Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: GÜZEL AHLAKI KAZANMANIN YOLLARI
Video Transcript:
Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve seyyidina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecm. Estağfirullah estağfirullah estağfirullah. Elf alfi salatin vef selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Hazirunu eee değerli dostları, güzel dostları muhabbetle selamlıyorum. Gayibu da hasretle muhabbetle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun diye ümit ediyorum. Bugün derin Müslümanlıktan bir ders yapacağız. Aynı zamanda kutlu doğum ayında olduğumuz için ahlak-ı Muhammediye'den bir ders yapmış olacağız. Bu bağlamda güzel ahlakı kazanmanın yollarını konuşacağız. Ama ben derse başlamadan bir duyuru yapmak istiyorum değerli dostlarım. Biz sizinle e bu dersin halkaları yakın ve uzak halkaları daire daire uzaktaki yakınlar yakındaki yakınlar hep aynı halkanın aynı ders halkasının içerisindeyiz. Aynı duanın aynı mananın içerisindeyiz. Ben dua ederken de öyle dua ediyorum. Aynı mananın, aynı ruhun, aynı halkanın, aynı ders halkasının içerisinde bulunduğumuz kardeşlerim diye dua ediyorum sizleri. Ama aynı zamanda da eee bu dairenin içerisinde yani bu halkaların içerisinde muavenet diye bir kavramız var biliyorsunuz. Muavenet yardımlaşmak manasına geliyor. Yani yardım etmek değil, yardımlaşmak. Birbirimizin elinden tutmak. Ve biz aynı hayrın da içinde bulunalım bu dairedeki kardeşlerimizle diye eee mevsimler üzerinden nasıl dört mevsimde dört kitap bitirmeye çalışıyoruz. Risale-i Nurlar'dan dört mevsimde garaj şeyler yapıyoruz muavenet yararına ama üç tane yapabiliyoruz. Kışın yapılamıyor havaların elverişli olmamasından dolayı üç tane garaj seil ilk ikisini yaptık. İlki mevsimde ilkbaharda yazsa yaptık. Şimdi sonbahar garaj seyilimizi yapıyoruz. Ve şöyle bir geleneğimiz var. Garaj sei yaparken. Garaj seinin ne olduğunu bilenler bilir ama küçükçe izah edeyim. Amerika'da böyle bir hak veriyor belediye e insanlara. Kendi garajlarında satış yapabiliyorlar. Yılda iki kere üç kere belediyelere göre değişiyor. Siz eee kendi garajınızda bir şeyler satabiliyorsunuz. Buna müsaade ediliyor. Biz de ben bir sitede oturuyorum. Sitedeki komşularımızla beraber bir eee pazar, bir hayır pazarı kuruyoruz ve orada bir şeyler satmaya çalışıyoruz. Ben de kendi adıma kendi yetiştirdiğim çiçekleri satmaya çalışıyorum arkadaşlarıma. Özellikle arkadaşlarıma diyorum. Çünkü çiçeklerin melekutiyeti, hayatı temsil ettiğinden dolayı onların böyle dostların, kardeşlerin evinde bulunması beni çok mutlu ediyor. Hem çiçekler kendilerini çoğalttıkları için bereket vesilesi oluyor benim hayatımda. Zikir vesilesi, tefekkür vesilesi oluyor. Hamdusanalar olsun. Ben de çiçeklerimi dahil ediyorum. Arkadaşlar bize çok güzel malzemeler veriyorlar ve muameliyet yararına satış yapıyoruz. Bunu sadece biz yapmıyoruz. Ben Niger'de bulunuyorum. Amerika'nın muhtelif yerlerinde, New Jerse'nin muhtelif yerlerinde benzer etkinliği kardeşlerimiz de yapıyorlar. Biz komşularla bir araya gelip yapıyoruz bunu ve fedakarlar ekibinin burada bulunan kardeşlerimizi işin içerisine katıyoruz. Onlar da bize yardım ediyorlar. Hamdü senalar olsun. Ama bir şey daha yapıyoruz biz. geniş bir halka olduğumuz için daireler arasında geçişkenlik olduğu için gayibunla hazirun arasında aynı zamanda bir govantimi hesabı açıyoruz. Uzaktaki yakınlar bize destek olsunlar diye. Çünkü hedeflediğimiz rakamlara uzaktaki yakınlar bize destek vermeden erişemiyoruz. Bir gofantme hesabımız var. Bu gelenek haline geldi. Aslında arkadaşlar biliyorlar. Benim izahatım da çok gereksiz bir izahat olabilir. Hakkınızı helal edin. Eee, uzaktaki yakınlarda bize destek veriyorlar. Benim için bu çok önemli. Aynı hayrın içerisinde sizinle buluşabilmek çok önemli. Küçük ya da büyük herkes imkanı nispetinde. En son yaptığımız Garçelde ben 313 rakamını hedeflemiştim. 313 bize destek veren kardeşimiz olsun diye. Çünkü e malumunuz Ashab-ı Bedrin sayısı aynı zamanda Calut ordusuna karşı mücadele veren Talut ordusunun da sayısı 313'tür. Öyle bir hedef koymuştum kendime. Az ya da çok rakamsal olarak da hedef koyuyoruz. Eee, bir rakama ulaşmaya çalışıyoruz. Önümüz kış mağduriyetlerin ne kadar derin olduğunu anlatmaya ihtiyaç hissetmiyorum. Bunları vicdanınız zaten duyuyor. Pek çok şeyi konuşmadan da anlayabilecek bir dil var zaten aramızda. Mağduriyetlerin derinliği meselesi ise hiç söz götürecek bir durum değil aslında. Önümüzün kış olduğunu da unutmamak lazım. Biz de maalesef kışın garajsı yapamıyoruz. Dolayısıyla o konuda sizin her türlü desteğinize ihtiyacımız var. İşin içerisinde olmanızı arzu ederim. Aynı hayrın içerisinde olursak ahirette de beraber oluruz diye ümit ediyorum. Aynı halkanın, aynı doğanın içerisinde bulunduğumuz gibi aynı hayrın içerisinde bulunmanın da beraberliğimizi, kardeşliğimizi, geçişkenliğimizi derinleştirdiğine ve bizi birbirimize daha çok yakınlaştırdığına inanıyorum. Allah hepinizden razı olsun. Sevgili Asuman Gofantmi hesabımızın linkini paylaşır sizlerle. Bu dersin altına da koyarız inşallahu teala. Bize katılmak isteyen kardeşlerimiz bize iştirak edebilirler. Allah hepinizden razı olsun. Bunu yapamayan kardeşlerimiz bize o diyorlar ki bazı arkadaşlar Emine abla biz buradan sadece size dua edebiliyoruz. Duanın ne kadar büyük bir fazilet olduğunu asla göz ardı etmemek lazım. Eee hepinizin duasına da çok ihtiyacımız var. kardeşliğin pekişmesi için özellikle son dönemlerde farkındasınız hizmet üzerinde birtım oyunlar oynanmaya çalışılıyor. Fitneler, fesatlar yayılmaya çalışılıyor. Bunlara karşı biz ancak kardeşliğimizi pekiştirerek yani birbirimize daha çok sokularak, saflarımızı kuvvetlendirerek karşı koyabiliriz. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem, "Elinizde bir fidan olsa, kıyamet dahi kopuyor olsa, o fidanı dikin." diye buyuruyor. Bizim elimizdeki fidan hizmet fidanı, kardeşlik fidanı, muavenet fidanı. Onu dikmek zorundayız. Etrafımızda kızıl kıyametler de kopsa biz hizmete devam etmekle mükellefiz. Hayrı çoğaltmakla mükellefiz. Hayrı çoğaltma adına yapabileceğimiz ne varsa geri durmamakla mükellefiz. Bazen insan bu kızıl kıyametler koparken etrafında ya da gürültüler çıkarılırken birtım gürültüler çıkarılırken şamatay-ı ada diyor buna. Eee şamatay-ı ada deniliyor buna Kur'an-ı Kerim'de. Eee müşrikler de gürültü çıkarıyorlardı Müslümanların sesini bastırabilmek için. Böyle bir atmosferin karşısında bazen insan hani bu gürültülerin sesimizi bastıracağından endişe ediyor. Eee ama geri durmamak lazım. Yani biz söylememiz gereken şeyleri, yapmamız gereken şeyleri geri durmadan ifa etmekle mükellefiz. Hayrı, bereketi, yümnü Allah'a ait. Biz kendi irademizin hakkını vereceğiz inşallahu Teala. En çok da en çok da kardeşlik diyeceğiz, muavenet diyeceğiz, hizmet diyeceğiz, hayrı çoğaltmak diyeceğiz ve bu konuda birbirimize de destek olacağız. Zaten ayet-i kerimede Rabbimiz öyle buyuruyor. İyiliği çoğaltma konusunda birbirinize yardımcı olun. Kötülükte birbirinize yardımcı olmayın diyor Rabbimiz. Bugün de aslında tam manasıyla Rebü Evvel ayının bereketinden istifade ederek Hoca Efendinin son kitabı Derin Müslümanlık üzerinden bir ders yapmayı murat ettim. Biraz bekledim. Kitap çıkalı biraz vakit oldu. Hem kitap sizin ellerinize ulaşabilsin. Ufuklarınıza doğsun. Eee, bir güneş gibi doğsun ufkumuza. Onu bekledim. İkincisi de Rebüvel ayını haseten bekledim. Çünkü derin Müslümanlık kitabı ahlakı anlatan bir kitap ve Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in ahlakı Kur'an ahlakı. Dolayısıyla biz derin Müslümanlıktan birtım bahisler okurken aynı zamanda Sünnet-i Seniye'yi de okumuş olacağız. Onu da değerlendirmiş olacağız. Eee bunu eee daha önceki kandil sohbetlerimizden bir tanesinde altını çizmiştim. Arkadaşlara, topluluklara efendimizin bir sünnetini söyleyin denildiğinde çoğunlukla akla efendimiz şöyle yemek yerdi, şöyle otururdu, şöyle uyurdu gibi eee şeyler geliyor. Bunlar canımız kurban olsun efendimizin en küçük bir sünnetine. Ama dikkat ederseniz hep şekli sünnetler zikrediliyor. Çünkü eee şekli bir Müslümanlık var. Aslında kitabın adının derin Müslümanlık oluşunun da temel sebebi bu. Hoca efendinin derin Müslümanlık başlığı altında bir bamteli sohbeti var. Orada diyor ki, "Bizim yürüdüğümüz yolda yürümek için sığ Müslümanlık yetmez. Derin ve canlı bir Müslümanlığa ihtiyacımız var diyor hocamız." Evet. Derin ve canlı bir Müslümanlığa ihtiyacımız var. Ve derin Müslümanlık aslında tam manasıyla burada anlatıldığı gibi Kur'an ahlakıyla, Allah ahlakıyla, Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in ahlakıyla ahlaklanmakla mümkün. Öyle olunca biz buradan bahisleri okurken mesela diyelim ki eee burada güzel ahlakı kazanmanın yollarını okuyacağız. Ya işte bu yollar aslında bize efendimizin öğrettiği yollar. Güzel ahlaka ilişkin okuyacağımız her bir sıfat efendimizin sıfatı. O güzel ahlakı cisme büren, büründüren bizim aramızda hakkın elçisi, hakkın nezdinde de bizim elçimiz olan Allah Resulü güzeller güzeli sallallahu teala aleyhi ve sellem. Böyle olunca eee ahlakı hoca efendi bu kitapta derin Müslümanlık kitabında ahlakı hakiki insan olmanın yolculuğu olarak tanımlıyor. Yani biz zaman zaman terakki diyoruz, tekamül diyoruz. Teraki diyoruz, tekamül diyoruz. Tasavvufta seyri sülük deniliyor. Potansiyel insan olmaktan hakiki insan olmaya doğru yolculuğumuz. Bu kitapta işte bu yolculuk tahalluk yani ahlaklanma yolculuğu üzerinden anlatılıyor. Birtım çok güzel başlıklar var. Biz bunlara değineceğiz. Bugün güzel ahlakı kazanma yolları üzerinde duracağız. Ama çok önemli diğer başlıklar da var. Mesela güzel ahlakı korunmanın yollarından sonra eee güzel ahlakı elde etme yolunda atmamız gereken adımları anlatacak bize hoca efendi. Bir de biliyorsunuz bir de meselenin kötü ahlak hususiyetleri var. Öyle olunca kötü ahlaktan korunmanın yol yöntemlerini de öğrenmemiz gerekiyor. Ona ilişkin bir başlık da var. Beni çok etkileyen başlıklardan bir tanesi kayma noktaları başlığı. Onu da ders olarak mütalaa etmemiz gerekiyor. Sonra uzun uzun hoca efendi güzel ahlakın sıfatlarını eee da ele alıyor kitapta. Eee dediğim gibi böyle beş başı mam çok bütünlüklü, çok güzel bir kitap. Müslümanlık kitabı ve bize ihtiyacımız olan metodolojiyi de öğretiyor. Aynı zamanda sistematik olduğu için değerli dostlar kitap sistematik olduğu için biz de bunu böyle kendi adımıza bir el altı, bir ders kitabı, bir talim kitabı olarak okuyabiliriz. Beraberce zaman mütalaa edebiliriz. Bugün okuyacağımız güzel ahlakı kazanmanın yollarının birinci maddesi kusurlarımızın farkına varma. Kusurlarımızın farkına varma. kendimizi geliştirebilmek için, değiştirebilmek için, tekamül edebilmek için kusurlarımızın farkına varma maddesi. Kusurlarımızın farkına varabilmeyi de hoca efendi detaylandırıyor. Mesela muhasebe duygusu, hayır hah edinme, eleştirilere kulak verme, toplumun içinde yaşama, Kur'an ve sünnet penceresinden hadiselere bakma. Bunlar bizi Kur'an'ı Kur'an'ın yolculuğu, Kur'an'ın düsturları içerisinde güzel ahlakı kazanma yolunda kusurlarımızın farkına vardırılacak, vardıracak olan unsurlar şeklinde karşımıza çıkacak. Bunların üzerinden bir geçelim inşallahu teala. Hoca efendi meseleye başlarken şöyle diyor: "İslam bizi aslında ifrat ve tefritten uzak tutuyor ve sırat-ı müstakimde yürümemizi istiyor Rabbimiz. Biz de Fatiha-i Şerife'de bunu defalarca, her gün defalarca Allah'tan istiyoruz. İfratlardan ve tefrit yani aşırılıklardan kurtulmak istiyoruz. Ölçülü olmak istiyoruz. Ölçülü, dengeli insanlar olmak istiyoruz. Ve buna muvaffak olabilmek için de e Cenabı Hakk'ın istediği ahlaki vasıflarla donanmak istiyoruz. Derin Müslümanlık kitabının bize öğrettiği en önemli şeylerden bir tanesi şu aslında. Bizim ahlak felsefemiz yani Müslümanların ahlak felsefesi esma-i ilahiye ile ahlaklanmak üzerine kurulu. Biz nasıl ahlaklanıyoruz? Mesela sorsam Zeynep Nevra'ya desem ki, "Güzel çocuğum, bizim ahlak felsefemiz nedir?" diye. Cevabımız şu: "Biz Rabbimizin isimleriyle yani esma-i ilahiye ile ahlaklanıyoruz. Ve Rabbimizin isimleriyle ahlaklanmak için o isimlere açılmamız gerekiyor. Bu bizim açımızdan çok önemli. O isimlere açılınca ahirette de o isimlere muhatap oluyoruz. Bizim eee ahlak felsefemiz bu. Dolayısıyla da aslında bu yolculuk bizim için yani ahlaklanma yolculuğu bizim için aynı zamanda bir marifet-i ilahiye yolculuğuna da dönüşüyor. Yani biz Rabbimizi tanıdıkça onun ahlakıyla ahlaklanıyoruz. Onun ahlakıyla ahlaklandıkça Rabbimizi daha çok tanıyoruz. O yüzden de şimdi biz ne istiyoruz? Hem güzel ahlakla ahlaklanmak istiyoruz. Ama bunu yaparken aynı zamanda üzerimizdeki menfi ahlak, olumsuz ahlak özelliklerinden de kurtulmak istiyoruz. Şunun altını çizeyim. Biz böyle ahlaksız diye bir ifade kullanırız ya ahlaklı olmayan insanlar için. Fakat kötü ahlak da ahlaktır. Bunu unutmamak lazım. Yani bir insanın mesela bir insanın diyelim ki menfi manada işte öfkeli olması, hırslı olması, efendim inatçı olması, kıskanç olması, şu bu bizim menfi ahlak özellikleri olarak tanıdığımız özellikler. Onlar da ahlak yani o insan da ahlaklanıyor ama kötü ahlak, sui ahlak dediğimiz hususlarla ahlaklanıyor. Biz ne yapacağız? Hem bir taraftan güzel ahlak özellikleri kazanacağız. güzel ahlakı kazanmanın yöntemlerini öğreneceğiz. Bakın ne kadar önemli değil mi? Metodoloji öğretiyor hoca efendi bize. Ahlakın, ahlakın metodolojisini, usulünü öğretiyor bize. Nasıl güzel ahlakla ahlaklanacağız ve bunu yaparken de kötü ahlak özelliklerinden nasıl e sıyrılıp çıkacağız? Buradaki öncelik ve sonralık diyor hoca efendi. Arka arkaya olmak zorunda değil. Yani kötü ahlak özelliklerimizi terk ettikçe onların yerine güzel ahlak özelliklerini zaten ikame edebiliyoruz. Güzel ahlaki vasıflar kazandıkça da kötü ahlak özelliklerimizi terk ediyoruz. Yani illa önce şu sonra bu diye bir durum söz konusu değil. Zaten insanın fena huylardan kendini kurtarmaya çalışması aynı anda güzel ahlakla ahlaklanmasını beraberinde getiriyor. Mesela kişi diyelim şehevi hislerinden, hayvani isteklerinden kendini korumaya çalışıyor. Diyelim ki böyle şehevi hislerinden, diyelim ki hayvani arzularından kendini korumaya çalışıyor. Bunu yapabildiği sürece, bunu yapabildiği sürece eee ne yapıyor o insan? terakki ediyor, tekammül ediyor. Bunu yapabildiği sürece marifet-i ilahiyeyi açıyor, açılıyor ve zikrettiğimiz gibi bunu yapabildiği sürece bir insan, eee, olumsuzun yerine olumluyu koyuyor. Olumluyu koyabildiği her vasıf da onu kötü ahlak özelliklerinden biraz daha uzaklaştırıyor. Değerli dostlarım, eee, böylece kalp ve ruhun dereceyi hayatına da açılmış oluyoruz. Hani hep biz üstadımızın gösterdiği o hedef vardı ya cismaniyetten çık, hayvaniyetten kurtul, kalbin ve ruhun dereceyi hayatına yüksel diye. Şimdi bu güzel ahlak özellikleri bizi bu noktaya taşıyor ve biz bu sayede esma-i ilahiyenin ferah feza iklimine erişiyoruz. Esas olan bu bizim için. isimlerle ahlaklandığımız için mesela diyelim ki cömertsek eğer Cenabı Hakk'ın cevad esmasıyla ahlaklanıyoruz. Fıtratımızdaki öfkeleri yenip de halim bir insan olduğumuzda halim esma ilahiyesine açılmış oluyoruz. Onun ferah feza iklimine geçmiş oluyoruz. Diyelim ki diyelim ki değerli dostlar eee cehaletten ilme doğru bir yolculuk yapıyorsak Ali Mesema ilahiyesi ile ahlaklanmış oluyoruz. Affedici bir insansa affüvü esma-i ilahiyesi ile ahlaklanmış oluyoruz. Dikkat edin bakın hep esma-ı ilahiyenin ferah feza iklimine doğru bir yolculuk yapıyoruz. Yaptığımız yolculuk doğrudan doğruya esma ilahiyenin ferah feza iklimine Allah'ın izniyle ermiş oluyoruz. Cenabı Hakk'ın sonsuz akdes ve mukaddes feyizlerinin altına girmiş oluyoruz. Dolayısıyla da üzerimize sağnak sağanak feyizler yağmaya başlıyor bu ahlaki vasıflarla beraber ve eee doğru düşünmeye başlıyoruz, doğru konuşmaya başlıyoruz ve sıdk, emanet, adalet gibi yüksek insani vasıfların sahibi oluyoruz. Konuştuğumuzda doğru konuşan insanlar oluyoruz. Çağırdığımızda insanları hakka çağıran insanlar oluyoruz. emanet edildiğinde bize bir şeyler emanete ehil olan insanlar oluyoruz. Dolayısıyla da yüksek insani vasıflarla, gerçek insani vasıflarla donanmış oluyoruz. Ve böylece güzel ahlakı fıtratımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmek istiyoruz. Hedefimiz bu. Ne var ki? Ne var ki değerli dostlar? kendi eksikliklerini ve kusurlarını insan göremezse ne oluyor? Bu yolculuğu gerçekleştirememiş oluyor. Böyle olunca bizim yolculuğa başlama noktamız aslında kendi eksikliklerimizi ve kusurlarımızı görme noktamız. Kusurlu olmadığımızı düşündüğümüzde zaten mesafe alamıyoruz. Hoca efendi diyordu ya hani ben değişmem diyen insan değişmez. Çünkü değişmemeye azmetmiştir. Ama biz biliyoruz ki insan yeryüzüne değişsin diye gönderilmiştir. İnsan yeryüzüne tekammül etsin diye gönderilmiştir. Kömür olan mahiyetini elmasa dönüştürsün diye, bakır olan mahiyetini altına dönüştürsün diye dünyaya gönderilmiştir. Yani bizim yolculuğumuz kaçınılmaz olarak kusurlarımızın farkına varmayı gerektiriyor. Ve hoca efendi bu başlığı açtığında kusurlarımızın farkına varma başlığını açtığında eğer kusurlarımızın farkına varamazsak marifette derinleşemeyeceğimizi marifet-i ilahiyeden ilelebet mahrum kalacağımızı vurguluyor. Bunun için de insanın kusurlarını ve eksiklerini görmesi, hissetmesi aslında onu ne yapıyor? yola çıkma noktasında şuurlu hale getiriyor. İnsan kusurlarını, eksikliklerini hissettiğinde eksiklerini gidermeye çalışıyor. Bu da onun ilk basamağı oluyor. Bu açıdan insanın eksikliklerini kendinde gösterecek birtım hayır hahlara da ihtiyacı oluyor. Kusurlarını idrak edip telafi yoluna giden bir insan yüce Allah'la irtibatını kuvvetlendirmiş oluyor. Bilinçli bir yolculuğa çıkmış oluyor. Çünkü mesela Fatiha-ı Şerife'yi okurken o iyyake na'budu ve iyyake nastain dediğinde yani yalnız sana kulluk yapıyoruz. Allah'ım bu vazifenin altına girerken de yalnız senden yardım diliyoruz derken bunu şuurlu olarak söylemiş oluyor o insan. Adeta şunu demiş oluyor diyor hoca efendi. Beklediğimiz yardımların en büyüğü aslında bizi doğru yola hidayet etmen bu değil mi? Yani Allah'ım senden yardım diliyoruz. Aslında beklediğimiz yardımların en büyüğü böyle ilahi bir ahlakla ahlaklanmak. Beklediğimiz yardımlardan en büyüğü gerçek insani vasıflara bürünmek. Bunu istiyoruz Rabbimizden. Bizi doğru yola hidayet etmeni istiyoruz diyoruz. Azıp sapmal sapmalardan, şehvani duygularımıza esir olmaktan efendim eee kurtulmaya çalışıyoruz. Böyle bir yola asla girmek istemiyoruz. Resuli Ekrem sallallahu tea aleyhi ve sellem efendimizin yolu üzere olmak istiyoruz. İyyake nabudu ve iyyake nastain derken biz ne diyoruz? Bakın eee ihdin sıratiratel müstakim sıratellezine enamte aleyhim diyoruz. Yani sıratellezine enamte aleyhim. Bu çok etkiler beni daima. Nimet verdiklerinin yoluna bizi ilet diyoruz. Bakın ihtiratel müstakim bizi sırat-ı müstakimi hidayet eyle dedikten sonra şimdi sırat-ı müstakim nedir? Nedir sırat-ı müstakim? Nasıl bir yoldur? Sırat-ı müstakim o sırat-ı müstakim ki diyoruz Allah'ım seni nimet verdiklerinin yoludur. Bakın sırat-ı müstakimi özneyle tanımlıyoruz. Ona birtım sıfatlar takmıyoruz. Onu özneyle tanımlıyoruz. O yolda çünkü bizden önce yürüyenler var. Bir kafile var o yolda. cennete doğru yürüyen bir kafile var. Ve o kafilenin başında da efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem var. Dolayısıyla biz ne istiyoruz? Efendimizin eee izinde yürümek istiyoruz. Onun ayak izlerine basa basa yürümek istiyoruz. İhdin sıratiratel müstakim sıratellezine anamte aleyhim derken bunları şuurlu olarak söylemeye başlıyoruz. Kendi kusurlarımızın farkındalıyız. Ya bunu söylerken içimizde eee bin bir türlü eğriliğin de farkına eee varmamız gerekiyor. O yüzden de yani huzuru ilahiye çıkarken kendi eğriliklerimizin farkında değilsek öyleyse şuurluca okuyamıyoruz aslında Fatiha-i Şerife'yi şuurluca okuyabilmek için işte o bin bir türlü eğriliğin farkına varabilmek gerekiyor. Zira Rabbimizden ne istediğimizin farkındayız demektir. Eğer eğriliklerimizin farkındaysak, kusurunun farkında olmayan kimseler günde 40 defa ahdü peymanlarını yenileseler bile yani günde 40 defa ihdin sıratiratel müstakim sırat enamte aleyhim deseler bile onların ne dediklerinden haberi yoktur diyor hoca efendi tekrar ediyorum şuurlu söyleyebilmenin şartı ne? Kusurunun farkına varmak. Eğer kusurumuzun farkına farkında değilsek söylediklerimizi şuursuzca söylüyoruz demektir. Günde 40 defa ahdü peymanımızı yenilesek bile. Mümin inhiraflarını müşahede ettiği, kendini adeta bir bataklığın içinde düşündüğü zaman ihdin sıratıratel müstakim dediği esnada bataklıkla boğulmak üzere ya da kuyuya düşüp kurtulmaya çabalayan bir insanın hale-i ruhiyesiyle rabbine yönelmiş oluyor. Ne kadar etkileyici değil mi? Yani kendinizi böyle de tahayyül edebilirsiniz. Kuyuya düşmüş bir insan oradan çıkmaya çalışıyor. Bataklığa düşmekten kendini korumaya çalışıyor. İhtinat sıratel müstakim derken aslında böyle bir çırpınışın diliyle ih sıratel müstakim diyebilmek. Söyler misiniz? Nefis bizi kendi bataklığına çekmeye çalışmıyor mu? Nefis bizi kendi kuyusuna doğru çekmeye çalışmıyor mu? Ve pek çok noktada da aslında o kuyunun için içine doğru e sürüklendiğimiz zamanlar olmuyor mu? Dolayısıyla ihsatel müstakim derken aslında tam manasıyla bataklıkta boğulmak üzereyiz. Ya da bir kuyuya düşmüşüz de kurtulmak için çırpınıyoruz ve böyle bir haleti ruhiye ile Allah'a yöneliyoruz. Ne güzel değil mi? Yani ne büyük bir teveccüh aslında bu. Ne büyük bir teveccüh. Bir insan bir kuyuya düşmüş boğulmak üzereyken nasıl bir yönelişi olur? Rabbine nasıl bir yönelişi olur? Düşünün denize düşmüşsünüz boğulmak üzeresiniz. Biris size bir ip atıyor. O ipe nasıl yöneldiğinizi düşünün. Aynen öyle de insan kendi kusurlarının farkındaysa rabbine öyle yöneliyor. Öyle bir teveccüh ediyor rabbine. Ve böylece eee kendi eğriliğini gören ne yapıyor? Rabbine tam manasıyla teveccühü tamla teveccüh edebiliyor. Ama hoca efendi diyor ki bu durum aslında biraz tefekküre de bağlı. Tefekkür etmeye bağlı. Çünkü insanın tefekkür istidadı yoksa taşıdığı kalbin şuurunda değilse eee günahları da ona bir utanma duygusu vermiyorsa e o zaman böyle bir teveccühü söz konusu olmuyor. Öyle değil mi? Hoca efendi diyor ki hani kalbimiz var mı yok mu? Aslında temel soru bu değil mi? Temel problematik bu. Kalbim var mı yok mu benim? Kalbin varsa o kalbin günahlar karşısında pişmanlık duyması. Kalbin varsa o pişmanlıktan dolayı uykularının kaçması, o pişmanlıktan dolayı gözünün yaşarması. bu kalbinin varlığına işaret ediyor. Aksine kalbi katılaşmış bir insansa muhatabımız ya da kendimiz kalbimiz katılaşmış bir ins insansak bu söylediklerimizden ihdin sıratiratel müstakim sıratellezine anamte aleyhim şuursuzca söyleyip geçiyorsak aslında bu kalbimizin katılaştığının bir işareti olarak okunuyor. Bu sebeple bütün latifelerimizle hakikat-i uzmaya yani yüce hakikatlere aşina olmayı ve o hakikatlerle gönüllerimizi mamur kılmayı Cenabı Hak'tan niyaz ediyoruz. Bakın tefekkür dedik ve farkındaysanız kendi mahiyetimizde tefekkür yani kendi insan mahiyetimiz, günahlara açık yapımız, nefsaniyetimiz, ondan kurtulma çabamız, kalbimizi koruma çabamız, kalbimizi bir kale haline getirip de duygularımızı, duygularımızı nefsin istila etmesine karşı koruyabilmemiz, kalp kalesinde koruyabilmemiz. E bütün bunlar aslında insanın kendi mahiyetinde tefekkürünü de gerektiriyor. Asırlar boyunca pek çok ilim adamı diyor hoca efendi insanın kendi kusurlarını bilmesi istikametinde alternatif yollar, yöntemler aramışlar ve geliştirmişler o yöntemleri. Bakın nasıl insan kendi yolun kusurunu görecek. Bakın asırlar boyunca nice insanı kamil o kusurları nasıl göreceğiz, nasıl tedavi edeceğiz bunlara ilişkin yöntemler geliştirmişler. Günümüzde gerek sosyal bilimlerde gerekse fen bilimler bilimlerinde yaşayan yaşanan muazzam inkişaflara imza atan insanoğlunun bugün manevi buhran ve tedenni yani düşüş açısından kendi kusur ve hatalarını görüp tedavi etmesi istikametinde de bir kısım yeni yöntemler geliştirmesi gerekiyor diyor hoca efendi. Şöyle düşünün işte fizikte gelişmeler, matematikte gelişmeler, teknolojide gelişmeler yahu söyler misiniz? İnsanın kendisini tanıması, kendi kusurunu görmesi istikametinde de hiç mi yeni metodolojiler geliştirilmeyecek? Bize yeni yöntemler öğretilmeyecek mi? Hem diyoruz ki zaman enaniyet asrı hem de insanın kendi kusurunu görüp de çareler bulabilmesi noktasında yeni yöntem arayışları içerisinde olmuyoruz. Bu nasıl mümkün olabilir ki? Bunun için ne kadar gayret etsek ki yerindedir ve ne kadar bilim insanı seferber olsa, alim insanlar, arif insanlar seferber olsalar yeridir. Çünkü kusurlarımızı göremediğimiz sürece her şeyimizi kaybetmekle karşı karşıya kalıyoruz. Maalesef insanın bozulması hiçbir bozulmaya benzemiyor maalesef. Hani üstadımız diyor ya, süt bozulunca işte çökelek oluyor süt ama tereyağı bozulunca ne kadar pis bir kokuya dönüşüyor. Taaffün diyoruz biz ona. Öyle bir kokuşuyor ki onu yemek mümkün değil. Tereyağın bozulmuşunu insan bozulduğunda tereyağın bozulduğu gibi bozuluyor. Öyle olunca insanın bozulmasına izin vermeme noktasında yeni yöntemlere ihtiyacımız var. Hepimizin yeni yöntemlere ihtiyacı var. Şimdi Hoca Efendi bu bağlamda meseleyi çok ciddiye alıyor ve zikrettiğim gibi bir metodoloji koyuyor ortaya. Yani derin Müslümanlık kitabı da bu nazarla bakabilirsiniz. Biz sonsuz nuru bir siyer kitabı değil. Siyer felsefesi olarak okuyoruz ya. Çok önemli bu. Bakın bir siyer felsefesi tam manasıyla aslında bir ders kitabıdır. Sonsuz Nur bir siyer felsefesidir. Derin Müslümanlık da aslında bir ahlak felsefesi kitabı. Çok metodolojik. Nasıl kazanacağız güzel ahlaki hususiyetleri? Nasıl kusurlarımızı göreceğiz? Metodolojik kusurlarımızı görme yöntemleri A, B, C, Dfendi sistematize ediyor. Ve ilk maddemiz muhasebe duygusunu kendimizde geliştirmek. muhasebe duygusu. Hoca efendi böyle kelimelerin üzerinde ülfetin, ünsiyetin tozu, dumanı, kiripası var diye böyle yeni kelimeleri de o kelimeleri ekliyor ya. Mesela muhasebe duygusu yerine hoca efendi çoğu zaman kendimizle yüzleşme ifadesini kullanıyor. Kendimizle yüzleşme, muhasebe duygusu bu. Ve hatırlayacaksanız hoca efendinin en son yazdığı yazılar kendiyle yüzleşme makaleleriydi. Bir tane, iki tane değil. Bakın böyle bir seri halinde Hoca Efendi kendiyle yüzleşme makaleleri yazdı. Çünkü hepimizin aslında neye ihtiyacımız var? Kusurlarımızı görebilmek için kendimizle yüzleşmeye ihtiyacımız var. İnsanın düşmesi muhtemel hata, kusur ve günahlar türlü türlü. Çünkü yani bir tane hatamız, kusurumuz yok ki. Şeytanın sağdan soldan, önden, arkadan bir sürü yaklaşma biçimi var. Düşmemizin muhtemel olduğu hatalar, tehlikeler o kadar büyük ki, o kadar türlü türlü, o kadar çeşit çeşit ki bunlardan bir kısmı da Kur'an-ı Kerim'de, sünnet-i sahihada vaaz edilen temel disiplinlerle açık ve net bir şekilde beyan edilmiş olan problemler. Kur'an'da bakıyorsunuz, sünnette bakıyorsunuz. apaçık bir şekilde vaz ediliyor o tehlikeler. İnsanın düşmesi muhtemel olan günahlar ve çerçeveleri de ortaya konulmuş ve belirlenmiş oluyor. Dolayısıyla da insan vahi ilahi tarafından günah olduğunu bilip Allah'ın yasakladığı şeylere karşı temel kaynaklara müracaat etmek suretiyle onları öğrenerek mukabele etmek zorunda. Burada çok önemli bir mesele var. Biliyorsunuz Kur'an ve sünnete vukufiyet meselesi var. Yani haramı ve helali birbirinden ayırt edebilmek gerekiyor ki o haramlardan kendimizi koruyabilelim. Dolayısıyla vahy-i ilahi tarafından günah olduğu bize bildirilip yasaklanmış olan o şeyleri tavır ve davranışlarımızı düzeltebilme noktasında temel kaynaklara müracaat etme zorunluluğumuz var. Öğreniyoruz önce onları. İnanan bir insan gücü yettiği ölçüde bu yolda gayret göstermeli ve dinin temel meselelerini öğrenme azmi gayreti içerisinde olmalı. Malumunuz e hikmet.net diye bir eee web sayfamız var. Hikmet.net. Ben zaman hatırlatıyorum arkadaşlara. Böyle özellikle fıkhi sorularda oraya sorabiliyoruz. Oradan cevaplar alabiliyoruz. Bir heyet yönetiyor orayı. Hoca efendinin talebelerinden oluşan bir heyet. ve hoca efendinin anlayışıyla, onun bakışıyla, onun meseleleri değerlendirme biçimiyle meseleler ele alınıyor. Çok da istifadeye medar buluyorum. Müracaat edilmesi gereken bir kaynak. En iyi bildiğimiz meseleleri bile bir kere daha sormak, bir kere daha bakmak işe yarıyor. Ben arkadaşlarıma hep onu hatırlatmaya çalışıyorum. Yani birileri diyelim ki şimdi böyle bilgi kirliliği var ya sosyal medyada insanlar bir şeyler duyuyorlar, bir şeylerle karşılaşıyorlar. Hep arkadaşlara diyorum ki bunları teyit edin. Yani hoca efendi bu konuda ne diyor? Üstadımız bu konuda ne diyor? Bizim için esas olan odur. Öyle değil mi? Yani bu mesele hoca efendi tarafından nasıl yorumlanıyor? Üstat tarafından bu mesele nasıl yorumlanıyor? Bunlara bakmaya hepimizin ihtiyacı var. Yoksa aklımızı hakem haline getiriyorsak bizim ilmimiz ne kadar, bakışımız ne kadar, derinliğimiz ne kadar, ne kadar yeteriz doğruyu eğriden ayırabilme noktasında ne diyordu Yunus Emre? Mürşid-i kamil olanın gayet yolu asan imiş diyordu. Öyle değil mi? Her mürşide el vermek yolunu sarpa uğratır. Niyazi Mısri mi söylüyordu? Mürşid-i kamil olanın gayet yolu asan imiş. Dolayısıyla her meselede özellikle böyle hayata ilişkin, güncel meselelere ilişkin, hayatın ürettiği problemlere ilişkin bakış açıları kazanmak istiyorsak, hoca efendi bu konuda ne demiş? Üstadımız bu konuda ne diyor? Kur'an ve sünnet kaynakları bu konuda nasıl yorumlanıyor? Nasıl yorumlanıyor? Bakın hoca efendinin söylediği her şey farkında mısınız? Kur'an ve sünnete dayanarak söylenmiş olan sözler. Üstadımızın söylediği her şey Kur'an ve sünnete istinat eden sözler. Dolayısıyla Kur'an ve sünnetin nasıl yorumladığını meseleleri biz hoca efendi bu konuda ne diyor diyerek öğrenmeye çalışıyoruz. Aslında Hoca Efendiden öğrendiğimiz şey sünnetin yorumu. Hoca efendiden öğrendiğimiz şey vahyin yorumu meselelere dair. O yüzden sizden hasseten rica ediyorum. Bu özellikle haramlar, helaller, mekruhlar, mübahlar meselelerinde bir bakın hikmet nokta nette de bu bağlamda müracaat edebilirsiniz. Şimdi hayatı dinin ana kaynaklarına bağlı şekilde götürebilmek için gereken hususları tafsilatıyla öğrenmek herkese lazım. Öyle değil mi? Yani ne olacak? Ana kaynaklara bağlı götürülecek mesele. Mesele ana kaynaklara bağlı götürülecek. Yani birisi kalkmış bize diyelim ki diyor ki işte tesettür işte haram değil. Tarihsel bir mesele. O dönemdeki insanlar için şöyle böyle diye anlatmaya başlıyor. Şimdi biz neyiz? Yani tarihselce değiliz sonuçta. Kur'an-ı Kerim'in ezeli bir kelam olduğunu, belirli bir zamana, belirli bir vakte münhasır hükümlerinin olmadığını gayet iyi biliyoruz. Dolayısıyla birileri böyle söylüyorsa bunları dikkate almak yerine dinin temel kaynakları ne söylüyor? dönüp bakmamız lazım. tafsilatıyla öğrenmeye ihtiyacımız var ve bu herkes için kolaylıkla mümkün olmayabilir. Ancak bu gaye istikametinde telif edilen eserlerden istifade edilebilir. Biliyorsunuz yine Hikmetik'teki arkadaşların hazırladığı bir Müslümanın yol haritası diye kitaplaştı da mesele. Kitaplara da müracaat edilebilir. web sayfalarına da müracaat edilebilir ve eee ana hatlarıyla onlar meseleyi bize izah ederler. Yani günümüzde mesela böyle yediğimiz şeylerde şu işte vanilya ekstrakt eee helal mi haram mı gibi böyle en detay meselelere kadar sorduğumuzda cevap alabileceğimiz bir kaynak var bizim için hamdolsun. Dolayısıyla bu bunlara müracaat etmek. Şimdi bütün bunları bütün detaylarıyla, ayrıntılarıyla, derinlikleriyle bilmesek bile fıkhi meseleler öyle ya ihtiyaç hissettikçe dönüp bakabileceğimiz temel kaynaklarımızın olması lazım. Ana hatlarıyla da olsa bu meselelere bir vukufiyet kespetmemiz lazım. Dolayısıyla da bu eserleri okuyan bir insan için haram nedir, helal nedir belli olur ve kötü fiiller, iyi fiiller net olarak tebeyün etmiş, açığa çıkmış olur. Bu sebeple bu kategorideki hata ve günahlardan ilk fırsatta sıyrılıp kurtulma imkanı bulabilir insan. Eğer buna azmetmişse, gayret ediyorsa. Evet. Bir insan kirli bir akıntıya kendini kaptırmış. Bir günah çukurunda, bir günah çukurundan diğer birine düşüyorsa hiç vakit kaybetmeden tövbe ve istiğfarla rabbine yönelmeli. Onun da olan ahdini yenilemeli ve işlediği günahın mahcubiyetini bir ömür boyu vicdanında duyup hissederek iki büklüm olmalıdır. Şimdi hoca efendinin bu ahlaki sistem içerisinde bize öğrettiği çok önemli bir mesele var. günaha, hakka hayat tanımama. Evet, biz günahın en büyüklerine bile düşmüş olabiliriz ama ne yapmamız gerekiyor? Oradan çıkmak. Dolayısıyla da tövbe bizim ahdü peyvanımızı yenilememiz. Hatırlayın hoca efendi kalbin zümrü tepelerinde tövbeyi bir masumiyet yemini olarak tarif ediyordu. Yani biz bir erozyon yaşamışız da yeniden zemin bulmaya çalışıyoruz. Biz bir dezarmoni yaşamışız. Yeniden armoni kazanmaya çalışıyoruz. Hayatımızı ahenk oturtmaya çalışıyoruz. Allah'la bir muhalefetin içerisine düşmüşüz de yeniden bir mutabakat arayışının içerisindeyiz. Dolayısıyla ne yapacak bir insan? Günahın mahcubiyetini hissedecek. Tövbe nedir? Nedamet yani pişmanlıktır. Ve hoca efendinin yine bize öğrettiği bir şey var. Tövbe edecek. tebe kurnalarına koşacak ve ömür boyu da vicdanında o günahın ızdırabını, azabını taşıyacak. O günahın, o işlediği günahın ızdırabıyla iki büklüm olacak. Ömür boyu unutmayacak o günahını. Çünkü o günahı unutmamak onu başka günahlar işleme konusunda bir paratoner gibi koruyacak. Hatta öyle bir tövbe ve istiğfarda bulunacak ki, öyle bir tövbe ve istiğfarda bulunacak ki diyor hoca efendi günahının 50 mislini bile silip atacak bir tövbe ve istiğfarda bulunacak. Öyle bir yönelecek yani rabbini öyle bir teveccüh edecek. Kirlendi diyelim. Üstünü kirletti, zemini kaydı, dezarmoni yaşadı, muhalefet yaşadı. öyle bir mutabakat arayışı içerisinde olacak ki değil o günahı misli olsa onu temizleyebilecek bir tövbeyle rabbine teveccüh edecek. Hani tövbe inabe kavramlarımız var ya bizim. Tevbe, inabe, evbe kavramı. Bunlar kalbin zümrüt tepelerinde. Tevbenin derinliklerine inabe ve evbe diyoruz. Hoca efendi diyor ki tövbe aslında bir insanın işte muhalefetini yeniden mutabakata dönüştürmesine diyoruz. Yani kaybettiği performansı yeniden kazanacak. Tövbe böyle bir şey değil mi? Kaybettiği performansı yeniden kazanacak. Ama inabe diye bir kavramımız var. Yeniden kazanmakla yetinmeyecek. Performans üstü bir performans sergileyecek. Dolayısıyla ne olacak? Bir günahını asla unutmayacak. Öyle bir teveccühle Cenabı Hak'a teveccüh edecek. Günaha hakkı hayat tanınmayacak. Bunun vicdanında azabını hissedecek. vicdani ızdırabını duyacak. İki büklüm olacak. Günah için gözyaşı dökecek. Böyle bir yaklaşım o hatayı Allah'ın izni ve inayetiyle sülüp süpüreceği gibi insana sevap da kazandırır diyor hoca efendi. Bakın şey gitti. Günah gitti bir de üstüne sevap geldi. Performans kazanıldı. Kaybedilmiş olan bir de performans üstü performans. Neyin sevabını kazandırır? Neyin sevabını kazandırır? Izdrap bir sevaptır. Izdırabın sevabı diyor hoca efendi. Pişmanlığın sevabı, ızdırabın sevabı, teveccühün sevabı, eski bir günaha yeni bir tövbe sevabı. Şimdi eski bir günah ama hatırladığınızda yeniden ızdırap çekiyorsunuz o günahı. Eski bir günah. Ona çoktan tövbe etmişsiniz ama onu hiç unutmuyorsunuz ve her hatırladıkça yeniden tövbe ediyorsunuz. Şimdi ne oldu? Bakın eski bir günaha yeniden tövbe ettiniz ya. yeni bir sevap kazanıyorsunuz. Teveccüh sevabı, ızdırap sevabı, efendim pişmanlığın sevabı. Bunların hepsi sevap olarak size geri dönüyor. Ve eee ne oluyor o zaman? Tövbeden siz inabeye geçmiş oluyorsunuz. Tövbeden artık tövbenizi derinleştirdiniz. Artık masumiyetinizin yeminini ettiniz. O günaha geri dönmediniz. O günahınızı bir daha o günaha girmeme konusunda bir paratoner gibi, bir sütre gibi kullandınız ve tövbeden inabeye geçtiniz. Çünkü hem günahınızı temizlediniz hem de üzerine sevaplar eklemeyi başarabildiniz. işlenen günahın unutulmaması hem hüzün ve ızdırapla hatırlanması yeni hatalara düşülmesine engel olur. O yüzden de unutmamak gerekiyor. Yani biz çoğu zaman şöyle düşünebiliyoruz. Hani günahımızı hatırlamak bizi mutsuz ediyor diye hatırlamamayı tercih ediyoruz. Utandırıyor bize günahımızı hatırlamak diye hatırlamamı tercih ediyoruz. Oysa o günah bizi utandırsa da bizi üstse de yeni istiğfarlara mesnet olsun ve yeni günahlara girmemize de mani olsun diye günahları unutmamaktır. Fazilet, ahlaki tabır. İşlenen günahın unutulmaması, hüzün ve ızdırapla hatırlanması yeni hatalara düşülmesi, düşülmesine engel olur. Mesela kişi rabbimle aramdaki münasebet açısından benim bu yaptığım pek çirkin oldu. Böyle bir tavır Allah'a karşı düpes düpedüz saygısızlıktı. Ben bu saygısızlığı asla unutmam. ömrüm olduğu sürece bu meselenin üzerinde duracağım mülahazasını, anlayışını benimserse bu anlayıştaki biri benzer bir günah çukuruna düşme durumunda o duruma gelmemek için, o durumla yüz yüze gelmemek için elinden gelen her şeyi yapar ve temkinli hareket eder. Bu derin Müslümanlığın en önemli kavramlarından, en dinamik kavramlarından bir tanesi temkin kavramı. temkin hep böyle ayağımızı yere sağlam basmak, hep dikkatli adımlar atabilmek meselesi ve ne yapar? Böyle bir durumla karşılaştığında da daha önce böyle bir küstahlıktan nefret ediyordun. Şimdi günaha karşı gösterdiğin bu küçük temayül hangi akılla izah edilebilir diye kendine, kendi nefsine hitap edebilir. Değil mi? Yani sen böyle bir günaha düşmüştün. Yıllarca bunun utancını yaşadın. yıllarca bunun tiksintisini duydun. Çünkü biliyorsunuz tövbe o günaha dönmeyi eee dönmekten tiksinmek de bunu da ihtiva ediyor. Bu manaya da geliyor. Aynı günaha dönmeyi cehenneme gitmek gibi görmek, pişmanlığını duymak, o günahtan tiksinmek. Hani sen böyle bir günahtan tiksinmiştin. Neden aynı günaha tekrar temayül ediyorsun? Neden böyle bir vefasızlık, Allah'a karşı böyle bir saygısızlığın içerisinde bulunabiliyorsun diye nefsimizi hitap edebiliyoruz. Hoca efendi, şimdi bir günaha girdik. Aslında o işlediğimiz günah Allah'a karşı bir saygısızlık. Sadece Allah'a karşı saygısızlık değil. Kendi mahiyetimize karşı da saygısızlık. Öyle, öyle ulvi, öyle güzel bir mahiyet, ahseni-i takvim yüklemiş ki Cenabı Hak insana potansiyel olarak kendi mahiyetimize karşı da saygısızlık. Şimdi böyle bir saygısızlığı yapmışız. Böyle bir küstahlığı yapmışız. Bunu tekrar etmeme konusunda kararlı olabilmek için işte o geçmişte işlediğimiz günahların pişmanlığını sürdürebilmeye ihtiyacımız var. Mümine düşen diyor hoca efendi hayatın her safhasında en büyüğünden en küçüğüne kadar bütün amellerinde sürekli kendisini sorgulamak, hesaba çekmek. Yani kendisini en iyi, en hayırlı görülen fiillerinin içerisinde bile bir kısım kirli mülahazaların olabileceği endişesiyle devamlı Cenabı Hak'a teveccüh etmek. Allah'tan hep ihlas istemek, Allah'tan hep duruluk, berraklık istemek. Sürekli hasenatı böyle hasenatı bile böyle kirli olan benim gibi birinden ne olur ne olur endişesini yaşamak. Bakın endişesini yaşamak diyorum. Ve Bediüzzaman Hazretlerinin çok meşhur bir duası var biliyorsunuz. Ne diyordu? Eee, "Ey halık-ı Kerimim, ey rabbahim" diye başlıyor Bediüzzaman Hazretleri. Ve senin hoca efendi filan ismindeki mahluk diyor. Filan ismindeki mahluk. Ben Emine ismindeki mahlukun olarak okuyacağım bunu. Allah'ım senin ey rabb rahim ey halık-ı kerimim senin emine ismindeki mahlukun ve masnuun ve abdin hem asi hem aciz hem gafil hem cahil hem alil hem zelil hem musi hem müsin hem şak hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde nedamet edip yani pişmanlık edip senin dergahına dönmek istiyor. senin rahmetini iltica ediyor. Hadsiz günahlarını, hatalarını itiraf ediyor. Şimdi bu mülahazalarla insan kusurlarını itiraf etmesini biliyorsa bunlar afet ve mağfireti dalgalandıran, rahmet ve mağfiret denizlerini dalgalandıran günahlarımızın yunulmasına, bizim temizlenmemize o günahlardan sebebiyet veren teveccühlere dönüşüyor. Evet. İnsan tezkiye-i nefs etmemek suretiyle tezkiye-i nefste bulunmalıdır. Bu hatırlayacaksanız bunu hoca efendinin buraya alması çok önemli. Çünkü üstat bizim kendi yolumuzun seyri sülukunun birinci adımını bu cümleyle tanımlıyor. Tezkiye-i nefs etmek yani nefsimizi arındırmak. Ama nefsimizi tezkiye nefs etmeyerek tezkiye nefs edeceğiz diyor Bediüzzaman Hazretleri. Yani nefsi temize çıkarmamak lazım. Nefsi temize çıkarmayacağız. Kusurunu göreceğiz ki onu temizleyebilelim. Nefsi temize çıkarırsak onun kusurunu görürsek ne oluyor? Onu temizleyemiyoruz. Bakın ne yapacağız? Prensip ne? Tezkiye-i nefs etmeyerek tezkiyei nefs edeceğiz. Nefsimizi temize çıkarmamak suretiyle isyan eden, kötülük yapan, başkalarına bir varlık, başkalarına efendim varlık hakkı tanımayan, inad eden, kıskançlık yapan, efendim kuvve-i şehheviyede ifrata düşen, ne kadar kötü hususiyeti varsa o nefsin bunları görüp terbiye etmek suretiyle ancak nefsimizi tezkiye edebiliriz, arındırabiliriz. Görmezsek arındıramıyoruz. Dolayısıyla farkındalıkla başlıyor yolculuk. Ciddi bir ciddi bir bakışlarımızı kendimize çevirmemizle başlıyor. Nefsimizi muhasebe etmekle başlıyor. Herkes kendi içine baksın. Herkes kendi içine baksın. Böyle başkalarının nefis muhasebesini yapan kendi nefis muhasebesini yapamaz diye bir prensibimiz var biliyorsunuz. Çok önemli bu. Biz kendi nefis muhasebemizi yapacağız. Ve eğer siz size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız Allah küçük günahlarınızı bağışlar ve sizi güzel bir yer yere yani cennete koyar ayet-i kerimesiyle Cenabı Hakk'ın verdiği müjdeye dayanacağız inşallahu teala. Bu maddelerimizden bir tanesiydi. Şimdi diğer bir maddeye geçiyoruz. Hayır hah edinme maddesine. Hayır hah. Hayır hah nedir biliyorsunuz? Bize hayrı gösteren yoldaşlarımız, arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, bize hayrı tavsiye eden, bizim kusurlarımızı bize rahatlıkla söyleyebilme yakınlığında olan insanlar. Bize doğruyu işaret eden insanlar. Onlara hep hayır hah diyoruz. İnsanın hata ve kusurlarının farkına varıp onlardan kurtulabilmesi için vefalı arkadaşlara ihtiyaç var. Öyle bir arkadaş ki bize bir gevşeklik gördüğünde, ülfet gördüğünde, günaha biraz meyil gördüğünde az bir kayma müşahede ettiği zaman hemen bizi ikaz edebilsin. Biz onun ikaz etmesinden rahatsız olmayalım. Hayır. Hahın özelliği bu. Enaniyet asrı ya enaniyet. Üstat öyle diyor. Damara dokunmak diye bir ifade kullanıyor üstat. birisi bize kusurumuzu söylediğinde damarımıza dokunabiliyor. Öyle olunca damarımıza dokununca bu sefer kusurumuzu savunmaya girişiyoruz. Ya da onun kusur olmadığını iddia etmeye çalışıyoruz. O kusurun üstünü örtmeye çalışıyoruz. Tevil ediyoruz falan. Ama eğer bir hayır hahımız varsa ve o bize söylüyorsa, o bize söylüyorsa yani hizmette böyle mentörlük, ablalık, abilik müesseselerinin güzelliği burada. Yani o yakınlıkta yani birbirimize o eee geçişken olabilecek kadar yakınlıkta durabildiğimizde o zaman birbirimizin sözlerinden de alınmıyoruz. Birbirimize de bir şeyler söyleyebiliyoruz. Ve bu kadar yakın olunca birbirimizi incitmeme çabası da öne çıkmış oluyor. Yani tanımadığımız bir insanı uyarırken nasıl uyaracağımızı da bilemeyiz. Üslupsuzca uyarabiliriz. Ama çok yakından tanıdığımız, hassasiyetlerini bildiğimiz insanlara karşı dil kurmayı da öğreniyoruz. Ona nasıl bir üslupla hitap etmeliyiz? Hangi kelimelerle uyarmalıyız? İncitmeden, kırmadan, dökmeden ona kusurunu nasıl hissettirebiliriz? Buna ilişkin bir üslup, bir dil de geliştirmeyi başarabiliyoruz. Öyle olunca işte bu yakınlıkta bize bize insanlar lazım. Bizi bu yakınlıktan seyredecek insanlar lazım. Uzaktan insanlar bizi görmeyebilir. Kusurumuzu görmeyebilir. Ama yakına geldikçe kusurlar görünmeye başlıyor. İnsanlar bazı insanlar tanıdım ben kusurlarını mesela çok meşhur herkesin ona hayran olduğu birisi düşünün. yazar diyelim. Bu insanlar kusurlarını görecek diye yakınına hiç kimseyi sokmayan insanlar gördü. Yakınlaşmasınlar çünkü yakınlaşırlarsa kusur görmeye başlayacaklar. Böyle olunca herkesi kendinden uzak tutmaya çalışan asosyal insanlar gördüm. Oysa doğru olan nedir? İnsanlar böyle bize herkese karşı bu kadar çok mahremiyetimizi açmayabiliriz ama hayır hahlarımız olsun. Biz ülfete, günaha, gevşekliğe düştüğümüzde bizi tutsun, ayağa kaldırsın. Bir çetelemiz varsa eğer onu takip edebilecek yakınlıkta olsun bize. Çeteleler çok önemli biliyorsunuz. Gel beraber yapalım diyebilecek kadar bize yakın olsun. Hadi işte keraat vakitlerinde beraberce uyumayalım. Keraat vakitlerini evradı eskarla geçirelim diyebilecek yakınlıkta arkadaşlarımız. İşte beraber vakit geçiriyorsak o vakti boşa geçireceğimize hadi beraber tesbatımızı yapalım. Hadi beraber evradü eskarımızı çekelim. Şu kitabı beraber mütalaa edelim diyebilecek hayır hahlarımız olsun. Elimizden tutsun bizi sahili selamete çıkarsın. Tehlikelerden korusun. Biz günaha, gaflete, dalalete, harama yaklaştığımızda bizi nazikçe oradan geri çevirsin. Ve böylece bizde bir sönme müşahede ettiğinde ayağımızın kaydığını hissettiğimiz zaman hemen kalksın, Hızır çeşmesine koşar gibi bize doğru koşsun. Biz de Hızır çeşmesine koşar gibi ona doğru koşalım. Kendimizde bir şeyler böyle gevşekliğimizi hissettiğimizde, tembelliğimizi hissettiğimizde, kendimizi gaflette hissettiğimizde, kalbimizi ölgün hissettiğimizde kalkalım o bizim Hızır çeşmemiz olsun. Ona doğru koşalım. Öyle vefalı dostlarımız olsun hayatımızda. Hayır hahlarımız olsun. Ve o bizi hep gül bahçelerinde dolaştırsın. Biz de ona öyle diyelim. Beni gül bahçesinde dolaştır diyelim. Bana bir şeyler anlat. Beni gül bahçesinde. Şöyle diyelim. Sevgili Muhli ise beni gül bahçesinde dolaştır. Hadi bana bir şeyler anlat diyelim. Sen bir bahçıvansın. Hele beni bir gül bahçesinde dolaştır diyelim. Beni şu hayatın girdaplarından, şu günahın labirentlerinden çek çıkar diyebilelim. Aydınlık iklimlere ulaştır beni diyebilelim. Yapıyoruz değil mi bunu? Mesela bir kendimizde bir hastalık hissettiğimizde doktora doğru koşuyoruz. Koşmuyor muyuz doktora doğru? İşte böyle koşar gibi o hayır hahlara koşabilmek meselesi bizim için önemli. Ailevi problemler yaşıyoruz. Hemen birilerini bulmaya çalışıyoruz. Kime danışabiliriz falan diye. Dolayısıyla bizi teşri masasına yatıracak. Ruhumuzdaki, kalbimizdeki yaraları bize gösterecek. nefsani problemlerimizi bize gösterecek yakınlık mesafesinde ve aynı zamanda da evet gerçek bir bahçıvan gibi, gerçekten Hızır çeşmesi gibi kıymetli insanlara, güzel insanlara ihtiyacımız var hayatımızda. Ne diyordu? Tekrar edelim. Bakın, Niyazi Mısr'inmiş. Eee, "Her mürşide el verme ki yolunu sarpa uğratır. Mürşid-i kamil olanın gayet yolu asan imiş. Ya kendimize hak hakikatli hak mürşitler bulmakla mükellefiz. Bu hani üstadımız mürşid-i ekmel, hocamız mürşid-i ekmel. Yanımızda, sağımızda, solumuzda, önümüzde, arkamızda da bize mürşitlik edebilecek kemalatta güzel insanların olmasına ihtiyacımız var. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem kalbine gelebilecek şeylere karşı Cebrail Aleyhisselam tarafından ikaz ediliyordu. Hz. Ömer'e bakıyorsunuz. Selman ibn Farisi Hazretlerini kendisine hayır hah seçmişti. Hz. Selman'a soruyordu. Mesela hoca efendi uzun uzun anlatıyor bu makalenin içerisinde. Harun Reşit. Harun Reşid ki çok büyük bir halife Harun Reşid. böyle peri masallarına konu olmuş, bin bir gece masallarına konu olmuş bir dönem. Eee, onun dönemi. Fakat buna rağmen Harun Reşit buna rağmen değil aslında bunun temel sebebi de bu. Döneminin o kadar iyi bir dönem oluşunun temel sebebi de bu. Hayır hah arıyor kendini. kendini hayır hah arıyor. Gidiyor kendi döneminin büyük alimlerine ve onlardan nasihat istiyor. Onlardan kendindeki kusurları göstermelerini istiyor. Ve Fudal bin İyaz'ın büyük alim, büyük sufi Fudal bin Iyaz'ın öyle sert eleştirileri var ki ona karşı adeta böyle kalbini yakıyor, kavuruyor ama onu kendine getiriyor. Şok tesiri yapıyor onun üzerinde. Evet. Şimdi bu bizim hayır hah arayışımız bizim açımızdan çok önemli. Hepimizin hayırlı hahları olacak. Bu prensiplerimizden bir tanesi. Muhasebe bir kötü ahlaktan koruyabilmek için kendimizi iyi ahlak özellikleri kazanabilmek için ne olacaktı? Kendimizdeki kusurlu birinci madde iyi ahlaklı olabilmek için birinci madde kusurlarımızı görmek. Kurlarımızı görebilmek için alt maddelerden ilki muhasebe, ikincisi hayır hah edinmek, üçüncüsü de eleştirilerek kulak vermek. İnsanın hata ve kusurlarını fark etmesinin diğer yolu bizi sevmeyen insanların hakkımızdaki sözlerine kulak vermek. Bizi sevmeyen insanların bizim hakkımızdaki sözlerine kulak vermek. Bu sevmemeyi böyle hani biz dedik ya hizmetin içerisinde birbirimizi sevmemek diye bir şey söz konusu olamaz. Bizim birilerini sevmememiz diye bir şey söz konusu olmasın ne olur? Biz sevgi insanlarıyız. Sevgi bizim yolumuz. Biz sevmek üzere programlanmış insanlarız. Üstadımız öyle diyor ya. Bir kalpte sevgi hakimse nefret orada mecazi olur ve acımak suretine inkılap eder." diyor Bediüzzaman Hazretleri. Ama birileri bizi sevmiyorsa, birileri bize düşmanlık ediyorsa, eksiklerimizi, kusurlarımızı böyle ortaya döküyorlarsa falan şimdi öyle bir durum yok gerçi. Şimdi hep iftiralar var. Şimdi hep iftiralar var. Bizim eksiğimizi, kusurumuzu ortaya dökmek yerine iftiralarla itibar suikastleriyle saldırılar var. Fakat bunlar bile aslında bize bir şey söylüyor. Hoca efendi diyor ki hani hangi mesele üzerinde yığınak, tahşidat yapmamız gerektiğine işaret ediyor bize. Hangi meselede çok hassas olmamız gerektiğini, hangi meselede oraya yığınak yapmamız gerektiğini, ölçüp biçme noktasında hasımlarımızın da bizi sevmeyenler, bize düşmanlık edenlerin de bizim hakkımızda ne dedikleri bizim için önem arz etsin diyor hoca efendi. O tenkitlere değer vermek, o noktalarda hassasiyeti arttırmak size hiçbir zaman zarar vermez. Bilakis sırat-ı müstakim üzere bulunan konum daha da pekişmiş olur bizim konumumuz ve eee biz eee ne yapmış oluruz bu konuda? Bir bakıma bizim için bu teminat olur. Kıldan ince, kılıçtan keskin bir sıratı ne? Nasıl geçmiş oluruz? Çakıp geçen belki hatif deniliyor ona. Çakıp geçen bir şimşek gibi geçmemize yardımcı olmuş olur. O tenkitleri nazarı itibare almamız. Hangi eleştirilerde bulunuyorlar? Hangi konularda hatalı olduğumuzu söylüyorlar? Haksız haksız eleştiriler onlar ama en azından iç kontrol mekanizmalarınızı harekete geçirir diyor hoca efendi. Yani en azından gerçekten burada bir boşluğumuz var mı? Eksikliğimiz var mı? Bu konuda ne kadar çok hassasiyet göstermemiz lazım? Bunu yeniden teyit etmiş olursunuz. Ve bu 3ün maddeydi. Eleştirilere kulak verme. Sonra 4. madde toplumun içinde yaşama maddesi. Toplumun içinde yaşama maddesi. 4. madde. Yani bir insanın kusurlarını fark edebilmesine yardımcı olacak çok önemli bir husus insanlara karışmak, insanların arasında olmak. Hani mümin müminin aynasıdır diyoruz ya. Ben eee gençleri şimdi evler, üniversiteler yeni açılıyor. Talebe evleri, e hizmet evleri, ışık evler yeniden dağıtılıyor. Yeni gelen öğrenciler var. Evlerine yerleşiyorlar. Benden de sohbetler istiyorlar bu konuda. Yeni bir döneme başlarken. Ben de hep bunun altını çiziyorum. Aslında bu birbirimize karşı hayır hahlık eee meselesinin de bir uzantısı. Beraber yaşama. Birbirimizin aynasında seyrediyoruz aslında kusurlarımızı. Aslında birbirimizin aynasında kendi boşluklarımızı, karanlıklarımızı görüyoruz. fertlerin işlediği yanlışlar olsa da genel olarak mahşeri vicdan yani toplumun ortak vicdanı doğruya yönelmiştir ve bu yönüyle onun fertlerin hatalarını düzeltici bir etkisi vardır. Yani bir toplumun içerisinde yaşıyorsanız diyelim ki bir hizmet evinde bir genç tek başına yaşıyorsa tek başına derken diyelim ki annesi ve babasıyla beraber yaşıyor. Her ne kadar kendi kardeşleriyle didişse de annesi babası hep onun kusurlarını tolere ediyor. Onun yüzüne vurmak yerine üstünü örtüyor. Efendim o arkasını topluyor annesi. Babası onun e elinden tutuyor. Adeta böyle tek elli tek ayaklı gibi koltuk değneğiyle yaşamaya devam ediyor. Ama beraber yaşarken, arkadaşlarıyla beraber yaşarken eksikliklerini görmeye başlıyor. yapması gerektiği halde yapmadıklarını, ifa etmediği sorumlulukları aslında çok da sabırlı bir insan olmadığını, aslında çok affedici olmadığını, ne kadar kolay kırıldığını, ne kadar kolay incindiğini, küsü burnunda olduğunu, bütün bunları aslında o ilişkilerin içerisinde yani toplumun içerisindeyken fark ediyor. Farkındasınız değerli dostlarım aslında ahlaki-i meziyetler birbirimizden öğrenilir ve bizim birbirimizle öğrenilir. Yani birisi bizi dürtmeden ne kadar sabırlı, ne kadar sabırsız olduğumuzu anlayamayız. Fedakarlığımız, diğerklılığımız, cömertliğimiz, affediciliğimiz hep birbirimize karşı olan tavırlarımızdır. Yani beraber yaşarken ortaya çıkar. Ben ne kadar bencilim, ne kadar diğerkemım. Beraber yaşarken ortaya çıkar. Ne kadar müsamalıyım, ne kadar müsemasızım. Birisi benim kalbimi kırdığında ortaya çıkar. Ne kadar affediciyim, ne kadar yargılayıcıyım. Dolayısıyla insanların içerisinde yaşama bize neyi öğretiyor? Bir prensip olarak ahlaklı olmayı öğretiyor. Vicdan düşünsenize aynı evde yaşadığınız insanlar var. Kamu vicdanı diye bir şey de var. Yani hizmet vicdanı. Birlikte bu sadece aynı evde yaşadığınız insanlarla ilintili bir durum değil. Bir cemaatin içerisinde yaşıyorsunuz. cemaatin içerisinde ve neyi öğretiyor size cemaatin içerisinde yaşamak? Anlıyorsunuz ki benim ümmetimin ittifakında rahmet vardır diyor efendimiz sallallahu teâ aleyhi ve sellem. Anlıyorsunuz ki o insanlar hayırda, hasenatta ittifak edebiliyorlar. Anlıyorsunuz ki vicdanlar aynı doğruya doğru kıbleyi gösteren bir ibre haline gelebiliyor. Siz de yolunuzu o aydınlıkta bulabiliyorsunuz. Dolayısıyla dersler alıyorsunuz. kendinize çeki düzen veriyorsunuz. Mesela ne kadar dağınık olduğunuzu etrafındaki insanlarınızın düzen düzeniyle anlıyorsunuz. Ne kadar programsız olduğunuzu etrafınızdaki insanların programlı yaşayışıyla ve sizi zorlamasıyla anlıyorsunuz. Ne kadar sabırsız olduğunuzu beraberce anlıyorsunuz ve kendinize çeki düzen vermeye çalışıyorsunuz. Geliyor çocuk diyor ki Emin abla ben çok hassasım, çok alınganım. Tamam işte öyleyse işte beraber yaşamayayım. Hayır, bu bir tercih olmamalı. Hassam, alıngansam, kendime çeki düzen verme meselesi olmalı bu benim için ve kendimi bu konuda zorlamalıyım. Bu da toplum içerisinde yaşama da kötü ahlaktan kurtulmanın, eee, kendi kusurlarımızı görmenin çok önemli maddelerinden bir tanesi iyi ahlak özellikleri kazanmanın çaresi. Ve diğer bir madde Kur'an ve sünnet penceresinden hadiselere bakabilmek. Bunun üzerinde bir nebze durduk. Kur'an ve sünnet perspektifinden hadiselere bakabilmek için önce Kur'an'ın ve sünnetin perspektifini bilmeniz gerekiyor ki oradan bakabilesiniz. ahlak-ı aliyeyi yani Kur'an ve sünnet ışığında bakabilmeyi, eksikliklerimizi fark edebilme noktasında bir projektöre, bir e rasata dönüştürebilmemiz gerekiyor. Tavır ve davranışlarımıza Kur'an ve sünnetin rasat noktasından bakabilmemiz gerekiyor. Pek çok eksikliklerimizi göreceğiz o noktada. Hani hoca efendi hep bize efendimizin hayatını, hulefa-i raşidin efendilerimizin hayatını, sahabe efendilerimizin hayatını örnek olarak anlatıyor ya. Çünkü onlar bizim için bir kilometre taşı. Onlara bakarak kendimize çeki düzen veriyoruz. Onlara bakarak onlar nerede, biz nerede? Bunun ölçümünü yapabiliyoruz. Dolayısıyla meselelere Kur'an ve sünnet perspektifinden bakabildiğimizde kendimizdeki eksiklikleri görüyoruz. Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde müminlerin hususiyetleri zikrediliyor ve bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak inanmış insanların bu özelliklere sahip olmaları isteniyor. Mesela müminun suresine bakın. Müminler, müminler felah buldu diyor Cenabı Hak. Müminler kurtuldu. Hangi müminler felah buldu? Sayıyor Cenab-ı Hak. namazı ikame ederler diyor. Sonra lahviyattan, leviyattan yani boş sözlerden, boş davranışlardan uzak dururlar diyor Cenabı Hak. Sonra zekatı verebilmek için, bakın zekat verirler demiyor Cenab-ı Hak, zekat verebilmek için sürekli faal olurlar diyor. Yani üretken olurlar diyor Cenab-ı Hak onlar için. Şimdi bakın bunları sayıyor Cenab-ı Hak bize. Boş sözlerden, boş davranışlardan uzak durma. Hoca efendi diyor ki buna mefhumu-u muhalifiyle de bakabilirsiniz. Yani kim kurtulmadı o zaman? Kim kurtulmadı? Namazı ikame etmeyen kurtulmadı. Fiillere bakın. İkame etmek. İkame etmek. Faal olmak. Zekat verebilmek için faal olmak. Üretken olmak. Sonra boş sözlerden, boş davranışlardan uzak durmak. Bunların hepsi ahlaki davranışlar aslında. Dolayısıyla bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak Kur'an-ı Kerim bize inanmış insanların vasıflarını bildiriyor. Zira güzel ahlak imanın gereğidir. Aslında Kur'an-ı Kerim e şöyle desem size Kur'an-ı Kerim efendim ilk sureden yani besmeleden Fatiha-ı Şerifeden en sonuna kadar ihlasa kadar felaknasa kadar hepsi nedir? Aslında ahlaktır. Baştan aya ahlaktır. Bunu bize bildirdiği için Allah Hazreti Ayşe'den razı olsun. Ona soruyorlar. Diyorlar ki efendimizin ahlakı nasıl ahlaktı? O da diyor ki efendimizin ahlakı Kur'an ahlakıydı. Siz hiç Kur'an okumuyor musunuz? Diye soruyor. Dolayısıyla aslında Kur'an'ın nasıl bir eee bize nasıl bir ahlakı öngördüğünü efendimizin hep onu öyle diyoruz ya tecessüm etmiş Kur'an diyoruz efendimize. Kur'an cisme bürünse efendimiz olur. Kur'an insan suretinde karşımıza çıksa efendimiz suretine bürünür. tecessüm etmiş, cisme bürünmüş Kur'an diyoruz efendimize. Onun ahlakı Kur'an ahlakıydı. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim bize o yüksek ahlakın hususiyetlerini ya doğrudan ya da dolaylı olarak anlatıyor. Kötü ahlak ve fenalıklar da anlatıyor. Nifak toplumlarını anlatıyor Cenabı Hak. bizi onlardan vazgeçiriyor. Bizi onlardan geri durduruyor. Cenabı Hak bir insan münafıne bir hayat yaşıyorsa, iki yüzlü ve riyakarsa ne oluyor? Onda mutlaka şeket, kötü alışkanlıklar oluyor. Biz ne yapıyoruz? Diyelim ki Kur'an-ı Kerim'i okurken münafıkların vasıflarını görüyoruz. Onun bile sallamasını yapıyoruz. Bende bu vasıflar var mı diye. Münafıklar için Allah diyorsa onlar namaza üşene üşene kalkarlardı diye. Namaza kalkarken üşeniyorsam aklıma geliyor bu bir münafık vasfı diye. Kendimden endişe etmeye başlıyorum. Münafıklar için Kur'an ve sünnet ölçülerinde deniliyorsa ki onlar emanete riayet etmezler. Verdikleri sözde durmazlar gibi vasıflar zikrediliyorsa ben hemen onlarla kendimi ölçüyorum. Ben verdiğim söze duruyor muyum? Emanete riayet ediyor muyum? Ahtime riayet ediyor muyum? Onda geleceğim dedim de mesela bu program diyelim ki 2'de başlayacak da 2'de başlıyor mu? Bunların ölçümleri aslında bize Cenabı Hakk'ın verdiği Kur'an ve sünnet ölçüleriyle kendimizi tartak ve kendimizdeki boşlukları yakalayabilmek noktasında çok önemli. Kur'an'ın zikrettiği işte münafık vasıfları. Kur'an'ın zikrettiği kafir vasıfları, Kur'an'ın zikrettiği mümin vasıfları. Mesela riya mesela düşünsenize riya münafıhane bir sıfat değil mi? Kur'an'ın zikrettiği bende riya var mı? Ne kadar samimane, ne kadar riya, riya var bende? Bunu ölçümleyebilmek. Onların, kafirlerin vasıfları, münafıkların vasıfları Kur'an-ı Kerim'de bize anlatılıyor. Dolayısıyla biz nasıl bir hayat yaşıyoruz? Bunu onlarla ölçümleyebiliyoruz ve vaktimizi boşa harcamamak gibi, kötü alışkanlıklardan kurtulmak gibi eee dersler çıkarıyoruz ve bunları hayatımıza tatbik etmeye çalışıyoruz. Buna mukabil hayatın muhasebesi yapılmayarak tefekkür edilmeyecek dünya ahiret hesabına da dünya da ahiret hesabına değerlendirilmemiş olacak. Öyle olacak değil mi? Eğer tefekkür etmezsek, eğer kendimizi muhasebe etmezsek, eleştirilere kulak vermezsek, bir hayır hah edinemezsek kendimizi, o zaman dünya dünya hesabına değerlendirilmiş oluyor. Ahiret hesabına değerlendirilmemiş oluyor. Dolayısıyla da fırsatları kaçırmış oluyoruz. Evet. Kur'an ve sünnet bizim için her şeyi ölçüp tartacağımız bir mihenk taşıdır. Mihenk taş. Efendimizle ölçeceğiz kendimizi. Onun sünnetiyle, Kur'an'la, efendimizin Kur'an'ı nasıl yaşadığıyla, nasıl cisme büründürdüğüyle, tavır ve davranışlarımızı onlara göre değerlendirir. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu onların penceresinden görürüz. Öyle oluyor değil mi? Onların birileri bize diyorlar ki şu doğru, şu yanlış, şu doğru siz bunu yaptınız, yanlış, siz bunu yaptınız, yanlış. Biz de ne yapıyoruz? Onların dediklerine göre mi hizalanıyoruz yoksa dönüp Kur'an'a ve sünnete mi bakıyoruz? O Kur'an'ı ve sünneti yorumladıkları için üstadımıza bakıp mı hizalanıyoruz? Hoca efendiye bakarak mı hizalanıyoruz? Yoksa şunun bunun dediğine göre mi hizalanıyoruz? Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu Kur'an ve sünnet penceresinden değerlendiriyoruz ve böyle bakarsak net görebiliyoruz. Bu açıdan insan Kur'an okudukça, sünnet ile meşgul oldukça davranışlarındaki eğriliklerin farkına varacak ve onları düzeltme gayreti içerisine girecek. Öyleyse ne olması gerekiyor müminin? Kur'an okuması. Kur'an okuması. Mealiyle beraber, tefsiriyle beraber Kur'an okuması ve sünnetle meşgul olması. Efendimizin hayatıyla meşgul olması. Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem'i daha çok tanıyıp, daha çok sevip, daha çok ona benzeme iştiyakıyla yanıp tutuşması. İşte bu bizi güzel ahlaki vasıflarla donatacak inşallahu teala. Evet, şimdi değerli dostlar bugünkü dersimizi böylece hitama erdirdik. Tekrar ediyorum çok sistematik bir yolculuk bu yolculuk. Ne dedik? Güzel ahlakı kazanabilmek için ilk yapılması gereken şey dedik. Kendimizdeki kendimizdeki kusurları görmek. Bunu söyleyip bırakmadık. Kendimizdeki kusurları nasıl göreceğiz sorusuna maddeler halinde cevap verdik. Nasıl göreceğiz kendimizdeki kusurları? Madde 1. Kusurlarımızın farkına varabilmek için madde 1 muhasebe duygusu geliştireceğiz. Yani kendimizle yüzleşeceğiz. Madde 2. Hayır hah edineceğiz kendimize. Çok güzel insanları dost edineceğiz. Güzellere peyğrev olan elbette güzeldir diyeceğiz. Gül bahçesine giren gül kokar diyeceğiz. Allah dostlarını dost edineceğiz inşallahu teala. Bu da ikinci maddemiz olacak. Sonra 3ünc maddeye geldiğimizde ne dedik? Eleştirilere kulak vereceğiz dedik. Haklı ya da haksız. Haksız eleştiriler olabilir ama biz o konuda o konuda bir sağlama almış olacağız. O eleştirileri bir daha gözden geçirmiş olacağız. Haksız bile olsa iç kontrol mekanizmalarını harekete geçirme noktasında kullanacağız o eleştirileri. Sonra toplumun içinde yaşayacağız. Kendimizi odalara kapatmayacağız. Kendimizi evlere kapatmayacağız. Kendimizi internetlere hapsetmeyeceğiz. Sosyal medyaya hapsetmeyeceğiz kendimizi. Kendimizi Netflix'in karşısına hapsetmeyeceğiz. İnsanlarla iç içe yaşayacağız inşallahu Teala. Ve o topluluk içerisinde kendimizi yeniden ve yeniden ölçüp biçeceğiz. Sonra ne oldu? Eleştirilere kulak verdik. 3. 4 toplum içinde yaşadık. 5. Kendimize hep Kur'an'ın ve sünnetin ölçüleriyle bakacağız inşallahu teala. Bunu tefekkür bağlamında yine ele alabilirsiniz kendimize Kur'an'ın sünnetin ölçüleriyle bakacağız. Bu beş madde ile ne yapmış olacağız? Kendimizi, kendi kusurlarımızı göreceğiz ve böylece güzel ahlakı elde edebilme adına mesafeler katedeceğiz. Bundan sonraki dersin konusu güzel ahlak adına atılacak adımlar olacak inşallahu teala. Böyle hani sıralı ders yapabilir miyiz o konuda? emin değilim ama bu dersleri beraber yapalım istiyorum. Yapalım beraber inşallahu teala kayma noktalarını da konuşalım. Kötü ahlak özelliklerini de konuşalım. Güzel ahlak yolunda atılacak adımları da konuşalım. Arzu ediyorum. Eee, sıralı ders olur mu olmaz mı onu beraberce karar veririz ama en azından bunları zaman zaman da olsa yeniden ve yeniden mütalaa etmeyi faydalı mülahaza ediyorum. Tekrar ediyorum bakın. Derin Müslümanlık kitabı bir ahlak felsefesi kitabıdır ve bizim elaltı kitabımız olmalı. Yani bu buna dönüp dönüp yeniden okuruz. Dönüp dönüp yeniden okuruz. Bir daha bakarız. Açar beraberce beraber bir mecliste mütalaa ederiz. Birbirimize hayırlık yapacağız ya. Hadi gel şundan güzel ahlak özelliklerinden tefeül yapalım deriz. Ben arkadaşlara onu tavsiye ettim. Bu kitapta güzel ahlakı kazanmanın yollarını okuduk ya biz. Aynı zamanda şöyle bir bölüm var değerli dostlar. Eee, güzel ahlaki davranışlar diye ikinci bölüm var. Güzel ahlaki davranışlar. Gayriahlaki davranışlar üzerinden tefeül yaparsak insanlar alınabilir. Güzel ahlaki davranışlar 149'dan 272'ye kadar. Tamam mı? Şöyle yaparsınız. Bu 149'dan 272'ye kadar güzel ahlaki davranışlardan hadi dersiniz tefeyül yapalım. Sana ne çıkacak? Bana ne çıkacak? sana hangi vasıf çıktı, bana hangi vasıf çıktı, senin vasfın hangisi, benim vasfım hangisi? Bunları böyle tefeyül konusu dolayısıyla da müzakere konusu yapabilirsiniz. Kısa kısa bölümler olduğu için böyle kısa mütalaalara açık ve insanların da hoşuna gidecek güzel dersler olur sizin aranızda. Güzel şakalaşmalara muaşaka. Muaşaka şakalaşmak demek ama aslında temelde aşklaşmak demek. muşaka aşklaşmaya vesile olur inşallahu teala değerli dostlarım diyorum ve bugünkü dersi hitame erdiryorum hakkınızı helal edin değerli dostlarım evet şimdi eee kitabı kapattım Derin Müslümanlığı derin ve canlı Müslümanlık ve eee neyi açtım? Chat'i açtım değerli dostlar. Sevgili Muhli ise Allah ondan razı olsun e metinleri paylaşmış. Fedakarlar ekibine bir kere daha teşekkür ediyorum. Ve sevgili Feyzacığım eee güzel ahlakı edinmenin, kazanmanın yollarının anahtar kavramlarını çıkarmış. Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum değerli dostlarım. Anahtar kavramlarımız şöyle: Ahlak-ı aliye, kusurlarımızın farkına varmak, sırat-ı müstakim, ifrat ve tefritten kurtulmak, marifet-i ilahiye yolculuğu, kalp ve ruhun dereceyi hayatı, yüksek insan vasıfları, kusurunun farkına varma. Bu bugünün ana kavramı buydu. Teveccühü tam, tefekkür, kendimize kendimizle yüzleşme, Kur'an ve sünnete vukufiyet. Tevbe, masumiyet yemini, ahdu peymanımızı yenileme, tövbe, evbe, inabe, eski bir günahı, yeni bir, eski bir günaha yeni bir tövbe sevabı, temkin, tezkiye-i nefs etmeme, farkındalık, muhasebe duygusu, hayırh edinme, eleştirilere kulak verme, toplumun içinde yaşama ve Kur'an ve sünnet ölçüleri içerisinde kendimize bakma. Anahtar cümlelerimiz şöyle. İnsanın bozulması hiçbir şeye benzemez. Herkes kendi içine baksın. Evet. İnsan tezkiye-i nefs etmemek suretiyle tezkiye-i nefste bulunmalıdır. Kur'an ve sünnet sizin için her şeyi ölçüp tartabileceğiniz bir mihenk taşıdır. Ne güzel değil mi? Kur'an ve sünnet sizin için her şeyi onlarla ölçebileceğimiz, tartabileceğimiz, neyin kaç kırat ettiğini anlayabileceğimiz bir miheng taşıdır. Allah bizi Kur'an ve sünnetin ölçüleriyle bakabilen, değerlendirebilen, eşyayı ve hadiseleri yorumlayabilenlerden, doğru görenlerden, doğru işitenlerden, doğru değerlendirenlerden, doğru anlayan, doğru anlatanlardan eylesin inşallahu Teala yanlışlardan muhafaza buyursun Cenabı Hak bizi. Her şeyden önce kendi kusurunu görenlerden eylesin Cenabı Hak. kendi kusurunu görüp düzeltenlerden, kendine çeki düzen verenlerden, hasta olduğunda doktora koştuğu gibi bir Hızır çeşmesine, bir hayırha doğru koşanlardan, gül bahçesine doğru koşanlardan eylesin Rabbimiz bizi. Evet, ben sizin dualarınızı bekliyorum değerli dostlar. Daha gelmedi galiba dualar. Açık mı chat? Evet, şimdi geldi. Sevgili Mustafa Hamza başlatmış bugün. dualarımızı şiiriyle başlatmış. Ona selam ediyorum Mustafa Hamza'ya. Şöyle demiş şiirinde. Gül zarar benim değil. Gül benim. Gül zar benim. Gül zar benim değil. Gül benim gül zar benim. Ben aşkı bilmem. Aşk benim aşk benim. Ben kendimi bilmem, kendini bilmez biriyim. O sui ahlak benim. Aşk derim, dost derim. Aşkı da aşk söyletir bana. Dostu da dosta derim. O 313'ten biriyim. Konuşsam mağfiret dilerim. Sussam da rahmet dilenirim. Gelin beni değil konuşturanı dinleyin. Ben konuşmam. Ben bilmem. Onun sayesini bilirim. Onun sayesini bilirim. Onun sayesinde bilirim. Evet. Çok sırlı ve çok güzel bir şiir olmuş. Sevgili Mustafa Hamza selamını aldım. Sevgili Mustafa Hamza. Allah senden razı olsun. Evet sevgili İbrahim kardeşimizin duasını okuyacağız. Şimdi özlüyoruz İbrahim kardeşimizin dualarını. Allah'ım bizi kendi kusur ve ayıplarımıza karşı savcı, kardeşlerimizin yanlış anlaşılabilecek tavırlarına karşı onları savunma mevzunda avukat eyle. Ey insanlar arasında muhabbet vaaz eden velud bize Hızır çeşmesi mesabesinde hayır hah kardeşler nasip eyle. Elfi elfi amin. Elfi alfi amin. Çok önemli bir dua bu. Eee, şöyle demiş İbrahim kardeşimiz, "Abla, 3 3 yıl önceki hicretim için bana o zaman dua etmiştiniz. Şimdi yeni bir beldeye hicret ettim. Hizmetlerimiz ve hicretim için yeniden dua buyurur musunuz?" demiş. Rabbim siz de amin diyesiniz diye İbrahim kardeşimize beraberce dua edelim. Şu mübarek günlerin hürmetine, efendimizin doğumuna tekabül ettiği bu dua, İbrahim kardeşimizin hicreti. Her hicret yeni bir doğum, yeni bir manevi doğuma sebebiyet versin. Sadece kendisi için değil, gittiği belde için de rahmet olsun inşallahu Teala. Gittiği beldeye ümit götürsün, hakikati götürsün, kardeşliği götürsün. marifet-i ilahiyede derinleşmeyi, muhabbet-i ilahiyeyi götürsün inşallahu teala. İbrahim kardeşin duası çok önemli. Kendi kusurlarımıza karşı savcı kardeşlerimizin kusurlarına karşı avukat olmak. Onları görmemek kardeşlerimizin kusurlarını bize hayır halık vazifesi veriyorsa kardeşlerimiz o kusurları öyle görüp yani iyileştirmek için görüp onlara zikretmek. Yoksa insanlara şu perspektif var ya nazar diyor Bediüzzaman Hazretleri maheti eşyayı tayyir eder. Yani bakış açısı eşyanın mahiyetini değiştirir. Kusur görmek niyetiyle bakarsanız kusur görürsünüz. Ben yıllarca editörlük yaptım değerli dostlarım. Redaktörlük nedir biliyorsunuz? Bir metnin kusurlarını görmek redaktörlük. Şimdi bir metnin kusurlarını görmek niyetiyle metne baktığımda kusurlarını görüyorum hep. Ama bir metne kusurlarını görmeden kendimi o metnin içerisine salmak istediğimde o zaman hiç kusurlarını görmemeye başlıyorum. Kusur görürsem çünkü metnin güzelliğini göremiyorum. Öyle bir problem yaşıyorum. Dolayısıyla insan nereden bakarsa öyle görüyor. Biz eğer kardeşlerimiz bize bir hayırlık hususiyeti verdiyse onların kusurlarını sırf düzeltmek için, tamir etmek için görmek ve nezaketle üslupluca dillendirmek bize düşen şey. Ama kendi kusurlarımıza karşı savcı olabiliriz. Ümitsizliğe, yeise düşmemek şartıyla kendi kusurlarımıza karşı çok sert olabiliriz. Ama başkalarının kusurlarına karşı yumuşak olmak, nazik olmak bize düşen şey. Evet sevgili Ayperi hanımcığım, Allah ondan razı olsun. Ders arkadaşımız bize yeniden Medine gülleri göndermiş. Allah ondan razı olsun Ayperi hanımcığımdan. O çok nazik, çok zarif bir insandır Ayperi Hanımcığım. Kırmayan, incitmeyen, dökmeyen, tam tersine tamir eden hayır hahlardan bir tanesidir benim hayatımda da. Sevgili Hale ve Hilal'in duası, "Ablacığım, maddi manevi sağlığınıza duacıyım. Duanızı beklerim dem" demiş. Ama bu hale ve hilal değil. Hilal ve hilal. Başka bir hilal. Allah yeden razı olsun sevgili Hilal. Hale ve Hilal şiir yazıyorlar çünkü. Hale ve Hilal'in bu derste yaptığı duaları sevgili anneciği toplamış bir kitaba dönüştürmüş. O ne zarif bir anne. Bu derste yazdıkları şiirleri Anneciği, Hale ve Hilale kitap yapmışlar. Eee, ne güzel bir anne. O anneye selam olsun. O anne Hale ve Hilal'in annesi. Hale ve hale hilal ve hilal. Özür diliyorum ablacığım. Maddi ve manevi sağlığınıza duacıyım." demiş. Ben de senin sağlığına maddi manevi duacıyım sevgili Hilal. Allah bizi birbirimize hayır hah eylesin. Sevgili Kevser şöyle demiş. Ya Rabbel alemin bizleri bizleri kulların eyle. Sevdiğin kullarının arasına al sana layık kullar eyle. Güzeller kervanına kat bizi ya Rabbi. Bizi nimet verdiklerin kervanının arkasında yürüt. Sevgili Edacığımın duasını okuyacağız. Şimdi şöyle demiş. Ey merhametliler, merhametlisi Rabbimiz, ne olur sürekli teyakkuzda olalım ve kendi kusurlarımızı idrak edelim. Bu devamlı muhasebe makamı bizleri yeğise değil, tövbeye sevk etsin. Reca ile sana yükseltsin, sana yaklaştırsın. Ne zaman dara düşsek sana firar edebilelim. Senin huzurunda yeniden ve yeniden doğalım. Ne olur senin sanatını, kendimizi ve etrafımızdaki insanları bozmamıza müsaade etme. Ne olur ya Rabbi garibiz, kimsesiz. Bu çetrefilli imtihanlara karşı yenik düşmemize müsaade etme. Tir tir titriyoruz bu kaygan zeminde ayağımız, ayağımızın kaymasından. Ya Rabbi ne olur tut elimizden. Tut ki edemeyiz sensiz, edemeyiz sensiz. Çok güzel olmuş canım Edacığım. Güzel çocuğum benim. Maşallah. Barikallah. Bu tir tir titreme meselesi aslında bizi koruyacak olan, ayakta tutacak olan mesele. Sevgili Arife kardeşimizin duası Allah yar ve yardımcınız olsun cümleten. Demiş bil mukabele. Sevgili Arife, sevgili Aleynacığımın güzel çocuğumun duasını okuyacağız. Şimdi ona selam ediyorum. Şöyle demiş. Güzeller güzeli Allah'ım bizi gerçek Müslümanlardan eyle. Derin ve canlı Müslümanlardan eyle. Yalnız adımızla değil halimizle, tavrımızla her söz ve davranışlarımızla İslam'ın güzelliğini yansıtan kullarından eyle. Efendimizin sabrını sabrımıza, onun affediciliğini gönlümüze ve cömertliğini elimize, onun merhametini gözlerimize nasip eyle. Nasip eyle ya Rabbi. Resulünün en güzel ahlak üzere olduğunu sen bildirdin. Onun edebiyle edeplenmeyi, onun sabrıyla sabretmeyi, onun inceliğiyle incitmemeyi bize nasip eyle. Benim güzel Rabbı Rahimim. Ne olur bizi o çizgide daim kıl. Müslümanlığı sadece sözde değil, kalbimizde, ruhumuzda, hayatımızın her anında yaşayabilmeyi bize nasip eyle. Amin. Ya Rabbi, "Edep sünneti seni yedir. Sünnet-i seniye edeptir." diyordu Bediüzzaman Hazretleri. Evet. Ona benzedikçe ahlaklı oluyoruz. Ondan uzaklaştıkça ahlaktan da uzaklaşıyoruz. Güzel ahlaktan. Şimdi pek kıymetli Yılmaz kardeşimizin duasını okuyacağız. Şöyle demiş: "Ya Ved Kuddus, ya Vedut ya Kuddus. Ahlak-ı Kur'an olan efendimizin hayatını kendimize rehber edinerek, siyer felsefesini hayatımıza hayat kılarak şu dünya misafirhanesini tertemiz, günahlara hakkı hayat tanımadan tövbe kurnalarında temizlenerek tamama erdirebilmeyi bize ve ailemize nasip eyle. Hayır, hayırlı, hayır hahlardan bizleri mahrum bırakma. Amin. Amin. Amin. Ya Rabbi. Sevgili Sude'nin, sevgili pek sevgili Sude'nin duasını okuyacağız şimdi. Ona da selam ediyorum. Şöyle demiş: "Bütün noksanlıklardan münezzeh Rabbim ben ahir zamanda yaşamaya çalışan kanadı kırık bir kuşum. Hatalarım ve aciz nefsim kanadımı kırdı. Senin affına sığınıyorum. Bu yaralı kanadı tedavi edebilecek yalnız sensin ya Rabbi. Nefsimin olumsuzluklarından sana sığınıyorum. Ne olur tövbelerimi kabul buyur. Kanadımı iyileştirip beni gül bahçelerine ulaştıracak Allah dostlarıyla birlikte eyle. Sohbeti canan ikliminin ışığıyla aydınlat yolumu Allah'ım. Peygamberimizin, üstadımızın, hocamızın izlerinde ilerleyebilmeyi bize nasip eyle. Ne olur, ne olur ya Rabbi son nefesimize kadar nefsimizle bizi bir an olsun başa bırakma. Amin. Benim güzeller güzeli çocuğum ne güzel duan. Elfi elfi amin. Elfi elfi amin. Sevgili Merve'nin duasını okuyacağız şimdi. Şöyle demiş. Ya Rab, güzel ahlakta zirve efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ahlakıyla bizi de ahlaklandır. Bizi ona benzet Allah'ım. Tavırlarımızla, davranışlarımızla, ahlakımızla bizi ona benzet. Mümkünse sureta da bizi ona benzet. Sadece bizi değil gönüllerinde seni duymak istediklerimizi ve gönül kapılarının bizlere açılmasında hukuk huluku huluku ahsan eyle. Sadece seni duyurmak istediklerimizi ve gönül kapılarını bizlere açanların da huluklarını hassen eyle. Amin. Alfa alfü amin ya Rabbi. Elfa alfi amin. Şimdi pek sevgili Muhlciğimin duasını okuyacağız. Şöyle demiş güzel çocuğum. Ey halık-ı kerimim ve ey rabb rahimim. Halet-i ruhiyemiz öyle bulanık, öyle buruk ki sen elimizden tutmazsan bizi kimse kaldıramaz. Tut Rabbimiz elimizden tut ki edemeyiz sensiz. Ve ellerimiz hayır hah kullarına tuttur ellerimizi ve ellerimizi ya Rabbi hayır hah kullarına tuttur. Bizi güzel insanlarla peyrev et. Tuttur ki bataklığa, kuyuya düşmüş çaresiz kullarını felaha çıkarsınlar. Güllerin Rabbi güzel rabbimiz. Ne olur kuyudaki hallerimizi Hz. Yusuf'un hali gibi ihsanlı, muhasebeli ve ümitli eyle. Ne olur Rabbimiz bizleri senin en sevgili kulların, güzellerin ve incilerin haline tebdil eyle. Bizleri sıbgatullah ile boya. Öyle boyanmış olalım ki efendimizin ahlakıyla ahlaklanabilelim. Ya Rab bu hastalıklı çağda ne olur bizleri şuurlu mümin ve muhasebe kahramanları eyle. Çok güzel olmuş güzel çocuk. Amin. Alfa alfi amin. Allah bizi de muhasebe kahramanlarından eylesin. Evet sevgili şair Senacığımın güzel çocuğumun şiirini okuyacağız şimdi. Benim merhameti sonsuz Rabbim demiş. Delik deşik olmuş kalbimin cilasını atacak güzel ahlakın boyası sende. Kusurlarımın muhasebesini yapabilmem için vicdanımı konuşturacak ses sende. Her yanım sana gönül vermiş güzellerle doluyken nedir benim bu hali perişan? İşte bu mısra benim halime de tercümanlık yapıyor güzel çocuğum. Her yanım sana gönül vermiş güzellerle doluyken, nedir bu benim hali perişanım? Tut ki elimden gözlerime kepenk olmuş perdeleri kaldıracak kudret sende. Çok çok güzel. Maşallah. Barallah. Sevgili Semra'nın duasını okuyacağız şimdi. Şöyle demiş. Rabbim kusurumuzu görebilmeyi, sana hakkıyile tövbe edebilmeyi, Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklanabilmeyi, kendimize hayır hahlar edinebilmeyi, nefs-i emmarisini nakout etmiş kullarınla postneşin olabilmeyi bize nasip eyle ya Rabbi. Amin. Elfi alfi amin. Şimdi pek sevgili sevgili Fatma Nurumuzun duasını okuyacağız. Şiirini okuyacağız. şöyle demiş: "Madem güzeli olmak istersin işte aynalar. Kusurunu gör, güzelleş diye karşına çıkarıldılar. Onlara bakıp kızma, işit, hazırlan ve gel bana. Gel istediğin mayiyeti işte seni çağırmakta. Gir gülistanına zevk et ama gülü kendine har yapma. Çok güzel olmuş sevgili Fatmalur. Bir daha okuyalım. Öyle bitirelim dersimizi. Madem güzeli olmak istersin işte aynalar kusurunu gör, güzelleş diye karşına çıkarıldılar. Onlara bakıp kızma, işit, hazırlan ve gel bana. Hep istediğin mayiyeti işte seni çağırmakta. Gir gülistanına zevk et ama gülü kendine har yapma. Amin ya Rabbi. Gülü kendimize har edinmeyelim. Güzellikleri, güzel vasıflarımızı şer istikametinde kullanmayalım. Şu ahsen-i takvim sırrını esveli safiline inkılap ettirmeyelim. Evet. Ben de sevgili Feyzacığımın şiiri nerede diyordum. Feyizli şiiri. Onunla final yapalım. Şöyle demiş: "Ey künfekan tezgahının güzeller güzeli sultanı, işte bir kez daha geldik kapına. Yüzlerimiz utanç dolu, elbiselerimiz yamalı. Habibinin teşrif ettiği şu mübarek vakitler hürmetine sana ümitle açılan mahsum gönüllerimizi geri çevirme ne olur. Zaten çevirmek de senin adetin değildir. Kendimizi temize çıkaracak da değiliz. Nezdinden bizlere öyle bir tövbe lütfeyle ki inabe ufuklarında temaşa edelim rahmetini. Tadalım evbenin ve maiyetinin doyulmaz lezzetini. Ey gariplerin sahibi, sen ki sahibisin gariplerin. Biz ki garibiyiz hakikatin. Bizi kendimizle yüzleştir ve muhasebemizi, muhasebelerimizi hakkıyla yaptır. Bize hayır hahlar nasip et. Bu güzel insanları, etrafımızdaki güzellerden güzel insanları bize hayır hah eyle ya Rabbi. Güzellerden bizi ayırma ya Rabbi. Güzel insanlarla hemha eyle bizi topluluktan, cemaatten, kardeşlerimizden uzak düşürme ya Rabbi. Hocamızdan, üstadımızdan uzak düşürme ya Rabbi. mürşid-i kamilimizden, ekmelimizden uzak düşürme ya Rabbi. Bizi birbirimize de mürşit eyle. Hayır hah eyle. Bizi de kardeşlerimiz için hayır ha eyle ya Rabbi. Amin. Elfi alfi amin. Değerli dostlarım bugünkü dersimiz ve dualarımız böyleydi. Efendimiz sallallahu teala Aleyhi ve Sellem'e milyonlar milyonlar kere salatu selam olsun. Allah'a emanet olun. Görüşmek ümidiyle hoşça kalın.
EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: GÜZEL AHLAKI KAZANMANIN YOLLARI
Channel: Emine Eroğlu
Share transcript:
Want to generate another YouTube transcript?
Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.