Transcript of EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 218: RABBİMİZ HER ŞEYİ MUHAFAZA EDER
Video Transcript:
Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü alâ seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmeîn. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Enfi alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım, hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Haziru muhabbetle selamlıyorum. Gaibunu da hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun diye ümit ediyorum. Yeni bir Mesnevi Nuriye okumaları dersinde beraberiz. Geçen hafta bir Muharrem sohbeti yapmıştık. Bugün Muharremin 7. günü. E cumartesi günü Muharremin 10'u değerli dostlar 10. gün orucu için bir hatırlatma olsun. İsteyenler 9, 10 ve 11'i efendimizin sünnetine itibaren tutabilirler ama 10 günü aksatmamakta fayda var diyorum. Ve e bugünkü derse başlıyorum. Elem eyyuhel aziz üstadımıza biz de efendim üstadım diye sesleniyoruz. kalbi bir cevap veriyoruz ve onun dizinin dibine oturuyoruz. Üstadımız bize cesedin bir uzvundaki bir hüceyrede yapılan tasarruf en evvel cesedi tasavvur etmeye cesetteki cesedin hücresindeki tasarruf bütün cesedi tasavvur etmeye mütevakıftır diyor Bediüzzaman Hazretleri öyle başlıyor. Şimdi üstadın Risale-i Nur'da bize en fazla öğrettiği şeylerden bir tanesi bütüncül bakış meselesidir. Bütün bakış. Eee bu bahis de aslında doğrudan doğruya bütüncül bakışla alakalı. Üstadımız hep cüzlerle küller yani parçalarla bütün arasında tekille tümel arasında bir ilişki kuruyor Risale-i Nur'da. Çünkü kainatta böyle bir ilişki var. Kainatta cüz kül ilişkisi var. Böyle olunca siz en küçük bir parçayı bütünden bağımsız olarak değerlendiremiyor. Bünden bağımsız olarak ele alamıyorsunuz. Üstat bunu insan bedeni üzerinden bu cümleyi kuruyor ve diyor ki siz cesedin bir uzvundaki bir hücrede hüceyre diyor üstat ona. Şimdi vücudumuzun bir uzunu düşünün. Parmağımız olsun. Ondaki bir hücrede bir tasarruf yapmak istiyorsunuz. Bu tasarruf diyor Bediüzzaman Hazretleri. Ona müdahale etmek istiyorsunuz ama bu cesedin bütününü tasavvur etmeden yani dikkate almadan, nazarı itibarı almadan mümkün değildir diyor. Eğer parçaya müdahale edecekseniz bütünü de görmek zorundasınız. Bu bütün varlık için söz konusu. Varlık adeta üstadın ifadesiyle tecezi ve inkısam kabul etmez. Bir bütün yani onu böyle bir küçücük bir parçasını bile bütünden bağımsız olarak ele alamayacağınız kadar o küçücük parçayla bütün arasında, bütünün diğer cüzleri arasında bir ilişki var. Bu aslında bize kainata nasıl bakacağımızı öğreten bir bakış açısı. Çünkü Cenabı Hak kainatı tam da böyle yaratmış. Küllün nakışlarıyla diyor Bediüzzaman Hazretleri ahvaliyle cüzün çok alaka ve münasebeti vardır. Cüzün küll nakışlarıyla, ahvaliyle cüzün çok alakası ve münasebeti vardır. Şimdi iki mes iki yönü var meselenin. Birincisi küll nakışları. Yani bütün bir mevcudata baktığınızda adeta bir sanat eseri görüyorsunuz. O sanat eserinin küçücük parçalarına baktığınızda yine onları da sanat eserleri olarak okuyorsunuz. Kainat neydi? Bir güzellikler galerisiydi. Biz ona meşher diyorduk bu manada. Meşher yani bir teşir yeri, bir güzellikler galerisi, bir sergi salonu mahiyetinde bütün bir kainat. Hangi varlığa baksanız sanat eseri olarak onu okuyorsunuz. Ama bu sanat eserleri arasında da bağlar ve ilişkiler var. Şimdi bir kuşun kanatlarını düşünün. Rengarenk kanatlarını. Siz bir tek kanadını boyamak isteseniz o kuşun bir tek kanadı bir tek tüyünü diyelim. Kanadın içerisindeki bir tüyü. Şimdi o bütün bir kanadın içerisinde bir desen var. Bir armoni var. Bir renk var. Dolayısıyla onu boyarken diğer tüylerini, kanadının diğer renklerini, çizgilerini, desenlerini hazır itibar almanız gerekiyor. Bu bütün bir kainat içinde söz konusu. İnsan bedeni için de söz konusu. Bir taraftan nakışlar var. Diğer taraftan da ahval var. Yani işleyiş var. Eee, o benim bedenimde, o hücremde bir işleyiş var. O tek başına işleyen bir hücre değil. diğer hücrelerle bir bütünlük içerisinde uzun tamamıyla bir bütünlük içerisinde ve bedenin tamamıyla bir bütünlük içerisinde işleyen bir hücre. Dolayısıyla da o hücrenin bir hali var, bir de nakışı var. Bunları nazarı itibar almak zorundasınız. Küllün nakışlarıyla, ahvaliyle cüzün alaka ve münasebeti vardır. Bu aslında sizin için bir düşünme, varlığı algılama biçimi olmalı. Çünkü biz varlığı değerlendirirken postmodernizm, modernizm arkasından gelen postmodernizm, bunları böyle bir felsefe olarak sunmuyorum ama bize de bulaşıkları olan yaşadığımız asrın, yaşadığımız asrın iptilaları olarak zikretmek istiyorum. Parçalı baktırıyor ya eşyaya. Eşyayı kırık ayna metaforuyla ele alıyor postmodernizm ve parça parça. Şimdi bu parçalılıktan insanın kendini kurtarmaya ihtiyacı var. Varlığa bakarken onu bir bütün olarak algılamaya, bütün olarak görmeye, bütün olarak değerlendirmeye ihtiyacı var insanın. Buna bütüncül bakış diyoruz. Bediüzzaman Hazretleri bunu mahruti olarak ele alıyor. Bütüncül bakışa mahruti bakış diyor üstadımız. Çünkü küllün nakışlarıyla cüzün çok alaka ve münasebeti var. Yani hep parçalarla bütün arasında ilişki kurarak bakmak lazım. Sebepler konusunda da bu böyle değerli dostlarım. Sebepleri de tek başına ele almak değil öncesiyle sonrasıyla ele almak. Yani bir sebebi düşünürken o sebebi doğuran ön sebepleri ve o sebepten hasıl olacak neticeleri bir bütün olarak ele almak gerekiyor. O da bir parça bütün ilişkisi. Çünkü şimdi düşünün insanların sordukları sorular, onları şüpheye iten sorular genellikle parça üzerinde gördükleri anlamlandıramama sorunları. baktığınızda bütün olarak gösterdiğinizde, tabloyu bütün olarak gösterdiğinizde, sahneyi bütün olarak gösterdiğinizde anlamlandırabilecekken bir parça üzerinden değerlendirdiklerinde çoğu zaman o anlamı yitirebiliyorlar. Bütünü kaçırdıkları için yitirebiliyorlar. O yüzden bütüncül bakış bizim yolculuğumuzda, Kur'ani yolculuğumuzda, kainat algımızda, kendilik algımızda çok önem arz ediyor. Ve üstat bunu şöyle tamamlıyor. Öyleyse diyor, "Cüzde, tasarruf harika, küllü şeyin emri altındadır." Şimdi demek ki siz küçücük bir parçada tasarruf ederken bütünü dikkate almak zorundaysanız eğer, e o zaman o küçücük parçayı Cenab-ı Hakk'ın tasarrufatından, onun kudretinden, onun ilminden, onun iradesinden bağımsız olarak da ele alamazsınız. Bu sizi daima tevhit çizgisinin içerisinde tutuyor. Varlığa en küçük bir müdahalede bulunurken onu bütün kainattan, bütün bir varlıktan, bütün bir hayattan bağımsız olarak ele alamıyorsanız o zaman en küçük bir parçada dahi Cenabı Hakk'ın ilmini, kudretini, iradesini, sıfatlarını okuyabiliyorsunuz, görebiliyorsunuz ve mütalaa edebiliyorsunuz. Bu bağlamda küçük bir metin okuyup yolumuza devam edelim. Bugün daha çok hafiziyet yani hıfs kanunu üzerinde duracağız. Şöyle diyor hocamız bize. Biz malumunuz değerli dostlar üstadımızın dizinin dibine oturup da ilem eyyel aziz hitabına muhatap olmakla beraber üstadımızın bize kurduğu cümleleri ki Mesnevi Nuriye eee özet metinler hükmünde bir fidanlık hükmünde üstadımızın kurduğu cümleleri şerh etmesi için sık sık Hoca Efendiye müracaat ediyoruz. Onun da dizenin dibine oturup, "Hocam üstadımız bize bu cümleleri kurdu. Siz bunu biraz da bize şerh eder misiniz diye ona da müracaat edip soruyoruz." Aynı surette bir de Hoca efendiye müracaat edelim. O da bize diyor ki: "Kainatta küçük büyük her varlık hassas bir mizan ve baş döndürücü bir denge ile mevcudiyetini devam ettirmektedir." Şimdi aslında kainatın matematiği üzerinde de duracağız bugün. Matematik yani mübedil esma-ı ilahiyesi Cenabı Hakk'ın eee Cenabı Hakk'ın mukaddir esma-ı ilahiyesi düzeltiyorum. Mukaddir esma ilahiyesi yani Cenabı Hakk'ın kainatı muhteşem bir matematik üzerine inşa etmiş olması. Çok hassas bir denge var. Çok hassas bir mizan var. İnsan bedeninde 40 trilyon hücrenin olduğundan söz ediyor bilim insanları. Ve bu hücrelerin hepsinin birbiriyle irtibatı var. Hepsinin hepsinin eee yapılarına baktığınızda hücre zarından tutun da çekirdeğine, çekirdeğin zarına, o çekirdeğin içerisinde saklı, çekirdeğin içerisinde saklı olağanüstü şifrelere kadar bir mizan ve baş döndürücü bir denge görüyorsunuz. Ve bu devam edip gidiyor. Böyle bir denge. Her şeyin yüzünde hikmetler okuyorsunuz. Her şeyin yüzünde maslahatlar, ahenk ibimleri görüyorsunuz. Üstat nakışlar demişti ya ona. Her şeyin üzerinde nakışlar görüyorsunuz. Ve bu nakışlar birbirini devam ettiren nakışlar. Yani bir eee bir bütün bir kainatın, bütün bir yeryüzünün, bütün bir bahar mevsiminin, bütün bir kış mevsimin, bütün bir bahçenin ortak bir nakışı var. Bir de o nakşek desenlerin de kendi içlerinde ortak nakışları var. Hoca efendi de bunu ibrişim olarak tanımlıyor. Muhteşem bir ahenk, muhteşem bir ibrişim. Her şeyin yüzeyinde maslahatlar, hikmetler aynı zamanda neler var? Faydalar var bize bakan. Aynı zamanda bizim istifade istifade edebileceğimiz, bizim istifademize sunulmuş olan hikmetler var. Ve genel vaziyeti bu şekilde görüp yaratıcıya yol buluyoruz. İşte tevhidi bakış bu. Bütüncül bakış. Her şeyin yüzünde bunu görebiliyoruz. Baş döndürücü bir denge, baş döndürücü bir nizam. baş döndürücü bir matematik görüyoruz ama aynı zamanda baş döndürücü nakışlar, varlığı bütünleyen nakışlar görüyoruz. Eee, sanat varlığı bütünlememize yardımcı oluyor bakışımızda. Sanatı görüyorsak, sanatın nakışlarını görüyorsak tevhidi algıya çok rahat geçebiliyoruz. İşte böyle bakıp tevhide ulaşıyor, yaratıcıyı görüyoruz. Allah dememek mümkün değil bizim için. Hayret ve hayranlık. Hayret ve hayranlık. Hayret makamların en yükseği. Hayret ve hayranlık. Bakıp da Allah dememek mümkün değil bizim için. Bu konuda şurada burada bir şeyler aramayı bırakıp diyor hoca efendi sadece kendi bünyemize bakmamız bile yeterli. Üstat da cüze baktırdı ya bu sefer. Cüzden küle doğru baktırdı üstat. Ama cüzden küle bütüncül bir bakışla baktırdı. Hücreden hücreden bütün bir varlığa baktırdı. Hoca efendi de diyor ki insanın kendi bünyesine bakması yeterli. Çünkü vücudumuzdaki bütün faaliyetleri çok hassas ve birbirine bağlı hormon sinir mekanizmasıyla ayarlamış ve ahenkle işleten harika bir sistem olarak yaratmış Rabbimiz. Bakıyorsunuz kemik sistemine, sinir sistemine, hormon sistemine bakıyorsunuz, kas sistemine bakıyorsunuz. Baş döndürücü bir mekanizma olarak görüyorsunuz. Bütün organlar, dokular, hücreler kendileri kendilerine düşen vazifeyi hiç aksatmadan apaçık bir gaye ve maslahat istikametinde vücudun yapısına, dikkat edin bakın, vücudun yapısına, umumi düzenine hatta herhangi bir yerdeki işleyişe en ufak bir zarar vermeyecek bir ahenk ve mükemmeliyet içerisinde sürdürüyorlar. İşte böyle bir bakış. Bütün vücudumuzun bakın dışarıya değil kendi bedenimize bakmamız yeterli. Bunlar için harika bir sistem görüyoruz. Organlarımız, dokularımız, hücrelerimiz kendilerine düşen vazifeleri aksatmadan yapıyorlar ve hareket ederken, vazifelerini yaparken apaçık bir gaye ve maslahat, bir fayda, bir gaye istikametinde yapıyorlar ve bütün bir vücudun yapısına, vücudun umumi düzenine hatta vücudun herhangi bir yerindeki işleyişe en ufak bir zarar vermeyecek bir ahk ve mükemmeliyet içerisinde vazifelerini sürdür. Olar. Basit bir saat dahi sanatkarsız düşünülemeyeceğine göre bir saatten milyonlarca defa daha kompleks insan vücudundaki hayat faaliyetlerinin zenbereğini, çarkılarını en uygun şekilde kurup ayarlayan, faaliyet ve netice arasındaki münasebetleri görüp gözeten birinin bulunamayacağını düşünmek, düşünmeye karşı en büyük saygısızlık olsa gerek." diyor efendim. Düşünmek eyleminin düşünmek eylemine karşı en büyük saygısızlık bütün bu faaliyetlerin sahibinin, sanatkarının olmadığını düşünmek. Bu düşünceye karşı en büyük saygısızlık diyor hocamız. Evet bu bizim birinci ilemimizdi. Bugün üstadımız bize üç kere ilem diye seslenecek. İl eyyüel aziz diyecek Bediüzzaman Hazretleri. Ey aziz kardeşim bilkim. Şimdi biz de efendim diyeceğiz yeniden. Şimdi okuyacağımız iki ilem küçük ilemler bunlar. İki okuyacağımız iki ilem bize doğrudan doğruya hafiziyeti yani kainattaki hıf kanununu, muhafaza kanununu anlatacak. Ve üstadımız diyor ki hevam. Hevam böcekler. Şimdi yine küçük varlıklar üzerinden yolculuğa çıkaracak bizi üstadımız. Böcekler, küçük balıklar yumurtalarını, haşerat ve nebatatın tohumlarını nazarımıza veriyor üstat. Şimdi balıkların eee yavrularını, yumurtalarını düşünün. Hevamın böceklerin yumurtalarını düşünün. Böcek yumurtalarını bilirsiniz değil mi? Olağanüstüdür. Ne kadar çok yumurta bırakıyor böcekler. Aman Allah'ım. Ne kadar evleri istila edecek kadar, bahçeleri istila edecek kadar çok böcek yumurta bırakıyorlar. Biliyorsunuz onların yumurtalarını ya da balıklar da çok fazla yumurta bırakır biliyorsunuz. Şimdi balıkların, böceklerin yumurtalarını düşünün. Haşerat ve nebatatın da tohumlarını düşünün. Tohumları düşünün. Yumurtaları düşünün. Tohumlar da öyledir biliyorsunuz. inanılmaz çok tohum bırakıyor bitkiler. Bir tane bitkiden elde elde ettiğiniz tohuma bakıyorsunuz da inanılmaz bir beka arzusu, beka iştiyakı görüyorsunuz onlarda. Üstat diyor ki pek büyük bir rahmetle, bir lütufla, bir hikmetle hıfseden sanii hakimin hafiziyetine layık mıdır ki? Şimdi ne gördünüz? Baktınız ve gördünüz. Neyi gördünüz? hafiziyeti, hıfsı gördünüz. Hani siz bir bilgiyi, bilgisayardaki bir bilgiyi defalarca çoğaltıyorsunuz ya, yüklüyorsunuz birtım böyle hıp levhalarına siz de yüklüyorsunuz. Cloud'a atıyorsunuz. Flash diske yüklüyorsunuz. Birtım hafızalar bulup onlara yüklüyorsunuz. Çoğaltıyorsunuz. Kendi içinde çoğaltıyorsunuz. Hele hani YouTube'a yüklediğinizi düşünün. İnternete yüklediğinizi düşünün. Ne yapıyorsunuz? Onu bütün bir yeryüzüne açmış, dinleyicilerin kulakları kadar çoğaltmış oluyorsunuz. İşte Cenabı Hakk'ın öyle bir hafisiyet kanunu var ki ya bakıyorsunuz bir böceğin yumurtalarına bakıyorsunuz. Bir balığın ortaya attığı yumurtalara bakıyorsunuz. Bir bitkinin tohumlarına bakıyorsunuz. Beni çok etkiler. Mesela incir çekirdeği. Hep zikrederim bunu. Çok küçücük bir çekirdektir ya. Ya bu bir tane incinin içerisinde kaç tane çekirdek var? Bir mevsimde verilen incir meyvelerini düşünün. İçlerindeki çekirdekleri bir toparlayın. O incir ağacının ömrü boyunca verdiği çekirdekleri toparlayın. İnanılmaz rakamlar çıkıyor ortaya. Yahu bir tane incir ağacı ama milyonlarca çekirdek çıkıyor karşınıza. Şimdi bütün bunlar aslında kainatta hep size hafiziyet kanununu gösteriyor. Öyle değil mi? Şimdi düşünün insanın şifresini, DNA'sını düşünün insanın. Hani dedim ya insan bedeninde 40 trilyon hücre olduğunu söylüyor bilim insanları diye. Yahu o 40 trilyon hücrenin 40 trilyonunda da ne var? İnsanın DNA'sı var. Hücrenin çekirdeğinde paketlenmiş. Bahsetmiştim geçenlerde bir arkadaş bize olağanüstü güzel bir sunum yaptı bu konuda. Görsellerle desteklenmiş, çok heyecanlı bir sunum yaptı. Siz de böyle arkadaşlarınıza anlattırın. Bilimle uğraşan arkadaşlarınıza anlattırın bunları. Size sunumlar yapsınlar. Hatta bilimle uğraşmasak bile, doğrudan doğruya uğraşmasak bile mesela Çağlayan dergisinde çok güzel makaleler yayınlanıyor bununla alakalı. Oradaki görsellerden de istifade ederek böyle çalışıp da anlatabiliriz arkadaşlarımıza da. Çok heyecanlı çünkü insana hayret veren şey tefekkürdür. Biliyorsunuz hoca efendi tefekkür olmazsa insanın insanın eee düşünce dünyasının kurmaya başladığını, heyecanlarını yitirdiğini, heyecanlarını, hayretlerini yitirdiğini zikrediyor. Dolayısıyla tefekkür bizim için çok önemli ya. İşte bizi tefekküre sevk edecek olan seyirler. Şimdi farkındasınız çok geliştiği bilim ve teknoloji çok geliştiği için böyle eee geçmişte ulaşamayacağımız kadar görsel olarak zengin bilgilere ulaşabiliyoruz. Ne yapıyoruz? İşte onlarla Rabbimizi daha hayretle, daha büyük bir hayranlıkla seyrediyor. Onun esma-ı ilahisini daha derin bir imanla la ilahe illallah deme fırsatını bulmuş oluyoruz. Hayretlerimize, hayranlıklarımızı diri tutabilme noktasında bu çok önemli. Şimdi neyi gördük? Allah'ın hafiz ismini görüyor hep her şeyi hıfzediyor. Yani Cenabı Hak böyle olağanüstü bir şey olabilir mi? Tohumlara bakın. Efendim aynı zamanda yumurtalara bakın inanılmaz bir hıfs hakikati görüyorsunuz. Yahu insanın DNA'sı eee kopyalanıyor ve e paketleniyor. O DNA bütün hücrelerde, hücre çekirdeklerinin içerisinde saklanıyor. İnsanın şifresi. Şimdi bu burada ne görüyorsunuz? Aslında bu bir hafiziyet hakikatinin içerisinde pek büyük bir rahmet, büyük bir lütuf, çok büyük bir hikmet görüyorsunuz. Şimdi böyle bir sanii hakim bakın yine sanatkar öne çıktı. Hikmet ve sanat. Hikmet ve sanat. Bunları bütün mahlukatta görüyoruz. Bir taraftan çok faydalı, çok çok anlamlı. Öteki taraftan da çok nakışlı, çok desenli, çok sanatlı. Şimdi böyle bir sanii hakiminiz var sizin. Şöyle diyebiliyorsunuz değil mi? Ya hafiz, ya hafiz, ya haya sanii hakim diyebiliyorsanız ve bunları aşkla söyleyebiliyorsanız eğer seyrediyorsanız, görüyorsanız, hayran oluyorsunuz, hayret ediyorsanız o hayret ve hayranlıktan aşk doğuyor. O zaman ya hasani ya hakim diyebiliyorsunuz. Hem hikmetleri görüyorsunuz, hem sanatı görüyorsunuz ya da ya hafiz, ya hafiz diyorsunuz. 10 sözde de haş ispat eden o hakikatlerden bir tanesi de hafiziyet hakikati. İşte bunu gördükten sonra şöyle diyorsunuz. Yahu diyorsunuz. Yani bakıyorsunuz o balıklara, onların yumurtalarına, bitkilere, onların tohumlarına bakıyorsunuz ve diyorsunuz ki bütün bir varlığı Cenabı Hak hikmetle, sanatla, lütufla, rahmetle öyle bir hıfz ediyor ki şimdi böyle bir saniye hakim diye başlıyorsunuz cümleye. Yanımda olsaydınız nokta nokta nokta koyup cümleyi siz tamamlayın isterdim. Böyle bir saniye hakim cümlemiz. Bu bak ilk ilk ifademiz bu. Böyle bir sanii hakim nokta nokta nokta Mustafa Hamza sen ne nasıl tamamlarsın sevgili Zeynep Neva sen nasıl tamamlarsın diye sormak isterdim ve şöyle dersiniz değil mi? Şimdi böyle bir saniye hakim mümkün mü insanın amellerini hıfsetmesin demez misiniz? Böyle bir saniye hakim, böyle bir saniye hakim mümkün mü insan için ebedi hayatı yaratmasın. Onun amellerini hıfzedip de karşısına çıkarmasın. Hiç mümkün mü? Üstat şöyle devam ediyor. Böyle bir saniye hakimin hafisiyetine layık mıdır ki ahirette semere veren ağaçlara çekirdek olacak amellerinizi hıfz etmesin? Mümkün mü sizin amelleriniz? Allah her şeyi böyle böylesine hıfz ederken mümkün mü sizin amelleriniz hıfz edilmesin, muhafaza edilmesin. Sizin amelleriniz de birer çekirdek biliyor musunuz? Sizin amelleriniz birer çekirdek. Ahirette, ahirette Tuğba ağaçlarına dönüşecek birer çekirdek. Sizin amelleriniz sonsuz meyveler verecek birer çekirdek. İnşallah Tuğba meyveleri verir. Bir de zakum meyveleri verecek çekirdekler var amellerin içerisinde. Allah bizi onlardan halas eylesin. Tekrar ediyorum. Bakın aslında bizim bütün amellerimiz birer çekirdek. O çekirdekler, o yumurtalar nasıl şifreler, kodlar? Bizim amellerimiz de birer şifre, birer kod. Nasıl o o tohumları toprağa ekiyoruz ve sümbüllenip içlerinden ağaç çıkıyor. Biz de amellerimizi ahiret toprağına ekiyoruz ve onlardan cennet meyveleri çıkıyor. Şimdi ihmal eder mi Cenabı Hak? düşünün. En küçük küçücük balıklar hani böyle makyabelist felsefe var ya büyük balık küçük balığı yer diye bir felsefe. Kainattaki tesan görmeyen bir felsefe. Şimdi böyle bakarsanız eğer yeryüzünde hiç küçük balık kalmaması gerekirdi. Öyle değil mi? Oysa bakın dünya kaç yaşında ve o küçücük balıklar, küçücük bitkiler, böcekler kendi varlıklarını devam ettirebiliyorlar. Üstelik de o kadar çok yumurta veriyor olmalarına, o kadar çok tohum bırakıyor olmalarına rağmen ekolojik denge içerisindeki yerlerini de koruyabiliyorlar. Yine bakın parça bütün ilişkisi ekolojik dengede de bir yerleri var. Onu koruyabiliyorlar. Bütün bir varlıkla ilişkileri var. Çünkü onları kendi hallerine bıraksanız, o tohumları, o yumurtaları kendi hallerine bıraksanız bütün bir kainatı, bütün bir yeryüzünü işgal edebilirler. Ama o işgale engel olan şey ne? Yine kainattaki ekolojik denge. Dolayısıyla yine parça bütün ilişkisi içerisinde yani cüzkül ilişkisi içerisinde bütüncül olarak baktığınızda ve yine hafiziyet kanununu gördüğünüzde çok rahat şunu söyleyebiliyorsunuz. Böyle bir saniye hakim hafiziyetine, böyle bir saniye-i hakimin hafiziyetine baktıktan sonra o hafisiyetin gereği bizim amellerimizin çekirdeklerine de baki meyveler verdirmektir diyorsunuz. Hiç mümkün mü her şeyi hıfzeden Cenab-ı Hak benim amellerimi hıfzetmesin diyorsunuz. Halbuki sen hamile emanet halife arzsın. Bir de işin bir bu yönü var. Bütün bir varlığın içerisinde en önemli konum sana verilmiş. Bütün bir kainat, bir kitap okuma rolü sana verilmiş. Bütün bir kainatın içerisinde, bütün bir varlığın içerisinde sana şuur verilmiş, muhataplık verilmiş. Sana irade verilmiş, eşyaya müdahale yetkisi verilmiş. Sen emanetin taşıyıcısısın. Arz halifesisin. Küçücük bir böceğin amelini hıfzeden Cenabı Hak hiç senin amelini hıfzetmez mi? Seni başı boş bırakır mı? Bu bir hafisiyet kanunu değerli dostlar. Şimdi evet diye bitiriyor üstat. Her bir zihayatta bulunan hıfzül hayat hissi vücudun ebedi bir bekaya ismi hay bakinin tecllisiyle incirar edeceğine delalet eder. Şimdi bir de ne diyor üstadımız aslında? Hep hepimizde ve bütün bir zi hayatta yani hayat sahibi olan her şeyde bir tane his var. Ne hissi biliyor musunuz? Hıısul hayat hissi. Yani hayatı muhafaza çabası var değil mi? Bakıyorsunuz da yani küçücük bir bebekte bile geçen bir psikolog arkadaş o da bize sunum yapıyordu. Sunumunda şunu anlattı. Eee, bir küçücük bebeği bile tehlikenin kenarına koyduğunuzda küçücük bir bebek bile oradan geriye doğru dönüyor. Küçücük bir bebek bile öğreniyor. Çok çabuk öğreniyor biliyorsunuz ve hayatını korumaya çalışıyor. Bir yanmanın ne olduğunu öğrendiği andan itibaren, bunu tecrübe ettiği andan itibaren sürekli hayatını koruma çabası içerisinde oradan geriye doğru çekilebiliyor. Bunu varlıklarda da görebiliyorsunuz. Hayvanların hayatlarını muhafaza edebilmek çabalarını görüyorsunuz. Yani bir sivri sineğin kerüfer harbi, vurkaç harbi yaparken nasıl hayatını koruma çabası içerisinde olduğunu görüyorsunuz. Varlıklarda, bitkilerde de görüyorsunuz bunu. Susuz kalıyor bir bitki. Susuz kalıyor. Ne yapıyor? Bakın önce bazı yapraklarını sarartmakla başlıyor işin içerisine. Yani hemen ölmüyor. Önce bazı yapraklarını feda ediyor. Onları sarartıyor hayatını koruyabilmek için. Bazen öyle canı çekiliyor. Böyle kurumuş kalmış ölmüş zannediyorsunuz. Azıcık su verdiğinizde tekrar canlandığına işaret ediyorsunuz. Hıısul hayat deniliyor buna. Hayatın muhafazası ve bütün zi hayatta çok önemli bir histir. Hepinizde var olan biz. Hırsul hayat. Bir tehlike gördüğünüzde neden korkuyor? Neden kaçıyorsunuz? Neden hayatı muhafaza çabası içerisinde çok dikkatli hareket etme ihtiyacı hissediyorsunuz? Hıfsül hayat hissi vücudun. İşte bu hıfsül hayat hissi aslında insan varlığının ve bütün bir varlığın bekaya aşık olduğuna işaret eden bir his. Ebedi bir bekaya. Ve bu ebedi beka da hay esma-ı ilakesi, hafiz esma-i ilakesi, baki esma-i ilahisinin tecellilerine işaret ediyor. Allah baki, Allah baki ise ya baki entel baki diyoruz biz. Biz de onun onun bizi baki kılışıyla bakiyiz. O baki biz de onunla bakiyiz. Onun tecellileri olarak bakiyiz. Hay o onun hay kılmasıyla biz de hayız. Hayat sahibiyiz. Onun hıfsetmesiyle bütün amellerimizde baki. İşte bütün bunlara delalet eder hafiziyet diyor üstadımız. Şimdi bir ilem daha okuyacağız. Sonra tekrar hoca efendinin şerhlerine müracaat edeceğiz. Bu ilemde de yine hafiziyeti anlatacak üstadımız. Ve burada şöyle diyor. Ben incirden söz ettim ya. İncir tohumu diyor üstadımız yine. İncir tohum. İncir çekirdeği. İncir çekirdeği. İşte bizim o hayretimize, hayranlığımızı zirve yaptıracak olan bir çekirdek. İncir tohumu. Bütün tohumlar öyle gerçi. Tohumlara aşık olmak lazım. Tohumlar o kadar çok şey anlatıyorlar ki bize. Çekirdekler o kadar çok yol ve yön gösteriyorlar ki. Dillerini okumayı bilsek o tohumların bize öğretecekleri o kadar mühim şeyler var ki. il eyyüel aziz efendim üstadım bir incir tohumunu tavırdan tavıra hıfz eden, devirden devire himaye eden, onu çürümekten, bozulmaktan koruyan ve o tohumda incir ağacının teşkilatına lazım olan esasları büyük bir özenle, kemal ihtimam ile muhafaza eden elbette elbette senin amellerini de ihmal etmez, boşa çıkarmaz. Bakın iki ayrı ilemmiş gibi görünüyor ama birbirini nasıl tanımlıyor? Tamamlıyor. Bizim o nokta nokta boşluk dolduracağımız boşlukların cümleleri gene bunlar. Ve üstat bakın hep bir metodoloji uyguluyor. Kendimize bakacağız aslında. Fakat kendimize bakarken yine bütüncül olarak bakıyoruz. Kainattan kendimize doğru geliyoruz. Cüzden küle, külden cüze gidiyoruz. İncir çekirdeğinden kendimize geliyoruz. Hafiziyet kanunundan kendimize geliyoruz. Kendimizden hafiziyet kanununa geçiyoruz. Cüz kül ilişkisi içerisinde bakın hep nakış. Elimizde bir marifet nakışı var. Bir sürekli olarak atkı iplerini atar gibi tığımızın ipini o deliğe batırır, bu deliğe batırır gibi nakış ipimizi oradan buraya doğru çeker gibi sürekli olarak cüz kül ilişkisi içerisinde hadiselere bakıyoruz. incir çekirdeğinden kendimize, incir çekirdeğinden kainatın bütününe, varlığın, hayatın bütününe baktırıyor üstat. Ve şöyle diyor: "İncir tohumunu Cenabı Hak ne yapıyor? Tavırdan tavıra hıfz ediyor." Yani incir çekirdeğinin içerisinde ne var? O incir ağacının yaprağı da var, meyvesi de var, kanunu var. Bütün bitkiler için geçerli bu. İncir o çekirdeklerin içerisinde her türlü tavır var. Yaprak verişi de var. Çiçek açışı da var. Meyve verişi de var. İncir tohumunu tavırdan tavıra hıp eden, devirden devire himaye eden. O tohum sümbüllendiğinde devirden devire geçiyor. Yani aşamaları var. Meyve vermesine kadar geçirdiği aşamalar var. İncir olağanüstü bir meyve. Onunla ilgili yayınlanmış makaleler de var. İncir ağacı çiçek açmıyor biliyorsunuz. Meyve veriyor ve uzmanlar aslında onun verdiği meyvenin çiçeği olduğunu söylüyorlar ve göllenmenin incirin, incir meyvesi ortaya çıkabilmek için ne kadar hassas, ne kadar hassas ve ne kadar önemli bir şey olduğunu anlatıyor bilim insanları. Şimdi incir incir deyip geçiyorsunuz ama Cenabı Hak o inciri incir çekirdeğinde hip hıfs ediyor. Tavırdan tavıra hıfs ediyor. Bütün yolculuğunu tarihçeyi hayat diyoruz ya. İncirin tarihçe hayatını hıfzediyor Cenabı Hak ve onu sümbüllenirken devirden devire himaye ediyor ve onu çürümekten koruyor. Bozulmaktan koruyor. Şifresini, kendi DNA'sını bozulmaktan koruyor Cenabı Hak. Şimdi bir tohumda incir ağacının teşkilatına lazım olan bütün esasları Cenab-ı Hak bu kadar kemal-i ihtimamla, kemal-i ihtimam büyük bir özen manasına geliyor. Cenab-ı Hak bunu kemali-i ihtimamla böyle muhafaza ediyorsa çok rahat şunu söyleyebiliyoruz. Elbette ve elbette sizin amellerinizi de ihmal etmeyecektir. Çünkü yine aynı belirtiler. Siz halife-i arz unvanıyla yeryüzüne gönderilmiş insanlarsınız. Allah sizi şu yeryüzüne şu kainat kitabının okuyucusu, şu sanat galerisinin seyircisi, hayret ve hayranlıkla mukabele edicisi olarak yaratmış. Hiç sizin amellerinizi ihmal eder mi Cenabı Hak? Ne yapar peki? İhmal etmez de hıf eder. Hafiziyet kanunu öyle bir hıfz eder ki seslerinizi, görüntülerinizi, amellerinizi sadece DNA'nızı değil yani her şeyi hıfzeder Cenabı Hak öyle bir hafiziyet kanunu var ki her şey hıfzediliyor değerli dostlarım. Her şey. O yüzden çok dikkatli yaşamak lazım. Çok dikkatli. Onun üzerinde de durmak istiyorum. Dikkatli yaşamak. Şunu okuyayım size de ondan sonra hafiziyet kanununa tekrar geri döneriz. Hoca efendi diyor ki yaptığınız her şey yüceler yücesi bir alemde bir kısım yüce nazarları arz ediliyor. Her şey yaptığınız yüceler yücesi. Alemler buradan ibaret değil ki. Melekleri düşünün. Onların varlığına iman ediyorsunuz. Onlar sizin amellerinizin seyircileri. Düşünün rabbinizin nazarına arz ediliyor. Amelleriniz her şey yaptığınız yüceler yücesi bir alemde bir kısım nazarları arz ediliyor. Şimdi yine size şunu söylemek isterdim. Öyleyse öyleyse nokta nokta nokta öyleyse siz doldurun demek isterdim. Nasıl doldurursunuz? Öyleyse adım atarken dikkat gerek. El uzatırken ihtimam gerek. Bakışınıza hedef seçerken titizlik lazım. Kulağınıza girecek sese soluğa dikkat etmek lazım. Dudaklarımızdan dökülecek bakın cümlelere değil sözlere hatta ses tonuna, imalara bile dikkat etmek lazım. Her söze ve ne gibi diyor hoca efendi? Bakın çekirdek atıyormuş gibi sonsuza. Çünkü kelimeler de birer çekirdek, bakışlar da çekirdek. Onlar da sümbüllenecek ve öteki alemde meyve verecekler. Çekirdek atıyor, tohum atıyor gibi diyor hoca efendi. Sonsuza fırlatıyorsunuz o kelimeleri. Birine laf saydırıyorum diye düşünürken, eee, klavye başına geçip de orada birtim kelimeler yazarken o kelimeler sonsuza fırlatılmış olan birer çekirdek, birer tohum. Aslında hafiziyet kanunu unutmayın. Ne olacak? O kelimeler sonsuz meyveler verecekler. O bakışlar, o odaklayarak baktığınız, fırlattığınız o bakışlar, birer ok gibi fırlattığınız o bakışlar sonsuz meyveler verecekler. O bakışlar sonsuza fırlatılmış birer çekirdek. Öyle diyor hocamız. diyor ki, "Bir çekirdek atıyor gibi sonsuza fırlattığınız her kelimeye ne ölçüde hassasiyet gösterseniz yine de azdır. Konuştuğunuz şeylerin nereye gittiğini hesap edip öyle konuşmak lazımdır." Amellerimizin nerelerde ve kimler tarafından seyredileceğini düşünün diyor hoca efendi. Düşünün. Ahiret alemine gittiğinizde size de seyrettirecekler amellerinizi. Ahiret alemine. Size de seyrettirecekler. Belki öyle güzel şeyler yaşayacaksınız ki sermediği manzaralar diyor ona Bediüzzaman Hazretleri sermediği manzaralar halinde cennet ehline seyr seyrettirecekler. Amellerinizin nerelerde, kimler tarafından seyredileceğini düşünüp yaptıklarınızı, yapacaklarınızı ona göre ayarlayın. Seviyenize göre kalbi meyillerinizden, hayallerinize ait gafletlerden dahi hesaba çekileceğinizin endişesini sinenizde daima bir kor gibi taşıyın. Hayallerinizi bile temiz tutun. Rüyalarınızı bile temiz tutun. Yenize göre bir kor gibi taşıyın oralara bulaşan kirleri, gubarı ve ona göre çeki düzen verin diyor hoca efendi kendinize. Gizli açık her şeyi Cenabı Hak bilmektedir. Fakat mizanda bize lehde veya aleyhte şehadet etsin diye amellerinizi mükerrem melekler kaydedip durmaktadır. Her şeyi Cenabı Hak hıfzediyor. Ama bir de bir de melekler yazıyor üstelik size şahitlik etsinler diye. Beratımıza ya da mahkumiyetimize sebebiyet verecek. O çekirdekler fırlattığımız, o bekaya doğru fırlattığımız, sonsuza doğru fırlattığımız o kelime çekirdekleri, o bakış çekirdekleri, o duygu çekirdekleri, o düşünce çekirdekleri lehimize ya da aleyhimize bizim için şahitlik edecekler. Şimdi hafiziyet kanununa geri dönüyorum. Çok güzel ve çok önemli bir makale okuyacağız Hoca Efendid'den ve şöyle diyeceğiz değerli dostlarım. Şöyle diyor hocamız. Bu alemde mükemmel bir hafiziyet hüküm fermağıdır. Bugünkü dersin anahtar cümlelerinden bir tanesi bu. Mükemmel bir hafiziyet hüküm ferman. Hükmü sürdürüyor. Nereye baksanız azıcık böyle bitkilerle meşgul olsanız, azıcık bitkilerle meşgul olsanız görüyorsunuz hafiziyet kanunun ne kadar olağanüstü bir şey olduğunu. Geçenlerde bizim arkadaşlardan bir tanesine çocuğu sormuş. demiş ki, "Sen her meyvenin içerisinde çekirdeği var diyordun. Bak muzun içerisinde yok çekirdeği diye annesine muzu göstermiş. O da muzu olgunlaştırmış. Muzu olgunlaştırmış. Olgunlaşınca çekirdekleri belirgin hale geliyor. Ya bu çocuğunla göstermiş onun çekirdeklerinin var olduğunu. Fakat çocuğun dikkati de çok hoş. Yani her şeye öyle bakmış demek ki. Her şeyin içerisinde, o meyvelerin içerisinde çekirdeklerini arayarak bakmış. Bulamayınca, "A böyle bir şeyim mi var?" diye annesinin yanına koşmuş gelmiş. Bu alemde mükemmel bir hafiziyet, hüküm ferma. Bunu görmek lazım. Ya hafiz, ya hafiz, ya hafiz demek lazım. Bu sizin hafızanızı da güçlendirir. Hafıza da çünkü bir kayıt levhası. Biliyorsunuz insan kainattaki hafiziyet kanununa açılarak ya hafiz ya hafiz diye çekse onun hafızasına da fer verir, güç verir, kuvvet verir. Yaşadığımız dönem itibariyla farkındasınız değil mi? Hafızalar topu atmış. Küçücük metinleri bile ezberleyemez hale gelmiş insanlar. Üç satırlık bir duayı ezberlemekte ne kadar çok zorluk çekiyoruz. Oysa normalde üç defa okuyunca ezberlenebiliyor. Hafızayı öyle yaratmış Cenabı Hak. Üç kere tekrar edince ezberlenebiliyor. Ama kaç üç kere tekrar ediyoruz da yine de hafızamızda kalmayabiliyor. Ya hafiz, ya Hafiz, ya Hafiz. Hıı. Hııfs, hafıza bir levha. Hıfs levhası. Şimdi kainatta da bakıyorsunuz muhteşem bir hafiziyet hüküm ferman. Her şey hıfzediliyor. Her şey insanın mahiyeti sperm denilen bir hücrede muhafaza edilmektedir. Karakterinin en ince teferruatına kadar kromozomlarında onun istikbali saklanmaktadır. Yani sizin geleceğiniz, geleceğiniz, gelecekteki durumunuz, haliniz, ırsi hastalıklarınız, yaşayacağınız şeyler, saçlarınızın döküleceği, yüzünüzün kırışacağı bütün bunlar kayıtlı olarak, kayıtlı olarak mahiyetinizde saklı. Sizler insandaki kromozom sayısını değiştirmeye kalksanız onun mahiyetini değiştirmiş olursunuz. Bilindiği gibi insanın ruh yapısı, karakteri, iç dünyası kromozomlar vasıtasıyla şekilleniyor. 46 kromozomu var insanın. Siz 48 olsa deseniz bakın daha çok olsun. 46 değil de 48 olsun ya da 44 olsun. Bambaşka bir canlı şekline dönüşüyor insan. Görüldüğü şekilde kromozom gibi minnacık varlıklar insanın ne olacağı hususunda sebep ve vesile olarak hüküm veriyorlar. Demek ki Cenabı Hak onlara takdir hakkını vermiş ve belirli bir nizam böylece sürüp gidiyor. Biz de buradan dikkat edin riyazi bir keyfiyetin hüküm ferma olduğunu müşahede ediyoruz. Değerli e genç kardeşlerim, değerli dostlar. Hoca efendi yeryüzü mirasçılarının vasıflarını anlatıyor biliyorsunuz. Sayıyor bir. Öyle bir makalesi var. Çok önemli bir makaledir. Ve yeryüzü mirasçılığının vasıflarından bir tanesi riyazi düşünce. Bu beni çok etkiler. Matematik düşünce, riyazi düşünce. Riyazi düşünebilmek yani matematiksel düşünebilmek. Bu da yine kainattaki nizam ve intizamı görebilmekle mümkün. Yani kainatı matematiksel olarak okuyabilmek, matematikle okuyabilmek. İşte bakın mesela kromozomları düşünün. Hoca efendi burada diyor ki riyazi bir keyfiyetin hüküm ferma olduğunu müşahede ediyorsunuz. Yani Cenabı Hak size 46 tane kromozom veriyor ve bu değişmemesi gerekiyor. 46. Ne artması ne eksilmesi gerekiyor. Yoksa yapı bozuluyor. Bakın kainatta nasıl bir nizam var. Ne kadar riyazi bir sistem var. Koca çam ağacı küçücük bir çekirdekten çıkıyor ve bütün semaya doğru sert çekiyor ve siz onu görüyorsunuz. O küçücük çekirdeğin içerisinden çıkan çam ağacını. Çok etkileyici değil mi? Bu kadar çok ülfet, bu kadar çok ünsiyet çok değil mi Allah aşkına? Bu kadar körlük, göre, bu kadar çok mucizeye alışmışlık. Hani o İsrailoğulları için Kur'an-ı Kerim'de anlatılıyor ya. Cenab-ı Hak onlara semadan bıldırcın yağdırıyor. Kudret helvası yağdırıyor. Bir süre sonra diyorlar ki yahu biz bunları yemekten sıkıldık. bize soğan, sarımsak, efendim mercimek, yerin bitirdiklerinden göndersin rabbim diyorlar Hazreti Musa Aleyhisselam'a. Şimdi biz de aslında mucize göre göre onları Kur'an-ı Kerim'de okuyunca diyoruz ki ha ne kadar nankörler. Oysa mucize göre insan bir süre sonra alışkanlık haline mi getiriyor? Küçücük bir çekirdekten koca çam ağacının çıkışı. Şimdi bu bir mucizedir ve eğer bunu sıradanlaştırmışsak gözümüze gaflet perdeleri inmiş demektir. Atom fiziğinin kurucularından Sir James kainatı yaratan muhakkak en mükemmel bir matematikçidir diyor. Ne güzel değil mi Sir James? Sir James diyor ki değerli dostlar bu atom fiziğinin kurucularından çok büyük bir alim. Kainatı yaratan muhakkak en büyük bir matematikçidir diyor. Neyi görüyor? Kainata bakarken matematiği görüyor. Demek ki bizim de demin dedim ya kainata bakarken hafiziyeti görmek ya hafiz demek lazım. Kainata bakarken matematiği görmek lazım. Ve neyi görüyor? Sir James bakın bakıyor ve görüyor. Kainatı yaratan muhakkak en mükemmel matematikçidir diyor. Ve kainata hüküm süren aslında o matematiksel ölçüleri, kainatın geometrisini, kainatın cebrini. Cebir bir ilim biliyorsunuz. Cebir ve geometri matematiğinin iki ilmi. Biri cebir daha soyut. Efendim geometri daha somut olanı. Ne görüyor? Bakın bakıyor ve görüyor. Yani kainatın atom fiziğinin kurucusu bu adam ve kainatın matematiğini görüyor. Hiçbir hadise, hiçbir hadise cereyan ederken yön ve harekette kainatta mevcut bulunan riyazi ölçülere terslik göstermez. Kainatta riyazi ölçüler var. Matematiksel ölçüler. Bütün bir kainatın hareketine bakın şimdi ya. Bakın atomlardan uzaya doğru yol bulduk. Kainata bir bakın. sistemlere bir bakın. Hep riyazi ölçüler içerisinde cereyan ediyor. Esasen bütün bunlar bize Cenabı Hakk'ın hangi ismini bildiriyordu? Mukaddir. Mukaddir. Matematikte hangi esma tecelli eder size? Sınav sorusu. Cevabı mukaddir esması. Matematik. Matematik. Riyazi ölçüler. Kainatta hüküm süren matematiksel ölçüler. Sayılar ne kadar önemli. Öyle değil mi? Ne kadar önemli sayılar kainatta. Esasen bütün bunlar bize Cenab-ı Hakk'ın mukaddir ismini anlatıyor. Bugün ya hafiz dedik ama mukaddiri de hafisiyetin içerisinde ele alıyoruz. Fakat Sir James Jean bu işte atom fizikçisi olan onun gibi düşünenler sair isimleri de onun mukaddir isminin gölgesine Şimdi kainata siz hangi ismin perspektifiyle baksanız diğer isimleri o ismin içerisinde, o ismin perspektifinde okumaya başlıyorsunuz. Yani göze basir olarak bakıyorsunuz ya. Gözde basir tecalli ediyor ama gözdeki kudreti de o basirin içerisinde görüyorsunuz. İlmi basirin içinde görüyorsunuz. Musaviri yani gözün şeklini, şemalini ya da Şafii esmasını ya da gözdeki hafiz esmasını, gözünde korunması var biliyorsunuz. Ne muhteşem bir hafiziyet kanunudur. Gözün korunması, hıfzedilmesi. Onları hepsini ama basir esmasının gölgesinde okuyorsunuz. İşte kainata mukaddir esmasıyla bakanlar da diğer isimleri mukaddirin gölgesinde okuyorlar. Biz ehl sünnet vel cemaat olarak bu yönüyle bunu kabul ediyoruz. Yani galibi esma diyoruz buna. Gözde efendim basir esması, kulakta sami esması galibi esma. İ ismin galibi oluşu. Diğer isimleri de o ismin gölgesinde, o ismin zımninde okuyoruz. Bu dairede herhangi bir isim hakim ise diğer isimler mevcudiyetlerini o ismin gölgesinde hissettiriyorlar. Böyle oluyor değil mi? O ismin gölgesinde. Yani ben konuşuyorum. Konuşurken mütekellim esması tecalli ediyor. Ama dikkat edin. Ben konuşurken o mütekellim esma ilahiyesinin içinde kudreti görüyorsunuz, hikmeti görüyorsunuz. Rahmeti görüyorsunuz. İşitmeyi onun içerisinde görüyorsunuz. O seslenmenin, o kelimelerin içerisinde işte takdir, ölçü, kıstas matematiğin hakimiyeti ve gözü tırmalayacak bir durumun bulunmaması açısından eşya ve hadiselere baktığımızda evvela bütün ihtişamıyla Allah'ın mukaddir ismini görüyoruz. Şimdi kainata bakınca da önce bütün ihtişamıyla nizamı görürüz. Nizam intizam. Her şey yörüngesinde, her şey sistemli, her şey yerli yerinde. Her şey olması gerektiği yerde duruyor. Neyi görüyoruz o zaman? Mukaddir. Ya mukaddir. Matematik ne büyük bir ilimdir. Ne büyük bir ilimdir. Öyle denilir. Aslında sair ilimlerin içerisine de matematik nüfuz eder. Yani kimyada da matematik vardır. Fizikte de matematik vardır biliyorsunuz. Ve öyle derler. Aslında asli olarak matematik vardır da talihi olarak kimya vardır. Tali olarak fizik vardır derler. O kadar önemlidir. Matematik ilmi mukaddir esma-ı ilahiyesi. Şimdi her şeyin muhafaza edildiğini söylemiştik ya yola oradan devam edeceğiz. Bütün bitkileri de asli hüvviyetlerinde muhafaza eden onların genleri malumunuz. kromozom üzerinden de okuyabilirsiniz bunu. Gen olarak da tanımlayabilirsiniz. Onların kromozomları öyle değil mi? Bitkileri asli hüvviyetleriyle muhafaza eden. Evet. İnsan spermde bir ağaç çekirdeğinde muhafaza edildiği gibi bütün sesler, feza ve çeşitli cisimlerle muhafaza ediliyor. Zannediyoruz ki mesela ben söyledim hıfsediliyor değil mi? İşte Zoom da kaydı olacak biraz sonra. Biraz sonra değil canlı yayın yapıyoruz. Zoom'da kaydı var ama bizim programımız bittikten sonra da isteyen dinleyecek, isteyen seyredecek. Niye muhafaza ediliyor? Hafiziyet kanunu. Öyle değil mi? Fakat şu seslerimiz var ya değerli dostlar, Allah onları bilmiyorsunuz ki nerelerde hüsediyor. Belki belki gün gelecek birtım eee yeni keşifler yapılacak ve yeniden mazide bizim eee dinleyemediğimiz sesleri dinleme imkanı olacak. Uzayda ya da çeşitli cisimlerde hıfs etmiş olacak Cenabı Hak onları. Hııfs levhası olarak okuyacaksınız. Belki bazı cisimleri alacak. Ondaki hıfsı çözecek ve geçmişteki bir takım sesleri dinleyeceksiniz. Nasıl sizin işte birtım disketlere, birtım hafızalara yüklediğiniz bilgileri, sesleri, görüntüleri dönüp geriye bakabildiğiniz, okuyabildiğiniz gibi birtım cisimler tarafından tespit ediliyor görüntüler ve ahirete de sizin için şahitlik edecekler. Dil susacak. Ayet-i kerime var biliyorsunuz. Dil susacak, uzuvlarınız konuşmaya başlayacak. Sizin aleyhinizde ya da lehinizde şahitlik edecekler. Elleriniz konuşacak, dilleriniz sustuğunda gözünüz, kulağınız, uzuvlarınız, ayağınız, eliniz size şahitlik edecekler. Lehinizde ya da aleyhinizde mutlaka şahitlik edecekler ve kim bilir hangi cisimler getirilecek ve sizin aleyhinizde ya da lehinizde şahitlik edecek. Şu tuttuğunuz kalem sizin lehinize ya da aleyhinize şahitlik edecek. Şu elinizde taşıdığınız şu cihaz onu ne için kullandığınıza dair sizin aleyhinize leyhinize şahitlik edecek. Ama öyle hıfs levhaları var ki daha henüz keşfedilmiş değil. Belki şu hava atomları belki şu hava atomları aynı zamanda hıfs levhaları nereden biliyorsunuz? Hııs levhaları. Belki o bilgiler deşifre edilecek ve eee ahirete bakan veçesiyle iş ayrı ama dünyada da geçmişteki birtım sesleri dinleme imkanı söz konusu olacak. Bir ilim adamının yapmış olduğu denemelerde şöyle bir husus gözlemlenmiş. Bu tecrubi bir eee bir eee aktarım. İlim adamı bir deneme yapıyor. Bir ağacın altında bir cinayet işlenmiş ve şüpheli birkaç kişi deneme mahalline getiriliyor. Şimdi cinayet ağacın altında işlenmiş. Şüpheliler de ağacın altına getiriliyor. Maznlardan mahsum olanlar içeriye girdiğinde hiçbir değişiklik ağaç göstermiyor. Maznum eee zanlı yani şüpheli olanlardan bazıları getiriliyor. Masum oldukları için ağaçta hiçbir değişiklik olmuyor. Ama katil içeri girdiğinde ağaç sarsılmaya başlıyor. Bu gözlemleniyor ve böylece katilli aslında ağaç tespit etmiş oluyor. Bakın cinayet ağacın altında işlenmiş. Daha önce katilin çıkardığı şerareler ağaç tarafından tespit ediliyor, muhafaza ediliyor. Ve daha sonra işte ağaç katili ihbar ediyor. Tekrar ediyorum, ağaç katili ihbar ediyor. Eşyanın dilini çözmeyi başarsa insan, varlıkların ne ihbarlarda bulunacağını görür insan. En basit hareket ve hadiselerin dahi tespit edildiği ilmen sabit olduktan sonra meselenelerin insana ait yönüne bakabilirsiniz. Ne diyeceksiniz o zaman? Yine nokta nokta nokta diyeceksiniz. Allah her şeyi böyle hıfs ediyorsa hiç insanın amelleri beyhude olur mu? Hiç insanın sonsuza fırlattığı çekirdekler hükmünde olan amelleri ebedi semereler vermez mi? İnsan insanı spermde, ağacı çekirdekte, tavuğu yumurtada cem eden, saklayan Cenabı Hak bir hayat düğümünde varlığı muhafaza eden böyle bir hafiz insan gibi kainatın odak noktası. Yeryüzünün halifesi, yeryüzünün bir nevi sultanını öldükten sonra hiç çürümeye, yok olmaya mahkum bırakır mı? Başı boş bırakır mı? Toprağa atılan bir tohum gibi başka bir alemde insana layık bir hayat, sonsuz bir hayat ona bahşetmez. İşte bugünkü dersimiz buydu. Hafiziyet kanunuydu değerli dostlarım. Böyle bir şey işte. Son en son küçük bir paragraf daha okuyacağız. Ondan sonra doğa faslına geçeceğiz. Evet bugünkü ders böyle boşluk doldurma dersiydi farkındasınız. Nokta noktaları biz doldurmak durumunda kalıyoruz. Nerede doldurmak zorunda kalıyoruz? Tefekkürde. Tefekkürde. Kainat bize çok şey anlatıyor da hani Yunus diyordu ya göre nedir? Göre ne? Köre nedir? körene diye her şeyi görene, okuyabilene, künhüne vakıf olabilene, bakabilene, duyabilene, anlayabilene her şey insana bahşedilen hayat bir çekirdek, bir tohum mesafesinde hayat, hayat çekirdeği diyebilirsiniz ona siz. Hayat tohumu. Bir çekirdek, bir tohum mesafesinde insana bahşedilen hayat. Bir tane tohum veriliyor insana ve deniliyor ki çok dikkat dikkatli kullan bunu. Bu tohumu, hayat tohumunu, hayat çekirdeğini çok dikkatli kullan. Ondan meyve de alabilirsin. Onu çürütebilirsin de. Öyle deniliyor değil mi insana? Öyle bir çekirdek veriliyor ki elinize. Hayat çekirdeği. Elinize derken ruhunuzun eline değil. Öyle bir çekirdek veriliyor ki onunla sonsuz ebedi meyveler alabilirsiniz. O çekirdeği sümbüllendirmeyi başarırsanız ama o çekirdeği çürütebilirsiniz de. Bir tane hayat çekirdeği veriliyor size. Bir tane ömür. Dünyevi ve uhrevi hayatının saadeti bu tohumun çok iyi değerlendirilmesine bağlı. Nemalandırılmasına, sümbüllendirilmesine bağlı. kendisine verilen bir tohumun suyuna dikkat eden, toprakta onun için kuvve-i imbatiye arayan, güneşe temasını hesaba katan ve hatta kuşların gelip gagalamaları karşısında çareler arayan sonunda cennet meyvesi yiyecek deniliyor size mecazen. Şimdi düşünün size verilmiş olan bir hayat tohumu var. Suyuna dikkat eden. O tohumun suyu ne olur? Sizin ibadet hayatınız olur. Toprakta onun için kuvve-i imbatiye arayan onun toprağı ne olur? Mesela onu sümbüllendirecek olan toprak ne olur? İman olur. Suyu ameliniz olur. Güneşe teması ne olur? Onun güneşe temasını hesaba katmak zorundasınız. Güneşe teması ne olur? İman, ibadet, ihsan şuuru olur. Allah'ı görüyormuş gibi yüzünü sürekli Allah'a, güne bakan çiçekleri gibi yüzünü sürekli Allah'a döner. İman, İslam, ihsan, inanmak, inandığı gibi yaşamak ve yaşadığı şeyi fıtratını haline getirmek, içselleştirmek. İnsanın suyu, toprağı, güneşi. Sonra bir de kuşların gelip gagalaması var. Zarar vermeler var. Onlara da engel olmanız gerekiyor. O da şeytanın ve nefsin ivaları. O kuşlar gelip gagalamasın. Zarar vermesinler imanınıza, ibadet hayatınıza. Sonunda ne olur? Böyle olursa e cennet meyvesi yersiniz. Çünkü sümbüllenir. Sümbüllenir amelleriniz sonsuza doğru hayatınızın çekirdeği sonsuz meyveler verir. Bakın bu metafor çok önemli. Hayat dediğiniz şey hayat ağacı. Bunu ehli küfür bile bir metafor olarak kullanıyor. Biliyorsunuz bununla ilgili yazılmış kitaplar, yapılmış filmler var. Hayat ağaç. Ama o bir çekirdek. O bir çekirdek onu sümbüllendirmek size bakıyor. O tohum için gerekli bakım görümü görümü yapmayanın elinde olsa olsa cehennem zakumu kalıyor. Çünkü cehennem zakumu kalıyor. Evet değerli dostlarım benim. Evet bugünkü dersimiz bu kadardı diyeceğim. Eee, bugün hafiziyet kanununu konuştuk. Ya hafiz esmasını konuştuk. Bir de matematiği konuştuk. Kainatın matematiğini ve ilk kainata baktığımız zaman ilk gözümüze çarpması gereken şeyin matematik olduğunu. Biz de maalesef okullarda matematiği çocuklara çok sevdirmiyorlar ya. Bakın bir edebiyat profesörüdür Mehmet Kaplan. Edebiyat ve matematikle alakalı makaleleri var. edebiyat matematik ilişkisine dair en uzak yani matematiğe en uzak edebiyat zannedilir. Oysa edebiyat dediğimiz şey mesela bir roman bir mantık örgüsüdür aynı zamanda çok riyazidir yani çok riyazidir. Çok hesap kitap meselesidir. Dolayısıyla bütün ilimlerin ruhuna nüfuz eder matematik. Bütün ilimlerin, sosyal bilimlerin de öyle. Keşke hepimize matematiği çok sevdirselerdi de hepimiz matematik aşıkları olsaydık. Hepimizin matematikçi olması şart değil. Kendi alanlarımızdaki matematiği görsek, bütün kainatın matematiğini görsek, Rabbimize yeniden ve yeniden hayran olabilseydik. Hangi esma varmış matematikte? Mukaddir. Mukaddir. Evet değerli dostlarım bugün hafiz ve mukaddir esma ilahiyeleri üzerine bir yolculuk yaptık. Cenabı Hak bu isimleri kendimizde inkişaf ettirenlerden, kendi mahiyetinde inkişaf ettirenlerden eylesin hepimizi. Bakalım dualardan nasibimize ne çıkacak? Önce anahtar kelimelerimizi okuyalım. Cüz kül. Buradan yola çıktık. Hafisiyet Hıfz Kanunu. Hafisiyet Hıfz Kanunu. Evet. Elmukaddir. Eee, dün akşam eee, chat GBT'ye sordum. Hafisiyet nedir diye. Soru bu. Hafiziyet nedir? Bana hafızlıktır diye bir açıklama yaptı. Hafiziyet işte hafızlıktır diye. Bu bilgi doğru değil diye yazınca bu sefer tamam doğrultuyorum şimdi düzeltiyorum diye Hııfs Kanunu üzerinden bir açıklamanın içerisine girişti. Bunu şunun şunun altını çiziyorum. Bakın o da Çet CBT'de aynı zamanda bir hafiziyet kanunun cilvesi, tecellisi ondan ibaret. Sadece bilgi sürekli bilgi yüklüyorsun. Sürekli bilgi benim verdiğim o bilgi de onun hıfzında. Şimdi evet cüz kül hafisiyet hıfz kanunu. Kainatın matematiği. Elmukaddir ibrişim sanat nakış ahenk tevhidi bakış. Eğer o nakışları görüyorsanız tevhidi de görüyorsunuz emin olun. O yüzden çok önemli. Sanii hakim. Hakim diye bilmek baş döndürücü denge. Baş döndürücü hayran idisi. Faaliyet ve netice arasındaki münasebet. Sonra eee saniye hakim parça bütün ilişkisi. Zi hayat ismi haymi hafiz ismi baki. Kemali-i ihtimam. Büyük bir özen. Kemal ihtimam. Halife-i arz, insan, dikkatli yaşamak. Her şey hıfsediliyorsa buradan çıkaracağımız netice de bu. Dikkatli yaşamak. Üstadın dediği gibi batmaktan korkmak. Sonsuza fırlatılmış çekirdekler. Bizim amellerimiz. Hıfs levhası, riyazi düşünce, tefekkür, hayat ağacı, hayat çekirdeği. Evet değerli dostlarım çok güzelmiş. Eee, teşekkür etmemiştim. Bu vesileyle bir kere daha teşekkür edeyim. Kime? Fedakarlar ekibine. Allah sayılarınızı çoğaltsın. Amellerinizin, amellerinizin bereketini Cenabı Hak azim eylesin. Bu bu derslere yaptığınız her türlü katkıyı da birer çekirdek hükmünde sonsuzca nemalandırsın. Rabbim. Anahtar cümlelerimiz hiçbir ziha eee özür diliyorum her bir zi hayatta bulunan hıfsül hayat hissi vücudun ebedi bir bekaya ismi hafiz bakinin tecellisiyle incirrar edeceğine delalet eder. Delil olur. Evet. Hepimizdeki hıfsül hayat hissi varlığımızın aslında bekaya dönüşeceğine, şu fani varlığımızın bekaya inkılap edeceğine delil olur. Cenab-ı Hak halife-i arz unvanını alan nev-i beşerin amalini ihmal etmez, hıfzeder. İşte bu hafiziyetin genel anahtar cümlesi bu. Cenab-ı Hak halifei arz unvanını alan insanın amellerini ihmal etmez, hıfseder. Bu alemde mükemmel bir hafiziyet, hüküm fermadır. Evet. Bunu, bunun şahitleri kılsın Cenabı Hak bizi böyle bütün kalbimizle böyle kalbimiz atarken de hafiziyet kanunuyla atsın ki öyle zaten. Kalbimizin tikları yafiz yafiz ya hafiz tik takları aynı zamanda. Evet değerli dostlarım dualarınızın dualarınızın eee güzelliğini bekliyorum. Güzel dualarınızı. Onlar da hılsediliyor biliyorsunuz. O dualar dazediliyor. Ebedi levhalarda, sermediği levhalarda. Belki bir gün hoca efendi onun altını çiziyor melekut bahsinde. Eee, dersin içinde zikrettim ya. Öyle güzel amelleriniz olacak ki, öyle güzel amelleriniz cennette cennet ehline seyrettirilecek. Onlar da bir daha seyretmek isteyecekler. Bir daha seyretmek isteyecekler. Bir daha seyretmek isteyecekler. Öyle güzel amellerimiz olacak. Olsun inşallahu teala. Sermediği manzaralarınız olsun inşallahu teala. Evet, dualar eee geliyor. Sevgili sevgili Bahar Neclan'ı şiirini okuyacağız şimdi değerli dostlarım. Ben e bir konuda özrünüzü özür beyan etmek istiyorum değerli dostlarım. Gözlüğümün numaraları değişti. Zaten böyle hani küçük yazıları seçemezdim. Şimdi iyice seçemez hale geldim. O yüzden biraz zorluk çekiyorum okurken. Çok böyle tekleyerek okuyorum, takılarak okuyorum. Özür diliyorum sizden. Hakkınızı helal edin. Şiirlerin de hakkını veremiyorum diye üzülüyorum arkasından. Ey mukaddir Rabbimiz demiş sevgili Bahar Necla. Ey mukaddir Rabbimiz. Ne güzel bir hitap değil mi? Ne sıcak ne samimi, ne aşk dolu. Ey mukaddir Rabbimiz. Ey kelamıyla konuşturan mütekellim. Kudretiyle her şeyi koruyan hafiz. Kainatı sessiz bir kitap kılan her cüzde bir kül, her çekirdikte bir ağaç, her anda bir ömür gizleyen. Çok güzel olmuş. Aynen öyle. Her anımızda bir ömür sakla azlı. Ey mukaddir Rabbimiz, ey kelamıyla konuşturan mütekellim, kudretiyle her şeyi koruyan hafiz, kainatı sessiz bir kitap kılan, her cüzde bir kül, her çekirdekte bir ağaç, her anda bir ömür gizledim. Görene gösterdin. Görebilene gösterdin. Tohuma can verdin. Amele sümbül ihsan ettin. Bizlerin de ömrümüzü imanla yeşertmeyi, ibadetle meyvelendirebilmeyi nasip eyle. Cüzde tefekkürü, külde hikmeti fark eden kullarından eyle bizi. Hayat çekirdeğimizi rızana uygun bir ağaca dönüştür. Ya Rabbi dersin sonuna yetiştim ablacığım. Çok özledim sizleri." demiş sevgili Baharneşler. E dersin sonuna yetişmiş ama dersin bütün özetini çıkarmış. Hamdü senalar olsun. Çekirdekte ağacı resmetmiş. Allah razı olsun. Çok güzel bir şiir olmuş. Şimdi sevgili Aleyna'nın ona çok selam ediyorum. Sevgili Aleyna'nın duasını okuyoruz. Aramıza yeni katılan gençler de görüyorum. Çok memnun oluyorum. Çok mutlu oluyorum. Allah razı olsun. Sevgili Aleyna'nın duası. Ey her bir amelimizi hıfzeden güzel Allah'ım. Vuruldum bu mükemmel kainat musikisindeki sese. Her köşede iç içe güzellik, iç içe mana. Bu ne müthiş hendese. Tabiat karşısında adeta bir gül irana. Tabiat karşımda adeta bir gülirana. Bu ne güzellik? Bu ne müthiş bir hendese. Sevgili Aleyna adeta nesir yazmış ama şiir gibi olmuş bu. Kainat kitabını hayret ve hayranlıkla, en içten duygularımızla Allah diyerek okuyabilmeyi, amellerimizin tğba meyveleri vermesini nasip eyle ve zakkum meyveleri verenlerden, vermesinden sen bizi muhafaza eyle amellerimizin ya Rabbi. Elfi elfi amin. Elfi elfi amin. Ne güzel demiş değil mi sevgili Aleyna? Ey her bir amelimizi hıfzeden güzel Allah'ım, vuruldum bu mükemmel kainat musikisindeki sese. Her köşesinde iç içe güzellik, iç içe mana. Bu ne müthiş hendese. Tabiat karşımda adeta bir gülirana. Çok güzel, çok maşallah. Barikallah. Sevgili Ayperi hanımcığım her zaman olduğu gibi hepinize yetecek güller göndermiş. kalbi güller göndermiş. Sevgili Ayperi hanımcığımı hasretle bekliyor ve ona selam ediyorum. Sevgili Kevser Neslihan'ın duasını okuyacağız. Ya hafiz, ya Allah, belli dediğimiz hakikatin vicdan hafızasında dipdiri tut. Ya Rabbi hakikatini, beli dediğimiz hakikatini, amenna dediğimiz hakikatini, işittik ve itaat ettik dediğimiz hakikatini vicdan hafızamızda ya Rabbi dip diri tut. Semi ismiyle bize her an vicdanımızın sesini duyur ya Rabbi. Amin. Ya Rabbi unutanlardan eyleme bizi. Uyuyanlardan, gafillerden, gözü perdeli olanlardan eğleme bizi. Muhafaza buyur bizi. Gafletten, perdeliliklerden, alışkanlıklarımızın esiri olmaktan, bakar körlükten, yakın körlüklerinden, hayretsizlikten, hayransızlıklı hayransızlıktan muhafaza eyle bizi ya Rabbi. Amin. Sevgili Kevsan İslihan, sevgili Handan'ın duasını okuyacağız şimdi. Ey incir çekirdeğinde gizli alemleri saklayan, bir tohuma cennet bağları takdir eden hafiz-i rahim. Bizleri de nefislerimizin karanlıklarında zayi etme. Bizleri de tavırdan tavra hıfz eyle. Hizmetin ve marifetin bir fidanı eyle. Çok güzel olmuş sevgili handen. Çok güzel bir dua olmuş. Ey incir çekirdeğinde gizli alemler saklayan, bir tohuma cennet bağları takdir eden hafiz-i rahim. Bizleri de nefislerimizin karanlıklarında zay etme. Bizleri de tavırdan tavra hıf eyle. Hizmetin ve marifetin fedalı eyle. Amin. Elfe elfe amin. Sevgili şiirinin. Şimdi matematik deyince şiirin olmaz mı? koşmuş gelmiş. Şiirin matematik profesörü bizim şiirin dostumuz. Ya mukaddir, kapına geldim heyecansız yüreğimle. Ne olur sen benim gönlüme heyecan, gönlüme heyecan, gözüme nazar, dilime de şükür ver. Bu sanat galerisinde bizleri kör eyleme. İlmimizin zekatını başka gönüllere kıvılcım olmakla verdir. Verdiğimiz kıvılcımlar da bizlere, verdiğimiz kıvılcımları da bizlere unuttur. Unuttur ki, unuttur ki enelerimizin kurbanı olmayalım ya Rabbi. Amin. Sevgili şiirim, ben şahidim. şiirinin nasıl aşkla matematik anlattığını, çocuklara bile şiirin gitmiş anaokulundaki çocuklara kainattaki matematiği anlatmış. Yeryüzünün matematiğini, onları tabiate çıkarmış. Varlıklardaki matematiği, geometriyi, simetriyi göstermiş onlara. Allah ondan razı olsun. Üniversiteli gençlere matematiği hissettiren şiirin. Evet. Şimdi sevgili pek sevgili Mustafa Hamza'nın şiirini okuyacağız. Ona selam ediyorum. Kainat kainat güzellikler galerisidir de o güzellikler ey dost görenedir görene. Apaçık hakikat görmez de o gözler. Sonra ey dost kör nedir köre? Ey aşikar, gerçekleri bilmeyen cahilü cühela. Arayıp durduğun şeyler bilenedir bilene. Kalpler onun elinde, sen onun elinde. Hakiki manadaki aşk sevenedir. Sevene. Çok güzel olmuş. Yunus, sevgili Yunus, görenedir, görene diyen Yunus Emre, senin şiirini okusaydı sevgili Mustafa Hamza seni bağrına basar, alkışlardı. Bu kadar güzel olmuş, nazire olmuş. Kainatlar güzellikler galerisidir de güzellikler ey dost görenedir. Görene. Apaçık hakikat görmez de o gözler. Apaçık hakikati görmez o gözler. Sonra da ey dost göre nedir var ne? Ey aşikar gerçekleri bilmeyen cahili cühela. Arayıp durduğun şeyler bile nedir bilene. Kalpler onun elinde sen onun elinde. Hakiki manadaki aşk sevenedir. Sevene. Çok doğru. Çok güzel. Şimdi peki sevgili Zeynep Neva'nın şiirini okuyacağız. Ona çok selam ediyorum Zeynep Neva'ya. Ey kudret-i sonsuz, ey sali-i hakim, bizi incir çekirdekleri kadar küçük parçalardan sakladığın sırlara, küll nakışlarından uzak düşürme. O sırlarla ya Rabbi küll nakışlarından uzak düşürme. Çok güzel bir dua olmuş. Cüzden küle giden bir dua olmuş. Ey kudreti sonsuz, ey sanii hakim, bizi incir çekirdekleri kadar küçük parçalarda sakladığın sırlarla küllün nakışlarından uzak düşürme. O sırlara bizi aç ya Rabbi. Ey her tohumda beka arzusunu gizleyip her varlığın yüzünde hikmet parıldatan, hikmet pınarları işleten, pırıltıları işleyen, hikmet nakışları işleyen de diyebiliriz ona. Küçücük cüzlere nakış nakış tevhidi dokuyan Rabbimiz. Bizleri o nakışları görenlerden, okuyup hikmetini idrak edenlerden eyle. Amin. Elfü elfü. Amin. Güzel çocuğum benim. Çok güzel olmuş. Her tohuma beka arzusu gizleyen Rabbimiz. O beka arzusunu tohumda görürse insan kendi beka arzusunun çekirdeğini çatlatmaz mı? Her varlığın yüzünde hikmet pırıltıları işleyen Rabbimiz. Küçücük cüzlerde nıkış nakış tevhit dokuyan Rabbimiz. Bizleri de o nakışları görenlerden eyle. Okuyup hikmetini idrak edenlerden eyle. Amin ya Rabbi. Sevgili Şeyman'ın duasını okuyacağız şimdi. Allah'ım düşünce dünyamızın körleşmesinden sana sığınırız. bizleri ötelerde mahcup etme. Hayat tohumumuzu sümbüllendirebilenlerden olmayı bize de nasip eyle ya Rabbi. Elfi elfi amin. Elfi elfi amin. Sevgili Yılmaz'ın duasını okuyacağız şimdi. Ona da çok selam ediyorum. Ey hafiz-i kadir latif Rabbimiz, latifü rahim rabbimiz. Her amimizin kaydedildiği gerçeğinin vermiş olduğu haf duygusu ile günahlardan kaçan ve yine meleklerin salih amellerimizi tekrar ve tekrar izleyecek bizlere şahit olacakları gerçeğinin vermiş olduğu reca duygusu ile hayırlı işlere şekle koşan ve bu duyguları kalplerinden hiç eksiltmeyen, hiç unutmayan, hiç gaflete düşmeyen lerden eyle bize ya Rabbi. Sırat-ı müstakimi kendine yol olarak seçen muhlas ve muhlis kullarından eylem bizim. Çok güzel olmuşan sevgili Yılmaz. Havf ve reca ikliminde yaklaşmış meseleye. Meselenin çok içkin olduğu bir bahiste. Havde Reca meselesi. Hafiziyet. Bütün amellerimizin kaydediliyor olması. Evet. Kalbimize bir haf duygusu, bir çekinme, yüzleşme duygusu kazandırmalı. Ama aynı zamanda da bütün amellerimizin kaydediliyor ve hayırlı amellerimizin önümüze çıkıp da cennette sermediği manzaralara dönüşecek oluşu da biz de rica duygusunu tetiklemeli. Çok güzel olmuş sevgili Yılmaz. Haf ve reca dengesi görebilmenin neticesi. Sevgili Senacığımın ona çok selam ediyorum sevgili Senacığıma duasını okuyacağız. Rabbim demiş kemiği olmayan su. Kemiği olmayan su. He şu imiş. Su değil. Kemiği olmayan şu dilimizin kalpler eee kalpler karırcasına zakkup çekirdekleri saçmasından sana sığınır. Çok dil afeti diyor buna hoca efendi. Sevgili Sedacığım, sevgili Senacığım özür diliyorum. Dil afeti diyor bunu hoca efendi. Dil afeti. Çok büyük bir afet. O kadar önemli ki doğan. Hepimizin yapması gereken bir dua. Rabbim kemiği olmayan şu dilimin kalpler kararırçasına zakkum çekirdeği saçmasından sana sığınırım duası. Çok önemli bir dua ve benden bilimin tuğba çekirdekleri hükmünde olabilecek ameller işleyebilmesi için işleyebilmesini nasip eyle ya Rabbi. Hepimizin şu dillerimizden hak ve hakikat sohbet-i canan. Sohbetimiz hep sohbet-i canan olsun. Öyle kelimeler çıksın ki sonsuza fırlamış öyle kelimeler baki meyveler versin. Ayet de var biliyorsunuz buna. Buna dair kelime-i tayyibe Allah'a yükselir diyor Rabbimiz. Kelime-i tayyibe. Evet. Eee, bunu nasip etsin Rabbimiz bize. Sevgili Gürşen'in duasını okuyacağız şimdi. Ya hafiz, Rahim, sani, hakim Rabbimiz, bizleri gören, seven, sevdiren, dünya döndükçe tuğba çekirdekleri saçanlardan, saçtığı topumların neşu nema bulacağı ümidiyle yaşayanlardan eyle ya Rabbi. Amin. Elfi amin. Çok sevgili Gülsan kardeşimiz, sevgili son nefes kardeşimizin duasını okuyoruz. Ayetel Kürsi'nin sabah akşam tesbihatında okuduğumuz Haşir suresinin son ayetleri salavat salat-ı tüncina Münciye'nin açıklamasının açıklamasını yaptı dersimiz. Allah'ım dinleyen herkesten razı olsun demiş. Evet öyle. Eee orada da zikrediyoruz. Fiziyet hakikatini Haşir Risale Haşir suresinin son ayetlerinde ve aynı zamanda Salaten Tuncinan'ın da bir şerhi mahiyetinde oldu dersimiz. Çok güzel bir tespit olmuş. Allah razı olsun. Şimdi şair Senacığımın şair Senacığımın e şiirini okuyoruz. Ona da çok selam ediyorum. Bütün varlığa sığmaktır sonsuz kudretin gölgesi. Bütün varlığa sığınaktır sonsuz kudretin gölgesi. Bela dahi hayra tebdil iken duyulmaz mı hiç merhametinin sesi? Kainatın her zerresinde ince ince nakşedilmiş hikmetin hıfsına boyanmış her günün gündüzü hem gecesi. Hayrete gark ederken şu çekirdeğin dahi emri imtisali tefekkürle yola çıksa var mı şu kalbin aşka düşmeme ihtimali? Yok. Gerçekten yok. tefekkürle yola çıksa hiç yok şu kalbin aşka düşmeme ihtimali. Tek sen olsun gördüğüm, tek sen olsun gördüğü, duyduğu her hareketi, her hali hep senin rızan olsun Allah'ım. Öyle olsun ki görebileyim celalinde dahi cemalini. Celalinde dahi saklı o cemalini görebileyim ya Rabbi. Celalde bile göreyim cemalini. Harrete gark etsin çekirdekte dahi çekirdeğin emri imtisali kalplerimizi. Hiç ihtimali yok. Hiç ihtimali yok. Tefekkürle yola çıksa var mı şu kalbin aşka düşmeme ihtimali? Tek sen olsun gördüğü, tek sen olsun duyduğu her hareketi senin rızana müteveccih olsun ya Rabbi. Ve pek sevgili Feyzacığımın feyizli şiiri geldi. Onun da dersimizi itama erdirelim. Hangi sayfayı çeviriyor ömrüm bilsen bu kaçıncı perde? Sen kitabı kaç yaprağı kaç yaprağa böldün? Her bir nurani meşer, her biri nurani meşer perde perd. Of ya Rabbim. Ah ya Rabbi. Nefisine nakşetmiş yaradan riyazi bir sır. Nefesimize nakşetmiş yaradan riyazi bir sır. Çünkü nefislerimizde sayılı. Atkılar çözüldükçe belirir. Elbette sana da bir Hızır. Sonsuza fırlamış mukaddir. Bakalım niye nücuma bakalım diye nücuma zihayat okusun diye yazılmış mektubu münhasir. Ya hayyu ya Kayyum ey ey sanatıyla kaim sana pinhan kalır mı hali püralim? Kudret elinde yazılır kainat ilmek ilmek. Zerrede bulur hayatı her an binler çekirdek. Fevkalade olmuş. Çok çok güzel olmuş sevgili Feyzacım. Ya hayy kayyum ey sali ya hakim. Sana pinhan kalır mı hali püralin? Kudret elinde yazılıdır kainat ilmek ilmek. Zerrede bulur hayatı. Her an binlerce çekirdek. Evet. Hangi sayfayı çeviriyor ömrüm bilsen bu kaçıncı perde? Sen kitabı kaç yaprağa böldün ya Rabbi? Sen kitabı kaç yaprağa böldün? Her biri nurani bir meşar. Her biri. Sevgili Betül'ün duası geldi. Onu da okuyup öyle bitirelim. Ey Rabbimiz, bizlere de bu güzel kardeşlerimizin dualarının feyzinden ihsan eyle. İçimizdeki dua tohumlarını da hafiz ismiyle sümbüllendir. Yeşer ya Rabbi. Çok güzel demiş sevgili Betül. Aynen öyle sevgili Betül. Bize de Cenabı Hak kardeşlerimizin ettiği dualardan, bize de feyizler ihsan eylesin o dualardan bizim gönüllerimizde de sümbüllendirsin o duaları bizim dilimize de kalbimizden nurlar akıtsın Rabbimiz. Evet. Nefesimize nakşetmiş yaradan riyazi bir sır. O sırra açsın bizi. Her nefesimiz hu olsun. Her nefesimiz atkılar çözüldükçe beliriyor elbette. Hızır bize de bir Hızır belirir atkılar çözüldükçe. Evet değerli dostlarım, mukaddir esmasının kahramanları, hafiz esmasının kahramanları eylesin sizi Cenabı Hak. Görüşmek üzere. Allah'a emanet olasınız.
EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 218: RABBİMİZ HER ŞEYİ MUHAFAZA EDER
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.