Transcript of EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 222: HAYAL VE HAKİKAT
Video Transcript:
Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmîn. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elfi alfi salat vef alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu dostları muhabbetle selamlıyorum. Gaibunu da hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun inşallahu teala. Yeni bir Mesnevi-i Nuriye dersinde beraberiz ve bugün hayal ve hakikat ilişkisini konuşacağız. Üstadın hayale bakışını. Hep yolumuzun hayal değil hakikat mesleği olduğunu vurguluyor Bediüzzaman Hazretleri. Ama aynı zamanda da bize bir gaye-i hayal gösteriyor. Dolayısıyla nedir hayale bakışımız? Hakikate bakışımız. Bunu beraberce mütalaa edeceğiz. Hayal neydi? Ne işe yarıyordu? Hakikat neyi ifade ediyordu? Eee biraz bu konularda derinleşmeye çalışacağız inşallahu teala. Küçük bir eee ilem okuyacağız bugün. Kısa bir ilem. Bir bir şemme şemme risalesindeyiz. Mesnevi Nuriye'de. Bir kokucuk. Hakikatten bir kokucuk. Şöyle diyor üstadımız. İlham eyyhal aziz. Biz de kalbimizin kulağını üstadımıza veriyoruz. Efendim üstadım diyoruz. Ayetlerin bahsettikleri hakikatler şiirlerin bahsettikleri hayaletten pek vasi pek yüksektir diye başlıyor üstat. Şimdi burada üstat hayalin, hakikatin karşısına hayali koyuyor ve Kur'an ayetlerinin karşısına, Kur'an ayetlerinin meseleleri, ele alış biçiminin karşısına şiirin meseleleri ele alış biçimini koyuyor üstadımız. Hatırlayacaksanız geçen dersimizde biz Kur'an-ı Kerim'in e hakikatleri ele alış biçimi üzerinden yine bir ders yapmıştık ve Kur'an-ı Kerim'in verdiği örneklerle Kur'an-ı Kerim'in hakikati anlatma biçimiyle hakikatleri nasıl kalbimize yaklaştırdığını buna tenezzülat-ı ilahiye demiştik. Nasıl bir tenezzülat-ı ilahiye olduğunu konuşmuştuk. Yine Kur'an-ı Kerim'in belagati bağlamında yine 25. söze bakan bir bahis açıyor Bediüzzaman Hazretleri ve diyor ki ayetlerin bahsettikleri hakikatler şiirin bahsettiği, şairlerin bahsettiği hayalattan pek vasi, pek geniş ve pek yüksektir. Bu itibarla Kur'an şiirden addedilmemiştir. Şiir Kur'an-ı Kerim çok belagatli, çok mevzun, vezinli, çok ahenkli. Ama Kur'an-ı Kerim şiirden addedilmemiştir. Hem de hem de ayetler sahibinin şuunat ve efalinden bahseder. Şiir ise huzuli olarak gayrden bahseder diyor üstadımız. Şimdi burada yine şiirle Kur'an arasında bir fark ortaya koyuyor üstadımız ve diyor ki Kur'an'ın ayetleri sahibinin şuunatından ve efalinden bahseder. Yani bize Rabbimizi tanıttırır. Rabbimizin yüce sıfatlarını, onun esmasının tecallilerini, onun fiillerinin tezahürünü bize Kur'an-ı Kerim anlatır ve gösterir. Kainat kitabına tercüman olur. Şiir ise fuzuli olarak diyor üstadımız gayrdan bahseder. Yani Allah, Allah'tan değil mecazi olan şeylerden bahseder. Tabiri caizse mana-ı harfiyle kainata bakmak yerine mana-ı ismiyle mecazi bir surette eşyadan, hadiselerden, varlıklardan bahseder. Hem de fil cümle adi şeylerden bahsi harkuladedir. Şiirin harkuladeden bahsi alal zararadidir. Üçüncü bir karşılaştırma daha yapıyor üstadımız ve diyor ki Kur'an-ı Kerim'in adi şeylerden bahsi harkuladedir. Kur'an-ı Kerim'de örnek verilir. Mesela karıncadan, arıdan örnek verilir, deveden örnek verilir. Bunlar bize sıradan şeylermiş gibi görünebilir. Ama Kur'an-ı Kerim onları bize harkulade olarak anlatır. Harikulade yani adetin bizim ünsiyetimizin, ülfetimizin, alışkanlıklarımızın perdesini yırtar Kur'an-ı Kerim ve onları bize hep mucize olarak gösterir. Karıncayı anlatırken de böyledir. Deveyi anlatırken de böyledir. Arıyı anlatırken de böyledir. Kur'an-ı Kerim'de. Şiir harkuladeden bahsederken onun bahsi alal aksar adidir diyor Bediüzzaman Hazretleri. Yani harkulade olan şeyleri değersiz adi şeylermiş gibi şiir gösterir diyor üstadımız. Şimdi burada şöyle bir soru sormak lazım elbette hangi şiir diye sormak lazım. Hangi şiir böyle bahseder ve hangi hayalat diye bir soru da sormak lazım. Yani hangi hayalattır? Üstadın burada levhmettiği hayalat hangi hayalattır? Hangi şiirdir? Bur da cevap bulmamız gerekiyor. O yüzden bir taraftan üstadın Risale-i Nur'da hayal hakikat ilişkisi olarak kurduğu bağlamlara bir göz atmamız lazım. İkinci olarak da hocamıza müracaat edip onun şiir, hayal konusunda bize söyleyeceklerine kulak vermek ve Hoca efendinin üstadın yaklaşımını şerh etmesini ondan istemek, talep etmek kalıyor yolculuğumuzun bir esası olarak. Şimdi önce üstada bakalım. Üstadımız şiir hayalat üzerinde durdu ya. Şiir hayalat ilişkisi üzerinde durdu. Şimdi e üstadın bu konuda çok başat çok önemli bir örneği vardır. Hepinizin bildiği bir örneği. Oradan başlayalım. Bediüzzaman Hazretleri eee mektubatta bir şairin eee mecazi bir aşktan, güneşten hayali olarak bahsetmesini örneklendiriyor ve şöyle diyor mesela birisi demiş bir şair şöyle diyor. Diyor ki güneş benim mahbubumun yani sevgilimin güzelliğini gördü. Utandı. Sevgilim güneşten daha parlaktı. Dolayısıyla sevgilimin güzelliğini Güneş gördü ve utandı. Yani kendi parlaklığından daha büyük bir parlaklık görmüş oldu sevgilimin yüzünde ve görmemek için diyor bulut perdesini başına çekti. Şimdi bu bakın hani güneş bulutun arkasına saklandı ya. Şaire göre bu bir hayalat sonuçta. Öyle değil mi? Hayal. şaire göre Güneş niye bulut perdesinin arkasına saklandı? E cevabı utandı da saklandı. Çünkü benim sevgilimin güzelliğini gördü diyor şair. Üstat da ne diyor ona? Ey aşık efendi. Hey aşık efendi diyor. Ne hakkın var? Sekiz ismi azamın bir safe-i nuraniyesi olan güneşi böyle utandırıyorsun. Şimdi bakın, eee, Kur'an-ı Kerim güneşe bakarken nasıl bakıyor ayet-i kerimelerde güneşe? Onu Cenab-ı Hakk'ın esma-ı ilahiyesinin bir safe-i nuraniyesi, nurlu bir saifesi olarak anlatıyor bize. Değil mi Kur'an-ı Kerim? İsmi sekiz ismi azam diyor Bediüzzaman Hazretleri. Hangi sekiz ismi azam? Bunlar fersay, Kayyum, Hakematül Kuddus, Nur ve Münevvir. Sekiz tane ismi azama ayinedarlık ediyor güneş. Bir safe-i nuraniye. Şimdi Kur'an-ı Kerim bize onu anlatırken bir safe-i nuraniye olarak anlatıyor. Ama buradaki sadece bir örnek. Sizin zihninizde başka çok canlı örnekler de vardır. Şarkılara bakın, şiirlere bakın. Güneşten bahsederken nasıl bahsediyor? Aydan bahsederken nasıl bahsediyor? hayalat perdesinin arkasından bahsediyor. Dolayısıyla üstadımız bunları söylerken hayalata karşı olduğundan söylemiyor. Şunu anlamak zorundayız. Hakikate yol bulmayan hayalat üstada göre perdeliyor. Hakikati perdeliyor. Hayal normalde gaye-i hayalde ona diyoruz. Hayal normalde hakikate götüren insanı hakikate götüren duyular diğer duyuları gibi, diğer kuveleri gibi insanın esma-ı ilahiyeye anahtarlık yapan bir istidat. Ama eğer hayalden hakikate geçemiyorsak, hayal bizi hakikate götürmüyorsa bu sefer hakikati perdeliyor. İşte üstat buna karşı çıkıyor. Üstat da öyle bir öyle bir zamanın çocuğu ki Bediüzzaman Hazretleri kendi misyonu itibariyla da hakikatin üzerini örtmüş olan o hayalatı temizlemekle mükellef. Üstat Risale-i Nur da Risale-i Nur da hayalden bahsederken onu insan havasının yani insan hislerinin en genişi, en süratlisi olarak bahsediyor ve eee batıni bir hasse olarak anlatıyor bize. Bediüzzaman Hazretleri kalbin hizmetkarı olarak anlatıyor bize hayali ve üzerine binip alemleri seyrettiğimiz bir binek olarak kalbin bir hissi olarak anlatıyor ve ne oluyor? Alem-i şehadetten hayal vasıtasıyla sıyrılıp biz başka alemlere seyahate çıkıyoruz. O yüzden üstat onu bir sinema perdesi olarak da ele alıyor. Allah'ın kudretinin, cemalinin, akislerini seyrettiğimiz bir sinema perdesi. Aklın tasvircisi, efendim rahmet hazinesinin anahtarı. Eee, sırrı temsil ile hakikati kabul eden bir anahtar. Üstat o temsili hikayecikleri anlatırken Kur'an-ı Kerim'deki temsillere de vurgu yapıp aslında hayalin de ikna olan, itminana eren, hakikati kabul eden bir hassa olduğunun da altını çiziyor. Ve insanın sınırsız duygularının bir mukaddimi, gaye-i hayal dediğimiz şekilde insana yüksek hedefler gösteren çok önemli bir istidat olarak anlatıyor onu. Fakat üstadın şikayet ettiği bir şey var. Diyor ki Bediüzzaman Hazretleri muhata, "Bizler İslamiyet'in hakkını ve müstahak olduğu hürmeti ifa edemedik. O da bizden nefret ederek evham ve hayalatın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi" diyor üstadımız. Çok önemli bu. Bakın gizler İslamiyetin hakkını ve müstahak olduğu hürmeti ifa edemedik. Kur'an da ne yaptı? evham ve hayalatın bulutlarıyla sarılıp kendini örttü, tesettür etti ve bizden nefret ederek bunu yaptı." diyor Bediüzzaman Hazretleri. Risale-i Nur'da Kur'an'ın asıl maksatlarının tevhit, nübüvvet, haşır ve adalet olduğunu, adalet ve ubudiyet, tevhit, nübüvvet, haşır, adalet ve ubudiyet olduğunu söylüyor Bediüzzaman Hazretleri. Ne oluyor? Zaman içerisinde kıssalar, zaman içerisinde menkıbeler, zaman içerisinde birtım hayalat hakikatin önüne geçiyor. Hani ay tutuluyor da annesinin bir yorumu vardı ya Bediüzzaman Hazretlerinin ayı tutulması karşısında. İşte hepsi aslında birer hayalata dönüşüyor. Çare olarak da üstadımız şöyle diyor: "Kur'anın yıldız misal ayetleriyle ünsiyet ve ülfet perdelerini yırtıp aklı afak ve enfüsün hakikatine tecih edip irşat etmek di" diyor üstat çare olaraktan. Yani zaman içerisinde hayal bir perde olarak hakikatin önünü kapadı. Üstadımız çağrı olarak Kur'an'ın yıldız misal ayetleriyle ünsiyet ve ülfet perdelerini yırtmak aklı afak ve enfüsün hakikatine tevcih edip irşat etmeyi çare olarak üstadımız aynı metinde gösteriyor. Şimdi bunu Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur'da muhtelif meselelerde işliyor. Mesela eee üstada bir rüya yorumu sorulduğunda üstat cevaben diyor ki talebesine, "Ey birader, senin elini tutup hazine-i hakikate götürmekten evvel vaadettiğin birkaç meseleyle acele edip basarı basiretinize gışavet ve perde olan hayalatı defedeceğim." diyor. Şimdi önce Bediüzzaman Hazretleri yolumuzun hakikat mesleği olduğunun altını çiziyor ve diyor ki, "Seninle mahsı hakikat dersini müzakereye alışmışız biz." diyor talebesine hakikatin ta kendisi olan bir dersi müzakereye alışmışız. kendisine rüya sorulduğunda hayalata karşı kapısı açık olan rüyaları tahkik bir surette eee rüyaları tahkiki bir surette mevzu bahis o yüzden etmiyoruz diyor üstadımız. Yine Bediüzzaman Hazretlerine mesela şey soruluyor. Dünya öküzün ve eee öküzün sırtında eee öküzün ve kalemin sırtında mıydı? Hadis-i şerif soruluyor. Bir hadis-i şerifin beyanı soruluyor. Bediüzzaman Hazretlerine. Sevr ve Hud, düzeltiyorum. Sevr ve Hud'un sırtında şeklinde. Öküzün ve balığın sırtında. Tefsirinde kalem var. Şimdi öküzün ve balığın sırtında dünya bu üstada soruluyor. Üstat diyor ki Bediüzzaman Hazretleri bakın zamanla hayalet hakikatin önüne geçiyor. Ya normalde sebr hud derken mecazlar kastediliyor. Mecaz. Ama o mecazikmiş gibi işlem görmeye başlıyor. Yani gerçekten de insanların hayalinde dünya bir öküzün boynunda öküzün sallanmasıyla sallanan bir hayale dönüşüyor. Sevr ve Hud'un, balığın ve öküzün sırtında zannediliyor dünya. O yüzden üstat diyor ki kendisine bu soruyu sorana önce diyor sana anlatacağım bunun hakikatini ama senin elinden tutup seni hakikatin hazinesine götüreceğim diyor Bediüzzaman Hazretleri ve senin basarını basiretini hayalatın perdelerinden temizleyeceğim diyor üstat hayalatın perdelerinden, hayalatın örtülerinden Gşavet ve perde olan hayalatı defedeceğim diyor üstat. Öyle hayalet gulyabani gibi elleriyle senin gözünü kapar, göğsüne vurur, seni tahvif eder diyor Bediüzzaman Hazret. Korkutur seni. Korkutur. Ne olur? Gözüne perde olur. Böyle bir hayalat göğsüne vurur diyor Bediüzzaman Hazretleri. Yani basarını da kapar, basiretini de kapar. Dolayısıyla ne olması gerekiyor? Kur'an'ın elmas hakikatlerinin yeniden yeniden bizdeki o hayret duygusunu, hayranlık duygusunu celbetmesi ve nazarımızı hakikate tevcih etmesi gerekiyor. O yüzden de işte o hayalat perdesinin sıyrılıp atılması gerekiyor. Üstadın aslında Risale-i Nur'daki temel misyonlarından bir tanesi o. Üstat o yüzden yolumuzun hakikat mesleği olduğunun altını ısrarla çiziyor. Ve bakıyorsunuz Bediüzzaman Hazretleri eee sair meselelerde dönüyor. Aynı hakikati bir kere daha bir kere daha işaret ediyor. Mesela hepinizin bildiği o üstadın Eskişehir'de hapishanede eee kendisine açılan bir müşahade var ya işte orada eee bayram günü eğlenen kızları görüyor ve onların gelecekteki 50 yıl sonraki hallerini seyrediyor. Sonra bunları seyrettikten sonra bize diyor ki gördüğüm hayal değil hakikattir. Diyor Bediüzzaman Hazretleri. gördüğüm hayal değil hakikatin ta kendisidir diyor üstadımız ve e yorumluyor bize. Onun nasıl bir hakikat olduğunu yorumluyor. Ya da 24 sözde Bediüzzaman Hazretleri bülbül bahsi açıyor. Normalde şiirde yani şairlerin dilinde işte bülbül güle aşık. Bülbülün inlemeleri de gülü olan aşkından, ayrılığın aşkından inlemeler. Yani bir hayalat. Öyle değil mi? Şiirin hayalatı. Ama üstat Risale-i Nur'da bülbülü konuşturuyor ve bütün hayvanat nevleri namına nebatata olan aşk ve hayranlığının ilanı olarak konuşturuyor. Ve yine bize diyor ki bu hayal değil. Hakikatin ta kendisi. Diyor üstadımız. Şimdi şairin bülbülü konuşturması var. Üstadın bülbülü konuşturması var. Şairin bülbülü konuşturması bir hayalat ama üstadın bülbülü konuşturması bir hakikat suretinde cereyan ediyor. Üstadın gözünde bir perde açılıyor. O insanların, o kızların 50 sene sonraki hallerini görüyor ve diyor ki, "Gördüğüm hayır hayal değil." diyor. Bediüzzaman Hazretleri gördüğüm hakikattir." diyor. Dolayısıyla şimdi Kur'an-ı Kerim'e Resulullah Efendimize de şair deniliyor ya. Ama o dönemde bile şiirden çok iyi anlayanlar hayır diyorlar. Bu şiir değil. Arap şiirini çok iyi bilenler. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim'in anlatım dili, anlatım tarzıyla şiirin anlatım tarzı arasında çok büyük bir fark var. üstadımız. Bu bölümü de ben çok severim. Risale-i Nur'da ecnebi filozofların Kur'an'ın tasdiklerine dair bir bölüm açıyor ve orada mesela Doktor Johnson'ın eee Kur'an-ı Kerim şiir midir sorusuna verdiği cevabı naklediyor üstadımız. Doktor Johnson diyor ki Kur'an şiir midir? değildir. Fakat onun şiir olup olmadığını tefrik etmek müşküldir diyor. Kur'an Kur'an şiirden daha yüksek bir şeydir. Ma mafi Kur'an ne tarihtir, ne tercümeyi haldir ne de Hz. İsa'nın dağda irat ettiği mevize gibi bir mecmua-ı eşardır. Bir şiirler mecmuasıdır. Değildir. Hatta Kur'an budanın telkinatı gibi bir mabet tebaiye eee yani tabiat ötesi bir metafizik değildir. Maad et tebaiye değildir. Yahut mantık kitabı değildir. Eflatun'un herkese irat ettiği nasihatler gibi değildir. Bu bir peygamber sesidir diyor Doktor Johns. Bu bir peygamber sesidir. Öyle bir ses ki onu bütün dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi saraylarda, çöllerde, şehirlerde, devletlerde çınlar. Çünkü o bir tenezzülat-ı ilahiyedir. Bu sesin tebliğ ettiği din evvela naşirlerini bulmuş, sonra teceddütperver ve imar edici bir kuvvet şeklinde tecelli etmiştir." diyor. Dolayısıyla şimdi burada bizim de bakışımızı kontrol edebilme noktasında hayal değil hakikate yol bulma bizim meselemiz. Yani hayali üstadın dediği gibi hakikate yol bulma istikametinde Kur'an-ı Kerim'deki o temsilleri kullanıp da o temsillerle hayali de ikna ederek hakikate yol bulma suretinde değerlendirmek bizim temel sorumluluğumuz. Dolayısıyla önce şuradan başlayalım. Hoca efendiye gidelim. Şiir konusundan bir başlayalım. Sonra genel manasıyla hayale geçelim. Hoca efendi şiiri tanımlarken diyor ki şiir gönül çok özür diliyorum tarihi çıkarayım gelim. Özür diliyorum tekrar. Şiir diyor hoca efendi. Gönül his ve duyguların diliyle insan gerçeği ve özünün onun aşk, heyecan, tasak, keder ve sevinçlerinin, varlık ve ötesi duyuş, seziş ve değerlendirmelerinin açık, kapalı, doğrudan doğruya veya dolaylı yollarla sesi, sözü ve ifadesidir. Şimdi dikkat ederseniz burada şiir gönül, his ve duyguların dili dedi hoca efendi. Gönül his ve duyguların dili. Ya subjektif bir dil yani. E şiir insan gerçeği ve özünün onun aşk, heyecan, tasa, keder ve sevinçlerinin varlık ve ötesi duyuş, seziş ve değerlendirmelerinin açık kapalı, doğrudan doğruya veya dolaylı yollarla sesi, sözü ve ifadesidir. Değişik bir zaviyeden ona aslında şiirin ne kadar güzel bir şey olduğunun da vurgusu var burada. değişik bir zaviyeden ona gönlün bakın yine gönül özne gönlün eşya ve hadiseleri kendince duyması subjektif bakın gönlün eşya ve hadiseleri kendince duyması hissin eşya ve hadiseleri kendince yorumlaması insan ve kainatın perde önü perde arkası itibarıyla vicdan vasıtasıyla hususi değerlendirilmesi. Bakın hep hususi, kendince hep hep eee yorumlamalar kendince ve hususi yorumlamalar. Dolayısıyla şuur ve idrakin de kendi gerçek fonksiyonlarına rağmen bu duyuş, bu seziş ve değerlendirmeleri bazen şöyle böyle vakıa, uygunluk içerisinde bazen de hayal ve tasavvurların yedeğinde yorumlaması ve seslendirmesidir." diyor hoca efendi. Şuurda ne yapıyor? duyuların bu duyuşlarını insan mahiyetinin, insan gönlünün efendim eşyayı ve hadiseleri insan gönlünün, insan vicdanının vicdanının, duyguların süzüşü, yorumlayışı bütün bunların karşısında şuur ne yapıyor? Bazen şuur, vaka, uygunluk içerisinde, bazen de hayal ve tasavvurların yedeğinde o hayalin getirdiği, duyuların getirdiği, gönlün getirdiği o subjektif değerlendirmeleri seslendiriyor. Herkesin vicdan ufku, gönül enginliği, hisenginliği farklı farklı olduğu için de duygu, düşünce derinliği, varlık ve hadiselere bakış saviyesi, duyup hissettiklerini yorumlaması, üslubu, sözü, nameleri farklı farklı olarak ortaya çıkıyor. Ne oluyor? Mesela diyelim ki Hoca efendinin şiirlerine bakın. Ne görüyorsunuz? Hakikatin ta kendisini görüyorsunuz, değil mi? Yani hayalin nasıl hakikate yol bulduğunu görebiliyorsunuz. Hiçbir mübalaa yok. İşte kafiye derdi yok, vezin derdi yok. Gayet yalın, gayet sade. Hakikate nasıl tercümanlık ettiğini görüyorsunuz. Hoca efendinin sohbetlerinde okuduğu o şiirler var ya sürekli her sohbetin içerisinde o sohbeti süslediği, o sohbeti zenginleştirdiği şiirler. Onlar da öyle. Hayalden hakikate yol bulan şiirler. Ne dedi hoca efendi? Bazen vaka mutabık ama bazen da hayal tasavvurların yedeğinde yorumluyor. Şuur hayalin yedeğinde yorumluyor. Üstadın dediği gibi ne oluyor? Bazen işte o mübalalar oluyor ve hakikati perdeliyor o mübalalar. Bazen bazen hayalin ufku, hayalin yolculuğu bizim istemediğimiz yerlere doğru evrilebiliyor. O yüzden de hayale dönüp yeniden bakmamız gerekiyor bizim. Hayal nedir ve biz onu nasıl değerlendiriyoruz? E hakikat noktasında bizi hangi ufka taşıyor? Şimdi Hoca efendinin hayalde istikametle alakalı makaleleri var. Bir makalesi yok, birden fazla makaleleri var. Bizim okuyacağımız makale konumuzla doğrudan ilintili olan bir bölüm ve şöyle diyor hoca efendi: "Hayal tasavvur ve hakikatin berisinde bir iç ufule yani iç fonksiyon. tasavvur ve hakikatin berisinde bir iç uful, bir iç fonksiyonu insanın ruhun ilerilere ve daha ilerile uzanmış kolu, kanadı, eli. Öyle değil mi? Yani insanın en geniş dairede cevelan eden, en geniş dairede yolculuk eden istidadı hayal. hayal süratinde diyordu ya Bediüzzaman Hazretleri hem vasi hem çok geniş bir hareket alanı var hem de çok hızlı hareket edilen bir alanı var hayalin. Dolayısıyla ruhun aslında o ilerilere daha ileri uzanmış kolu kanadı. O yüzden de gaye-i hayal diyoruz ya. Çok önemli bir kavram bizim için gaye-i hayal. Mefkuremize gaye-i hayal diyoruz. idealemize ve hakikat ışıklarını kendine göre şekillendiren bir mana meşur meşuru. Şimdi burada çok önemli. O bir mana menşuru, bir prizma. Ama nasıl bir prizma? Hakikat ışıklarını kendilerine, kendine göre şekillendiren bir prizma. O dışın içte görüntülenmesi, geçmişin aynalarında geleceğin tüllenmesi, hayal, mantık ve güç taşımayan, güç sınırı tanımayan ve mekan kaydına tabi olmayan bir zihin faaliyeti. Hayal dediğimiz bu değil mi? Bir zihin faaliyeti. Ama mantık ve güç sınırı tanımıyor hayal. Onun için bir şey yok. Sınır yok. Yani zaman ve mekan kaydına tabi değil hayal. Bazen o beş duyumuzun tesiri altında eşya ve hadiseleri şekillendirmekte, kendine ait eşyanın tabiatine bütün tersi olmayan motifler ortaya koymaktadır. Evet. Gözümüze çarpan herhangi bir görüntü ve muhayilemizde bir kısım resimler ve suretler meydana getirir. Hayal öyle oluyor değil mi? Gözümüze çalıyor. Ne? Bir görüntü. Mesela ekranda bir şey görüyoruz. Baktığımız yerde bir şey görüyoruz. Gördüğümüz şey muhayyilemizde, hayal dünyamızda bir kısım resimler ve suretler meydana getiriyor. O gördüğümüz şeyi zihnimiz tamamlıyor, çerçeveliyor, derinleştiriyor. Ona boot kazandırıyor. O gördüğümüz şey alıyor bizi zaman ve mekan olarak bir hayal perdesinin içerisine doğru çekiyor. Bazen kulağımıza gelen seslerde de aynı şeyleri yaşıyoruz. bir kısım sahneler, temessüller, cisme bürünmeler, cisme değil de görüntülere bürünmeler, tablolar beliriyor gözümüzün önünde ve dilimizle tattıklarımız da buna dahil. Hatta vücudumuzda tesiri olan bir kısım faktörler de öyle. Mesela bir insan idrar yapma konusunda bir zorluk yaşıyorsa, bir bağırsak sancısı yaşıyorsa o da kendine has bir hayale sebebiyet verebiliyor. Arkadaşlarımızın anlatmakta olduğu bir hadise bize yaşadığımız başka bir hadiseyi yahut ona benzer bir vakayı hatırlatıyor. O da hemen bir surete bürünüyor. Bir şekil şemale bürüyor. da hani çizgi filmlerde öyle ya birden çizgiler oynamaya başlıyor, görüntüler hareketlenmeye başlıyor. Bizim de zihnimizde bir hareketlilik olmaya başlıyor. Ne oluyor? İşte birisi bir vaka anlatıyor. Biz onun anlattığı vakayı hemen hayalimizde şekle şemale büründürüyoruz. Onun anlatmadığı detaylar da ekliyor ona. Hayal o hayalin peşine takılıyor ve gidiyoruz. O yüzden çok önemli hayalin temiz tutulması. O yüzden aslında kulağımıza ve gözümüze giren şeyler çok önemli. Çünkü hayalimizi onlar biçimlendiriyor. Duyularımızı etkileyen her şey çok önemli. Yalnız secdeli bir sima gördüğümüzde mesela hayalimizde sahabe-i kiram ait manalar, tablolar akseder. eder ve kendi kendimizi bir kısım düşüncelere dalmış olarak buluruz ve yapacağımız vazifeler, hizmetler bütün bunlar böyle o hayalle beraber zihnimizi doldurmaya başlar. Şimdi hayali öyleyse hayır istikametinde de kullanabiliyoruz, şer istikametinde de kullanabiliyoruz. Mesela namaz kılarken, dua ederken Beytullah etrafında e halkalanmış olan insanları hayal edin diyor ya Bediüzzaman Hazretleri. Ya namaza duracaksınız tek başınıza değilsiniz. Ne diyorsunuz? Allah'a iyyake nabudu diyorsunuz. Yani biz sadece sana ibadet ederiz. Dolayısıyla namaz kılarken ne yapıyorsunuz? Alnınızın ortasında efendimizin tavsiye ettiği gibi e iki kaşınızın arasında düzeltiyorum. Kabe'yi hayal ediyorsunuz. Kendinizi Kabe'nin etrafında halkalanan safların içerisinde hayal ediyorsunuz. Dolayısıyla ne yapıyorsunuz? Amudi olarak aslında Kabe sidretül müntehaya kadar yerin merkezinden sretül müntahaya kadar bir metaf. Bu hakikatin ta kendisi. Üstadın temel meselesi bu. Hakikat siz hayal size hakikate ne kadar yol bulduruyor? Hayal sizi perdeliyor mu yoksa sizi hakikate yol bulduruyor mu? Mesela siz hayal ediyorsunuz ya Kabe'nin etrafında bir safta hayal ediyorsunuz kendinizi hayal ediyorsunuz. Size namaz kıldıran imamette efendimizi hayal ediyorsunuz. İki kaşınızın arasında Kabe'ye hayal ediyorsunuz. Ya bunlar insanı hakikate götürmez mi? Hakikate götüren hayaller olmaz mı? Amin derken mesela veled dalinden sonra sesinizi bir koroya, melekuti bir koroya katarak amin demiyor musunuz? Dolayısıyla milyonlarca ağzın aynı anda amin dediğini tahayyül ediyorsunuz. Tahayyül hayal etmek manasına geliyor. Şimdi böyle bir ruh ve şuur sayesinde tek başımıza olsak da ne oluyor? Bu tahayyül bize bir güç veriyor, bir inşirah veriyor. Ne oluyor o zaman? Milyonların diliyle dua edebilmiş oluyoruz. İşte böyle büyük bir cemaat içerisinde çok geniş dairede kulluğumuzu öylesine derinleştirip külliyet kespetme şansı buluyoruz. Üstat da bize birtım vaka-ı hayaliyeler anlatıyor ama üstadın anlattığı vaka-ı hayaliyelere bakın aslında müşahede tabloları hepsini yorumluyor. Daha sonra hepsinden bize hakikate yol bulduruyor. O hapishane penceresinden seyrettiği tabloyu nasıl yorumluyorsa mesela Abdülkadir Geylani Hazretlerinin menkıbesini de hakikatle yorumluyor. Bakın bir menkıbe anlatıyorlar size. Diyorlar ki işte Abdülkadir Geylani Hazretleri tavuğa kum bi iznillah dedi. Tavuk kalktı canlandı uça uça gitti. Üstat bunu aldıktan sonra bunu anlattıktan sonra hemen telif tevil ediyor. Hemen onu hakikatle yorumluyor. Ve ne diyor size? İşte Abdülkadir Gelen şöyle demek istemiştir diye başlayan onu hakikate iren bir cümle kuruyor. Ya da temsili hikayecikler anlatıyor size Bediüzzaman Hazretleri. Bu Kur'ani bir metottur. Temsili hikayecik ne demek? Bir hayal sahnesi açmak demek değil mi? Bir hayal sahnesi kurmak demek. Temsili hikayecik. Sonra ne yapıyor ama Bediüzzaman Hazretleri? O kurduğu hayal sahnesinde o temsillerin hangi hakikatlere tekabül ettiğini öyle bir şerh ediyor ki siz ikna oluyorsunuz. Yani hayal öyle bir hakikate yol bulduruyor ki size ikna oluyorsunuz. Şimdi ne oluyor öyle olunca? Bütün hayalleriniz hakikate size yolculuk ettiriyor. Hakikate yol bulduruyor. Onu anlamda hayal çok önemli bir istidat. Ama hayal şer ve günah istikametinde de kullanılabiliyor. Üstadın zikrettiği şey çok önemli. E asırlar boyunca ne oluyor? İşte o hayaller bir süre sonra hakikatin yerine mecazlar. Mecaz yahu mecaz. Mecaz bir süre sonra o mecaz hakikatmiş gibi işlem görmeye başlıyor. Benzetmeler gerçeğin kendisiymiş gibi okunmaya başlıyor. Birtım menkıbeler hakikatlerine uyarlamak yerine onları hakikatle tevil etmek yerine telif etmek yerine o menkibeler hakikatin ta kendisiymiş gibi anlaşılmaya başlıyor. Dolayısıyla hayal dediğimiz unsur bir perde de olabiliyor. Aynı zamanda bizi hakikate ulaştıran bir yolculuğa da dönüşebiliyor. Şer de olabiliyor, şer hayaller de var. Unutmayın. Bir cemaat içerisinde insan bulunmayıp tek başına yaşıyorsa kendini fıska, günaha sevk edecek hayallerin kurbanı olabiliyor. Ne diyoruz hep? Beni nefsimle bir an bile başa bırakma diyoruz Rabbimize. Çünkü nefsimizle başa kaldığımızda hani böyle bir ses, bir soluk, bir görüntü onu tamamlayan hayalimizle beraber bizi bambaşka bir yolculuğun içerisine çekebiliyor. Bir bakışta, bir duyuşta, bir hayalde insan derinleşiyor ve günahların hayali ileride eee onu hiç ummadığı, hiç kendisinin dahi düşünmediği, orada olacağını planlamadığı bir noktaya doğru sürükleyebiliyor. Hoca efendi diyor ki şeytanın hayale attığı her sahnecik, her bir karecik hayal kamerasında bir film halini alır. Hayal ne muhteşem bir şey farkında mısınız? Şeytan sadece bir kare atıyor. Nasıl bir kare atıyor? Gözünüze değen bir kare. Şuur altınıza atılmış oluyor önce. Sonra şeytan sizin bir zayıf anızda o şuur altınızdaki o kareyi hatırlatıyor size. Ve ne oluyor? Sizin hayal aleminizde o kare bir film halini alıyor. Dolduruyor. Çünkü onu hayal çok süratle ve çok geniş dairede dolduruyor. Hayal kamerasında bir film halini alır diyor hoca efendi. Ve ne oluyor mesela? birtım zakkumlara, günah zakkumlarına sebebiyet veriyor. Ne oluyor? Cehennem zakkumu haline gelebiliyor. Hayali eee insan böyle günah düşüncesiyle işgal olmuşsa biz ona ne diyoruz? Hayalen fasık diyoruz. Çok önemli bir kavram. Hayalen fasık. Ya bir insan mesela diyelim ki zina işlemiyor ama hayalen böyle bir yolculuğun içerisinde ona ne deniliyor? hayalen fasık. Bir insan istemeden birtım şeyler hayaline gelebilir. Şeytan o kareleri atabilir. O da Allah'a iltica eder. Euzu billahi mineşşeytanirracim der. Ama bir insan oturup da o hayalleri davet ediyorsa, şuurlu olarak onları düşünüyorsa, onları zihnine getiriyorsa onlardan mesul oluyor. Dolayısıyla o insan hayalen fasık oluyor. Öyleyse hayalimize gelen bu kabil düşünce suret ve fikri birer fikri birer yılan olarak birer akrep olarak bilmemiz lazım diyor hoca efendi. ve arz ettiğimiz çarelerle o haşeratın ağzını kapatmaya çalışmamız lazım. Hoca efendinin bize kendi yolculuğumuzda öğrettiği en önemli meselelerden bir tanesi hayallerimizi de temiz tutmak meselesi. Hayallerimizi bile temiz tutmak. Hayallerimize bile günahın nüfuz etmesine, şerrin nüfuz etmesine, o çirkin karelerin filme, hayalimize dönmesine izin vermemek. Nasıl izin vermiyoruz? duyularımızı temiz tutarak, gözümüzü, kulağımızı temiz tutarak ve işte o cemaatin içerisinde olup da nefsimizle başa kalmama çabası içerisinde, zamanımızı hayır amellerle doldurma çabası içerisinde dualarımızla, istiğfarlarımızla, ilticalımızla hayallerimizi de temiz tutmaya çalışıyoruz. Üstadın altını çizdiği mesele çok önemli. Hayaller sadece fısk, hücur gibi noktalarda çalışmıyor. Aynı zamanda birtım işte batıl düşünceler hakmış gibi bize kendini takdim etmeye başlıyor. Birtım batıl düşünceler hayalde önü arkası doldurulduğu için o batıl düşünceler hak suretini almaya başlıyor hayalimizde. O yüzden de bizim için tefekkür de çok önemli. Ne olması gerekiyor aslında? Kendimizi muhasebe ettiğimizde neyin atmosferinde, neyin tesirinde, neyin manyetik alanı içerisinde hayalimizde canlanacak resim ve suretlerde daha ziyade ziyan yaşıyoruz. Ya da bunun tersi olarak hangi atmosferde, neyin tesirinde, neyin manyetik sahası içerisinde hayallerimiz kanatlanıyor, hayra doğru kanatlanıyor. Bunları aslında kendi içimizde muhasebe edebiliyoruz. Mesela diyelim ki 3 gün aç kaldık diyor hoca efendi. Bu durumda hayalen sarraf dükkanlarına veya füzelere binip uzay yolculuğuna gitmiyoruz. Öyle değil mi? Üç gün aç kaldıysak hayalen hep yemeklerin etrafında, mutfakta dönüyor hayalimiz. Susadıysak hayalimiz suyun etrafında dönmeye başlıyor. Ameliyat masasına yatırılmış, kesilip biçilmeyi bekliyorsanız bu arada size tepsi tepsi baklavalar bahsediyorlarsa etrafınızda hayaliniz onlara doğru kaymıyor. Neyi hayal edersiniz? Sinemanızda, televizyonunuzda neler dönmeye başlar? Neyin içerisinde? Hangi duygunun içerisindeyseniz, hangi halin içerisindeyseniz hayaliniz de onun etrafında dönmeye başlıyor. Öyleyse Allah'a ait manaları hayal etmek istiyorsanız ne olması gerekiyor? Bu manaların kaynaştığı Allah evlerinin manyetik sahasına girin diyor hoca efendi. Allah evlerinin manyetik sahası. Ne diyorduk biz onlara? Işık evler. Onların manyetik sahasına girin. Allah'a ait manaları hayal etmek istiyorsanız, bir insan kaç ayardaysa hayalleri de o ayarda. Bu da anahtar bir cümle. Bakın hayallerimiz aslında bizim ayarımızı kaç ayardayız? Bunu da ortaya koyuyor. Bir insan kaç ayardaysa hayalleri de o ayarda. Üstadın hayallerini bir düşünün. İşte bakıyor Van Gölündeki o adaya. Hemen oraya bir medrese inşa etme hayali kuruyor. Üstat bu bir hayal değil mi? İnsan kaç ayardaysa hayali de o ayarda. Ne yapıyor? Bediüzzaman Hazretleri bütün bir insanlığı, bütün bir yurdu iman hakikatiyle meşbu kılmak hayali kuruyor. Şimdi bu ne kadar yüce bir hayaldir. İnsanın kucaklaştığı veya kucaklaşacağı hayalleri onun Allah'ı ve Resulullah'ı tanıma ve öldükten sonra dirilmeye inanma neticesine ve dünyaya değer verip vermemesine göre farklılıklar arz edecektir. Kalp dünyasının derinliği, onun tasavvuru, tefekkür aleminin buları, genişliği, his ve duygularındaki zenginlik hayal dünyasında da kendine ait renklere, şekillere bürünecektir. Öyle değil midir? Kalp dünyası engin olan bir insanın hayal dünyası da eng. Tasavvur ve tefekkür alemi varsa o insanın tefekkür alemi onu hayal aleminde nice yolculuklara çıkaracak. Hayaller ilme, irfana, kültür seviyesine göre de değişecek diyor hoca efendi. Bizim yolumuz tefekkür yolu ya üstat bakın ne diyor. Yolumuz, mesleğimiz hakikat mesleği. O kadar etkileyici geliyor ki bana. Bakın Rabıta-i Mevtırlar boyunca Ehli Tarik'in yaptığı Rabıta-i Mevt var. Ama üstat ona bile hayali diyor. Bizim yolumuz, bizim mesleğimiz hakikat mesleği diyor Bediüzzaman Hazretleri. Bakın Rabıta-i mevti yaparken bile üstadımız hayali bir Rabıta-i mevti yerine hakiki bir hayali rabıta-i mevti yaptırıyor. Nasıl yaptırıyor? Diyor ki ehli tarik ne yapıyorlar? Ölümü bugüne getiriyorlar. İşte sen öldün diye bir cümleyle başlıyor. E hayali olarak işte bir sen öldün, kefenlendin, işte yıkandın, gassalın elinde çevrildin, tabuta konuldun. Ama bu hayali diyor üstat ölümü bugüne getirmek. Ama senin ölümüne gitmen hakikat olur. Çünkü ölmemek gibi bir alternatifin yok. Senin kendi ölümüne gitmen külle atin karip sırrınca, her gelecek yakındır sırrınca kendi ölümüne gittiğinde ne oluyor o zaman? İşte sen öleceksin değil, sen öldün hakikati orada tahakkuk etmiş oluyor. Dolayısıyla üstat ölümü hayalen bugüne getirmek değil, kendi ölümüne, kendi ölümünü, üstelik de kendi ölümünü illa kendi ölümünde değil, güneşin batışında da kendi ölümünü seyrediyorsun. Sonbaharda da kendi ölümünü seyrediyorsun. 6 ayda bir hücrelerinin yenilenmesinde de kendi ölümünü seyrediyorsun. Hakikat seyirleri bunlar. Dolayısıyla üstat hep ne istiyor? Bir hayalimiz varsa oradan hakikate yol bulalım istiyor. Ve hoca efendi de bize ne diyor? Bir insanın tefekkür dünyası ne kadar derinse hayal dünyası da o kadar zengin olur ve hayal dünyasını da tefekkürü biçimlendirir. Öyle olur değil mi? Kendilerine, kendine ait renkler katar. Tefekkür dünyamız, his dünyamıza buğutlaştırır, derinleştirir. Hayaller ilme, irfana, kültür seviyesine ve ideallere göre grafikler çizer diyoruz efendim. Hayallerimiz ilme, irfana, kültür seviyesine ve ideallere göre hayaller, grafikler çizer. Günlük iktisadi dalgalanmaları takiple bu dalgalanmaların tesirinde kalan bir insan önünüze hayal hanesini doldurmuş bulunan iktisat dünyasının çizgilerini getirecektir. Öyle olur değil mi? Yani biz hep şöyle diyoruz ya, kişinin zikri neyse fikri de odur diye. Aslında kişinin iştigal alanı neyse neyse hayal dünyası da ona göre biçimleniyor. İktisadi dalgalanmaları takip ediyorsa bir insan, onun tesirindeyse e hayal hazinesi de öyle biçimleniyor, öyle dalgalanıyor. Hayal hazinesi de gününü günmek, felsefesini düstur haline getirmiş olan bir şehvet meftunu bir insan dili de hayallerine tercümanlık edecektir. Buna karşılık himmeti milleti olan, neslinin dertleriyle dertlenen, milletine hizmetini, hayatının gayesi bilen bir dertli sima da ne olacak? Aydınlık alemlerin, aydınlık iklimlerin hayal hüzmeleriyle mesajlar sunacak size. Ayarı yüksek hayaller insanı hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmayacak. Bakın hayallerimiz bile bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Öyle değil mi? Hayallerimiz bile bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Oysa ayarı yüksek hayaller hiçbir zaman bizi hayal kırıklığına uğratmaz." diyor hoca efendi. Hayal deyince boş kuruntular, manasız düşünceler akla gelebiliyor. Değil mi? Bunlar da hayal. dağınık böyle oradan oraya sıçrayan hayaller, boş kuruntular, manasız düşünceler. Ancak müminin hayalleri aynen söz ve işleri gibi Allah'ın boyasıyla boyanmış olmalı, istikamet üzrü olmalı diyor hoca efendi. Onun hayallerinin süs ve ziyneti Resulullah'ın sünneti olmalı. Ve bu hayalleri bezeyen de bütünüyle İslami prensipler olmalı. İnsan isterse düşünce ve hayal dünyasını kontrol altında bulundurabilir mi? Çok önemli bir soru değil mi bu? Diyorlar ki işte insan e iradesinin haricinde olan şeylerden mesul değil. Dolayısıyla da hayallerimizden de mesul değiliz. Ama şunu unutmayın çok önemli bir cümle bu. Hoca Efendi bize diyor ki, "İnsan isterse düşünce ve hayal dünyasını kontrol altında bulundurabilir." Elbette şuur ve iradeye bağlı durumlar var. Elbette şuur ve iradeye bağlı durumlar var. Elbette şeytanın attığı birtım oklar var, vesveseler var. Ama insan elinde olmadan daldığı düşünce ve hayallerine son verebiliyor. Öyle olabiliyor değil mi? Yani elinde olmadan dalıyor ama euzu billahi mineşşeytanirraciim deyip silkinip çıkabiliyor. Eğer duyularını temiz tutabiliyorsa hayallerini de temiz tutabiliyor, rüyalarını da temiz tutabiliyor. İnsan kendini kendini o hayalatın saldırılarından, şeytanın oklarından korumayı öğrenebiliyor. İnsan ne yaparsa o hayallerin içerisine dalacağını tecrübe edebiliyor insan. Hoca efendi diyor ki Kur'an öyle ki sonsuzluk mefhumlarına kadar uzak geçmiş ile uzak gelecek adına önümüze bir tefekkür, düşünce ve hayalen seyrü seyahat kapısı açmakta ve ahirette cennete, cehenneme ait tablolar göstermektedir. Öyle oluyor değil mi Kur'an-ı Kerim'e? Bakıyorsunuz da öyle güzel hayal ufukları gösteriyor ki bize Kur'an. Cennete, cehenneme nasıl hayal ettiriyor değil mi? Nasıl tablolar açtırıyor Kur'an-ı Kerim. Efendimiz de nurlu beyanlarıyla bize aynı şeyleri talim ediyor. Öte yandan böyle hassas bir mevzu da neyin nasıl düşünmesi gerektiğine dair, düşünülmesi gerektiğine dair belli sınırlar tayin edilmemiştir. Mesela tefekkür deyip Allah'ın zatı hakkında ruhun özü ve mahiyeti ile alakalı ebedi alemlere ait gaybi hadiselerde eşyayla temasa geçtiğimiz gibi temasla çeşitli tahminler yürütemez ve şahsi yorumlarda bulunamayız. Yani hayalin de sınırları var. Mesela Cenabı Hakk'ın zatını hayal edemiyoruz. Öyle değil mi? Cenabı Hakk'ın zatını hayal edemiyoruz. Allah'ın zatı hakkında mesela ruh bir emri gaybi. Dolayısıyla hani ruhun özü hakkında, gaybi hadiseler hakkında ancak aklın cevelengahı olan dairede hayal edebiliyoruz. yol gösterici kamil mürşitlerin ışığıyla, onların ışık saçan müstesna eserleriyle hayal dairemizi genişletebiliyoruz ve en verimli hale getirebiliyoruz hayal dairesini. Yani üstat bize Risale-i Nur'da emin olun üstat Risale-i Nur'da bize hayal dairemizi nasıl genişleteceğiz ve nasıl en verimli hale getireceğiz? O temsili hikayecikler üzerinden, o misali tablolar üzerinden öyle geniş bir ufuk açıyor ki. Evet. Diyelim ki diyor hoca efendi ciddi bir his yoğunluğu içerisinde hisale yanlı içerisinde oturmuş namazı bekliyorsunuz. Bu arada hayal dünyanızda üç hakikat beliriyor. Namazda meşgul etmemeleri için hafızanıza kaydediyorsunuz ve biz inşallahla kodluyorsunuz. Namazı bekliyorsunuz. Namazı beklerken hayal dünyanıza üstat diyor ya geldi diyor Bediüzzaman Hazretleri üç tanesini yakaladım diyor üstat. Şimdi ilhamlar iniyor kalbe. Namazı beklerken kalbinize ilhamlar indi. Hoca efendi bir yöntem de öğretiyor. Bir hayal geldi ufkunuza ama çok hakikate yol bulacak hayaller geldi ufkunuza. Diyor ki hoca efendi onları inşallahla kodlayın. O hayalleri namazla sizi meşgul etmesin. En son yaptığımız ders namaz dersiydi ya. Bakın bu fevkalade önemli. Düşünceler geliyor ya. Hayaller geliyor ve hakikate yol bulan, keşif olabilecek çok parlak hayaller gelebiliyor. Kalbinize ilhamlar geliyor. Ama bunlar sizi namazla meşgul etmesin diye diyor hoca efendi. Onları inşallahla kodlayın hafızanıza. Sonra hafızaya kaydedilen o hayalleri inşallahla diyor hoca efendi. İnşallah anahtarıyla yine açın oradan çıkarın ama namazla sizi meşgul etmez. Hayaller, namaz ve hayal arasındaki ilişkiyi de konuşmuştuk hatırlayacaksınız en son dersimizde. Hayallere dalıp gitmeme meselesini, namazda unutmak bahsi üzerinden konuşmuştuk. Evet değerli dostlar işte hoca efendinin meseleye yaklaşım tarzı böyle. Himmeti dağıtmamak diyor hoca efendi. Bazen mesela hayal, merak, hayal, bunlar vehim, kuve-i vehmiye ne oluyor? Musibeti de ikileştirebiliyor. Öyle oluyor değil mi? Hayaller maziye gidiyor. Hayal müstakbele gidiyor. Musibeti ikileştirmeye başlıyor. Bugün mesela birtım sıkıntılar var. Yarın ne olacak? şöyle mi olacak diye hayal birtım kurgular yapmaya başlıyor. Bugün çok meşhur ya çok yaygın ya böyle hizmet mühendisliği. Toplum mühendisleri vardı. Şimdi hizmet mühendisleri çıktı ve böyle hani hizmetin geleceği ne olacak, nasıl dağılacak, nasıl toplanacak, ne yaparsak ne olacak falan diye böyle sürekli hayaller üretiliyor. Hayali kurgular önümüze konuluyor. Bir de maziye ilişkin hayali kurgular var. işte şöyle yapılmış, böyle yapılmış diye hayali hiç hakikatle alakası olmayan şeyler birtım tasavvurlar, birtım tahayyü önümüze şöyle konulmuş işte şöyle şununla şu konuşulmuş hiç böyle ispatı mümkün olmayan şeyler önümüze konuluyor. Çok delilliymiş gibi konuluyor. Hoca efendi bu konuda da bizim uyarıyor ve diyor ki bazen hayal ne yapar? musibeti ikileştirir, büyütür, altından kalkamaz hale getirir. Bela ve musibetlerin, maruz kaldığımız bela ve musibetlerin endişesini yüklenmeye başlarız. Bu sefer işin içerisine endişelerimiz girer, korkularımız girer, meraklarımız girer işin içerisine öyle mi olmuştu? Ha böyle mi olmuştu? Ha senin anlattığın gibi mi olmuştu? Orası da şöyle mi olmuştu? Ne olur? Musibet derinleştikçe derinleşir. Zannediyorum pek çoğumuzun en büyük problemlerinden bir tanesi de bu diyor hoca efendi. Oysa ki Bediüzzaman Hazretleri bize bir şey öğretiyor değil mi? Hastalar risalesinde neyi öğretiyor üstat bize? Bütün enerjimizi ve gücümüzü, irademizi, azmimizi halihazırdaki problemlerle baş etmeye, sarf etmeyi öğretiyor. Değil mi üst? Yani bugün mesela hizmeti düşünün. bir bela ve musibet silsilesinin içerisinden geçiyoruz. Ve neyi öğretiyor bize üstadımız? Bütün gayretimizi, enerjimizi, gücümüzü, irademizi, azmimizi bugün de toplamayı halihazırda o kadar çok başlatmamız gereken problem var ki üstat bize bunu öğretiyor. Eğer bunu başarırsak üstat sabır kuvveti diyordu ya. Bugünkü problemlerin üstesinden gelebiliyoruz fakat himmetimizi dağıtıyoruz. Yarın ne olacak? Öbür gün ne olacak? Enerjimizi, enerjimizi endişelerle tüketiyoruz. Geçmişi düşünmekten, gelecekle uğraşmaktan bir türlü bugüne odaklanamıyoruz. Hoca efendi bize hep ne öğretti? Herkes işine baksını öğretti. Ama inanılmaz bir böyle hizmet mühendisliği tavrı var. mazi ile böyle maziyi kurcalamaktan, gelecekte ne olacak hesapları yapmaktan bugünle başa çıkamaz hale geliyor insan. Bir türlü bugüne odaklanamıyoruz. En büyük dağınıklıklarımızdan birisi bu diyor hoca efendi. Himmetimize dağıtıyoruz. Halihazırda yapılması gereken işleri o yüzden de ihmal ediyoruz. Hoca Efendi'ye soruyorlar. İşte hizmetin stratejisi nedir diye. Cevabı böyle veriyor. Hoca efendi üstadımızın bize gösterdiği metot bu. Nedir? Bizim bugün stratejimiz nedir? Bütün gücümüzü, enerjimizi, irademizi, azmimizi halihazırdaki problemlerle baş etmeye sarf etmek. Bugünden mesulüz çünkü yarın Allah bize yeniden bir sabır kuvveti verecek. O problemlerle baş edebilmek için yeni bir güç, yeni bir kuvvet, yeni bir irade, yeni bir azim, yeni bir enerji verecek Rabbimiz yarın, bugün. Dolayısıyla halihazırda yapılması gereken işleri de ihmal etmemiş oluruz. Halbuki halbuki geçmiş ve gelecekle ilgili düşüncelerimiz mücerret hayalden ibarettir. Bakın geçmiş ve gelecekle ilgili düşüncelerimiz mücerret hayalden ibarettir. Biri geçmiş gitmiş yaşanmış. Yani olan olmuş olan olmuş diğeri de henüz gelmemiş. Dolayısıyla ne olması gerekiyor? Hayalle hakikati birbirine karıştırıyorlar diyor hoca efendi. Hayal ve hakikati birbirine karıştırmamak lazım. Tekrar ediyorum bakın geçmiş ve gelecek ikisi de ikisi de mücerret hayalden ibaret. Geçmiş de hayal, gelecek de hayal. geçmiş hakkında bugün bizim önümüze konulmaya çalışılan birtım işte teoriler, birtım efendim eee zanlar, birtım işte eee söylenen eee iddialar. Bütün bunların hepsi mücerret hayalden ibaret. Geleceğe dair de öyle. İşte hizmet mühendisliği, şöyle olacak hizmet, böyle olacak hizmet. Hizmet Allah'ın hizmeti ise bu konuda kimse mühendislik yapamaz. Allah'ın bitirmediğini kimse bitiremez diyordu ya hoca efendi. Dolayısıyla bakın hoca efendi diyor ki cümle bu. Hayalle hakikati birbirine karıştırıyor. Sabır ve enerjimizin üçte ik'sini hayal peşinde tüketiyoruz. Üçte ik'si. Üç parça sabır ve enerjimiz var. Birini maziye dağıtıyoruz. birini müstakbele dağıtıyoruz. Üçte ik'si gitti. Üçte biri de günü kurtarmaya yetmiyor. Bu yüzden de boş yere ızdırap ve sıkıntılar çekiyoruz. Üstadımız bize öğretiyor değil mi? Bakın hayal ve hakikat arasındaki ilişkiyi en güzel anlatan metinlerdir. Risale-i Nurlar olağanüstü güzeldir. Hayalden hakikate nasıl yol bulunur? Hayal bizi hakikat noktasında nasıl perdeler? Efendim, eee, hayal nedir? Hakikat nedir? Mücerret hayal nedir? Üstadımızdan Allah ebeden razı olsun. Aynı durum içtimai problemler için de geçerli diyor hoca efendi. İnsan şahsıyla ilgili meselelerde olduğu gibi içtimai problemlerde de hizmetini maruz kaldığı olaylara yoğunlaştırmalı. Geçmişten ders almalı, ibret almalı. Bu çok önemli ama sürekli bunları hortlatarak yeni yeni problemlere sebebiyet vermemeli. Evet, çok önemli geçmişten ibret almak ama sürekli hortlatarak geçmişi, yeni yeni problemlere sebebiyet vermemeli. Gelecek için mutlaka planlarımız olmalı. Himmeti geleceğe dağıtmamak meselesi planımız olmasın, projemiz olmasın manasına gelmiyor. Ancak geleceğin muhtemel problemleri tüm gücümüzü, kuvvetimizi tüketip de bizi halihazırda sabredemeyecek hale getirmemeli. Düşünün haçlı saldırılarını örnek veriyor hoca efendi. iki asra yakın bir süre İslam dünyasının altını üstüne getirmiş. O haçlı saldırıları pek çok derin krizlere sebebiyet vermiş. Filistin ve Mısır gibi İslam dünyasının en önde gelen bölgeleri kuşatılmış, tahrip edilmiş. Bu yüzden de büyük acılar yaşanmış. Şimdi biz oturur kalkar bunları konuşur, bunları bize reva gören insanların torunlarını suçlarsak boş yere enerjimizi tüketmiş ve içimizdeki öfkeyi uyandırmış oluruz. Onlarla aramızdaki diyalog köprülerini yıkımış oluruz. Geçmişteki olumsuz hadiseleri dirilmemek üzere toprağa gömmeyi öğrenmek lazım. Kocaman kocaman kayalar da koymak lazım üzerine. Geçmişte yaşanan olaylardan ders çıkarmayı öğrenmemiz lazım. Bir daha aynı sıkıntıları yaşamama adına, aynı delikten bir daha geçmeme, aynı yerden bir daha ısırılmama, sokulmama adına ne var ki bunu yaparken yine yeni düşmanlar icat etmememeye bakmamız lazım. Yürüdüğümüz güzergahın emniyetini ihlal etmememiz lazım. Bakın bugün bugün önemli olan geçmişe ağıt yakmak veya muhtemel acılardan endişe türetmek değil. Bugün yapılması gereken işleri yapabilmek. Yükü gemiye bırakıp ona nezaret edin diyor ya üstat. İşte üstadın söylediği şey bu. Bugün bugün yapılması gereken işleri yapabilmek önemli olan bu. Esasen gelecek de buna göre şekillenecek. Çünkü mevcut problemlerin üstesinden nasıl geleceğiz? Yürüyüşümüzü nasıl hızlandıracağız? Bunlar bizim için önemli soru. Üst üste yaşanan vesayetlerden nasıl kurtulacağız? İşte üzerinde durulması gereken meseleler bunlar. Müslümanlar olarak diyor hocamız, tarihi veballerden sıyrılmak istiyorsak, içtimai günahlardan kurtulmak istiyorsak, himmetimizi dağıtmadan ve güzergah emniyetini tehlikeye atmadan yol almak zorundayız. Sürekli homurdanarak yürürsek varabileceğimiz bir yer olmaz. Homurdanarak yürürsek, istemeyerek de olsa karşımıza çıkacak her köşe başında karşımıza çıkacak gulyabaniler var. Onlarla hakkıyla mücadele edebilme noktasında himmetimizi bugüne taşımak zorundayız. Bugün hakikat, bugün yapılacak işler hakikat. Geçmiş ve gelecek mücerret hayaller. Yürüdüğümüz yolun emniyetini kendi elimizde ihlal etmememiz lazım. Şartları ağırlaştırmamamız lazım. Eğer himmetimizi maziye ve müstakbele bunu yapıyoruz. Kendi elimizle ihlal ediyoruz. Yürüdüğümüz yolun emniyetini. Şartları kendi elimizle ağırlaştırmış oluyoruz. Öyle olunca musibetler ikileşiyor. Maruz kalınan musibet ve belalar sürekli onlar konuşulmaya başlanıyor. Bu sefer onları konuşmaktan çare üretemez hale geliyoruz. Yaşadığımız bela ve musibetleri, çektiğimiz devahiyi konuşmaktan onlara çare üretemez hale geliyoruz. Sizin akli ve mantıki dengenizi bozuyor bütün bunlar. diyor hoca efendi. Yok yere sizde stres ve gelirimler oluşturuyor. Bugüne ait yapmanız gereken işlerinizi de ertelemeye sebebiyet veriyor. Yaptığınız her olumsuzluğu hatırladıkça moraliniz bozuluyor, motivasyonunuz düşüyor ve vazifenizi tam eda edemez hale geliyorsunuz. Bu sebeple sürekli bu tür olumsuzlukları deşmekten hizmet adına bir yarar yok, bir hayır yok. hizmet adına bir yararı olmayan hatta yarardan öte zararı olan bu tür meseleleri konuşmaktan uzak durun diyor hocamız bize. Bunlarla meşgul olmak yerine geçmişte yaşadığınız olumluluk olumsuzlukları bir daha yaşamama adına gerekli tedbirleri alın. Buna göre stratejiler oluşturun. Onlara karşı kapıları kilitleyin. Panjurları kapayın. ayar düşüncelerinizin içinize nüfuz etmesine meydan vermeyin. Bunu işte falanca politikacı, falanca gazeteci size söylemesin. Kendi istişarelerinizle, kendi nefis muhasebelerinizle, kendi nefis muhasebelerinizle neticeler çıkarın, stratejiler geliştirin. Art niyetli insanların deminize, damarınıza nüfuz etmesine izin vermeyin. Kanınızı emmelerine, damarlarınızı koparmalarına, iç yapınızı bozmalarına izin vermeyin. Evet, böyle işte hayal ve hakikat arasındaki çok önemli ilişki. Şimdi değerli dostlar böyle hani hayali dedik, hayal dedik ve ondan daha önce hayalle ilgili bir ders yapmıştık ve hayalin olumlu özellikleri üzerinde durmuştuk. Şimdi böyle hayalin hakikate giden bir yol olması gerektiği üzerinden yeniden meseleyi ele aldık ve başka bir veçesiyle ele aldık. Ama yine de bugünkü dersi kapatırken şöyle yapalım. Hayalin güzelliğine ilişkin küçük bir metinde okuyup öyle kapatalım. Hoca efendi diyor ki hayal yerinde ibadet sayılabilecek bir husus. İşte gaye-i hayal dediğimiz şey o. oturup kalkıp böyle hani eee öyle dağınık düşünceler, parçalı düşünceler, aksiyonsuz hayaller şeklinde değil. Hayal alanı çok geniş ya, çok hızlı, çok parlak ya hayal dünyamız. Ama tefekkürümüzün derinliği kadar ya. Hayalimiz kaç kıratsa biz o kadar, kaç ayarsa biz o kadarız ya. Dolayısıyla tefekkürde derinleşip sohbet ananlarla derinleşip hayal ufkumuzu da genişletmeye ihtiyacımız var. Hoca efendi tekrar ediyorum. Hayal yerinde ibadet sayılacak bir husustur." diyor. Hatta hayali çok geniş, tasavvur tabloları çok parlak olan kimseler ibadet-i taat ve evrat-ı ezkarlarında da derindirler ve zevk alırlar ibadetlerinden. Cenabı Hakk'ın çok geniş engin lütufları, ihsanları, tecellileri bunları çok rahat müşahede edebilirler. ibadet-i taatlerinde, Rabbi teveccühlerinde, sonra cenneti, bütün ihtişam ve debdebeleriyle müşahedede farklıdır o insanlar. Kur'an'ın o husustaki bütün ayat-ı beyyinatını, ayat-ı beyyinatla ortaya koyan cehennem tablolarının dehşetini, cennetin bütün ihtişamını akıllarına getirebilir, hayal alemleriyle de resmedebilirler. Çok canlı. Çünkü Kur'an-ı Kerim'deki cennet cehennem tabloları. Binan aleyh bir yönüyle hayal Allah'ın insanlara verdiği en büyük lütuflardan biridir. Bu da tekrar ediyorum. Hayal Allah'ın insana verdiği en büyük lütuflardan biri. Üstat ne demişti hayal için? Hazine-i rahmetin anahtarı demişti. Rahmet hazinelerinin anahtarı. Onu öyle kullanmak lazım. Bir perde haline getirmemek lazım. İnsan onunla ibadette ve gönül hayatında derinleşebilir. Aynı zamanda kötü düşünceleri doğurabilecek fenalıkların da kötü sonuçlarla nereye varacağını da düşünebilir, hayal edebilir. Üstat bize bunu da yapıyor, değil mi? Üstat sol yoldan giden adamın neler yaşayabileceğini hayal sahnemizde tasvir ediyor ve bizi oradan geriye doğru çekiyor. Kötü sonuçlar. Onları tasavvur edince, tahayyül edince oradan gitmek istemiyoruz. O yolun yolcusu olmak istemiyoruz. Öyle değil mi? Ama dikkat edin bakın üstat onları da bize tahayyül ettiriyor. O yoldan gidersek ne oluruz? Eğer ibadet mükellefiyetini üstlenmeden hayat yolculuğumuzu yürümeye çalışırsak ne hale geliriz? Hangi sonuçları doğurur bu? Biz kendimizi nerede buluruz? Nerede dilencilik yaparken buluruz? Nerede korku içerisinde titrerken kendimizi buluruz? Bunları da tasvir ettiriyor Bediüzzaman Hazretleri. Ama hoca efendi diyor ki hayal için hayal diyebileceğimiz kupkuru ve hedefi olmayan tahayyülatın da hiçbir manası ve faydası yoktur. Binalleyh insan Kur'an okurken makul olan ve en azından akliyat içerisinde değerlendirebileceği şeyleri düşünmeli. Akliyat içinde değerlendirebileceği şeyleri düşünmeli. Hayal için hayal, boş hayal, kuru hayal diyoruz ya ona. Öyle öyle hayaller değil. Akliyat içerisinde değerlendirebileceği hayaller, tefekkür içinde değerlendirebileceği hayaller. Tefekkür, taakkul. Bunlar birbirini beslesin. Tefekkür, taakkul akletmeler. Tefekkür yeni terkiplere ulaşmalar. Tahayyül o yeni terkiplerle ulaştığımız yeni ufuklar olsun. Eğer böyle değilse yani tahayyülümüz, tefekkürümüzü, taakkulümüzü beslemiyorsa o zaman faydasız abesle iştigal ediyoruz demektir. Meseleyi bu zaviyeden ele alınca hayalde yüce bir gayenin olması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar. Yani bir insanın hayallerinin güzel olması için yüce bir gayesinin de olması lazım. İnsanın şahsi, içtimai hayatı adına kendine çok büyük şeyleri gaye-i hayal yapması lazım. Öyle değil mi? Gaye-i hayal idealleri, mefkuresi olmalı insanın. Çok büyük idealleri olmalı. Küçük hedeflere bağlı yaşayan veya hedefsiz olan kimsenin hayalleri de o ölçüde oluyor. Ömrünü de o hayallerin peşinde geçiriyor. İşte müdür olsun. terfi etsin, maaşı artsın. Bunlar oluyor. Onun hayalleri. Öyle oluyor değil mi? İşte işte güzel bir eşi, yakışıklı bir eşi olsun, işte kızı olsun, oğlu olsun. hayali böyle biçimleniyor. Netice itibariyle hayal insanda tam hedefini bulamayınca vicdan daralıyor. Çok geniş olan alem onun için daptar küçücük bir aleme dönüşüyor. Ufuk kararıyor. İnsan bütün hodgamlaşıyor. Benliği etrafında kuruluyor o hayaller. İnsanlık için bir hayali olmuyor. Evet. Cismaniyetinin etrafında dönmeye başlıyor hayalleri. Hatta kuvvei şeheviyenin etrafında dönmeye başlıyor. Ondan nasıl intikam alacak onun hayalini kuruyor. Bununla ilgili filmler çekiliyor. Düşünün. Nasıl intikam alacak ondan? Bunun hayalini kuruyor. Kuve-i şeheviye etrafında dönüyor. İşte o onu nasıl elde edecek? O makama nasıl erişecek? Nasıl bir hodganlığa dönüşüyor? Görüyor musunuz? kuve-yealiyedi. Ama üstadın bizim bugün okuduğumuz meselede özellikle Kur'an'a bakışımız noktasında kuvve-i hayaliyenin fonksiyonu etrafında durdu. Bediüzzaman Hazretleri bize bir şey öğretti. Bediüzzaman dedi ki hani şairlerin hakikati ele alma ya da şairlerin eşya ve hadiseleri yorumlama biçimi gibi değil Kur'an. Hep hakikat. Oradaki temsil hikayeler de hakikat. Kur'an-ı Kerim'deki mesela biz eee bir örnek vereyim. Eee Taha suresinde kıssalar var değil mi? Kıssalar. Ne kıssası var? Mesela Ashab-ı Kehfin'in kıssası var. Hz. Musa Aleyhisselam'la Haz. Hızır Aleyhisselam'ın yolculuğu var. Arkasından Zülkarneyn kıssası var. Ama arada temsili bir hikayecik diyor onu hoca efendi. Mesela bahçe sahipleri kıssası var. Bahçe sahipleri meseli, temsili var. O bir kıssa değil aslında. O bir temsil. Bahçe sahipleri, iki tane bahçe sahibi var. Bir tanesi unutmuş ahireti. Dünyaya dalmış. O bahçe aslında dünya bahçesi. Cismaniyet bahçesi. Sonra bahçesinin nasıl tarumar olduğunu görüyor. Bakın bir temsil. Kur'an-ı Kerim'de pek çok temsiller var ama hepsi hakikat aslında. Hakikatin yolu. Üstat o yüzden bakın meseleleri izah ederken çok önemle bu meselenin üzerinde duruyor. Bizim için hayal bir perde, bir örtü olmamalı. Hakikate yol olmalı. Evet. Hakikate yol olmalı. Bu şu bölümü tekrar hatırlatayım. Ondan sonra doğa bölümüne geçelim. Şöyle diyor bakın kardeşim diyor biz senle rüya soruluyor bakın biz seninle mahsı hakikat dersini müzakereye alışmışız diyor. O da çok etkileyici geliyor. Biz senle hakikatin ta kendisi olan dersleri müzakereye alışmışız diyor Bediüzzaman Hazretleri. O yüzden ne yapıyor biliyor musunuz? Rüya yorumu soruluyor üstada. önce rüyanın hakikatini anlatıyor. 6ı veçesiyle rüyanın hakikatini anlatıyor. 7inci de rüya tabiri sorulan rüyaya kısa bir tabir getiriyor. Rüyaya yaptığı tabir bile temsilden hakikate yol suretinde oluyor. Üstadım ne kadar etkileyici değil mi? bana olağanüstü görünüyor. Üstada rüya tabiri soruyorlar da 7 vecih açıyor Bediüzzaman Hazretleri. Yedi işaret önce rüyanın hakikatini anlatıyor. Bakın gene hakikat anlatıyor üstadımız. Sonra işte rüyanın tabirine kısa yer verilecek diyor en sonunda. Sonra birisi ona hadis soruyor. İşte dünya işte hudun, öküzün ve balın omuz eee üzerindedir. Hadis-i şerifini soruyor üstat. Hemen hastalığı teşhis ediyor. Bakın, hemen hastalığı teşhis ediyor. Ey birader diyor, ben senin elinden tutup seni hakikatin hazinesine götüreceğim diyor. İşte düşünün yani nasıl bir hayal hakikat suretine dönüşmüş. Hayalin ise ne var? Dünya öküzün boynunda, boynuzunda. Nasıl bir hayaldir bu? Nasıl hakikat zannedilebilir? Üstat diyor ki ben senin elinden tutacağım ve seni hakikatin hazinesine götüreceğim. Ama önce şunun hastalığını gör." diyor Bediüzzaman Hazretleri. "Senin basar ve basiretin hayal perdesiyle örtülmüş, hayali-i hakikat zanneder olmuşsun. Gulabani gibi yolunu kesmiş hayaller" diyor Bediüzzaman Hazretleri. Evet. eee kendi adımıza hayaller gulyabani gibi hakikatin önünü kesmesin diye. Bu üstat Kur'ani hakikatler bağlamında bunu kuruyor ama günümüzde hadiseleri yorumlama noktasında da bu böyle öyle saçma sapan şeyleri hakikat zannedip de onlara inanan insanlarla karşılaşıyorum ki hayret etmemek mümkün değil. onlara da diyesim geliyor. Yani bizim yolumuz hakikat mesleği diyesim geliyor. Yani bu kadar çok hayalata nasıl hakikat muamelesi yaparsın? Yolumuz hakikat mesleği. Sürekli önümüze birtım hayalat hakikat diye konuluyor ama birileri de onlardan onları hakikat zannedip sahiplenmeye başlıyor. Ne yazık diyesi geliyor insanın. Ne yazık. Evet değerli dostlar bugün hayal ve hakikat bahsi üzerinde durduk. Çeşitli veçeleriyle üzerinde durduk. Aslında üstadanın sınırladığı dairenin biraz dışına da çıkmış olduk ama madem ki böyle bir başlık attık, üstadın genel manasıyla Risale-i Nur'da meseleleri ele alış biçimine de değinmiş olduk. Hayal hakikat ilişkisini ele almış olduk diye ümit ediyorum. Ümit ediyorum sizi bıktırmamışımdır. Ümit ediyorum sizi yormamışımdır. Değerli dostlarım hakkınızı helal edin öyle olduysa da. Ben makaleleri kapatıyorum ve eee fedakarlar ekibine bir kere daha teşekkür ediyorum. Anahtar kavramlarımızdan başlıyoruz. Anahtar kavramlarımız şöyle: Hayalden hakikate yol bulmak. Nazarını hakikate tercih etmek. Çok güzel. nazarını hakikate tevcih etmek. Hayalin bile itimanı diyor Bediüzzaman Hazretleri. O temsili hikayecikler ne güzel hayaller ne güzel hakikate yol bulduruyor. Hayran olmamak mümkün değil. Kur'an'ın tenezzülat-ı ilahiye oluşu hayalde istikamet. Hayal ruhun ilerilere uzanmış kolu ve kanadıdır. Hayal hazine-i rahmetin anahtarıdır. Mana menşuru görüp duyduklarımızın hayale etkisi, hayal kamerası, hayali hayalen fasık olmak, hayallerimizi temiz tutmak. Eee Allah evlerinden Allah evlerinin manyetik sahası. Çok güzel bir ifade. Allah evlerinin manyetik sahası. Kim hayalini temiz tutacak? O manyetik sahaya girenler. Evet. Eee hakikat seyirleri. Eee hakikat seyirleri. Misali tablolar. Himmeti dağıtmamak ve hadiseleri yorumlama. Hadiseleri doğru yorumlamak. Anahtar cümlelerimizi okuyalım değerli dostlar. Anahtar cümlelerimizi okuyalım. Ayetlerin bahsettikleri hakikatler, şiirlerin bahsettikleri hayalattan pek vasi, pek yüksektir. Şik anahtar cümlemiz ve bugünkü dersin ana teması aslında bu. Ayetlerin bahsettikleri hakikatler, şiirlerin bahsettikleri hayalattan pek vasi, çok daha geniş, çok daha kapsayıcı ve çok daha yüksektir. Yolumuz hakikat mesleğidir. Bir insan kaç ayarda ise hayalleri de o ayarda olur. Bir insanın tefekkür dünyası ne kadar derinse hayal dünyası da o kadar zengin olur. Ayarı yüksek hayaller insanı hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmaz. Hayaller insanı ayarı yüksekse hayal kırıklığına uğratmaz. Bunun mefhumu-u muhalifi de olur. Ayrı düşük hayaller insanı daima hayal kırıklığına uğratır. Geçmiş ve gelecek mücerret hayalden ibarettir. Hayat yerinde ibadet sayılabilecek bir husustur. Hayal yerinde ibadet sayılabilecek bir husustur. Hayal Allah'ın insana verdiği en büyük lütuflardan biridir. Ne güzel değil mi? Anahtar kavramlarımız en büyük lütuflardan biri. Hazine-i rahmet kapısının anahtarı. Yerinde ibadet sayılabilecek bir husus. Ama işte bugün o aayı konuştuk. Evet. Fedakarlar ekibinin katkıları ile müşterek hazırlandı demiş Feyzacığım. Allah ondan razı olsun. anahtar kavramlar ve anahtar cümleler. Bugünlerde böyle ben eee Zoom'un kapısını çaldığımda bana kapıyı açan gençler de farklı farklı oluyor. Allah hepsinden ayrı ayrı razı olsun. Eskiden Asum'un bana kapıyı açıyordu. Sonra Feyzacığım kapıyı açmaya başladı. Şimdi çeşitlendi. Fedakarlar ekibinin çeşitliliğiyle çeşitlendi. O da beni mesut ediyor. Hamdü sanalar olsun. Yani bir kişinin üzerine çok fazla yüklenmemiş oluyoruz. Bir veçesiyle şahs-ı manevi oluşun eee tezahürü olmuş oluyor diğer veçesiyle. Evet. Bugün dua faslımızı sevgili Aleyna başlatmış. Allah ondan razı olsun. Ona çok selam ediyorum güzel çocuğuma. Şöyle demiş. Benim güzeller güzeli Allah'ım sen ki her güzelliğin kaynağısın. Kalbimizi senin muhabbetinle ve nurunla doldur. Sana ait olan ne varsa bizim için en büyük hakikat olsun. Aşkımız sen ol, maksudumuz sen. Hayalimizde yalnız sen ve rızan olsun. Yüreğimize öyle bir aşk ver ki senin rızanın dışında hiçbir şey kalbimizi teselli etmesin. Hayalimiz sadece sana vasıl olmak olsun. Kalbimize düşürdüğün o ince gaye-i hayali bizi sana götüren bir hakikate dönüştür. Yolumuzu senin nuruna çıkar ve bizi boş hayallerin peşinde değil, senin hakikatine erenlerden eyle. Hocamızın da dediği gibi ayarı yüksek hayaller bizi hayal kırıklığına uğratmaz. Sen de bizim hayallerimizi senin aşkınla, efendimizin aşkıyla süsle ve kalbimizin en gizli köşesine adını nakşet ince ince. Amin. Elfi alfu amin. Ne isteriz ki bu fani dünyada hayali sen olan bir ömürden başka? Ne arar kalbimiz senin izini sürmekten başka? Ne olur senin aşkınla tutuşsun her niyetimiz ve o niyet hakikate dönsün. Amin. Elfi elfi amin. Elfi elfi amin. Benim güzel çocuğum. Maşallah barikallah. Sevgili dostum bir sancimin duasını okuyacağız şimdi. Allah'ım bizleri nefsimizle göz açıp kapayıncaya kadar bile başa bırakma. Gay-i hayalimizi senin hoş olacağın şeylere yönelt. Hayalimiz hakikate yol olsun. Gözümü, kulağımı, elimi, ayağımı hep senin yolunda kullanayım. Allah evlerinin manyetik sahasından ayaklarımızı kesme, himmetimizi dağıttırma ve dağıldığımızda bizi topla Rabbimiz. Allah'ım, kalplerimize kendi kötü düşüncelerini, hayallerini atmak isteyen insanlardan sana sığınırım. O kadar büyük bir iltica ki bu Allah'ım kalplerimize kendi kötü düşüncelerini atmak isteyen insanlardan şer düşüncelerini, şer niyetlerini, şer kelimelerini, zehirli kelimelerini kalbimize atmak isteyen insanlardan sana sığınırız. Ayrı, yüksek hayaller kurmayı bize nasip eyle ya Rabbim. Amin. Elfi alfi. Amin. Elfi alfi. Amin. Çok güzel olmuş sevgili Birsan. Sevgili Nursena duasını okuyacağız şimdi. Ona da selam ediyorum. Şöyle demiş. Allah'ım ne olur tefekkürle ve taakkulle tahallyül dünyamızda derinleşebilmeyi, rahmet hazinen elinin anahtarı olan hayal etme meleki istidadımızı geliştirme doğrultusunda kullanabilmeyi senin kereminden istiyoruz. Her şeyin yegane sahibi sensin. Gay-i hayalimizi dinin ve biricik habibin eyle. Ufuklarımızı cismaniyetten ve hayvaniyetten kurtar ya Rabbi. Aciz bedenlerini, aciz bendelerini böyle böylece kalple ruhun dereceyi hayatına çıkarmakla mesrur eyle ve bizi lütuflarını sağanak sağanak yağdırdığın ihlaslı kullarından eyle. Amin. Elfi alfu amin. Sevgili Nur sana. Pek sevgili Fatma Nurumuzun duasını okuyacağız şimdi. Şöyle demiş. Pek sevgili Karip Pek sevgili Karip Muhlisemizin duası demiş. Evet. Peki Fatma Nur'umuzun değil muhlisemizin duası. Peki sevgili Peki sevgili Muhlisemiz kendine garip diyor. Sevgili Fatma Nurumuz da muhlisemize garip muhlise demiş. Garipliğin karabeti yakınlığı, muhlisenin yakınlığı. Ey hayalleri kendi rızası istikametinde süsleyen güzeller güzeli Rabbimiz. Mahiyetimize ve kulluğumuza bir hayal ile, bir gaye-i hayal ile mana kazandıran güzel rabbimiz sana kainattaki güzel hayaller ve varlıklar adedince hamdü senalar olsun. Kirlenen nöronlarımızı ve hayallerimizi temizle. Temizle ki sadece senin rızan istikametinde hayaller kurabilelim. Ey en güzel sanatçı, sani olan Rabbimiz bizleri sıbgatullah fırçasıyla boya. Hayallerimizi de sıbgatullah fırçasıyla boya. Öyle boyanmış olalım ki mefkure hayaliyle oturup kalkan, nefes alıp veren tüm kardeşlerimizle sohbet-i canan insibağı ile birbirimize boyanalım. Amin. Elfi alfi amin. Benim güzeller güzeli çocuğum. Sevgili Feyzacığımın Feyizli şiirini okuyacağız şimdi. Şöyle demiş. Aşkın rengiydi kızıl. Milletlere isim oldu. Neler yazdı beşer? Nasıl kaydı elinden mürekkebi. Eline bulaşan hedefsiz kırık bir kalem. Ah ya Rabbi nasıl nasıl olabilir? Görünen renklerden ibaret bu fani alem. Ey bire bin hakikat gizleyen fatıra hakim Rabbim. Hayallerimin uzandığı sınırlara öyle surlar inşa et ki vehimle hayali ayırt edebileyim. Öyle hayaller vursun ki gönül kıyılarıma hakikat dalgalarında cemaline bir girip bir geleyim. Cemaline bir gidip bir geleyim. Öyle bir sırla sürmele ki düşüncelerimi. Senden başkasını görmesin garip gözlerim. Ya münevviren nur. Edilen dualarda hiçbir zaman inkisara uğratmadı uğramadı insanlık. Basiretimi öyle nurlarla aydınlat öyle ulvi niyetlerle kaldır ki ellerimi. Beni inkisara uğratmasın hayallerim. Gaye-i hayalim. Amin. Elfi alfi amin. Benim güzel çocuğum. Şimdi pek sevgili Edacığımızın duasını okuyacağız. Ey merhametliler, merhametlisi Rabbimiz, hayalimizi daima seninle, senin yarattığın güzelliklerle ve sana getirecek, bizi sana getirecek şeylerle süslene olur. Ya Rabbi, öylesine zayıfız ki hayalimize bile tam manasıyla hakim olamıyoruz. Muhlisein söylediği gibi nöronlarımız kirleniyor, kortekslerimiz kirleniyor. Ya Rabbi ne olur hakim isminle hakim ol bize. O nöronlarımızı, o kortekslerimizi temizle. Ne olur ya Rabbi tut ellerimizden tut ki edemeyiz sensiz. Evet. Pek sevgili Fatih kardeşimizin özlediğimiz dualarından bir tanesini okuyacağız. Şimdi ona selam ediyorum. Ey bizi hayal gibi bir Ey bizi hayal gibi bir kuvvet veren Rabbim. Ahiretin tarlası olan dünyamızda da İslamiyet'ti içine alan muhit bir kaleyi tamir etmeyi hayal ediyoruz. O kadar güzel ki, o kadar doğru ki ahiretin tarlası olan şu dünyamızda İslamiyet'ti içine alan çok muhit asırlardır rehedar olan bir kaleyi tamir etmeyi hayal ediyoruz. Bu ayarda hayaller kuran kalp ve ruhun dereceyi hayatına çıkmış hakikat erleri olarak hayali hakikatin emrinde çalıştırabilen insanlar olalım. Ey bizi sanat becerisiyle donatan sanii hakiki latifelerimize öyle inkişaflar ver ki hakikate tercüman olan ilhamlar ile beyanımızı güzelleştirelim. Sırf estetik sırf estetik katmak için ucu yalana varan mübalalara girmeyelim. Beyni arzusu ile tavrımızı eğip bükmeyelim. Çok çok güzel dualar bunlar. sırf estetik katmak için cümlelerimize, sözlerimize, şiirlerimize, beyanlarımıza yalana varan mübalalara girmeyelim. Kelimelerimizi süslemek için hakikatten uzaklaşmayalım. Beyni arzusuyla tavrımızı ip bükmeyelim. Ey bize, bizi aşan istidatlar veren, buradaki şair kardeşlerimin kalp ayinelerine, hakikat nurlarını tercüman olabilmeyi, hakikat nurlarına tercüman olabilmeyi nasip eyle. Bize de gözü yaşlı olarak tasdik etmek dürsün. Amin ya Rabbi. Benim de duam odur. Buradaki bütün şair kardeşlerim, dualara iştirak eden bütün kardeşlerim. Onlar hakikat nurlarının tercümanı kılsınlar. Şiirlerini, kelimelerini, cümlemizin kelimeleri öyle olsun. Hakikat nurlarının tercümanı olsun. Bütün bütün hayallerimiz, mecazlarımız hakikate yol bulsun. Hakikatin tercümanı olsun. Sevgili Ayperi hanımcığım, her zamanki gibi size hepinizi ayrı ayrı birer birer güller göndermiş. Medine gülleri göndermiş sevgili Fatma. Bu da başka bir Fatma. Bu başka bir nurlu Fatma. Emine hocam Allah sizden razı olsun. Kızımla beraber sizi dinliyoruz. Bizlere de duanızda yer verirseniz seviniriz inşallah. Biz de dua ediyoruz. Kızım sizi çok seviyor. Demiş sevgili Fatma. Sevgili Fatma'nın kızı adı nedir bilmiyorum ama ona kalbi muhabbetlerimi gönderiyorum. Çok memnun oluyorum. Çok. Selam ediyorum. Allah istikametten ayırmasın. Hakikatin nuruyla nurlandırsın. Hakikatin rengine boyasın. Hizmet-i imaniye ve Kur'aniye de önde koşan gaye-i hayaliyle yaşayanlardan eylesin inşallahu teala. Evet. Şimdi sevgili Fatma Nur'umuzun kendi duasını okuyacağız. Şimdi şöyle demiş. Ya Vedudelim dilerim salasın gönlüme cazibe-i kutsiyeni. Dilerim göz bebeğinde daima nuru cemalin cilvelansın. Aşkınla doyur ruhumu. Girmesin gözlerimi ayar hayali. Hayalim her demiyetinle, mayiyet-i habibinle demlensin. O şarkıya da bir gönderme var burada. Gözlerinin içine başka hayal girmesin. Bana ait çizgiler dikkat et silinmesin. Bunu böyle hani gözlerimizin içine ondan başka hayal, Rabbimizden, Resulullah'tan başka hayal girmesin. Sevgili Fatma Nur'un o şarkıya bir göndermesi olmuş. Şöyle bir daha okuyalım. Çok güzel. Ya Vedut dilerim salasın gönlüme cazibe-i kutsiyeni. Dilerim göz bebeğimde daima nuru cemalin cilvelensin. Aşkınla doyur ruhumu. Girmesin gözlerimi ayar hayali. Hayalim her demiinle mayiyet-i habibinle demlensin. Şiir bık hakikate yol bulan bir şiir. Hamdü senalar olsun. Evet son nefes kardeşimizin duası. Ona da selam ediyorum. Bulunduğumuz her mekan ışık mekanı olsun. Onun cazibe-i kutsiyesiyle çekilelim. Oraya doğru çekilelim inşallahu teala. Ömrümüz boyunca her an bir an dahi bir arada olduğumuz herkes ışık insan olsun. Ömrümüz boyunca bir an dahi bir arada bulunduğumuz kardeşlerimiz ışık insanlar olsunlar. iman, Kur'an ve Nur hizmetinde efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem'in yolunda hayallerimiz ibadet olsun. Çok güzel hayallerimiz ibadet olsun. Olsun inşallahu teala öyle hayallerimiz olsun. Öyle kıymetli hayallerimiz olsun. Sevgili Aynur'un duası Rabbı Rahimim rahmetinin engin okyanuslarında varlığımızdan sadır olan bütün günah ve hatalardan arılmış Kur'an'a edeple muhabbetle sarılmış sıbgatullah'ın boyadığın istikamet ehlinden eyle bizi ya Latif gaye-i hayali hocamızın hayalleriyle donanmış hakikate dönüşen nurlu hayaller lütfeyle bize. Amin. Elf alfi amin. Hayallerimiz buna nazar kadem birliği deniliyor değerli dostlar. Nazar. Nazarımız hayallerimiz. Hayallerimizin eriştiği yerlere ulaştığımızda ona nazar kadem birliği deniliyor. Allah bizi nazar kadem birliğine eriştirsin. Gözlerimizin içine başka hayal girmesin. Şimdi şair Senacığımın şiirini okuyup dersimizi öyle bitireceğiz. Güzel çocuğumun şöyle demiş. Rabbim öyle zengin olsa ki gönlüm nazarı hakka gark olmuş bir kul olsam geçmişin bataklığından kurtulup geleceğin korkularından sıyrılsam ayara yer kalmayacak şekilde muhabbetimle dolup taşsam ne kadar şey varsa senin hoşnut olmadığın bir hayale sığınsam ne kadar şey varsa senin hoşnut olduğun bir hayale sığsın Eee, çok güzel olmuş. Çok. Bir kere daha okuyayım öyle bitireyim. Rabbim öyle zengin olsa ki gönlüm, nazarı hakka gark olmuş bir kul olsam, geçmişin bataklığından kurtulup geleceğin korkularından sıyrılsam, ayara yer kalmayacak şekilde muhabbetinle dolsa taşsa kalbim dolsam. Ne kadar şey varsa senin hoşnut olduğun, senin hoşnut olduğu bir hayale sığınsam, ne kadar şey varsa senin hoşnut olmadığım hepsinden kurtulsam. Evet değerli dostlarım bugünkü dersimiz de böyleydi. Rabbimiz bize hayallerden hakikatleri yol buldursun. Gözlerimizin içine başka yer girmesin. Görüşmek üzere. Hoşça kalın değerli dostlarım.
EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 222: HAYAL VE HAKİKAT
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.