YouTube to Text Converter

Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: HAZRETI YUNUS ALEYHİSSELÂM’IN MÜNÂCÂTI

Video Transcript:

Billahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmin. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elf alfi salatin ve alf alfi selamün aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu muhabbetle selamlıyorum sevgili dostları. Gaibunu da selamlıyorum hasretle. Bereketli bir ders olsun diye ümit ediyorum. Bugün Yunus Aleyhisselam'ın duasına geri döneceğiz inşallahu Teala. Bir kere daha o duanın üzerinden, duaya olan muhtaçlığımızın üzerinden geçeceğiz. Üstadımız bize onu birinci lemmada anlatıyor. Biz şimdi hoca efendiden dinleyeceğiz. O da üstadı atıflarla beraber izah edecek. Duanın manasını feyizli olsun, yümünlü olsun. hayatımızda aksi sedaları ruhumuzda, kalbimizde duyursun, duyulsun ve bereketi bütün hayatımıza sirayet etsin. Bu duanın biz de bu duanın sadıkları eylesin Cenabı Hak bu duayı terk etmeyenlerden eylesin. Yunus Aleyhisselam'ın duasını Hoca Efendi meseleyi ele alacak. Biz onunla beraber hem Yunus Aleyhisselam'ın duasına yeniden bakacağız. de o duanın bugüne bakan, ferdi, içtimai hatta ailevi problemlere bakan veçesini beraberce değerlendireceğiz. Şöyle diyor hoca efendi. Yunus bin Meta Aleyhisselam, "Balık tarafından yutulduğunda balık denizin dalgaları, gecenin karanlığı bir araya gelerek, balık denizin dalgaları, gecenin karanlığı bir araya gelerek onu dört tarafından çepe çevre kuşatmıştı. Fakat o büyük peygamber üst üste karanlıkların içerisinde la ilahiküntüalimin demişti. Yani senden başka ilah yoktur. Sen bütün noksan sıfatlardan münezzehsin. Doğrusu ben kendi kendime zulmettim. Affını bekliyorum. Bu ayet Enbiya suresi 87. ayet değerli dostlar. Hz. Yunus Aleyhisselam bu şekilde niyaz ederek Cenabı Hakk'ın nazarı merhametini celbediyor ve karanlık karanlık üstüne bir halde bulunurken balığın karnından kurtuluyor. Siz burada diyor hoca efendi isterseniz İbrahim Hakka Hazretlerinin şu mısralarını hatırlayabilirsiniz. Naçar kaldığım yerde nagah açar o perde derman olur her derde. Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler. Nahçar kaldığın yerde yani çaresiz kaldığın durumlarda nagah ansızın bir perde açar. Derman olur her derde. Mevla görelim neyler neylerse gözel eyler. Şimdi bu açıdan bir bakın günümüzdeki derbedar halimize. Allah aşkına bugün biz Yunus bin Mettan'ın aleyhisselam balın karnına düşmesinden daha feci bir durumda değil miyiz? Şimdi üstat da bu bağlamı kuruyordu hatırlayacaksınız. Biz Hz. Yunus Aleyhisselam'dan daha ziyade bu duaya muhtacız üzerine kuruyordu anlatısını. Aynı şeyi UC efendi söylüyor. Bakın şu derbedar halimize. Allah aşkına biz bugün Hz. Yunus Aleyhisselam'ın balığın karnına düştüğünden daha feci bir durumda değil miyiz? Hz. Pir Bediüzzaman Hazretleri bu konuyu ele aldığı yerde, "Nefsimiz bizim hutumuzdur, balığımızdır. Biz onun tarafından yutulduk." diyor. Yani bugün bizler esasında nefislerimiz tarafından yutulmuş bir haldeyiz. varsa bu dünya, yoksa bu dünya deyip heva-i nefse esir olmuşuz. Fakat en acısı da bu durumun farkında değiliz diyor hoca efendi. En acısı da bu. Bu durumun farkında değiliz. Dolayısıyla günümüzde değişik coğrafyalarda yaşanan birtım felaketler var. Mazlumiyetler var. Mağduriyetler var. Bakın İslam coğrafyasına. mağduriyetler, mazlumiyetler, değişik değişik mahkumiyetler var. Ve bunların karşısında aslında nefsimiz tarafından yutulduğumuzun farkında olmayışımızın en önemli belirtisi, alameti hissizliğimiz. Bütün bunlar karşısında diyor hoca efendi hissizler, hissizler, kalpsizler gibi hareket ediyoruz. Bütün bunların karşısında hissizler, kalpsizler gibi hareket ediyoruz yaşananlar karşısında. Dolayısıyla bizim şimdi bu duaya yeniden ihtiyacımız var. Bu duanın olan ihtiyacımızı yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Hoca efendi de bize aslında Hz. Yunus Aleyhisselam'ın duası başlığı altında bir makale yazıyor ve bize bu duaya hangi mülahazalarla, hangi duygularla, hangi düşüncelerle virt haline getirirsek bizim üzerimizde müessir olacağını ve bizi bu yutulmuşluktan koruyacağını anlatacak. Burada beni çok etkileyen bir şey var aslında. Yaşadığımız o bütün bela ve musibetler. Diyelim ki Yunus Aleyhisselam üç karanlığın içerisinde. Üç karanlığın içerisinde. Şimdi bu üç karanlığın içerisinden çıkmaya çalışıyor Yunus Aleyhisselam. Biz de kendi karanlıklarımızın içerisinden çıkmaya çalışıyoruz. Kendi nefsimizin karanlığının içinden, psikolojik karanlıklarımızın içinden çıkmaya çalışıyoruz. Sosyolojik karanlıklarımızın içerisinden çıkmaya çalışıyoruz. Kendi ülkemizde bize yönelik olarak devam edip duran bir zulüm var. Sonra dehrin karanlığı içerisinden bir kozmik karanlık içerisinden de çıkmaya çalışıyoruz. Çünkü yaşadığımız zaman yani kendi ülkemizde yaşanan hadiseler kendi ülkemize münhasır değil. Yaşadığımız zaman ahir zaman oluşunun bir deccaliyet, bir süfyaniyet aslında yaşıyor oluşumuzun zorlukları var. Ve bu karanlıklardan da dışarıya çıkmaya çalışıyoruz. Beni etkileyen şeyse şu değerli dostlar. Aslında bu çıkış, bu çıkış, bu sahili selamete çıkış tevhide de çıkış, Allah'a yakınlığa da çıkış. O açıdan çok değerli bir yolculuk bu hepimiz için. Çok değerli bir karanlıktan aydınlığa yürüme çabası. Üç karanlıktan, üç karanlıktan, psikolojik karanlıktan, sosyolojik karanlıktan bir dehrin karanlığından, o kozmik karanlıktan bir aydınlığa doğru yürümeye çalışırken biz bir felaha, bir selamete doğru yürümeye çalışırken aynı zamanda tevhide doğru, yakınlığa doğru, Rabbimize doğru yürüyoruz. Ve işte o yüzden İbrahim Hakkın'ın şiiri o konuda bize eee yol gösteriyor. Naçar kaldığımız yerde nagah açar perde derman olur her derde. Şimdi eee burada şöyle bir soru aklınıza hep geliyordur. Yeterince dua etmiyor muyuz da bu kadar çok zulüm, bu kadar çok mağduriyet, bu kadar çok mazlumiyet, bu kadar çok mahkumiyetle karşı karşıyayız. İşte bu sorunun cevabını hepimiz kendi nefsimiz adına muhasebe etmekle mükellefiz. Hangi duygularla bu duayı okuyoruz? Hangi duygularla bu virdi çekiyoruz? Çekiyor muyuz? Ona olan ihtiyacımızı hissediyor muyuz? İşte bu soruları beraberce muhasebe edeceğiz. Hoca efendinin önce eee şuradan başlayalım. Kendi Ruhumuzu Ararken isimli kitapta bu eee Prizman serisinin 9. kitabı. Tam manasıyla Hz. Yunus Aleyhisselam'ın münacatı başlıklı bir makalesi var. Bu makaleyi merkeze alacağız. Kitabın adının kendi ruhumuzu ararken olması çok önemli. Çünkü biz bir soruya cevap aramaya çalışırken aynı zamanda kendi ruhumuzu da arıyoruz. Bulmuş muyuz kendi ruhumuzu? Hala ondan uzakta mıyız? Kendi özümüzle bütünleşmiş miyiz yoksa hala onun arışı içerisinde miyiz? Yoksa bunun farkındasızlığıyla mı yaşıyoruz? Hissizlikle mi yaşıyoruz? Bu sorunun işte kendi nefsimize muhasebesini yapacağız beraber. Enbiya suresi 87. ayet zikrettiğimiz gibi. La ilahe ill ente sübhaneke inni küntüm minezzalimin. Hz. Yunus ibn Metta alâ nebiyina ve aleyhissalatu vesselam tüm peygamberlere efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'e de salatü selam olsun. Onlarla beraber Yunus Aleyhisselam'a da salatu selam olsun. Musul yakınlarında bulunan Ninova ahalisine gönderilmiş bir peygamber. Ninova hep diyoruz ya Hz. Yunus Aleyhisselam Ninova'ya gönderildi diye. Eee, Ninova Musul yakınlarında bir eee, bir mahal ve 100.000 civarında iman eden olduğuna göre Yunus Aleyhisselam'a bu kıssanın sonunda dönem itibariyle çok kalabalık merkezi hüvviyeti olan bir şehir. Şimdi Ninova halkı putlara tapıyor ve Yunus Aleyhisselam peygamber olarak o kavme geldiğinden itibaren onları sürekli olarak hakka davet ediyor. Malumunuz bir peygamber bir beldeye, bir elçi bir beldeye geldiğinde ve hakkı ve hakikati onlara ulaştırdığında artık hiç kimse hayatına kaldığı yerden devam edemez. Hakikat artık onlara ulaşmıştır. O hakikatle yükümlüdürler. O hakikati tasdik etmekle yükümlüdürler. Yani sonları ya helakete doğru sürüklenecektir ya da o peygamberin risaletini kabul edecek ve onunla beraber hidayete doğru, cennete doğru bir yolculuğa çıkacaklardır. Yani hiç kimse kaldığı yerde kalamıyor. Bir peygamber, bir elçi, bir beldeye ulaştığı andan itibaren. Şimdi Ninova halkı putlara tapıyor ve senelerce Hz. diyor. Yunus Aleyhisselam onları imana davet ediyor, ibadete davet ediyor. Oysa iman etmiyorlar. Bu Kur'an-ı Kerim'de sair peygamberler üzerinden de anlatılan bir bahis. İman etmemekle kalmıyorlar. Hz. Yunus Aleyhisselam'a eza ediyorlar, cefa ediyorlar. Yıllar ve yıllar boyunca yılmadan, ümitsizliğe kapılmadan Yunus Aleyhisselam onları hak dinine davet ediyor ve iman etmedikleri takdirde üzerlerine gelecek olan azap konusunda da onları uyarıyor. Fakat bu kasmıyor halk. Biliyorsunuz Yunus Aleyhisselam'ın kavminova halkı dışında diyelim ki Nuh Aleyhisselam'ın kavmi, Hud Aleyhisselam'ın kavmi, Salih Aleyhisselam'ın kavmi, Hz. Şuayb Aleyhisselam'ın kavmi, Hz. Lut Aleyhisselam'ın kavmi iman etmiyorlar. Peygamberlerini eza ve cefa ediyorlar. Bir de peygamberleriyle üstelik alay ediyorlar. Vadettiğin azap ne zamanmış getir de görelim deyip meydan okuyorlar. İşte benzer tavırları Yunus Aleyhisselam'ın kavminde de görüyoruz. İman etmiyorlar. Yunus Aleyhisselam onları hakka davet ediyor ve onlar yine eza ve cefa ediyorlar. Oysa Yunus Aleyhisselam bakın hiç ümitsizliğe kapılmıyor, yılmıyor. Onları hak dine davet etmeye devam ediyor ve onları uyarıyor. Bütün peygamberler gibi iman etmezlerse Allah'ın gazabına giriftar olacaklarını hatırlatıyor onlara. Ama onlar duyarsızlık içerisinde kulak asmadan kaldıkları yerden hayatlarına devam etmeye çalışıyorlar. Belanın geleceği işaretleri belirmeye başlıyor ve buna binaen Yunus Aleyhisselam da kavminden ayrılıyor. Kıssayı hepiniz biliyorsunuz. açık bir emir gelmeden ayrılmış oluyor. Aslında farkındasınız zannediyorum bir peygamber kavmini terk ettiğinde Allah'ın külli bir kanunu var. Bir peygamber kavmini terk ettiğinde o kavim helak oluyor. Düşünün Nuh Aleyhisselam da kavmini terk ediyor ve kavmi helak oluyor. Düşünün Lut Aleyhisselam da kavmini terk ediyor, kavmi helak oluyor. Şuayb Aleyhisselam da kavmini terk ediyor, kavmi helak oluyor. Helak oluyor. Ama Yunus Aleyhisselam'ın bir hususiyeti var. Henüz emir gelmeden terk etmiş oluyor. Hoca efendi bunu neye benzetiyor hatırlayın. Daha iftar vakti gelmeden iftar geldi zannediyor. İftar vakti geldi zannediyor ve orucunu bozuyor. Bakın bakın iftar vakti gelmemiş ama o geldi zannediyor ve orucunu bozuyor. Yunus Aleyhisselam da aynen böyle. Bu bu buna biliyorsunuz bir içtihat hatası nazarıyla bakıyoruz biz. Buna asla günah nazarıyla bakmıyoruz. Zelle deniliyor peygamber. sürçmelerine ve bu Allah'la onların arasındaki bir kurbiyetin tezahürü. Ne diyoruz biz buna? Bir içtihat hatası. İçtihat hatası ne demek? İçtihat edip isabet eden iki sevap alıyor. Yanılırsa bir sevap alıyor. Çünkü o içtihat makamında. Hz. Yunus Aleyhisselam işte iftar vaktini belirleyememekten kaynaklanan bir zelleyle kavmini terk ediyor. Ve ne oluyor? Eee, aradan birkaç gün geçtikten sonra gökyüzü kararıyor. Şehir simsiyah bir dumanla kaplanıyor. Şehir, şehir bela ve musibete yaklaşıyor. Bela ve musibet şehre yaklaşıyor. Gökyüzü kararıyor. Şehri simsiyah bir duman kaplıyor. Beni bu çok etkiliyor. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem bir bulut gördüğünde yaklaşmakta olan karanlık bir bulut gördüğünde efendimiz bu atam Salih'in kavmini helak eden bulut mudur diye endişe ediyor efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem. Hani hoca efendi diyor ya bizi hissizlik bürüyor diye hissizlik bürüyor. Efendimiz endişe ediyor. Salih Aleyhisselam'ın kavmine helak eden bulut mudur o diye. Salih Aleyhisselam'ın kavmi uzun süre bulutsuzluk eee yaşıyorlar. Yani yağmursuzlukla imtihan ediliyorlar. Sonra uzaktan bir bulut gördüklerinde "Oh bu bize yağmur getiren buluttur." diyorlar. Hepsi o bulutun altında toplanıyorlar. Sonra o bulut onlara musibet yağdırmaya başladığında evlerine kaçıyorlar. Bu sefer saklanıyorlar evlerine. Evlerini kapatıyorlar, pencerelerini kapatıyorlar. Ama o şiddetli fırtına, o gelen musibet onların evlerine doluyor. Ondan sonra bir bakmışsın sadece onlar helak olup gitmişler. Sadece boş evler kalmış oluyor geride. Şimdi Hzreti eee Hzreti Yunus Aleyhisselam'ın kavmi de adım adım o aslında o felakete doğru sürükleniyor. Ne oluyor? Gökyüzü kararıyor. Şehri simsiyah bir duman kaplıyor. Fakat Ninovalılar bir uyanış yaşıyorlar. Ninovalılar diğer başka hiçbir kavmeye nasip olmayan bir uyanış yaşıyorlar. Ne yapıyorlar? Telaşlanıyorlar. korkuyla sarsılıyorlar. Allah'ın azabının üzerlerine geldiğini anlıyorlar ve pişman oluyorlar ve tövbeye yöneliyorlar. Bu onlar için çok büyük bir lütuf, çok büyük bir aslında kaçış. Allah'a doğru kaçış. Cenabı Erhamür Rahimin de onların tövbelerini kabul buyuruyor ve azabı üzerlerinden kaldırıyor. Bulut geliyor ve o fırtına başlarına inmeden o bulutlar geçiyor ve gidiyor. İşte bu arada Yunus Aleyhisselam da şehirden ayrılmış oluyor. Bu Yunus Aleyhisselam'ın kıssası beni çok etkiliyor. Şimdi bir tarafta Yunus Aleyhisselam'ın hikayesi var. bir daire olarak iç içe hikayeler. Modern hikaye açısından bu anlatı çok çok büyük bir örnek. Bir taraftan eee kavminin hikayesi var. Bir taraftan da Yunus Aleyhisselam'ın hikayesi var. Kavmin'in hikayesiyle Yunus Aleyhisselam'ın hikayesi içe geçiyor. Birleşiyor. Belirli noktalarda birleşiyor ve ayrılıyor. Bu nokta işte ayrıldığı nokta. Yunus Aleyhisselam kavmini terk etmiş. Şehirden ayrılmış. Dicne nehri kenarındayken yolcularla dolu bir gemiye binmiş. Şimdi kavmi bıraktık bakın Ninova halkını bıraktık. Ne yapıyoruz şimdi biz? Yunus Aleyhisselam'la ne yaşadığını görmek için onun yolculuğuna katılıyoruz. Bu Yusuf kıssasında da vardır biliyorsunuz. Bir kardeşlerin hikayesi var. Baba Yakup Aleyhisselam'ın hikayesi var. Ama biz onları bir yerde bırakıyoruz ve Yusuf Aleyhisselam'ın peşine düşüyoruz. Onun neler yaşadığına bakıyoruz. Sonra dönüyoruz tekrar eee Yusuf Aleyhisselam ve eee tekrar Yakup Aleyhisselam ve Yusuf Aleyhisselam'ın kardeşlerine bakıyoruz. Burada da öyle. Ne yaptık şimdi? Ninova halkını bıraktık ve Yusuf Aleyhisselam'ın peşine düştüğümüz gibi şimdi de Yunus Aleyhisselam'ın peşine düşüyoruz. Ve Yunus Aleyhisselam'a bakıyoruz ki o dicine nehinin kıyısında yolcularla dolu bir gemiye biniyor. Şimdi bunları tahayyül edebiliyorsunuz değil mi? İnsan böyle hayal gücünü çalıştırdığında Yunus Aleyhisselam'ı Dicle Nehri kıyısında bir gemiye binerken, yolcularla dolu bir gemiye berken hayal edebiliyorsunuz. gemiye biniyor ve gemi uzaklaşıyor. Bir müddet geçtikten sonra gemide bazı problemler belirlemeye başlıyor. Bunun üzerine kaptan ya da bir başka biri salih birisi geminin içerisinde bir problem fark ediyor. Diyor ki aramızda bir günahkar var, bir suçlu var. Onun yüzünden başımıza bunlar geliyor diyor. Birtım terslikler oluyor. Fırtına çıkıyor mesela ve başı e aramızda bir günahkar var, suçlu var. Onun yüzünden başımıza bunlar geliyor deniliyor. Ve hemen Yunus Aleyhisselam'a işaret etmiyorlar. Bakın ne yapıyorlar. Kura çekiyorlar. Rivayet edildiğine göre bu kura meselesi Kur'an-ı Kerim'de yok biliyorsunuz. Kura çekiyorlar Yunus Aleyhisselam çıkıyor. Bir daha kura çekiyorlar. Yunus Aleyhisselam bir daha kura çekiyorlar. Yine Yunus Aleyhisselam diyor. Çekilen kuralar her defasında Yunus Aleyhisselam'a işaret edince bunun üzerine onu denize atıyorlar. Denize atılan Yunus Aleyhisselam'ı Cenabı Hakk'ın emriyle balık yutuyor. Balığın karnında işte Hazreti Yunus Aleyhisselam la ilahe ill sühaneke en küntü minzalimin diye Cenabı Hak'a yakarıyor. Bir tesbihte, bir takdiste bulunuyor ve bu onun kurtuluşuna vesile oluyor. Şimdi aslında eee farkındasınız hani biz fertında, aile planında, içtimai planda, alemi İslam planında, kendi ülkemiz planında, yaşadığımız asır planında birtım yutulmuşluklarımız var. Ve Kur'an-ı Kerim bize bu yutulmuşluklardan nasıl kurtulacağımıza ilişkin bir virt, bir formül, bir çıkış kapısı gösteriyor. Ama biz bu çıkış kapısını değerlendiremiyoruz. Oraya doğru yürüyemiyoruz. o aydınlığa doğru yürüyemiyoruz. Dolayısıyla ne yapıp da ne yapıp da selamet sahiline çıkacağız? Neden dualarımız küliyet kespetmiyor? Neden eee o karanlıkların içerisinden aydınlığa doğru yürüyemiyoruz? Farkındasınız zannediyorum yaşadığımız bu hoca efendinin dediği gibi işte bu mağduriyetler, mahkumiyetler, mazlumiyetler bütün bu süreçlerin içerisinde çok fazla psikolojik problem var. Bunların içerisinde çok fazla psikolojik problem var. Olabilir de insanız sonuçta ama olması kadar ona çare bulabileceğimiz çareler konusunda da olabilirin araştırılması lazım. Yani evet bunlar olabilir ama çaresi de var. Evet ailevi birtım problemler yaşıyoruz. Karanlıkların içerisinde kalıyoruz ama var çaresi. Ama evet sosyolojik olarak problemler yaşıyoruz ama var çaresi. İnsanlık olarak problemler yaşıyoruz ama var çaresi. Çare kimde? Çare rabbimizde. Çare o yapan o. Mabudu bilhak. O maksudu bil istihkak. O müsebbibül esbabı o. Ve Rabbimiz erhamur rahimin. Peki biz neden çıkamıyoruz o karanlığın içerisinde? Esasen bir insanın ülkesinden ayrılıp da bir yere gitmesi günah değil. Bunu Yunus Aleyhisselam bağlamında onu tenzih etmek için söylüyor hoca efendi. Şimdi Yunus Aleyhisselam konuşulurken Yunus Aleyhisselam konuşulurken bir peygamber üzerinden konuştuğumuzun idraki içerisinde çok dikkatli konuşmak lazım. bir peygamber hakkında konuşuyoruz çünkü. O yüzden de o peygamberi tenzih etme sorumluluğumuz var. Peygamberlerin ismet sıfatı var. Çünkü onlar günahsızlar. Onlara herhangi bir kusur, kabahat, günah isnat etmek bizim haddimizi çok aşar. Dolayısıyla biz ne yapacağız? Hz. Yunus Aleyhisselam'ı tenzih edeceğiz. Çünkü bir insanın ülkesinden ayrılması, kavminden ayrılması bir günah değildir. Hz. Yunus Aleyhisselam bir peygamberdir ve mukarrabindendir. Allah'a yakın olan insanlar yakınlıklarının gereği olarak tabiri caizse başlarını kaşımak isterken bile izinle yapmalıdırlar. Aslında bu yakınlığın bir gereği. Yakınlığın gereği. Haberdar etmek, müsaade almak yakınlığın gereğidir. Birbirimizle olan ilişkilerimizde de öyle. Uzakta bulunanlar için böyle bir şey bahis mevzu olmaz. Yani bir insan mukarrabinden değilse, Allah'a yakın değilse işte ülkesini terk ederken efendim kavmini terk ederken müsaade almadı diye ceza görmez. İşte eee bizim için, bizim gibi insanlar için mevzu bahis olmasa da merkezi teşkil edenlerin her mevzuda bu kadar hassas olmaları icap eder. Merkezi teşkil edenlerin. Bu sebeple Haz. Yunus'un bu hareketi hasenatül ebrar seyyatül mukarrebin düsturundan hareketle mukarrebin zellisi sayılır. Bakın hasenatül ebrar seyyiatül mukarrebin. Ya mukarrep olanlar Allah'a yakın olanlar. Bir de akrebül mukarrebin var. Yakınlardan yakın olanlar. İşte peygamberler onlar. Ve şu prensibi hiç unutmamak lazım. Yani bugün mesela benzer şeyler konuşuluyor. Mesela farkındasınız zannediyorum. Hoca efendi de için, hoca efendi için de söyleniyor o sonuçta. Hoca efendi peygamber değil. Elbette hata edebilir deniliyor. Fakat şu prensip hep unutuluyor. Hasenatül ebrar seyyatül mukarrebin. Yani bizim eee sevaplarımız, bizim sevaplarımız gibidir. Mukarrabinin seyyaat mukarrabinin seyyiati ebrarın hasenatı hükmündedir. Bir de bu ebrar yani sıradan insanlar değil. Ebrar düşünün. Avam havas, ehasül havas diye sayıyoruz ya. Ebrar var. Ebrar. Ebrarlar günahtan beri olan ebrar. Tertemiz yaşayan insanlar. Ebrar. O ebrarın hasenatı hükmündedir. Mukarrabinin seyahati. Şimdi bu mesela hoca efendi de hata edebilir derken aslında hoca efendiyi nereye koyduğumuz üzerinden düşünmek zorundayız bunu. Nereye koyuyoruz hoca efendi? Benim gibi bir avam hatası mı yapacak hoca efendi? Yoksa o kendi ufkunun insanı olarak onun seyahati benim hasenatım hükmünde mi olacak? Öyle mi bakacağım meseleye? Bu prensibi hiç unutmamak lazım. Hasenatül ebrar seyiatül mukarrebin düsturundan hareketle mukarrebin zellesi sayılır. İşte bu zelleden dolayıdır ki Cenabı Hak onu tebcil edip etmiştir. Şimdi o mukarrebin hükmünde olduğu için Cenab-ı Hak bakın bu hep mukarrebin ufkunda böyledir. Yani Cenabı Hak onları uyarırken, tedbip ederken efendim Yunus Aleyhisselam'ı düşünün, Hz. Musa Aleyhisselam'ı düşünün, Hz. İbrahim Aleyhisselam'ı düşünün. Onların hayatlarının çerçevelerine baktığınızda onların adeta iltifat edercesine Cenabı Hakk'ın tedibi var. Onların üzerinde tebcil edalı yani hep yücelterek Cenab-ı Hak onları tedip ederken bile tedip etmek, edeplendirmek manasına geliyor. Onları terbiye eden Rabbimiz peygamberleri. Dolayısıyla da o terbiyenin içerisinde uyarılar bile hepsi tebcil yani yüceltmeye dalalı. Hani efendimize Cenabı Hak buyuruyor ya insanlar iman etmiyorlar diye kendini mi öldüreceksin diye. Yani burada aslında bir uyarı var. Öyle değil mi? Ama aynı zamanda da iltifat var. Yani onlar iman etmiyorlar diye kendini mi öldüreceksin diyor Cenabı Hak ona. Şimdi eee Hz. Yunus Aleyhisselam'ın yaşadığı yerden ayrılıp deniz kenarına gelmesi, orada bir gemiye binmesi, gemiye binmesiyle orada olağanüstü şeylerin olması, Kur'an çekilmesi, Kur'an'ın her defasında ona çıkması, bunun neticesinde denize atılması, denizde bir balık tarafından yutulması, bununla birlikte biri balığın karnında yaşayabilmesi. Hangisi tesadüf olabilir? Bunların hiçbiri tesadüf değil. Hoca efendi diyor ki sebepler sizin lehinizde ittifak ettiğinde hep şöyle diyorsunuz ya bu işte bir iş var diye. E sebepler aleyhine iz ittifak ettiğinde de bu işte bir iş var demeniz gerekiyor. Sebepler hani o 8 sözde işte arslan onu kovalıyor, gemiyi kuyuya atlıyor. Kuyuda bir dala tutunuyor. Siyah beyaz fareler kemiriyor. Aşağıda ejderha bekliyor. Ne diyor? Bu işte bir iş var diyor oradaki kahraman değil mi? Şimdi kendi yaşadığınız şeylere bakın. Ferdi planda, ailevi planda, içtimai planda yaşadığınız şeylere bakın. O da onu takip ediyor. Bu bunu takip ediyor. Şu şunu takip ediyor. Bakıyorsunuz bütün sebepler aleyhinizde ittifak etmiş. Şunu demeniz gerekmiyor mu? Bu işte bir iş var. Bu işte bir iş var. Bunlar tesadüf değil. Lehinize ittifak ettiğinde de öyle. Yollarınıza sular serpiliyor. Bütün sebepler adeta sizin lehinize çalışmaya başlıyor. Demeniz gerekmiyor mu ki bu işte bir iş var diye? İşte bütün bunlar tesadüf değil. İşte bütün bunların farkında Hz. Yunus Aleyhisselam. Bizim de farkında olmamız lazım. Farkındalık. Hatırlıyor musunuz? Hoca efendi bize şöyle demişti. Yunus Aleyhisselam için, sırrı tevhit içinde nuru ehadiyet inkişaf ediyor. Yani aleyhinde olan bütün sebepler birden lehine dönüyor. Belki sizin için günde birkaç kere bu tecelli ediyordur ama siz görmüyorsunuz diyor hoca efendi. Dolayısıyla burada farkındalık meselesi çok önemli. Yöneliş meselesi çok önemli. Tamam bu virdiyi çekeceğiz ama nasıl çekeceğiz virdi? Bütün bunlar tesadüf değil ve Yunus Aleyhisselam bunun farkında. Ve balığın karnında işte la ilahe illente sübhaneke inni küntü minzalimin diye Cenabı Hak'a nida edebiliyor. Bakın panik yok, telaş yok. Yunus Aleyhisselam'da bir sorun kendinize bakalım. Bela ve musibet karşısında hemen Allah'la olan bağlarınızı koparıp da bir boşluğun içerisine, bir karanlığın içerisine mi düşüyorsunuz? Kendinizi terk edilmiş mi, yalnız mı hissediyorsunuz? Fırlatılmış mı hissediyorsunuz? Kendinizi yalnız bırakılmış mı hissediyorsunuz? Yoksa hemen Allah'a doğru mu kaçıyorsunuz? Hemen ona nida mı ediyorsunuz? Telaşsız, paniksiz. La ilahe illente sübhaneke küntü minezalimin diyebiliyor muyuz? La ilahe illente sübhaneke en küntü minezalimin diyor. Balığın karnında düşünün telaşsız. Balığın karnında kendinizi tahayyül edin. Dedik ya bugün tahayyül edeceğiz diye. Bir de kendinizi tahayyül edin balığın karnında. Ne hissederdiniz? Ne yapardınız? Ne hissederdiniz? Nasıl bir telaşa düşerdiniz? Bırakın balığının öncesinde denize atılmışsınız. Ya tek panik o değil. Yani öncesinde işte gemide kurallar çekiliyor ve hep siz çıkıyorsunuz. Tutuyorlar sizi denize fırlatıyorlar. kadar ağır bir şey. Öyle değil mi? Tutuyorlar sizi denizden atıyorlar. E sonra denize fırlatılıyorsunuz. Bir de gecenin karanlığı. Gece de insanı korkutur, ürkütür. Aydınlığın olmadığı bir gece düşünün. Bulutlarla kaplı bir gökyüzü düşünün. Sonra simsiyah bir deniz. Üstelik fırtınalı bir deniz. Ve balık da sesi gelmiş yutmuş. Şimdi bu halin içerisinde ne der? Ne düşünür? Nasıl bir psikoloji içerisinde olurdunuz? İşte Allah'a iltica. Tevhit böyle bir şey. Tevhit hemen Cenabı Hak'a doğru kaçıyor. Yunus Aleyhisselam içinde bulunduğu o karanlıktan, üç içe karanlıktan ve la ilahe illente sübhaneke inni küntü minezzalemin diyor. Bu ifadenin manası aslında şöyle şu anlama gelmektedir diyor hoca efendi ve ona bir eee bir kelime manası vermiyor hoca efendi. Açıyor o manayı tefsir ederek açıyor. Ey mabudu mutlak maksudu bil istihkak. Şimdi mabudu mutlak maksudu bil istihkak kelimelerini hoca efendiden çok duymuşsunuzdur. Mabudu mutlak. Şimdi pek çok mabudiyet var değil mi? Nefsin de kendi mabudiyetini iddia etmesi var. Efendim para gibi, güç gibi, iktidar gibi mabutlar var. İnsanların mabutları var. Ama bunların hiçbiri işte balığın karnında size el uzatamıyorsa size balığın karnında kim el uzatabiliyorsa mutlak mabut o. Sizi içinde bulunduğunuz karanlıklardan kim selamete çıkarıyorsa öldükten sonra kim sizi diriltebilecek güce malikse sizi kim yaratmışsa mabudu mutlak o mutlak mabut ve maksudu bil istihkak. Yani istenmeye, ona yönilmeye istihkakı olan, hakkı olan tek maksud rabbimiz. Dolayısıyla ne yapıyor? Mabudu bilhak ve maksudu bilhkak. Ey mabudu bilhak diyor. Bunları siz de böyle söyleyin. Tasavvufi, tasavvufi yönelişler, hakka yönelişler bunlar. Ey mabudu bil hak, maksudu bil istihkak. Senden başka ilah yok. Senden başka hakim yok. Hükmü nafis yani emri geçen, senden başka himaye edecek olan kimse yok. Hep insanın kalbine geliyor değil mi? Yani bütün bunları yaşarken böyle bir yönelişle Allah'a yönelebiliyor muyuz biz? ya da efendim toplumumuz ya da efendim Müslüman e toplumlar felaketleri, musibetleri yaşarken Cenabı Hak'a böyle bir teveccühle teveccüh edebiliyor muyuz? Formülü Rabbimiz veriyor çünkü. Ey mabudu bilhak, ey maksudu bil istihkak. Senden başka ilah yok. Senden başka hakim yok. Hükmü emri geçen yok. Senden başka bizi himaye edecek olan yoktur. Seni tesbihi takdis ediyorum. Sen noksan sıfatlardan münezzeh ve müberrasın. Şu an içinde bulunduğum durumda bana tabiatin, esbab herhangi bir tesir ve yardımı olamaz. Bunu diyor musunuz rabbinize? Ya Rabbi şu an içinde bulunduğum durumda hiçbir sebebin bana tesiri yok. Tabiatin bana yardımı yok. Sebeplerin bana yardımı yok. Yok. Sen şu an içerisinde bulunduğum durumdan beni kurtaracak olan sadece sen olabilirsin. Bu denizin dalgalarına kimse hükmedemez. Balığa kimse sözünü geçiremez. Şu karanlıktan beni kimse kurtaramaz. Kimse denizin dalgalarına, o denizin dalgaları hadiselerin dalgaları, yaşadığımız olayların, dağlar gibi dalgaları. Biri bitiyor, biri başlıyor. Biri bitiyor, biri başlıyor. Yaşadığımız belalar, musibetler üst üste geliyor. Dalga dalga geliyor. Bunlar üzerime gelirken yetmiyor. Bir de bir de e psikolojik karanlıklarım var. Şimdi derde derman ey sultanım diyorsunuz. Denizin dalgalarından beni kimse kurtaramaz. Bu balığa kimse sözünü geçiremez. Şu karanlıktan beni kimse kurtaramaz. Bütün bu sebeplere hükmedecek sadece sensin. Çünkü sensin mabudu bilhak. Çünkü sensin maksudu bil istihkak. Bu itibarla esbaba tesiri hakiki vermeyerek yalnız seni tenzih edip sana sığınıyorum. Şimdi hakiki tevhit nedir diye sorduğumda size şöyle diyebilirsiniz değil mi? Sebepleri tesirden azat etmektir derseniz sebepleri tesirden azat etmek. Nasıl sebepleri tesirden azat ediyorsunuz? İşte böyle azat ediyorsunuz. Mabudu bilhaks sensin. Maksudu bil istihkak sensin. Sebeplerin hiçbir tesiri yok. Balığa da hükmü geçecek olan sensin. Karanlığa da hükmü geçecek olan sensin. Denizin dalgalarına da hükmü geçecek olan sensin. Kendi bağlamınızda düşünün. Kendi bağlamınızda düşünün. Yaşadığımız dehrin, yaşadığımız çağın karanlığına da hükmü geçecek olan sensin. Yaşadığımız hadiselerin dağlar gibi dalgalarına da hükmü geçecek olan sensin. Beni yutmuş şu psikolojik karanlıklarıma da hükmü geçecek olan sensin. Kalpleri evirip çeviren sensin. Bütün bu sebeplere hükmü geçen sadece sensin. İşte bu sensinler var ya işte hakiki tevhit bu. esbaptan elimize çekip de bütünüyle tam bir teveccühle Allah'a yönelmek bizim tevhidimiz. Esbab-ı tesirden azat etmek bizim tevhidimiz. Allah'ı tenzih etmek, onu takdis etmek, ona sığınmak, müsebbibül esbap sensin ya Rabbi diyebilmek. Ben nefsime, kendi kendime zulmettim. Ve bunu da dualara ikileyebilmek çok önemli. Ben kendime zulmettim. Ben kendi kendime zulmettim. Bu bizim yolumuz açısından da çok önemli. Çünkü üstat kendi açtığı yolun dört adımından bir adımını bütün kötülükler, başımıza gelen bütün kötülükler nefisten, kendimizden başımıza gelen bütün güzellikler, iyilikler de Allah'tandır ayeti kerimesinin üzerine bina ediyor. Ayet-i kerimeye bina ediyor. Hatveler diyoruz onlara. Dolayısıyla ettiğimiz duaya ben kendi kendime zulmetti mi? Ekleyebilmek mümkün. Ekleyebilmek önemli. Yaptığımız dualara esasen diyor hoca efendi ben nefsime zulmettim cümlesi her büyük müminin duasının noktalandığı ifadedir. Çok önemli. Bakın ben nefsime zulmettim diyebilmek. Mesela Hz. Adem kakülünün dağıldığı rabbisinin yüzüne bakamaz hale geldiği zaman da kahkülünün dağıldığı ne zaman kahkülü dağılıyor Hazreti Adem Aleyhisselam'ın kendi zellesinde yasak meyveye el uzattığında kahilu dağılıyor ve rabbisinin yüzüne bakamayacak rabbisine e semaya yüzünü kaldıramayacak hale geliyor ve rabbena zalemna enfusena diyor rabbimiz nefsine zulmettik. Araf suresi 23. ayet. Rabbena zalamna enfusana. Bakın nefsime zulmettim demiyor. Çünkü Haz Havva ile beraber aynı aynı mananın içerisindeler. Aynı pişmanlığın, aynı yönelişin, aynı gözyaşının içerisindeler. Ve birlikte zikrediyor. Bakın. Rabbena zalemna enfüsena. Rabbimiz biz kendi nefsimize zulmettik. Şimdi bu Hz. Adem'in duasının noktaladığı yer. Hz. Musa Aleyhisselam'a bakın. Hz. Musa Aleyhisselam bir kıptin ağzına yumruğunu indiriyor ve onu yere seriyor. Kıbti ölüyor biliyorsunuz. Ne diyor? Rabbi inni zalamtü nefsi diyor. Rabbim kendime zulmettim. Beni mağfiret et diyor. Kasas suresi 16. ayet. Bakın hep aynı final. Aynı final. Rabbi inni zalemtü nefsi fafirli. Ben nefsime zulmettim. Beni mağfiret et diyor. Evet. Hemen her büyük her büyük kamet-i bala diyoruz ya o büyüklere. Sürçmeleri karşısında nefsime zulmettim, haksızlık ettim, yanlış adım attım anlamına gelen ifadelerle Allah'a yalvarıyorlar. Biz de bunu görüyoruz. Peki biz dualarımıza bunu ekliyor muyuz? Ya Rabbi kendime zulmettim. Ben kendime zulmettim. Rabbena zalamna enfusen rabi inni zalam nefsi fafir. İşte onların dualarının noktası bu. Bizim de dualarımız böyle noktalanmalı. Şimdi isterseniz la ilahe illente sübhaneke in küntümezzalimin ifadesini biraz daha açalım diyor hoca efendi. Üstat da öyle yapıyor ya. kelime kelime açıyor. Hoca efendi de üstadın izinde kelime kelime açıyor. Üstadın dediği gibi la ilahi illa ente cümlesi istikbale bakıyor. Şimdi bakın la ilahe illa ente cümlesi istikbale bakıyor. Yani eğer biz aydınlık bir istikbal istiyorsak kendi adımıza, ailemiz adına, milletimiz adına, insanlık adına la ilahe illa ente. Yani senden başka mabudu bilha, maksudu bil istihkak yok. Ya bugün bugün zihninizde kalmasını istediğim anahtar cümlelerden bir tanesi bu. Senden başka mabudu bil hak, maksudu bil istihkak yoktur. Geleceği hakkımızda aydınlatacak sensin. Geleceği hakkımızda aydınlatacak sensin. Sensin yalnızca nur. Münevvirün nur, musavvirün nur. Ben halkımın kalbine senin envar-ı marifetini koymaya çalıştım. Bakın Hazreti Yunus Aleyhisselam'ı konuşturuyor. Onun kurduğu cümleye manalar yüklüyor. Hoca efendi. Hz. Yunus Aleyhisselam halkının kalbine envar-ı marifeti, marifet nurlarını zerk etmeye çalışıyor. Siz de aynı şeyi yaptınız. Öyle değil mi? Aynı cümleyi siz de kurabilirsiniz. Siz de halkınızın kalbine, içinde neşet ettiğiniz milletin kalbine rabbinizin envar-ı marifetini koymaya çalıştınız. Marifet nurlarını koymaya çalıştınız. Ama onlar bunu anlamamakta direndiler. Aslında bu hakikati onların kafalarına yerleştirecek sadece sendin Rabbim. Sendin ve beni yalnız bir sebep kılmıştı. Biz sadece bir sebeptik. O kalplere, o akıllara envar-ı marifeti yerleştirecek olan Rabbimizdi. Bu dua öyle tesirli oluyor ki Hazreti Yunus Aleyhisselam memleketin Ninova'ya döndükten sonra 100.000 insan birden ona iman etmiş olarak buluyor. Bunu Kur'an ifade ediyor. Şimdi bakın 100.000 insan duasının tesiri. Yunus Aleyhisselam'ın duası sadece sahili selamete çıkma duası değil. Bakın o balığın karnında ettiği duanın tesirini görüyor musunuz? Öyle tesirli bir dua ki sahili selamete çıktığında 100.000 insanı onu iman etmiş olarak beklerken buluyor. Şimdi benzer bir sürecin içerisinden geçiyorsunuz değil mi? Siz de kendi halkınızın kalbine envar-ı marifeti neşretmek, o envar-ı marifeti o kalplere yerleştirmek, zerk etmek için o kavmin içerisinde, o halkın içerisinde vazife yapmaya çalıştınız. Ancak onlar bunu anlamak istemediler. Gizli ajandalarınızın olduğunu düşündüler. gizli hesaplarınızın, menfaat hesaplarınızın olduğunu düşündüler. Zulmettiler. Zulmettiler. Dehri kararttılar, denizi kararttılar. Onlar direndiler. Ama biz şunu biliyoruz, değil mi? Aslında bu hakikati onların kafalarına yerleştirecek olan sadece Rabbimiz. Bizi sadece sebep kılmıştı Rabbimiz. Eğer biz balın karnında olduğumuzun farkındalığıyla tam bir teveccühle Rabbimize yönelebilirsek bizi de bekleyen sahili selamete çıktığımızda bizi de bekleyen iman etmiş insanlar. Rabbimizin marifeti, envar-ı marifeti kalplerine yerleşmiş olan insanlar bulabiliriz. Mümkün mü bu? Bu mümkünatı hiçbir zaman, hiçbir zaman görmezden gelmemek lazım. Evet. Eee, kalpleri tenvir edecek olan kimdir? Rabbimiz. Kalpleri aydınlatacak Rabbimiz. O her şeyin zimamı onun elinde. Her şeyin anahtarı onun elinde. Şimdi bakın, hep tevhide çıkıyor. Farkında mısınız? Yolumuz hep aslında yolculuğumuz hep tevhide doğru. Hep o diyoruz. Bu yaşadığımız hadiseler bizi hep o dedirtiyor. Sen Rabbim dedirtiyor. Sensin Rabbim dedirtiyor. Çünkü kalpleri tenvir edecek, aydınlatacak odur. Ve her şeyin zimamı, her şeyin anahtarı onun elindedir. O isterse her şey rahatlıkla olur. İstemezse en rahat işler bile çok çetinleşir. Binaly bu ifade Hz. Yunus'un şahsında bizlere de bir şeyler söylüyor. Söylemeli. Söylemeli. La ilahe ill sübhaneke inni küntü minzalimin. Bize geleceğe dair la ilahe illa ante sübhaneke ifadesi. La ilahe illa ante sübhaneke bize geleceğe dair bir şey söylemeli. Bir şey vaadetmeli. Bir çıkış göstermeli. Ümit vermeli. Günümüzde iç içe düşmanlar müminlerin etrafını cepe çevre kuşatmış. Buna mukabil esbap bütün sükut etmiş. İnananlar elleri kolları bağlı adeta mefluç felç olmuş gibi öyle bir halleri var. Bu açıdan onların dünya çapındaki düşmanları arasında kuvvet dengesi katiyen söz konusu değil. Düşünün, Müslümanlar ve onların dünya çapındaki düşmanları aralarındaki kuvvet dengesine bakın. Düşünün hani kendi ülkenize bakın. Hizmet insanları, öğretmenler, ev hanımları, efendim avukatlar, savcılar, polisler, atılan, KYK ile atılanları, hapse düşenleri düşünün. Ne güçleri var bu insanların. Oysa karşılarında devlet gücü var. Devletin imkanları, devlet gücü, devletin kolluk kuvvetleri, devletin zulmü var. Dolayısıyla bir güç dengesizliği var. İşte esbap bir külliye sükut etmiş. Nasıl geleceğe aydınlık bakacaksınız? O üç karanlığın içerisinden nuru nasıl göreceksiniz? Münevvirin nuru, Musavirin nuru nasıl göreceksiniz? La ilahe illa ente sübhaneke diyeceksiniz. Esbabı tesirden azat edeceksiniz. İşte bütün bunlardan ötürü la ilahe illa ente ifadesi günümüz müminlerine şöyle dedirtiyor. Allah'ım bu kadar ağır şartlar altında bütün zararları defetmek, bütün menfaatli şeyleri celbetmek sana mahsustur. Kuvve-i kuvve-i cazibe ve kuvve-i gadabiyenin bu hükmüydü bu değil mi? Cazibe ve dafia kanunları var. Yani menfaatli şeyleri çekmek, zararlı şeyleri itmek. Cazibe, menfaatli olanları çekmek, yararlı olanları çekmek, güzel olanı çağırmak ama çirkin olanı, zararlı olanı ittirmek. Biz şöyle diyoruz Rabbimize yaşadığımız asırda: "La ilahe illa ente." derken şunu söylemiş oluyoruz. Allah'ım çok ağır şartlar altındayız ve bütün zararları defetmek, bütün menfaatli şeyleri celbetmek sana mahsustur. Aklını yukarıda gezen, yukarılarda gezen, gözü istikbal ve istikbal hırsıyla dönen kimselere akıl vermek sana ait bir şeydir. Bu mevzuda bize sabrı cemil düşer. Innem eşku besi ve hüznallah. Kimin duasıydı bu? Hazreti Hazreti Yunus Yunus Aleyhisselam'dan yine Yusuf Aleyhisselam'a geçtik. Yakup Aleyhisselam'ın duası. Innema eşku besi ve hüzni ilallah. Ben ben kedirimi, hüznümü, sıkıntımı sadece Allah'a arz ediyorum. Ne güzel değil mi? Ne kadar tevhidi bir cümle. Bir sıkıntının içerisindeyiz. Bakın ağır şartlar altındayız. karanlıkların içerisindeyiz ve bu bu zararları defetmek, menfaatleri celbetmek sadece Cenabı Hak'a mahsus. Öyleyse Allah'tan şikayet etmek değil, Allah'a şikayet etmek. Sıkıntımı, kederimi, hüznümü. Sadece Allah'a arz ediyorum. Innema eşku besi ve hüznallah. Hoca efendi diyor ki bir başka bir sohbetinde buna diyor hoca efendi şikayeti de ilave ederler. Kemet kelimesini de ilave ederler diyor. Kendisi de ilave ediyor. Kemet gönül yangını manasına geliyor. Kemet. Kemedimi sana şikayet ediyorum. Hüznümü, derdimi, tasamı, kemedimi, gönül yangınımı, şikayetimi sana arz ediyorum. Diyor ki hoca efendi, "Innem eşku besi ve hüznallah. Ben bütün dertlerimi, kederimi, hüznümü Allah'a arz ediyorum. Ona şikayette bulunuyorum." Bu Yusuf suresi 86. ayet. Dağınıklığımı, tasamı sana arz ediyorum. Şikayetim sana, senden değil. Ben kendimi sana şikayet ediyorum. Ben kendimi sana şikayet ediyorum. Bu işler bana çok ağır geldi. Bu yaşadıklarım bana çok ağır geldi. Ferdi planda ağır geldi. Ailevi planda ağır geldi. Millet planında ağır geldi. Eğer içime olumsuz bazı şeyler doğdu ise, kafama bazı şeyler girdi, nöronlarım kirlendiyse, nöronlarım kirlendiyse, gözümün irisleri kirlendiyse, ben perişan halimi sana arz ediyorum. Innem eşku besi ve hüznallah. Sonra da diyor ki bazıları şikayeti ilave etmişler. Kur'an'da yok. Kur'an'daki metin bu. Ama bazıları o Kur'an'daki aye-i kerimeye ilaveler yapmışlar dua ederken şikayeti. Bazıları da kemedi. Kemediyeyi eklemişler. Yani gönül yangınını ilave etmişler. Ve şöyle olmuş. Öyle olunca dua. Innem eşku besi ve hüzn ve şikayeti ve kemedi ilallah. Allah'ım tasamı, hüznümü, şikayetimi, şiddetli elemimi, yürek yangınımı sana arz ediyorum. Bazıları da diyor hoca efendi belki ben hoca efendi kendisi ilave ediyor da siz de ilave edebilirsiniz diye şunları da ilave ediyor. Innama eşku besi ve hüzniketi ve kemedi ve evcai ve eskami ve emrazi eee ve arazi yani neyi ilave ediyor hoca efendi? Ağrılarımı, dertlerimi, bünyeme musallat olmuş olan marazları, hastalıklarımı da sana şikayet ediyorum. İşte bunu yapmak lazım. Hastalıklarımızı, marazlarımızı, ağrılarımızı, onları da katmak lazım. Hoca efendi diyor ki Allah'ım tasamı, hüznümü, şikayetimi, şiddetli elemimi, yürek yangınımı, ağrılarımı, dertlerimi, bünyeme musallat olmuş olan marazları, hastalıklarımı, başıma gelen musibetleri sana şikayet ediyorum. Maruz kaldığın bu şeylerin hepsini sana şikayet ediyorum. İlave de edebilirsiniz. Hoca efendinin ilave ettiği gibi başka şeyler de katabilirsiniz. Başka şeyler de katabilirsiniz. İşte değerli dostlar biz de la ilahe illa ente derken aslında ne yapmış oluyoruz? ne kadar ağır şartlar altında bulunduğumuzu farkındalığı içerisinde bütün zararları def etmek için üzerimizdeki bütün zararları defetmek ve menfaatleri celbetmek için ne yapacağız? Bize rabbimizden sabrı cemil isteyeceğiz. Bakın sabrı cemil ifadesi de Yakup Aleyhisselam'a ait. Güzel sabır. Şükür içinde sabır diyor üstat sabri cemile. Şükür içinde sabır. Ve diyeceğiz ki ya Rabbi sıkıntımı, kederimi, hüznümü sadece sana arz ediyorum diyeceğiz. Ve eee şöyle diyeceğiz aynı zamanda Yakup Aleyhisselam bu duayı ettiğinde ona lebek diyen sendin ya Rabbi. Bizim dualarımıza da lebk de. Bu bu duyguyu, bu düşünceyi bize ilham etmiyor mu bu dualar? Mümin diyor hoca efendi, "La ilahe illa ente" derken hem bu manayı hem de bu sözün Hz. Yunus'un hayatında nasıl müthiş bir harikaya vesile olduğunu düşünmeli. Yani Yunus Aleyhisselam bu duayla Allah'a yöneliyor ve Allah ona lebeyk diyor. Müthiş bir inkılaba sebebiyet veriyor Yunus Aleyhisselam'ın hayatında. Neden benim hayatımda böyle bir dua müthiş bir inkılaba sebebiyet vermesin? Hoca efendi diyor ki mümin hem bu manaları düşünmeli hem de bu duanın Hz. Yunus'un hayatında ni müthiş bir harikaya sebebiyet verdiği vesile olduğunu düşünmeli ve kendi hayatında da inşallah pek büyük hayırlara vesile olacağına inanmalı. La ilahe illa ente diyerek karanlıklardan nura doğru yürümeli. Üstadın 23. sözü üzerine bina ettiği ayet-i kerimede de Allah öyle diyor değil mi? Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklılardan nura çıkardı diyor hoca efendi. Minez zulümati ilen nur. Karanlıklar çoğul nur tekil. Allahu veliyine amenu. Allah iman edenlerin velisidir. Allahu veline amen [Müzik] onları karanlıklardan nura çıkardı. Dolayısıyla la ilahi illa ente dediğimizde ne yapıyoruz? Aslında geleceğe yönelik bir aydınlık meşalesi elimizde tutuyoruz. Münevviren nur, musaviren nur. Rabbimiz hep tevhide yöneliyoruz. Sen Allah'ım yapan sen. Sebeplerin tesiri yok. Sebepleri tesirden azat ettim. Sensin müsebbibül esbap, münevviren nur sensin. Ve böylece hem bunları düşünmek hem de bu duanın Yunus Aleyhisselam'ın hayatındaki değiştirici hususiyetlerini de düşünmek. Onun hayatında nasıl harikalara vesile olduğunu düşünmek. Sonra la ilahe illente ante dedik arkasından ne diyoruz? Sübhaneke. Hz. Yunus Aleyhisselam denize atılıyor. Bakın sübhaneke çok etkileyici bir ifade kullanıyor. La ilahe ill sübhaneke. Balık onu yutmuş. Gecenin karanlığı, zulümlar falan diyorsunuz ya. Hz. Ve Yunus aslında yöneldiği zatın, yöneldiği zatın bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu ilan ediyor. O onun üzerine gelen bütün o sebepler karşısında sebepler aleyhine ittifak etmiş. Felek bütün esbab-ı cefasını toplamış. Yunus Aleyhisselam'ın üzerine doğru geliyor. O ne yapıyor? Bu geliş karşısında sübhaneke diyor. Allah'ı tenzih ediyor. Yani bu durumda Yunus Aleyhisselam'ın öyle bir zata teveccüh etmesi lazım ki üstadımızın dediği gibi bütün sebeplere hükmü geçsin. Bu da bila külliye esbabı nefyetmesi ve ıstırar haliyle Cenab-ı Hak'a teveccüh etmesi suretinde olur. Nefy edecek esbabı. esbabı nef edecek, esbabın tesirsizliğini ilan edecek ve balığa da hükmünün geçtiğine, hadiselere de hükmünün geçtiğine, denize de hükmünün geçtiğine, geceye de hükmünün geçtiğine iman edecek rabbinin. Tam bu noktada Yunus Aleyhisselam ne diyor? Sübhaneke, ben bütün esbabı tesirden azat ettim. Her şeyden sıyrıldım ve sadece ve sadece sana döndüm. Ne diyorduk? Tut elimden tut ki edemem sensiz. Bu cümle bir sübhaneke cümlesi aynı zamanda. Sana döndüm. Sen tutarsan elimden kurtulurum. Sen bırakırsan düşerim. Tut elimden tut ki edemem sensiz. Bırakma Allah'ım. Bırakma Allah'ım. Tut Allah'ım. Sen tutarsan kurtulurum. Sen bırakırsan batarım anlamına geliyor. Sübhanek. Sübhanek. Şimdi burada sübhaneke kelimesinin bir esması da var. Onu onu da zaman zaman zikrediyoruz. Sübbuh kelimesi. Sübbuh. Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden bir tanesi. İsmi şerifi noksan sıfatlardan münezzeh manasına geliyor biliyorsunuz. Sübhaneke. Şirkten Allah'ı tenzih ediyoruz. Şirkten, şirkten Allah'ı tenzih edebilmek için sebepleri tesirden azat etmemiz gerekiyor. Balığa tesir versek müşrik oluyoruz. Denize tesir versek müşrik oluyoruz. Zamanın firavunlarına tesir verseniz müşrik oluyoruz. Şirkten tenzih ediyoruz. Rabbimiz ne diyoruz? Sübhanek noksan sıfatlardan münezzehsin ya Rabbi diyoruz ve esbab-ı tesirden azat ediyoruz. Varlığın bütünüyle ona ait olduğunu ilan etmiş oluyoruz. Bütün varlık bütünüyle sana ait. Sebeplere tesiri hakiki vermeme, esbabı birer perde olarak görme. Bu hakikate bakan isim. Sübbuh ismi sübhanike de bu hakikate bakan bir ifade. Sebeplere tesiri verme, vermeme ve esbabı da tesirden azat etme. Sübbuh ya da sübhaneki. Bundan dolayı mesela zifiri karanlıkta, uçsuz bucaksız bir denizde köpürüp duran dalgalar karşısında sebeplerin bütün tesirsizliğini, bütün tesirsizliğini Hz. Yunus Aleyhisselam, "Ya Rabbi senden başka ilah yok. Uluhiyet tahtının yegane sultanı sensin. Sübhansın. Bütün noksanlardan münezzehsin, yücesin. Doğrusu ben kendime zulmettim. Yazık ettim. Affını bekliyorum. Derken bakın başka bir isim demiyor. Sübhan diyor. Sübhan ismine sığınıyor. Hz. Yunus bin Metta bu sözlerle aslında şöyle demiş oluyor. Sebeplerin hakiki tesiri yok. Sen esbabı izzet ve azametin için perde yapmışsın. Fakat dilersen her şeyi sebepsiz yaratırsın. Böyle değil mi? Sebepler neydi? Allah'ın izzet ve azametinin perdesiydi. Ama Allah dilerse her şeyi sebepsiz yaratır. İşte bütün sebeplerin bana sırtını döndüğü, bütün sebeplerin aleyhime ittifak ettiği şu anda, "Ey müsebbibül esbap, sebepler üstü olan azametine, her şeyi muhit olan gücüne, kudretine, ilminin ve meşietiyetinin enginliğine sığınıyorum ve sadece senden yardım diliyorum. Sadece senden yardım diliyorum. Bütün sebepler işte sükut etti. Hepsi aleyhime ittifak etti. Ama ben biliyorum ki müsebbibül esbap sensin. Dolayısıyla sebepler üstü olan azametine, her şeyi kuşatan kudretine, gücüne, ilminin, meşiyetinin enginliğine sığınıyorum ve senden yardım diliyorum. Bu manayı ifade ediyor Yunus Aleyhisselam. Bu manalarla Cenabı Hak'a iltica ediyor ve bunları bütün samimiyetiyle gönlünün sesi olarak söylüyor. O bütün benliğiyle Cenabı Hak'a teveccüh edince işte nuru tevhit içinde sırrı ehadiyet inkişaf ediyor ve hükmü her şeyi geçen Cenabı Hak geceyi, denizi, balığı onun hizmetine veriyor. Öyle olmuyor mu? Dolayısıyla bakın bütün mesele bizim bütün bir benliğimizle Rabbimize yönelmemizde. Bütün mesele o. Ben bütün esbabı tesirden azat ettim. Her şeyden sıyrılarak sadece sana döndüm. Sen tutarsan kurtulurum. Sen bırakırsan batarım. Bu anlama geliyor. Sübhaneke. Hoca efendi burada bir hak dostunun konumuzla alakalı başından geçen bir hadiseyi anlatıyor. Bu zat bir gün çarşıda çarşıya iniyor. Orada kurulu bir panayır görüyor ve cambaz da ipin üzerinde yürüyor. Canaz baz oynayan manasına geliyor Farsçada. Can baz canıyla oynayan demek. Ateşbaz ateşle oynayana denilir. Ateşbaz, cam baz. Bazla biten pek çok kelime vardır. Türkçeye de geçmiş olan. Sihirbaz mesela. Bu da can baz. Can baz çıkmış canıyla oynuyor. İpin üstünde yürüyor. İpin alt tarafında da bir palyaço var. Palyaçon'un etrafında da halk toplanmış, eğleniyor. Sonra tam bu sırada Cambaz ters bir hareket yapıyor ve ayağı kayıyor ve düşmeye başlıyor. Bu noktada Cambaz esbabın bir külliye sükut ettiği yerde ayağı kaymış ve düşünün düşüyor. Yani esbap düşüp sükut etmiş değil mi? Bir külliye sükut etmiş esbap. Man pek çok biz de bu noktada olabiliyoruz. Ayağımız kaymış. Bir boşluğa, bir günah çukuruna doğru düşmeye başlamış olabiliyoruz. Şimdi ne oluyor? İşte cambaz düşüyor. Esbap bir külliye sükut etmiş. Onun öyle birisine teveccüh etmesi lazım ki onu muhafaza edebilsin. Ne yapıyor Cambaz? Yere düştükçe Cambaz yere düşerken gönlünden gelen bir nidayla dolu dolu Allah diyor Cambas. Ve ne oluyor biliyor musunuz? Cenabı Hak bunu hak dostu anlatıyor. Cenabı Hak palyaçoyu vesile kılıyor. Cambaz palyaçoun iri göbeğinin üzerine düşüyor. Cambaz yaşıyor, palyaço ölüyor. Bu manzarayı hak dostu seyredince şöyle değerlendiriyor kendisi. Diyor ki, "Hayatımda bir kere böyle Allah deseydim ben de kurtulurdum." Bir kere hayatımda böyle Allah deseydim ben de kurtulurdum." diyor hak dostu. Evet. Esbap bir külliye sükut edince Allah'a teveccüh edenlere müsebbibül esbap bütün kudretiyle mütecelli oluyor. Allah bunu hepimize tecrübe ettirsin. Bütün kudretiyle Allah'ın mütecelli olduğuna Allah bize şahitlik ettirsin. O kadar tatlı, o kadar büyük bir mesele ki bu. Esbap bir külliye sükut edince Allah'a teveccüh edenlere müsebbibül esbap rabbimiz bütün kudretiyle tecelli ediyor. Mümin sübhaneke sözüyle karaya, denize, havaya her şeye Allah'ın hükmünün geçtiğini ilan ediyor. Buna iman ediyor. Ve bütün kuvvetlere kuvveti yeten bütün mücadelelerde ona zahir yani arkalık olan, onu bu yola sevk edip vazifelendiren, tavzif ettiği şeyi de yapmak kendisine ait bulunan. Şimdi hem bizi bu yola Allah sevk ediyor. Bizi vazifelendirdiği şeyi yaratmak yine rabbimize ait. Kulluk sadece ona yapılan, bu ağır mükellefiyet altında bizi ezilmekten kurtaran hep o. Bakın bizi rabbimiz düşünün her şeyi hükmü geçen rabbimiz her şeyi gücü yeten rabbimiz. Bütün mücadeledelerimizde bize zahir olan yani arkalık olan, arka olan, dayanak olan Rabbimiz. Bizi bu yola o sevk etmedi mi? Bizi bu yola o sevk etmedi mi? soruyorum size. Bizi o vazifelendirmedi mi bu yolda? Ve biz bu yolda e çaba sarf ederken, biz bu yolda irademizi eee devreye sokmaya çalışırken neticeleri yaratan yine o yaratmak. Yine ona ait yapmak. Biz kendimize ait olan mükellefiyeti ifa etmeye çalışıyoruz. Ezilmeden ifa etmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla Allah'ı tesbihi takdis etmek bizim sorumluluğumuz. Şöyle demek hep sübhaneke. Sübhaneke. Sen bütün noksanlardan münezzehsin, müberrassın. Sonra da ne diyoruz? inni küntüin. Bu ifadeye gelince mümin Cenabı Hakk'ın kendi nefsine nazarı merhametini celbetme adına şöyle demektedir. Şimdi bu inni küntü minzalimin ben nefsime zulmedenlerden oldum. Aslında ben nefsime zulmedenlerden oldum ifadesi Allah'ın nazarı merhametini kendi üzerimize celbetme çabası. Şöyle demiş oluyoruz aslında. Ya Rabbi biz hemen çoğumuzu aldatan ve şaşırtan duygularla donatılmış varlıklarız. Yer yer şehvetimiz ve öfkemiz galebe çalabiliyor. Sabırsızlık bize hükmedebiliyor ve bütün bunlarla nefsimize zulmetmiş olabiliyoruz. Bu perişaniyetimizi senin huzurunda dillendiriyor. Takatsizliğimizi ve gücümüzü seslendiriyor. Elimizden bir şey gelmediğini ifade ile senin sonsuz kudretine sığınıyoruz. Nazarı merhametini bizlerden esirgeme. Senin gibi merhametli bir zat bizim gibi defalarca düşmüş kalkmış kimselere imdat etmezse onları kimse kurtaramaz. İşte bizim de halimiz budur. Senin de o mübarek, mukaddes, müberra, mücella, münezzeh hususiyetini sana arz ediyor. Hakkımızda nazarı merhametini diliyor ve dileniyoruz. Bakın hoca efendi ne güzel anlamlar veriyor değil mi kurduğumuz cümlelere? Inni küntü minzalimin. Inni küntü minezzalimin demek suretiyle Allah karşısında kendi aczimizi, fakrımızı, naksımızı, kusurumuzu, kabahatimizi ilan ediyor. Onun nazarı merhametini celbetmeye çalışıyoruz. Ya Rabbi diyoruz. Hemen çoğumuz itibariyle aslında aldatan, insanı şaşırtan duygularla donatılmış varlıklarız. Yer yer şehvetimiz, yer yer öfkemiz bize galebe çalabiliyor. Sabırsızlık bize hükmedebiliyor. Nefsimize hep zulmediyoruz. Ama bu perişan halimizi senin huzurunda dillendirmek suretiyle, takatsizliğimizi güçlend güçsüzlüğümüzü seslendirmek suretiyle senin sonsuz kudretine sığınıyor ve nazarı merhametini celbetmek istiyoruz. Bizden nazarı merhametini esirgem ediyoruz Rabbimize. Evet. İşte bu şekilde düşündüğümüz takdirde diyor hoca efendi Cenab-ı Hakk'ın nazarı, merhametini celbetmiş oluruz. Çok çok sırlı, çok önemli geliyor bu bana. Nasıl düşünürsek nazarı merhameti celbederiz? Çok net bir cümle değil mi? Böyle düşünürsek diyor hoca efendi Allah'ın nazarı, merhametini celbetmiş oluruz. Ne güzel değil mi? Merhamet nazarını kendi üstümüze çekmiş oluruz. Ne sırlı bir cümle. İnni küntü minzalimin. Ben nefsime zulm edenlerden oldum. Ne sırlı bir cümle. Allah'ın nazarı merhametini kendi üzerimize çekecek, kendi perişaniyetimizi Allah'ın huzurunda itiraf ettiren bir cümle bize. Evet. Yunus ibn Metta diyor hoca efendi üç tane mübarek kelime içerisinde ancak her birileri dünya ve ukba kapılarını açacak kelimelerle hissiyatını nebiye yakışır şekilde rabbine takdim etmiş. Yunus ibn Meddan ne yapmış aslında? Üç tane mübarek kelime. La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minzalimin. Ü tane mübarek üç tane mübarek cümlesi var. La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalemin. Bunlarla ne yapmış adeta? Bu üç tane cümleyi anahtar haline getirmiş. Dünyanın kapılarını açacak anahtar, sebeplerin kapılarını açacak anahtar ve ukbanın kapılarını açacak anahtar haline getirmiş ve bir nebiye yaraşır şekilde rabbine takdim etmiş bu üç tane kelimeyi. Adeta bu üç tane kelimeyi arka arkaya sıralayınca sırlı bir elektrik düğmesinine dokunmuş gibi balığın karnı onun için tahtel bahir haline gelmiş. Ondan sonra denizin fırtınası dinmiş. Bir mehtap çıkmış gökyüzünde. Balık almış onu sahile selamete çıkarmış. 100 bin insan ona iman etmiş olarak karşılamış. Öyle olmamış mı? Yunus Aleyhisselam ümitle dop dolu bir şekilde cemaatinin içine geri dönmüş ve onların irşadına vesile olmuş. Bazı mana büyükleri la ilahe illente sübhaneke inni küntü minezzalimin ifadesini akşamla yatsı arasında 33 kere okumayı tavsiye edegelmişlerdir." diyor Hoca Efendi makaleyi bitirirken hoca efendi de biliyorsunuz üstadımız da tavsiye ediyor. Bizim virdimizdir. Her şeyin en doğrusunu ancak Allah bilir diyerek makaleyi tamamlayacağız. Şimdi ben eee Hz. Yunus'un ümmeti hakkında da bir şeyler söyleyip onların hikayesi hakkında da eee bir paragraf okuyalım istiyorum. Hoca efendi diyor ki imanın kerameti vardır. Diyor hoca efendi. İman etmenin kerameti. Allah'ın azabı gelip kapıya dayanmak üzere iken iman edip kurtulan kavmin adıdır bizim için. Değil mi? Ninova halk. Onlar Hz. Yunus'un haber verdiği azabın emareleri belirir belmez çok ciddi bir pişmanlık duyuyorlar. Hep beraber iman ediyorlar. Hakikka teslimiyetlerini ifade ediyorlar. Böylece helake uğramaktan kurtuluyorlar. Kur'an-ı mucizi beyan onların şöyle anlatıyor. Kur'an azap gelip çattığı zaman imana gelip de bu imanın kendilerine fayda vermiş olduğu bir tek memleket, bir tek memleket halkı olsun bulunsaydı, bulunsaydı ya diyor Cenabı Hak. Asla böyle bir şey vaki olmamıştır. Ancak Yunus'un halkı müstesnadır ki onlar iman edince kendilerinden dünya hayatındaki rüsvallik azabı uzaklaştırılıp giderildi ve onları bir süre daha yaşattık diyor Cenabı Hak. Bakın kendilerinden dünya azabı kaldırılıyor. Dünya rüsvaylığı kaldırılıyor. Aynı zamanda ahiret azabı ve ahiret rüsvaylığı da kaldırılmış oluyor onlardan. Ne büyük bir nasip onlar için. Evet. Yunus Aleyhisselam'ın kavmi kurtulmuştur. Çünkü onlar felaketin işaretleri daha uzaktan görünür görünmez külli bir tövbe ve külli bir iltica ile bağışlanma dilemişlerdir. Henüz azab-ı ilahi gelmeden önce böyle gönülden iman ettikleri için imanları sahih olup fayda vermiştir. Ne oluyor bakın? Görünür görünmez az gazab-ı ilahi. Onlar pişman oluyorlar. Tövbe ediyorlar. Hakka iltica ediyorlar. Samimi bir lisanla yapıyorlar bunu. Şimdi Hz. Yunus Aleyhisselam'ın yaşadığı gibi bizler de diyor hoca efendi kimi zaman fertında, kimi zaman aile, oymak çapında, millet çapında, insanlık çapında bela ve musibetlerle karşı karşıya kalıyoruz. Hatta bazı durumlarda topyekün bir millet çaresizlik hali içerisinde kalıyor. Pek topyekün bir insanlık çaresizlik hali içerisinde kalıyor. İşte önemli olan şey yaşanan bütün bu sıkıntıların ciddi bir tecessüs ve tahassüs hissiyle süzülmesi. Yapılacak olan şey şu. Önce ne yapacaksınız? Yunus Aleyhisselam ne yaptı? Önce yaşadığı şeyi niçin yaşadığını gördü. gördü. Yani esbabın neden aleyhine ittifak ettiğini gördü. Bizim de yaşadığımız hadiseleri, bütün sıkıntıları, yaşadığımız sıkıntıları ciddi bir tecessüs, merak hissi tecessüs ve tefahus hissiyle yani derince bakarak, etraflıca araştırarak süzmek yaşadığımız hadiseleri. Ha şu da aleyhime ittifak etti. Bu da aleyhime ittifak etti. Şu da aleyhime ittifak etti. Bunları görmek, esbabını aleyhimize ittifak ettiğini ciddi bir merak hissiyle, ciddi bir araştırma hissiyle, etraflıca bakma hissiyle yaşadığımız hadiselere bakmak. Önce yaşadığımız hadiseleri süzmek diyor hoca efendi. Doğru okumak, doğru değerlendirmek ve musibetlerin ışığı altında gerçek tevhide ulaşma yolunun aydınlatılması. Yani bela ve musibet bizim yolumuzu hakka çıkarıyorsa vazifesini yapıyor. Ama bela ve musibet yolumuzu o niye geldiğini görmüyorsak ciddi bir tecessü sesiyle, ciddi bir tefahus sesiyle bakmayıp da ya başımıza da bunlar nereden geldi diyorsak yolumuz tevhide çıkmıyor. Kadere taş atıyorsak yolumuz tevhide çıkmıyor. Zira abes işlemekten münezzeh ve mübara olan Allah celle celalüu böyle bir çaresizliği önemli bazı kazanımlar elde edilmesi için yaratmıştır. Eğer bunun farkına varılırsa yaşanan sıkıntılar rızaile karşılanır. Maruz kalınan çaresizliğinin sevkiyle Cenabı Hak'a tam teveccüh edilir. Dünyanın mamur hale gelmesi, ahiretin kazanılması adına bir mümkinat değerlendirilmiş olur. Burada yaşanan sıkıntıların ahirette geriye dönüşüce dönüşü de ayrıca çok başka olacak. Orada damla dergaya zerreler güneşlere dönüşecek. Evet. belirli bir düşünce veya hareket içinde yer alan insanların yani hizmet hareketi içerisinde yer alan insanların diyor hoca efendi bir kısım musibetlerle hırpalanmaları zahiren yani görünüş olarak onlar adına şer gibi görünebilir. Fakat Allah celle celalüu bu tür imtihanlarla onların yüzünü kendine çevirmeyi murat buyurmuştur." diyor hoca efendi. Tekrar ediyorum bakın zahiren yaşadığımız şeyler Allah'ın bizi musibetlerle hırpalaması bize bize şer gibi görünebilir diyor hoca efendi. Fakat Allah bu tür imtihanlarla hizmet insanlarının yüzünü kendine çevirmeyi murat buyurmuş olabilir. Çaresizlik halleri, ıstırar halleri onların hakiki tevhide ulaşmaları adına birer fırsat kapısıdır. Onlara o kapıyı aralayabilir. Bundan dolayıdır ki bela ve musibetler başa geldiğinde onları Allah'ın lütfu olarak görmeli. Bakın bu çok önemli. Tekrar ediyorum. Bela ve musibetler başa geldiğinde onların lütfu olarak görmeli. Allah'ın lütfu olarak görmeli ve şöyle demeli. Gelse celalinden cefa yahut cemalinden vefa, ikisi de canat safa. Senden hoş hoş demeli. Evet. maruz kalınan bela ve musibetlerin ondan geldiğinin farkına varıp rıza ile mukabele ettikten sonra gelenler ister meltem olsun ister fırtına olsun netice itibariyle hayırdır neticesi itibariyle ferdi ailevi içtimai sıkıntıların bir uyanışa Allah'a yönelişe vesile olmasıdır esas olan hadiselere bu şuurla bakın diyor hoca efendi en azından Bu şuurla bakabilecek bir canlılık ve hayat emaresi gösterin. Hadiselere bu şuurla bakın. En azından bu şuurla bakabilecek bir hayat emaresi gösterin. Hasta yoğun bakıma kaldırılmış olsa bile eğer onun kalp ve beyin ölümü gerçekleşmemişse verilecek bir elektrik şokuyla tekrar hayata döndürülmesi mümkün olabilir. Günümüzde de Müslümanların yaşadığı coğrafya yoğun bakım halinde. Ama hala bir hayat emarisi varsa hasta hastaya büyük bir trafik kazası geçirdiği halde henüz kalp ve beyin ölümü gerçekleşmemiş bir kaza zede nazarıyla bakabilirsiniz. Alemi İslam'a büyük bir trafik kazası geçirmiş ama henüz kalp ve beyin ölümü gerçekleşmemiş. Bir kaza zedi. Müslüman dünyası her ne kadar bu haliyle o malul de olsa kalp ve beyin ölümü gerçekleşmediği için bir gün belini doğrultması mümkün görünmektedir. Bunun için ciddi bir şok uygulanmasına ihtiyaç bulunmaktadır. İşte bu şok uygulaması bu tesbihle gerçekleşiyor. Bu virtle gerçekleşiyor. Ama bu virdi bu duygularla, bu düşüncelerle, bu mülahazalarla tam bir yönelişle, tam bir ilticayla, tam bir teveccühle çekebilmekle. Bir hissizlik ki her yerde diyor hoca efendi. Hayat emar ferdi, ailevi, içtimai. Bakın aileyi de katıyor işin içerisine hoca efendi. O kadar çok aile problemi var ki. O kadar çok psikolojik problem var ki, o kadar çok zulüm var ki yeryüzünde. Hangi leçesiyle baksanız, psikolojik yönüyle de baksanız, sosyolojik yönüyle de baksanız, ailevi yönüyle de baksanız hadiselerle bu şuurla bakın diyor hoca efendi. En azından bu şuurla bakabilecek bir canlılık ve hayat emaresi gösterin. Çünkü canlılık ve hayat emaresi varsa hastanın iyileşeceği de umur. Evet değerli dostlarım. Evet bitiriyoruz dersi. Yine Erzurumlu İbrahim hakkıyla bitirelim. Naçar kaldığın yerde nagah açar ol perde derman erişir her derd mevla görelim neyler neylerse güzel eyler diyelim ve bugünkü dersi itama erdirelim ve chatimizi açalım. Fedakarlar ekibine teşekkür edelim. Allah ebeden razı olsun emeği geçen herkesten. Ve bugünün anahtar kavramlarıyla başlayalım. Anahtar kavramlarımız şöyle. Tahayyül, hissizlik, hasenatül ebrar, seyyiatül mukarrebin, mukarrebin ufku, mabudu bilhak, maksudu bil istihkak, farkında olmak, esbaba tesiri hakiki vermemek, sebepleri tesirden azat etmek, nuru tevhit içinde sırrı ehadiyetin inkişafı, hadiselerin dağlar gibi dalgaları, müsebbibül esbap, Allah'ı tenzih etmek, en varı marifet esbabın sükut etmesi. Allah'tan şikayet değil Allah'a şikayet etmek. Kamet, özür diliyorum. Kemet, kemedi tenzih, imanın kerameti, tefahhus hissi yani derince bakmak, tam teveccüh. Evet, bugünkü anahtar kavramlarımız bunlardı. Anahtar cümlelerimize geçiyoruz şimdi. Anahtar cümlelerimiz şöyle. Naçar kaldığın yerde nagah açar o perde derman olur her derde. Mevla görelim neyler neylerse güzel eyler. Senden başka la ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minzalimin. Senden başka ilah yoktur. Sen bütün noksan sıfatlardan münezzehsin. Doğrusu ben kendi kendime zulmettim. Affını bekliyorum. Enbiya suresi 87. ayet. Bugün tefsir etmeye çalıştığımız ayet buydu. Müsebbibül esbap sensin. Ben nefsime ve kendi kendime zulmettim. Senden başka mabudu bilha, maksudu bil istihkak yoktur. Geleceği hakkımda aydınlatacak yalnız sensin. Nur münevvirün nur, musavvirü nur sensin. Ben halkımın kalbime senin envar-ı marifetini koymaya çalıştım. Ancak bunu anlamak, ancak onlar bunu anlamak için direndiler. Kalpleri tembir edecek, aydınlatacak olan odur. Her şeyin zimamı ve anahtarı onun elindedir. O isterse her şey rahatlıkla olur. İstemezse en rahat şeyler dahi çok çetinleşir. Bela ve musibetler başa geldiğinde onları Allah'ın lütfu olarak görmeli. Çok güzel, çok güzel anahtar cümlelerimiz bunlardı. Evet. Dualarımızı Allah ondan razı olsun sevgili Sedacığım başlatmış. Evvel olmuş bugün. Sevgili Sedacığım şöyle demiş: "Ya Rabbi her şeye hükmü geçen yalnız sensin. Bütün hallerimizi sana şikayet ediyoruz. Ancak senden şikayetçi değiliz. Asla senden şikayetçi değiliz. bizleri bizleri bu battığımız karanlıklardan, içine düştüğümüz iç içe karanlıklardan kurtar. Sana Hz. Yunus gibi samimi ve tam bir teslimiyet içerisinde yönelebilmeyi bize de nasip et. Öyle ki senden başka hiçbir kimsenin kapısından yardım dilemeyelim. Sebeplerin sükut ettiği yerde yetiş. Yetiş bizlere Rabbimiz. Bizleri düşük kaldığımız nefis cukurundan çekip çıkart. Biz kendimize zulmetmekte zulmet Biz kendimize zulmetsek de sen bizi şefkatinle çevrele. Bizleri bir an bile kendimizle başa bırakma. Bütün yollarımızı da sana çıkart ya Rabbi. Amin. Elfi alfi amin. Elfi alfi amin. Evet sevgili Hatice tut elimden tut ki edemem sensiz demiş. Nefsimin karanlığına beni bırakma. Rahmetinin gölgesinden ayırma. Aşkınla dirilt kalplerimizi." demiş sevgili Hatice. Ona selam olsun. Ve size kalpler, güller, çeşit çeşit çiçekler göndermiş. Sevgili Hatice, sevgili Emre kardeşimizin duasını okuyacağız şimdi. Ona da selam olsun. Sevgili ders arkadaşımıza. şöyle demiş: "Rabbim, halim Yunus Aleyhisselam'dan daha beter. Ey Rab, çeşit çeşit vesveselere esir. Kas katı kesilip paslanmış şu mürde kalbimi, hafu haşiyet nedir unutmuş halimi sana şikayet ediyorum." Benim de hissiyatıma tercüman olmuş sevgili Emre kardeşim. Rabbim, Rabbim, Rabbim ben Hz. Eyüp'ten daha yaralıyım. Şu çeşit çeşit vesveselere esir olmuş haf ve haşiyet nedir? Bilmeden bilmeyen kalbimi sana şikayet ediyorum ya Rabbi. Kas katı kesilmiş, paslanmış şu kalbimi. Sana şikayet ediyorum. Kalplerimize hayat ver. Ey muhi temizle kalplerimizi yeşert. Çaresiz kaldık ey çaresizler çaresi. Sen tutmazsan elimizden elimizden bize yardım edecek. Kalbimize hükmedecek başka kim olabilir? Çok güzel olmuş sevgili Emre kardeşim. Allah razı olsun. Sevgili Eveva hanımcığımın duası. Sembollerle yaptığı bir dua. Eve hanımcığımın gönderdiği Rabbimiz mürde gönüllerimizi ihya et. Bize Yunus Aleyhisselam'ın virdini benimsemiş. Seninle olan kurbiyetinin dili haline getirmiş. Evrad-u eskara doyamayan, evrad-u eskarla yolunu, izini bulan, aydınlatan kullarından eyle. Yunus Aleyhisselam'ın virdini, virdinin kelimelerini anahtar eyle bizim için ya Rabbi. Biz de kendi kavmimize, kendi halkımıza, ilgilendiğimiz insanlara, onların kalplerine en vahrı marifetini neşredenlerden olalım Rabbimiz. E mirtlerimizi, dualarımızı, ıstırarlarımızı, sana olan yönelişlerimizi, sana olan ilticalımızı, kusurlarımızı kabul edişlerimizi, rahmet kapının tokmağına dokunuşlarımızı, rahmetini celbetme çabalarımızı, gayretlerimizi. Ya Rabbi, ya Rabbi, ya Rabbi kabul buyur. Bütün, bütün bu çabaları o rahmet kapılarının açılmalarına vesile eyle ya Rabbi. Sevgili Eva hanımcığımın dualarına da amin diyoruz. Sevgili Nun kardeşimizin duası, özledik Nahit kardeşimizin şiirlerini şöyle demiş: "Yun'u yutan balıktı, ben ise zalim nefsim. Sözlerim duyulmaz, sesim kısıktı. Azan oldu bana. Her mevsim ne yana baksam her yer karanlıktı. Ama ne olursa olsun senin kapın hep aralıktı. Çok güzel olmuş. Evet aynen öyle. Rabbimizin rahmet kapısı hep aralık. Problem bizde. Bizim hissizliğimizde, kalbimizin sessizliğinde, katılığında, paslanmışlığında, hakka yönelemeyişlerimizde, dergah-ı ilahiyeyi iltica edemeyişlerimizde, onun rahmetinin deryasını coşturamayışlarımızda, rahmete olan liyakatsizliğimizde, musibeti celbediyor oluşumuzda problem hep bizde, bende. Allah hepimizi afiyetsin. Evet değerli dostlar bugünkü dualar böyle. Sevgili Ayperin Hanımcığım hepinize yetecek Medine gülleri göndermiş. Allah ondan razı olsun. Evet sevgili Hale ve Hilalciimin güzel çocuklarımın duasını şiirini okuyacağız şimdi. Şöyle demiş. Şöyle demişler. Leyl siyah libasını giymiş. Karanlık gece siyah elbisesini giymiş şafak sökeceği anda sefine gark olmuş fırtınalı bir bahrı ummanda esbap sükut etmiş teveccüh müsebbibül esbapta kader kader keder ve hüzün arz eder ancak sübhan olana keder ve hüzün arz edilir ancak sübhan olana ve hüznün gemisi demir atar Selamet limanına. Çok güzel olmuş. Çok leyl siyah libasını giymiş. Şafak sökeceği anda. Tam da halimiz bu. Sefine gark olmuş fırtına bahrı ummanda. Esbap sükut etmiş teveccüh müsebbibül esbaba esbaba. Keder ve hüzün arz edilir ancak sübhan olana. Ve hüznün gemisi demir atar selamet rivanına. Fırtına tebeddül eder tatlı bir nesime. Tatlı bir nesime her an. Bir aydınlık meşalesi kamaştırır gözü. Zulüm ardından yan sabır yağmurları olur yaralı kuluba bir ama eman ve hüznün gemisi demir atar selamet. Çok güzel. Sevgili Zeynep Nevracığımın, güzel çocuğumun duasını, şiirini okuyacağız. Şimdi şöyle demiş: "Ey göğe hükmeden, balığa söz geçiren, geceyi gündüze tebdil eden, biz bütün imtihanları bıraktık. Biz bütün ihtimalleri bıraktık. Karanlığa bakıyoruz. Kendi kalbimize diken eken, kendi yolumuza taş koyan, kendi ışığımızı söndüren biziz. Biz ey affı denizden geniş, merhameti gökten yakın Rabbim bizi bize bırakma. Bu ne güzel şiir olmuş böyle güzel çocuğum benim. Bir daha okuyalım. Çok güzel. Ey göğe hükmeden, balığa söz geçiren, geceyi gündüze katan. Biz bütün ihtimalleri bıraktık, karanlığa bakıyoruz. Hep yaptığımız bu ihtimalleri bırakıp karanlığa bakıyoruz. Kendi kalbimize diken eken, kendi yolumuza taş koyan, kendi ışığını söndüren biziz. Tam da böyle. Ey affı denizlerden geniş, merhameti gökten yakın Rabbim, bizi bize bırakma. Tut elimizden Rabbimiz bizi bize bırakma. Elfi elfi amin. Elfi amin. Şimdi sevgili Feyzacığımın feyizli şiiriyle dersi hitama erdirelim. şöyle demiş: "Ey dalgalı denizlerde kağıttan sefineler yüzdüren, arşın direksiz karasını yıldızlarıyla süsleyen. Ya Hannan, ya Mennen, ne olur tut elimizden, tut ki nasıl ederiz sensin sensiz. Sarılmışken tel örgülerle çepe çevre ve sessiz sessiz. Ey mabudu mutlak, maksudu bil istihkak. Kadir değil görmeye, bilmeye seni. Kadir değil görmeye, bilmeye seni. Ah insan kendine nasıl zulmetti ve unuttu seni. Şu iki göz nasıl baksın ki gökyüzüne? Bir değilse düşündeki muhabbet, döşündeki muhabbet. Düşenler kalkar tek emrinle. Leblerinde ılık envar-ı marifet. Şu iki göz nasıl baksın ki gökyüzüne? Bir değilse döşündeki muhabbet. Düşenler kalkar tek emrinle. Levlerinde ılık envar-ı marifet. Yanmak da vesile olur mu? Ve bir ihtimal umumi affımıza ve böylece su serper mi Rahman çaresiz gönül yangınımıza? Ya sübhan münezzehsin her şeyden. Noksan benim. Münevverün nur sensin. Münevverün nur sensin. Aydınlıktan sönmüş kalbim. Aydınlıktan sönmüş kandilim. Tedip eden Rab sensin. Müfris kulun benim. Yardan gayrı ne bilsem boş. Yalnız budur bildiğim. Çok güzel. Ya sübhan münezzehsin her şeyden. Noksan benim. Münevvirün nur bir sensin. Ayrılıktan sönmüş kandilim. Ben yanlış okumuştum. Düzeltiyorum. Ya sübhan münezzehsin her şeyden. Noksan benim mürevvirin nur sensin. Ayrılıktan sönmüş kandil. Teddip eden Rab sensin. Müflis kulun benim. Yardan gayre ne bilsem boş. Yalnız budur bildiğim. Çok güzel bir arıza hal olmuş sevgili Feyzacığım. Ben çok düzgün okuyamadım. Allah beni affetsin. Ama senin mısraların çok güzel. Evet. Şimdi şimdi de şair Senacığımın şiiri geldi. Onu okumadan bitirmeyelim. Rabbim şu kırık kalbimde düğüm düğüm olmuş her türlü şikayetim sana. İçimdeki karanlıklarda saklı şu hali pür perişanım sana. Sen ki noksanlardan münezzeh sultan. Ben ise kapında mücrim kulum. Murat et ne olur sebepsiz ve perdesiz tam bir teveccüh ile tutunayım sana. Çok güzel bir duayla final yapmış olduk. Rabbim şu kırık kalbimde düğüm düğüm olmuş her türlü şikayetim sana. İçimdeki karanlıklarda saklı şu hali perişanım ayan sana. İçimdeki karanlıklarda saklı hali pür perişanım ayan sana sanki noksan noksanlardan münezzeh sultan ben ise kapında mücrim kulum muradet ne olur sebepsiz ve perdesiz tam bir teveccühüyle tutulayım sana sevgili şair senacğım özlüyoruz şiirlerini benim güzel çocuğum evet hakkınızı helal edin değerli dostum Dostlarım bugünkü dersimiz bu kadardı. Rabbimiz bizi Hz. Eyyüp'ün verdiğiyle o üç anahtarla, o üç anahtarla, kelimelerin anahtarıyla rahmet kapılarını çalan, o kapıların o kapıların kilidine dokunan, o kapıların kilidini aralayan açan, rahmeti ihtiza getiren, elinden tutulan, yüzüne bakılan, kalbi diriltilen, ihya edilen kullarından eylesin. Rabbimiz hakkınızı helal edin değerli dostlarımı görüşmek üzere.

EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: HAZRETI YUNUS ALEYHİSSELÂM’IN MÜNÂCÂTI

Channel: Emine Eroğlu

Convert Another Video

Share transcript:

Want to generate another YouTube transcript?

Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.