YouTube to Text Converter

Transcript of EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 236: MUHTEŞEM KÜÇÜKLER

Video Transcript:

sülür inşallah. [Müzik] Sevgili Muhlise canlı yayın başladı zannediyorum güzel çocuğum. Tamam. Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmin. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elfü alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu da muhabbetle selamlıyorum. gayunu da muhabbetine selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun diye ümit ediyorum. Küçük bir teknik aksaklıkla başladı ders. Suletle devam etsin inşallahu teala. Bugün de aslında okuyacağımız ders e sehavet dersi. Yani Cenabı Hakk'ın cömertliği, cudu, kolaylaştırıcılığı. O certliği her bir dakikada, her bir anda hissettirsin Rabbim. Kalplerimize kolaylaştırsın işlerimizi inşallahu teala. Değerli dostlar bugünkü derste muhteşem küçükler diye bir başlık koydum. Bugün üstadımız bize hevan ve haşeratı anlatacak. Yani varlığın küçük hayat parçacıklarını anlatacak. Böcekleri konuşacağız bugün. haşr olarak değerlendirdiğimiz hevam dediğimiz hevam eee bu manada kullanılan bir kelime. Eee böcekler manasına geliyor. Ama o işte bizim küçük olarak tanımladığımız belki zararlı olarak tanımladığımız pire, karınca, tahta kurusu, bit, akrep, örümcek, yılan gibi hayvanlara heam deniliyor. devam haşere, böcek, nasıl derseniz deyin. İşte onlardaki manayı okuyacak bize Bediüzzaman Hazretleri bugün. Bu okuma bizim için çok önemli. Çünkü nereden bakarsak bakalım bilim insanlarının söylediklerine göre tüm canlı türlerinin %70'i böceklerden oluşuyormuş. Şimdi böceklere bakmamak aslında tüm canlı türlerinin %70'ini görmemek, onlara karşı kör olmak anlamına gelir. Eee, bilimsel manada bilim insanlarının bize söylediğine göre 1 milyon eee böcek türü var. Yani biz böyle sayarken işte bit, pire, efendim yılan, akrep falan diye sayıyoruz. tahta kurusu falan diyoruz ama çok fazla biliyorsunuz böcek çeşidi var. 1 milyon tespit edilmiş olan, tanımlanmış olan, isim verilmiş olan böcek var. Henüz keşfedilmemişlerle beraber yine bilim insanlarının söylediğine göre 5 ilile 30 milyon arası türden söz ediliyor. Böcek türünden. Tekrar tekrar ediyorum. Dünyadaki canlı türlerinin %70'ini böcekler oluşturuyor. Şimdi bu böyleyken, bu böyleyken, e bizim böceklere dönüp bakabilmemiz gerekiyor. Öyle değil mi? Hayatı anlamlandırabilmek için. Malumunuz hayma-ı ilahiyesi ismi azam. Ferdun hayyun kayyumun hakemun adlün kuddus diyoruz. Abdülkadir Geylani Hazretleri Hay esmasını ismi azam olarak zikrediyor. Aynı şekilde İmam Rabbani Hazretleri hay ve Kayyum esmasını ismi azam olarak zikrediyor. Hz. Ali'nin rivayeti 6ı esma-ı ilahiye ve hay sayılıyor onlarda. Bediüzzaman Hazretleri o 6 esma ilahiyi 30. lemada şerh ediyor ve en son hay ve kayyumu anlatıyor. Bediüzzaman Hazretleri çok yüksek manalar yüklüyor hayata. Bizim de işte böcekler hayatın çok önemli bir kesimini oluşturuyorsa onlara nasıl bakacağız? Onları nasıl değerlendireceğiz? Buna ilişkin bir eee kainat kitabı okuma temrinimizin, alıştırmamızın olması lazım diye düşünüyorum. Yoksa hep eksik olur. Kainat kitabı okumalarımız eksik kalır. Şöyle diyor üstadımız. Elam eyyuhel aziz. Ey aziz kardeşim bil ki diyor. Biz de üstadımıza veriyoruz kalbimizin kulağını ve efendim üstadım diyoruz. Üstadımız envaın efradında bilhassa haşerat ve havam kısmında görünen fevkalade çoklukta müşahede edilen har kulade gayri mütenahi bir cud ve sehavet vardır diye başladı cümlesine. Şimdi dikkat edin bakın üstadımız bize neyi anlatacak? Eee mahlukatın özellikle haşerat ve heam dediğimiz o kısmında ne var? fevkalade bir çokluk var. Yani bir bir sinek, herhangi bir sinek, sivri sinek düşünün 300 yumurta bırakabiliyor. Bir bir seferde inanılmaz bir çokluktan söz ediyor bilim insanları da bu konuda. Şimdi bu kadar böcekleri düşünün. Zannediyorum mesela mayıs ayı keltiğinde güller açar. O gülleri eee saran yeşil gül bitleri vardır ya zararlılar. Aman Allah'ım. Yani bir gülü sardıklarında binlercesi birden bir gülü sarar. Haşerat heam diyoruz biz bunlara. Ve en önemli özellikleri haşerelerinle sadece tür olarak canlı türünün %70'ini oluşturmuyorlar. Sayısal olarak da inanılmaz bir çokluk ifade ediyorlar. Şimdi bu kadar kesretle Allah onları çoğaltıyor. Kesret biliyorsunuz çokluk manasına geliyor. Cenabı Hak onları fevkalade çoklukla yaratıyor. Şimdi bu kadar eee Cenabı Hakk'ın onları bu kadar çoğaltmasında eee ne var? Cud ve seha var değil mi? Sehavet var. Yani Cenabı Hakk'ın o cinsler, o böcek türlerini düşünün. Hepsine Cenabı Hak hikmetler bahşediyor. Sanatını onlar da teşhir ediyor. Rızıklarını veriyor Cenabı Hak onların dengesini. Bir ekolojik dengeyi Cenabı Hak yaratıyor o fevkalade çoklukla beraber. Nice hikmetler, nice sanatlar, nice efendim terzik fiili, tanzim fiili, terzik, rızıklandırma, nice tanzim fiili. Onlar da görebiliyoruz. Bu yaz geliyor. Nasıl yeryüzünden silinip gittiklerini, nasıl kış geldiğinde yeryüzünden silinip gittiklerini, nasıl saklandıklarını, yaz ayları geldiğinde nasıl ortaya çıktıklarını, bazı türler itibariyla bilim insanlarının bize söylediği gibi 25 yıl toprağın altında bekleyip de 25 yıl sonra bir mayıs ayında yeryüzüne çıktıklarını yani olağanüstü hikayeler anlatılıyor bize. böceklere ilişkin olağanüstü hikayeler, termitlerin nasıl kubbeler yaptıklarını, arıların nasıl yuvalar kurduklarını, olağanüstü hikayeleri var. Şimdi bütün bunların içerisinde ne görüyoruz diyor Bediüzzaman Hazretleri? Cud ve sahavet. Cömertlik görüyoruz. Cud ve sehavet. Bu cud ve sehavet e cömertliğini Cenabı Hakk'ın tanımlayan kavramlar. Biz bu kavramları aslında 10 sözdeki hakikatlerden biliyoruz. Çünkü Cenabı Hakk'ın cemaline bakıyor diyor üstat. Babu Cud ve Cemal diyor üstat ona. Yani bizim rabbimizin esmasını seyrettiğimiz bab diyor ya üstat kapılardan bir tanesi kalbimizden o esmaya doğru açılan kapılardan bir tanesi Cenabı Hakk'ın cuduyla açılıyor. Yani cömertliğiyle, sehavetiyle açılıyor. Ve o esma-ı ilahiye de biz cevad diyoruz. Cevat diyoruz. Yani çok cömert manasında diyoruz. Ve cömertliği üstadımız o bahsettiğimiz 10. hakikatte özür diliyorum 10 sözde 4. hakikatte cudu anlatıyor Bediüzzaman Hazretleri orada önümüze serilmiş olan sofralarla anlatıyor Bediüzzaman Hazretleri. Ama önümüze serinmiş olan sofralar aslında bizim Cenabı Hakk'ın cudunu, sehabetini gösteriyor ama sürekli de yenileniyor. Çeşit çeşit sofralar, zenginliği var o sofraların. Ve bu önümüze serilmiş sofralar derken sadece midemizin önüne serilmiş sofraları kastetmiyoruz. Hep bunu hatırlatma ihtiyacı hissediyorum. İşte bütün istidatlarımızın, duyularımızın efendim eee azalarımızın, cevarihimizin yani Cenabı Hakk'ın bize yüklediği donanımın önüne serilmiş olan sofralar var. aklımızın önüne, efendim gözümüzün önüne, kulağımızın önüne ve e sofra-ı nimet diyoruz ona. Cenabı Hak en güzel çeşitlerle dolduruyor ve mesela güneşi bizim için lamba yapıyor. Efendim yeryüzünü güzel masnuatıyla süslendiriyor. Bu bunların hepsi de nimet sofraları. Şimdi bunların hepsi bize neyi gösteriyor? nihayetsiz cudu nihayetsiz sehabeti gösteriyor. Şimdi biz nihayetsiz cudu yani cömertliğini Cenabı Hakk'ın nihayetsiz cudunu, cömertliğini, sehavetini verdikçe verişini Cenabı Hakk'ın bir mahlukatı yaratmışsa, bir mahlukata mide vermişse o midenin sadece bizim için geçerli değil. O midenin önüne nimet sofraları sevişini bir mahlukata Cenabı Hak bir duyargalar vermişse, antenler vermişse Cenabı Hak o antenlerin önüne nimet sofraları düşünün. O antenleri hayvanlar iletişim için kullanıyorlar. Onun önüne serilmiş olan nimet sofraları var. Kanat vermişse Cenabı Hak o kanatla uçabilmesi için Cenabı Hakk'ın o kanatların önüne serdiği nimet sofraları var. Dolayısıyla da biz sadece kendi üzerimizden değil, bütün bir mahlukat üzerinden Cud ve Seha'yı okuyoruz. Ve Cud ve Seha işte 10. sözün 4. hakikatinde bize bir aynı zamanda bab-ı cemil olarak anlatılıyor. Yani Cenabı Hakk'ın cemalinin kapısı olarak anlatılıyor. Ve ismi cevat ve cemili yan yana zikrediyor Bediüzzaman Hazretleri. Yani Cenabı Hakk'ın cömertliğiyle cemalini cemalini yan yana zikrediyor. Bunu zikrettiğim gibi 10. sözün 4. hakikatinde beraberce okuyoruz. Bediüzzaman Hazretleri Babı Cud ve Cemal diyor. Ondan sonra da ismi cevat ve cemilin cilvesidir diyor. Ve tükenmez servetler, bitmez hazineler hepsi aslında Cenabı Hakk'ın misilsiz cemalini gösteriyor. Kusursuz ebedi kemalini gösteriyor. Ve eee bakıyoruz şimdi bu kadar çok tür, bu kadar çok çeşit ve kesretle çoğalan çeşitler ve hepsinin rızıkları var. Hepsinin önüne serilmiş olan nimet sofraları var. Ve Cud ve Sehayi onlarda görmemek mümkün değil. Şimdi beni çok etkileyen bir şey var değerli dostlarım. Bunu sizinle de paylaşmak istiyorum. Zaman zaman altını çizmeye çalışıyorum. Özellikle Mesnevi-i Nuriye'de farkındasınız hep varlığın küçük parçalarını üstat bize gösteriyor. Zaten Mesnevi Nuriye'nin yazılışında da küçük metinler var. Yani hep başlıklar da öyle biliyorsunuz. Mesela işte zerre risalesi diyoruz mesela. Mesela habbe risalesi diyoruz. Hep böyle varlığın küçük parçalarıyla isimlendirmiş. Bediüzzaman Hazretleri Mesnevi-i Nuriye'deki bölümleri, Mesnevi-i Nuriye'de başlıkları varlığın küçük parçalarıyla isimlendiriyor. Bize küçük metinlerle anlatıyor ve daha çok Bediüzzaman Hazretleri varlığın küçük parçalarına baktırıyor bize. Ama nazarı dikkatle iman-ı nazar deniliyor buna. Odaklanarak bakmak demek. Odaklanarak bakmamızı istiyor. Ve bugün nereye bakmamızı istiyor? Nereye bakalım üstadım diye soruyoruz üstadımıza. Üstat bugün hava hevan ve haşerata bakmamızı istiyor. İnsanlar hevan ve haşerata niye bakmıyorlar? Bir korkuyorlar. Hevan ve haşerattan ürküyorlar. Hevan ve haşerattan küçücük bir böcek. Ya o da aslında hayranlık verici. Küçücük bir böcekten insan korkuyor. Fareden korkuyor kocaman insan. Fareden korkuyor da masanın üzerine çıkıyor. Koca koca insanlar küçücük bir arıdan, küçücük bir böcekten korkuyor insanlar. İşte o korkmaları yani o kadar küçük bir şeyden korkmaları bile aslında bir şey söylüyor değil mi? Yani aslında güçsüz olan, zayıf olan o varlığın insanı, kocaman insana, ona akıl verilmiş olan insanı bu kadar korkutması aslında dikkat eder bir şey. O varlık adına dikkat eder bir şey. Ona odaklanmamız gerekiyor. İnsanlar korktukları için dönüp hevanşarata çok bakmıyorlar. Bakmadıkları için de onlar onlardaki sanatı görmüyorlar. Onlardaki cudu, onlardaki sehayı görmüyorlar. Öyleyse hani üstat bizden ne istiyor? Hevan ve haşerata bakmamızı istiyor. Daha önce e sinek müdafaanamesini okumuştuk üstadım biliyorsunuz. Sivri sinek müdafaanamesini ki beni çok etkiler o metin. Üstat ey hodgam insan bırak bu sinek düşmanlığını diyordu orada. Ey bencil insan, bırak bu sinek düşmanlığını." diyordu ve sinekleri öyle bir müdafaa ediyor ki sinek müdafaanamesi, sivri sinekleri müdafaa ediyor Bediüzzaman Hazretleri. Kara sinekler, üstat hapisteyken kara sinekler çamaşır ipin üstüne yerleşiyorlar. Çamaşırı asmak isteyenler de onları kaçırmaya çalışıyorlar ki işte çamaşırlarını assediüzzaman hazretleri dokunmayın kuşçuklara diyor. Dokunmayın kuşçuklara diyor Bediüzzaman Hazretleri bir şey yapacaklar. Bir bina yapacaklar. Kazıyorlar. Karınca yuvası çıkıyor. Üstat diyor ki gidin başka yere yapın. Bozamazsınız diyor Bediüzzaman Hazretleri karınca yuvasını. Üstat kendi rızkından bakın ekmek parçalarını götürüp fare yuvalarının önüne koyuyor. Üstat karıncalara veriyor üstat. Malumunuz uzletteyken, Tilloda uzletteyken çorba yiyor sadece ve o çorbanın tanelerini karıncalara veriyor. Bunlar cumhuriyetçi karıncalar diyor Bediüzzaman Hazretleri. Kendisi suyunu içiyor. Eee, tanelerini karıncalara veriyor. Farelerin yuvalarının önüne Bediüzzaman Hazretleri ekmek parçaları koyuyor. Böyle bir üstadın talebeleriyiz biz. Dolayısıyla üstat ne istiyor bizden? Yeni bir bakışla, başka bir bakışla hevan ve haşerata bakmamızı istiyor. Taze bir bakışla. Zikrettiğim gibi düşünsenize canlı türünün %70'ini kaçırmış oluyoruz. Ürktüğümüz için, korktuğumuz için, onları zararlı telaki ettiğimiz için. Oysa Allah'ın onlara yüklediği ne manalar, ne manalar var. E üstat işte onlara bakmamızı istiyor ve hangi perspektifle bakmamızı istiyor? Diyor ki Cenab-ı Hakk'ın onlara gayri mütenahi cud ve sehaveti var. Bizi onlar gösteriyorlar. Yani düşünün o kadar küçücük bazılarını böyle algılayamıyorsunuz bile. Toz kadar küçük böcekler var. Bitkileri de böyle saran böcekler var. Küçücük toz zannediyorsunuz. Bakıyorsunuz hareket ediyor. İnanılmazlar yani. İnanılmazlar. Üstat buna kemali ittizamla bütün envaında bulunan şu kesret-i efrat tecalyat-ı ilahiyenin gayri mütenahi olduğuna işaret ediyor diyor. Şimdi itemli bugünkü kavramlarımızdan bir tanesi. İtkan. It sağlamlık, tamlık manasına geliyor. Mesela sizin işlerinizde değilim siz bir iş yaptınız. Yaptığınız işi mükemmel yapmışsanız buna itam deniliyor. Kusursuz. Tam nasıl yapmış oluyorsunuz mesela yaptığınız işi iterinde? Bu bir ahlak. İhsan şuuruyla yan yana zikrediliyor. İtkan. İhsan şuuru Allah'ı görüyormuş gibi ona ona ibadet etmek. Ya itkla yaptığımız işi Allah'a arz ediyormuş gibi, efendimizin teftişini arz ediyormuş gibi yapmak demek it. Mesela siz bir makale yazdınız diyelim, bir iş yaptınız ya da ders çalıştınız diyelim. Bir meseleyi anlatmaya çalıştınız. Bir sunum yaptınız. Bulaşık yıkadınız diyelim. Yemek yaptınız. Yaptığınız işi yaparken geçiştirerek değil, özlenerek bir tamlıkla Allah'a arz ediyormuş gibi, ibadet şuuru içerisinde efendimizin teftişini arz ediyormuş gibi yaptığınızda buna ne diyoruz? İtkan. Tekrar ediyorum, itkanı biz hep ihsan kelimesiyle beraber zikrediyoruz. Bize bakan yönüyle. Yani Allah'ı görüyormuş gibi ona ibadet etmek ya ihsan. İtk bizi görüyor olma şuuruyla yapmamız, Allah'a arz ediyor olma şuuruyla yapmamıza deniliyor. Tamlık yani sağlamlık, itim Cenabı Hakk'ın yarattığı kesretle yarattığı bu haşerata, bu hevama baktığımızda hep ne görüyoruz? İtam görüyoruz. Yani bu kadar çok çoğalıyorlar ama hiçbir onların içerisinde baktığımızda ihmal görmüyoruz. Onların içerisinde ihmale uğramışlık, göz ardı edilmişlik, sesine kulak verilmemişlik dinlemiyoruz, görmüyoruz. Hani ayette diyor ya Cenabı Hak arıya vahyettik diye. Bana çok etkileyici geliyor. Arıya vahyettik diyor Cenabı Hak. Bu ne anlama geliyor bizim için biliyor musunuz? arıya vahyettik meselesi. Şimdi Cenabı Hakk'ın kelam sıfatı var ya kainatın Cenabı Hakk'ın kelam sıfatı var. Demek ki her mevcudun sesini dinliyor ve her mevcutla konuşuyor Cenabı Hak her kalp vicdanında mevla sesini bir kem hissediyor. Biz vicdanımızla hissediyoruz değil mi? Rabbimizle konuşabildiğimizi, onun bizimle konuştuğunu ve aynı şekilde Cenabı vacibil vücut diyor hoca efendi. Karıncadan tutun da insana kadar her varlıkla konuşur. Bakın görüyor musunuz? Hiçbir ihmali yok. her varlıkla konuşur. Allah hayvanata da ilhamda bulunuyor. Çünkü o düşünün yani ne zaman toprağın altından çıkacağını bir ağustos böceği nasıl bilebilir? Nasıl bilebilir? Bir tıl tırtıl bir kozanın içerisine ne zaman gireceğini nasıl gireceğini nasıl bilebilir? Allah onlarla konuşuyor. Tekrar ediyorum bakın. Vacibil vücud. Allah'ın kelam sıfatı var. Ve Cenab-ı Hak karıncadan insana kadar her varlıkla konuşur. Hayvanata da ilhamatta bulunur. Nitekim e rabbin arıya vahyetti diyor Cenabı Hak. Bu ilhamın bir derecesi. Bu ayet bu hakikati ifade ediyor. Arı muhteşem peteğini nasıl hazırlıyor? Zevki ilahi diyoruz ona. Allah'ın ilhamıyla yapıyor. Nereye gidecek? Nereden bal yapacak? hangi çiçeklere konacak, hangi yöne doğru gidecek? Yeryüzünde veya diğer gezegenlerde ne kadar canlı hevan ve haşerat varsa diyor hoca efendi. Şimdi biz bilmiyoruz belki başka gezegenlerde de var değil mi? Hevan ve haşerat ne kadarı varsa hepsi Cenabı Hak sevkiyle hareket ediyorlar. Dolayısıyla ne var? Bakın Cenabı Hak hepsiyle konuşuyor. Bütün bir mevcudatla konuşuyor. Şimdi hiçbirinde ihmali var mı? Bunlara ne diyoruz? Kelimemiz neydi? İtkan. İtkan. Fevkalade intizam var. Şimdi bu kadar çoklar ama kainatı yeryüzünü işgal etmiyorlar. Öyle değil mi? Bu kadar çoklar ama yine de ekolojik bir denge var. eee bütün envada bulunan şu kesret-i efrat fertlerin bütün nevilerde sineklere bakıyorsunuz inanılmaz. Sineklerdeki çeşitliliğe baktığımızda ne görüyoruz biliyor musunuz? Beni bu çok etkiliyor. Mesela insanlığın karşısında tahminen bilim insanlarının yine söylediği 100 trilyon eee askeri olan bir ordudan söz ediyoruz diyor bilim insanları. sinekler için ve sadece anofel cinsinin 400 ayrı türü mevcuttur diyorlar karınca türleri olarak. Şimdi düşünün işte karınca türleri, sinek türleri inanılmaz bir şey. Şimdi bu türlerin bir de pertleri var. Yani trilyonlarca düşünün 100 trilyon diyelim ki işte sinek. Bu 100 trilyon sineğin tek bir sineği bile ihmal edilmiyor. Ne rızkı ihmal ediliyor, ne efendim hayatı ihmal ediliyor, ne sanatı ihmal ediliyor, ne nizamı ihmal ediliyor. Hiçbir ihmal edilmiyor. Yani biz eee hevan ve haşerata baktığımızda şunu da görüyoruz. Bu da beni çok etkiliyor. Üstadımızın yine Mesnevi Nuriye'de şöyle bir değerlendirmesi var. Hani dedik ya üstat küçük şeyleri baktırıyor Mesnevi Nuriye'de diye. Üstat diyor ki sanat sanat küçüklükle büyüklükle mahkusen mütenasiptir. Yani ters orantılıdır diyor. O dersi yapmıştık hatırlayacaksınız. Yani varlık küçüldükçe sanatı büyüyor. Varlık küçüldükçe sanatı ziyadeleşiyor. Öyle olağanüstü bir şey yani sanat. Dolayısıyla üstadımız ne diyor bize? Şimdi bir kesret-i enva var. Yani nevilerin çokluğu var. Bir de kesre-i efrat var. Yani o nevilerin içerisinde sayısal olarak fertlerin çokluğu var. ve tecelliyat-ı ilahiyenin gayri mütenahi olduğunu adeta bize ispat ediyorlar. Onlar ordular halinde hareket ediyorlar. Tecelliyat-ı ilahiyenin, ilahi tecllilerin sonsuz ve sınırsız olduğunu aslında bize adeta gösteriyorlar. Cenabı Hakk'ın Cenabı Hakk'ın mahiyeti her şeye mübayin olduğuna yani Cenabı Hakk'ın rabbimizin buna muhalefetün lil havadis diyoruz. Allah'ın sıfatlarından, Allah'ın yarattığı hiçbir şeye benzemediğine, noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna, kudretinin sonsuzluğuna, ilminin sonsuzluğuna, meşietinin sonsuzluğuna, rahmetinin sonsuzluğuna adeta birer delil olarak geziyorlar. Havada uçan kuşlar, kuşçuklar diyor ya Bediüzzaman Hazretleri. Havada uçan kelebekler, havada uçan sinekler. Bütün eşya Cenabı Hakk'ın kudretine nispeten müsavi olduğuna işaret ediyorlar. Çünkü müsavi yani sineği yaratmanın kolaylığında Allah'ın gezegenleri yarattığına. Çünkü sinek de bir gezegen. Sinek de gezip duruyor. Onun da kendine göre bir yörüngesi var. Bir sinek hayat sahibi olduğu için, üstadımız öyle diyor ya, bir arı hayat sahibi olduğu için bir dağdan daha değerlidir diyor üstadımız. Hayat öyle muhteşem bir şey. Hayat öyle muhteşem bir şey çünkü esma-ı ilahiyeyi aynadarlık yaptırıyor. Hayat bir varlığın içerisine girince bakın ne oluyor. Hayat arının içerisine girince onun rezzak esmasına tecelligah rezah esmasının tecalligahı haline getiriyor. Onu Şafi esmasının tecaligahı haline getiriyor. Daha pek çok esma-ı ilahiyeyi hayatın üzerinden okuyorsunuz. Dolayısıyla sarahaten çok açık bir şekilde Cenabı Hakk'ın kudretinin nihayetsizliğine delil olarak dolaşıyorlar varlığın içerisinde. Evet. Cud ve seha dedik ya. Üstadımız şöyle tamamlıyor meseleyi. Diyor ki, "Evet, bu cudu icat saniin vücubundandır." Yani Cenabı Hakk'ın vacibil vücud olduğundandır. Yani zikrettiğimiz gibi kudretinin nihayetsiz, ilminin nihayetsiz, rahmetinin nihayetsiz, evsafının nihayetsiz olduğundandır. Yani onun varlığının zati bir varlık oluşundandır. Devi de celalidir. Fert de cemalidir. Şimdi bu cümle de çok önemli bir cümle. Buna dair üstat başka bahisler de açacak 10 risalenin içerisinde. Ama cümlemiz şu. Bakın Cenabı Hakk'ın tecellilerine bakın. Nevilerde celali, fertlerde cemali. Yani ne oluyor? Her ferdin Cenabı Hak'la biricik bir ilişkisi var ve bütün ihtiyacını, bütün ihtiyacını o kaynaktan karşılayabiliyor. Dolayısıyla ferde baktığımızda o ferde Cenabı Hakk'ın hususi cudunu, sehasını gördüğümüzde neyi görüyoruz? Cemali görüyoruz. Görüyoruz değil mi? Yani bunun örneklerini beraberce okuyalım. Arzu ettim. Cemali görüyoruz ama onlara nev olarak baktığımızda o zaman da celali görüyoruz. Nev olarak baktığımızda kesreti görüyoruz. Vahdeti görüyoruz. Çokluğu görüyoruz. O çokluktan kaynaklanan azametini görüyoruz. Cenabı Hakk'ın ordularını, karınca ordularını, ara ordularını görüyoruz. Çekirge ordularını görüyoruz. Rabbimizin orada celali görüyoruz. Ama o orduları Cenabı Hak nasıl rızıklandırıyor, nasıl zevk ediyor? Orada Celali'yuz, külü görüyoruz. Çünkü büyük parça, büyüğü görüyoruz. Parçaların bir araya geldiğinde oluşturdukları azameti görüyoruz. Ama bir ferde baktığımızda o bir ferdin ihmale uğramadığı üzerinden de o bir ferde Cenabı Hakk'ın cudu sehası üzerinden de neyi görüyoruz? Cemali görüyoruz. Cemali görüyoruz. Bunlar beni çok etkiliyor. Çok emdi. Hoca Efendi diyor ki bize değerli dostlar, Hoca Efendi diyor ki, "Biz kainata baktığımızda mesela nice balıklar var. Yumurtalarını kilometrelerce yol katederek belirli yerlere bırakıyorlar biliyorsunuz. Hatta böyle yukarıya tırmanan karıncalar, balıklar var. Yukarıya doğru tırmanan balıklar. bayağı uzun yollardan gidip kilometrelerce mesafe katedip nereye bırakacaklarsa yavrularını, yumurtalarını ta da götürüp oraya bırakıyorlar. Eee, başka bir yere de gitmiyorlar. Mesela eşek arıları, eşek arıları yavrularını belirli bir deliye bırakmadan önce ne yapıyorlar biliyor musunuz? Oraya minnacık yarı ölü çekirgeler koyuyorlar. çok etkileyici o şey eee çok güçlü zehirleri var eşek arılarının düşünün çekirgeyi çekirgeyi zehirliyor. Onu yarı ölü hale getiriyor. Sonra yumurtasını bir deliğe koymadan önce o yumurtadan yavrular yumurtadan çıktıktan sonra yesinler, beslensinler diye o yarı ölü çekirgeyi o yuvaya yerleştiriyor. Şimdi bunlara bakın. Hep neyi görüyorsunuz? Bütün bunlarda neyi görüyorsunuz? Hiçbirinde ihmal yok. Hepsinde ilahi tecelliler görüyorsunuz. Muhteşem tecelliler. Tecallilerin namütenahi olduğunu görüyorsunuz. Bu hayvanlarda böyle ilahi sekkler var. Mesela İngiltere'de 15 sene yerin altında duran çekirgelerden söz ediliyor. Mayıs ayı geldiğinde mayısın 15'inde dışarıya çıkıyorlar. Şimdi bütün bunları sevki ilahi dışında neyle açıklayacaksınız? O böcek karanlıkta mayısın 15'inin geldiğini ve zamanın üzerinden 15 yıl geçtiğini nasıl hesap ediyor? Allah'ın sevki sevkiyle hesap ediyor. Günümüzde onlarca örnek verilebiliyor buna. Değişik canlılarla alakalı, değişik bitkilerle, değişik efendim böceklerle, değişik hayvanlarla alakalı çok güzel makaleler yazılıyor. Çok güzel makaleler deyince o makalelere biraz bakalım arzu ettim. Ben niye bakalım arzu ediyorum biliyor musunuz değerli dostlarım? Şimdi bir bizim Çağlayan diye bir dergimiz var biliyorsunuz. Benim çok seviyorum çağlayan. Gerçek manasına da çağlıyor. Çağlıyor, çağıldıyor. Yani sızıntıdan çağlayana diyoruz ya hoca efendinin ona ne kadar çok değer verdiğine ben şahidim. Dolayısıyla şimdi Çağlayan diye bir dergimiz var ve bu dergide kainat kitabı okumalarına ilişkin ve kainat kitabının manaı harfiyle okunmasına ilişkin makaleler yayınlanıyor. Siz pek çok bilimsel dergide makaleler okuyabilirsiniz. Fakat o bilimsel dergilerde yazılan makaleler çoğunlukla çekilen belgeseller çoğunlukla varlığı mana ismiyle okuyor. Mana ismiyle okumak nedir biliyorsunuz? varlığı Allah'a bağlamadan okuyor. Gerçi siz onları dinlerken siz mana ismiyle dinliyor ve manayı harfiyle dinliyor ve onları Allah'a bakan veçesiyle dinleyip anlıyor olabilirsiniz ama anlatılar onun üzerine kurulmuyor. O yüzden Çağlayan dergisine bakın. Oradaki tüm anlatılar mana-i harfi üzerine kurulmuş olan anlatılar ve böcekler dünyasına ilişkin de çok güzel makaleler yayınlanıyor. Biraz onlara bakabilelim beraberce istiyorum. Hoca efendi diyor ki eee bize bu manada kainat kitabı kurun diyor hoca efendi. Üstadımız da aynı şeyi söylüyor. Kainat kitabı okur olun diyor bize. Okur yazar olmak meselesi var ya sadece kitapları okumak değil. Kainat kitabının da okur yaazarlığı var. Kainat kitabının da düşünün ne kadar etkileyici değil mi? Yani size mesela dişi bir sinekin 300'e yakın yumurta bırakabilmesi size etkileyici gelmiyor mu? Mesela termit karıncalarının bir termit kraliçesinin bir termit kraliçesinin 30.000 yumurta birden bırakabiliyor oluşu. Şimdi arıların, karıncaların milyonlarla koloniler kurması size etkileyici gelmiyor mu? Bunlara ilişkin işte bizim Kainat Kitabı okur yaazarlığı noktasında Çağlayan dergisinin makalelerini hoca efendi bir vefa olarak da okuyordu biliyor musunuz? Okuyordu o makaleleri tavsiye ediyordu. Gelenlere hediye ediyordu. Bunu biraz da şunun için de söylüyorum. Şimdi Çağlayan dergisi abonelik döneminin içerisine giriyoruz. Lütfen ihmal etmeyin. Çağlayanı ihmal etmeyin demiyorum. Kendinizi ihmal etmeyin. Çağlayan dergisinin makaleleri bizim kitap, kainat kitabı okur yazarlığımız için çok önemli. Mesela ağustos böceklerinden bahsettik ya. Ağustos böcekleri ile alakalı bir makaleden okuyayım size. Çağlayan dergisinde şöyle diyor: "Dişi Ağustos böcekleri oldukça geliş bir geniş bir alandaki genç ağaç dallarını delerek 400'e yakın yumurta bırakabilirler." diş ağustos böcekleri yaklaşık 6 hafta içinde yumurtalar çatlar. Nilf adı verilen minik larvalar olarak toprağa gömülür. Bir termite veya küçük beyaz bir karıncaya benzeyen ninflerin beslenmesi bu defa ağacın köklerinin öz suyunu emerek gerçekleşir. Bu durum yaklaşık 4 hafta sürer. Çok kuvvetli bir çift ön ayak ve gagaya benzer güçlü ağzıyla böcek dalda bir yarık açarak ağaçtan dışarı çıkar ve toprağa düşer. Genç Ağustos beceği hazır olduğunda düştüğü yerden sürünerek önce küçük bitkilerin köklerinden beslenmeye başlar. Zamanla uzun süre uzun süre konaklayacağı ev sahibi ağacın köklerine kadar ulaşır ve türlerine bağlı olarak farklı türklere bağlı olarak 17 yıla kadar yeraltında kalabiliyor. Şimdi bize Laf Fonte'nin masalları anlatılıyor ya. Ağustos böceğinin tembelliğinden söz ediliyor masalın içerisinde. Oysa dursuz duraksız bir faaliyet halinde Ağustos böceği. En uzun süre toprak altında kalan çok yıllık ağustos böcekleri var. Bir de yıllık ağustos böcekleri var. Türlerinin farklılığına göre yer altında aktifler. Tünel açıyorlar, besleniyorlar. Sanıldığı gibi uyumuyorlar. Kış uykusuna da yatmıyorlar. Ağustos böcekleri durmadan, bıkmadan, yorulmadan tüneller açıyorlar. Başka köklere ulaşıyorlar. Böylece yıllarca yer altında hayat sürebiliyorlar. Düşünün 17 yıl toprağın altında kalan ağustos böcekleri var. Öyle bir sabır örneği veriyorlar bize. Yer altında takdir edilen vakit geldiğinde de ne oluyor? topraktan çıkabilirsiniz." emri alıyorlar ve o emri alır almaz kanatlanıyorlar ve sıvı almaya başlıyorlar. Şişiyorlar ve yetişkin hale gelip derileri sertleşiyor. Birkaç gün içerisinde güneşin altında sabırla bekliyorlar ve renkler renkleniyorlar. Güneşin altında Allah onlara renk ve desenler boyuyor, fırçalar sürüyor. Cenabı Hak onlara yeni kanatlarıyla vücutları hazır olduklarında da yetişkin kısa bir hayatları oluyor topraktan çıktıktan sonra ama o hayata başlıyorlar. Öyle inanılmaz şarkılar da söylüyorlar bize biliyorsunuz. Ağustos böcekleri bana çok etkileyici gelir. Ağustos böceklerinin zikirleri. Onu böyle ağustos böceklerinin şarkısı olarak dinleyebilirsiniz. Ola Fontan masalında ağustos böceklerinin keman çalması olarak da tasvir edilebiliyor. Ama onlar Ağustos böceklerinin neleri bizim için zikirleri. Solunum yollarının üstünde sert iki tane kabuk. kabuklarının üzerinde de ince davul zarları var. Kaslar titreşince bir orkestra haline alıyor. Bir tanesi de ötmeye başlayınca bilirsiniz diğerleri de ötüyor. Koru halinde ötmeye başlıyorlar. Gerçek manasıyla bir halka-i zikir oluşturuyorlar. Ağustos böceği inanılmaz bir koru. Özlüyor insan değil mi? Bakın adı da Ağustos böceği. Ağustos biterken duyduğum hüzünlerden bir tanesi Ağustos böceklerinin şarkılarını dinleyememenin hüznü oluyor. Eylül'de de bir miktar devam ediyor ama ondan sonra kesiliyor o şarkılar. Ne güzel şarkılardır onlar. Mesela yılanların zehirleri. Şimdi biz yılanlara baktığımız zaman hep celal görüyoruz. Değil mi? Üstat öyle diyor ya. Nevilere bakarsanız celali görürsünüz. fertlere bakarsanız cemali görürsünüz dedi ya üstat bize. Çok önemli bir anahtar cümleydi bu. Nevilerde celali, fertlerde cemali görürsünüz diyor Bediüzzaman Hazretleri. Şimdi yılan zehiri incelendiğinde işte yılan zehiri, akrep zehiri. Şimdi onlara haşerat değilmesinin sebeplerinden bir tanesi bu değil mi? Sokuyor ve öldürüyor. Çok güçlü zehir olan yılanlar var. Kimyevi bileşikler, kompleks kimyevi bileşikler var. Onların zehirlerinde 400'den fazla madde bulunduğu tespit ediliyor yılan zehirinin içerisinde. İnanılmaz bir kimyevi bileşik. Ama bu maddeler çözülüyor ve kanser gibi, Alzheimer gibi, Parkinson gibi bir sürü hastalığın tedavisinde kullanılıyor. Araştırmalarda kullanılıyor. Zehirlerin, zehirlerin terkibindeki bazı maddeler mevcut tedavilerin yan etkileri azaltılarak veya hastaların hayat kalitesini iyileştirerek tıp alanında çığır açabilir diye pek çok araştırmada bu yılan zehirleri kullanılıyor. Yılan zehirleri en çok bilinen örneklerden bir tanesi ama akrep zehiri de başka zehirli hayvanların zehirleri de bu manada inceleniyor. Eee, bir yıl içerisinde dünya çapında her yıl 5 milyon yılan sokması vakası yaşanıyormuş ve bunların 10040.000 kadarı ölümle sonuçlanıyormuş. Öyle güçlü zehirleri var yılanların. Ancak modern tıp artık pek çok yılan zehirinin bileşimini çözmüş, onlardan elde edilen bazı maddeleri insan sağlığı için kullanmaya başlamıştır. Mesela mesela Brezilya'da çok yaygın bir yılan türü Çukurbaş yılanı. O onun zehirinden elde edilen bir molekül tansiyonu düşürmekte kullanılıyormuş bugün bilim camiasında. Efendim bugün tansiyonu düşürmekte kullanılıyormuş. Bazen pek çok e bu eee zehirlerin incelenmişliği ve bunlara dair bunlara dair yazılmış makaleler okuyabiliyorsunuz. Çeşitli dergilerde, çeşitli belgesellerde bunlarla karşılaşabiliyorsunuz. Mesela Kuzey Amerika'daki Çingıraklı Yunan türlerinin zehirlerinde bulunan moleküllerden türetilmiş olan ilaçlar pıhtılaşmayı önlemekte kullanılıyormuş. Zikrettiğim gibi bunlarla ilgili pek çok makale okunabilir ama bize bakan veçesiyle ben bu size okuduğum örnekleri özellikle Çağlayan dergisinde yayınlanan makalelerden okuyorum. Mesela termit karıncalarını düşünün. Boyları 2 cm termit karıncalarının ama yaptıkları kubbelere bakın. Yüksekliği 6, genişliği 12 metreyi bulan kubbeler yapıyorlar. Şehri andıran kuleler yapıyorlar. Bakın kendi boyları 2 cm, 1 2 cm ama yüksekliği 6, genişliği 12 metreyi bulan muhteşem şehir kubbeleri yapıyorlar. Termitler şehircilikte sadece işte kubbe yapmakla bırakmıyorlar. İklim, havalandırma sistemleri de oluyor yaptıkları. kubbelerin içerisinde kraliçe odası oluyor. Mesela o şehrin içerisinde kuluçka odası oluyor. Mesela bakın oda oda. Kraliçe odası, kuluçka odası mesela çocuk odası oluyor onun içerisinde yeni yumurtadan çıkan termitler için. Termitlerde mesela görev paylaşımı da var. Yuvada bir hasar meydana gelince nöbetçiler tarafından hemen uyarı veriliyor ve asker termitler olay yerine koşuyorlar ve tamiratta bulunuyorlar. Çok sizin de gözlemleriniz vardır hayvanlara ilişkin. Beni çok etkiliyor. Mesela karıncalar suyun içerisine düşüyorlar. Karıncalar yahu ne yapıyorlar biliyor musunuz? Birbirlerine tutunuyorlar. inanılmaz bir şey. Yani buna şahitlik etmek de insanı çok duygulandırıyor. Bizim evde böyle küçük karıncalar var. Onlar böyle zarar görmesinler diye çok emek sarf etmeye çalışıyoruz. Ama zaman zaman işte suyun içerisine çaydanlığa suyu koyuyorum. Bakıyorum ki içinde düşmüş karıncalar var. Boğulmuyorlar. Neyi biliyor musunuz? Birbirlerine tutunuyorlar. Hemen birbirlerine tutunuyorlar. toplanıyorlar bir merkezde ele veriyorlar ve boğulmadan suyun üzerinde kalıyorlar. Onunla ilgili yazılmış makaleler de var. Mesela köprü oluşturuyorlar kendi bedenlerinden. Köprüler birbirlerine tutuna tutuna köprüler oluşturuyorlar. Şimdi bütün bunları böyle birer birer gözden geçirdiğimizde, birer birer onlara baktığımızda ne güzel şeyler çıkıyor ortaya. Şimdi salyangozların kabuklarına bakın. Mesela küçük şevf şeffaf kabuklarla doğuyor salyangozlar. Yani Allah onu eliyle beraber doğuruyor. Çok etkileyici değil mi salyangozlar? Yavru salyangozların böyle spiral gibi kabukları var. Vücudu büyüdükçe şey de büyü, evi de büyüyor. Düşünün. Vücudu büyüdükçe evi de büyüyor. Nasıl büyüyor vücudu büyüdükçe? E vücudunda işte kalsiyum karbonat salgılanıyor ve açıklığın kenarına ekleniyor vücut büyüdükçe. Böylece her zaman salyangocun salyangozun vücuduna uygun bir evi olmuş oluyor. Mesela salyangozlar hareket ederken biliyorsunuz böyle sıvı salgılıyorlar. İz bırakıyorlar. O çağlayan makalede o kudret mürekkebi olarak tanımlanmış. Salyangos mektuplar yazıyor bize diye anlatılıyor makalenin içerisinde. Bu dil de önemli bir dil. Dedim ya mana-ı harfiyle dil kurularak anlatmak meseleleri. Bize bir mektup yazıyor. O bıraktığı izler adeta onun o mürekkebi oluyor. Salyangoz. Evet. Eee küçük canlılar vücutlarında sümüklü bir madde üretiyorlar. eee mukus deniliyor o ürettikleri sümüklü maddeye. Bu özel bir karışım. iklim şartlarında ortama bağlı olarak daha bol üretiliyor. Rabbimizin salyangozlara ikramı şeklinde okumak gerekiyor onu. Onu mikroplara karşı koruyor. Vücudun su dengesini muhafaza ediyor. Zemine yapışma, hareketini hızlandırma maksadıyla yolunun yolunun yağlanması olarak da okunabiliyor. Fonksiyonlarını arttırıyor. Çünkü öyle bir o eee onun salgıladığı o sıvı protein açısından da çok zengin olduğu söyleniyor. Şöyle deniliyor makalede mesela salyangozun yere temas eden ayak kısmındaki kaslar dalgalar halinde kasılarak hareketi mümkün kılıyor. Toprak zemindeki hastalık yapıcı mantar, bakteri, parazitlere karşı ayağın üzerini kaplayan bu mukus antimikrobiyonel özelliği sayesinde salyangoza hastalık bulaşmasını önlüyor. Mukus hem yağlama hem de yapışma özelliğiyle zeminde kayarak harekete vesile oluyor. Ayrıca yapışma hususiyetiyle salyangosların duvara tırmanmalarını veya tavanda baş aşağı durmalarını temin ediyor. Ne kadar güzel. Öyle değil mi? Şimdi bütün bunları okurken aklıma hep ne geliyor biliyor musunuz değerli dostlar? Üstat bunu kullanıyor. Eee, bu nakli kullanıyor. Yunus Emre'nin bir şiiri var ya hani çıktım erik dalına orada yedim üzümü diye başlayan. Orada şöyle diyor Yunus Emre. diyor ki bir sineğin kanadına eee şöyle diyor: "Bir seneğin kanadını 40 katıra, 40 kanıya yükledim diyor. Özel bir seneğin kanadını 40 kanıya yükledim. 40'ı da çekemedi. Kaldı şöyle yazılı di" diyor Lunus Amri. Bir senein kanadını 40 kanıya yükledim ama 40 kanı bir sineğin kanadını çekemedi diyor. Şimdi bunu siz gayet iyi anlıyorsunuz. Öyle değil mi? Anlamamak mümkün değil. Şimdi bu şiirin adı Lügas. Bilmece yani. Şiirin adı Lügaz. Çıktım erik dalına yedim üzümü diye başlıyor. Çok etkileyici bir şiirdir. Lügas ama ne kadar anlaşılır aslında. Şimdi düşünün bir sineğin kanadını 40 kanıya yüklüyorsunuz. Hangi açıdan yüklüyorsunuz? Hikmet açısından, kudret açısından, rahmet açısından, cud açısından, sea açısından. Ya makale yaza yaza bitiremiyorsunuz. Makale yaza yaza bitiremiyorsunuz. Çok etkileyici gelmiyor mu size de? Düşünsenize değerli dostlarım. Bir göz 50 gramlık bir et parçası. Öyle değil mi? Bir göz. Ama insanın göz doktoru olabilmesi için en az 10 15 sene okuması gerekiyor. Öyle oluyor. Öyle değil mi ya? 50 100 gramlık bir şey yani. Et parçası, bir göz. Şimdi kaç kaç tane kanıya yükleyeceksiniz gözü? Gözü kaç kanıya yüklerseniz taşır. Şimdi bir doktorun 101 yıllık okuduğu ders kitaplarını bir kanıya yükleseniz taşımaz. 40 kanı ifadesi boşuna değil yani. Nasıl bir inceliği tanımlıyor Yunus Emre? Sinek saniyede 200 defa kanat çırpıyor. Acelesi yoksa saatte 7,5 km hızla buçuyor. Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz? Kendi boyuna nispet edilirse bir otomobilin saatte 5.000 km hızla yol alması demek. Şimdi ne oluyor? Bakıyorsunuz ki sinek mesela bir uçak kalkarken ne kadar zor kalkıyor, inerken ne kadar zor kalkıyor görüyorsunuz. Oysa onun ne kadar hızlı manevra yaptığını seyrediyorsunuz. Bir sineğin pike yapıyor, yön değiştiriyor, dalışlar yapıyor. Gözle takip edilebilecek, edilemeyecek manevralar yapıyor. Ondan sonra vızıltılar çıkarıyor. O da birtım kemanlar çalıyor. Efendim, eee, caz mı yapıyor efendim yoksa saz mı çalıyor? Baş aşağı tavanda durabiliyor. Olağanüstü vasıfları var. Üstat ne diyor? Kerrüfer harbi yapıyor mesela sinekler. Vurkaç harbi yapıyor. Sondaj yapıyor, su çıkarıyor, kan çıkarıyor. Düşünsenize ve size hiç duyurmadan, bilim insanlarının söylediğine göre o kanı çektikten sonra üstat ne diyordu? Sineklere hatırlıyor musunuz? Fıtri haccamlar diyor sineklere ve pirelere üstat bitire, sinek fıtri haccamlar diyor. Haccam ne demek biliyorsunuz değil mi? Hacamat yapıyorlar. Yani kirli kanı emiyorlar. İnsanın bedeninde birikmiş olan kirli kanı fıtri haccamlar diyor onlara Bediüzzaman Hazretleri. Şimdi ne olağanüstü değil mi? Ne olağanüstü? Şimdi bütün bunların yükleyin. 40 tane katıra yükleyin. Sineğin kanadını, bir tek sineğin kanadını taşıyabilir mi? 40 tane Ferrari'ye yükleyin. 40 tane uçağa yükleyin. Taşıyabilir mi? Hikmetlerini taşıyabilir mi? Kaygan zamın, kaygan bir camın üzerinde dikine yürüyor. Yukarıya doğru yürüyor. Yani medeniyet harikası. tavanda duruyor. Sondaj yapıyor, kerrüfer harbi yapıyor. O eee kanı çıkardıktan sonra bir de üzerine bir şeyler sürüyor. Kanı çıkardıktan sonra siz hissetmiyorsunuz, fark etmiyorsunuz. Üstat boşuna demiyor. Ey hutkam insan bırak bu seninki düşmanlığını diye. Şimdi hangi çekirgeye bakıyorsunuz başka? Efendim? Salyangoz'a bakıyorsunuz ayrı güzel. Bite pireye bakıyorsunuz ayrı güzel. Üstat dedim ya bunu kullanıyor. Nerede kullanıyor onu da söyleyeyim size. O sinek müdafaanamesi var ya üstadın 28. Lama üçüncülükte. Orada diyor ki Bediüzzaman Hazretleri haşiyede e fıtri haccamlar olduklarının altını çiziyor. Şöyle diyor: "Bir seneyin bir sınıfı olan arılar nimetlerin en tatlısı, en latifi olan balı sana yediriyorlar diyor üstat." Bakın, sineklerin bir sınıfı olan arılar nimetlerin en tatlısını, en latifini sana yediriyor. Balı yediriyor. Cudu görüyor musunuz? Sehay'ı görüyor musunuz? Kur'an-ı mucizil beyanda vahy-i rabbaniye mazariyetle sarfiraz olduğundan arıya vahyettik ayetine atıf var burada. Onları sevmek lazım gelirken diyor üstat. Sinek düşmanlığı belki insana daima muavenete dostane koşan ve her belasını çeken o hayvanata düşmanlıktır, gadirdir, haksızlıktır. Onları senin sevmen gerekiyor diyor Bediüzzaman Hazretleri, "Sen düşmanlık yapıyorsan onlara bu senin her belana koşan o hayvanlara karşı bir düşmanlıktır. Gadirdir, haksızlıktır" diyor üstat. Şimdi azıcık bilim adamları azıcık araştırmalar yapıyorlar. Yılan zehirinden, akrep zehrinden bilmem neler çıkarıyorlar. Daha neler bulacaklar? Daha neler bulacaklar? O havam ve haşerattan ne keşifler yapacaklar? Onlara karşı senin her belana koşuyorlar diyor. Bediüzzaman Hazretleri biliyorsunuz değil mi? Sülük nasıl tedavide kullanıldığını. Sülük tedavisi deniliyor ya. İnsanlar yaralarının üstüne koyuyorlar. Ne oluyor işte kirli kanı emiyor sülük. Rahatladıklarını söylüyorlar. Geçenlerde bir arkadaş anlatıyordu. Bacaklarındaki ağrılardan namaz kılamadığını, doktordan doktora gittiğini, oturarak namaz kıldığını, ağrılardan uyuyamadığını, sonra sülük tedavisi yaptırıp da ayakta namaz kılmaya başladığını anlattı. Şimdi bunlar tabii ki bir hekim kontrolünde olması gereken şeyler ama bakın sülük yani tedavide kullanıyorsunuz. Şimdi üstat ne diyor bakın? Senin her belana koşuyorlar diyor üstat. O hayvanata karşı, hevan ve haşerata karşı senin düşmanlığın gadirdir. Haksızlıktır diyor Bediüzzaman Hazretleri. Zulm ediyorsun. Yani haksızlık ediyorsun. Muzurların yalnız zararlarını dev için mücadele edebiliriz. Yani sadece zarar satı mahiline girmişse yani yılan bile hoca efendi bir yılanın belini kırdığı için arkadaşına küsüyor. Bir yılanı bile ancak böyle sana zarar vermeiliğine girdiğinde öldürebilirsin. Gidip niye yuvasını bozasın? Niye onu kendi atmosferi içerisinde bulup öldüresin? Mesela diyor Bediüzzaman Hazretleri, "Koyunları kurtların tecavüzünden korumak için onlara onlarla mukabele edilir. Acaba bunu dedikten sonra hararet zamanında yani sıcak günlerde vücudun idaresinden fazla olan kanın çoğalması ve bulaşık ve bazı mevad-ı muzuraya hamil evride cereyan eden mülevvez kana musallat belki muzır olan sivri sinek ve pireler fıtri hacamlar olmasınlar. Şimdi nerede ortaya çıkıyorlar? Yazın sıcağında. Yazın sıcağında da diyor Bediüzzaman Hazretleri insanın vücudunda kirli kan birikiyor. Vücudun idaresinden fazla kirli kan birikiyor. Biz birtım zararlı maddeler giriyor diyor kanın içerisine ve o müleves kana musallat. Temiz kana değil o kirli kana musallat oluyor. Sivri sinek. belki memur diyor onu temizlemeye memur. Onlar fıtri haccamlar olması lazım değil mi diyor. Sonra da haşiyede de şöyle diyor. Haşiye dipnot demek biliyorsunuz. Orada da diyor ki bir sineğin kanadı ve vücudu ne kadar harika, ne kadar harika bir sanat-ı rabbaniye olduğuna latifane bir işaret olarak meşhur Yunus Emre'nin şu fıkrası güzel bildirir diyor üstat. Güzel bildiriyor değil mi üstadım? Yunus Emre'nin şu fıkrası neyi bildiriyor? Bir seneğin kanadının ve vücudunun ne kadar harika olduğunu bildiriyor. Muhteşem küçükler dedik ya dersin adına. Ne kadar harika olduğuna. Küçük muhteşemdir. Bununla ilgili TRT'nin de bir belgeseli var. Bununla ilgili derken atom altı parçacıkları ilgili küçük muhteşemdir diye bir belgesel serisi var TRT'nin. Eskiden çekilmiş. YouTube'da videoları var. Atom altı parçacıklarını anlatıyor. Aşağıya doğru indikçe ziyadeleşiyor. Sanat ziyadeleşiyor. Ve üstat işte haşiyede bir sineğin kanıdını kanıya yüklettim. 40'ı da çekemedi. Kaldı şöyle yazılı mısralarını üstat buraya alıyor değerli dostlar. 28. lemaya. Şimdi ne dedi Bediüzzaman Hazretleri bize? Fevkalade cud, fevkalade seha dedi. Öyle değil mi? Bir sonraki ilemi de okuyalım. O da meseleyi tamamlıyor. Öyle bitirelim dersimizi. Ona ilişkin de küçük birkaç metin okuyalım. Şöyle diyor Bediüzzaman Hazretleri. Evet. Mesnevi Nuriyede şöyle diyor Bediüzzaman Hazretleri. Eee, ilem eyyüel aziz. Bir sonraki ilem. İlham eyyüel aziz. İnsanın yaptığı sanatların suhulet ve suhubeti, dereceleri onun ilim ve cehliyle ölçülü. Bu bana çok etkileyici geliyor. Yani sizin sanatlarınızın buradaki sanatlar sadece sizin güzel sanatlar dediğiniz sanatlar değil. Sizin zanaat dediğiniz sanatlarda yani bütün becerileriniz, icatlarınız efendim ortaya koyduğunuz ortaya koyduğunuz işler ne ile ölçülür diyor Bediüzzaman Hazretleri. Suulet ve suubet. Sulet ve suubet yani zorluk ve kolaylık. Zorluk ve kolaylık neyle ölçülüyor? İlimle ve cehille ölçülüyor. Cehalet işi zorlaştırıyor. İlim işi kolaylaştırıyor. Öyle değil mi? Yani sizin teknik ve teknoloji dediğiniz şey de bu. İşin kolay ilimle kolaylaştırılması değil mi? İlimle işin kolaylaştırılması demek. Ne diyor Bediüzzaman Hazretleri? İnsanlığın sanatlarında diyor suhulet ve sububettin dereceleri ilim ve cehille ölçülüyor. Cehalet arttıkça işler zorlaşıyor. İlimle kolaylaşıyor. Bakın bir insanın bir tarlayı sürmesi ne kadar zor. Öyle değil mi? Bir traktörle ne kadar kolay. İlim arttıkça kolaylaşıyor. Ne kadar sanatlarda bilhassa ince ve latif cihazatta? Bakın yine küçük şeyler. İnce cihazatta, latif cihazatta ilmi mahareti insanın çok olursa o kadar kolay oluyor. Mesele inceldikçe, mesele inceldikçe, latifleştikçe kolaylık da artıyor. Üstat bize bir formül de veriyor aslında. İlimle işleri kolaylaştırma formülü ve sanatlarda bilhassa ince ve latif cihazatta maharet, ilmi maharet çok olunca çipler var mesela şimdi düşünün ne kadar küçük bir şey ama elektronik cihazları onlar yönetiyor. Ne kadar ince, o ince ve latif cihazatta ilmi maharet ne kadar çoğalırsa o nispette işler kolaylaşıyor. Ama cehalet nispetinde de zahmet çoğalıyor, işler zorlaşıyor. Binan aleyh bunlar bağlıyor üstat. Binalley eşyanın hakikatinde sürat-i mutlaka ile vüsat-i mutlaka içinde görünen suhulet-i mutlaka saniin ilminde nihayet olmadığına işaret ediyor. Şimdi neyi görüyoruz biz? Bakıyoruz bunu. Bu hakikati görüyoruz ve bakıyoruz varlığa. Görüyoruz ki eşyanın yaratılmasında inanılmaz bir sürat var. Sürat-i mutlaka. veati mutlaka var. Geniş dairede. Geniş dairede. Sineklerden örnek verdik ya. Ne kadar süratle. Ne kadar süratle. Ne kadar kesretle. Birinci ilemde o vardı. Ne kadar kesretle. İkinci ilemde ne kadar süratle ve ne kadar yüsatle. Ne kadar geniş dairede ve ne kadar hızlı. SHulet-i mutlaka kolaylık. Neye işaret ediyor? San'in ilmine yani sanatkarın ilmine. O ilimde de nihayet olmadığına, sınırsız ilmine işaret ediyor Cenabı Hakk'ın katii delalet eder diyor Bediüzzaman Hazretleri. Ve burada Kamer suresi 50. ayetten bir alıntı yaparak ilemi tamamlıyor. Kamer suresi 50. ayette Allah şöyle buyuruyor. Bizim bir şey yapmamız gözün bir bakışı gibi kolay ve süratli tek bir emirdir. Diyor Cenabı Hak. Gözün bir bakışı gibi kolay ve süratli tek bir emirdir. Diyor Rabbimiz. Bakın birinci ilamda ne vardı? Meselenin meselenin sürati ikinci ilemde meselenin kolaylığı birinci ilemde ikinci ilemde kolaylık birinci ilemde sürat. Bir araya getirin. Nasıl nasıl geniş bir dairede nasıl kolaylıkla Cenabı Hak? Hilkatin sürati düşünün o kadar yumurtayı bırakıyor efendim bir termit kraliçesi ya da bir sinek. Sonra onların hayata geçişleri. Seyretmişsinizdir değil mi? O kaplumbağaların kumun altından çıkıp da denize koşuşturmaların ne kadar inanılmaz bir sanat, inanılmaz bir it. İtkan ama aynı zamanda suhulet, suhulet-i mutlaka. Aynı zamanda sürati-tihulet, kolaylık, o kolaylıktan kaynaklanan sürat, o yumurtanın içerisinde teşekkülleri, o metamorfozları yaşadıkları metamorfoz. Evet. Buna ilişkin bir şey okuyalım dersimizi. Ondan sonra hitama erdireceğiz inşallahu teala. Şimdi aslında bunun bize öğrettiği bir ahlak var. Yani bu derslerin bize öğrettiği yani hevan ve haşerata bakmanın bize verdiği bir ahlak olmalı. Ne ahlakı olmalı hevan ve haşeratın bize verdiği ahlak? Mahlukata karşı çok saygılı olma. Bu bu çok ahlaki olarak çok önemli bizim için. İkincisi onlara çok manayı harfiyle ve dikkatle bakma. Mana-ı harfiyle ve dikkatle bakma. Ve Cenabı Hakk'ın sıfat-ı sühanyesini onların üzerinden okuyabilme, o süratten, o kolaylıktan neticeler çıkarabilme meselesi bizim için çok önemli. Çok saygılı olmak lazım. Mahlukata karşı çok hassas, çok dikkatli olmak lazım. Üstadımızın bu iki bahsi, iki ilemi, bir araya topladığı bir metni var. Hoca efendi o metni eee sıfat-ı sübhaniye makalesine alıyor ve hangi başlığın altına alıyor? Sıfat-ı sühaniye makalesinde elbette vahdaniyetin altına alıyor. Onu okuyalım. Çünkü çok önemli. Yani rabbimizin sıfatını okuyabilmek noktasında üstadın bu değerlendirmesi çok önemli. Hoca efendi sadeleştirerek aldığı için ben ondan okuyorum. Kalbin zümrür tepelerinde sıfat-ı Sühaniye makalesinden üstadın metnini okuyoruz. Arkadaş her bir mevcudun üstünde Cenabı Hakk'ın sanii ehadü samed olduğunun bir sikkesi var. Bir hatemi var. Bir mührü var. Bir işareti var ama her bir mevcudun üzerinde var. Ve o şeyin zat-ı ehadü samedin mülkü, sanatı olduğunu ilan ediyor. Onun üzerine vurulmuş olan mühür. Sen diyor üstat gayri mütenahi olan ehadiyet sikkelerinden ve samediyet hatemlerinden bahar mevsiminde safe-i arza darp edilen sikkeye bakabilirsin. İşte düşünün o bitkiler nasıl fışkırıyor. O hevan ve haşerat da daha ziyade biliyorsunuz yaz mevsiminde, bahar mevsiminde ortaya çıkıyor. Şu zikredilecek fıkraların cümlelerini güneş gibi ayen orada görebilirsin diyor üstat. Bir yeryüzündeki icat fiili pek büyük geniş bir sehabet-i mutlakada geliyor. Sehabet biz biliyoruz. Neydi sehabet? Cömertlik, cud ve seha. Yeryüzündeki bu icat fiili hep Cenabı Hakk'ın cömertliğinin isharı bize gösterilmesi. Sehave-i mutlaka sınırsız hazinelere işaret ediyor. 1. Neyi işaret ediyor? İk de bakın hemen arkasından sehavetin arkasından ne gelecek? Suhulet, kolaylık. İkinci okuduğumuz ilam. İki, bu suhulet-i mutlaka ile kudret-i mutlakadan geldiğini gösteriyor. Yani bu kadar cömertlik başka türlük nasıl olabilir? Nereden geliyor bu kadar cömertlik? Geniş dairede bir suhulet-i mutlaka. Bu geniş dairede sehave-i mutlaka nereden geliyor? SHulet-i mutlakadan geliyor. Biliyorsunuz bir şey piyasada azalınca pahalılaşıyor. Bir ürün bile çiftçiler o sene az ürün yetiştirmişse daha pahalıyı alıyorsunuz. Allah size nasıl onları topraktan topraktan yaratıyor? O sanatlı o muhteşem nebatat suhulet-i mutlakadan geliyor. Bakın sehave-i mutlaka suhulet-i mutlakadan. Bu nihayetsiz cömertlik suhulet-i mutlakadan yani nihayetsiz kolaylıktan, kudret-i mutlakadan, kuvvet-i mutlakadan geliyor. Ve üçüncü madde her şey mutlak bir intizam içerisinde olabildiğine süratle var ediliyor. Şimdi bu kadar hızın içerisinde bir de intizam var. Hiç ihmal yok. Hep it var. Bu kadar süratin içerisinde hep intizam var. Dört varlık gayet mevzun ve mizanlı olmanın yanında fevkalade süratle yaratılıyor. Fevkalade mevzun, vezinli, ahenkli, mizanlı olmanın yanında fevkalade süratle yaratılıyor bütün bir varlık. O, o da hem süratle ama hem nizamlı, hem mizanlı hem de süratli hem de hem de değerli dostlar mizan ölçülü. Ekolojik denge açısından da ölçülü. Efendim midesi ölçülü, kanadı ölçülü, vücudu ölçülü, başı, gövdesi, kuyruğu ölçülü. Olabildiğine güzel. 5 olabildiğine güzel ve mükemmel var ediliyor. Bununla beraber olabildiğine güzel, olabildiğine mükemmel ama o alabildiğine bolluk içerisinde, ucuzluk içerisinde vafedip var. Düşünün, düşünün değerli dostlar. O zihayattan o seneyi öldürmek ne kadar kolay değil mi? Ama onu yapmak ne kadar zor. Herkese yetecek şekilde ihsan etmiyor mu Cenabı Hak? Bir portakalı nasıl yapabilir insan? Yapmaya kalksa ne kadar pahalı olur? Su düşünün insan için ne kadar pahalı onu üretmesi. Altı karışıklığa sebebiyet verecek onca esbaba rağmen her şey fevkalade temiz ve tefrik içerisinde yani birbirinden ayrışarak ortaya çıkıyor. 7. Her nesnenin taalluk noktaları sonsuz derece çok olduğu halde yani ortaya bir sürü komplikasyon çıkabilme ihtimali olmasına rağmen bambaşka neticelerle yüzleşme yüzleşme ihtimalinizin olmasına rağmen her varlık fevkalade nizam içerisinde intizamla ahenkle ortaya çıkıyor. Ne güzel değil mi? Bakın o yüzden bu iki ilemi özellikle beraber okumak istedim. Birincisinde zikrettiğimiz gibi meselenin cud ve sehaya bakan yani cömertliğe bakan yönünü ikincisinde de meselenin kolaylığa yani sehabete bakan yönünü okumuş olduk. Değerli dostlar, bir ahlak dersi de şuradan şuradan çıkaralım da öyle bitirelim dersimizi. Hoca efendi diyor ki, eee, bizim yaşadığımız dönemde çok böyle krizler, bunalımlar çok fazla cereyan ediyor. Ya hoca efendi diyor ki, "Yani bunları çözmek meselesi insanlara işte fevkalade bir eee keramet, fevkalade bir basiret, efendim engin bir himmet böyle zannediliyor. fevkalade güç kaynaklarıyla çözülecek problemler zannediliyor insanlar." diyor hoca efendi. Ama eee çözenler neyle çözüyorlar? Dahiyane tedbirleri. Dahiyane tedbirlerle çözüyorlarsa eğer eee öyle değil. Dahiyane tedbirlerde çözmüyorlar. O insanların muvaffak olabilmek için yaptıkları şey diyor hoca efendi sadece ve sadece Cenabı Hakk'ın kendilerine bahşettiği istidat ve imkanları sonuna kadar rantablo olarak kullanmak. Böyle Allah'ın onlara bahşettiği imkanları sonuna kadar rantablo olarak kullanmak. Bunu hangi bağlamda? Kolaylık bağlamında söylüyorum. Bu üstat bize bir ahlak dersi verdi. İlim işleri kolaylaştırıyor. Cehalet işleri zorlaştırıyor. Dolayısıyla elimizdeki imkanları sonuna kadar rantablo olarak kullanmayı başardığımızda fevkalade kerametlere ya da dahiyane tedbirlere ihtiyaç duymadan işleri kolaylıkla sürdürebiliyoruz. Hoca efendi diyor ki, "Tasavvurlarımızı aşan kolaylıklar lütfeder Cenabı Hak elimizdeki imkanları rantablo olarak değerlendirebilecek bir ilme ihtiyacımız var. Evet değerli dostlar çok eee metinler çok ama biz bu kadarla e iktifa edelim. Son olarak size hatırlatacağım bir şey vardı. Onu unuttum. Efendimizin havam ve haşerata karşı bir duası var. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem özellikle de bilmediğimiz yerlerde yatıp kalkarken hevan ve heşeratın zararlarından emin olmak için sizin çok iyi bildiğiniz bir duayı okuyor. Allah'ım yarattığın zürriyet halinde her tarafa saçtığın kusursuz meydana getirdiğin şerleri şeylerin şerrinden sana sığınırım diyor. Bu bana çok etkileyici geliyor Hoca Efendinin çevirisiyle de eee şeyi biliyorsunuz duayı. Euzu b kelimatillahi tami min ve biliyorsunuzdur bu duayı sabah ve akşam dualarının içerisinde de var. Hoca efendinin çevirisi şöyle dikkat edin. Burada da kesrete çok atıflı var hoca efendin. Suubete, suulete. Allah'ın yarattığı zürriyet halinde her tarafa saçtığı, kusursuz meydana getirdiği şerlerin şerrinden her tarafa saçtığı ve kusursuz ama her tarafa saçılıyor ama kusursuz meydana getirdiği şeylerin şerrinden yine onun tastamam kelimelerine veçi kerimine sığınırım duası. Bunu efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem özellikle bilmediğiniz yerlerde yatarken okunması gereken bir dua olarak bize bildiriyor. Hoca efendi diyor ki eee efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in bize bildirdiği bu duayı okursak onların şerrinden emin hale gelmiş oluruz. Evet. Ve varlığa karşı saygılı olmayı da bir kere daha hatırlatayım. Hoca Efendi diyor ki bizim arkadaşlarımız eee şadırvanın kenarını temizliyorlardı. Eee sinek türü, karınca türü şeyleri diyor eee aman suda boğulmasınlar diye k elleriyle kenara çıkarmaya çalışıyorlardı. Bu müminin sıfatıdır diyor. Bir karıncaya basmama mümin sıfatıdır. En küçük canlıyı hafife almama mümin sıfatıdır. En küçük canlıyı hafife almama. Onlar tabiatin içinde Cenabı Hakk'ın değişik esma ve sıfat-ı sübhaniyesinin aynıdırlar, mecalisidirler. Yani ayineleridir. Tecelli mahalleridirler. Dolayısıyla da onların varma yaşama hakları vardır. Ve aynı zamanda modern ifadesiyle ekosistem açısından onlar lüzumlu birer unsurdur. Onlar onlar ile her şey tamam olur. O hevan ve haşeret var ya onlarla her şey tamam olur. Onlara kıymaya hakkımız yok. Bu açıdan da bilerek bir karıncaya basmaya da hakkımız yok diyor hoca efendi. Bu da meselenin varlığa karşı saygılı olma reçesi olsun diyelim ve bugünkü dersimizi hitama ertirmiş olalım. Açalım chatimizi. Eee, fedakarlar ekibine yeni ve yeniden teşekkür ederim. Allah ebeden razı olsun. Bugünkü dualarımıza geçelim. Evet, çıktım. Erik Dalına şiirini de paylaşmış arkadaşlar. Lugas çok güzel bir şiirdir. Çıktım erik dalına anda yedim yüzümü. Bostan ısı kakıp der, "Ne yersin kozum?" Tam bir bilmece değil mi? Erik dalına çıktım. Orada üzüm yedim. Bostanın sahibi de, tarlanın sahibi sinirleniyor ve diyor ki, "Niye cevizimi yiyorsun? Neden cevizimi yiyorsun?" diye sinirleniyor. Şimdi ne anlıyoruz bundan? Üstadın o 8 sözde bir tek dalın ucunda, bir tek dalın ucunda bütün meyveleri gören bir tane özne vardı ya hepsi topraktan çıkıyor. Hepsi topraktan. Erik dalı toprak. İşte üzümü de oradan yiyorsun, cevizi de oradan yiyorsun. Efendim eriyi de ondan yiyorsun topraktan. İşte öyle okumak lazım. Lügazleri. Kainat kitabını da bir lügaz gibi okumak lazım. Evet. Eee, evet. Bir sineğin burada serçenin kanadını denilmiş ama bir sineğin kanadını. Bu kelebeğin kanadı da olur, sarçin kanadı da olur, fark etmez. 40 katıra yüklettim. Çift dahi çekemedi. Şöyle kaldı. yazılı farklı versiyonları var şiirin farklı rivayetleri. Eee velhasıl metni paylaşmış olduk. Eee metinleri paylaşmış olduk daha doğrusu. Geçiyorum onları. Metinleri bayağı maddeleri hepsini paylaştık. Anahtar cümlelerimiz anahtar kavramlarımıza geldik. Cud ve seha itud ve seha itret-i enva. Kesre-i kesreti eee efham denilmiş burada. Kesre-i enva. Nevler. Kesre-i efrat. Fertlerin kesreti ve nevlerin kesreti. Sevk-i ilahi. Kudret mürekkebi. Fıtri haccamlar. Suhulet. Suubet. Shulet kolaylık. Subet zorluk. İlimle işlerin kolaylaşması, ilmi maharet, sürat-i mutlaka, vüsat-i mutlaka, suhulet-i mutlaka. Çok güzel değil mi bunlar? Sürat, vüsat ve suhulet. Kolaylık ve hız. Ama kolaylık ve hızla beraber nihayetsiz bir ittizam. İstidatları ve imkanları sonuna kadar rantablo olarak kullanmak. Kolaylık sırrı varlığa karşı saygılı olmak. Çok güzel anahtar cümlelerimiz. Rabbin ırıya vahyetti. Bu Nahl suresi 68. ayet. Nevilerde celali fertlerde cemali tecaliler var. Bu bugünkü çok önemli bir eee cümlemiz. Anahtar cümlemiz. Nevilerde celali, fertlerde cemali tecelli ediyor rabbimiz. Fertlere baktığımızda neyi görüyoruz? Cemali görüyoruz. Nevlere baktığımızda celali görüyoruz. Nevlere baktığımızda vahdeti, fertlere baktığımızda ehadiyeti görüyoruz. Fertlere baktığımızda sanattaki incelikleri görüyoruz. Fertlere baktığımızda hiçbirinin ihmal edilmediğini görüyoruz. Onlardaki onlardaki eee rızkı, onlardaki sanatı, onlardaki incelikleri görüyoruz. Nevlere baktığımızda çoklukları görüyoruz. Kesreti görüyoruz, orduları görüyoruz, celali görüyoruz. İnsanın yaptığı sanatların suhulet ve su dereceleri onun ilim ve cehliyle ölçülür. Bunu hiç unutmayın. Çok önemli bir hayat prensibi bu. Cehalet zorlaştırıyor, ilim kolaylaştırıyor. Birisi çok zor bir şey yapıyor. Ötekisi alıyor onu elinden hemen yapı veriyor. Bilirsiniz çoktur bunlar. Çok uğraşıyor, çok didiniyor. Çok didiniyor. Sonra başka biri alıyor. Onu hemen yapıveriyor. Çünkü ilim kolaylık, cehil de zorluk sebebi. Bizim bir şeyi yapmamız gözün bir bakışı gibi kolay ve süratli tek bir emirdir. Bu da Kamer suresi 50. ayetti. Bu da bizim anahtar cümlelerimizden. Şimdi sevgili Fatma Nurumuzun duasıyla başlayalım. Sevgili Fatma Nurumuz bu ara hızlı maşallah barekallah şöyle demiş. Ey celal ve ikram sahibi Rabbi cevadım demiş. Zülcelali vel ikram diyoruz ya. Zülcelali vel ikram. Ey celal ve ikram sahibi Rabbi cevadım, sen bir tecellini kalbimizde marifete, muhabbete dönüştür. Her bir tecelli sen, her bir tecellini kalbimizde marifete, muhabbete dönüştür. Küçüklerdeki büyük tecellilere aç bizleri. Aç ve gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımın gittikçe derdine betar et müptela beni. Bu e biliyorsunuz Fuzuli'nin şiiri Leyla Leyla ve Mecnun Mesnevisinde Fuzuli Allah'a dua ediyor. Diyor ki ya Rabbi gittikçe güzelliğini sevgilimin artır. Beni de gittikçe ona daha çok müptela et. Bunun için gerçekten dua etmek lazım. Sevgilimiz Rabbimiz. Çünkü onun güzelliğini neden hevan ve heşeratta haşeratta seyretmeyelim? Neden hevan ve haşeratta Rabbimizin cemali tecellilerini görmeyeyim? Gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımın gittikçe derdine beter ept müptela beni. Tam da dün evimizin son dönemlerdeki yeni misafiri ilginç bir çekirgeden rahatsız oluyor oluşumdan rahatsız olmam vesilesiyle böceklerle tanışma arzumu dillendirmiştim arkadaşlar. Rahatsız oluyor oluşumuzdan rahatsızlık duymak lazım. Fatmanor gibi tam da diyor dün evimizin son dönemlerdeki davetsiz bir misafiri. İlginç bir çekirge ondan rahatsız oluyor Fatma ama rahatsızlığından rahatsız oluyor. Ve diyor ki arkadaşlarına, "Benim böceklerle tanışma vaktim gelmiş galiba." diyor. Bu ders çok tatlı bir tevafuk oldu. Latif ve nazik üstadımıza selam olsun demiş. Gerçekten de öyle değil mi üstadımız? Latif ve nazik. Emin olun. Yani hangi hevama, hangi aşarata baksak 40 eee kanıya yüklesek taşımayacak. O kadar hikmetli. Evet. Eee sevgili Fatma Nur'umuzun duasını okuduk. Dualarınızı bekliyorum değerli dostlar. Bu bu dersin nasıl duası olur diyeceksiniz. Fatma Nur'un yaptığı gibi kainata karşı kainat kitabını doğru okuma duaları olsun. Bugünkü dualarımız hayranlık duaları, hayret duaları olsun. Cenabı Hakk'ın celalini de cemalini de görme duaları olsun. Nevilerde celali fertlerde cemali görme okuma duaları olsun. Bugünkü dualarımız. Bugünkü dualarımız Cenabı Hakk'ın bütün bir kainatta mevcudatı nasıl kesretle intişar ettirdiğini seyrederken ilmin kolaylığa, cehl zorluğa sebebiyet verdiğini idrak dualarımız olsun. Evet sevgili dostlarım, sevgili Feyzacığımın feyizli duası geldi. Onu okuyalım. Şimdi şöyle demiş. Kabına sığmayan ruhların santral merkezi. Yalnız sensin ya Rabbi. Ya latif, kabına sığmayan ruhların santral merkezi yalnız sensin. Küçükten büyüğe tüm varlığı birbirine iliklemiş sensin. Küçükten büyüğe tüm varlığı birbirine iliklemiş ilmin düğmeleri açmak ne zor cehliyle amel edene. Sırlar nasıl da ayan nefsini bilene ya Ved ey kulunun dar dar hanesine ben sığdım diyerek meccanen seven meccanen sığan ey kulunun darhanesine. O neresi kalp? Ben arzu semaya sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım diyor Rabbimiz. Ey kulunun darhanesine ben sığma sığdım diyerek mecanen sığam. Et bir zerresinin bile kesrette kaybolmasına izin vermeyen ne olur ruhumu incelt ta ki ipekten de yumuşak hissetsin rahmetini. Bu hepimizin duası olsun. Ya Rabbi ne olur ruhlarımızı incelt. İpekten de yumuşak hissetsin rahmetini. Müstahit kıl ruhumu, ruhumu ihtişamını görmeye. Amin. Ya Rabbi müstahit kıl ruhlarımızı. ihtişamını görmeye. Ya hayyu ya Kayyum. Bir kün ile dolduruver. Bir kün ile olduruver kolaylığı beklemeden celalinle birdenbire. Birdenbire ya Rabbi bir iplik bir ipekten bile yumuşak hissetsin rahmetini kalplerimiz incelt ruhlarımızı Rabbimiz sevgili Sudeciimin duasını okuyacağız ona çok selam ediyorum. Emine ablacığım bugünkü Mesnevi Nuriye dersimiz okulda işlediğimiz bir dersin kalbimdeki boşluklarını tamamladı. Allah'ım ne olur? Allah'ım ne olur? bizlere bütün bir haşere ve hevama iman-ı nazarla bakabilmeyi nasip eyle. İm iman-ı nazar. İman-ı nazar yani odaklanarak mana harfiyle bakabilmeyi nasip eyle Allah'ım. Ne olur bizlere bütün haşere ve hevama iman-ı nazarla bakabilmeyi nasip eyle. Bu çok önemli bir dua. Bizlere varlığa karşı karşı saygılı olabilmeyi nasip eyle. Mana-ı harfi ile okuyabilmeyi nasip eyle. Fertlere bakıp cemali görebilmeyi, kusursuz ve sonsuz sanata karşı tefekkür ibadetini yerine getirebilmeyi, nevlere bakıp celali görebilmeyi nasip eyle. Allah'ım sınavı başarı ile geçip diğer dönemde laboratuvarda senin rızan doğrultusunda çalışabilmeyi ve her bir detayı gördükçe sana şükredip senin güzelliğine heva eee senin güzelliğini hevam ve haşeratta seyredebilmeyi nasip eyleme. Amin ya Rabbi. Amin. Hevan ve haşeratın uzmanı olsun inşallahu teala sevgili Sudeciğim. Onlardaki sanatları, tecileri, tecilerin nihayetsizliğini Allah ona seyrettirsin. O da bize tercüme etsin. O da bizi hayrete, hayranlıklara götürecek makaleler yazsın, kitaplar yazsın, konferanslar versin inşallahu Teala. Sevgili Sude inşallah sınavlarını geçsin muvaffakiyetle. Evet. Şimdi pek sevgili Betül Muhlisecimin güzel çocuğumun eee şiirini, duasını okuyacağız. Ona çok selam ediyorum. Şöyle demiş: "Ne diye korkarsın ey hodbin? Neden düşmanlık edersin? Değil mi ki o hasımlık ettiklerin her belanı çekerler? O haşereler ki seni muzırdan korurlar. Görmek istersen mükemmeli vazgeç şu ahmaklıktan. Aç ki gözlerini göresin yaratılan en güzelleri. Çok güzel olmuş. Çok güzel özetlemiş benim güzel çocuk. Aç gözlerini. Rabbimiz açsın gözlerimizi. Görelim. Sanat-ı ilahiyeyi görelim. Tecellilerin nihayetsizliğini görelim. Cenabı Hakk'ın ilminin sonsuzluğunu, vacibül vücud oluşunu göstersin. Rabbim nihayetsiz cud ve sehasını göstersin. Evet. Peki sevgili Mustafa Hamza'nın duasını okuyacağız şimdi. Ona çok selam ediyorum. Ey dost diye başlamış zevili Mustafa Hamza. Yükle bir sinekçiğin, bir tayyarenin kanadını. 40 katıra hangi biri taşıyabilir? Yükle bir sinekçiyin kanadını, bir tayyarenin kanadına ya da 40 katıra hangi biri taşıyabilir. Eğer öyleyse sen kimsin? Onlara mübarek kanlarını ellerine layık görürsün. Öyleyse sen kimsin? Onların mübarek kanlarını ellerine layık görürsün. Onları yani o senekleri öldürürsün. Rabbin arıya vahyetti. Sen duyabiliyor musun dost? Rabbinin söylediklerini, arının dillendirdiklerini. Rabbin senin kalbine de vahiy ediyor. Sen duyabiliyor musun? Irı duyuyor. Ve sen rabbinin arıya duyurduklarını duyabiliyor musun? Ey dostum, binler termitler, yarasalar ve midesi onun elinden çıkmış. Keneler hiç mi görmüyorsun? O görünüşte minnacık maharetçe kocaman küçükleri ne kadar mı kör bu kadar mı kör gözün ey nefis bırak kendini çağlayana güven ona. Bu da Çağlayan dergisi için güzel bir gönderme olmuş. Çok güzel olmuş. Bırak kendini Çağlayana. Okuyun Çağlayan dergisini. Gerçekten çok güzel makaleler var. Bırak kendini çağlayana. Güven ona. Bırak o seni nereye götürürse götürsün. Müsterih ol. Bil ki, bil ki, bil ki her yol ona çıkar. Evet. Ona çıksın yollarımız inşallahu teala. Şimdi pek sevgili Edacığımın şiirini okuyacağız. Pek sevgili Edacığımın duasını okuyacağız. Edacığım yolda selametle gitsin inşallahu teala. Allah onu menzili maksuduna eriştirsin. Ey merhametliler, merhametlisi Rabbimiz, onca günahıma ve bitmeyen şikayetlerime rağmen beni büyük bir şefkatle sarıp bu salih dairede bu güzel hizmet kardeşlerimle beraber eyledin. Bunun şükrünü nasıl eda edebilir bu gedan? Ne olur beni ıslah et. Razı olduğun kullarından eyle. Öyle ki pirimizin bahsettiği hizmet insanın portresine ben de uyayım. Rüyadan uzak, riyadan uzak, sümadan uzak, ucuptan uzak, tevazuya yakın, sana yakın Allah'ım ne olur tut ellerimizden. Tut ki edemeyiz siz ya Rabbi. İlimle donanmış, ilimle mücehhez olalım inşallahu Teala. Şimdi pek sevgili Zeynep Nevracığımın şiirini okuyacağız. Ona çok selam ediyorum. Benim güzeller güzeli çocuğuma. Şöyle demiş: "Bir gözümü sineye verdim. Göremez bu." dedi. Taktı beni kanadına, saman yolunu izletti. Bir elimi salyangoza verdim. Anlamadığını yazamaz bu. Dedi. Koydu beni evine. Mürekkebini izletti. Verdim dudaklarımı arıya. Bekçisiz bu tadamaz." dedi. Çaldı ağzıma balını şifasını izletti. Verdim kulağıma ağustos böceğime. "Kulağın var ama duyamaz bu." dedi. Koydu beni toprağa. Sanatımı dinletti. Sonra ekledi. Bakmayı bırakma. Çünkü bizde saklıdır seni çağıran is. Sonra küçüğün sesinde küçüğün sesinden anlam seslendi. Bir toz zerresinde de yürür emrim. Bir yıldızda da sen yalnız bakmayı bil. Ben sana görmeyi veririm. Büyük sandığın uzaklık değil. Büyük sandığım sensin. Ben seni küçülttükçe mahlukatta gizlediğimi sezersin. Çok güzel benim güzeller güzeli çocuğum. Sonra küçüğün sesinden anlam seslendi. Bir toz zerresinde de yürür emrim. Bir yıldızda da. Gerçekten de anlam varlıktan bize sesleniyor. İlahi hitam. Ne diyoruz ona? Hal dili. Bir toz derisinde de yürür emrim. Bir yıldızda da sen yıldız bakmayı bil. Ben sana görmeyim. Sen yalnız bakmayı bil. Özür dilerim. Ben sana görmeyi veririm. Büyük sandığın uzaklık değil küçük sandığın sensin. Ben seni küçülttükçe mahlukatta gizlediğimi sezersin. Sevgili Şerifeciğimin çizimi gelmiş. özlüyoruz. Şelife'nin çizimlerini, yokluğunu hissediyoruz. Eee, sevgili Şelife'nin çiziminde bir, eee, bir haşerat ve heam dünyası çizmiş. Bir hayali haşerat ve heam dünyası içinde kelebekler, karıncalar, ağustos böcekleri, uğur böcekleri, solucanlar hepsi var. ve onlara karşı elinde bir büyüteç olan, eee, çok onları okuyabilmiş olan bir özne. Tatlı bir kız çocuğu kalpler göndermiş hepsine, hepsine kalpler göndermiş. Büyüteç de mana-ı harfiyle bakmanın büyüteç. Sevgili Goncagül'ün duası eee Ey Hay esmasını tecelli ettirmekle canlılarda farklı esmalarını tecelli ettiren Rabbim kainata koyduğun sistemi okumaya anlamaya saygı duymaya kalbimi bu yolla marifetine açmaya niyet ettim. Ne olur yolumu aç. yardım et ya Rabbi. Amin. Elfi alfi amin. Sevgili Çiçeğin duasını okuyacağız şimdi. Ona da selam olsun. Rabbim bizleri ve sevdiklerimizi amelleriniz sevdiklerimizin amellerini salih eyl. Hakikat aşığı eyle bizi. Kainatı okuyabilmeyi, kainatın büyük harfle yazılmış yazılarını okuduğumuz gibi küçük harfle yazılmış yazılarını da okuyabilmeyi bize nasip eyle. İncelikleri aç bize ya Rabbi. Bizi derinlikleri aç. Rabbimiz seni tanımayı, anlayı anlamayı, hayatımıza tatbik edebilmeyi nasip eyle. Latif ve nazik üstadımıza layık et bizleri ya Rabbi. Amin. Sevgili Çiçek, şimdi de sevgili Karanfilin duasını okuyacağız. Bugün bayramdır bana demiş. Kıymetli dostumun tahliyesiyle gönlümü bayram coşkusuna çeviren yaratıcıya duamdır. Geride kalan kardeşlerimizin sevdiklerini özgürlüklerine kavuşturup asıl bayramları yaşatsın bize Rabbimiz. bizi de şahit kılsın. Rabbim, Rabbim isminin inanan kullarının üzerine olana Rab Rahim isminin inanan kullarının üzerinde tecelli etsin rabbimizi. Amin ya Rabbim. Sevgili Karafil gerçekten büyük bir bayram. Gerçekten büyük bir bayram. Kardeşlerimizin hürriyeti. Ona dair de bir tecrübem var. Hapisten çıkmış. uzun yıllar hapiste kalmış bir arkadaş. Orada böceklerle nasıl arkadaşlık ettiğini ve ilk defa onlardaki olağanüstü sanatlara orada açıldığını anlatmıştı. Sevgili Şule'nin duasını okuyacağız şimdi. Ya hay ya musavvir ya rabbel alemin. Oğul deyince cüzlerde küller, küllerde nice düzler yaratan, göz ile görülmeyen bir böceğe tecelli eden Rahman bana da ümit oldu. Nice küçüklere her şeyi kuşatan büyük rahmetinin değdiğini bir kez daha gösterdi. Bu nefs-i emmaremin kirlerinin kesretinden utanarak bir sineğin kanadından ümit yudumlatan Rabbim senin rahmetine sığınıyor, bir zerrenin kurtuluş ümidiyle sana yöneliyorum. Ne olur beni de affet. Arıya ilham ettik ayetinin gönlüme ümit olması gibi tecellilerinin feyzini benim gönlüme de akıt, ilham et. Onları ihtiyaç duyan gönüllere bir bal peteği mahiyetinde ballar balını tatmaya vesile eyle. Amin. Elf alfe amin. Elf alfi amin. Evet değerli dostlarım bugünkü dersimiz böyleydi. Görüşmek üzere. Allah'a emanet olasınız.

EMİNE EROĞLU İLE MESNEVÎ-İ NURİYE OKUMALARI - 236: MUHTEŞEM KÜÇÜKLER

Channel: Emine Eroğlu

Convert Another Video

Share transcript:

Want to generate another YouTube transcript?

Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.