YouTube to Text Converter

Transcript of EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 238: CELAL VE CEMAL

Video Transcript:

Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senyidina Muhammedin ve alhi ve sahbihi ecmîn. Estağfirullah estağfirullah estağfirullah alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hasirunu muhabbetle selamlıyorum. Dostları, gaybunu, dostları muhabbetle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun inşallahu teala. Mesnevi Nuriyeteyiz ve bugün çok önemli bir ders yapacağız. Celalin içerisinde Cemal nasıl tecalli ediyor? Onu beraberce mütalaa edeceğiz inşallahu teala. Üstadımız bize her zaman yaptığı gibi ilem eyyuhel aziz diye seslenecek. Biz de her zaman yaptığımız gibi kalbimizin kulağını üstadımıza verip efendim üstadım diyeceğiz. Üstadımız bize şöyle seslenecek. ismi celal alel ekser nevilerde külliyatta tecelli eder. İsmi cemal ise mevcudatın cüziyatında tecelli eder. Aslında üstat bunu bize daha önce söylemişti. O küçük şeylere yüklediği Cenabı Hak büyük sırla söylemişti. Ama burada üstadımız bunu daha fazla açıyor. Biz de daha fazla açıp derinleşeceğiz inşallahu teala. Celal diyor üstadımız. İsmi celal. Neviler de külliyatta tecelli eder. Külli kanunlara baktığımızda biz ismi celali göreceğiz. Dolayısıyla nevilere baktığımızda mesela hayvanat neviine baktığımızda, nebatat neviine baktığımızda, külli kanunlara baktığımızda hep ismi celali göreceğiz. Çünkü Cenabı Hakk'ın azametini, Cenabı Hakk'ın ululuğunu göreceğiz ismi celalde. Ama ismi cemali nerede göreceğiz? Nerede arayacağız? Daha doğrusu mevcudatın cüziyatında arayacağız. Yani eee fertlerde arayacağız mevcudatın cüziyatında. Bu itibarla nevilerdeki cudu mutlak celalin tecalisidir. Cüziyatın nakışları, eşhasın güzellikleri cemalin tezyinatındandır diyor üstadım. Aslında bunların hepsi anahtar cümleler. Birer birer anahtar cümleler. Üstadımız bize meseleyi açıyor. Biz daha da tavsiye edeceğiz inşallahu teala. Ama özet olarak şöyle. Nevilerdeki cudu mutlak celalin tecellisidir. Nevilere baktığımız zaman biz neyi görüyoruz? Mesela rızka baktığımız zaman Cenabı Hakk'ın hayvanatı küçük olsun, büyük olsun, karada olsun, denizde olsun, sürüngen olsun, efendim kanatlı olsun hepsinin rızıklarını verdiğini görüyoruz. Bu Cenab-ı Hakk'ın külli bir kanunu ve cudu mutlak görüyoruz. Burada mutlak bir cömertlik görüyoruz. Ve bu her yarattığı mahluk rızkını veriyor oluşu Cenabı Hakk'ın bize onun azamet ve ululuğunu gösteriyor. Yani bir celal tecellisi. Rızıksız bırakmıyor yarattığı mahlukatı Cenabı Hak. O yüzden de nevilerdeki cudu-u mutlak diyor Bediüzzaman Hazretleri bir celal tecalisidir. Ama cüziyatın nakışları, eşhasın güzellikleri, şahısların güzellikleri cemal tecellisidir diyor. Siz sürüler halinde kuşları görürsünüz ama elinize konan bir kuşun kanadındaki desen de o kışın darıyı yiyişinde siz cemali seyredersiniz. Çiçek tarlalarının içerisine girersiniz ama kopardığınız bir goncada ya da seyrettiğiniz bir güanada Cenabı Hakk'ın cemalini temaşa etmiş olursunuz. Dolayısıyla küller de küller de neviler de ne tecelli ediyor? Celal cüzlerde şahıslarda onların güzelliklerinde ne tecalli ediyor? Onların nakışlarında. Nakışlara biliyorsunuz daha yakından bakarsınız. Bütünü gördüğünüzde, bütünü seyrettiğinizde celali seyrediyorsunuz ululuğu, azameti. Ama fertlere baktığınızda, cüziyata indiğinizde nakışları görmeye başlıyorsunuz ve orada işte cemale açılıyorsunuz. O nakışlarda bu varlıkta böyle olduğu gibi hadiselerde de böyle yaşadığımız hadiselerde de böyle. Bunu da konuşacağız inşallahu Teala. Ve keza diyor Bediüzzaman Hazretleri Celali Vahidiyetin tecllisinden, cemal de ehadiyetin tecllisinden zahir olur. Şimdi burada çok önemli bir şey var. Bizim ehadiyet ve vahidiyet iki tane kavramımız var. Ve Risale-i Nur'un sırlarına açılabilme noktasında çok önemli iki kavramımız ehadiyet ve vahidiyet. Üstat bunları celal ve cemalle eşleştiriyor bu metinde ve şöyle diyor. Diyor ki celal vahidiyetin tecellisidir. Vahidiyet malumunuz her şeyi yaratan, küllü, cüzü, her şeyi yaratan Rabbimiz. Onu yine azametiyle, ululuğuyla birleyebilmek demek. Bütün kesreti bir olarak görebilmek demek. Ama Cemal ehadiyetin tecellisi ya Cemalde neydi? Varlığın şahıslarına, küçük parçalarına, cüzlerine bakıyorduk ehadiyet tecalisinde. Onlara baktığımızda her bir şeyde küllü görüyoruz. Yani cüzde külleri seyrediyoruz ehadiyet tecllisinde. Adeta ehadiyet bize her şey her şeydir dedirtiyor. Her şeyin içinde her şeyi seyrettiriyor. E bunu Hzreti Mevlana'nın bir sözüyle özetleyebiliriz. Ne diyordu Hazreti Mevlana? Ben deryanın içerisindeki bir damla değil, damlanın içerisindeki bir deryayım. Damlanın içerisinde deryayı görebilmek meselesi işte ehadiyete açılabilmek meselesi. Cüziyattaki nakışları, şahıslardaki, fertlerdeki incelikleri görebildiğimizde, damlağın içindeki deryayı görebildiğimizde ehadiyeti açılmış oluyoruz. Ama deryanın tamamına bakıp da o deril ya cel diye kıyılara vuran dalgalarını seyrettiğimizde Cenabı Hakk'ın azametini, ululuğunu seyretmiş oluyoruz. Ve orada da Cenabı Hakk'ı vahidiyetiyle tanıyoruz. İşte bakın ne yaptık? Celal ve cemal dedik. Cemal dedik cüzlerde, fertlerde, celal de nevlerde, güllerde tecelli ediyor dedik. Sonra celal vahidiyetin tecellisidir. Cemal ehadiyetin tecellisidir dedik. Bunlar marifet-i ilahiye açılma adına çok önemli bilgiler. Yani bir birer birer cümleyle burada geçiyormuş gibi görünüyor ama Cenabı Hakk'ın tasarrufat-ı ilahiyesine açılabilme, Rabbimizi esmasıyla tanıyabilme, oradan sıfatlar sahiline yanaşabilme noktasında bunlar bizim için anahtar değerinde eee malumat. Dolayısıyla bunları böyle keşke kalbimizin üzerine yazabilsek. Yanımda olsaydınız hepinizi ayrı ayrı tekrar ettirmek isterdim. Celal vahidiyetin tecellisinden, Cemal ehadiyetin tecellisinden zahir olur. Şimdi kuracağımız cümleleri de isterim ki hepimiz ezberleyelim. Hepimiz ezberleyelim. Çünkü hoca efendi bu cümlelerin sohbetlerini de tekrar ediyor sürekli. Çok da tatlı cümleler. Şöyle cümlemiz, ezberleyeceğimiz cümlelerden bir tanesi bu anahtar cümlemiz. Bazen cemal celalden tecelli eder. Şimdi bunu ezberlemek bir yana cemali celalden seyretmek başka bir şey. Nasıl seyredilir Cemal Celal'den? Bunu konuşmamız lazım sizinle. Ve e peşinden gelen cümlenin güzelliğine bakın. Bunu Hoca Efendiden de duymuşluğunuz vardır eminim. Celal'in gözünde, özür diliyorum. Cemalin gözünde Celal ne kadar cemildir. Bakın Cemalin gözünde Celal ne kadar cemildir ve Celal'in gözünde dahi cemal ne kadar celildir diyor Bediüzzaman Hazretleri. Cümlenin güzelliğini görüyor musunuz? Cemalin gözünde Celal ne kadar cemildir ve Celalin gözünde dahi cemal ne kadar celildir. Öyleyse ne diyeceğiz? Cenab-ı Hakk'ın cemalinde celal var. Celalinde de cemal var. Biz cemalde celali görebiliyor muyuz? Ve celalde cemali görebiliyor muyuz? Bizim meselemiz bu. Hani bu cümleleri ezberleyelim dedik ya ama mesele bir bilmek meselesi ise, tanımak meselesi ise, marifet-i ilahiye açılmak meselesi ise bunu seyredebilmek, bunu böylece kalp gözüyle görebilmek önemli. Yani Celal de Cemali görebiliyor muyuz? Cemalin gözünde Celali'i seyredebiliyor muyuz? İşte bize bakan meselesi bu. Ve bunu böyle örneklerle üstadın bu metinde neler anlattığını anlamaya çalışacağız bugün. Ve sadece anlamaya çalışmayacağız inşallahu Teala. Bunu hayatımıza tatbik etmeye çalışacağız. Eee, kainatı böyle seyretmeye çalışacağız. Hadiseleri de böyle seyretmeye çalışacağız. bir bela ve bir musibetle karşı karşıya kaldığımızda, bir celal ve azamet silsilesinin içerisine girdiğimizde orada o celalin gözünde nasıl cemali görebiliriz? Buna bakacağız inşallahu teala beraberce. Şimdi hoca efendi Allah ondan razı olsun biz bu derslerde Mesnevi-i Nuriye derslerinde hep şunu yapıyoruz. Malumunuz Risale-i Nurları pırlantalarla şerh etmeye çalışıyoruz. Risale-i Nur'daki hakikatleri, pırlantalar nasıl tafsil etmişler? Ona hep bakmaya çalışıyoruz. Ve bu metinde mesela üstadın bize anlattığı bahsi hocamız ayniyetle şerh ediyor. Ona bakacağız. Beraber bakacağız. Üstadımızın dizinin dibine oturduğumuz gibi hocamızın da dizinin dibine oturacağız ve eee kulağımızı, kalbimizin kulağını hocamıza verip ondan bize bu metni şerh etmesini isteyeceğiz. ama önce Bediüzzaman Hazretlerine bir bakalım. Bakacağımız metinler de eee aslında sizin tanıdığınız Zülcel Celali Vel ikram esmasına bakıyor. İsmi azam olduğu da rivayet ediliyor Zülcelali vel ikram'ın. Düşünün bakın celalle cemali bir araya getiriyor değil mi? Zülcelali vel ikram ya da sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil azim. Bu virt de celal ve cemali bir araya getiriyor. Biz tesbihlerimizde bakın esma-i ilahiye değil mi? Zülcelali vel ikram diyoruz. Aslında Zülcelali vel ikram derken celalin içinde cemali seyrediyoruz. Celalin gözünde Cemali görüyoruz. Zülcelali vel ikram derken üstat Zülcelali vel ikram'ı izah ederken aslında bu cemal celal iç içeliğini celalde cemal cemalde celal nasıl tecelli ediyor onu zikrediyor. Ona bir bakalım isterseniz. Üstattan bir iki metin okuyup ondan sonra hocamıza müracaat edelim. Üstadımız diyor ki kainatın şehadetiyle Cenabı Hakk'ın nihayet derecede Rahman, Rahim, latif, kerim olduğunu kainatta seyrediyoruz. Değil mi? Kainatın şahitliği var. Ama Zülcelali vel ikram olduğunu da kainatta seyrediyoruz. Nerede seyrediyoruz? Benzer bir örneği hoca efendi de veriyor. Mesela Cenab-ı Hak çocukları dünyaya gönderiyor. Şimdi bu külli bir kaide. Öyle değil mi? Cenabı Hakk'ın düşünün ne kadar celali bir tecli değil mi? Ne kadar azamet ve ululuğunu gösteriyor Cenabı Hakk'ın. Sebeplerin, sebeplerin izah edemediği şekilde hayatı yaratıyor Cenabı Hak. Anne karnında bir sperm ve bir yumurtayla Cenabı Hak hayatı yaratıyor. O çocuğu anne karnında Cenabı Hak besliyor. Şimdi siz bu kaideye baktığınızda yani bu eee anne karnındaki o çocuğun teşekkülü, o yumurtanın döllenmesi, o çocukların dünyaya gelmesi, bu külli kaideye baktığınızda neyi görüyorsunuz? Cenabı Hakk'ın azametini görüyorsunuz. ulğunu görüyorsunuz, celalini görüyorsunuz. Ama o çocuğun annesinin memeler musluğundan nasıl beslendiğine şahitlik ettiğinizde neyi seyretmiş oluyorsunuz? Nakışları, cemali seyrediyorsunuz. O çocuğun anne karnında nasıl beslendiğini, doğduktan sonra annesinin memeler musluğundan nasıl ağzına süht akıltıldığına şahitlik ediyorsunuz. İşte o zaman Cenabı Hakk'ın Zülcelali vel ikram olduğunu da kainatta seyrediyorsunuz. Üstadımız çocuk diyor ki çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan ziyade merhamete, layık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıkları dahi bereket suretinde gönderilir. Şimdi bir kanun var. Yaşlanma kanunu var. Bu da celal düşünün. Külli bir kanun bu değil mi? Bunu seyrediyorsunuz ve külde seyrediyorsunuz. Yaşlanmak Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem her hastalığa şifa bulunacağını ama ihtiyarlık ve ölümün bunun dışında olduğunu söylüyor. Düşünsenize hani hepimiz yaşlanıyoruz. Yaşlanacağız. Yaşlanmaktayız. Şimdi bu külli bir kanun değil mi? Bu bir celale gösteriyor. Fakat insan yaşlandıkça çocuklardan bile daha fazla merhamete, layık ve şefkate muhtaç haline geliyor. Şimdi böyle yaşlanmış bir ihtiyarın diyor Bediüzzaman Hazretleri Allah rızkını yine gönderiyor. Bereket suretinde gönderiyor. Onların iaşelerini tamahkar ve bahil insanlara yükletmez." diyor Bediüzzaman Hazretleri. İnsanlar tamahkar, cimri. Dolayısıyla Allah o yaşlıların rızkını yükletmiyor başkalarına. Kendisi gönderiyor. Gayptan gönderiyor. Ama bunu görebilmeniz için ne olması gerekiyor? Cüziyattaki nakışları görebilmeniz gerekiyor. Yani bir evde ihtiyar varsa, bir evde yaşlı bir insan varsa o eve nasıl bereket aktığını görebilmeniz gerekiyor ki sizin zülcelali vel ikram diyebilesiniz. Ya da şöyle diyebilesiniz. Celalin gözünde cemal ne kadar celildir diyebilirsiniz. Zül celal vel ikram esma-ı ilahiyesini orada okuyabilesiniz. Dolayısıyla dikkat edin bakın sadece bebeklerin rızıklarının akıtılmasında değil aslında her çeşit rızkın bize gönderilmesinde fertlere baktığınızda, şahıslara baktığınızda Allah'ın sebepleri sizin önünüze nasıl seferber ettiğini gördüğünüzde ne diyorsunuz? Zülcelali vel ikram diyorsunuz. Mesela bahar mevsimi geldi diyelim. Cenab-ı Hak hadsiz hayvanat ve nebatatın yüz binlerce nevini yarattı. Çeşitlerini yarattı ve ismi fettah'ın tecellisidir. Bahar mevsimindeki açılmalar. Bahar mevsiminde ismi fettaha tecelli etti ve ne oldu efendim? eee hayret verici bir tarzda Cenabı Hak mahlukatı süratle cudu mutlakla bahar mevsiminde intişar ettirdi. Şimdi bizim o külli kaideye baktığımızda yani bahar mevsimindeki bu külli yaratmalara yüz binler nebilerin çeşitli suretlerde Fettah ismiyle efendim eee müteşabih katrelerden diyor Bediüzzaman Hazretleri birbirine benzeyen tohumlardan yaratılması. Şimdi buna baktığımız zaman biz hayret duyuyoruz değil mi? Hayret hayranlık. Cenab-ı Hakk'ın ululuğu ve azametinin bize verdiği duygu hayret ve hayranlık duygusudur. Çabuk yaratılıyor, mükemmel yaratılıyor. Bu hayret ve hayranlıkla biz kainatı seyrederken neyi görüyoruz? Bir de fertlere bakıyoruz. Mesela bir karıncaya bakıyoruz. Nevleri bir kenara bıraktık. Nevlerde Zülcelali vel ikram'ı gördük. Küçücük bir karınca gördük. gözümüze çarptı. Dikkatimizi çekti. Sırtına almış bir parçacık, küçücük bir parçacık kırıntıyı sırtına almış taşımaya çalışıyor. Ne görürsünüz orada? Orada işte Cenabı Hakk'ın cemalini görürsünüz. Orada ne görürsünüz? Zülcelali vel ikramı görürsünüz. Ve bunun bunu gördüğünüzde dersiniz ki rabbimiz, rabbimiz dersiniz. Celalin içerisinde Cemal ne kadar parlak görünüyor. Celalin gözünde Cemal ne kadar cemil demez misiniz? İşte Celal ve Cemal tecellileri böylece beyan ediyor. Şimdi biz üstadımızın bu konuda Zülcelal ikram başlığı altında Risale-i Nur'da verdiği çok güzel örnekler var. Onlara siz de bakabilirsiniz. Ama biz ne yapalım? Bir de Hoca efendiye bakalım. O bize ne diyecek? Meseleyi bize nasıl izah edecek? Şimdi önce şuna bakmamız lazım. Celali ve Cemali tecli nedir? Tecellileri ikiye ayırdık. Tecelli celali, tecelli-i cemali. Hoca efendi diyor ki tecli makalesinde kalbin zümrüt tepelerinde tecallii cemal Allah'ın lütuf, ihsan, şefkat, merhamet gibi isim ve sıfatlarının inkişafında müşahede edilen ehadi tecalilerdir. Farkındasınız Allah'ın isimlerini de celali isimler, cemali isimler diye ikiye ayırabiliyoruz. Cenabı Hakk'ın lütufları, ihsanları, şefkati, merhameti bu gibi isimlerin, bu gibi sıfatların inkişafıyla müşahede ettiğimiz, şahit olduğumuz ehadi-i tecellilere tecelli-i cemal diyoruz. Şimdi size sorardım yanımda olsaydınız. Öyleyse tecil-i celal nedir diye anlaşılıyor zannediyorum. Tecali-i celal de nedir? Cenabı Hakk'ın azamet, ceberut ve ululuğunu aksettiren ismi zatın cilve-i azamı sayılan vahidi tecalilerdir. Cenabı Hakk'ın celali tecalileri, azameti, ceberutu Cenabı Hakk'ın. Şimdi burada ismi zat dedi ya hoca efendi. İsmi zatın cilve-i azamı sayılan vahidi tecellilerdir diye. Bunun da üzerinde durmamız lazım. Çünkü malumunuz değerli dostlar, biz Cenabı Hakk'ın zatına lafza-i celal diyoruz. Allah lafzına, Allah lafzına lafza-i celal diyoruz. Niye öyle? Çünkü Cenabı Hakk'ın azameti, ululuğu, ceberutiyeti bize Cenabı Hakk'ın zatını hatırlatıyor, zatını bildiriyor. Dolayısıyla Allah kelime-i mübarekesi hep lafza-i celal ve Hazreti zat-ı uluhiyede de zülcelal. O yüzden dene gelmiştir diyor hoca efendi. Rabbimize zülcelal diyoruz. Allah kelime-i mübarekesini de bu yüzden lafza celal diyoruz. Vahidi bir tecelli ya. Cenab-ı Hakk'ın azameti, uluhiyeti, bütün kainatı yaratmışlığı, bütün efendim tasarrufatın Allah'a ait olması, bütün esmanın, bütün sıfatın onun tecellileri oluşu. Dolayısıyla lafzı-i celal bize zat-ı uluhiyeti hatırlatıyor ve bildiriyor. Farklı bir yaklaşımla diyor hoca efendi Cenab-ı Hakk'ın herkese ve her şeye o şeyin istidat ve kabiliyetleri ölçüsüne. Aynı zamanda seviyesi ve ihtiyacı nispetinde lütufta, ihsanda, ikramda, taltifte bulunması da cemali tecelliler oluyor. Bakın Cenabı Hakk'ın her şeye ve herkese ama o şeyin istidadı nispetinde kabiliyeti ölçüsünde, seviyesine göre ihtiyacına göre ihtiyacı neyse ona göre, lütufta bulunması, ihsanda bulunması, ikramda bulunması, taltifte bulunması, bunların hepsi de cemali tecaliler. Hepsi cemali tecaliler. Onun esma ve sıfatlarının aşkın ve ihata edilemez şekilde gayibane, kahirane, hakimane zuhurlarına da celali tecaliler deniliyor. Bakın celal tecellilerinde ne var? Ne var? Esmanın, sıfatların, aşkın ihata edilemez, kuşatılamaz şekilde gaibane, kahirane, hakimane zuhurlarına celal tecellileri diyoruz. Şimdi zannediyorum celal tecallileri ve cemal tecellileri anlaşıldı. Tecelli-i celal dedik, tecelli-i cemal dedik. Şimdi üstat üzerinden Zülcelali vel ikram esmasıyla okuma yaptık ya. Hoca efendi bu bağlamı yani Celal'in gözünde Cemal, Cemal'in gözünde Celal bağlamını yine benzer bir yaklaşımla sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil azim tesbihi üzerinden anlatıyor. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem'den öğrendiğimiz bir dua bu. Malumunuz öğrendiğimiz bir tesbih, öğrendiğimiz bir virt. Buhari'nin son hadis-i şerifi. Dilimize çok hafif gelen ama mizanda çok ağır gelecek olan bir virt bu. Şimdi bu tesbih diyor eee hoca efendi cemal tecisine celal tecellisine de bu tesbih işaret var. Bazı ayat-ı kerimelerde tesbih ile hamt beraber zikredildiği gibi bu sözde de Cenabı Hakk'ın celali tecellilerini ifade eden tesbihle cemali tecllilerine imada bulunan hamd beraber söylenmiştir. Şimdi ne oluyor? Bakıyorsunuz eee ne diyorsun? Sübhanallahi ve bihamdihi. Sübhanallahil azim. Şimdi sübhan Cenabı Hakk'ı tenzih ediyor. Dolayısıyla celale bakıyor. Değil mi? Ama sübhanallahi ve bihamdihi diyorsunuz. Hamde cemale bakıyor. Dedik ya isimler bir celale bakan isimler bir de cemale bakan isimler var. Sübhanallahil azim diyorsunuz. Bakın, azim Cenabı Hakk'ın celaline bakıyor. Şimdi hamd Cenabı Hakk'ın cemaline, izzet Cenabı Hakk'ın, azamet Cenabı Hakk'ın celaline bakıyor. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk'ın celali tecellilerini ifade eden tesbihle cemali tecellilerine imada bulunan Hamd beraberce zikredilmiş. Bu tesbihin içerisinde Allah Teala'nın kudret, irade ve meşiyetinin bütün kainat çapında hükmünü icra ettiğini gören melekler de rabbül melaikeet ve ruh deyip bütün alemlerin Rabbi Allah'ı kastediyorlar. Yani vahidi tecalilerle Allah'ı zikrediyor melekler. Meleklerin tesbihini biliyorsunuz değil mi? Rabbül melaiketi ver ruh diyorlar. Rabbül melaiketi. Şimdi size sorsam desem ki, "Rabbül melaiketi ve ruhta celali tecelli mi var? Celali cemali tecelli mi var?" Ne dersiniz? Bütün alemlerin rabbi olarak Allah'ı vasıflandırdıkları için celali tecelli var dersiniz. Öyle değil mi? Bütün alemlerin Rab, Rabbül melaiketü ve ruh, bütün meleklerin, bütün efendim ruhların rabi dediğinizde e celali tecelli kastetmiş oluyorsunuz. İşte vahidi ve celali tecellinin ifadesi. Sübhanallahi ve bihamdihi. Rabbül melaiketi ve ruh. Bunlar hep bakın ne var. Celali tecelli nerede? Sübhanallah'ta. Celali tecelli nerede? Rabbül melaiketü ve ruhta. Bütün alemlerin Rabbi. İşte vahidi ve celali tecelliler kastediliyor bunlarda. Fakat Allah'ın lütuf, şefkat, merhamet gibi sıfatlarından yansıyan Cenabı Hakk'ın herkese ve her şeye seviye ve ihtiyaçları nispetinde ihsan ve ikramda bulunması şeklinde müşahede edilen ehadi ve cemali tecellileri de vardır." diyor hoca efendi. Bakın yine aynı bağlam. Farkında mısınız hep? Allah'ın lütuf şefkat ya latif ya latif ya latif çekerken biz ne istiyoruz Cenabı Hak'tan? Lütuf istiyoruz değil mi? Ya Rahim ya Rahim ya Rahim derken e Cenabı Hak'tan şefkat istiyoruz. Ya Rahman, ya Rahman diyoruz. Merhamet istiyoruz. Bunların hepsi o sıfatlardan bize doğru yansıyan ama sadece bize değil Cenabı Hakk'ın her şeye kendi seviyesine göre yansıyan yani bana kendi seviyeme, kendi istidadıma göre yansıyor. Başkalarına da kendi ihtiyaçlarına göre, kendi seviyelerine göre, kendi istidatlarına göre yansıyor. Dolayısıyla bu ihsanlar, bu ikramlar, bunları müşahede edebildiğimizde ehadi ve cemali tecllileri açılıyoruz. Yani bana bak, ben kendime bakıyorum. Cenabı Hakk'ın benim üzerimdeki şefkatini, benim üzerimdeki kendi üzerimdeki merhametini, lütuflarını, onların nakışlarını gördüğümde işte Celalin içerisinde Cemal ne güzeldir diye biliyorum. Rahmaniyet ve Rahimiyet dalga boylu tecellilerden canlı cansız her varlığın kendi kabiliyetine göre, kendi donanımına göre, istidadına göre istifadesi söz konusudur ki bunlar cemali tecilerdir. Cemal her varlık, her fert ondan kendi kabiliyetine göre istifade ediyor. Bu türlü tecllilerde mecali yani tecli alanı olan varlıklar ya da bir yönüyle mazarlar kendi donanımları, konumları, seviyeleri, istidatları, ihtiyaçları nazarı itibar alınarak hususi görülüp gözetilirler. Öyle değil mi? Husi görülüm. Bir bebeği düşünün kaç aylıksa ona göre gözetiliyor. E doğuyor, doğuyor. Önce Cenabı Hak ona sütten önce böyle bulamaç gibi bir şey içirtiyor. Ona ihtiyacı olduğu için. Sonra süt, sütün terkibi bile aylara göre değişiyor. Yani bakın mecali kelime, anahtar kelime. Mecali. Mecali ne demek? Tecelli alanı olan varlıklar demek. mecali. Y ben Cenabı Hakk'ın tecellilerine mazarım ya. Ne oluyor? Ben bir mecalim. Tecelli alanı olan varlıklar. Bir yönüyle de mazharlar. O esmanın tezahür mahalleri. Ne oluyor? kendi donanımları, konumları, seviyeleri, istidatları, ihtiyaçların nazarı itibarı alınarak hususi olarak gözetiliyor. Gözetiliyoruz. Öyle değil mi? Husi olarak gözetiliyoruz. Rızkımız gönderiliyor. Alacağımız hava gönderiliyor. Gözümüze nur gönderiliyor. Hususi efendim kulağımıza nameler gönderiliyor. Kalbimize seveceğimiz insanlar gönderiliyor. Bütün bunlar hususi. Husi olarak korunup gözetiliyoruz. Görülüp gözetiliyoruz. farklı farklı şeylere ihtiyaç içerisinde oldukları, ayrı ayrı beslendikleri, çeşit çeşit bakıp bakıp bakım ve görüme muhtaç bulundukları halde hiçbiri unutulmuyor. Şimdi bu bir cemal tecellisi değil midir? Bakın tamam hepimiz hepimiz insanız ve benzer şeylere ihtiyaç duyuyormuşuz gibi görünüyor. Ama öyle değil ki çeşit çeşit çeşit çeşit farklı şeylere ihtiyaç duyuyoruz. Kimimiz işte yalnız, dostluğa ihtiyaç duyuyoruz. Kimimiz ilim ihtiyacı içerisinde yollara dökülüyoruz. Kimimiz bir bardak su ihtiyacı içerisinde su deyip inliyoruz. Dolayısıyla kendi donanımımıza göre, kendi konumumuza göre, kendi seviyemize, istidatlarımıza göre, içerisinde bulunduğumuz hale göre ne oluyor? Bakım ve görüme muhtaç bulunuyoruz. Ve hiçbirimizi terk etmiyor Rabbimiz. Ve ne oluyor? Eee, hiçbirimiz unutulmayarak, hiçbirimiz terk edilmeyerek tek nimetler veriliyor bize Cenabı Hak. tek nimetler veriyor ve Cenab-ı Hakk'ın cemali tecellilerini işte biz bu ferden ferda teker teker korunup gözetiliyor oluşumuzla farklı şeylere ihtiyaç içerisinde olmamıza rağmen ayrı ayrı çeşit çeşit bakım ve görüme muhtaç oluşumuza rağmen Cenabı Hakk'ın hiçbirimizi unutmayışıyla görüyoruz cemal tecellilerini yine Yine anne sütünü burada örnek olarak veriyor hoca efendi. Diyor ki mesela bir bebeğe önce anne sütü sonra mama verilir. Çocuk biraz büyüyünce de pelte daha sonra püre daha sonra da ekmek ve katı gıda ile beslenir. Bakın hani Allah rızık veriyor diyoruz ama e rızık da çeşit çeşit. Rızık da çeşit çeşit. İhtiyaç da çeşit çeşit. Çünkü yani bebek hep aynı rızka ihtiyaç duymuyor. Onun da çeşitlenmesi lazım. Ve vücudumuzun ihtiyaçlarına bakın. Proteine ayrı ihtiyacımız var. Vitamine ayrı ihtiyacımız var. Evet. Bütün varlıkların birden görülüp gözetilmesi şeklindeki celali tecellinin yanı sıra bir bebeğin kendi durumuna göre ona özel rızık verilmesi cemali tecellidir. Ne güzel değil mi? Bütün varlıklar birden korunup gözetiliyor. Birden görülüp gözetiliyor. Bu külli bir kanun. nevsla celali bir tecelli. Ama bunun yanı sıra bir bebeğin kendi durumuna göre özel bir rızıkla beslenmesi de cemali tecli. İşte Celal ile Cemali bir arada müşahede eden Peygamber Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil azim diyerek bu iki tecaliyi birden dikkatimize sunuyor. Bakın ne yapıyor efendimiz. dikkat çekiyor iki tecelliye birden. Çünkü celal ve cemali bir arada müşahede ediyor. Şimdi bizim de öyle yani celali şurada tecelli ediyoruz. Cemali burada görüyoruz değil. Beraber müşahede edebilmek. Celal ve cemali içe müşahede edebilmek. Ve onu beraber müşahede ettiğimizde işte ne diyoruz? Sübhanallahi ve bihamdihi. Sübhanallahil azim diyoruz. Zülcelali vel ikram diyoruz. Zaten Bediüzzaman Hazretlerinin de ifade ettiği gibi ismi cenal genellikle nevilerde ve külliyatta tecalli eder. İsmi cemal ise mevcudatın cüziyatında tecalli eder. Bu itibarla nevilerdeki cudu-u mutlak celalin tecellisidir. Bunlar üstadın cümleleri. Hoca efendi aynen alıyor. Nevilerdeki cudu mutlak yani mutlak cömertlik. Allah'ın hazinelerinin nihayetsizliği celalin tecllisidir. Cüziyattaki nakışlar eşhasın güzellikleri de cemalin tecellisidir. Şahıslardaki güzellikler, cüzilerdeki nakışlar da cemalin tecellisidir. Bazen de cemal celalden tecelli eder. Evet. Cemalin gözünde Celal ne kadar cemildir? Ve Celalin gözünde ki cemal ne kadar celildir. İşte biz o azametli tecelliler karşısında hayret ve dehşet yaşar. Sübhanallah deriz. Cenabı Hakk'ın azim icraatını temaşa eder. Allahu ekberlerle gürleriz. Bu arada bir cemal tecellisi olarak üzerimize sağanak sağanak nimetler yanmasına mukabil de elhamdülillah der, hamdü sena duygularımızı seslendiririz. Cemal tecellilerine mukabele etmiş oluruz. Evet, bu metni siz eee okuyabilirsiniz tamamını. Biz bize ait küçük bir bölümünü okuduk. Şimdi Hocafendiden meseleyi biraz daha açmaya devam edeceğiz. Hoca efendi aynı bahsi ele aldığı başka bir metninde bu görüşün yani bu celal ve cemal tecellilerinde celali görmenin çok önemli olduğunun altını çiziyor. Çünkü celal nevilere küle bakıyor. Cenabı Hakk'ın bakın zatına bakıyor, azametine bakıyor Celal. O yüzden Celali'i görmek çok önemli. Bunu yaşadığımız hadiseleri de getireceğiz beraberce. Şöyle diyor hoca efendi. Bunu sadece üstat böyle görmemiş diyor. Muhiddin İbn Arabi Hazretleri de böyle görmüş. İmam Rabbani Hazretleri de böyle görmüş. Celali tecelliin ne kadar önemli olduğu üzerinde durmuşlar. Şimdi Hazreti Muhiddin de ifade ettiği gibi, Hazreti Muhiddin'in de ifade ettiği gibi ki zannediyorum İmam Rabbani Hazretlerinin de bu konudaki hususi bir iki mektubu var. Celali tecallinin önemi esasen mümin için çok büyüktür. Bakın, celali tecellinin önemi mümin için çok büyüktür. Kafirler ve münafıklar için söz konusu olmasa da celali tecaliler baskın yaptığı zaman kafirler ve münafıklar ne yapıyorlar? İç döküyorlar, yalvarıyorlar, yakıvırıyorlar. Fakat gaileler bertaraf olunca keyiflerine dalıyorlar. Şimdi bu ayet-i kerimede böyle geçiyor. İşte bela ve musibet geldiğinde yalvarıyorlar, yakarıyorlar ama bela ve musibet geçip gittiğinde keyif keyiflerine dalıyorlar. Dolayısıyla onlar celali tecalilerden istifade edememiş oluyorlar. Fakat mümin o celali tecaliler karşısında cemali tecllilerden daha fazla hisseyab olur. Diyor hoca efendi. Nasıl hisseyab olur? Celalin gözünde Cemali görür. Celalin gözünde Cemali görür. Zira mümin zaten çizgisini koruyordur. Zaten hiçbir şey olmadığı zaman da Rabbiyle irtibatı onun devam ediyordur. Yani bela ve musibet geldiğinde yalvarıp yakarıyor değil. O çizgisini koruyordur. Zaten her zaman el pençe divan duruyordur rabbinin huzurunda. Hele celal tecellileri geldiği zaman ıstırar diliyle yani o çaresizliğin diliyle Cenabı Hak'a teveccüh ediyor. Ve Neml suresi 62. ayette rabbimiz buyuruyor ya mustar dua ettiği zaman yani çaresizlik diriyle dua ettiği zaman o çaresiz onun duasını icabet eden başındaki sıkıntıyı gideren kimdir? Şimdi siz çaresiz kaldınız. Külli bir kanun var. O külli kanunun içinde kaldınız. Mesela diyelim ki bir virüs vücudunuza girdi ve hasta oldunuz. Şimdi bu külli bir kanun değil mi? İnsanın mahiyeti böyle. Mahiyet-i insaniye böyle külli bir kanun. Ama ne yaptınız? O çaresizliğin içerisinde Cenabı Hak'a teveccüh ettiniz. Ve ne oldu? Cenabı Hak sizin sıkıntınızı giderdi. Ne oldu? Bakın Celalin içerisinde, Celalin gözünde size ne göründü? Cemal göründü. Ama Cenabı Hak sıkıntınızı henüz gidermeden de siz o sıkıntıyı giderme makamında Cenabı Hakk'ı gördünüz ve ona teveccüh ettiniz ya işte celalin içerisinde cemal ışımaya başlıyor sizin gönlünüzde. Allah öyle diyor. Mustar dua ettiği zaman duasına icabet eden ve başındaki sıkıntıyı gideren kimdir diyor. Neml suresi 62. ayet. Ve ben kalbi kırıklarla beraberim diyor mesela Cenabı Hak. Ben kalbi kırıklarla beraberim. Şimdi bu bir cemal tecllisi değil mi? Celalin içerisinde bakın kalbimiz kırılıyor. Niye? İnsanız. Duygularımız var. Kırılganız. Bu külli bir kanun. İnsanın mahiyeti böyle. Ama ben kalbi kırıklarla beraberim diyor ya Cenabı Hak. Neyi gösteriyor bize? Celalin gözünde Cemali gösteriyor. Ve biz de diyoruz ki Allah kalbi kırıklarla beraberim deyince diyoruz ki biz de Celal'in gözünde Cemal ne kadar cemil diyoruz. Hüzün ne kadar tatlı geliyor insana o zaman. Öyle değil mi? Kalbin zümrüt tepelerindeki hüzün makalesini bir okuyun. Hüzün bir kalbe otağını kurunca başka hiçbir şeyin oraya yerleşmesine izin vermiyor. Dolayısıyla o insan hep böyle rabbiyle beraber oluyor. Şimdi ne kadar cemil bir şey Hüzün. Hani siz de deyin diye acizane demiştim diyor hoca efendi. Hoca efendi tevhitnamenin sonunda eee tevhitname duasının sonunda biliyorsunuz ey kalbi kırıkları maiyetiyle şereflendiren ey gönlü mahsunların yanındayım buyuran. Halihazırda gönüllerimiz paramparça mahsun ve kederli. Ne olur mahiyetini bizlere de duyur. Bizi bize terk etmek suretiyle bizleri mahvettirme. Kırıklarımızı sarıp sarmala. Yaralarımızı da iyileştir. Bu dua var biliyorsunuz. E tevhitnamenin sonunda. Şimdi Allah ben kalbi kırıklarla beraberim deyince hoca efendi de alıyor bunu ve bize şöyle dedirtiyor. Bunu duaya çeviriyor hoca efendi. Ve dikkat edin celalin içerisinde cemali görmenin, celalin gözünde cemali seyretmenin duası bu. Ey kalbi kırıkları mahiyetiyle şereflendiren, ey gönlü mahsunların yanındayım diye buyuran. Halihazırda gönüllerimiz paramparça. Bu bir celal tecellisi değil mi? Halihazırda gönüllerimiz paramparça, mahsun ve kederli. Ne olur maiyetini, yakınlığını bizlere duyur. Bizi bize bırakmak, bizi bize terk etmek suretiyle bizleri mahvettirme. Kırıklarımızı sarıp sarmala. yaralarımızı iyileştir. Şimdi ne yapıyoruz? Bakın Allah'a teveccüh ediyoruz ve kalbi kırıkların yanında maiyetiyle şereflendiren, kalbi kırıkların yanındayım diye buyuran rabbimiz diye ona teveccüh ediyoruz. Celalin içerisinde cemali görüyor muyuz? Görerek teveccüh ediyoruz. Yoksa celalin içerisinde cemali göremezsek ne oluyor? Yese düşüyoruz. Ümitsizliğe düşüyoruz. Ve ey darda kalanların, canı gırtlağına dayananların, dergah-ı uluhiyetinin kapısının tokmağına dokunanların carılarına icabet buyuran Allah'ım. Hali pürmelimiz sana ayan canlarımız gırtlakta ve son kelime dudakta. Hak duygusunun gönlümüzde hasıl ettiği heyecan ve hafakandan batıl duygu ve düşüncesine karşı koyma cehdi ve gayreti sebebiyle yeryüzü bütün genişliğine rağmen bizim için daraldıkça daraldı. Sadırlarımız ve nefsimiz bizi sıktıkça sıkmaya başladı. Ne olursun bizlere tez zamanda fereç ve mahreç nasip buyur. Sensin yegane sığını, ümit kaynağımız. Şimdi bir insan rabbine "Sensin yegane sığını, sensin yegane ümit kaynağımız" diyorsa o külli kanunların içerisinde cemali görüyordur. Hoca efendi tam buradan devam ediyor ve meseleyi yine üstadın cümlelerine bağlıyor ve diyor ki mümin böyle bir celal tecellisi karşısında daha bir metafizik gerilime geçiyor. Şimdi gördünüz mü celalin içerisinde nasıl cemal cilveleri var. Böyle bir celal tecellisi karşısında mümin daha bir metafizik gerilime geçiyor. Cenabı Hak'a daha genişçe teveccüh ediyor. O açıdan da esasen bir yönüyle Celal'in gözünde Cemal daha bir cemal haline geliyor. Şimdi cemali hep işte diyelim ki rızıklanıyoruz. Diyelim ki işte dualarımıza icabet ediliyor ama bir celal silsilesinin içerisine girince cemal bizim için daha bir cemal oluyor. Cemal bizim için daha bir cemal oluyor. Düşünün açlıktan sonra yemek yediğinizde yemek sizin için daha bir yemek, daha bir lezzetli yemek oluyor. Susuzluk içerisinde kıvranırken bir bardak su sizin için daha bir su oluyor. Daha kıymetli bir su oluyor. Öyle değil mi? İşte dikkat edin bakın Celal'in gözünde Cemal daha bir Cemal Celal'in gözünde. Siz böyle bir mustar hal içerisindeyken, böyle bir çaresizlik içerisinde kıvranırken, Cenab-ı Hak size cemaliyle tecelli edince diyorsunuz ki, "Ya Rabbi, Celal'in gözünde cemal ne kadar cemil." demiyor musunuz? daha bir cemil hale geliyor Celal'in gözünde. Ne güzel izah ediyor değil mi hoca efendi? Ne güzel şerh ediyor ve ne kadar çok da bize bakıyor. İçinden geçtiğimiz bela ve musibet silsilesine bakıyor. Evet. Bir celalin tecellisi içerisindeyiz. Bir celal tecellisi içerisindeyiz. Biz bir mustarın duasıyla Rabbimize dua ediyoruz. Ama Celal'in gözünde Cemali' de görüyoruz. Daha bir cemil hale geliyor o cemalin, Celalin gözünde Cemal. Evet. Bu İmam Rabbani Hazretlerinin beyanı da böyle diyor hoca efendi. Mektubatta İmam Rabbani'nin mektubatında bu birkaç tane mektup var bununla ilgili diyor. Ayrı bir şey yani Celal çok daha önemli mümin için. Şimdi bu çok bana çok etkileyici geliyor. Mümin için celal çok daha önemli diyor hoca efendi. Mümin için celal çok daha önemli. Çünkü celal vaktinde biz daha bir metafizik gerilime geçiyor ve Cenabı Hak'a daha genişçe teveccüh ediyoruz. Bu böyle değil mi? Düşünsenize hayatımızda celal tecellileri olmasa bunu şunun üzerinden de düşünebilirsiniz. Kabz ve bastalleri üzerinden de düşünebilirsiniz. Kabzda celal tecellileri var. Bastta cemal tecalileri var. Şimdi kabzı olmasa bastta sürekli bir bast halinde insan ülfete ve ünsiyete düşer. Ne yapıyor Cenabı Hak? O kabz haliyle bizi kendine doğru çağırıyor. Kendine teveccüh etmeye çağırıyor. Ondan sonra o kapsan, kapstan sonra bast geldi mi o bast bizim için işte Celal'in gözünde, Cemal ne kadar cemildir dedirten bastlar oluyor. çok daha geniş ve çok daha çok daha Cenabı Hak'a tam bir metafizik gerilimle teveccüh ettiğimiz tecelliler, celal tecellileri. O yüzden hoca efendi diyor ki bakın İmam Rabbani'nin mektubatında da bu böyle. Muhittin İbra Arabi Hazretlerinde bu böyle. Celal çok daha önemlidir mümin için diyor. Celal mümin için çok daha önemlidir. Ne dedik? Bakın lafza-i celale bakıyor Cenabı Hakk'ın celal tasarrufatı dedik. Lafza-i celal diyoruz. Bakın Allah'ın zatının esmasına. Hazreti Muhiddin de meseleye öyle bakar. Zannediyorum Hazreti Piri Mugan Şam-i Taban da meseleye öyle bakar. Üstadımız İmam Rabbani de öyle bakıyor. Muhittin İbn Arabi de öyle bakıyor. Üstadımız bizim için ne? Piri Mugan. Şemi taban. O bizim, o bizim parlak güneşimiz. O bizim elimizden tutup da bizi hakikate ulaştıran bizim piştarımız, bizim pişuvamız, yol göstericimiz. Evet. Hz. Muhiddin de meseleye öyle bakar zannediyorum. Hazreti Piri Mugan, Şemi Taban da meseleye öyle bakar. Mesela üstat hazretleri bazen de Cemal Celal'de tecelli eder. Evet. Cemalin gözünde Celal ne kadar cemildir. Celal'in gözünde dahi cemal ne kadar celildir der. Onlar hep aynı ekolün. Ekol ne? Medresenin, mektebin talebeleri bir yönüyle peygamber şakirtleri olmaları itibariyla temel esaslar da birbirlerinden farklı düşünmeleri söz konusu değildir." diyor hoca efendi. Bakın kaç tane eee isim verdi hoca efendi. Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinde de bu böyle. İmam Rabbani'de de bu böyle. Üstatta da bu böyle. Niye? Çünkü aynı mektebin talebeleri. Çünkü ekol dedi önce hoca efendi. Sonra ekol de ne dedi? Onlar aynı mektebin talebeleri, peygamber şakirtleri. Dolayısıyla aynı şeyleri söyleyecekler. Temel espri itibariyle hep Kur'an merceğiyle, sünnet-i sahiha merceiyle söyleyecekler. Sahabe-i kiram'ın o mevzudaki reyleriyle, tevilleriyle, tefsirleriyle bakacaklar meselelere ve bize hep hakikati fısıldayacaklar. Şimdi efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem orada celali tecelliyi kendi engin ufkuyla has varidatıyla duyuyor. Uhud Celali Tecalli'yi efendimizin duyduğu Uhud neyle duyuyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem? Bu celali tecalyi kendi engin ufkuyla duyuyor ve ona has varidatıyla duyuyor. Bunu İmam Rabbani duymuşsa, Muhidtin İbn Arabi duymuşsa, Hazreti Bediüzzaman duymuşsa, şah-ı Geylani Hasan Şazeli duymuşsa onunkine sallallahu teala aleyhi ve sellem duyma denmez. O sallallahu tea aleyhi ve sellem tabiatinin derinliklerinde onun fokur fokur kaynadığını hissediyor. Celali tecellilerin tabiatinin derinliğinde fokur fokur kaynadığını hissediyor efendimiz Uhud'ta. Dolayısıyla onun sallallahu teala aleyhi ve sellem'in bu derin ihsas ve ihtisasları o andaki ızdıraplarının dişinin kırılması semalarda Allah'ın her zaman üstün gelen arslanı yazılan Hz. Hamza'nın şehit edilmesi, ruhunun ufkuna yürümesi. Bakın bütün bunlar celal tecalileri değil mi? Uhud. Efendimizin dişi kırılıyor. Hazreti Hamza şehit ediliyor. 70 tane sahabenin şehadeti var. Ondan sonra sahabiler mecr sahabiler yaralanmışlar. Şimdi bunların hepsi celal tecellileri ve efendimizin içinde fokur fokur o tecelliler kaynıyor. Ama ne oluyor? O tecellileri Cenabı Hak tadil ediyor. Yakınlığıyla, kurbiyetiyle tadil ediyor. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in işte efendimiz o celalin içerisinde görüyor Cemali. Şimdi düşünün Taif'i düşünün. Celal tecallileri değil mi? Efendimizin Taif'te yaşadıkları celal tecllileri değil mi? Ama Allah nasıl şereflendiriyor efendimizi? Celalin içerisinde nasıl cemal tecellileri var? Efendimiz nasıl miraca davet ediliyor? Tayıftan sonra, Uhud'tan sonra nasıl sahabeleriyle Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem kenetleniyor? Allah onları affetti diyor. O sahabe efendilerimiz için içtihatlarında hata yapan sahabi efendilerimiz için. Dolayısıyla bakın hep celal celal çok önemlidir diyor. Kim diyor? Bediüzzaman diyor, İmam-ı Rabbani diyor, Şah-ı Geylani diyor, efendim Muhittin İbn Arabi Hazretleri diyor, Celal çok önemli. Çünkü Celal'in gözünde Cemal olunca daha bir cemil oluyor. Zannediyorum mesele daha iyi anlaşıldı Hoca Efendinin verdiği örneklerle. Eee, hoca efendi buna bela enstrümanlarından tevhitnameleri diyor başka bir yerde. Bela enstrümanlarından tevhitnameleri. Şimdi bunlar bizim için neden önemli bir yönüyle? Dedim ya biz de bir celal tecellilerinin içinden geçiyoruz. Farkındasınız şiddetli bir celal fırtınasının, celal tecellilerinin içerisinden geçiyoruz hepimiz. Fakat zannediyorum hepiniz birer birer cemal şahıslarda, cüziyattaki nakışlarda tecelli ediyordu ya. Hepinizin hayatlarına birer birer baktığımızda neyi görürüz? Cemalin cilvelerini görürüz. E öyle deriz. Yani düşünün hicret ettik değil mi? Hicret ettik. Bir celal tecellisi olarak hicret ettik. Cebri hicretler yaptık. Ama gittiğimiz mekanlarda cemal cilveleriyle karşılaşmadık mı? O celal bize cemali celalin gözünde daha bir cemil olarak göstermedi mi? Hz. Yunus Aleyhisselam'ın yaşadığı gibi diyor hoca efendi. Bizler de kimi zaman fertile planında, cemaat planında bela ve musibetlerle karşı karşıya kaldık. Kalıyoruz. Hatta bazı durumlarda topyün bir millet olarak, topyekökün bir cemaat olarak ıstırar hali yaşıyoruz. Çaresizlikle kıvranıyoruz. Yaşamıyor muyuz bunları? Ama önemli olan diyor hoca efendi yaşanan bütün bu sıkıntılardan ciddi bir tecessüs, ciddi bir tefahus hissiyle bu sıkıntıların süzülmesi, onların doğru okunması ve doğru değerlendirilmesi, musibetlerin ışığı altında gerçek tevhide yol bulunması, celalden cemale yol bulunması. O musibetlerin ışığı altında. Bakın zira Cenabı Hak abesiş işlemekten münezzeh, müberra böyle bir çaresizlik durumuna kullarını sokmuşsa önemli bazı kazanımlar elde etmek içindir. Eğer bunun farkına varılırsa yaşanan sıkıntılar rıza ile karşılanır. O zaman maruz kalınan çaresizliğin sekiyle Cenabı Hak'a tam teveccüh edilir. Böyle olur değil mi? Bakın eğer bunu fark edersek yani celal silsilesinin içerisinde bu kazanımların olduğunu fark edersek tam bir teveccühle Cenabı Hak'a teveccüh ediyoruz. Çaresizliğin sevkiyle teveccüh ediyoruz. ve yaşanan sıkıntılar rızayla karşılanabiliyorsa, maruz kalınan çaresizliklerin sevkiyle Cenabı Hak'a tam teveccüh edilebiliyorsa dünyanın mamur hale getirilmesi ve ahiretin kazanılması mümkün oluyor. Ve burada yaşanan sıkıntıların ahirette geriye dönüşü çok farklı oluyor. O zaman orada damla deryaya, zerre güneşe dönüşüyor. Ahirette ne oluyor? Bakın Cenabı Hak sizi dünyaya açıyor. Görüyorsunuz değil mi bunu? Bütün hizmet insanlarını ki hep şöyle diyorduk değil mi? Hizmetin değerleri evrensel değerler diyorduk. Efendim işte global bir hizmetten söz ediyorduk ama oturduğumuz yerlerde de oturuyorduk. Şimdi düşünün hani madem ki hizmet bütün bir insanlık için hizmet, madem ki hicret bu kadar önemli neden biz oturduğumuz yerde oturuyorduk? Hoca efendi bizi hicrete davet ediyor olmasına rağmen neden cevap vermiyorduk? Ne oldu? İşte geldi bir celal silsilesi, bir fırtına. Celal silsilesi. Fırtınalarda ne kadar cemal cilveleri vardır biliyorsunuz. Ne oldu? geldi bir celal silsilesi bir fırtınayla beraber biz yeryüzüne savrulmuş olduk. Ama ne dedi hoca efendi? Tohumlar gibi saçıldınız. Ne oldu? Bakın Celal'in gözünde Cemal göründü. Tohumlar gibi saçıldınız. Evet. Belirli bir düşünce ve hareketin içerisinde yer alan insanların bir kısım musibetlerle hırpalanmaları zahiren onlar adına şer gibi görülebilir. Fakat Allah celle celalüu bu tür imtihanlarla onların yüzünü kendisine çevirmeyi murat buyurmuş olabilir. eri onların hakiki tevhide ulaşmaları adına bir fırsat kapısı olabilir ve o kapıyı aralayabilir. Israr çaresizlik halleri. Bundan dolayıdır ki bela ve musibetler başa geldiğinde onları Allah'ın lütfu olarak görmeli." diyor hoca efendi. Bela ve musibet başa geldiğinde tekrar ediyorum onları Allah'ın lütfu olarak görmeli ve şöyle demeli. Gelse celalinden cefa yahut cemalinden vefa, ikisi de cana safa, ikisi de cana safa. Kahr hoş, lütfun da hoş. senden hem o demelidir diyor hoca efendi. Yani birimizin hoş olması yetmiyor. Madem ki bir cemaat olarak yaşıyoruz bu bela ve musibet silsilesini şöyle dememiz gerekiyor. Ya Rabbi senden bir sen de hoş, şerife de hoş, Faruk da hoş, Eda da hoş. Senden hem o hoş hem bu hoş. Hoşham senden hoş diyebilmek lazım. Evet. maruz kalınan bela ve musibetlerin ondan geldiğinin farkına varıp rıza ile mukabele ettikten sonra gelenler ister meltem olsun ister fırtına olsun neticesi itibariyle hep hayırdır. Fırtına da gelse meltem de gelse gelen ondan geliyorsa eğicesi itibariyle hayırdır. Malumunuz değerli dostlar şükür makalesinde hoca efendi üçe ayırıyor şükrü. Ve birincisi böyle herkesin mümin olsun, efendim müslim olsun, gayrimüslim olsun, mümin olsun, münkir olsun herkesin nimet olduğunu kabul ettiği ve herkesin teşekkür ettiği, şükrettiği nimetler var. Amerika'da şükran günlerinin iklimindeyiz. İnsanlar mesela burada efendim e işte şükran günü yapıyorlar. İşte başımızda evimiz var, soframızda yemeğimiz var, sevdiklerimiz yanımızda. Bunlara herkes şükrediyor. Herkes bunları nimet olarak kabul ediyor. Şimdi bu şükrün en düşük mertebesi. Onun üstüne hoca efendi sabır içindeki şükrü koyuyor. Sabır içindeki şükrü. İkincisi ama en yukarıda ne var? İşte bu tefiz makamı, narı nuru bir bilme makamı, kahrı lütfu bir bilme makamı, maruz kalınan bela ve musibetlerin ondan geldiğinin farkına varıp da rıza ile mukabele etme makamı. İşte bu makam hangi nefis mertebesine tekabül ediyor farkındasınız değil mi? Nefs-i radiye, nefs-i mardiye, mutmainne. Yani nefs-i radiye ve nefs-i mardiyeyi hoca efendi nefs-i mutmainenin dereceleri olarak anlatıyor. Radiye ve mardiye. Düşünün radiye bir kulun Cenabı Hak'tan razı olması demek. Bu halk şairimizin ifadesiyle diyor hoca efendi gelse celalinden cefa yahut cemalinden vefa ikisi de cana safa, lütfun da hoş, kahr hoş şeklinde dillendirilir. Buna göre Cenab-ı Hak'tan ne gelirse gelsin her zaman şükürle karşılık verip katiyen şikayet etmeme ve bu yolda karşımıza çıkacak gülü de dikeni de aynı görme. de azabı da bir bilmek esastır. Ne oldu? Celalin gözünde Cemali gördük. Ve bu rızalık makamı ve düşünün nefs-i radiye makamı Allah'ın ey nefs-i mutmainne dön rabbine. Sen ondan razı, o senden razı olarak katıl. güzel kullarımın arasına gir cennete dediği nefis mertebesi bu razılık mertebesi. İkincisi de nefsi-i mardiye. Bu da Allah'ın rızasına mazhar olmak demek. Mardiye radiyeden daha üst üst bir mertebe. Sen Allah'tan razı, Allah senden razı. Rabiyatün adviye'yi biliyorsunuz değerli dostlar. Tabiinin büyük kadını Rabiatün Adevi Allah'a dua ederken diyor ki Allah'ım benim seninle olan alakam hürmetine değil senin benimle olan alakan hürmetine dua ediyorum diyor. İstiyorum diyor. Radiye Mardiye sen ondan razı o senden razı. Evet değerli dostlar dersi burada bitirelim inşallahu teala. Bugünkü dersimiz böyleydi. Celal'in gözünde Cemali görmeydi. Eee, şunun da bitirelim. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem eee, dualarımızı ya zel celali vel ikram hitabı hitabıyla noktalamamızı istiyor diyor hoca efendim. Efendimiz aleyhissalatu vesselam dualarımızı ya zel celali vel ikram hitabıyla noktalamamızı istiyor. Bu da sünnet. Dua ettik. Ya zel celali vel ikram deyip bitiriyoruz duamızı. Ama biz efendimize salatü selam da getiriyoruz biliyorsunuz. Onun arkasından efendimizin tevazuna veriyoruz bunu. Ondan başka bir mahmil düşünüp duaları ya zel celali vel ikram'la beraber salavat getirerek noktalıyoruz." diyor hoca efendi. Bu sahabe-i kiram'ın hassasiyetiydi. Bizim de hassasiyetimiz olsun diye de ekliyor hocamız. Evet değerli dostlar eee biz eee Celal ve Cemali'i konuştuk bugün. Aslında dersin adını Celal ve Cemal olarak koyduk ama Celalin içindeki Cemali gördük. Görmeye çalıştık bugün. Celal'in gözünde Cemali gördük ve Celal'in gözündeki cemalin nasıl bir cemal olduğunu görmeye, anlamaya çalıştık. Allah anlayanlardan eylesin. Tabii bunun tecrübesini de yaşıyoruz biz. Yaşayalım. yaşatıyor. Rabbimiz hamdu sanalar olsun ona. Kahrı, lütu bir bilme makamına eriştirsin. Rabbim hepimizi eee kadere taş atmayanlardan yaşadığı bela ve musibetlerle Cenabı Hak'a teveccühü tamla tam bir metafizik gerilimle iltica edenlerden. Böylece de o celalin içerisinde cemale açılabilenlerden eylesin Rabbimiz cümlemizi. Evet değerli dostlarım dersi bitiriyorum. Birkaç makale daha seçtim ama dersi böyle hani ikindi namazı geçmesin Amerika'da bizim benim bulunduğum eee bölgelerde diye dersi erken bitirmeye çalışıyorum. Aslında erkende değil vaktinde bitirmeye çalışıyorum. Şimdi eee dualar faslına geçebiliriz. Fedakarlar ekibine yine ve yeniden teşekkür edebiliriz. Allah onlardan razı olsun. geçen hepsinden inşallahu teala eee metinler paylaşılmış. Çok güzel. Hamdolsun. Anahtar kavramlarımız celali ve cemali teciler. Bugünkü anahtar kavramlarımız. Cudu-u mutlak, ehadiyet ve vahidiyet. Damlanın içindeki deryayı görmek, celalin gözünde cemali görmek, cemalin gözünde Celali görmek. Celalin içindeki Nıkış, Zülcelali vel ikram, tecelli-i celal, vahidi teclliler, tecli-i cemal, ehadi teclliler, mecali tecalli alanı olan varlıklar, hususi görülüp gözetilmek, bela enstrümanlarından tevhitnameleri çıkarmak, sabır içinde şükretmek, narı nuru bir bilme makamı, ya zel celali vel ikram Anahtar cümlelerimiz ismi celal alel eksar nevilerde ve külliyatta tecelli eder. İsmi cemal ise mevcudatın cüziyatında tecelli eder. Bu itibarla nevilerdeki cudu-u mutlak celalin tecellisidir. Cüziyatın nakışları, eşhasın güzellikleri cemali tecellilerdendir. Cemalin tecaliyatındandır. Celal vahidiyetin tecellisinden, cemal ehadiyetin tecellisinden zahir olur. Bazen de cemal celalden tecelli eder. Ne güzel tecelli ediyor değil mi? Cemal celalden tecelli eder. Düşünün güneş ne kadar celal aslında ama bizim için ne kadar cemil. Cemalin gözünde celal ne kadar cemildir. Celalin gözünde dahi cemal ne kadar celildir. Sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahil azim. Gelse celalinden cefa yahut cemalinden vefa. İkisi de cana safa. Kahr hoş, lütfunda hoş. Fırtına da gelse neticesi itibariyle hayırdır. Meltem de gelse neticesi itibariyle hayırdır. Evet. Bugünkü eee duaları sevgili dostum Birsan başlatmış. Ona selam ediyorum. Ey benim zülcelali vel ikram rabbim, yüceler yücesi Rabbim, azamet ve ululuğuyla, azamet ve ululuğuyla, hayran ve hayretler içerisinde tecellilerini küllerde seyrettiğimiz Rabbimiz Celalle Cemali beraber eee görebilmeyi, müşahade edebilmeyi bize nasip eyle. Rabbimiz sana bir mustar olarak geliyoruz. Sen her daim bizlerin ellerinden tutansın. Hep elimizden tuttun. Bizi hiç yalnız bırakmadın. Bizleri eee bizleri ipine, hablulullah'a sımsıkı bağlı olanlardan, yolunda her zaman hizmet edenlerden, sabiti kadem olanlardan, razı olduğun kullarından eyle. Bizler senin hususi görülüp göz görüp gözettiğin kullarından olalım. Amin. Ya Rabbi ya zel celali vel ikram. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed. Amin. Amin. Sevgili Birsan. Evet. Tevhide açılan yol celalden geçiyor. Demek ki bir sen olmak celalden geçiyor. Sevgili bir sen. Ehadi tecellileri vahidi tecellilerin içerisinde görebilmek. O yüzden küllü görebilmek, külle açılabilmek çok önemli. Celal daha mühimdir diyor hoca efendi. Bakın celal daha mühimdir diyor üstadımız bize. Evet bekliyorum sevgili dostlarım dualarınızı. Sevgili Şerifi aramızda onun da çizimini bekliyoruz inşallahu teala. Şöyle demiş sevgili Ayşe Özdoğan kardeşimiz. Ona da selam olsun. Ey celal içerisinde cemalini, cemal içerisinde celalini gösteren, gözümün nuru, gönlümün sururu, Rabbı Rahimim, ne kadar merhametlisin ki hizmetimizin içine düştüğü umumi imtihanlar hengamında bizim hissemize isabet eden hususi imtihanda, cemali tecilerinle kalplerimize, kalplerimize inşira ve teselli ihsan ediyorsun. Ey canıma can katan Rabbim, gerek hapis musibetinde, gerek hastalık imtihanlarında biz aciz kullarını cemali cilvelerinle muhafaza ve teselli ettiğin için elfa alfi elhamdülillah. Bunları sevgili Ayşe Özdağ'ın söyleyebilmesi ayrıca çok güzel. Malumunuzdur belki haberiniz olmuştur. Sevgili Ayşe Özdağ yüz kanseri tedavisi görüyor ve aynı zamanda işte bir hapse girme riskiyle karşı karşıya Türkiye'den çıkmak durumunda kaldı. Yani tam bir fert olarak da bela ve musibet silsilesinin içerisinde içerisinden geçti. Tedavisi hala devam ediyor. Rabbim şifalar lütfetsin. Ama görüyor o celalin içinde cemal tecllilerini. Ey canıma can katan Rabbim diyor. Gerek hapis musibetinde gerek hastalık imtihanında biz aciz kullarını cemali cilvelerinle muhafaza eden ve teselli etti teselli eden sensin. Sana elfü elfü elhamdülillah. Bakın yolu nerelerden geçip buraya geliyor. Şu ifritten ve zamanın karanlıkları içerisinde. İfritten zamanın karanlıkları içerisinde sen ne güzelsin. Senin rahmetin ne güzel bir melce ve sığınaktır. Ne olur ya Rabbi maiyetini bize hissettir. Huzurunu gönlümüze duyur. Bizi nefislerimizin eline bırakma. Bırakma ki senden başka hiç kimsenin, hiçbir şeyin sahte ve geçici tesellilerine iltica etmeyelim. Benim zülcelali vel ikram olan rabbim. Elfi elfi amin. Elfi elfi amin. Sevgili Ayşe. Evet sevgili Edacığımızın Ealardan bir edakara yiğidin duasını okuyacağız şimdi. Şöyle demiş. Ey Rahma, ey Rahman ve Rahim Rabbimiz. Bizleri celal tecellilerinde cemalini, cemal tecellilerin de cemalini müşahede eden hakiki müminlerden eyle. Rabbimiz zamanın ağır imtihanlarında hadiselerin aleyhimize cereyan ettiği bugünlerde hizmet yolundaki bütün kardeşlerime kadınıyla erkeğiyle gönül veren her cana celalinin ardındaki cemali göstererek basiret ve feraset ihsan eyle. Amin. Göster ya Rabbi. Cemalinin, celalinin gözündeki cemali seyrettir. Ya Rabbi. Mustar ve mahsun ruhlarımızı kurbiyetinle teskin eyle. Celal fırtınalarını rahmet rüzgarlarınla tebdil eyle. Ya ya latif, bu şiddetli celal tecalilerin içinde bizi cemalinle kuşat, lütfunla güçlendir, rahmetinle muhafaza buyur. Gönüllerimizi senin huzuruna yönelt. Yüreklerimizi imana, teslimiyete, sabra aç. Celali celali rahmete, darlığı celalini rahmete, darlığı genişliğe, karanlığımızı nura inkılab ettir ya zel celali vel ikram. Amin. Elf alfü amin. Evet. Peki sevgili Fatih kardeşimizin duasını okuyacağız. Şimdi şöyle demiş. Ey bizi celali tecalilerine muhatap kılan musibet bir perde olsa da celaline kalbimin hala sızlıyor olmasına bakıp üzülüyorum. Musibet perde olsa da celaline kalbimin hala sızlıyor olmasına bakıp üzülüyorum. Keşke tevhitten teslime geçebilseydik. Razıyım dedi deyip itminan-ı kalp ile karşılayabilseydik keşke. Çok doğru. Bir nefis muhasebesi de var bu duanın içerisinde. Benim duygularıma da tercümanlık yapmış. Ey bizi celali tecellilerine muhatap kılan Rabbimiz. Musibet bir perde olsa da olsa da celaline kalbimin hala sızlıyor olmasına bakıp üzülüyorum. Keşke tevhitten teslime geçebilseydik. Razıyım deyip itminan-ı kalp ile karşılayabilseydik. Ey bizi istihdam eden hakim Rabbimiz, başımıza gelen musibetler bizi hizmet-i imaniye dairesinde gayret etmekten alıkoymasın. Her hareketimizi sana arz ediyor olma bilinciyle yapalım. Tecelli-i ilahiyeni görünce konumumuzun hakkını verme bilinciyle eee yeni halimizi hemen kabullenebilelim. Kalbimizin sızısını da du doğalara çevirebilelim. Yakınlığa dönüştürebilelim. Hüzünle hüzünle sana yaklaşabilelim. Ey gariplerin sahibi hüzünlerimiz yetimhane hüzünler değil aşıkani hüzünler olsun. Beni ve benim gibi kaps içinde kalmış kardeşlerimi neticesi itibariyle hayır olan sonuçlara eriştir. Hep beraber sana teveccüh eden, razı olduğun müspet hareket kahramanı kullardan olalım. Amin. Elfi alfi amin. Fatih kardeşim. Evet. Pek sevgili Nuray kardeşimizin duasını okuyacağız şimdi. Celalin içerisinde Cemal bulan Ümit kahramanı. Celalin gözünde Cemali buldun ise yolun düşmez asla ise. Gel bunu özür diliyorum gel bunu topal kuşa, kanıdı kırık kelebeğe, gözü yaşlı insancığa soralım. Bunda büyük bir sır var. Anladın ise ya zel celali vel ikram perdesini arala. Göster bize cemalini. Amin ya Rabbi. Pek güzel olmuş sevgili Nuray. Celalin içerisinde cemal bulan Ümit kahramanı. Celalin gözünde Cemali buldun ise yolun düşmez asla ye ise. Evet çok güzel bir ifade olmuş. Sevgili Hilal'in duasını okuyacağız şimdi. Ona da çok ona çok selam ediyorum. Şöyle demiş: "Ya Zel Celali vel ikram. Ne celaline dayanacak halimiz ne de cemalinden uzak kalmayan mecalimiz var. Ne olur bizi ataya-i sübhaniyenden lütuflarınla sevindir." Amin. Elfi elfi amin. Evet. Şimdi pek sevgili Betül Muhliseciğimizin özlediğimiz şiirlerinden bir tanesini okuyacağız. Şöyle demiş: "Ey kalbi kırıkların yanında olan Allah'ım, ne kalbim kırık ne de mustarım. Lakin sensin yegane sığınağım. Sensin ümit kaynağım. İsterim Rabbim isterim. Sen ki vermeyi istemeseydin istemeyi vermezdin. Celalinde cemalini, cemalinde celalini görebilmeyi, celal silsilesi içerisinde cemali, şu dikenli yollardaki gülleri müşahede edebilmeyi isterim. Ve her daim kalbimizin dili ile söylet rabbim. Gelse celalinden cefa yahut cemalinden vefa. İkisi de cana safa. İkisi kahr hoş lütfun da hoş. Amin. Elfi alfi amin. Sevgili Betül Muhlise. Pek güzel olmuş duan. Ve pek sevgili Şerifeciğimin e çizimi geldi. Onu renklendirir, Instagram'dan paylaşırız inşallahu Teala. Çok güzel bir tamsili ifade etmiş. Gül. Gülün dikeni var. Ele batıyor. Biz de celal tecdileriyle karşı karşıya kalıyoruz. Ama dikenine takılıp kalırsak gülü göremiyoruz. İşte Şerife bunu çizime dökmüş. elinde gül olan dikenlerine rağmen dikenleri değil gülü gören ve onu da kalbe dönüştüren, iştiyaka, aşka dönüştüren ve şöyle diyen, "Ya Rabbi, Celal'nin gözünde Cemal ne kadar da cemil" diyen bir özne çizmiş sevgili Şerife. Allah ondan razı olsun. Eksik kalmadı. Sevgili Ayperi hanımcığım da hepimize yetecek gülleri gönderdi. Hepimize yetecek güller Kaliforniya'dan burada da var. Tecessüm etmiş güller. Ayperi Hanım'ın tecessüm etmiş gülleri. Evet. Peki sevgili Feyzacığımızın Allah ondan razı olsun şiiri geldi. Feyizli şiiri. Onu okuyalım şimdi. Kalbimi aldım avucuma ey dost. Dostum mu elimde yoksa kalbim mi? Hasretinden nar gibi kızarmış yolları. Her birinde bin elem gizli. Çeşit çeşit odaları. Ne el var, ne ayağı, ne gözü içinde yalnız mahram bir kapı. Ey kalbim, biri kırmadan da kırılmışsın sen. Damar damar her yolun rızık peşinde. Eee, sare gibi koşturuyor bir tepeden diğerine besleniyor ruhum hususi bir odacıkta. Hacer gibi koşturuyor diyelim bir tepeden diğerine besleniyor ruhum. Husi bir odacıkta kaybolmuş değil belki bulunmuşum. Her atışında ben yeniden doğmuşum. Kaybolmuş değil belki bulunmuşum. Her atışımda ben yeniden doğmuşum. Ya Vahit ey cemali celalini de saklı yar. Mecnunun kalbinde bir olmuş nur ile nar, bir şükür tesbihinde iç içe geçmiş razılık. Kulun diyebilmişse eğer her şey ondan. Gölgeyi ardını almış aslına dönmekte her an. Celalin gözünde cemal namı diğer rüyet. Ya zel celali vel ikram. Bizi bu ümitle haşret. Amin. Ne güzel dua olmuş. Şurayı bir kere daha okuyalım. Ya Vahit ey cemali celaline saklı yar. Mecnunun kalbinde bir olmuş nur ile nar. Bir şükür tesbihinde iç içe geçmiş razılık. Kulun diyebilmişse eğer her şey ondan. Gölgeyi ardına almış. Aslına dönmekte her an. Celalin gözünde cemal namı diğer rüyet. Ya zel celali vel ikram bizi bu ümitle haşret. Amin. Elfi elfi amin ya Rabbi. Evet değerli dostlar bugünkü dualar böyleydi. Pek sevgili Edacamın duası gelmedi. Onun yerine ben diyeyim o zaman. Tut elimizden tut ki edemeyiz sensiz rabbimiz. Ve Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed diyelim. Eee, bir üste var demiş. Evet. Ha doğru. Bir üste var. Kaçırmışım bak. Hatırlatma oldu. Allah razı olsun. Sevgili Edacığımın duası gelmiş. Onunla final yapalım. Rabbı Rahimim. Ey karıncanın bile ihtiyacını en ince detayına kadar gözeten Rab. Görüp gözetmek ne güzel, ne güzel cemal fiillir. Ey karıncanın ihtiyacını bile en ince detayına kadar gözüküp gözeten Rabbim, ne olur bu kıymetli kış kampı zamanında eş dost anne baba demeden gidip seninle halvet haline gelip ruhumuzun manevi doyumunu gerçekleştirebilmeyi bizlere meccanen lütfeyle. Öyle ki bizim de tıpkı o ihtiyarları gözettiğin, o ihtiyacını gözettiğin karıncalar gibi marifet ihtiyacımızı gider. Ne olur her zerrede senin cemalini de celalini de görebilelim. Öyle ki tevekkülün ve teslimiyetin en yüksek mertebelerine ulaşabilelim. Allah'ım ne olur tut ellerimizden tut ki edemeyiz sensiz. Ya zel celali vel ikram essalatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecin. Evet bugünkü dersimiz böyleydi. Allah'a emanet olun. Görüşmek ümidiyle hoşça kalın.

EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 238: CELAL VE CEMAL

Channel: Emine Eroğlu

Convert Another Video

Share transcript:

Want to generate another YouTube transcript?

Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.