevk eden bir ilimse, malumat furuşluğa sevk eden bir ilimse ondan Allah'a sığınıyoruz. Hoca efendi burada özellikle teolog ifadesini kullanıyor. Teologların tekrar ede durdukları, dile doladıkları ve onunla kendilerini peyğledikleri ilim oluyor. Başka türlü teolog bakın ne oldu? Yani din hakkında çok bilgisi var ama ameli yok. Biliyorsunuz nece müsteşrikler var. Yani gayrimüslim ama İslam'la ilgili çok şey biliyor. Kur'an'ı bilen, Kur'an'ı ayetleriyle bilen pek çok müsteşrik vardır. Müsteşriklere bakmak şart değil. Tahsil etmiş. Yani Kur'an'ı tahsil etmiş ama amele dönüştürememiş. Kalbin ve ruhun derece-i hayatına yükselememişse insan o zaman böyle bir ilimdense eee cahil olmak daha iyidir diyor hoca efendi. Çünkü biz böyle bir ilme eçhellik diyorduk. Hatırlay hatırlayın. Eçel cehaletin daha derin bir mertebesine yani kendini alim zanneden cahile deniliyordu. Dolayısıyla bu katmanlı yani kendini alim zanneden ama aslında rabbini bilmediği için bilgisi sadece sadece hafıza hamallığından ibaretse bir insanın o cehaletten daha düşük bir cehalet seviyesine inmiş oluyor. Allah böyle bir ilimden hepimizi muhafaza buyursun. Şimdi değerli dostlar ikinci maddemiz Allah'ım haşiyet duymayan kalpten sana sığınırım diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem ve min kalbin la yahşa yani haşiyet duymayan yani Cenabı Hakk'ın huzurunda bulunuyor olma şuuru içerisinde saygıyla ürpermeyen kalpten sana sığınırım. Şimdi haşet nedir? Haşiyet şu kalbin Allah'a karşı saygıyla ürpermesi. Hoca efendi buna metnin içerisinde içten içe kaynamak diyor. İçten içe kaynamak. İşte bize hani bizim temsilimiz diyoruz ya hani yolumuzun temsili, sünnet-i seniyenin temsili, o sünneet-i seniyenin bu asırda yol haline getirilmesinin temsili. Şimdi bu temsilin mahiyeti aslında bu ne olacak? Kalplerimiz haşetle dolacak. Kalbe haşeti dolduran şey ne? İlim. Bakın bu basamaklar arasında telazım yani birbirini gerektirme var. O amele dönmüş olan ilim kalbimizde de neye sebebiyet verecek? Haşyete sebebiyet verecek. Yani kalbimiz saygıyla ürperecek. E kalbimiz saygıyla ürpermiyorsa öyle bir kalpten de Allah'a sığınacağız. Aynı zamanda huşu olmayan kalpten sana sığınırım. Şimdi müminun suresi 1 ve 2. ayetlerde Cenab-ı Hak müminler muhakkak kurtuldu diyor. Yani müminler kurtuldu ama sonra hangi müminler kurtuldu diye sayıyor Cenabı Hak. Hangi müminler kurtuldu? Müminler kurtuldu. Sonra haşyetle, kalbi haşetle ürperen manasında gerçek masariyete ulaşan müminleri tanımlıyor Cenab-ı Hak. Onlar namazlarında Allah'ın huzurunda bulunuyor olmanın şuuruyla tam bir saygı, tevazu, içtenlik ve teslimiyet içindedirler. Onların özellikleri ne? Yani onlar namazı haşyetle kılarlar. Şimdi hoca efendi bu haşeti burada nasıl tercüme ediyor görüyor musunuz? Allah'ın huzurunda bulunuyor olmanın şuuruyla tam bir saygı, tevazu, içtenlik, teslimiyet. Bu duyguların karışımına haşet diyoruz aslında. Tam bir saygı, tevazu, içtenlik, samimiyet, teslimiyet. Bunlara ne diyoruz? Haşyet. Bu duyguların karışımına. Bu duygularla kalbin ürpermesine, bu duygularla kalbin Allah'a karşı saygıyla dolmasına. Hatta bu duygularla insanın içten içe kaynamasına haşiyet diyoruz. Bu iç saygı. Haşiyet. Bu iç saygı. Allah'a karşı bir iç derinlikle ona karşı edepli, saygılı olma. Belki bir kalp titreyişi içerisinde bulunma. Allah'a karşı edep. Bu kalbin haşeti varsa, bir kalpte haşiyet varsa o kalbin Allah'a karşı edebi vardır. O kalbin titreyişi vardır Allah'ın huzurunda. Hadis-i şerifin ifade buyurduğu gibi efendimiz şöyle buyuruyor diğer bir hadis-i şerifinde. Bir insanın diyor efendimiz kalbinde haşiyet olsa o tavır ve davranışlarını akseder. Aza ve cevarihini akseder. O tavırlarına, davranışlarını akseder. Aslında esasen bunlardan birisi dışa vurmuş bir şeydir. Yani haşyet, haşiyet kalpten tavırlara doğru, davranışlara doğru akseder. Ve o akse de biz ne deriz? Edep deriz. Edep. Biz sizinle Hoca Efendinin şiir kitabından yani yarı vefadardan önceki son kitabı derin Müslümanlık üzerine dersler yaptık. Malumunuz son derslerimizi derin Müslümanlık üzerinde yaptık ve hep meselemiz buydu. Edep hep meselemiz buydu. Ama bu edep kalbin edebi. Edep kalbin ahlakıdır denilir. O yüzden de tasavvufta o kalbin ahlakı yani kalpteki haşyet, saygı, ürperme tavır ve davranışlara doğru yayılıyor. Huşu böyle bir şey. Namazda huşu. Malumunuz değerli dostlar hoca efendi bizden hep şunu bekliyor. Bizi hep kalbin ve ruhun dereceyi hayatına çağırıyor. Bakın daha ilimde bunu vurguladı hoca efendi. Bir insan cismaniyetten çıkamamış, kalbin ve ruhun dereceyi hayatına yükselememişse onun ilmi malumat yığını ibarettir. Bunu anlattı bize ve doğrudan doğruya bunu zikretti. Cismaniyetten çıkmak, kalbin ve ruhun dereceye hayatına yükselmek ifadelerini ki üstattan naklen bu ifadeler. Şimdi eee bize bakan veçesiyle kalbin ve ruhun derece-i hayatına çıkabilmek demek namazlaşmak demek. Aynı zamanda hoca efendi bize şunu öğretti. Namazın dış tadeli erkanı var. Dış tadeli erkanı. Tadeli erkan nedir biliyorsunuz? İşte rükunun hakkını vermek, secdenin hakkını vermek, kıyamın hakkını vermek, kıraatin hakkını vermek. Ama diyor ki hoca efendi namazın bir de iç iç tadili erkanı var. iç tadil erkanı var diyor hoca efendi ve huşu ve hududur diyor hoca efendi. Yani Allah'ın huzurunda oluyor oluşumuzun idrakıyla namaz kılmak. Yani ehli huzur olarak namaz kılmak. Kimin huzurunda bulunduğumuz idrakıyla namaz kılmak ve huşu kalbimizin saygıyla dolması, taşması. Kalbimizin Cenabı Hak'a karşı haşiyetle dolması, taşması yani bir iç edeple kalbimizin. Belki onu yine yine saygı, tevazu, içtenlik, teslimiyet, karışımı bir duygu olarak tanımlayabilmemiz mümkün. Ne oluyor? O öyle olunca huşu ve hudu namazın şartı oluyor. İşte namazlarını haşetle kılarlar diyor ya Cenabı Hak. kurtulan müminler için. Allah bizi onlara dahil etsin. Böyle hoca efendi bizim namazlarımız konusunda endişeliydi. Bunun da altını çizmek istiyorum. Ben çok insan görmedim namaz kılan. Hakiki manada namaz kılan demişti hoca efendi. Çok insan, çok az insan gördüm demişti. Hizmetin içerisinde de hakiki manada namaz kılan. Ve bizi namaz kahramanı olma ufkuna çağırmıştı. Miraç enginlikli ibadet namaz kitabında hatırlayacaksınız. Namaz kahramanları olun demişti hoca efendi. Namaz kahramanı olmak. Namaza, namazı özenerek kılmak. Namaz nasıl bir şeydir? Birbirimizin namazına bakarak anlayabilmek. Namaz kahramanı olmak. Dolayısıyla diyelim ki bir insanın namazı haşiyetle kıldığı bir namaz. Mamalar gibi kalpte fokurdamak diyor buna hoca efendi. Onun gibi bir şey. Onun gibi. Hani efendimiz namaz kılarken ondan Hz. Ayşe'nin ifadesiyle bir tencerenin kaynaması gibi bir ses çıkıyor ya efendimizden. Mamalar gibi dışarıya bir ses taşmasa da kendi içimizde fokurdamak. Huşu böyle bir şey işte. İnsan rüku şekliyle iki büklüm asa gibi iki büklüm hale gelir namazda. Hani biz rükuya gidiyoruz ya. Asa gibi iki büklüm oluyoruz ya rükuda. Aslında o iki büklüm olmak kalbimizdeki haşiyetin tezahürü olmalı. Yani o tavır, o rükuya gitmek meselesi kalbimizdeki haşiyetin belimizi bükmesi suretinde olmalı. İnsan rüku şekliyle iki büklüm, asa gibi iki büklüm hale gelmeli. Ama yetmedi demeli insan. başını yere koymalı secdeye ve Allah'a en yakın olduğu o anı kollamalı. Öyle bir duygu işte. Huşu insanı Allah karşısında iki büklüm hale getiren, yüzünü yerlere serdiren bir iç duygu olmalı. Ondan da tavırlara davranışlara yansımalı. Kaldır başını. Biliyorsunuz secde iki defa. Kaldır başını. Olmadı. Bir kere daha. Eğer bir sehiv varsa, bir hata varsa, bir de sehiv secdesi yapmak. Sonra oldu kabulüyle oturmak. Oldu kabulüyle oturmak. Cenab-ı Hak'a tahiyatta bulunmak. Elhüccet-i Zehra'da anlatıldığı üzere Cenabı Hak'a tahiyatta bulunur ve sonra da Allah'ın tahiyyatını almış gibi. Yani biz Allah'a tahiyatta, tazimde bulunur. Sonra da Allah'tan selam almış gibi. Hani efendimiz sallallahu tea aleyh ve sellem tahiyyatta okuyoruz ya lillahi valavatü v tayyibat. Ama Cenabı Hak ona esselamü aleyke ya eyyüenn diyor efendimize. Dolayısıyla efendimiz Allah'a tahiyyatlarını takdim ediyor. Tazimlerini, bütün bir mevcudatın yapmış olduğu tesbihleri, tahvetleri Allah'a takdim ediyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Ama Allah'tan selam alıyor. Biz de o teşehhütte Allah'a tazimlerimizi arz edip Allah'tan selam almış gibi, efendimize olan tahiyyatı Cenabı Hak almış gibi kendisi de onu tekrar ederken kendini muvacehe önünde görüyormuşçasına. Kendini muvacehe önünde. Muvacihe malumunuz yüz yüze olmak manasına geliyor. Müvacihe vecih vecihe olmak. Müvacihe. Malumunuz değerli dostlar, Peygamber Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in merkadinin, merkad-i şerifinin, türbe-i şerifinin muvacihe penceresi var. Evliyaullah'ın, velilerin türbelerinin de muvacihe pencereleri vardır. Bir eee mevta kabre yatırılırken sağ omzu üzerine yüzü kıbleye gelecek şekilde yatırılıyor. Dolayısıyla siz onun yüzünün dönük olduğu kıble cephesine geçtiğinizde onunla yüz yüze geliyorsunuz. Onunla yüz yüze geliyorsunuz. Yani hoca efendinin kabri şerifini ziyaret ettiğinizde de buna dikkat edebilirsiniz. Yüz yüze geliyorsunuz. Kıble istikametine geçtiğinizde türbelerde de böyledir. Muvacihe pencereleri vardır. Yüz yüze gelmek, vecih vecihe, muvacihe. Kalbin zümrüt tepelerinde de muvacihe kavramını okuyabilirsiniz. Çok çok kıymetli bir şey muvacihe. İşte siz diyelim ki tahiyatta efendimize efendimiz Allah'a tahiyelerini sunuyor. Cenabı Hak Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'e selam veriyor. Siz de efendimizle beraber efendimizin yanında o selamı tahiyyatta alıyorsunuz ve bunu tekrar ederken adeta efendimizle muvacihe halinde bulunuyorsunuz. Esselamü aleyke ya eyyü nebi ve rahmetullahi ve berekatü diyorsunuz. Ey nebi Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi sana olsun diyorsunuz. Bunları söylerken efendimizle muvaceh-i iklimi içerisinde söylüyorsunuz. İşte huşu böyle bir şey. Huşu bu. Böyle bir huşu olmamasından Allah'a sığınıyoruz. İşte sığınmaya da devam etmemiz gerekiyor. Ne olacaktı? İlim amele dönüşecekti, değil mi? İlim amele dönüşecekti. İlimin amele dönüştüğünün en büyük tezahürüne kalbimizdeki haşiyet. Kalbimizde haşiyet olduğunun en büyük tezahürüne onun aza ve cevarihimize yani tavırlarımıza, davranışlarımıza olan sirayeti. Huşu işte böyle bir şey. Bunun olmamasından Allah'a sığınıyoruz. Derin iç saygının bulunmamasından, fokur fokur iç kaynamasından, mahrumiyetten Allah'a sığınıyoruz. Neden biz fokur fokur kaynamıyoruz içten içe? Allah'ım ondan sana sığınıyorum. O yukarıya atıf eee atıf buyurduğundan dolayı yine euze ile yine inni tekidiyle yani şöyle demiş oluyoruz. Yine bakın euzu yine Allah'a sığınıyoruz. Yine sığınmamı sürekli. Aynı aynı ifade. Bakın inni euzubike yine nasıl ki inni auzubike deyip faydasız ilimden Allah'a sığındık. Yine inni auzubike deyip haşetsiz bir kalpten Allah'a sığınıyoruz. Ve yine tekitle, yine kuvvetlendirerek manayı, yine ona süreklilik kazandırarak, şüphesiz, şüphesiz, tereddütsüz Allah'ım sana sığınıyorum. Ve sadece şimdi değil, sürekli olarak sana sığınıyorum. Neden? Haşyet duymayan bir kalpten, fokur fokur kaynamayan bir kalpten sana sığınıyorum. Bunu sadece sadece sığınma suretinde değil mükap muzaf bir sığınmayla yani şiddetli bir sığınmayla sığınıyorum. İfadeler onu gerektiriyor. Sana sığınıyorum. Fukur fukur kaynamayan, senin korkun ile tir titremeyen bir gönülden sana sığınıyorum Allah'ım. Ve ondan sonra ne diyoruz? Doyma bilmeyen bir nefisten sana sığınırım diyoruz. Aynı tekitle doyma bilmeyen bir nefisten Allah'ım sadece şimdi değil şimdi sonra daha sonra daha sonra hep sana sığınıyorum doyma bilmeyen nefisten üstadın ifadesiyle dünya darül lezzet değil darül ücret değil diyordu ya üstadımız nedir peki dünya darül hizmettir diyor bize göre böyle üstadımız bize böyle talim ettirdi. hocamız bize böyle pratik ettirdi. Darül hizmettir dünya. Tatmaya izin var, uymaya izin yok. Hazreti Pir bu mevzuda işte bize böyle bir yol gösterdi. Husiyetle günümüzde insanlar yeme içme mevzunda ölçüsüzler. Bu böyle hani zannediyorum hepimizin kendi nefsimiz adını alıp kabul edebileceğimiz bir eleştiri. Üstadın tabiriyle teneviü etimeden gelen suni iştahlar var. Yani çeşit çeşit yemekler yemekten gelen çeşit çeşit ve suni olarak üretilmiş işte paketli gıdalar, paketlenmiş gıdalar, yeni lezzetler diye tadığımız çeşit çeşit yemek yemekten kaynaklanan üstat buna suni iştiha diyor. Suni iştiha. Normalde mesela karnımız aç değil. Normalde ona bir ihtiyacımız yok ama lezzetini biliyoruz ya. Lezzetini biliyoruz ya. Bize cazip geliyor. Onu gördüğümüzde ya da hayal ettiğimizde, düşündüğümüzde iştihamız kabarıyor. Suni iştihalar. İşte hoca efendi buna başka mahluklar gibi yiyip içmek diyor. Sonra da yan gelip kulağının üzerine yatmak. Şimdi bu ahlak ahlak-ı sabite haline gelmiş diyor hoca efendi bu makalede. Ahlak-ı sabite yani artık norm haline gelmiş, yerleşmiş. Birbirimize baktığımızda da bu ahlakı görebiliyoruz. Allah bizi muhafaza buyursun birbirimizi. Sui misal olmaktan da Rabbimiz bizi muhafaza buyursun. Hafizan Allah diyelim ona da. Şimdi eğer bir temsil keyfiyetine bürüneceksek bundan da Allah'a sığınmamız gerekiyor. Bu ahlak-ı sabiti olmuş diyor hoca efendi. Tenevvü-i etimeden gelen suni iştiha iştihalar ve eee diğer mahluklar gibi yiyip içmek, sonra da yan gelip yatmak ahlak-ı sabiti haline gelmiş. Evet. Günümüzde öyle yiyip içip yan gelip yatan ekser insanlar Allah Resulünün şu hadisine tam muhatap oluyorlar. Başka bir hadis. Nasıl bir hadis-i şerifi var efendimizin? Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler diyor. Şimdi Allah Resulü ümmetim hakkında en çok korktuğu şey diyorsa hoca efendi de en çok bizi bu konularda uyarıyor. Karın büyüklüğü diyor çünkü efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem yani göbek bağlamak çok uyku. Tembellik ve yakin azlığı yani iman azlığı. Yakin biliyorsunuz imanın mertebeleri. Aynel yakin. Önce ilmel yekin, sonra aynel yekin, sonra da hakkel yekin. Şimdi bakın efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem ümmetim hakkında en çok korktuğum diyor bunlar için. Hoca efendinin de bizi en çok uyardığı yakınlarda tembellikle ilgili bir ders de yaptık. Malumunuz tembellikten kurtuluş. Onu da derin Müslümanlıktan yaptık. Karın büyüklüğü çok uyku, tembellik, yakin, azlığı. Ne demişti bize hoca efendi? Bunların arasında da telazum var. Yani bir insanın fasit dairesi karın büyüklüğüyle başlıyor. Göbek. Ne oluyor? İşte göbek bağlayınca bir insan çok uyumaya başlıyor. Çünkü yemek insanı zehirliyor. Sonra onunla beraber yani çok uykuyla beraber tembellik geliyor. Arkasından da tembellik neyi beraberinde getiriyor? Yakin azlığını. Yani imandaki imandaki bir insanın yakin ufkuna çıkamayışını, taklitte kalışını beraberinde getiriyor. En çok korktuğum diyor, en çok haşiyet duyduğum. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem bakın korku, haşiyet, en çok haşiyet duyduğum şey, sizin için en çok korktuğum şey. Karınları hesabına yiyip içip bir an gelip yatan insanlar. Sonra yakin azlığı demek ki onu tevhit ediyor. Demek ki bir insanın çok yemesi imanda yakinin önüne geçiyor. Bir insanın demek ki demek ki sunil iştihaları yan gelip yatması imanda onu yakin ufkundan alıkoyuyor. Bunların arasında yine ne var? Bu çok önemli bir ifade. Telazum yani birbirini gerektirme var. O gaflet verdiğinden dolayı yani çok yemek insanı ağırlaştırdığından, gaflete sürüklediğinden dolayı öyle bir dimağda da ilim yaşarmıyor. Öyle bir latife-i rabbaniyede de haşiyet olmuyor. Öyle bir kalpte katiyen söz konusu olmaz. Doyma bilmeyen bir nefis yedikçe yer. Yedikçe yer. Halbuki lezzetler çağırdıkça insanın ne demesi lazım? Sanki yedim demesi lazım. Lezzetler çağırdıkça. Üstat öyle diyor ya. Sanki yedim camiinden örnek veriyor. Biliyorsunuz bu camiyi sanki yedim demiş. bir mescidi yememiş diyor Bediüzzaman Hazretleri. Bu beni çok etkiler. Şöyle demiyor mesela sanki yedim demiş efendim baklava börek yememiş. Hayır öyle değil. Sanki yedim diyemeseydi yediği şey yemediği şey baklava börek değil bir mescit olacaktı. Yediği şey sanki yedim diyemeseydi bir mescidi yemiş olacaktı. Şimdi kendi adımıza sanki yedim diyemeyip de, sanki içtim diyemeyip de, sanki gezdim diyemeyip de israf ettiklerimizi topladığımızda neyi yemiş oluyoruz? Buna dönüp bakmamız gerekiyor. Neyi feda etmiş oluyoruz? Sanki yedim diyerek adam kocaman bir camiyi yememiş. Sanki yedim diyemeseydi yediği şey baklava börek olacaktı ama faturası kocaman bir cam yemek suretinde ortaya çıkacaktı. Şimdi kendimize sormak zorundayız. Biz sanki yedim diyemediğimiz için acaba ne yiyoruz? Evet. Tatmaya izin var, doymaya izin yok. Nefse yedirdikçe nefis ne diyor? Bir tane daha. Bir tane daha diyor değil mi nefis? Bir tane daha. Bir tane. Nefse yedirdikçe öyle. Bir tane yiyor nefis, bir tane daha diyor. Bir tane daha yiyor. Bir tane daha diyor. Çünkü nefis helmin mezit ufkunda. Daha yok mu diyor nefis. Tıkamasa doymuş hala yemeye çalışıyor. Karnı doymuş hala yemek istiyor. Artık yemeyecek halde, çatlayacak hale geliyor ama hala yemek istiyor nefis. Üstadın dediği gibi tenevi etinmeden gelen suni iştihaklar. değişik yemek türleri, suni iştihalar onlarla beraber gelen doyma bilmeyen bir nefis ile yeme üzerine eğilir. Allah gözünü doyursun diyor hoca efendi. Şimdi o zaman hoca efendi bizden ne istiyor? Mesela bugün hoca efendiyi yadı cemil yadı cemil günü hoca efendinin bize öğrettiği ve bizden istediği, bizi uyardığı davranışlar nelerse bugün hani hocamıza onun ruhaniyetine söz verme zaman. Bugün yeniden ahdü peymanımızı yenileme zamanı. Yadığı cemilin hususiyeti odur değil mi? Sadakat yemini, ahdu peyman yeminidir. Yadı Cemil budur, değil mi? Yoksa işte hoca efendi şöyle güzel bir insandı. Şöyle yapmıştı, şöyle hatıralarımız vardı. Bunları dinleyip geçtiğimizde ne oluyor? İşte biz de başkalarından çok farklı olmuyoruz. Geçmişlerimizi onların kemalatıyla anmış oluyoruz ama kendimize pay çıkarmamış oluyoruz. Oysa bize düşen şey kendi nasibimizi almak, kendimize pay çıkarmak. Ya Cemil bizim için hocamızın huzurunda ahdu peymanımızı yenileme, sadakat yeminimizi yenileme ve aynı zamanda da onun şahs-ı manevisi huzurunda, onun ruhaniyeti huzurunda birtım sözler verme, birtım kararlar alma suretinde olsun. Yoksa olmayacak ya yani. Yoksa ne olmayacak? Nafi bir ilme mani olacak. O çok yemeden faydalı bir ilme mani olacak. birbirinin önünü kesecek. O çok yiyen insan ilim sahibi olamayacak. İlim sahibi olamayan bir insan kendini dünyevi lezzetlerin içerisine salacak. Fasit daireler teşekkül edecek. Kalpte hiç haşiyet olmayacak. Namaz hep sırtta yük olacak. Namaz hep verilip veriştirilerek kılınacak. Ama bu Allah'ın müminler kurtuldu diye başladığı ayet-i kerimenin o kurtuluş sahasından bizi uzaklaştırdıkça uzaklaştıracak. Allah muhafaza buyursun. O yüzden o euzu bikeyi süreklilik içerisinde muzari sigasıyla ve yeniliye yeniliye tekrar ediyoruz. Evet. Eee, hoca efendi şöyle devam ediyor. Allah Resulü her sahada insanın kamili olduğu gibi Allah'a teveccüh ve niyaz açısından da onun hayatı adeta dua ile örgülenmiş mükemmel bir danteladır. Şimdi Allah Resulü bu üç meseleyi getiriyor ve duaya bağlıyor. Faydasız duadan sana sığınırım diye bitiriyor Allah Resulü. Bakın neyle başladık. Faydasız ilimden sana sığınırım. Haşyet duymayan kalpten sana sığınırım dedik. Çok yemekten sana sığınırım dedik. Ondan sonra da getirdik meseleyi duaya bağladık. İşte Allah Resulü her konuda insan-ı kamil ama Allah'a teveccüh ve niyaz açısından bütün hayatı duayla örgülenmiş bir insan-ı kamil. Adeta onun hayatı bir dua dantelası ve en tehlikeli şeylerden bir tanesinden yine Allah'a sığınıyor efendimiz. Kabul olmayan duadan sana sığınırım. Ne ağır değil mi? Yani Allah şöyle diyecek bize. Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var diyecek. Ama biz ezber dualar edeceğiz ve kabul olmayan dualarımız olacak. Şimdi ne kadar ağır değil mi? İsteyin icabet edeyim diyecek Cenabı Hak ama biz dil ucuyla isteyeceğiz. Hoca efendi o eee Cenabı Hakk'ın duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var buyruğunu tercüme ederken duanız olmasa Allah sizi ne yapsın diye tercüme ediyor biliyor musunuz hoca efendi duanız olmasa Allah sizi ne yapsın diye tercüme ediyor ayeti kerimeyi. Şimdi böyle bir böyle bir ayet-i kerime duanız olmasa, ne ehemmiyetiniz var ayet-i kerimesi üstat da imanın neticesi olarak anlatıyor duayı. Bir netice-i katiye olarak iktiza ediyor diyor Bediüzzaman Hazretleri. Ama bizim kabul olmayan dualarımız olacak. Bu ne kadar dehşetli bir sürgündür. Bu kendini nasıl bir yokluğa mahkum etmektir? İnsanlığın iftihar tablosu oysa çok dua ediyor. Onun hayatı bir duadan telası. O tabiri başkalarının kullandığını bilmiyorum diyor hoca efendi ama kendisi kullanıyor. Ruhu seyidül anem kıtmir bağışlasın diye bize edep öğreterek kullanıyor hoca efendi. O bir yönüyle dua peygamberiydi diyor. Bir yönüyle dua peygamberiydi. Bize nasıl dua edeceğimizi öğretendi. Dilimize o duaları veren. sağ adımını atarken işte nasıl atılacak, nasıl dua edilecek, sol adımda nasıl dua edilecek, elbisemize girerken nasıl dua edilecek, sofrada nasıl dua edilecek, tuvalete girerken bile nasıl dua edilecek? Efendimiz bize hep bunları talim ettiriyor. Namaza dururken nasıl dua edilecek? Rükuda nasıl, secdede nasıl dua edilecek? Yüzümüzü yere sürdüğümüzde nasıl dua edilecek? Rabbisine en yakın olduğu an insanın secde anı. Madem o yakınlığı nasıl duaya dönüştürecek insan? Bunları hep ondan öğreniyoruz ve bunları hep hoca efendi bize talim ettiriyor. Aslında insanlığın iftihar tablosunun hayatının hangi yanına baksanız o yanın galebe çaldığını görebilirsiniz. Yani efendimizin ibadetü taatine baksanız ibadet-i taatte onun hayatının hakim olduğunu görürsünüz. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in diyelim ki eee tebliğine baksanız oradaki kemaline, arkadaşlarıyla, ailesiyle ilişkilerine baksanız oradaki kemalini, mahkum mahlukata şefkatine baksanız oradaki kemalini görürsünüz. Fakat duasına bakarsanız da dua yanına bakarsanız oradaki Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem yanının galebe çaldığını görürsünüz. Hangi yanıyla alırsanız alın onu aleyhissalatu vesselam'ı o mevzuda sebkat etmiş olarak görürsünüz. Yani her şeyde ipi göğüslediğini görürsünüz. O bir hoca efendinin ifadesiyle yine müsabaka kahramanı. Yani her mevzuda zirve. Ona kahraman denilebilir mi? Enbiy-i izama başka şekilde kahraman denmez. Ama bir yarış kahramanı, bir fetan kahramanı, bir harp stratejisi kahramanı diyebilirsiniz. Akkariyatı hoca efendi örnek veriyor. Mahmut Akkat'ın dahileri anlattığı bir eseri var. Orada eee Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'i dahiler kategorisi içerisinde anıyor. Hoca efendi ona atıf yapıyor. Bu diyor ona ait bir yaklaşım. Yani Mahmut Hakkat'a ait bir yaklaşım. Siz kabul edersiniz ya da etmezsiniz. Şimdi öyleyse biz de dua kahramanı olacağız. Geldiğimiz nokta burası. Yani nasıl hadis-i şerifte efendimiz getiriyor ve hepsini duaya bağlıyor ve bu da yani bu bu duaya bağlanma da bir duanın içinde. Yani dua edebilirlik duası. Duada yetkinlik duası aslında bu dua. Yani kabul olmayan duadan sana sığınırım duası duanın duası. Duada yetkinlik duası aslında. Ve buraya kadar gelen bütün sığınmaların ona bağlandığı bir dua bu. Çok fevkalade önemli. Yani bir insanın Allah'a samimane dua ederken Allah'ım haşret duymayan bir kalpten faydasız ilimden sana sığuyorum derken de kabule karin olabilmesi için duanın en sonunda gelip de Allah'ım kabul olmayan duadan sana sığınırıma meselenin bağlandığını görüyorsunuz. Dolayısıyla şimdiki temel meselemiz şu. Nasıl olacak da dualarımız kabule karin olacak? Madem ki kabul olmayan duadan Allah'a sığınıyorum. Sığınıyoruz. Dua yaparsın yaparsın kabul edilmez. Duanın kabulü Hazreti Pirin gösterdiği şekildedir diyor. Şimdi hoca efendi bize bir edep de öğretiyor burada. Bediüzzaman Hazretlerinin açtığı yolda yürüyoruz biz. Hoca efendi elimizden tutuyor. Üstadın açtığı yolda üstadın neşrettiği hakikatleri nasıl hayata hakim kılacağımızı bize öğretiyor. Ve Bediüzzaman Hazretleri diyor ki, "Ekseriyetin hadisane duası fereci-i umumiyeyi iktiza eder di" diyor üstadımız. Nasıl diyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem kabul olmayan duadan sana sığınırım. Üstadımız da bize ölçü veriyor. Ne diyor? Ferec umumiiyi cezbeder diyor. Nasıl sadaka belayı def ediyor. Ekseriyetin halisane duası. Bakın şartlar iki tane şart var burada. Bir ekseriyet, iki halisane dua. Ekseriyet. Biz buna ne diyoruz? Duaların külliyet kespetmesi diyoruz. Ekseriyetin duası. İkincisi de halisane dualar. Bu da ihlaslı dualar. Yani Bediüzzaman Hazretleri'nin cümlesine bakın. Nasıl ki sadaka belayı def eder. Ekseriyetin halisane duası ferec-i umumiyi cezbeder, celbeder diyor üstadımız. Şimdi Allah rızası için nasıl veriliyor sadaka ve o sadaka nasıl belayı def ediyor ve sadakamız verecek sadakamız yoksa bile efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem bize bir tebessümün sadaka olduğunu nasıl bildiriyor? tatlı sözün nasıl bir sadaka olduğunu bildiriyor. Aynen öyle de üstadımızın ifadesiyle halis dualarımız da ferec-i umumiyeyi ihsan ediyor. Bizim halis dualarımız. Bakın halisane diyor üstat. Ekseriyetin halisane duası. Yani Allah'ım bizler senin kapının boylu tasmalı köleleriyiz. Şimdi bu da hoca efendinin meseleye getirdiği şerh. Nasıl halisane dua yapacağız? Nasıl duamız halisane bir dua olacak? Yolumuz ac ve fakr yolu. Şöyle demiş olacağız rabbimize. Allah'ım bizler senin kapının boynu tasmalı köleleriyiz. Ayağı pırangalı köleleriyiz. Sana kulluğumuz bizim için en büyük şereftir. Çünkü sana kulluk sayesinde 50 türlü şeye kul olma esaretinden kurtulduk. Servete kul olmadık. Alkışa kul olmadık. Makama kul olmadık. Payeye kul olmadık. Villaya, filoya, başkalarına baskı yapmaya kul olmadık. Takdire de kul olmadık. Kendimizi dinletmeye kul olmadık. 50 türlü şeytanın ayak oyununa kul olmadık. Ne suretle kul olmadık? Ey Rabbimiz, sana kul olduğumuz için kul olmadık. 50 türlü kulluktan sana kul olarak kurtulduk. Allah'a kul olmak işte ihlas. Bu halisane dua diyor ya Bediüzzaman Hazretleri. Allah'a kul olmak ihlas bu. 50 türlü kulluktan kurtulmak ihlas bu. Allah'a kulluğunu sadece onun için eda etmek. Emredildiği için Allah'a ibadet-i taat yapmak. Sadece senin için Allah'ım sadece senin için diyebilmek. Sesini yükseltirken onun için yükseltmek. Allah için işlemek, Allah için başlamak, Allah için görüşmek, Allah için konuşmak. İstediğiniz kadar çoğaltın bunu. Oturmak, kalkmak, yatmak, uyumak hep Allah için. Kıyam etmek. Allah için kemer beste-i ubudiyet içerisinde huzurda durmak, teheccüte kalkmak, lillah li veç cillahli eçillah rızası dairesinde hareket etmek bu değil mi? Halisane elli türlü kurluktan kurtulmak, halisane Allah'a kul olmak ihlas bu. Bunun zerresi diyor üstadımız batmanlarla halisi olmayana müreca. Şimdi bakın zerresi ihlasla amelin zerresi batmanlarla halis olmayana mürecat. İstediğim kadar sohbet yapayım, istediğim kadar alkışlanayım, istediğim kadar anlatayım. Saatlerce, onlarca, yüzlerce sohbetimiz olsun. Zerre kadar ama ihlaslı. hepsine değiyor, üstün geliyor. Bir zerre ihlaslı amel damlayı derya yapıyor. Bir damlacık ihlaslı amel zerreyi güneş haline getiriyor. Kamer münir haline getiriyor. Bu açıdan da dua ettiğimiz zaman asıl ihlasla halisane yapabilmek. Allah'a teveccüh edebilerek yapabilmek. Allah'ım isteyen bizler acizleriz, zelilleriz. veren sensin. Azizsin, latifsin. Lütuf sahibisin diyebilmek, kerem sahibisin diyebilmek. Sınırsız ikram ve lütfunda bulunan Sınırsız ikram ve lütufta bulunan sensin. Mutlak cömert, yegane şefaat sahibi, şefkatlilerin en şefkatlisi, herkese hakkını eksiksiz olarak veren adil sensin. Vadinde hulfetmeyen doğruluk bakımından da başka sadıklarla kıyas edilmeyecek olan sensin. Ey tasaları gideren Rabbim, Gan ve kederden kurtuluş yolları yaratan Rabbim. ıstırar içerisinde kıvranan kullarının dualarına cevap veren Rabbim diye halisane Rabbimize yönelebilmek. Şimdi bu mülahazalarla onun huzuruna çıkmak, ona teveccüh etmek, ona içimizi dökmek. Ona içimizi dökmek. Dua neydi? Bir iç dökümüydü. Buydu değil mi? Dua bir iç dökümü. Duanın kabul için çok önemli hususlardan bir tanesi bu. Bizim psikolojik danışmandan yardım almaya çalışan kardeşlerimiz var. Bana sorduklarında hep onlara şunu hatırlatıyorum. Diyorum ki sen bir psikoloğa anlattığın kadar içini rabbine döktün mü? Döktün mü? Anlattın mı rabbine? Derman istedin mi rabbinden? Medet dedin mi rabbine? Böyle kültürel olarak içimize yerleşmiş kelimeleri tekrar etmek değil mesele. Kültürler, kültürel olarak ezberlediğimiz kelimeleri tekrar edip durmak. Bu değil dua. Hangi problemlere karşı karşıya bulunuyoruz? Hangi şeyler bizi o esnada çok meşgul ediyor? Bunları ölçümlemek çok önemli. Hangi problemlerle karşı karşıya bulunuyoruz? Yahu Rabbimize içimizi döktük mü? Ne bizi meşgul ediyor? Döktük mü onu Rabbimize? Gönülden talep edebildik mi? Mesela Allah korkusu meşgul ediyorsa zihninizi Hazreti Pir'in sabah akşam belki 3 be vakit dualarında 7 defa, defa, 5 defa, 7 defa cevşendi, zikretti. Allahumar. Şimdi Allah korkusu varsa biz de diyebilmemiz lazım değil mi? Allah kül kere 5 kere 7 kere ateşten korkuyorsanız hakikat hakikat hakikaten korkuyorsanız mamalar gözünüzün önüne geliyorsa birdenbire e diyeceksiniz cismaniyetiniz itibariyle içine atıldığınız zaman eriyip gidecek varlıklarsanız eğer Allah'ım bizi cehennem ateşinde böyle eritme diyeceksiniz duygu ve düşünce dünyanız kuşatan, bu sarmal halini alan böyle bir hadise karşısında yapacağınız duayı da ona göre belirleyeceksiniz. Ne kuşatıyor duygularınızı, düşüncelerinizi? Bir sarmal halinde neyle karşı karşıyasınız? Ona göre dua edeceksiniz. Bizi cehennem ateşinden koru. Ebrar diye bilinen iyi ve hayırlı kullarınla bizler bizi de onlarla birlikte bizi de cennet ehli eyle. Fazl, cömertlik, kerem, nimet ve ihsanlarının neticesinde seçkinlerden seçkin peygamberlerinin şefaatiyle onun tertemiz aile fertlerinin hürmetine bize de lütfet, bizi de onlara dahil et diyeceksiniz. O esnada hangi duygunun tesirine girmişseniz, nasıl bir atmosfer içerisinde bulunuyorsanız, doğrudan doğruya kalbiniz mızrap yemiş gibi olacak. Hoca efendi diyor ki, "Bir enstrümanın bir tane bamteli olur. Oysa kalbin bütün telleri bamtelidir. Kalbiniz mızrap yemiş gibi duygularınızı seslendireceksiniz. Kalbinizin diliyle konuşmayı öğreneceksiniz. Önce şuna bakacaksınız. Dua ederken hangi duygunun tesiri altındasınız? Hangi atmosferde dua ediyorsunuz? Kalbinizin sesi olarak dua edeceksiniz. Dilimizden dökülen kelimeler kalbimizin sesi olacak. İcabet duanın şartı. İcabet icabet-i duanın şartı. Eğer böyle kalbimizden mızrap saklanmış gibi hangi atmosferin içindeysek, hangi hangi duygunun tesiri altındaysak, öyle dua edebiliyorsak, kalbimize öyle bir mızrapla, o duygunun mızrabıyla dokunabiliyorsak, şimdi böyle bir dua kabule karin bir dua olur. Olur. Öyle değil mi? Elbette olur. Dolayısıyla işte hoca efendinin bize öğrettiği şeylerden bir tanesi dua adabı. Dua adabı. Ne isteyeceğiz? Nasıl isteyeceğiz? Hangi dugunun tesiri altında isteyeceğiz? Kalbimize hangi duygunun mızrabını vuracağız? Onu öğretti hoca efendi bize. Öyle dua edeceğiz. Hoca efendiye de böyle dua edeceğiz. Hoca efendiye ettiğimiz dualar da böyle dualar olacak. Halimizi bu zaviyeden bir kere daha gözden geçirelim diyor hoca efendi. Halimizi bu hadis-i şerifin zaviyesinden ızdıraplı insanlar kendi ızdırapları ölçüsünde dua ederler. Biz de onların ızdırabını paylaşıyorsak aynı surette aynı dili kullanarak dua ederiz. Öyle olunca dua da külliyet kespeder. Ey mustar olanların duasına icabet buyuran Rabbimiz diye yöneliriz Rabbimize canlarımız gırtlakta diye yöneliriz. Son kelime dudakta deriz. Birazcık acı bize. Yıkılıp geldik dize deriz. Ama bunu kendi duygularımız, kendi kalbimizin sesi olarak söyleriz. Ezber olarak değil. Ya Rabbi medet deriz. Dersimizin başı da o medet. Ya Rabbi medet. Ya Rabbi. Özellikle bu bahsi seçtim. Dedim ya bugün edeceğimiz dualardan bir tanesi bu. Hocamızın yadı cemilinde, seneyi devriyesinde medet ya Rabbi bize layık eyle. Yola layık eyle. Mürşidimize layık eyle. Mürşid-i kamilimize, ekmelimize layık eyle. Yolumuza layık eyle. Hizmetimize layık eyle. Hizmet kardeşlerimize layık eyle. Nasıl hoca efendi ne demişti? Ben sizi utandıracak bir şey yapmadım." demişti. Allah'ım kardeşlerimi utandıracak bir şey yapmaktan sana sığınırım. Allah'ım kardeşlerimi utandıracak bir şey yapmaktan sana sığınırım diyebilmek. Hocamı mahcup edecek, üzecek bir şey yapmaktan sana sığınırım diye bilmek. Bunu söyleyip bırakmamak. Allah'ım hocamı hoşnut edecek amellerde beni sarfi kıl diyebilmek. Ama bunu kalbimizin sesi olarak söyleyebilmek, Müslümanların ızdırabını kalbimizde duymak, ızdırabını duymak kardeşlerimizin dertlerini içimizde. Evet. Ne diyordu Cenabı Hak bize? eee duaya icabet edileceğini söylüyordu. Öyleyse acele etmemek şartıyla herhangi birinizin halis duasına mutlaka icabet buyrulur deyip bitireceğiz. Ama esas zikreti zikredilmesi gereken çoğunluğun bildiği bir mesele var. İnsanlığın iftihar tablosu. Ne diyor efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem? Siz rabbinize rabbim dediğinizde hadisane Cenabı Hak da ne istiyor kulum? Lebek kulum diye buyuruyor. Ne istiyorsun? Ne istiyor diye soruyor Cenabı Hak kuluna. Siz rabbim dediğiniz zaman huzuru ilahiye çıkmış oluyorsunuz vasıtasız olarak. Acele etmezse diyor Cenabı Hakele etmezse. Hzreti ruhu seyyidül enam. Dua ettim ama bana icabet edilmedi. Buna çoğaltabilirsiniz. Dua ettim, dua ettim, dua ettim ama bana icabet edilmedi. İki senedir dua ediyorum diyor hoca efendi. Belki 34 saat. Şimdi hoca efendi ik sene diyor bu sohbet zamanında ruhun ufkuna yürüyünceye kadar 34 saat dua ediyorum. Ne için dua ediyor hoca efendi? Fereci umumi için dua ediyor. Kardeşlerim için beni bu hizmetle şeref kıldığı için rabbime şükretmenin bir iktizası olarak görüyorum bunu. Evet. Nasıl nasıl evliyaullah atmış sene bir dua, bir mesele için dua ettim diyor. Ne olacak? Bizde dua edeceğiz. Hoca efendinin bizden istediği bu. Eğer bir fereci umumi istiyorsak dualarımız külliyet kespetmek zorunda. En çok zannediyorum hoca efendinin bizden istediği şey nedir diye sorulduğunda dualarımızın külliyet kespetmesi olmalı. İşte o kardeşlik olur. Çünkü o vahdet olur. O tevhit olur o selamet olur. O ferec-i umumi olur. Hoca efendi en çok ne isterdi? fereci umumiiyi isterdi. E dualar külliyet kespetmeden fereci umumi olmuyor. Halisane dualar olmadan. Dolayısıyla bütün mülahazalarımızı buna bağlayabilmek. Halisane yüreğimizden gelerek, halisane yüreğimizden gelerek, ara vermeden, fasıla vermeden, içimizden gele gele, içimizi döke döke, o kalbimizdeki haşyetle, ürpertilerle, fokur fokur kaynayarak iki büküm, iki büklüm olmanın refakatinde, secdenin refakatinde el pence divan durarak rabbimizi içimizi dökmek, inlemek, içimizdeki engin düşünceleri onun karşısında dillendirmek, icabet edilmeyen duadan Allah'ım sana sığınırım diyerek dua etmek. Evet işte böyle dua. İşte bu gecenin hususiyeti de bu olsun inşallahu teala bu günün hususiyeti de bu olsun. Madem ki seneyi tebriyedeyiz, ne isterdi hoca efendi bizden? Ne isterdi hoca efendi bizden? Temsil isterdi. Ne isterdi? ittifak isterdi. Ama bütün bunların tezahürüne, göstergesine, göstergesine duaların külliyet kespetmez. Biliyor musunuz? Kıvamımızın göstergesi de duaların külliyet kespetmezi. Hangi kıvamdayız? Daha ne kadar yolumuz var? Bunun ölçümü de duaların külliyet kespetmesiyle ölçülüyor. Biz bir tevhit cemaati miyiz? Birlikte dua edebiliyor muyuz? Birlikte Cenabı Hak'a yalvarabiliyor muyuz? Bir ferec-i umumi için Allah sizi kendi yoluna sevk etti. Hidayet buyurdu. Bir kısım şeylerle bir kısım şeylere maruz bıraktı. Çekiyorsunuz. Çektiğinizi, çekeceğinizi. Burada çekeceksiniz. İnşallah öbür tarafta çekecek bir şey kalmayacak diyor hoca efendi. İnşallah çekeceğimizi bu dünyada çekiyoruz. İnşallah buradan tertemiz olarak ruhumuzun ufkuna yürürüz. Allah inayetini sizinle, bizimle eylesin. Messelam diyorum ve bitiriyorum. Değerli dostlar dersi itham erdiriyorum. Şimdi birlikte dua edelim. Şimdi dersimizin en güzel bölümüne geçelim. Kapatalım makalemizi. Medet Ya Rabbena makalesini. Sağ olsun sevgili Fedakarlar ekibindeki kardeşlerimiz. Biz burada her dersten sonra dua ediyoruz ve dualarımız külliyet kespetsin diye dua ediyoruz. Birlikte dua ediyoruz. Dualarımız külliyet kespetsin diye, ortak aminlerimiz olsun diye. O aminlere eşlik eden semanın sakinleri olsun aramızda diye birlikte. Evet. Eee anahtar kavramlarımız vird etmek, dile dolamak, kuvve-i imbatiye. Kuvve-i imbatiye neşema bulma yani yeşerme kuvvesi demek. Malumatluk, bilgi satıcılığı, tefekkür yolu, feyiz alışverişi, ilmi amele dönüştürmek, mazi kipi, muzari kipi, inayet seraları, haşiyet, içten içe kaynamak, huşu ve hudu, edep, namazlaşmak, mamalar gibi kalpte kalpte fokurdamak, muvacehe bugünün güzel kelimelerinden bir tanesi. Allah'a sığınma, suni iştihalar, telazum, sanki yedim, dua peygamberi, duanın külliyet kespetmesi, halisane dualar, Allah'a kul olmak, içini ona dökmek, icabet, icabet-i duanın şartı kalbin sesiyle dua etmek ve aynı zamanda icabet-i duanın şartı ne? Duaların külliyet kespetmesi. Fereci umumi. İşte o dualar külliyet kespettiğinde fereci umumiyi celbedecek, cezbedecek inşallahu teala. Anahtar cümlelerimiz şöyle. Cenabı Hakk'ın atiyelerini matiyeleri taşır. Allah bize öyle matiyeler eylesin ki Cenabı Hakk'ın bütün hatalarını taşıyabilelim. Allah'ım fayda vermeyen ilimden, saygıyla ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım. Bu hadis-i şerif, bugün bu hadis-i şerifi şerh ettik. Onların durumları tıpkı ciltlerle kitap taşıyan merkeplere benzer. Bu Cuma suresi 5. ayet. Allah bizi ondan muhafaza buyursun. Hafizan Allah. Allah'ım haşet duymayan huzurunda bulunuyor olma şuuru içerisinde saygıyla ürpermeyen bir kalpten sana sığınırım Allah'ım doyma bilmeyen nefisten sana sığınırım. Tatmaya izin var. Doymaya izin yok. Siz ümmet hakkında, siz ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler karın büyüklüğü yani göbek bağlamak çok uyku, tembellik ve yakin azlığıdır. Bu da hadis-i şerif. Allah Resulü her sağda insan-ı kamil olduğu gibi Allah'a teveccüh ve niyas açısından da onun hayatı adeta bir dua ile örgülenmiş mükemmel bir danteladır. İcabet edilmeyen duadan da sana sığınırım. Allah Resulü her sahda iman-ı insan-ı kamil olduğu gibi Allah'a teveccüh ve niyaz açısından da onun hayatı adeta dua ile örgülenmiş mükemmel bir danteladır. Onu tekrar ettik. Tekrarında fayda var. Nasıl ki sadaka belayı def eder. Ekseriyetin haris duası da fereci umubiyeyi cezbeder. Bir zerre ihlaslı amel damlayı derya yapar. Kalbin her teli bamtelidir. Kalbin enstrümanların bir tane bamteli olur. Kalbin her teli bamtelidir. Yeter ki o duygularımızı içinde bulduğumuz, bulunduğumuz duyguları birer mızrap haline getirelim de o banteline dokunmayı öğrenelim. Medet ya Rabben. Bugünkü dersimizin ana duası, anahtar duası da bu medet. Ya Rabbena bizi insan eyle, layık eyle ya Rabbi. Yol diyoruz, yola layık eyle. Düsturlar diyoruz, düsturlara tabi eyle. Hocamız diyoruz, üstadımız diyoruz. O insan-ı kamillerin gösterdiği ufka bizi ila eylesin Rabbimiz. Onlara layık eylesin inşallahu Teala. bizi yad-ı cemili bir günlüğüne sene-i devriye değil her hayatımızla hoca efendiyi yad edebilmeyi, ömrümüzle, adanmışlığımızla yad edebilmeyi nasip etsin Rabbimiz. Evet değerli dostlarım anahtar cümleleri okuduk. Anahtar kelimeleri de okuduk. Şimdi dua faslına geçebiliriz. Duaları bekliyorum sizden. Gelmedi dualar. Bir problem yok. Öyle değil mi sevgili Asuman? Geldi şimdi. Peki sevgili Emre kardeşim başlatmış bugün duayı. Ders arkadaşımız Emre kardeşimiz şöyle demiş. Rabbim bizleri tembellikten, davasızlıktan, davasızlıktan, ızdırapsızlıktan muhafaza buyur. Aynen öyle. Davasızlıktan, devasızlıktan, ızdırapsızlıktan muhafaza buyur. Gaye-i hayalimizi sen eyle ya Rabbi. Senin dışındaki dertleri kalbimizden söküp at ya Rabbi. Hizmetle bizleri yaşart ya Rabbi. Neşema buldur ya Rabbi. Elfi alfi amin. Elfi alfi amin. Pek sevgili Eda'nın, pek sevgili Kara Yiğit Eda'ın edalardan güzel bir Edan duasını okuyacağız şimdi. Ya Rabbi efendimizin senden istediği her güzelliği bizlere de nasip eyle. Onun sığındığı her kötülükten sana sığınıyoruz. Kalplerimizi ihlasla, ruhumuzu duayla dirilt. Bize habibini sevdiren hocamızı mağfiretinle yarlıa. Gayretini, gözyaşını senin rızana vesile eyle. Bizi de hocamız gibi sevgisini peygamber aşkıyla yoğurduğun kullarından eyle. Efendimizin huzurunda bizi onunla beraber cem eyle. Sallallahu tea aleyhi ve sellem. Aynı rahmet ikliminde buluştur bizleri. Ötelerde de dünyada da ya Rabbi duayla yaşayan, ümitle bekleyen, kulluyla var olanlardan eyle. Medet ya Rabbi medet. Amin. Elfi alfi amin. Benim güzel çocuğum. Şimdi peki sevgili Fatih hocamızın özlediğimiz dualarından bir tanesini okuyoruz. Sana sığınıyorum ya Hafiz diye başlamış. Sana sığınıyorum ya Hafiz. Öyle bir yakin ufkunda yaşayalım ki halisane dualarla sana yalvarabilelim. İhlas mayası ile hayatımızı mayalayabilelim. Her yerde icraat-ı ilahiyenin görecek, icraat-ı ilahiyeni görecek bir tefekkür alışkanlığımız olsun. huzuru daimi ile ihsan şuuruyla sana yönelebilelim. Amin. Ya Rabbi. Rabbimiz başkalarının çözümlerinden bizleri müstani kıl. Başkalarının çözümlerinden bizleri müstani kıl. Sadece sana kul olalım. Kardeşlerimize öyle bir uhuvete ulaştır ki bizi ekseriyetin halisane duası ile dünya çapında bir fereci umumiyi görelim. Ey bizleri farklı dillerde konuşturan semi Rabbimiz, her dilde yapılan niyazları duyan sensin. Bizleri gönül insanı ile kalpten konuşan insanlar eyle bizleri gönül lisanı ile gönül insanı eyle. Gönül lisanı ile kalpten konuşan insanlar eyle sana gönül sızısı ile yalvarabilelim. Hüzünlü peygamberimizin, hüzünlü hocamızın izinden, tozundan ayrılmayalım ya Rabbi. Amin. Amin. Amin ya Rabbi. Elfi alfi amin. Evet. Eee, sevgili Gülizar şöyle demiş. Ona çok selam ediyorum. Ders baştan başa güzeller güzeli dualar içeriyordu. Tüm o dualara amin diyorum. Ümidimiz senden ya Rabbi sen kerimsin. Efendimizin, üstadımızın, hocamızın ettiği dualara biz de amin diyoruz. Bizi de geri çevirme ya Rabbi. Ellerimizi hocamızın ellerinin altına koyuyoruz. Ya Rabbi ellerimizi hocamızın ellerinin altına koyuyor, onun ettiği dualara icabet buyurduğum gibi bizim adımıza da bizim üzerimizde de o dualara icabet etmeni ümit ediyoruz ya Rabbi. Amin sevgili Gülüzar. Amin sevgili Gülüzar. Dersimiz dua olsun. Derdimiz de dua olsun. Duamız olmasa ne kıymetimiz var. Derdimizde dua olsun. Fereci-i Umumiyi celbeden halisane dualar ettirsin. Cenabı Hak çözsün dilimizin bağını. Çözsün dilimizin bağını. Sadrımıza genişlik versin Rabbimiz. Peki sevgili Mustafa Hamza'nın duasını okuyacağız şimdi. Ya Rabbena, ya ilahena, ey kullarına şah damarından yakın olan kalplerimizden geçen en gizli düşünceleri apaçık bir şekilde sonsuz ilmiyle bilen Rabbim. Ben senden neyi saklayabilir, neyi gizleyebilirim? Halim ayan beyan ortadadır sana. Dünyadakilerden saklasam, kalbimdekileri senden saklamaya çalışsam, sakladığımı sansam, sen bilirsin beni, benden beni. Kırık bir kalp gibi titriyorum senin karşında, senin huzurunda. Ey merhametliler, merhametlisi. Hangi kapıya gitsem yüzümü yüzüme çarpıldı. Şimdi ben seninkinden başka kapılar çaldığım için hicap içerisindeyim. Ama bildim senden başka gidecek ne kapı var ne de yer. Kalbimi senle sarfi kıl ey nur. Gönlüm senden bir lahsa olmasın durur ey sürur. Pek güzel olmuş sevgili Mustafa Hamza. Kalbimi senden serf kalbimi senle serfiraz kıl ey nur. Gönlüm senden bir lahsa olmasın dur. Ey sür, ey sür, ey sürur. Amin. Elfi alfi amin. Elfi alfi amin. Ya Rabb, ya rabbena ya ilahena. Evet değerli dostlar, sevgili Nun'un, sevgili Nahit kardeşimizin duası geldi. Ona çok selam ediyorum. şöyle demiş. Allah'ım bu tırnak içerisinde bir dua, bir nakil duası. Allah'ım efendimizin, hocamızın, üstadımızın bizden uzak durmamızı istediği her şeyden bizleri uzak eyle. Onların gösterdiği ufuklara kanaat çırpabilmeyi, o yolda istikamet üzere yürüyebilmeyi nasip eyle. Bizleri cismaniyetin ve hayvaniyetin dar kalıplarından kurtar. Kalbin ve ruhun dereceyi hayatına yükselt. Evet. Kalbin ve ruhun dereceyi hayatına yükselt ki nefsimiz, nefsimiz kerih şeylere değil, nurani şeylere, süfli şeylere değil, ali şeylere helm mezit desin. Daha yok mu desin? Amin. Elfa alfi amin. Ya Rabbi bize fukur fukur kaynayan bir iç dünya nasip eyle ya Rabbi. Kalbimize haşiyetle doldur. O haşet azalarımıza sirayet etsin. O ilmin haşeti olsun ya Rabbi bizi marifetullah'la zarfi raz kıl. O bilgi yığınlarını marifetle tutuşturabilmeyi nasip eyle ya Rabbi. Kaynaklardan, kaynaklarımızdan, Risale-i Nur'dan, pırlantalardan hakkıyla hissedar kıl. İstifade edebilmeyi nasip eyle ya Rabbi. Şimdi pek sevgili Özlem'in duasını okuyacağız. Şöyle demiş sevgili Özlem. O önce Evet. Ondan önce eee sevgili Z'nin duasını okuyacağız. Şöyle demiş sevgili Zeze ya da Zizi. Rabbim bizleri hangi ameller üzere görmekten razı isen bizi o ameller üzere istihdam eyle. Hakkımızda hayırlı olanı gönlümüze koy. Razı eyle gönüllerimizi. Bırakma ellerimizi. Bırakma ellerimizi. Evet sevgili Zeynep Nevracığımın şiiri geldi. Onu okuyacağız şimdi. Şöyle demiş. Güzel çocuğum benim hüzün sardı dört bir yanımı. Akın akın lacivertler bürüdü geceyi. Nurunun kıvılcımına kurban olduğum olmuşum ben yaş bir odun. Yanamıyorum ama sen yine de sar beni. Cehalet düşse yolum sor bakalım kalbine ilmin halin midir? Kalbin hisse histe midir? Cehalet düşse yolum sor bakalım kalbine. İlmin halin midir? Kalbin histe midir? Cismin var bilmem nasıl görünür. İçi dışa çıksa yoksa ben çıksam da ersem vuslata. Kaynayan kalbim, secdede başım, tahiyyatta ruhum ile şahs-ı manevinin kalbiyle muvacihede yansın kalbim. Kaynayan kalbim, secdede başım, tahiyatta ruhumla şahs-ı manevinin kalbiyle muvacihede yansın kalbim. Merhametinle ört sar beni. Ey kalp, gel dile, gel de yaz en güzel şiirleri. Bam telleri titretsin içindeki yangınları. Buslata buslata dek çal sızısı kalbinin ezgisi olsun. erişsin arşa hudu ile zikreyen zikreyle kuşlar gibi. Pek güzel ey kalp gel dile gel de yaz en güzel şiirleri. Bam telleri titretsin içindeki titresin içindeki yangından muslata dek çal sızısı kalbinin ezgisi olsun errişsin arşa hudu ile zikreyle kuşlar gibi. Yine sonbahar geldi ve her sonbahar artık biraz daha son gibi. Hüznün içinde bir diriliş ümidi. Kalbime düşen hüznü de duada say. Duadan say Rabbim tomurcuklansın bağrımda vuslata doğru. Çok fevkalade güzel olmuş güzel çocuğum benim. İşte yine sonbahar geldi ve her sonbahar artık biraz daha son gibi hüzn ümidi. Kalbime düşen hüznü de duadan say Rabbim tomurcuklansın bağrımda vuslata doğru. Elfi alfi amin benim güzeller güzeli çocuğum. Ne güzel bir şiir olmuş. Kalbimin üzerine yazasım geldi. Sevgili Özlem'in duasını okuyacağız şimdi. Allah'ım kalplerimizi senin muhabbetinle dirilt. Ruhlarımızı sana kavuşma iştiyakıyla tutuştur. Bize öyle bir aşk ver sevgisi o aşkın ateşinde erisin, yok olsun. Ya Vedut, Ya Rahman, ya Rahim. Her nefeste seni anmayı, her adımda sana yönelmeyi nasip eyle. Zihinlerimizi gafletten, kalplerimizi kasvetten muhafaza eyle. Aşkı ilminle yoğrulmuş bir hikmet kıl bize. İbadeti zevkle, hizmet-i şevkle yapmayı lütfet. Allah'ım bizi senin rızana aşık, vuslatına iştiyakla yanan kullarından eyle. Her halimize, her halimizde sen yeter diyebilmeyi öğrete. Sen yetersin Rabbim. Ve nihayet kalbimizi aşkınla öyle doldur ki başka sevgilere yer kalmasın. Amin. Elfi elfe amin ya Rabbi. Elfi elfe amin. Sevgili meleğin duasını okuyacağız şimdi. Sevgili sevgili meleğin eee güzel duasını okuyacağız. Şöyle demiş. Ya Rabbena bizleri sana hakiki bir kul, efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem'e hakiki bir ümmet, üstadımıza ve hocamıza hakiki talebe, hakiki bir Risale-i Nur, hakiki bir pırlanta talebesi eyle ya Rabbi. Ve bizi bizi ebrarla, mukarrebinle haşreyle ya Rabbi. bizi üstadımızla, hocamızla, Allah Resulüyle komşu eyle ya Rabbi. Evet sevgili Şerife Nur özlemiştik epeydir. Şerife Nur'un çizgilerinden mahrumduk. Bugün çizgileriyle bize katılmış. Allah ondan razı olsun. Dua ediyor. Elini açmış. Şerifelerden bir şerife. Çok güzel bir çizim. onu renklendirir, paylaşırız Instagram'dan inşallahu Teala elini açmış dua ediyor ama dua ederken şahs-ı maneviyle dua ettiği için kalbinin üzerinde nice kalpler taşıyarak dua ediyor. Dualarının elinin üzerinde Hoca efendinin üstadının dualarını hissederek dua ediyor. Elinin üzerinde nice eller hissederek, sağında solunda nice kardeşlerini duyarak dua ediyor. Dua eden o yüzden duasının nice gölgeleri kalplere düşüyor inşallah. Pek sevgili Hale ve Hilal'in duası güzeller güzeli biricik Rabbimiz bizler bizler gidemediğin gider bizler bizde özür diliyorum gidermediğin hiçbir korku ve keder affetmediğin hiçbir günah şifa vermediğin hiçbir hastalık senin rızana uygun olup da karşılamadığın hiçbir ihtiyaç bırakma kalplerimizi de dostluğunla sevindir. Bu ben yine yanlış söyledim. Hale ve hilalin değil. Hilal ve hilalin yani sevgili Hilal'in duası. Ona çok selam ediyorum. Fedakarlar ekibinden Eda ablamızın duası demiş sevgili Mustafa Hamza. Sevgili Edacamın duası, "Ya Rabbi ne olur bizleri hocamızın, hocamızın izlerine basarak yükselt ve en yakınını al." en yakınını al. Hocamızı yanımızda hep hissedelim. Hep önümüzde hissedelim. Elimizden hep tutsun. Hep saçlarımızı okşasın. Hep şefkatiyle, hep şefkatiyle bize yol göstersin. Hak etmiyoruz. Fakat yüce dergahından medet umuyoruz. Tut elimizden Rabbimiz tut ki edemeyiz. Sensiz sevgili pek sevgili Ayşe Özdağ'nın duasını okuyacağız şimdi. Allah ondan razı olsun. Rabbim hocamızı anışımızdan haberdar eyle. Bu yad-ı Cemilden onu haberdar eyle. Hoşnut eyle. Hocamızla asude mekanlarda hemdem olabilmeyi bizlere de nasip eyle. Gelecek nesellere Rabbim seni anlatabilmeyi vesile eyle. Hocamızın, üstadımızın kabrine gidip de kır çiçekleriyle geldik diyebilmeyi nasip eyle. Vakti aşan telsiz telefonlarla hocamızla, üstadımızla, efendimizle diz dize oturabilmeyi, göz göze bakabilmeyi, muvacehe iklimi içerisinde sohbet edebilmeyi bize nasip eyle. Onlara güller sunabilmeyi bize vesile eyle ve bu yolda ihlasla yakine eriştir bizleri ya Rabbi. Amin. Elfi elfi amin. Elfi alfi amin. Sevgili Ayşe. Şimdi pek sevgili Betül'ün duasını okuyacağız. Şöyle demiş. Allah'ım halimizi, halsizliğimizi, tüm yorgunluklarımızı, açık gizli hüzünlerimizi kalbimizin diliyle kapında bir medet ya Rabbi medet ya Rabbena iç dökmesinde sükuna erdir. Bu dua halkasında yapılan halisane duaların bir damlasını umumi bir feriç ile mühürleyerek deryalara dönüştür Allah'ım. Amin. Amin. Sevgili Betül. Amin ya Rabbi. Peki sevgili Feyzacamın Feyizli şiirini okuyacağız şimdi. Bir görse şu kör gözüm içe daireleri son demde gelir deme nefsi Adem'den beri gençliğinde bilmeyen heyhat kalbine koymadı seni. Hevesine uyup giden inat duyup da aramadı seni. Dün bugünden kıyasıya hesap sormakta. Ten kafesinden toprağa ömrün isyanı sızmakta. Gel ey gönül gönül şenliği sensiz güller solmakta. Adını çağırmakla bile bülbüle ümit dolmakta. Eyvah ki bilemedi kıymetin bu garip benden. Yokluğun yaktı dilleri. Bize ne kaldı kemalden? Muslat var mıdır kaderde seçilmiyor kefenden. Eyvah ki gönül yangını geçilmiyor alevinden. Pek güzel olmuş sevgili Feyzacığım. Benim de duygularıma tercüman olmuş. Eyvah ki bilemedi kıymetini bu garip benden. Yokluğun yaktı dilleri. Bize de kal bize ne kaldı kemalden? Vuslat var mıdır kaderde seçilmiyor kefenden. Eyvah ki gönül yangını geçilmiyor alevinden. Sultanım kapına geldi yol bilmez bir dilenci. Yetiyor zavallı garibe tokmağı vurmanın sevinci. Ne altın ne gümüşü var cebinde siyah bir inci. Yarin aşk bestesine kalamıyor seyirci. Bir musiki yazılsa yeniden, coşkuyla kaynasa dünya, bir kere daha inlese zemin medet ya rabbena. Bütün telleri dolaşsa alemin aşkınla yana yana. Tutuştursa her zerresi kurtarsa dua dua. Amin. Elfi amin. Elfa elf amin. Bir kere daha inlese zemin. Bir musiki yazılsa yeniden coşkuyla kaynasa dünya. Bir kere daha inlese zemin medet ya rabbena. Bütün teller, bütün telleri dolaşsa alemi aşkınla yana yana tutuşursa her zerresi kurtarsa dua dua. Amin ya Rabbi. Amin ya Rabbi. Tutuşursa her zerresi kurtarsa dua dual. Evet sevgili Betül Hanım'ın duasını okuyacağız şimdi. Abla kardeşim Allah'tan uzak, hizmetten uzak. Peygamberden uzak, kalbinden uzak ve bizden uzak. Sesimiz ulaşmıyor. Lütfen duanıza ekleyin. Sohbet halkımıza dahil olsun. Hizmet erlerinden olsun. Olsun inşallahu teala. Sevgili Betül Hanım'ın kardeşi gibi hizmet kardeşlerimizin çocukları, anneleri, babaları, kardeşleri, sevdikleri, yakınları ya Rabbi onlar için ızdırap çektikleri, sevdikleri ya Rabbi yakınlaştır ya Rabbi Allah'tan uzak, peygamberden uzak, hizmetten uzak, kalpten uzak bırakmasın Cenabı Hak bırakmasın. Rabbim kalbine yaklaştırsın, hizmete yaklaştırsın, resulüne yaklaştırsın, hakka yaklaştırsın Rabbim inşallahu teala ve sizleri de buna vesile kılsın. Rabbim insanlığı kalbe davet edenler eylesin sizi. İnsanlığı Allah yoluna davet eden, sevdirenlerden eylesin. Temsil edenlerden eylesin. Allah Resulünün temsili tebliğinin önündeydi. Hoca efendinin bizden beklediği de buydu. Kalbinden uzaklaşanlar sizi bir fener gibi, bir kıble numalı pusula gibi görsünler de kalplerinin yolunu yeniden bulsunlar inşallahu teala. Hakkınızı helal edin değerli dostlarım. Allah'a emanet olasınız. Görüşmek üzere inşallah.

EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI:MEDET YA RABBENÂ!..

Channel: Emine Eroğlu

Convert Another Video

Share transcript:

Want to generate another YouTube transcript?

Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.