Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: BAŞKALARININ GİZLİ HALLERİNİ ARAŞTIRMA
Video Transcript:
Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmeîn. Estağfirullah. Estağfirullah estağfirullah. Elfi alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu muhabbetle selamlıyorum. Gaibunu da hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun diye ümit ediyorum. Bugün sizinle yine derin Müslümanlıktan bir ders yapacağız. Orada eee insanı yücelten vasıflar bir de insanın ayağını kaydıran vasıflar ayrı ayrı anlatılıyor. Biz bugün başkalarının gizli hallerini araştırma bahsini konuşacağız. Buna tecessüs deniliyor literatürde inşallahu teala. Bir kere daha hatırlayalım. Derin Müslümanlık bir ahlak kitabı, ahlak felsefesi kitabı. E hoca efendi bize şöyle buyuruyordu. Bizim yürüdüğümüz yolda yürümek için sığ Müslümanlık yetmez. Derin ve canlı bir Müslümanlığa ihtiyacımız var. Hatta hoca efendi başka bir yerde insanlara yüzme öğretir gibi derine dalmayı öğretin diyordu. Derin bir Müslümanlığa ihtiyacımız var. İşte bu derin Müslümanlığın temel meselelerinden bir tanesi de bu başkalarının gizli hallerini araştırma. Özellikle yaşadığımız dönem, yaşadığımız çağ, yaşadığımız zemin itibariyla malumunuz sosyal medya üzerinden başkalarının gizli hallerini araştırmak, teşhir etmek yaygınlaştı. Dolayısıyla ahlaki bir vasıf olarak bizim nerede durmamız gerektiğine ilişkin çok önemli prensipler verecek bu ders bize inşallahu teala. şöyle başlıyor hoca efendi. Diyor ki, "İslam'da kötülükleri araştırma, başkalarının günahlarına muttali olmaya çalışma gibi bir vazife yoktur. Yani hiçbirimize Allah böyle bir vazife vermemiş. Gidin başkalarının günahlarını araştırın. Gidin başkalarının kötülüklerini araştırın di" diye bir vazifemiz bizim yok. Bilakis Kur'an'da Cenab-ı Hak bize tecessüste bulunmayın diye emrediyor. Tecessüste bulunmayın. Bu birbirinizin gizli hallerini araştırmayın emri. Dolayısıyla bu ayetle kati olarak haram kılınmış. Bakın başkalarının gizli hallerini araştırmak, başkalarının günahlarına muttali olmaya çalışmak meselesi ayeti kerime ile ayet-i kerime ile haram kılınmış. Kati surette haram kılınmış. Allah celle celalüu sallallahu teala aleyhi ve sellem üzerinden de bize nasıl durmamız gerektiğini talim ettiriyor. Efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem insanların hata ve günahlarından ötürü ayıplanmalarını da yasaklıyor efendimiz. hatalarından, günahlarından ötürü insanların ayıplanmalarını da yasaklıyor. Bir kötülük avcısı gibi sürekli insanların ayıp ve kusurlarıyla meşgul olan ve bu konuda tahkikat yapan insanlar bir süre sonra tabiat kirlenmesine, fıtrat, fıtrat deformasyonuna uğrarlar. Ve eee dikkat edin bakın buradaki tanımlama bana çok etkileyici geliyor. Kötülük avcısı. Kötülük avcısı. Bir kötülük avcısı gibi sürekli insanların bir hafiye gibi, bir gizli hafiye gibi başkalarının kötülüklerini araştırma. Bu konuda tahkikatlar yapma. Sonra şimdi bunu insan mizaç haline getirmişse böyle bir yolculuğun içerisindeyse ikinci aşaması şöyle oluyor. O insan fıtrat deformasyonuna uğruyor. Kirleniyor. Yani neyi kirleniyor? Bakışı kirleniyor. İnsanlara bakarken adeta bir hafiye gibi kusur görmek için bakıyor. Neyi kirleniyor? Duyguları kirleniyor o insanın. Düşünceleri kirleniyor o insanın. Biz bu kirliliğe fıtrat deformasyonu diyoruz. Bakın bana çok etkileyici gelir. Üstat hüsnü zan edin demiyor. Şöyle diyor: "Hüsnü zanla memuruz di" diyor Bediüzzaman Hazretleri. Memuruz. Memur olmak emredilmiş olmak demek. Biliyorsunuz hüsnü zanla emredilmişiz. Çünkü Hüsnü zan bizim duygularımızı temiz tutma çabamız. Hüsnü zan bizim bakışımızı, görüşümüzü, düşüncelerimizi, duygularımızı kirlerden koruma çabamız, bulaşıklıklardan koruma çabamız. Dolayısıyla ne diyor bakın hoca efendi? Meseleyi dolaştırmıyor hoca efendi. Çok net. Çok net. Çünkü İslam hukukunda çok net. Çünkü Cenabı Hakk'ın emri çok net. Çok açık bir şekilde hoca efendi kati bir surette diyor buna. kati bir surette Allah yasaklıyor başkalarının gizli hallerini araştırmayı ve başkalarının gizli hallerini araştırmaya ne dedik? Kötülük avcılığı. Kötülük avcılığı. Bir kötülük avcısı da aslında en büyük kötülüğü kendine yapıyor. Çünkü tabiat kirlenmesine maruz kalıyor ve ne oluyor? Fıtratı deforme oluyor insanın. Bir kere de tabiat kirlendikten sonra artık ayıplanan bir dil uzatılanlar sayesinde günahkar ve zalimlerle sınırlı kalmayacak. Tertemiz insanlar da karalanmaya başlayacak. Şimdi bir insan kötülük avcısı oldu ya. Ne oldu? Ayıplama. Efendimiz ayıplamayı insanların kötülüklerinden dolayı, günahlarından dolayı ayıplanmasını yasaklıyor. Ya bu kötülük avcısı fıtrat deformasyonuna uğradı. Önce yolculuğa şöyle başlıyor. Önce işte kötüleri araştırmaya başlıyor. Onların avcılığını yapıyor kötülerin. Ama bunu fıtrat haline getirdiğinde bakışı, duyguları, düşünceleri kirlendiğinde artık kötülerle de sınırlı kalmıyor. İyi insanlara da öyle bakmaya başlıyor ve onların da kötülüklerini araştırmaya başlıyor. Onlar için de avcılık yapmaya başlıyor. Dil uzatılanlar sadece günahkar ve zalimler olmuyor. Tertemiz insanlara da dil uzatmaya başlıyor. Tertemiz insanlara da. Şimdi bu çok kolay ya. Yani eskiden diyelim ki efendim gazetelerde birtım haberler yapılıyordu bunlara dair. Oysa günümüzde yaşadığımız dönem itibariyla bireysel olarak herkes bir sosyal medya hesabı açabiliyor ve açtığı hesaptan hesaptan dünyaya yayın yapabiliyor. Bütün bir yeryüzüne yayın yapabiliyor. Ve böyle bir fıtrat deformasyonuna uğramış olan bir insan, tertemiz insanlara toplumun önünde dil uzatabiliyor. Tertemiz insanlara karalama kampanyaları başlatabiliyor. Ne kadar tehlikeli düşünün. Allah bizi başkalarının günahlarını araştırmak için savcı tayin etmemiştir. Bu hoca efendinin bu konuda kurduğu cümleler bana çok etkileyici geliyor. Bakın önce dedi ki bir kötülük avcısı gibi sürekli insanların ayıp ve kusurlarıyla meşgul olan eee tabiat tabiatini tahrip eder. Dedi. Böyle başladı. Sonra döndü hoca efendi bize. Dedi ki Allah bize böyle bir vazife vermedi. Allah bize başkalarının günahlarını araştıralım diye savcılık vazifesi vermedi. Biliyorsunuz hukukta diyelim ki birisi bir cürüm işledi. E savcının sorumluluğu değil mi? Hani o cürümü ortaya çıkarsın. Toplumun hukukuna tecavüz eden bir cürüm işledi. Birisi. E savcının sorumluluğu. Ama benim sorumluluğum değil ki. Ben savcı değilim ki. Gizli hafiye değilim ki ben. Allah başkalarının günahlarını araştırmak için beni savcı tayin etmedi. Mehasini ahlak kuralları içerisinde başkalarının kusurlarını araştırma yok. Yani güzel ahlaklar anlatılıyor ya. Güzel ahlak özellikleri anlatılıyor ya. Onlardan bir tanesi sünnette anlatılan efendimizin yaşantısında ortaya çıkan o ahlak-ı hasene özelliklerinden bir tanesi asla başkalarının günahlarını araştırmak değil. Onları araştırmak. Bir. İkincisi deşifre etmek. Üçüncüsü de o insanları toplumun önünde mahcup düşürmek. Şimdi bu böyle bir vazifemiz yok. Ahlak hasenin arasında da bu yok. Ne oluyor? Bakın güzlü günahı araştırıyorsun. Sonra deşifre ediyorsun. Sonra üstüne üstlük o deşifrenin yüzünden o insanı o toplumun önünde utandırıyorsun. Mahcup düşürüyorsun o insanı. Yok böyle bir şey. Aksine hata ve kusur avcılığı yapmak, günahları açığa vurmak, insanları tahkir etmek dinimizde ahlaksızlık zayılmıştır. Bakın çok dedim ya net bir dil kullanıyor hoca efendi. Ahlaksızlık. Ahlaksızlık. İnsanların gizli kusurlarını araştırmak, günahlarını araştırmak bir ahlaksızlık. Sonra onları açığa vurmak ahlaksızlık. Sonra insanları tahkir etmek ahlaksızlık. Nasıl tahkir ediliyor insanlar? Günahları ortaya dökülünce insanlar, o insanlar kendilerini savunmak zorunda kalıyorlar. Cümleler kurmak zorunda kalıyorlar. Belki kendi hatalarını, günahlarını savunmak zorunda kalıyorlar. tahkir ediliyorlar. Bazen cemiyetten, cemaatten uzaklaşıyorlar. Bazen tahkir edildikleri için haktan ve hakikatten uzaklaşıyorlar. Bunu siz de yaşıyorsunuzdur zannediyorum. Gençlerin arasında da yaygın bu. Yani birisinin kusuru ortaya döküldüğünde görüyorsunuz. Yani nice gençler görüyorum ben. Uzak uzaklaşmış. kendi e çevresinden uzaklaşmış, arkadaşlarından uzaklaşmış, grubundan uzaklaşmış, sosyal çevresinden uzaklaşmış, cemaatinden, cemiyetinden uzaklaşmış. Gerekçesi de bu, gerekçesi de onun gizli bir hali, açığa çıkmasını istemediği bir hali, görünmesini istemediği bir hali açığa vurulmuş. O mahcup olmuş. O toplumun önünde, o insanların önünde utandırılmış. mahcup edilmiş, üstüne üstlük bir de tahrik edilmiş. Ne oluyor öyle olunca? O insan aksülamel gösteriyor. Böyle bir ahlaksızlık karşısında o insan uzaklaşıyor. Uzaklaşarak tepkisini gösteriyor. Tahkir edildiği için, tahkir edildiği için yani hakir görüldüğü için tahkir ayrı bir de tahrik ayrı. tahkir ediliyor, hakir görülüyor. Aşağılanıyor. Kendini küçük düşmüş hissediyor. Bir de tahrik ediliyor. Ne oluyor? Kendini savunma ihtiyacı hissediyor. Belki günahını savunma ihtiyacı hissediyor. Belki o da muhatabına kötü sözler söyleyerek mukabele etme ihtiyacı hissediyor. Belki uzaklaşıyor. E bütün bunlar da hepsi birer kayıp değil mi? Ve hoca efendi bunların topunu birden bir tek kelimede topluyor. Ahlaksızlık. Başkalarının gizli hallerini araştırmak ahlaksızlık. Onları teşhir etmek ahlaksızlık. Kusur avcılığı yapmak ahlaksızlık. Günahları açığa vurmak ahlaksızlık. İnsanları tahkir etmek yani hakir görmek ahlaksızlık. Gidip de yani birisi bunu yaptı diyelim. Birisi bunu yaptı. Sosyal medya üzerinden yaptı. Gidip de bunu efendim beğenmek ahlaksızlık. gidip de bunun altına çirkin yorumlar yapmak. Ahlaksızlık velhasıl ahlaksızlıklar uzayıp gidiyor değerli dostlar. Ve hepsi neyle başlıyor? İnsanların gizli kusurlarını araştırmakla. zikrettiği gibi hoca efendinin önce bu günahkarların günahlarını araştırmakla başlıyor. Ama bu araştırma yolculuğu insanın duygularını, bakışını, düşüncelerini kirlettiği ve tabiatini bozduğu için en masum insanlara kadar dil uzatmaya başlıyor insan. Bunun böyle bir de bununla şöhret bulan insanlar da var biliyorsunuz. Yani böyle yapı yaptığı bilinen ve böyle yapıyor oluşuyla şöhret bulan herkesin onun nasıl bir insan olduğunu bildiği, buna rağmen bakın merak duygusu ya tecessüs, doğru yerde kullanılmayıp yanlış yerde kullanıldığında yine kime saldırdı, kime yine yine laf uzattı, kime çamur attı diye takip edilen, bakılan, dolayısıyla bakan insanların duygularını kirletmeye devam eden insanlar var. Şimdi Allah'ın isimlerinden bir tanesi nedir? Settar. Settar ne demek? Ayıp ve günahları örten demek. Bunu unutmamak zorundayız. Bunu unutmamak zorundayız. Allah'ın isimlerinden bir tanesi settar. Şimdi biz derin Müslümanlık bir ahlak kitabı, ahlak felsefesi kitabı diyoruz. Bizim ahlak felsefemiz nedirle başlıyor hoca efendi kitaba. Bizim ahlak felsefemiz nedir? Cevabı da bizim ahlak felsefemiz esma-i ilahiye ile ahlaklanmaktadır." diye cevap veriyor. Hoca efendi tekrar ediyorum. Bizim ahlak felsefemiz esma-i ilahiye ile ahlaklanmaktır. Allah cömerttir. Biz de esma-ı ilahiyle ahlaklanmaya çalışıyoruz. Allah alimdir. Esma-ı ilahi ile ahlaklanmaya çalışıyoruz. Allah gaffardır. Allah settardır diyoruz. Esma-ı ilahi ile ahlaklanıyoruz. Allah settarsa bize düşen şey de setretmek olur. Settar biliyorsunuz ayıp ve günahları örten, ayıp ve günahları setreden manasına geliyor. Bu unutulmamalıdır. Müslümana düşen bu ahlakla ahlaklanmaktır. Nitekim bir hadislerinde efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem bu hakikati gözler önüne seriyor ve şöyle buyuruyor. Her kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter. Ne kadar ümit vadedici değil mi? Her kim bir Müslümanın günahını örterse Allah da hem dünyada hem de ahirette onun günahlarını örter. Hangi birimiz günahlarımızın örtülmesini istemiyoruz söyler misiniz? Bizim de günahlarımızı birileri deşelese, açığa çıkarsa bizim de kusurumuzu, kabahatimizi alıp bir de ortaya dökse birileri teşhir etse. Teşhir ettiği için bizi de tahrik etse, bizi tahkir etse yani bizi küçük düşürse, bizi de işte günahımızı savunmaya doğru ittirse, bizi de başkalarına cevap vermeye ittirse. E hayır çıkar mı böyle bir şeyden? Söyler misiniz? Tam tersine ne istiyoruz biz? Rabbimiz bizim günahlarımızı örtsün, gizlesin istiyoruz. İstiyoruz değil mi bunu? Dolayısıyla da efendimizin hadis-i şerifi bize çok ümit veriyor. Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da dünyada ve ahirette onun ayıbını örter diyor. Ahirette bizi mahcup edecek çok şey karşımıza çıkacak. Çıkacaktır. Hani bunu tahmin etmek zor değil. Bizi mahcup edecek çok şeyler çıkabilir karşımıza. Eğer burada bu ilahi ahlakla ahlaklanmışsak öbür tarafta rezil rüsvay olmaktan kurtuluruz. Ama tam tersini eğer bu ilahi ahlakla ahlaklanmadıysak orada ortaya dökülüveren, ortaya saçılıveren günahlarımızla, kabahatilerimizle rezil ve rüsvay olabiliriz. Ve bu dünyada başkalarına çektirdiğimiz rezil ve rüsvallik öbür tarafta gelir başımıza dolanır. Allah bizi böyle bir akı akıbetten muhafaza buyursun. Kader adaletle hükmeder. Siz burada bir insanı rezil rüsvay ederseniz orada gelir o rezil ve rüsvaylık başımıza dolanır. Bizim günahlarımız ortaya dökülür ve o rezil ve rüsvai olan biz oluruz. Allah muhafaza buyursun. En iyisi başkalarının kusurlarını, ayıplarını araştırmaktan vazgeçmek. şey olarak, bir karakter olarak, bir mizaç olarak birileri böyle ün yapmışsa, birileri böyle iktidar devşiriyorsa başkalarının kusurlarını, kabahatlerini araştırarak başkalarını mahcup etmek üzerine kuruyorlarsa kendi kimliklerini o insanlardan da çok uzak durmak lazım. Her şeyden önce çok samimiyetle söyleyeyim. Sosyal medyadan da mümkün olduğunca uzak durmak lazım. En iyisi başkalarının kusup kusurlarını, ayıplarını araştırmaktan vazgeçmek. Eğer bir sosyal medya hesabımız varsa bu hesap temiz bir hesap olmalı. Ama şimdi biliyorsunuz böyle birtım algoritmalar bizim takip etmediğimiz şeyleri de bizim önümüze döküyor, çıkarıyor. Dolayısıyla kendimizi bu konuda sağlama almak zorundayız. En iyisi başkalarının kusurlarını, ayıplarını vazgeçmek, araştırmaktan. Çünkü açık bir dille hoca efendi bize ne dedi? Haram. Haram. Tabiat deformasyonu dedi. Öyle bir şeye muttali olduğumuzda da bunu başkalarına ifşa etmemek. Yani istemeden muttali olduk diyelim. İstemeden başkasının ayıbını gördük. İstemeden duyduk. istemeden bir meclisin içerisinde buna şahitlik etmek durumunda kaldık. Bize düşen şey ne? Bunu ifşa etmemek, saklamak. Görmedim, işitmedim. Kendi hayallerimizden, kendi tasavvurlarımızdan da uzak tutmak, mümkünse unutmak, istiğfar çekmek. Kendimiz için de gördüğümüz için bakışımızı, görüşümüzü, işitmemizi, kulağımızı, duyuşumuzu kirlettik diye istiğfar çekmek. Aynı zamanda muhatabımız için de istiğfar çekmek bize yakışan bu olur. Şimdi yine Cenabı Hak ayet-i kerimede İsra suresinde bilmediğin şeyin peşine düşme diye emrediyor bize. Bilmediğin şeyin peşine düşme. Şimdi bu da bir emir. Dikkat ederseniz burada hep emir kipleri kullanıyor Cenabı Hak. İlk ayet-i kerimede de öyleydi. Ve tecessesu dedi Cenabı Hak. Tecessüste bulunmayın. Yani başkalarının gizli hallerini araştırmayın. Kesin bir emir. Kati bir emirdi bu. Yine İsa suresinde Cenabı Hak buyuruyor ki, "Bilmediğin şeyin peşine düşme." Yine bakın, yine başka bir ayet okuyorum size. Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak şöyle diyor: "Ey iman edenler, ey iman edenler! Zandan çok sakının." Bu ayet-i kerimeyi zannediyorum hepiniz biliyorsunuz. Hucurat suresi 12. ayet-i kerime. Bu. Ey iman edenler zandan çok sakın. Hangi zan bu? Sui zan. Zandan çok sakının diyor. Çünkü zanların bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın diyor Cenabı Hak. Bakın aynı şekilde bitiyor ayeti kerime. Hucurat suresi. Ne diyor Cenab-ı Hak? Zandan çok sakının. Emir. Onun bir kısmı günahtır. Suizanlara girersiniz ve birbirinizin gizli hallerini araştırmayın diye buyuruyor Cenabı Hak. Şimdi bilmediğin şeyin peşine düşme diyor Rabbimiz. Bu bir emri ilahi. Yani insanların gizli hallerini araştırmayı da yasaklıyor. Suizanla dayanarak onlar hakkında hüküm vermeyi de yasaklıyor Cenabı Hak. suzanlara dayanarak onlar hakkında hüküm vermek. İşte bu çok hırslı efendim bu çok efendim e diyelim ki kötü bir vasıf zikretmek istemiyorum insanlar için ama işte bu çok kıskanç işte bu çok bilmem ne kendi suizanlarımıza dayanarak insanların hakkında olumsuz yargılarda bulunmak. Bunu da yasaklıyor Cenabı Hak. Bir başka ayet-i kerime de işte Hucurat suresindeki ayet-i kerime. Öyleyse bize düşen bir şey var. Gerekirse bakın hoca efendi bu konuyu ne kadar önemsediğini, ne kadar meseleyi ciddiye aldığını göstermesi açısından şimdi söyleyeceğim cümleler çok önemli. Hoca efendi aynen şöyle söylüyor. Gerekirse diyor kulaklarımıza kurşun döktüreceğiz ama başkaları hakkında olumsuz sözlere kulak kabartmayacağız. Gerekirse gözlerimize mil çektireceğiz ama insanların hakkındaki olumsuzluklara bakmamayı prensip haline getireceğiz. Şimdi cümlelerdeki şiddetin farkındasınız değil mi? Meselenin ciddiyetini göstermesi açısından çok önemli. Tekrar okuyorum. Şöyle diyor hoca efendi. Diyor ki, "Öyleyse gerekirse kulaklarımıza, kurşun akıtt kulaklarınıza kurşun akıttıracaksınız ama başkaları hakkındaki olumsuz sözlere asla kulak kabartmayacaksınız. icap ederse gözlerinize mil vuracaksınız ama insanların olumsuz yanlarını araştırmayacak, hatalarını görmeye çalışmayacaksınız. Şimdi çok net değil mi? Çok keskin, çok kesin ve çok keskin. İnsanın kulağına kurşun akıtması ne demek? Kulağın sağar olması demek değil mi? gerekirse diyor hoca efendi kulağınıza kurşun akıtacaksınız ama başkaları hakkında olumsuz sözlere kulak kabartmayacaksınız. Şimdi düşünün birileri hiç tanımadığınız birileri, hiç tanımadığınız birileri hakkında size olumsuz cümleler kuruyor. Birisi, birileri hiç tanımadığınız birisi, hüsnü zanla memur olduğunuz birisi, mümin olduğunu bildiğiniz birisi, hizmet insanı olduğunu bildiğiniz birisi, salih bir insan olduğunu bildiğiniz birisi. Birileri kalkmış onunla ilgili size olumsuz şeyler döktürmeye çalışıyor. Ne diyor hoca efendi? Çok çok kesin ve keskin bir şekilde gerekirse kulaklarınıza kurşun akıtacaksınız ama o olumsuz cümlelere kulak kabartmayacaksınız diyor. Niye? E cevap çok açık. Tabiat deformasyonu oluyor. Göz kirleniyor, kulak kirleniyor, duygular kirleniyor, düşünceler kirleniyor. Tabiat deforme oluyor. İkincisi ne diyor? Gerekirse gözlerinize, gerekirse gözlerinize mil vuracaksınız. Ama insanların olumsuz yanlarını araştırmayacak, hatalarını görmeye çalışmayacaksınız. Göze mil vurmak ne demek? Gözün kör olması demek. daha iyi diyor yani hoca efendi başkalarının gizli hallerini görmeye çalışmaktan daha iyi. Sağır olmak başkalarının gizli hallerine, kabahatlerine, kusurlarına kulak kabartma çabasından daha iyi. İnanan hiçbir insanı bir sözün, bu sözüne, herhangi bir sözüne, bir haline, herhangi bir haline, herhangi bir tavrına mahkum etmeyeceksiniz. Ya bir tane yanlışı var bir insanın. Gördüğünüz bir manzara var. Belki istemeden gördüğünüz bir manzara var. İstemeden işittiğiniz bir şey var. Ya bir tane davranış, bir tane söz, bir tane hal inanan bir insanı insan bir davranışına, bir sözüne, bir haline mahkum eder mi? Üstadımızı bize öyle anlatmıyor mu? Hani bir gemide işte 9 tane cani olur, bir tane masum olursan yine de o gemiyi batıramazsın diyor üstat. Bir tane haline, bir tane sözüne karşılık bir insan hiç mahkum edilir mi? O öyle dedi. Onun ağzından öyle bir laf çıktı. O öyle bir eylemin içerisinde bulundu. Mahkum edilebilir mi insan? Genellikle şöyle oluyor biliyorsunuz. Mesela toplumun içerisinde birisi eğer böyle hali deşifre olduysa ya da işte insanların onun hakkında bir şey söylediklerine, olumsuz cümleler kurduklarına şahitlik ediyorsa uzaklaşmayı seçiyor, kaçmayı seçiyor. Biliyorsunuz mesela tesettürünü açıyor diyelim ki işte başörtüsünü çıkarıyor bir genç kız tesettürden bir miktar uzaklaşıyor. Birileri onun hakkında konuşmaya başladığında hemen sosyal çevre değiştiriyor. Çünkü hani bir adım geriye atmış. Attığı bir adımı geriye atmış. Şimdi ona suizanla bakıldığında, onun hakkında cümleler kurulduğunda, olumsuz cümleler kurulduğunda hemen sosyal çevre değiştiriyor. Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz? O attığı geri adımın peşine pek çok daha geri adımlar atacak anlamına geliyor. E vebal değil mi? Söyler misiniz? Vebal değil mi? Biz insanları bir davranışından ötürü, bir sözünden ötürü, bir halinden ötürü mahkum edemeyiz. Ve eee inanan hiçbir insanın inanan hiçbir insanı biz mahkum edemediğimiz gibi onun hakkında kötü de düşünemeyiz. Onun hakkında suizan da edemeyiz. Gönlümüzü suizanlarla kirletemeyiz. Gönlün kirliliği. Suizana yeni bir isim verebiliriz. Gönül kirliliği suizan. Suizan bir gönül kirliliği. Suizan. Hayır üstat suizanı nasıl tanımlıyordu hatırlıyorsunuz? Kalbi öldüren hastalıklardan bir tanesi. Kalbi öldüren hastalıklardan bir tanesi. Dört temel hastalık sayıyordu üstat. Kalbi öldüren en şiddetli hastalıklar. Bunlardan bir tanesi suizandı. Gönül kirliliği, gözünüzün, kulağınızın kirliliği, kalbinizin kirliliği. Şimdi bunların hepsi hesap verilecek olan şeyler. Unutmayın o mahşer gününde insan susturuluyor. Uzulları konuşturuluyor. Göz konuşuyor neye baktıysa. Kulak konuşuyor. Ne işittiyse ortaya dökülüyor. Gönül konuşuyor. Hangi kirler ona bulaştırıldıysa hesap vereceğiz uzuvlarımızdan ötürü. Bunu unutmamak lazım diyor hoca efendi. Ve yeni bir başlık açıyor. Her insan hata işler. Ne önemli bir başlık değil mi? Her insan hata işler. Peygamber Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in hadis-i şerifi bu. Efendimiz buyuruyor ki, "Her Ademoğlu hata eder. Hata edenlerin en hayırlısı hatalarından pişmanlık duyup tövbe edenlerdir." diyor. Şimdi ne kadar şefkatli, değil mi? Yani şu hadis-i şerife bakın. Şefkat, şefkat süzülüyor. Hadis-i şeriften merhamet süzülüyor. Her insan, her Ademoğlu hata eder diyor efendimiz. Hata edenlerin en hayırlısı hatalarına pişmanlıkla cevap veren, hatalarından pişmanlık duyan ve tövbe eden, tövbeyle karşılık veren. Yani bu tövbe sadece dille bir tövbe değil. O hatayı bir daha işlememek üzere azmü cezmi kastederek o hatadan uzaklaşmaya çalışan insan nasıl nasıl hayırlı bir insandır düşünün. Şimdi demek ki insan hataya açık olarak yaratılmış. İnsan tabiatı demek ki hataya açık bir yanla yaratılmış. Kimisi iradesinin hakkını veriyor. Ne yapıyor? O menfeze daraltıyor. O hatalar menfezini yani iradesiyle yanlış yola doğru yürümekten kendini alıkoymayı başarıyor. İradesinin hakkını veriyor. O menfizi, o hatalar yolculuğunu daraltıyor, azaltıyor. Ama kimisi de kimisi de bunu başaramayabiliyor. Yeterli ölçüde başarılı olamayabiliyor. Ben çok kardeşler görüyorum. Allah hepsinden razı olsun. Allah istikametten ayırmasın. Şimdi çok kardeşler görüyorum. Düşmüş çıkmaya çalışıyor. Şimdi o düşmüş çıkmaya çalışıyor. E bize düşen şey onun elini tutmak. Öyle değil mi? Onun kusurlarını, kabahatlerini serişti etmek değil. Nice kardeşler görüyorum mesela çok istiyor ama iradesi birtım şeylerden çıkmasına izin vermiyor. Çok kardeşler görüyorum. çok istiyor ama iradesi zayıfladığı için, iradesi efendim çok zayıfladığı için hatta bazı amelleri yerine getirmekte başarılı olamayabiliyor. Şimdi yeterli ölçüde başarılı olamayabiliyor. Bakın bazıları o günah menfeslerini iyice daraltıyor ama bazıları yeterince daraltamıyor biliyor. Önemli olan insanın sürçtükten sonra doğrulup da tekrar hakka yönelmesi değil mi? Ya düşmüş çıkmaya çalışıyor. E biz onun hatalarını serişte ettiğimiz sürece orada kalmaya devam ediyor. Ne ağır bir mesuliyet. Öyle değil mi? Ya bir insan düşebilir, sürçebilir, yalpalayabilir, ayağa takılabilir hatta kapaklanabilir. Bizim için önemli olan ne? Bizim için önemli olan oradan çıkmaya çalışması. O insanın bizim de ona destek olmamız. Oradan çıkma noktasında ne olacak? Hani kaç kişinin katilisin diye soruyorlarmış ya birbirlerine. Kaç kişinin katilisin? O düştü diye biz onun kusurunu, günahını serişti edersek ne olur? Düşünsenize o insan settar değil miydi Rabbimiz? Biz de kusurlarımızın setretmesini, setredilmesini istemiyor muyduk? Önemli olan insanın sürçtükten sonra, düştükten sonra doğrulmaya çalışması, ona yönelmesi, gerekli kapıya yönelmesi, Allah'ın mağfiret kapısına. Rabbimiz öyle demiyor muydu? Allah'ın affetmeyeceği günah yoktur. Innallah. O kadar etkiler ki beni bu ayeti kerime. Allah'ın affetmeyeceği günah yoktur diyor Cenabı Hak. O gafur ve rahimdir. Ve ayet-i kerime nasıl başlıyordu? Hatırlayın üstat bunu işte o eee suizan ayet-i kerimesi suizan eee eee yarasının, suizan hastalığının devası olarak zikrediyordu üstat bu ayeti kerimeyi. Ne diyor Cenabı bak? Ey benim nefislerimi israf eden kullarım, kullarım diyor. Bakın biz sürçmüşüz, düşmüşüz, yalpalamışız. Ayağımız takılmış belki kapaklanmışız. Ama Allah bize yine de kullarım diye hitap ediyor ve geri çağırıyor. Geri çağırıyor. Ey benim nefislerini israf eden kullarım. Allah'ın affetmeyeceği günah yoktur. O gafur ve rahimdir diyor ve bizi tövbeye çağırıyor. Kendi kapısına, rahmet kapısına doğru çağırıyor Cenabı Hak. Şimdi öyleyse bizim için önemli olan ne? Hepimiz için önemli olan ne? Düştükten sonra doğrulmak. Doğrulmak ve o gerekli kapıya yönelmek. Arınma kurnaları içerisine girip arınmak. Bu o yüzden kapının hep açık durması gerekiyor. Öyle değil mi? Kapının hep aralık durması, hep açık durması gerekiyor. Allah o kapıyı açık tutuyor. Biz neyimize güveniyoruz da kapatıyoruz o kapıyı? Ben öyle insanlar gördüm ki mesela birisi sonradan hidayete erişiyor. Tamam mı? Yani yolunu daha sonradan buluyor. Bir cahiliye dönemi olmuş geçmişinde ya. İnsanların o cahiliye döneminde yaptıkları şeyleri tutup ortaya döküyor başka birileri. Şimdi bu insan zaten tövbe etmiş günahına. Bu insan zaten orada durmuyor artık. Sen onu niye hala orada arıyorsun? Orada durmuyor o. O orayı değiştirmiş. Yerini değiştirmiş. İstikametini bulmuş. Tövbe kurnalarında arınmış. Sen onun geçmişteki kirlerini ortaya dökmeye çalışıyorsun. Herkes sürçebilir. Efendimizin hadis-i şerifi bu işte. Her insan hata edebilir. Herkes sürçebilir. Herkes düşebilir. Fakat düşen bir insanın hemen üzerine yürümek, sağda solda onun aleyhinde konuşmak, onu mahcup etmek ne ilahi ahlaka uyar ne de efendimizin yoluna uyar. Dolayısıyla bunu birileri yapıyorsa ahlaksızlıkla yapıyor. Eğer birileri bunu yapıyorsa tam manasıyla ahlaksızlıkla yapıyor. Çünkü düşen bir insanın üzerine yürünmez. El uzatılır ona. Sağda solda aleyhine konuşulmaz. Onu mahcup etmezsiniz siz. Yapmazsınız. Böyle bir şey edilmez. Bu ilahi ahlaka uymaz. Bu Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem'in yoluna uymaz. Bize düşen başkalarının ayıp ve kusurlarıyla meşgul olmak yerine dönüp kendi kusurlarımıza bakmak olur ve onlar onları ıslah etmeye çalışmak olur. Bakın başkalarının ayıbını görmek büyük ayıp. O onunki ayıp başkasının yaptığı bir ayıp diyelim. Yahu benim onun kusurunu görmem benim ayıbım. Ben niye gördüm diye dönüp kendi nefsimi sorgulamaz mıyım? Niye gördüm? Niye görüyorum? Niye başkalarının kusurlarına kulak kabartıyorum? O kadar yaygın ki şimdi başkalarının kusurlarına kulak kabartma meselesi. Bir kulak kabartılıyor. Bir de gidip bunun seriştesi yapılıyor. Bir de gidip bu ortaya dökülüyor. Bir de gidip bunların gıybeti yapılıyor. Ya hani insan soruyor bizim kimliğimiz bu mu diye. Ahlak bu mu? Ahlak bu mu? Kimlik bu mu? Biz bu muyuz diye sormaz mı insan? Sen bu musun diye sormaz mı insan? Kendine sormaz mı? Kendi nefsine sen bu musun? Kesin yasaklanmış, kati yasaklanmış bir meseleyi nasıl meşrulaştırabiliyorsun böyle? Evet. Öyleyse ne olacak? Bizim ahlakımıza uygun olan şey ne? İnsanları mahcup etmek değil. Onlara el uzatmak. Hemen üzerine yürümek, sağda solda onun aleyhine konuşmak, onu mahcup etmek ilahi ahlaka uygun değil. Efendimizin yoluna da uygun değil. Bize düşen başkalarının ayıp ve kusurlarıyla meşgul olmak yerine dönüp kendi kusurlarımıza bakmak onların ıslakıyla meşgul olmaktır. Ne güzel değil mi? Burada çok kesin, çok net bir prensibimiz var. Yine prensibimiz şu. Bir insan kendi kusurlarıyla meşgul oluyorsa başkalarının kusurunu görmüyor. Ama bir insan başkalarının kusuruyla meşgul oluyorsa kendi kusurunu görmüyor. Bakın başkalarının kusurunu görebiliyorsak bu bir çok önemli bir ölçü aslında. Biz başkalarının kusurunu görüyorsak gözümüz hemen onların kusuruna kilitleniyorsa demek ki hiç kendi kusurumuzla meşgul değiliz. Ama kendi kusurumuzla meşgulsek başkalarının kusurunu görmüyoruz. Başkaları uzak. Biz kendi nefsimize yakınız ve kendi amelimizin hesabını veriyoruz. Dolayısıyla kendi kusurumuzun ıslahıyla meşgul olmak zorundayız. Çünkü kendi kusurlarını görmeyen veya göremeyen bir kişi ömür boyu hep başkalarında kusur arar durur. Şimdi adeta makalenin her cümlesi anahtar cümle. Her cümlesi sadece anahtar cümle değil. Makalenin her cümlesi birer düstur. Birer düstur. Ahlak prensibi bizim için birer ahlak prensibi. Bakın kendi kusurunu göremeyen bir insan hayatı boyunca başkalarında kusur arar durur. Fakat bütün hesaplarını kendi kusurlarına bağlayan bir insan zannediyorum başkalarının kusurlarını görmez. Olur. Olur. Değil mi? Siz hesaplarınızı kendi kusurlarınızı görmeye göre yapıyorsanız başkalarının kusurlarını görmez oluyorsunuz. Başkalarının kusurlarını görmeyen bir göz kazanmış oluyorsunuz. Yani tertemiz bakışlar, hüsnü zanla kilitlenmiş bakışlar. Başkalarının kusurlarını işitmeyen bir kulak. Hüsnü zanla kilitlenmiş bir kulak. Temiz bir kulak, temiz bir göz, temiz duygular. Farkındasınız değil mi? Aslında kirli bir göz demek kirli duygular da demek, kirli düşünceler de demek. Birine taş atmadan evvel denip dönüp kendimize bakalım diyor hoca efendi. Bunun çok önemli bir biliyorsunuz literatürde karşılığı var. Eee Hz. İsa Aleyhisselam'a ilişkin, Seyyidina Haz. Mesih'e ilişkin suçlu birisi cezalandırılacak. Hz. İsa aleyhisselam diyor ki, "İlk taşı günahı olmayan biri at." İlk taşı günahı olmayan biri atsın. Aslında bizim insana bakışımızı o kadar güzel formüle ediyor ki bu anlatı. Seyidina Hazreti Mesih suçlu birisi cezalandırılacağı zaman ellerinde taşlarla bekleyen insanlara söylüyor bunu Hazreti Mesih. Ellerinde taşlarla bekliyorlar. suçlu birisine atacaklar o taşları. Hz. Mesih diyor ki, "İlk taşı günahsız birisi atsın." Tabii ne oluyor? Bu manidar söz karşısında herkes yavaşça ellerindeki taşı yere bırakıyor. Şimdi benzer kusurlar bizde de var. Kınadığımız kusurlar, yadırgadığımız şeyler. E kendi kafamıza çarpılmaz mı? Dolayısıyla o taş, o taş kendi kafamıza çarpılmaz mı? Bizim de aslında böyle elimizdeki ya da dilimizdeki, kalbimizdeki taşları yavaşça yerlere bırakma zamanımız. Bırakmamız lazım. Dilimizdeki taşları yerlere bırakmamız lazım. Kalbimizdeki taşları arınmak lazım onlardan. sürekli başkalarının kusurlarıyla meşgul eden ve bunları konuşan bir insanın tecessüs, suizan, gıybet, tahkir gibi günahlarının cezasını ahirette göreceğini hiç unutmamak lazım. Bakın hepsi birer günah, değil mi? Hepsi birer günah. Tecessüs yani başkalarının kusurlarını araştırmak günah. Sonra suizan günah. Araştırdınız. Gıybet etmek günah. Gıybete şahit olmak, onu dinlemek günah. O insanı tahkir etmek yani onu aşağılamak günah. O insanın üzerine varıp da üzerine varıp da o insanı tahrik edip de o insanın günahlarının savunuculuğunu yaptırılması günah. Hepsi günah. Uzaklaştırılması günah. Şimdi bunların ahirette karşılığı var. Dolayısıyla zihninde sürekli başkalarının kusurlarını evirip çeviren, bunlara dair farklı farklı kurgular ortaya koyan birisi kendi eliyle dünya hayatını da cehenneme çevirmiş oluyor. Ahiret hayatını da çevirmiş oluyor. Cehenneme çevirmiş oluyor. Hani bazen bu takıntı yapılıyor. Takıntı yani birisinin birisini takıntı haline getiriyor başka birisi. Onun yaptığı her şey ona batıyor. yaşıyorsunuzdur zannediyorum böyle şeyleri. Kusur arıyor muhatabında. O ne yapsa kabahat oluyor. Onun yaptığı her şey ona batıyor. Onu takıldı haline getiriyor. E ne oluyor? Ne oluyor? Sürekli zihninde birtım kurgularla gezmeye başlıyor. Birtım teorilerle, komplo teorileriyle gezmeye başlıyor. Bir de nefis insana sağdan soldan önden arkadan yaklaşıyor ya. Şimdi ona onu takıntı haline getirmiş. ona sürekli suizanına bakıyor. Bakıyor ya bunu bir de toplumun önünde hizmeti tehdit ediyor diye sunuyor. Bu hizmet için bir tehdit diye sunuyor. Bu benim şahsımla alakalı bir mesele değil. İşte bu hizmet için bir tehdit diyor. Şimdi şeytanın sağdan soldan önden arkadan nasıl yaklaşmaları var insana? Asimetrik diyor hoca efendi. Şeytanın asimetrik saldırıları. İşte bir kurumdayız diyelim. İşte bu kurum için tehdit demeye başlıyor. Ama hep onda kusur arıyor. Ne yapsa o onun için kabahat oluyor. Bir hoca efendinin dediği gibi kusur avcısı gibi hareket ediyor. Savcı gibi hareket ediyor. Şimdi ne oluyor? E bununla yaşadığı için bütün duyguları kirli. Sadece ahiretini değil dünyasını da ortaya koyduğu farklı kurgularla cehenneme çeviriyor. Aslında sadece ahiretini değil dünyasını da cehenneme çeviriyor. Evirip çeviriyor sürekli o kurguları. falanın filanın yapıp ettikleriyle nöronlarını kirletiyor. Oturup kalkıp bu tür kirli şeyleri konuşuyor. Sadece bir meclisin içerisinde konuşmakla kalmıyor. Bir de çıkıyor bütün bir toplumun önünde konuşuyor. Yazıyor, çiziyor, anlatıyor. Bir kere anlattı, unutuldu diye çıkıyor. Bir daha anlatılıyor. Anlatıyor. Aynı şeyi ısıtıyor, bir daha toplumun önüne getiriyor. Şimdi böyle bir insanın kendisi için azap değil mi yaşaması? Hayat böyle bir insan için azap değil mi? Sadece ahiretini değil dünyasını da zehirlemek değil mi bu? Ve şöyle devam ediyor hoca efendi. Ona buna eksiklik ve bozukluk atfedenler kendilerini ifade etmek için herkesi hor görürler. Şimdi burada böyle bir psikoz da var. Böyle bir psikopatoloji de var. Yani birilerini sürekli böyle kötüleyen, birilerinin kusurunu gören insanlar aslında o birilerinin kusurlarını anlatırken kendilerini ifade etme fırsatı yakalıyorlar onunla. Bunu da fark ediyorsunuzdur zannediyorum. Yani onlar sütten çıkmış kaşıklar ya. Birilerini kötülerken işte birileri şöyle yaptı derken kendilerinin masumiyetlerini, masuniyetlerini, kendilerini ifade edebilecek ne varsa, hangi meziyetleri varsa onu da ifade etme fırsatı bulmuş oluyorlar. Bunlar bunlar gönüllerine göre kendilerini ifade edemeyecekleri için hep alemin kusurlarıyla meşgul olurlar. Şimdi bakın böyle biri gönlüne göre kendini ifade etmek istiyor. Tamam mı? Kendini ne kadar meziyetli olduğunu, ne kadar hani e şey var ya herkes kusurlu, o masum ya. Herkes şöyle besleniyor, o başka türlü besleniyor ya. Herkes bilmem neyi el uzatıyor, o uzatmıyor ya. Herkes başka hiç anlamıyor. Hep o anlıyor ya. Herkes tehlikeyi göremiyor. Kimse tehlikeyi göremiyor. O tehlikeyi görüyor ya. Bakın ne yapıyor aslında. Başkalarını karalamak suretiyle kendini ifade etmeye çalışıyor. Bu doğrudan doğruya kendini ifade etse ben tehlikeyi şöyle görürüm. Efendim ben başkalarının görmediklerini şöyle görürüm. Başkalarının anlamadıklarını şöyle anlarım. Başkaları el uzatır ben hiç uzatmam. Şimdi normalde bu insan kendini gönlüne göre ifade etmeye kalksa edemeyecek. Yani kimse onu dinlemeyecek. Ama başkalarını karalayarak bunu yaptığında kendine bir muhatap kitlesi bulmuş oluyor. Ne büyük bir tehlike. Öyle değil mi? Bakın bunları ben söylemiyorum. Bunlar İslam hukuku, Kur'an, sünnet. İşte UC efendinin bize anlattığı şeyler. Biz bunlarla bakmak, bunlarla görmek zorundayız. Ona buna eksiklik ve bozukluk atfedenler, cümle aynen böyle. Kendilerini ifade etmek için herkesi hor görürler. Niye? Çünkü bunlar gönüllerine göre kendilerini ifade edemeyecekleri için alemin kusurları üzerinden kendilerini ifade ederler. Onlarla meşgul olurlar. Alemin kusurlarıyla onların kusurlarını serişte ederken kendilerinin de ne kadar ak kaşık olduklarını anlatmış olurlar. Aynı zamanda aleyhissalatu vesselam efendimiz, "O bozuk, bu bozuk, şu da bozuk diyene bozuk olan asıl kendisidir diye buyuruyor." Bakın hadis efendimiz buyuruyor ki, "O bozuk, bu bozuk, şu bozuk diyen." bozuk olan asıl kendisidir. Diyor efendimiz diyor. Yani birisi kalkıyor da onu beğenmiyor, şunu beğenmiyor. Bu kimseyi beğenmiyor. Bozuk kim? Benmediği insanlar mı? Bozuk olan asıl kendisidir diye buyuruyor. Ve şöyle buyuruyor efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem. İnsanlar helak oldu diyen asıl kendisi helak olmuştur. Hadis-i şerifin metni bu. İnsanlar helak oldu diyen asıl kendisi helak olmuştur. Kişinin vicdanı ve kalbi duru olsa her şeyi de duru görür. Üstadımızın cümlesini hatırlayın. Ne diyordu? Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayattan lezzet alır diye ikinci bir cümlesi de var. Ne dedi hoca efendi? Böyle bir insan hayatı kendisine de zehir ediyor dedi. Güzel düşünemediği için güzel göremiyor. Güzel göremediği için güzel düşünemiyor. E böyle birisi hayattan da lezzet alamıyor. Alemin kusurlarıyla meşgul oluyor. Sürekli alemin kusurlarıyla meşgul oluyor. Böyle olunca diyor ki hoca efendi bakın cümlenin yine kesinliğine ve keskinliğine bakın. Şöyle diyor: "Böyle birisi Cebrail Aleyhisselam'la buluşsa onda bile kusur bulur diyor. Ya böyle birisi Cebrail Aleyhisselam'da buluşsa onda bile kusur bulur." Mizaç. Çünkü kusur görmeyi mizaç haline getirmiş. Beğenmemeyi mizaç haline getirmiş. Yani fıtratı tahribe olmuş ya bozulmuş ya fıtrat ne oluyor? kusur görmek onun için bir mizaca dönüşüyor. Öyle olunca diyor ki hoca efendi böyle birisi herkeste kusur arayan birisi, mizaç bakımından bozulmuş olan birisi Cebrail Aleyhissalatu Vesselam'la aleyhisselam'la buluşsa onda da kusur bulur. Aslında bozukluk bu tip insanların karakterindedir. Çünkü eğri baktığı için eğri görüyor. karakteri bozuk olduğu için herkes de bozukluk görüyor. Bunların ahlak anlayışları geçimsizliktir diyor hoca efendi. Geçimsiz. Oraya da koysanız geçimsiz, buraya da koysanız geçimsiz. Hiç kimseyle geçinemiyor. Bütün derdine kendini ifade etmek. Her fırsatta nefsini öne çıkarmak. Eğer onun nefsi öne çıkarılmıyorsa insanlar Kadir Naşinas oluyor. İnsanlar Kadir kıymet bilmez oluyor. Eğer onu takdir etmiyorlarsa. Eğer o takdir edilmiyorsa etrafındaki insanlar kör oluyor. Etrafındaki insanlar, etrafındaki insanlar zamanı okuyamayan, etrafındaki insanlar zemini okuyamayan birtım gafillere dönüşüyor. Eğer onu görmüyorlarsa onun gözünde. Çünkü onun derdi ne? Kendini ifade etmek. Her fırsatta nefsini öne çıkarmak. Bunlar sürekli kendilerinden bahsedilmesini isterler ve hep kendilerine değer verilmesini ve hep önde görülmeyi isterler. Ne büyük bakın ahlaksız sıfatlar bunlar. Ne büyük kötü sıfatlar. Sui ahlak. Kendilerinden bahsedilmesini isterler. Kendilerine değer verilmesini isterler. Hep önde görünmek isterler. Ne olur yani? Neydi bizim prensibimiz? Kün indennas ferden minennas. İnsanlardan bir insan ol. Buydu değil mi? İnsanlardan bir insan ol. Öne çıkmaya çalışma. Parmakla gösterilmek, alkışlanmak, sırtının sıvazlanması, övülmek. Bunlar bizim talep etmememiz gereken şeyler. Bir işi üstün bir başarıyla tamamladığı zaman şöyle diye şöyle diyebiliyor musun? Sen bunu sana soruyor hoca efendi. Sen bir işe üstün bir başarıyla tamamlandığın. Şöyle diyebiliyor musun? Eğer şu arkadaş veya benden başka birisi olsaydı bu işi yapsaydı bu iş neticeleri itibariyla daha çok hayırlara vesile olacak. Dolayısıyla da daha fazla başarı elde edilecekti. Şimdi bir işi üstün bir başarıyla tamamladın. Herkesten alkış bekliyorsun. Takdir bekliyorsun herkesten. Hoca efendi diyor ki bunun yerine şöyle diyebilmelisin sen. Bu bu benim yerimde başka birisi olsaydı bu iş daha fazla hayırlara sebebiyet verebilirdi. Daha fazla başarı elde edilebilirdi diyebil. Bunu söyleyebiliyor musun diye bize soruyor hoca efendi. Soru formunda böyle diyebiliyor musun? İşte bu anlayış Kur'an ruhunun ve peygamber ahlakının ifadesidir. Bu anlayış peygamber ruhunun ifadesidir. Bu anlayış Kur'an ahlakının ifadesidir. Aksine hep beklenti içerisinde olup da kendini her zaman öne sürmeye kalkanlar bir ruh hastalığının pençesindedir. Bunu hani çok fazla anahtar cümlemiz var ama bunu da özellikle anahtar cümle olarak ısmarlamak istiyorum size. Bir insan hep beklenti içerisindeyse ve kendini her zaman öne doğru sürüyorsa ruh hastalığının pençesindedir." diyor hoca efendim. Onun cümlesiyle tekrar ediyorum. Hep beklenti içerisinde olup kendini her zaman öne sürmeye kalkanlar bir ruh hastalığının pençesindedirler. Bizim de böyle görmemiz, böyle bakmamız lazım. Kendimize de, başkalarına da. Maalesef hep başkalarında kusur arıyor ve kusurlarından dolayı onları sorguluyoruz. Bu da bizim kusurumuz. Bunu görelim. Kendi kusurumuzu görelim. Başkalarında kusur arıyoruz maalesef. ve kusurlarından dolayı da onları sorguluyoruz. Aslında sorgulamamız gereken bizim kendi kusurlarımızdır. Biri gırtlağına kadar çamura batmış. O çamur senin de velev ki sadece topuğuna bulaşmış zannedelim. Farz edelim. Yani birisi gırtlağına kadar çamura batmış ama o çamur senin sadece topuğuna sıçramış diyelim. Sen yine de topuğum neden kirlenmiş deyip kendini sorgulamalısın. Kendine bakmalısın. Başkasının gırtlağına kadar çamura gömülmesi seni alakadar etmez. Başkalarının gırtlığına kadar çamura gömülmesi seni alakadar etmez. Sadece suizana girmeden ve gıybet edip çekiştirmeden Allah'ın onu halas etmesi için dua edebilirsin. Yapman gereken şey bu değil mi? suizana düşmeden, gıybet edip onu çekiştirmeden Allah onu ıslah etsin diye dua edebilirsin. Eğer biz bütün beklentilerden sıyrılıp da muradımızı hakkın muradı haline getirememişsek daha yapacak çok işimiz var demektir. Her cümle anahtar cümle gibi değil mi? Eğer biz değerli dostlarım beklentilerimizden sıyrılamamışsak, alkış beklentisi, takdir beklentisi, önde görünme beklentisi, bunlardan sıyrılıp çıkamamışsak, muradımızı hakkın muradına bağlayamamışsak, o zaman bizim daha yapacak çok işimiz var kendi nefsimizle. Daha çok yak yaka paça olmalıyız kendi nefsimizle. Öyleyse kendimizin onca eksikliği varken nasıl başkalarının kusurlarıyla uğraşıp onları sorgulayabiliriz? Bu kadar kusurumuz varken yok mu? Söyler misiniz? Bu kadar kusurumuz varken nasıl başkalarının kusurlarıyla uğraşabiliriz? Savcılık yapabiliriz? Eğer bir mesele savcılığa ilişkin bir mesele ise zaten o bizim değil. O bizim değil. makamların, o adaletin, o savcının vazifesidir. O onun bakın onun şeyi değil sorumluluğu. Toplumun hukukuna tecavüz etmiş birileri onun sorumluluğu. O savcılık onun sorumluluğu. Ama bana bakan veçesiyle ben de kendi nefsimin savcısı olmakla mükellefim. Bu hususta korkmalı, tir tir titremeli. Korkmalı dedi hoca efendi. Yetmedi ona. Tir tir titremeli dedi. Dedim ya kesin ve keskin. Her muvaffakiyetten sonra o işe layık olup olmadığımız hususunu tekrar masaya yatırmalıyız. Her bakın muvaffakiyetten sonra, başarısızlıktan sonra değil, kendi başarısızlıklarımız karşısında başkalarını suçlamak değil. Nefsimizi suçlamak. Başarılar karşısında da yeniden kendimizi, kendimizi yeniden layık olup olmadığımız hususunda masaya yatırmak. Bir mercekle tavır ve davranışlarımıza yeniden bakmak. Vicdanlı merceğiyle. Acaba biz böyle bir ihsan-ı ilahi ve nimet karşısında şükür ve vefa vazif vazifemizi yerine getiriyor muyuz, getiremiyor muyuz? Allah'ın ihsanı karşısında, lütfu karşısında ben şükür vazifemi, vefa vazifemi yerine getirebiliyor muyum, getiremiyor muyum? Hizmete karşı vefa vazifemi yerine getiriyor muyum, getiremiyor muyum? Hizmet kardeşlerime karşı, hoca efendiye karşı vefa vazifemi yerine getirebiliyor muyum, getiremiyor muyum?" duygusuyla kendi eksik ve kusurlarımızı sorgulamalıyız. İmam muhasibi muvakaten aklından geçenleri mesela bir anlık şu adam şu kadar iyi olsa şeklinde başkalarını kritiğe tabi tutmayı dahi kendi adına büyük bir günah sayıyor. Muhassibi. İmam muhassibi insan-ı kamil diye eser yazıyor ve bakın aklından geçiyor sadece. Aklından da öyle çok kötü bir şey geçmiyor. Aklından geçen şu şu adam şu kadar iyi olsa. Şu adam şu kadar iyi olsa bunu bile sorgulanması gereken büyük bir günah olarak kabul ediyor ve onun ızdırabını yaşıyor. Fiil ya da tavır değil aklına gelip uğrayan sevimsiz bir şey hakkında bile benim aklım temiz olsaydı o kirin ne işi vardı orada diye soruyor. Benim aklım temiz olsa o kir orada yer bulamayacaktı kendine. Kalbim temiz olsa, duygularım temiz olsa o iş, o kirin orada ne işi vardı diye soracaktı. Bununla meşgul olacak. Bunu muhasebe edecekti. Bizim şiarımız da bu olmalı. Başkalarının kusurlarının peşine düşmemeli. Onların günahlarını araştırmamalı. Mahremiyetlerini ihlal edip gizli hallerine muttali olmaya çalışmamalı. Bu da bizim şiarımız. Şiar ne? Prensip. Hayat prensibimiz. Bu bizim bizi Allah karşısında mahcup olmaktan kurtaracak bir hayat prensibi. Kaç kişinin katili olmaktan kurtaracak bir hayat prensibi. Başkalarının kusurlarının peşine düşmemek, günahlarını araştırmamak ve mahremiyetlerini ihlal edip de gizli hallerine muhtali olmaya çalışmamak. Başkalarını değil, sadece ve sadece sadece ve sadece masiva düşüncesinden sırılamayan kendi nefsimizi kınamak. Masivani Allah'tan gayrı her şey. Onlardan sıyrılamamış bir nefsim var benim. Dolayısıyla kınayacaksam kendi nefsimi kınarım. Onu sorgularım. Sorgulayacaksam. Sorgulayacaksam onu sorgularım. Evet değerli dostlarım, eee, kitabın bu bölümü bu kadar. Kitabın bu bölümü bu kadar. Kesin ve keskin, net, kati. Ne kadar yazık, değil mi? Ne kadar yazık. Hoca efendinin üslubu bu kadar netken, ayet bu kadar kati ikken, hadis-i şerifler bize bu konuda rehberlik ederken, bunun bu kadar çok uzağına, toplum olarak bunun bu kadar çok uzağına düşmüş olmak gerçek manasıyla yazıklanması gereken bir şey. Şimdi kitabın bu bölümü bu kadar ama hoca efendi bu meseleyi çok önemsediği için tekrar ve tekrar gündeme getiriyor. Bu da beni üzüyor. Bu da beni çok üzüyor. Yani hoca efendi konuyu tekrar ve tekrar gündeme getiriyor. Konunun tehlikesine işaret etmek için. Bu konudaki nefislerimizi yeniden ve yeniden hesaba çekmemiz için, kusurlarımızı görmemiz için. Ama bu uyarılar karşısında biz neredeyiz diye tekrar ve tekrar nefsime soruyorum. Ve başka metinleri de var aynı bağlamda Hoca Efendinin aynı netliği görüyorsunuz. Onlarda da aynı uyarıları, aynı netlikleri, benzer cümleleri görüyorsunuz. Bir iki paragraf okuyalım. Ondan sonra dua bölümüne geçelim. Zannediyorum istiaze duaları yapmamız gerekiyor. Yani Allah'a sığınmamız gerekiyor. Nefsimizin bu kusurlarından, bu kabahatlerinden. Şöyle diyor hoca efendi. Hüsnü zan ve ihtiyat diye gurbet ufuklarında bir makalesi var hoca efendinin gurbet ufukları. Hüsnü zan ve ihtiyat. şöyle diyor: "Bir Müslüman başkaları hakkında kötü şeyler düşünmemeli. Uluorta konuşmamalı. Onun diğer Müslümanlar hakkında söylenenlere, uydurulan haberlere, sosyal medyada onun hakkında yazılan şeylere inanmaması, ihtiyatlı davranması lazım. İhtiyat ne? dikkatli, temkinli hareket etmesi lazımdır. Başkaları diyelim ki işte sosyal medyada birileri şu şöyle yaptı, bu böyle yaptı dese hak hukuk gözetmeyen bazı işte mecralarda diyelim ki işte Twitter gibi bir mecrada hiç hakkın hukukun gözetilmediği bir yerde bunları yazsa acelece davranmamalı. Dedikoduya gıybete girmemeli. Eşyada esas olan ibahadır. Ibaha ne demek? Bir şey ibaha eşyada esastır. Yani bir şeyin haramlığı kesin değilse o helaldir. Değil mi? Biz böyle kabul ediyoruz değil mi? Yani Allah bize şu haramdır demediği sürece biz onu helal olarak kabul ediyoruz değil mi? Aynen onun gibi buna eşyada ibahanın esas olması manası deniliyor. Aynı şekilde insanlarda da masumiyet esastır. Yani eee ne olacak? Bir insanın suçlu olduğu, kanun karşısında, hukuk karşısında açığa çıkmadığı sürece biz o insanın masum olduğunu alıp kabul edeceğiz. Duygularımızı, düşüncelerimizi kirletmeyeceğiz. Dolayısıyla hoca efendi diyor ki, "O halde insan aslında emin olmadığı iddialarla başkalarını mahkum etmemeli." Günümüzde haberdar olma hakkı. Öyle diyoruz ya, haberdar olma hakkı diyoruz. İşte haber alma hürriyeti diyoruz. Bunlar bahane olarak öne sürülüyor. Düşünün bizden çok uzakta birisi bir şeyler yaşıyor. Kişisel şeyler, toplumu ilgilendirmeyen şeyler, hukuka intikal etmeyen şeyler kişisel. Birisi birisiyle yaşadığı kişisel bir meseleyi ortaya döküyor. Ben diyelim ki Allah muhafaza buyursun Mustafa Hamza işte kişisel bir şey yaşadım. Bunu ortaya döküyorum. Siz de ne yapıyorsunuz? Alıyorsunuz bunu. Buna haber alma hürriyeti diyorsunuz. Mesela bunun haber alma hürriyetiyle ne alakası var? Buna haberdar olma hakkı diyorsunuz mesela. Buna utanmadan şeffaflık diyorsunuz. Mesela buna utanmadan şeffaflık deniliyor. Mesela insanların iffetlerine ve şahsiyetlerine saldırılıyor. Kim vermiş size bu hakkı diye soruyor hoca efendi. Bakın aynı değil. Kim vermiş ki size insanların iffetlerine, ismetlerine saldırma, onların iffetleriyle, ismetleriyle oynama hakkınız size kim verdi diye soruyor. Kur'an'da mı yazıyor? Sünnet mi bunu söylüyor? Bunlar benim cümlelerim değil. Hoca efendinin cümleleri. Bize ifetleri, ismetleri sıyanet düşer. Yani koruma altına almak düşer. Bize insanların iffetlerini, ismetlerini koruma altına almak düşer. Hukuk açısından bakıldığında da bir cürüm delilleriyle subut bulacağı ana kadar maznum sayılır. Maznun. Maznun zan altındaki insan demek. Bir suç delilleriyle, bir cürüm delilleriyle sübut bulacağı yani kesinleşeceği o cürmü onun yaptığı hukuk karşısında netleşeceği ana kadar o maznum sayılır. Cenabı Allah bizleri insanların hata, kusur ve günahlarını ortaya çıkarmak için görevlendirmedi. Bilakis tecessüsü insanların gizli hallerini araştırmayı yasakladı. İnsan kendi nefsini daima sorgulamalı fakat başkaları hakkında hüsnü zan kapısını ardına kadar açık bırakmalıdır. Allah insanlara başkaları hakkında kötü düşünme hakkı vermiyor. Başkaları hakkında suizan etme hakkı da vermiyor. Elin, alemin eksiğini görme, kusurunu görme şeklinde bir sorumluluk da Allah insana yüklemiyor. Efal-i mükellefin yani bir Müslümanın yapması gereken fiiller, sorumluluklar arasında falan şahısa, falan şahıs özür dilerim zina etmişti, hırsızlık yapmıştı. Neden bunu teşhir etmediniz? gidip şahitlik yapsaydınız, gidip adamın canını okusaydınız diye hesap sorulacak bir yükümlülük yok bizim yükümlülüklerimizin arasında. Zina, hırsızlık ve benzeri suçlarda suçluyu bulma ve cezalandırma devletin yapacağı iş bizim değil. Zina, hırsızlık ve benzeri suçlarda suçluyu bulma ve cezalandırma ancak devletin yapacağı iştir. Devlet denen, toplum denen müesseseler vardır. Onlara karşı cinayet işleniyorsa bu amme hakkıdır. Amme hakkı Allah'ın hakkı demektir. Amme hakkı yani toplumun hakkı Allah'ın hakkı demektir. Bu hakla alakalı yapılacaklardan sorumlu ve vazifeli kimseler var. Onlar yapmalılar. Onlar yapmıyorlarsa vazifelerini, bizim ülkemizde olduğu gibi onlar suçluları aklayıp da masumları cezalandırmaya çalışıyorlarsa işte o toplum da tefessüh ediyor. Fertler tefessüh ettiği gibi. Malum hadis-i şerifte elle dille müdahale meselesi de sadece emri bil maruf nehyi anil münker hususunda umum için geçerlidir. Bakın, eee, elle müdahale, dille müdahale meselesi var ya hemen o karşımıza çıkarılıyor. Bununla ilgili müstakil bir ders yapmıştık. Onun için ayrıca meselenin içerisine derince dalmak istemiyorum ama belki belli ölçüde anne baba kendi evlatlarına müdahale edebilir. Anne baba kendi evlatlarına belli bir ölçüde mesela öğretmen talebelerine müdahale edebilir. Hadis zaviyesinden hani elle müdahale, dille müdahale diyoruz ya. Bir anne baba kendi çocuğuna müdahale edebilir. Elle, dille. Ya da efendim bir öğretmen belirli ölçüde yine belirli bir ölçüde öğrencilerine müdahale edebilir. Fakat elle müdahalenin asıl merciği devlettir. Bunu hiç unutmamak lazım. Elle müdahalenin asıl merciği devlettir. Eğer siz şahsi olarak elle müdahale etmeye kalkarsanız bu radikalizm olur. Radikalizm olur. Kimse dinden soğutulmamalı, kaçırılmamalı, rencide edilmemeli. Herkesin konumuna saygı duyulmalı. Durumuna, seviyesine uygun şeyler anlatılmalı. Hadis-i şerifte kalben buz etme maddesi de vardır ki bunu yapılan bir kötülüğe katılmama, kalben taraftar olmama, kötülüğü yapanla alakayı kesme şeklinde anlayabiliriz. Kendini insanlığın hidayetini adayanlar kalbi müdahaleyi de dua etme. Keşke şu insan hidayete erse, kötülüğünden vazgeçse diye içinden geçirme şeklinde anlayabilir. Bakın elle, dille müdahaleyi hoca efendi bir de kalben buz etme var ya o kalbi buzu, kalbi buzu kalbin müdahalesi olarak tanımladı ve bunu da dua etmek üzerinden okudu. kalbin müdahalesi. Keşke bu insan hidayete erse. Keşke istikamet bulsa. Keşke kötülüğünden vazgeçse. Yaptığı cürüme tövbe etse. İşte bunun duası kalbin müdahalesi olur diyor hoca efendi. Ama şunu unutmamak lazım. Bir ölçüde o elle müdahale hep yanlış anlaşılıyor ya. Elle müdahalenin asıl merceği devlettir. Bunu hiç unutmamak lazım. bir ölçüde anne baba çocuğuna müdahale edebilir. Yine bir ölçüde bir öğretmen talebelerine müdahale edilebilir. Ama asıl merce devlettir. Biz işte birileri şöyle yaptılar, böyle adam diyelim ki zina yaptı. Bunu cezalandırmak bizim sorumluluğumuz değil. Bizim işimiz değil. Sorumluluğumuz değil. Evet değerli dostlar burada bitirelim dersi. Başka makaleler de var. Ben birkaç tane daha makale seçmiştim ama genel mihver anlaşıldı zannediyorum meselenin temel çerçevesi ve meseleyi bizim de kesin ve keskin olarak ele alma sorumluluğumuz net. Bu konuda kati tavır belirleme, hayat prensibi olarak kabul etme sorumluluğumuz. Yoksa yoksa vebali çok ağır yoksa vebali kişisel olarak da çok ağır, toplumsal olarak da çok ağır. Evet değerli dostlarım makaleleri kapattım. Derin Müslümanlıktan da zikrettiğim gibi bugün yaptığımız ders. Allah razı olsun fedakarlar ekibinden yine ve yeniden onlar metinleri paylaştılar. Şimdi anahtar cümlelerle başlayalım. Anahtar kavramlarla başlayalım. Anahtar kavramız şöyle tecessüs. Bugünkü ana kavramımız bu. Tecessüs nedir? Fıkıhtaki o tecessüs. Tecessüs merak duygusu aslında. Çok hayra işletilen çok önemli bir duygu. Ama bunun tecessüsün insanların gizli hallerini araştırmaya bakan yönünü konuştuk bugün. Tecessüs, fıtrat deformasyonu, kötülük avcılığı, mehasini ahlak, sui ahlak. Mehasini ahlak, ahlakın güzelleştirilmesi manasına geliyor. Kötülük avcılığı, mehassini ahlak, başkalarının günahlarını araştırmak, deşifre etmemek, toplumun içerisinde insanları utandırmamak, insanları tahkir etmemek. Tahkir etmemek yani onları hakir görmemek, küçük düşürmemek. Bir de bunu ben ekliyorum. İnsanları tahkir de etmemek. İnsanları tahkir etmemek, tahrik de etmemek düzeltiyorum. Tahrik etmek insanları, bu bana çok tehlikeli görünüyor. Bir cürmü varsa eğer gerçekten onu savunmak zorunda bırakılması. O insanın işte sen bana bunu dedin diye cevap verme ihtiyacı. Sosyal medyada böyle oluyor ya. birine diyelim ki birisi laf atıyor. O da şöyle düşünüyor. Eğer ben cevap vermezsem bu kadar çok buna şahitlik eden, bunu, bu twee'i gören, işte bu iftirayı gören bu kadar çok insan var. Eğer cevap vermezsen, e onlar bunu gerçek zannedecekler. Susmamı alıp kabul etmem zannedecekler diye düşünüyor, cevap veriyor. Zaten saldıran da bir cevap bekliyor. Öyle olunca tartışma uzayıp gidiyor. Saldıran zaten ahlaksız olduğu için saldırısını başka cürümlerle, başka efendim argümanlarla destekliyor. O kendini savunma çabası içerisinde oluyor. Birileri de bunları böyle körüklüyor, ateşliyor ve ortaya o kadar çirkin, o kadar yanlış tablolar çıkıyor ki. O yüzden benim size tavsiyem size yönelik böyle saldırılar olursa lütfen cevap vermeye çalışmayın. Tahrik ekledim ya ben onu. Tahrik olmayın. Lütfen cevap vermeye çalışmayın. Evet. Kötülük avcılığı, mehassini ahlak, başkalarının günahlarını araştırmak, deşifre etmemek, toplumun içinde utandırmamak, insanları tahkir etmemek, tahrik etmemek, kusur avcılığı yapmamak ve settar esma-i ilahiyesi ile ahlaklanmak, suizana dayanarak hüküm vermemek, gönlü kirletmemek, başkalarının kusurlarını görmeyen bir göz, başkalarının kusurlarını işitmeyen bir kulak sahibi olmak. Şeytanın asimetrik saldırıları, insanlardan bir insan olmak, suizana girmeden dua etmek, eee, muradımızı hakkın muradı haline getirmek, şükür ve vefa vazifesini yerine getirmek. En güzel eylemlerimiz karşısında bile o eylemi masaya yatırmak ve şükür ve vefa vazifemi yerine getirebildim mi diye sorgulamak. Yalnız kendi nefsimizi kınamak. Kılınayacaksak nefsimiz yetiyor. Evet. Şimdi anahtar cümlelerimiz şöyle. Anahtar cümlelerimiz. İslam'da kötülükleri araştırma, başkalarının günahlarına muttali olmaya çalışma gibi bir vazife yoktur. Hüsnü zanla memuruz. Mehasini ahlak, mehasini ahlak kuralları içerisinde başkalarının kusurlarını araştırma, onları deşifre etme ve mahcup düşürme şeklinde bir madde yer almaz. Her kim bu hadis-i şerif bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da dünya ve ahirette onun ayıbını örter. Bilmediğin şeyin peşine düşme. Bu ayet-i kerime İsra suresinde insan hataya açık olarak yaratılmıştır. Her insan hata eder. Bu da hadis-i şerif. Her insan hata eder. Bir insan kendi kusuruyla meşgul oluyorsa başkalarının kusurlarını görmez. Sürekli başkasının kusurlarıyla meşgul olan ve bunları konuşan bir insanın tecessüs, suizan, gıybet ve tahkir gibi günahlarının cezasını ahirette göreceği kesindir. Evet. Hep beklenti içerisinde olup kendi her zaman kendini her zaman öne çıkaranlar ruh hastalığının pençesindedir. Bir beklenti içerisinde olup da her zaman kendilerini öne çıkaranlar bir ruh hastalığının pençesindedir." diyor hoca efendi. Aslında sorgulamamız gereken bizim kendi nefsimizin kusurlarıdır. Öyleyse kendimizin onca eksiği varken nasıl başkalarının kusurlarıyla uğraşıp onları sorgulayabiliriz ki? Her muvaffakiyetten sonra o işe layık olup olmadığımız hususunu masaya yatırmalıyız ve bir mercekle tavır ve davranışlarımızı kontrol etmeliyiz. İnsan emin olmadığı iddialarla başkalarını mahkum etmemelidir. Kimse dinden soğutulmamalıdır. Herkesin konumuna saygı duyulmalıdır. Elle müdahalenin asıl merciği devlettir. Asıl mercii devlettir. Evet. Şimdi dua bölümüne geçiyoruz. Bugünkü e dualarımızı sevgili melek başlatmış. Ona selam ediyorum. Sevgili meleğe şöyle demiş: "Allah'ım bizleri esma-i ilahiye ile ahlaklanan kullarından eyle. Bizleri ahsen-i takvim üzere yarattın. Kirlettiğimiz gönüllerimizi, gözlerimizi, kulaklarımızı tövbe kurnalarıyla yıkayıp arınan, tekrar geri dönmeyi kerih gören kullarından eyle. günaha tekrar geri dönmeyi kerik gören kullarından eyle. Bize tövbe-i nasuhla tövbe eden, gözünü, kulağını, gönlünü, duygularını, düşüncelerini temiz tutan kullarından eyle ya Rabbi. Amin. Sevgili Melek, sevgili Aleyna'nın duasını okuyacağız şimdi. Benim güzeller güzeli Allah'ım, bizi tövbe, evbe ve inabelerle sürekli senin kapına rücu eden bahtiyarlardan eyle. Senin hoşlanmadığın kirli duygulardan arınmış, kirli düşüncelerden arınmış, kirli duygulardan arınmış bir kalbi selim, kirli düşüncelerden arılmış bir aklı selim bize ver. Her zaman sadece doğruyu söyleyen nezih bir lisan ver bize ve bizi senin sevgine ve seni sevenlerin sevgisine yaklaştıracak makbul amellerle şereflendir ya Rabbi. Sevmediğin tüm helak edici virüslerden sana sığınıyoruz. Günahlarla alude şu kullarını şekete götüren yollara düşmekten muhafaza eyle ne olur Rabbimiz. Amin. Amin. Elfü elfü amin. Sevgili sevgili Aleyna. Evet. Sevgili Ayşe Özdoğan'ın duasını okuyacağız şimdi. Ona da selam ediyorum. Şöyle demiş. Ey kalpleri nurlandıran Kuddüs, zihnimizi vesveseden, kalbimizi kuruntudan, dilimizi gıybetten, kalbimizi suizandan, duygularımızı, düşüncelerimizi suizanın kirlerinden, dilimizi, dilimizi kötü sözlerden muhafaza eyle. Bizi kötü düşüncenin değil, güzel niyetin temsilcisi eyle. Güzel bakışın temsilcisi eyle. Güzel gören, güzel düşünen, hayattan lezzet alan, güzel rüyalar gören, güzel kullarından eyle bize. Su izanı unutturan bir huzurla yaşat bizi ve bizi her insanda senin bir sıfatını görmeyi nasip eyle bize ya Rabbi. Amin. Ya Rabbi. Alf amin. Sevgili Eda'nın, Edalardan bir Edan Allah ondan razı olsun duasını okuyacağız. Allah'ım bize nefsimizin ayıplarını görmeye memur, başkalarının kusurlarını örtmeye memnun kullarından eyle. Amin ya Rabbim. Kendi kusurlarını görmeye memur, başkalarının kusurlarını görememekten de memnun kullarından eyle ya Rabbi. Tecessüsle kalbimizi karartmaktan, hüsnü zan kapılarını kapatmaktan sana sığınıyoruz. Başkalarının sırlarına göz diken değil ya Rabbi kendi iç dünyamıza yönelenlerden eyle bizi. Ayıpları ifşa edenlerden değil örten bir edebin yolcusu olalım. Bizi takva ile donat, ihlas ile arındır, edep ile yücelt ya Rabbi. Amin. Ya Rabbi bizi kanatlandır. Ya Rabbi takvayla kanatlandır, ihlasla kanatlandır, edeple kanatlandır. İnsan et bizi insan ya Rabbim. Sevgili Hatice'nin duasını okuyacağız şimdi. Ona selam ediyorum. Rabbim görmemiz gereken her ne varsa netlikle göster. Görmememiz gereken her ne var ise onları da sen setret ya Rabbi. Bizi bir an bile nefsimizle başa bırakma. Şükür ve vefa vazifesinin yol haritası edinebilmeyi nasip eyle. Bizi bize bırakma. Hüsnü zan, hüsnü zan insanı eyle. Hüsnü zanla donat bizi ya Rabbi. Tertemiz olsun duygularımız, düşüncelerimiz, bakışlarımız ya Rabbi. Evet sevgili Ab-ı Hayat'ın duasını okuyacağız şimdi. Ona selam olsun Abı Hayata. Ya Rab, alemde ne varsa bir yansıması da bende mevcut. Sırrını anlamayı nasip eyle. Gönlümle gördüğüm, kulağımla işittiğim her hali kendi içimde okuyabilecek bir şuur ve basiret nasip eyle. Tecessüsün, başkalarının haline yönelen o ince ve gizli merak sızmasından sana sığınıyorum. Beni ailemi değil, beni elalemi değil, alemi değil, kendi nefsini seyreden, kendi kusurunu görüp istiğfarla arınanlardan eyle. Kalbimi başkalarının hallerine değil senin işaretlerine açık eyle. Başkalarının hayatlarını izlerken gafletle hükmetmekten, kıyaslarla kalbimi kirletmekten, merak adıyla haddi aşmaktan, merak adıyla haddi aşmaktan, haber alma hürriyeti şeffaflık diye başkalarının izzetlerine, ismetlerine dokunmaktan sana sığınıyoruz ya Rabbi. Sana sığınıyoruz ya Rabbi. Muhafaza eyle ya Rab. Muhafaza eyle ya Rab. Her gördüğümde ibret, her işittiğimde hikmet, her yaşadığımda seni tecell senin tecellilerini fark edecek bir idrak nasip eyle. Beni başkalarının aynasında oyalanmaktan koru. Kendi içimin derinliğinde sana yönelmek, yönelmeyi nasip eyle ya Rab. Ya Rab, ya Rabb. Amin. Elfu alfi. Amin. Ya Rabbi. Peki sevgili eee pek sevgili Mustafa Hamza'nın duasını okuyacağız şimdi. Şiirini ya da şöyle demiş. Ey kendini başkalarının günahlarını araştırmaya adamış nefis. Sen Ademoğluna bakmayı bırak da sonra gel kendi hatalarına bak. Bir görebilsen kalbin ne kadar kokuşmuş, gönlün ne kadar pis. Onu bunu bırak da sen kendi günahlarına yan. Gözyaşlarını ona bırak. Hüsnü zandır. Hüsnü zannedin demiyor. Hüsnü zanla memuruz diyor üstat. Hüsnü zannedin demiyor. Hüsnü zanla memuruz diyor üstat. Bize bir emir hüsnü zan. Bunu sakın unutmayasın ey dost. Tecessüsünde gözlerine mil, kulaklarına kurşun daha rahat. Gel tövbe edelim başkalarının kusurlarına bir daha bakmamaya. Ey dost, bu ders bizim tövbemiz olsun. Bu ders bizim istiğfarımız olsun. Aynı zamanda başkalarının kusurlarına bakmamaya ettiğimiz bir yemin olsun. Peki sevgili Kevser Nesla'nın duasını okuyacağız şimdi. Güzeller güzeli Allah'ım bizleri en güzel ahlak esmalarının sıfatlarının tecellileriyle ve her an yeniden yarat bizi güzeller güzeli Allah'ım bizi en güzel ahlakla ahlaklandır. Esmalarının sıfatlarının tecellileriyle her zaman bizi yeniden yarat. Bizi o tecellilere makes eyle. esmalarını yansıtabilen sana layık ayineler eyle bizi. Muradımızı yüce muradına ram eyle. Hamd ile gerilip şek ve şükr ile kanatlanmayı lütfeyle. sana ve bize nasip buyurduğun e emanetlerine karşı vefah hisleriyle doldur. Sana karşı ve bize nasip buyurduğun emanetlerine karşı vefa hisleriyle kalplerimizi kalplerimizi doldur ve bu vefa ile aksiyona geçebilmeyi, irademizin hakkını verebilmeyi nasip eyle. eee muhasebelerimizi büyük muhaelere, büyük mahkemelere bırakma. Amin ya Rabbi. Tertemiz bir kalp ile huzuruna gelebilmeyi, tövbe-i nasuhla sana vasıl olabilmeyi nasip eyle. Ölmeden önce kendini hesaba çekenlerden eyle bizi. İnsanlardan bir insan eyle. Amin ya Rabbi. Şimdi pek sevgili Betül Muhlciğimin şiirini okuyacağız. Güzel çocuğuma selam ediyorum. Şöyle demiş: "Başkasının kusuruna karşı ol ama. Kimsenin ayıbıyla meşgul olma. Suizana hiç bulaşma. Olumsuz duyumlara kulak kabartma. Çok güzel. Betül Muhlisede bir ozanlık potansiyeli var. Çok güzel. Güzel çocuğum benim. Başkasının kusuruna karşı ol ama kimsenin ayıbıyla meşgul olma. Suizanla hiç bulaşma. Olumsuz duyumlara kulak kabartma. Şayet olmak istersen salik kilitlen hüsnü zanla. Sadece güzele bak. Sadece güzel bak. Çünkü budur ilahi ahlak. Unutma düstur insanlardan bir insan olmak. Çok güzel olmuş. Çok. Sevgili Enes'in duasını okuyacağız. Sevgili Enes kardeşimizin duasını okuyacağız. Ona bolca selam ediyorum. Allah'ım çeşitli beklentiler içerisine girmekten, muradımızı senin muradına göre ayarlayamamaktan, gönül kirliliğinden ve kendi kusurlarımıza karşı kapalı kalmaktan dolayı bütün bunlardan sana sığınıyoruz. Senin de bizim bütün kusurlarımızı silip süpüreceğin ümidiyle bir ömür geçirelim. Ya settar, ya gaffar. Sevgili muhliseciğimin duasını okuyacağız şimdi. Pek sevgili garip muhlciğimin duasını. Ey gariplerin sahibi canım Rabbim, ne olur hastalıklarımıza tam bir şifa bahşet. Öyle şifalanalım ki kirlenmiş nuronlarımızdaki şifa bulsun. Rabbim şu buruk kalbim sana emanet. Herkes yahşi, men yaman. Herkes buğday, men, saman mülahazasıyla yaşamayı bizlere nasip eyle. Allah'ım korkuyorum kendi nefsimden. Herkes saman men yaman. Herkes saman, ben buğday diye bedbaht nefsimden böyle diyen bedbaht nefsimden. Nefis öyle diyor. Evet. Herkes yaman men yahşi diyor nefis. Herkes saman ben buğday diyor nefis. Ben ondan korkuyorum. Ben de korkuyorum. Ne olur Rabbim ahlakımızı güzelleştir. Efendimizin ahlakıyla ahlaklandır bizleri. Kur'an ahlakıyla ahlaklandır. Ahlakı aliyen de ahlaklandır. Vur kalplerimize şifa bahşet ya Rab. Ya Rab. Ya Rab. Amin. Elfü elfü. Amin. Şimdi moderatörümüz pek sevgili Edacığımızın duasını okuyacağız. Ya hak, ya adili-i mutlak, ey merhametliler, merhametlisi Rabbimiz. Halimden ar ediyorum. Ne olur bizleri hakiki manada insan eyle ve bizlere hesap verme inceliği ile yaşat. Bu dua çok güzel bir dua. Bizleri hesap verme inceliğiyle yaşat. Rabbim ne olur senin hoşnut olmadığın hiçbir düşüncenin zerresi geçmesin aklımızdan. Geçmesin ki o hadsi su izanlar dilimize gıybet olarak dökülmesin. Allah'ım sen seddarsın. Günahları ve ayıpları örtersin. Biz ise hadsizlik üstüne hadsizlik yapıyoruz. Fakat ellerimizi kapının tokbağına bırakıp affına ulaşmadan, rızana ermeden oradan ayrılmayacağız. Buna söz veriyoruz. Ne olur bizleri affettiğin, razı olduğun kullarından eyle. Bir cefakeş aşıkam e yar senden dönmezem. Külüm oddan çağırsalar seddar senden dönmezem. Hançer ile yüreğimi yar senden dönmezem. Ya Rabbi bizleri doğru yolun hassas yaşayan pak yolcuları eyle. Amin ya Rabbi. Ya Rab bize doğru yolun hesap verme inceliğiyle yaşayan hak yolcuları, pak yolcuları eyle. Tut ellerimizden tut ki edemeyiz sensiz. Edemeyiz mümkün değil. Edemeyiz ya Rabbi bırakma ellerimizi Rabbi. Şimdi benim güzel çocuğum pek sevgili Zeynep Nevracığımın şiirini okuyacağız inşallahu teala. Şöyle demiş Allah için sevmen gerekeni koydun mahbusa. O kuş uçup giderse ne yaparsın? Dilin, gözün dile gelip anlatsa teveccühün nereye idi? Teveccühün nereye idi? Oklar dönüp kalbine saplanınca ne yaparsın? Çok güzel. Allah için sevmen gerekeni koydun mahpusa. O kuş uçup giderse ne yaparsın? Dilin gözün dile gelip anlatsa teveccühün nereye idi? O oklar dönüp kalbine saplanınca ne yaparsın? Innallaheun cemia dersin. Düşmüşsün ama suizana daha da duymayı beklersin. Düşmüşsün ama suizana daha da duymayı beklersin. Başkalarının hayatını tekrar tekrar izlerken nefsin bile dönüp der sana: "Peki sen kimsin? Ey gönül! Dön kendi evine. Nefsinin karanlığında ışık ara. Zira kimse bilmez, kimse görmez. Senin içinde bir mahşer var orada. Ey Settar, ört bizi, ört bizi affınla. Ayıplarımızı setret. Ateşimde pak eyle beni. Kardeşimin kusuruna göz değil kalp ver. Kalp ver bana. Kardeşimin kusuruna göz değil kalp ver bana. Ve nefsimi nefsimden koru. Sen bil beni. Çok çok etkileyici. Sen bil beni ya Rabbi. Nefsimi nefsimden koru. Kardeşimin kusuruna göz değil kalp ver bana. Ayıbımı setret. Ateşimde pak eyle beni. Ey seddar ört beni. Ey Star ört beni affla. Fevkalade güzel olmuş. Güzel çocuğum benim. Çok duygulandırdı beni. Değerli Rasim kardeşimizin duasını okuyacağız şimdi. Şöyle demiş. Ya Rab yalnızlığımızı gizlediğin sır perdeleriyle ört. Kalbimizi senin huzuruna sığınan bir liman eyle. Başkalarının gizli hallerini merak eden nefsimizi terbiye et. Bize kendi eksiğimizi görme basireti ver. Ayıpları örten, kalpleri onaran sensin. Bizi de örtenlerden, onaranlardan eyle. Kimsenin gizine göz değil. Rahmet olmayı öğret bize. Kimsenin gizine göz değil. Rahmetle bakmayı, rahmet olmayı öğret bize. Amin. Amin. Pek sevgili Rasim kardeşim, şimdi çok sevgili Sudeciğimin duasını okuyacağız. Sudeciğim şöyle demiş. Bir kırık dilekçeden alıyorum ben duamı demiş. Ve bize bir kırık dilekçeden bir bölüm paylaşmış. Allah ondan razı olsun. Şöyle: "Ey koruyup gözetenlerin en güzeli Allah'ımız, bizleri her zaman korumanı ve daimi himayenin altında tutmanı diliyoruz. Bizlere iman-ı kamil, amel-i saliha ve ihlas-ı etem lütfetmekle dinimizi ve ahiretimiz hususunda yardım et. Bize muttali olamadığımız endişe ve tehlikelerden bizi muhafaza eyle. Karşılaştığımız hadiselerde de bir an bile olsun bizi nefsimizle başa bırakma. Ey kullarının günahlarına, ey kulların günahlara düşmesi, kendisine zarar vermeyen, mağfiret etmekle hazinelerinden hiçbir şey eksilmeyen yüce rabbimiz bizlere, bizlere tükenme bilmeyen Evet. Bizlere tükenme bilmeyen hazinelerinden çokça ihsanda bulun ve yarlıka bizi. Yarlı bizi ya Rabbi. Affet bizi. Affet bizi. Lütfen bağışl kusurlarımızı. Merhamet buyur bize. Sensin mevlamız, yardımcımız. Kafir topluluklara karşı sen yardım eyle bize. Amin. Elfa alfi amin. Şimdi sevgili Feyzacığımın feyizli şiiriyle final yapalım inşallahu teala. Şöyle demiş güzel şiirinde. Ya Hannan ya Mennan. Ey halimi bilen habir. Gönlümün üzerine tane tane bir toz duman da nedir? Gönlümün üzerine tane tane bu toz duman da nedir? Ya gözümde tüllenen bu sis perdesi etrafımı sarmış hakikatsiz uğultuda neyin nesi? Tam öyleyiz aslında. Allah bizi affetsin. Ya Hannan, ya Mennan, ey halimi bilen habir. Gönlümün üzerine tane tane bu toz duman da nedir ya? Gözümde tüllenen bu sis perdesi etrafımı saran hakikatsiz uğultuda neyin nesi? Görmesin gözlerim cemalinde. Evet. Gönlümün üzerinde tane tane dost duman nedir? Tashih edelim. Görmesin gözlerim cemalinden gayrısını. Duymasın isterim kulaklarım masivayı. Elimde bir kor yanarken tutuşur eteklerim. Taşımam gerek miras kalan bu ızdırabı. Kim bilir hangi hasbilerin varlığını işgal ediyor yerim? Çok güzel. Kim bilir hangi hasbilerin varlığını işgal ediyor yerim. Sen bilirsin ya settar uzayıp gidiyor bilemediklerim. Ya hay ya kayyum. Sanki hayat veren hakiki nur. Güzel gören bir alemde tadar dost muhabbetini. Güzel gören bin alemde tadar dost muhabbetini. Ya zahir ya batın ey kesrette bulunan daimi huzur kardeşlikte erisin nazarım bulsun her nesnede bir seni. Amin ya Rabbi. Kardeşlikte erisin nazarlarımız bulsun her nesnede seni ya Rabbi. Ya hayyum. Sanki hayat veren hakiki nur, güzel gören bin alemde tadar dost muhabbetini. Allah bize dost muhabbetini bin alemde tattırsın. Ya zahir, ya batın. Ey kesrette bulunan daimi huzur. Kardeşlikte irsin nazarım bulsun her nesnede bin seni, bir seni. Evet. Eee, değerli dostlar, pek sevgili ders arkadaşımız Emre kardeşimizin duası var. Şimdi Rabbim şefkati mukaddesenden gönüllerimize şefkatinin özünü içir. Şefkatin özünü içir. İçir ki efendimizin ahlakıyla ahlaklanalım, mayalanım. O sallallahu teala aleyhi ve sellem'in gözü gönlü ile bakıp görebilelim. Onun gözüyle, onun gönlüyle bakıp görebilelim. Bunun dışındaki şeylerden ruhumuzu, kalbimizi temizle. Gönlümüzü senle doldur. Muhafaza eyle bizi Rabbimiz bizi muhafaza eyle. Tut elimizden. Şefkat-i mukaddesenden gönüllerimize şefkatin özünü içir. Amin. Elfü elfü amin. İçir ki efendimizin ahlakıyla ahlaklanalım. Pek sevgili Ayperi hanımcığım hepinize yetecek güller göndermiş. Ne güzel dualar bunlar Rabbim demiş. Amin. Amin. Allah razı olsun güzel kardeşlerimden demiş. Şimdi Abdülrazık kardeşlerim kardeşimizin duasını okuyacağız. Ona çok selam ediyorum. Hep böyle Sohbeti Canan'la sizinle görüşmeyi çok beğeniyorum. Allah sizden razı olsun hocam demiş. Biz de çok teşekkür ediyoruz sevgili kardeşimize. Amin. Elfi alfi amin. Ecmain sevgili Aynur'un duası. Ey kullarının her haline ayan beyan bilen rabbim muttali olan Rabbim. Ne olur arındır rahmetinle varlığımızdaki bütün kirleri lütfeyle. Her halimizi hoşnutluğuna vesile olacak güzelliklerle donat. Güzelleştir bizi ya Rabbi. Bizi güzellere peyrev eyle. Güzel gören, güzel düşünen, güzelleri postnişin olan, güzellerle hemhal olan, güzel kokan, güzel duyan, güzel hisseden, velhasıl senin güzelleştirdiğin, senin güzel gördüğün kullarımdan eyle ya Rab. Görüşmek üzere değerli dostlarım. Allah'a emanet olasınız. Hoşça kalın.
EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: BAŞKALARININ GİZLİ HALLERİNİ ARAŞTIRMA
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.