YouTube to Text Converter

Transcript of EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: TEMBELLİĞİN ÇARESİ

Video Transcript:

Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala seyyidina ve senedina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmîn. Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullah. Elf alfi salatin ve alf alfi selamin aleyke ya habiballah. Değerli dostlarım, hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Haziru muhabbetle selamlıyorum. Gaibunu muhabbetle, hasretle selamlıyorum. Bereketli bir ders olsun diye ümit ediyorum. Bugün tembelliğin çaresi başlığı altında bir ders yapacağız. Yapacağımız ders derin Müslümanlıkta. Fark etmişsinizdir zannediyorum. eee derin Müslümanlık üzerinden dersler yapıyoruz. Hoca efendi tekrar edeyim bunu. Bizim yürüdüğümüz yolda yürümek için sığ bir Müslümanlık yetmez. Derin ve canlı bir Müslümanlığa ihtiyaç var diyor. E bize de nasıl derin ve canlı bir Müslüman olacağımızın yollarını gösteriyor, izlerini gösteriyor hocamız. Biz de o izleri takip ediyoruz. Güzel bir ahlaka nasıl sahip olabiliriz? kötü ahlak hususiyetlerinden nasıl korunabiliriz? Bunlara ilişkin iki ders yaptık. Derin Müslümanlıktan. Bugün itibariyla da tembelliğin çaresi başlığı altında bir ders yapacağız. Şöyle başlayabiliriz dersimize. Şimdi Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in Allah'a sığındığı şeylerden bir tanesi tembellik. Allah'a sığınmış olduğu hususlardan bir tanesi. Malumunuz Efendimiz sallallahu tea aleyhi ve sellem tembellikten, göbek bağlamaktan, çok uyumaktan ve yakin azlığından Allah'a sığınıyor. Şimdi bunlardan bir tanesi tembellik. Aslında bütün bunlar birbirleriyle ilintili. Yani bir insan çok yiyorsa çok uyuyor, çok tembel oluyor. Yani atıl kalıyor. Biz e tembellik üzerine yoğunlaşacağız ve şöyle devam edeceğiz yolumuzu. Aslında İslam'ın temel felsefesi varlık aleminin her parçasının canlı olması üzerine kurulu. Sadece insanın canlılığı üzerine değil, bütün varlık aleminin canlı olması üzerine kurulu İslam'ın felsefesi ve bu e felsefeye zıt olan hemen her hususa İslam müdahale etmiştir." diyor hoca efendi. Mesela bir insan kendi tarlasını ekip biçmiyorsa onu atıl olarak bırakıyorsa 3 yıl atıl olarak bırakmışsa o tarla onun elinden alınıyor. Ona el konuluyor. Çünkü faal olunmasını istiyor Cenabı Hak. Yine mesela diyelim ki sizin bir e paranız var ve bunu altına yatırdınız. Altına yatırdınız. Yastığın altına saklamak deniliyor ya. Yastığınızın altına sakladınız altınlarınızı. Ama Allah onun için size zekat sorumluluğu yüklüyor. Ona zekat sorumluluğu yüklemek şu demek. O altın orada durduğu sürece aslında eksiliyor demek. Orada atıl beklediği sürece eksiliyor demek. Dolayısıyla Cenabı Hak onun da sizin tarafınızdan aktivize edilmesini istiyor. Yani ticari hayatta sürkülü edilmesini istiyor. Atıl bırakılan parın sahibine tehditte bulunuyor Cenabı Hak sair hikmetlerinin yanı sıra ataleti önleyebilecek bir tedbir olarak o paraya zekat verilmesi mükellefiyetini size getiriyor Rabbimiz. Şimdi tembellik adına cansız eşyayı bile Cenabı Hak bu şekilde atıl bıraktırmıyorsa insan için ataletin nasıl bir şey olduğunu artık biz hesap edelim. Bakın cansız eşyanın bile Cenabı Hak atıl bırakılmasına izin vermiyor. Tekrar edelim. İslam'ın temel felsefesi varlık aleminin her parçasının canlılığını gerektiriyor. Dolayısıyla cansız eşyaya karşı tavrı bu olan İslam dininin tembel tembel kenarda oturup adeta asalak hayatı yaşayan bu asalak hayatına tufeyli gibi yaşamak deniliyor. Tufeyli başkalarının sırtından geçinene deniliyor. Asal da bunu karşılıyor aleminde. Adeta asalak gibi yaşayan insana karşı tavrı ne olur? İslam'ın sert olur. Nitekim Allah Resulünün eee zikrettiğimiz bu hadis-i şerifi, bu duası ondan Allah'a tembellikten Allah'a sığınması ümmeti hakkında ondan korkuyor oluşu, eee bu meseleyi ifade etmesi, önemini ifade etmesi açısından bizim için bir şey ifade etmeli. Şimdi biz eee tembelliği yenmek üzerine konuşacağız ama önce faaliyetin bizim için ifade ettiği manadan başladık. Oradan yolumuza devam edelim. Cenab-ı Hak bütün mevcudatın bağrına hareket etme çalışma meyli koymuş. Meylül hareket diyoruz buna. Çalışma meyli. Hareket etme meyli koymuş. Bütün zi hayatın, bütün mevcudatın bağrında böyle bir faaliyet meyli var. Farkındaysanız biz hep şuna da iman ediyoruz. Mevcudattaki bu faaliyet hep kemale müteveccih. Yani Cenabı Hak mahlukatı çalkalıyor. Onu sürekli faal kıluyor ve onu sürekli bir kemalat yolculuğunun içerisinde tutuyor. Buna sünnetullah da diyoruz. Biz bu sır varlığın içerisine yerleştirilmiş bu hayat sırrından dolayı, bu hareket sırrından dolayı topyekün canlılar hareket halinde olduğu gibi bir bakıma cansız eşya bile şekz lezzetle kendi vazifesini yapıyor. Yani toprağa bakıyorsunuz cansızmış gibi gözüküyor. Ama o topraktan fışkırıp çıkan o nebatat taifelerine baktığımızda toprakta bir coşku, toprakta bir lezzet, toprakta o faaliyetin enerjisini hissedebiliyorsunuz. Bunu sayır cansız eşyada da hissediyorsunuz. Yani dalgaların kendini nasıl coşkuyla kıyıya vurduğuna şahitlik ediyorsunuz. Yağmurların nasıl coşkuyla yağdığına şahitlik ediyorsunuz. ve kendi vazifelerine onların coşkuyla koştuklarına şahitlik eden bir insanın da vazifesi olduğunu hatırlıyor. Tembel ve rahat döşeğine bağlı yaşayamaz bu şartlar altında insan ve çoğunlukla o tembel ve rahat döşeğinde çalışanlar vücuttan ziyade yani varlıktan ziyade Adem'e yakın olarak yaşıyorlar. Adem yokluk manasına geliyor. Vücut varlık. Yani Allah bizi Adem'den vücuda çıkarıyor. Biz varlık alemindeyiz. Ve varlık alemi bizim için faaliyet alemi. Atalet o yüzden de vücuttan ziyade ademe yakın duruyor. Atalet vücuttan yani varlıktan ziyade yokluğa yakın bir durum. Yokluksa karanlık demek, elem demek. Yani bir insan çalışmadığında, faal olmadığında değerli dostlarım o lezzet almıyor. Tam tersine, tam tersine bir elemin içerisinde, bir karanlığın içerisinde yaşamış olur ki üstat bunu Risale-i Nur'da çok güzel anlatır. Hatırlayacaksınız zannediyorum. O dünyadan kam almaya çalışıyor ama anguazlar içerisinde, karanlıklar içerisinde bocalayıp duruyor. Üstadın bu konuda çok önemli ve çok güzel bir cümlesi var. Kalbimizin üzerine yazdığımız bir cümle. Nasıldı cümlemiz? Rahat zahmette, zahmet rahattadır cümlesi. Rahat zahmette, zahmet rahattadır cümlesi. İşte ne oluyor? İnsan tembelliğe alışınca bunun birtım komplikasyonları da oluyor. Mesela rahat para kazanma, kısa yoldan zengin olma, rahata kavuşma peşinde koşarken helal haram deyip birbirinden ayırmama, gayrimeşru yollara süluk etmek gibi bir sürü bir sürü onun komplikasyonuyla da karşılaşıyor insan. Çünkü rahat döşeğinde otururken insan çürümeye de başlıyor. Çürümeye başlamanın en büyük alametlerinden bir tanesi sürekli eleştiriyor. Sürekli bir şeylerden şikayet ediyor. Bir şikayet insanı haline geliyor. Mümin her zaman hareket halinde olmalıdır. O çalışırken de dinlenirken de hareketi hayatına esas yapmalıdır. Bakın dinlenirken de hareket hoca efendinin bize verdiği çok önemli bir formüldü bu. Nasıl bir formülümüz var? Çalışırken dinlenme, dinlenirken çalışma formülü. Çalışırken dinlenme, dinlenirken çalışma. Yani insan yekpare bir varlık değil. Zihinsel olarak yoruluyoruz. Mesela ekranın karşısında bir şeyler, bir şeyler çalışıyoruz. Bir şeyler yazıyoruz, toplantılar yapıyoruz. Ekranın karşısında durmaktan zihinsel olarak yoruluyoruz. E ne yapıyoruz bu sefer? Kalkıp işte mutfağa gidiyoruz. İşte bulaşığımızı yıkıyoruz. Efendim yemeğimizi yapıyoruz. Ne oluyor? Zihinsel olarak dinlenirken bedensel olarak çalışmış oluyoruz. Evradı eskarımızı çekmek bizi kalp itibariyle harekete geçiriyor. Yani bir kalbimizi işlettirmek var. Bir zihinsel çalışmak var. Bir bedensel çalışmak var. Ruhsal faaliyetlerimiz var. İşte bakın bunların hani bir tanesinden yorulduğumuzda ötekisine geçmek bize çalışırken dinlenmek, dinlenirken de çalışmak. eee faaliyeti içerisinde tutuyor. Ve hoca efendi diyor ki bakın mümin her zaman hareket halinde olmalıdır. Kur'an-ı Kerim'de beni çok etkileyen ayettir. Sizinle paylaşmış olabilirim. Cenab-ı Hak Haz Musa'ya Hz. Musa'nın elindeki asa yılan oluyor ya. Hz. Musa'nın elindeki asa bir ejderhaya dönüşüyor. Hz. Musa korkuyor ve uzaklaşıyor. Cenabı Hak ona şöyle sesleniyor. Ya Musa kork. Ya Musa tut onu korkma diyor Cenabı Hak. Tut onu korkma. Şimdi bu beni çok etkiliyor. Ben olsam şöyle derdim. Korkma tut onu derdim. Yani önce duyguyu sonra eylemi zikrederdim. Korkma tut onu derdim. Oysa Cenabı Hak tut onu korkma diye buyuruyor. Yani önce eylem geliyor. Dikkat edin. Yani korkuyu yönetebilmek için önce eyleme geçmeniz gerekiyor. Uzmanlar da öyle söylüyor hatırlayacaksınız. Ataleti yenebilmesi için mesela bir insanın depresyondan çıkabilmesi için uzmanlar onun evden de çıkmasını öneriyorlar. Yürü diyorlar ona. Yürü. Eylem halinde ol. At kendini o evden dışarıya. Hareket halinde ol. Yürü deniliyor. Çünkü faaliyet üstadın eee zahmet rahatta rahat zahmettedir gibi o anahtar cümlesinin yanında faaliyet lezzettir diye bir cümlesi de var Bediüzzaman Hazretlerinin faaliyet lezzettir cümlesine şunu da ekleyebiliyoruz. Atalet elemdir. Atalet elemdir. Ve hoca efendi bu bahsi yani bu tembellikten kurtuluş başlığını tperverlik yani rahata düşkünlük ana başlığının altında işliyor. Derin Müslümanlık kitabında ana başlığımız ne? Tperverlik. Terverlik üstadın hücumat-ı sdede kullandığı bir kavram. Şeytanın bize hücum sahalarından bir tanesi. Tentperverlik. Biz onu bugün nasıl tercüme ediyoruz? Rahata düşkünlük. Rahata düşkünlük. Bunu böyle alt başlıklar halinde de ele alabilirsiniz. Mesela tenperverlik, rahata düşkünlük diyoruz ya. Mesela hane perestlik gibi, döşekperestlik gibi, mutfak perestlik gibi, yeme içme perestlik gibi. Bütün o perestlikler aslında hep o rahata düşkünlük başlığı altında ele alınabilecek olan başlıklar. Bizim genelde genel tavrımız şu. Mümin olarak tavrımız şu. Hep hareket halinde olmak. Bu hep hareket halinde olmak demek hep bedensel hareket halinde olmak manasına gelmiyor. Bedensel hareket halinde değilsek düşünsel olarak bir tefekkür hali içerisinde, bir zikir hali içerisinde olabiliriz. Kalbimizi işlettiririz, aklımızı işlettiririz, hayalimizi işlettiririz ama hep faaliyet halinde oluruz. Olabilir değil mi böyle bir şey? Hep faaliyet halinde. O çalışırken de dinlenirken de harekete, hayatına esas yapmalıdır. Dinlenirken de hareket, çalışırken de hareket. Yoksa yoksa çürüme, yoksa insan için kadavralaşma kaçınılmaz oluyor. Onun komplikasyonları çok büyük. Ben sadece birkaç tane komplikasyondan söz ettim. O ataletin var ya insanı çürüten öyle bir yanı var ki geriye dönüşü de çok zorlaştırıyor. Bir insan mesaisini çok iyi tanzim edebiliyorsa ki buna ilişkin mesai tanzimine de ilişkin dersler yaptık biliyorsunuz. Hayatında boşluğa yer bırakmamayı da öğreniyor. Hayatında boşluğa yer bırakmama. Gerçi insanın beşeri ihtiyacı olarak tabii ki dinlenmeye vakit ayırması gerekiyor ama zaruri uyku haricinde onun dinlenmesi de yine aktif dinlenme şeklinde gerçekleşmesi gerekiyor. Bakın burada hoca efendi kavramları da aktivize ediyor farkındaysanız. Mesela aktif sabır diyor ya hoca efendi mesela sabır eee makalesinin içerisinde sabır dinamizmi diyor hoca efendi. Sabır dinamizmi, aktif sabır ya da hüzün dinamizmi diyor hoca efendi. Hüznü bile pasif bir eylem olarak alıp kabul etmiyor. Aynı şekilde bir insanın dinlenmesi de aktif dinlenme olmalı. Yine aktif hep aktif sabırda olduğu gibi dinlenmenin de aktif olması lazım. Hatta uyku diyoruz ya mesela uyku böyle zaruri bir dinlenme vakti. Cenabı Hakk'ın bize tanıdığı bir meşruiyet alanı. Ama güzel rüyalar görmek bile aktif bir uykuyla oluyor. Öyle değil mi? Yani bir insan hayatını hayırlı eylemlerin içerisinde bir insan hayatını vakit makalesinde okuduğumuz gibi böyle 7 veren, 70 veren, 700 veren eylemlerin içerisinde geçiriyorsa uykusu da 7700 vermeye başlıyor o insanın. O uykusunda da uykusunda da faal oluyor. Uykusu ona ilhamlar veriyor. Uykusu ona perdeler aralıyor. Bununla ilgili biliyorsunuz yapılmış araştırmalar da var. Uykuyla gelen ilhamlar, rüyalarla açılan kapılar. O bile aktif oluyor. Yani insan hayatını aktif geçirmişse uykusu bile aktif uyku oluyor. Onun aktif dinlenme şeklinde gerçekleştiriyor. Onun istirahati bir işten başka bir işe intikal şeklinde gerçekleşiyor. Mesela işte kitap mütalaa ederken zihni yoruluyor. Bu sefer evladı eskiara geçiyor. Vakti gelince namazla nefesleniyor. Namaz benim bizim için çok büyük bir dinlenme aralığı. Namaz benim için dinlenme aralığı. Nasıl bir dinlenme aralığı namaz bizim için? Ruhumuzu, aklımızı, duygularımızı, kalbimizi hepsini dinlendiriyor namaz. Ve böyle hayata tazelenmiş, yenilenmiş, dinlenmiş adeta yeniden başlar gibi başlıyoruz. Uyku sayesinde, özür diliyorum, namaz sayesinde başlıyoruz. uyku sayesinde elde edemediğimiz bir dinginliği, ruhsal bir dinginliği namazla elde edebiliyoruz. Mesela pek çok insan bedensel olarak dinlenmiş gibi görünsek de sabah kalktığında şöyle diyebiliyor. Yorgun kalkıyorum diyor. Şikayetlerden bir tanesi bu. Uyuyor, uyanıyor. Çok da uyuyor ama yorgun kalkıyorum diyor mesela. İşte namaz insanı o beş vakit namaz teheccütle beraber altı vakit namaz ne oluyor? bizi dinlendiriyor. Bizi hayata yeniden başlayabileceğimiz bir dinamizme taşıyor. Fasılalar veriyoruz. Hatta o üstadımız namaz meselesinde diyordu ya mühim bir inkılap başı diye. Mühim bir inkılap başı. Her vakit namaz. Dolayısıyla biz bir bir inkılap yaşıyoruz namazla. Bir vakitten başka bir vakte geçiyoruz. Bir fazdan başka bir faza, bir ritimden başka bir ritme, bir besteden bir başka beste, bir ahengten bir başka ahenge geçiyoruz. Makas değiştiriyoruz, ritim değiştiriyoruz, faz değiştiriyoruz namazlarla beraber. Dolayısıyla bizi dinlendiriyor. Böyle bakın namazın kendisi bir dinlenme eylemi ama aynı zamanda bir faaliyet. Zikirle kalbimizi aktivize etmiş oluyoruz. Kitap mütalaa ederken tefekkür vadilerinde dolaşmış oluyoruz. Dolayısıyla bir insan, bir insan kıyamdı, kıraattı, rükuydu, secdeydi. Cenab-ı Hak'a teveccüh ederken sayir işleriyle ondan sonra meşgul olduğunda o işler ona ağır gelmiyor. Ama eğer bir insan ruhunu dinlendirememişse, kalbini dinlendirememişse, tefekkür vadilerini açılamamışsa beşeri işler, beşeri faaliyetler ruhuna o kadar ağır gelmeye başlıyor ki, bedensel olarak onu o kadar yormaya başlıyor ki, öyle insanlar görüyorum ki şu kolunu bile ağırlık olarak taşıdığını söylüyor. Yani kolumu kaldırmak bana çok zor geliyor, çok ağır geliyor kolum diyen insanlarla karşılaşıyorum. Dolayısıyla da insan e bu işleri yaparken eğer eğer bu insan mahiyetinin bütününü hesaba katar ve çarkı bütünüyle döndürmeyi başarabilirse onu zaten neye taşıyor? lezzete taşıyor, zevke taşıyor, şevke taşıyor. Şimdi hoca efendi bu tembelliğin çaresi başlığı altında bunları biraz daha derinleştiriyor bu konuştuğumuz meseleleri ve şöyle diyor: "Bediüzzaman Hazretleri o meylül rahat yani rahat düşkünlüğünün nasıl bir tehlike olduğunu belirtirken belirtiyor önce. Sonra da ne yapıyor? Ona karşı alması gereken tedbiri ortaya koyuyor. Bugün bizim ana meselemiz bu. Tembellik zannediyorum pek çoklarımız itibariyla eee ondan şikayet ettiğimiz biz Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'in gösterdiği gibi ondan Allah'a sığındığımız, çok rahatsızlık duyduğumuz meselelerden bir tanesi. Kendi adıma öyle yani kendi tembelliğimden çok utanıyor ve Allah'a sığınıyorum. Kendimi de çok tembel buluyorum. İşte bu tehlikeden nasıl kurtulacağımız konusunda üstadım bize verdiği bir yönerge var. bize verdiği bir formül var. Üstadımız şöyle diyor: "Sizle" diyor Bediüzzaman Hazretleri, "İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." Bu ayet-i kerimeyi biliyorsunuz. Ayet bu. İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Şimdi bu mealdideki mücahid-i Ali Cenabı Cellad-ı Sahara göndeririz diye buyuruyor üstat. Bunu şu bağlamda kullanıyor Bediüzzaman Hazretleri. Şimdi önce tehlikeleri anlatıyor. Sonra bu tehlikelerle nasıl başa çıkacağımızı anlatıyor. Tembelliği de cellad-ı sahar yani amansız, zalim bir cellat olarak yani ruhumuzu öldürmeye azmetmiş, kalbimizi öldürmeye azmetmiş, bizi çürütmeye azmetmiş bir cellat olarak tanımlıyor Bediüzzaman Hazretleri. Neyi? tembelliği. Öyle değil mi? Ruhun ölümü tembellik, kalbin sönmesi tembellik. Dolayısıyla üstat bizi bu tehlikeye karşı korurken celladı sahar, bizi öldürmek için gelen zalim bir cellat olarak tanımlıyor tembelliği ve ona karşı biz de neyi silah olarak kullanacağız diyor üstat Bediüzzaman Hazretleri. Bu ayet-i kerimeyi insan için çalıştığının karşılığı vardır. Ancak çalıştığının karşılığı vardır insan için. Bu ayet-i kerimeye de Bediüzzaman Hazretleri mücahid-i Ali Cenap diyor. Mücahid-i Ali Cenab. Şimdi bakın celladı sahar bizi öldürmek için koşup geliyor ya. Biz de ona karşı bir mücahit Allah yolunda mücadele eden bir mücahit Ali Cenap cömert mücahit olarak ne çıkarıyoruz karşısına? Bu ayet-i kerime. İnsan için ancak çalıştığı vardır. Ayeti kerimesini çıkarıyoruz. o tembelliği yeniyor. Bir zaferle bu işin içerisinden çıkıyoruz. Şimdi üstat bu Ali Cenap Mücahidi nasıl kullanacağımızı, nasıl değerlendireceğimizi de bize anlatıyor. Hoca Efendi şu bağlamla yoluna devam ediyor. Diyor ki, "İnsan tabiatinde yeme, içme, dinlenme ihtiyacı var olduğu, cismani istekler ve nefsane arzular bulunduğu gibi rahat etme isteği de var." Var değil mi? Herkeste şöyle bir tavır işte rahat edemedik, rahat yüzü görmedik, bir rahata erişemedik, bir rahat edemedik falan. Oysa yani rahat zahmet rahatta eee rahat zahmette diyor ya üstadımız Bediüzzaman Hazreti. Şimdi bunu hayat felsefesi haline getirmemiz gerekiyor. Bizim zahmette rahat var. Rahattaysa zahmet var. Bunu görebilmemiz gerekiyor. İşte bu ayet-i kerime bize bunu gösterecek. Bunu gösterecek. Hoca efendi diyor ki insanda evet var değil mi? Bizde meyiller var. Meyiller. Üstat ona cüzü ihtiyarinin ü üst esası diyor. Yani irademizi o meyiller harekete geçiriyor. Acıktığımız için yemek yiyoruz. Acıkmasak aklımıza yemek yemek gelmiyor. Dolayısıyla o meyiller irademizi harekete geçiren temel unsurlar. Bizde ne var? Yemek içmeye karşı. Meyil var. Yatıp uyumaya karşı meyil var. Nefsin arzularına karşı meyil var. Aynen öyle de rahat etmeye karşı da meyil var. O yüzden herkeste böyle bir rahat etme arzusu var. Herkeste işte şöyle bir rahat edeyim, işte böyle bir konforum olsun, işte şöyle bir evim olsun, işte şöyle bir rahatım olsun, şöyle bir gelirim olsun. Herkeste böyle bir rahat etme meyli var. Fıtri olarak var. Rahata düşkünlük de insan tabiatinin bir yanını teşkil ediyor. O yüzden de bizim onunla mücadele etmemiz gereken bir yanını teşkil ediyor. Cenabı Hak insana bir de irade gücü veriyor onunla mücadele etsin diye. Şimdi burada rahatın karşılığına, meyl rahatın karşılığını üstat zahmeti koyuyor farkındaysanız rahat zahmet ikisi birbirinin zıttı. Üstat gerçek rahatın zahmette olduğunu vurguluyor bize. Çünkü ne var? O bizi öldürmek için gelen o cellad-ı sahara karşı bizim kullanmamız ve faal hale getirmemiz gereken bir irade var. Şimdi bize Cenabı Hak irade kuvveti veriyor ya. Eğer bu meyilimizin peşinde koşarsak irade irade gittikçe zayıflıyor. En sonunda insanda irade diye bir şey kalmıyor. Oysa Cenabı Hak bize bir irade kuvveti bahşediyor ve şayet insan iradesinin hakkını verirse meşru dairede bütün isteklerine nail olabileceği ve ihtiyaçlarını giderebileceği gibi rahat etme duygusunu da dengeleyebiliyor. Ne oluyor bakın? Hem bütün ihtiyaçlarını karşılıyor kimseye. Tüfeyli gibi kimsenin sırtından geçinmiyor insan. kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yetkinlik kazanıyor. Eğer iradesinin hakkını verebilmişse o insan bütün ihtiyaçlarını giderebiliyor. Bütün isteklerine nail olabiliyor. Faal olduğu için lezzet duyabiliyor. Aynı zamanda da aynı zamanda da rahat etme duygusunu da dengelemiş oluyor. Denge bakın denge yani hiç uyumayalım işte hiç dinlenmeyelim falan değil. o duyguyu dengeleyebilmek. Öyleyse Meylül Ruhat türlü türlü ayak oyunları yapan bir sihirbaz gibi bizim ayaklarımızı kaydıracağı, çalışma, aşkı heyecanımızı kıracağı, hizmet etme, himmetimizi, hizmet etme gayretimizi bağlayıp bizi sefahate sürükleyeceği zaman insan hemen iradesiyle ayağa kalkmalı. Hani dedim ya psikologlar işte depresyona girenlere kalkın yürüyün kendinizi dışarıya atın diyorlar. Şimdi eğer rahat etmek duygusu bize yük çöreklenmişse, oturduğumuz yerden kalkmak istemiyorsak bir de etrafımızdaki insanları da kendi nefsimize köle haline getirmeye çalışmıyorsak işte su getir, çay getir, kahve getir, kendimiz oturup kalkıp da sürekli etrafımızdaki insanlardan işte sen kalk getir, işte meyve getir, yemeğimi ayağıma getir, sofrayı önüme kur gibi böyle Böyle tembelliğin komplikasyonlarından bir tanesi de bu. Etrafımızdaki insanlardan tüfeyli gibi sürekli onların sırtından geçiniyoruz. Ya mesela diyelim ki birisi eve geldi. Bir evin beyefendisi eve geldi. Ne yapıyor? İşte kendini bir koltuğa atıyor ve işte şuyumu getir, buyumu getir, ayağıma tellemi getir, sırtıma hırkamı getir. Efendim yemeğimi önüme getir, çayımı demle getir, kahvemi kaynat getir. Ne oluyor bu sefer? Bakın o kendini ataletin içerisine, tembelliğin içerisine atmakla kalmıyor. Aynı zamanda çoluğunu, çocuğunu, eşini etrafında pervane olarak görmek istiyor. O kendi nefsine hizmet ettiriyor. Kendi nefsine hizmet ettiriyor. Hoca efendi diyor ki Allah Resulü insanlardan biat alırken biat almak bağlılık yemini. Müslüman olacaklar. Müslüman olurken efendimiz onlara birtım şartlar koşuyor. Müslüman olma şartı koşuyor. Mesela bazı sahabelerden hiç kimseden hiçbir şey istememe şartı koşuyor. Hoca efendi diyor ki aslında bu şart tembellikten kurtulma şartıdır da. Hiç kimseden hiçbir şey istememe. Yani su mu alacaksın? Gidip kendin alma. O sahabiler efendimizin şart koştuğu o sahabilerden bir tanesi eee atın üzerinde atın üzerinde bir şey düşürüyor yere. Onu bile kendisi iniyor alıyor. Atından iniyor alıyor. Aşağıdaki birisinden istemiyor. İstememek üzerine istememek üzerine hayatını kuruyor. Alvar imamı Lütfi Efendi diyor ki, "Hayatımda hiç kimseden hiç hiç kimseye küsmedim. Çünkü hiç kimseden hiçbir şey beklemedim." diyor Alvar imamı Lütfi Efendi. Farkındaysanız beklentiler beraberinde küskünlükleri de getiriyor beklentilerimize karşılık bulamadığımızda. Dolayısıyla bir insan ne olacak? çalışma, aşku, heyecanını, himmet ve gayretini duyacak mahiyetinde. Bunu da aslında yine bu ayet-i kerimeye dayandırıyor ya Bediüzzaman Hazretleri, Hoca Efendi de onu esas alıyor. İnsana çalıştığından başkası yoktur diye. İnsan faal olduğunda Allah onun mükafatını yine faaliyet olarak ona veriyor. Faaliyet arzusu, iştiyakı olarak ona veriyor. Dikkat edin bakın hani Türkçede de işleyen demir paslanmaz diye bir atasözü vardır ya akan su pislik tutmaz gibi atasözleri. Ne oluyor? Siz faal olunca Allah size mükafat olarak faaliyet meyli veriyor. Ama siz atıl kaldıkça onun cezasını da atalet olarak e yaşıyorsunuz. Yani bir insan faal olmak istiyorsa faaliyete geçmeli. Bir insan faal olmak istiyorsa küçük de olsa yıl kalmış bir insan küçük de olsa bir adım atmalı. Öyle diyor ya Cenabı Hak siz bana adım atarsanız ben size yürüyerek gelirim. Yürüyerek gelirseniz koşarak gelirim diyor. Dolayısıyla bakın hep dinamizm hep faaliyete geçmek. Ne olacak? O insan himmetini bağlamayacak gayretini kırmayacak. heyecanını söndürmeyecek, sefalete, sefahate sürüklenmeyecek. Hemen iradesinin hakkını verecek ve kıyama geçecek. Yani şöyle beklemeyecek. Önce diyelim ki önce korkumu yeneyim de ondan sonra harekete geçeyim. Önce ataletimi yeneyim de ondan sonra harekete geçeyim. Önce biraz dinleneyim de sonra harekete geçeyim. Hayır, önce faaliyete geçecek. önce kıyama kalkacak diyor hoca efendi. Kıyam ne güzel bir kelimedir, değil mi? Bakın namazın rükünlerinden bir tanesi kıyam. Ayağa kalkmak. Kıyam. Kıyam ne kadar önemli bir kelime değil mi? Ayağa kalkmak. Kayyım. Ayağa kaldırmak. Eee, kaymakam kayyimül makam manasına geliyor. Yani bir makamı tutup ayağa kaldıran demek. Şimdi düşünün o kadar önemli bir şey. İstikamet de kıyamdan geliyor. Kelime itibariyla istikamet. O ayakta kalmayı başarabilmenin adı o bizim için. Dolayısıyla değerli dostlar ne olacak o insan? Önce ayakta olacak. Kıyam, kaim olacak. Önce ayağa kalkacak. Önce belini doğrultacak. Eğer kendi iradesi bu şekilde ayağa kalkmasına yeterli olmuyorsa bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. İşte bu temel aldığımız, dayandığımız ayet. Çalışmasının semeresiyle, semeresini ise ileride mutlaka görecektir. Sonra ona karşılığı tas tamam verilecektir diyor Cenabı Hak. Bakın Allah'ın vaadine bak. bilsin ki insanın kendi çalışmasından başka bir şeyi yoktur. Kendi çalışması, kendi sai olarak geçiyor ayet-i kerimede. Çalışmasının semeresi ise ileride mutlaka verilecektir. Sonra ona karşılığı tastam verilir diyor Cenabı Hak. bu mealdeki ayet-i kerimeye tutunmalı ve müjdeyle iradesini takviye etmelidir. Bakın ne oluyor. Diyelim ki işte sabah kalkmakta zorlanıyorsunuz. Ya biliyorsunuz hani hep öyle derler ya rızıklar işte seher vaktinde dağıtılır diye. Niye öyle? Çünkü erken kalkan bir insan, dükkanının kapısını erken açan bir insan dükkanını bereketle dolduruyor. Sadece dükkanını değil. Siz sabah kalkıyorsunuz mesela hoca efendi namaz bahsinde bunu Miraç enginlikli ibadet namaz kitabında uzun uzun ve çok güzel anlatıyor. Diyor ki hoca efendi bir insanın sabahla öğlen vakti arasında en az 5-6 saatlik çalışma vakti olmalı. Çünkü öğlen vakti sabah vakti gün doğuyor. Düşünün öğlen bakıyorsunuz ki her şey kemale ermiş. Ölen vakti size yaz mevsimini hatırlatıyor. Bakıyorsunuz ki güneş bir kemale çıkmış. Güneş kemale çıkmış. Yaz mevsimini düşünün. Meyveler olgunlaşmış. Ağaçlar kendi kemallerine erişmiş. Şimdi öğlen vakti bizim işlerimizin kemale ermesi vaktidir. Üstat öyle anlatıyor. 9. sözde hoca efendi de bunu şerh ediyor. Miraç enginlikle namaz kitabında. Ne oluyor? Bakın öğleyin işlerimizin kemale ermesi lazım. Şimdi öğleğin işlerin kemale erebilmesi için ne olması lazım? Zihnimizin dingin olduğu, dingin bir uykudan uyandığımız, seher, vakitlerini değerlendirdiğimiz, günün en verimli saatleri. Günün en verimli saatleri. O sabahın serinliği, sabahın tazeliği, duyguların dinginliği. Onunla beraber çalışıp ürettiğimiz makale mi yazacağız, ders mi çalışacağız? Bilgisayarımızın başında mı duracağız? Evi mi temizleyeceğiz, yemeğimizi mi yapacağız? Misafire hazırlık mı yapacağız? En verimli saatlerimiz ne olacak? Sabahla öğlen arasında diyor hoca efendi. En az 5-6 saatlik verimli çalışma vaktimiz olacak. Olmasın mı yani? Ne olacak? Bakın Allah öyle diyor değil mi? İnsanlar çalıştığından başkası yoktur diyor Cenabı Hak. Bu bugün itibariyla insanlar çalışmayı böyle hep maaş karşılığı iş yapmak olarak düşünüyorlar. Çalışmak. Çalışmak denildiğinde mi işte ücretli bir işte bulunmak olarak anlıyorlar. Oysa öyle değil. Faal olmak, üretmek yani. Ya ev kadınlarına mesela çalışmıyor muamelesi yapıyorlar. Oysa o ev kadını evde diye hayatının disiplini yoksa gerçekten de kendini atalete salmış demektir. Nice arkadaşlar görüyorum diyorlar ki Emin abla bir gün geçiyor bir hafta geçiyor. Beş vakit namazı arada derede kıldığımızı kar görüyoruz diyorlar. Böyle asla olmamalı. Asla. Okuma vakti olmalı. Faaliyet vakti. Bakın ruhun faaliyeti. Faaliyet tek başına bedensel faaliyetse o da insana lezzet vermiyor. Çünkü o da insana coşku vermiyor. Kalpte faal olmalı, ruhta faal olmalı, düşünceler de faal olmalı, duygular da faal olmalı. Dolayısıyla hani evde olabilir bir insan. Evde olmak kötü bir şey değil ama evde olan bir insanın bu faaliyetlerin içinde olması beklenir. Sabahtan akşama kadar onu topla, bunu topla, yemek pişir, efendim temizlik yap. Çamaşır iksa mevzu bahisi olan. E bunların hepsi bedensel faaliyetler. O zaman ruh ruh yine çürümeye terk edilmiş oluyor. Kalp yine atıl bırakılmış oluyor. Öyle olunca da hani gerçekten de işte ev kadını olmak meselesi sorgulanabilir bir mesele haline geliyor. Oysa bizim için temel mesele faaliyet. Temel meselemiz niye cevabımız ne? İnsan için çalıştığından başkası yoktur diyor Cenabı Hak. E çalıştığının karşılığı da ona tas tamam verilecektir." diye buyuruyor. Hoca efendi diyor ki bunu sadece ahirette verilecek olarak anlarsanız eksik anlamış olursunuz. Dünyada da veriyor Cenabı Hak tas tamam. Çalıştığımızın karşılığını beyan-ı ilahiyedeki insan sayenin karşılığını mutlaka görür çalışmasının karşılığını Allah bakın teyit ediyor, temin ediyor sizi. Mutlaka görür. Bunun sadece öbür Adem'e ait mükafat müjdesi, bir ahiret semeresi, bir cennet meyvesi şeklinde anlamamak lazımdır. Cenabı Hak çalışan insanı daha dünyadayken de ödüllendirir. Bazen bir inşirahla ödüllendirir. Rahatlamayla ödüllendirir. Bazen yeni hizmetlere karşı arzu ve iştiyak verir Cenabı Hak ona. Öyle ödüllendirir. Bazen da eee çalışma ve gayret aynı zamanda onda ruhani bir zevk ve yüksek bir moral olarak ona geri döner. Bakın hep geri dönüyor değil mi? İnşirah duyuyorsunuz. Yani bir insan atılsa hep şöyle yapıyor. Ya vakitte hiç geçmiyor diye bakıyor. Tembel hiç işi yok. Ya vakitte hiç geçmiyor diye bakıyor. Sıkılıyor mesela. Çok sıkıldım diyor. Oysa faal bir insana bakın Cenabı Hak ona inşirah veriyor. Hiç demiyor ki zaman geçmiyor diye. Aman şu zamana şunları da yetiştirmem lazım diye bakıyor. Ruh inşirahı duyuyor kalbinde. Sonra kalbinde bir kalp inşir, ruhunda bir imbisat duyuyor. Arkasından Cenabı Hak ona arzu ve iştiyak veriyor. Faaliyet arzu ve iştiyakı veriyor. yeni hizmetlere karşı, yeni faaliyetlere karşı arzu ve iştiyak veriyor. Dünyadayken aldığımız ödüller bunlar. Bazen rahatlama, bazen inşira, yeni hizmetlere karşı arzu ve, yeni hizmetlere karşı aşk ve şevk ve aynı zamanda da ruhani zevk veriyor Cenabı Hak ona. Moral veriyor Cenab-ı Hak ona. Özellikle farkındasınız zannediyorum. Yani biz faal olmak derken en çok da hizmetlerimizi kastediyoruz. Öyle değil mi? Mesela ben faal olmak derken en çok da hizmet faaliyetlerini düşünüyorum. Hizmet faaliyetlerini kastediyorum. Ya insan hizmet faaliyetlerinin içerisinde durunca tam hoca efendinin dediği gibi ne kadar çok moral buluyor değil mi? Hep yapıyoruz ya böyle hizmet için küçük eylemlerin içerisinde buluyoruz. Bulunuyoruz. Bakıyoruz ki Cenabı Hak bize umduğumuzdan çok daha fazlasını veriyor. O da bize inanılmaz bir moral oluyor. Aşk oluyor, şevk oluyor, ruh imbisatı oluyor, kalp inşirahı oluyor. Paylaşmak oluyor, zevk oluyor. Ruhani zevk oluyor, kalbi zevk oluyor. Olmuyor mu? Söyler misiniz? Hani beraber yaptık ya bir garaj seil. eee birkaç hafta önce birlikte yaptık o garasiyle ve benim adıma yani benim için çok büyük bir moral onları yapabiliyor olmak da büyük bir moral vesilesi. Onları yapab mesela size bu dersi anlatabiliyor olmak benim için çok büyük bir moral vesilesi. Düşünsenize kendi odamdan, kendi odamdan, kendi bilgisayarımdan, kendi masamdan size seslenebiliyorum. Dünyanın öteki ucuna seslenebiliyorum. Ya bu ne büyük bir moral vesilesi, ne büyük bir kalbi, kalp inşirahı vesilesi benim için arzumu, iştiyakımı ziyadeleştiriyor. Ne olağanüstü bir şey değil mi? Allah'ın bize verdiği ne büyük bir fırsat aslında. Ne güzel bir rahmet vesilesi bizim için. Rahatlama. Düşünsenize benim diyelim ki sabahtan akşama kadar ben odamdayım. Yani kendi odamda sabahtan akşama kadar kitap okusam. Sabahtan akşama kadar düşünsel faaliyet. E zihnim yoruluyor. Zihnim yoruluyor. E kalbimin de işlemesine ihtiyacım var. Değilim ki işte yoruldum ve namaza durdum. Yoruldum ve evradı ezkara durdum. Efendim zihnim yoruldu. Gittim bulaşıkları yıkadım. Ama yetmiyor. Niye yetmiyor biliyor musunuz? Niye yetmiyor? Çünkü bu faaliyetler yine bir daire. bir dairenin etrafında dönüp duruyor. Oysa biz faaliyetlerimizi daha geniş dairelere yaymak istiyoruz. Öyle değil mi? Dolayısıyla işte bu pencereden bu ekran penceresinden size seslenebiliyor olmak, o garaj şeyleri yapabiliyor olmak yani ürettiğimiz şeyleri insanlığa sunabiliyor olmak. Şimdi biz faaliyetlerimizi genişledikçe inşirah da genişliyor. O o kalbimiz de büyüyor. Ruhumuz da daha geniş dairelerde pervaz etmeye başlıyor. Ve bu bize daha çok arzu veriyor. Daha çok iştiyak veriyor. Hem çalışma ve gayret aynı zamanda ruhani bir zevk ve yüksek bir moral olarak bize geri dönüyor. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de şöyle buyuruyor. diyor ki cenabı Hak Kemal-i kereminden hizmetin mükafatını hizmetin içine koymuş diyor Bediüzzaman Hazretleri içine derç etmiş. Amelin ücretini nefsi amel içine koymuştur. Ne oluyor bakın? Faaliyetin içerisinde lezzet var. Hani faaliyet lezzettir diyor ya üstadımız. Bu şu anlama gelmiyor. Biz faaliyet yapacağız. Semeresi, mükafatı olarak da lezzet alacağız. Öyle değil. o faaliyetin kendi içine yerleştirilmiş. Yani nasıl bir faaliyetin içerisindeysek öyle bir lezzet duyuyoruz. Bir noktada mesela önce zorlanıyorsunuz diyelim ki Risale-i Nur'u anlama çabası içerisinde uykunuz gelebiliyor. Çünkü tefekkür vadelerine açılamıyorsunuz. Kapıda bekliyorsunuz. Kapıda beklemek insanı zorluyor ama ayrılmıyorsunuz. Oradan sebat gösteriyorsunuz. O da bir faaliyet. Sonra kapılar size aralandığında ne oluyor? Hoca efendinin dediği gibi takkenizi fırlatmak isteyeceğiniz lezzetler alıyorsunuz. O tefekkür vadelerinde dolaşırken kalkıp sayfaları öpmek isteyeceğiniz lezzetler duyabiliyorsunuz. Bunlar nasıl lezzetler? Ruhani lezzetler. Sen say ettikçe Allah senin moralini yükseltiyor. Senin kıvamına da kıvam katıyor Cenabı Hak metafizik gerilimini güçlendiriyor. Allah seni daha güzel işlere de muvaffak ediyor. Bu sefer yaptığında yetinmiyorsan yetinmiyorsun. Hoca efendi öyle diyor. Şunu da yapabiliriz, şunu da yapabiliriz, şunu da yapabiliriz demeye başlıyorsun. başlıyorsun. Bunu bu faaliyetin içerisinde aynı zamanda faaliyetin içerisinde ortak eylemlerimiz, ortak faaliyetlerimiz var ya o da insana inanılmaz lezzetler, inanılmaz ilhamlar vermeye başlıyor. Benim istidadımın olmadığı noktalarda istidatlı arkadaşlar kulvara giriyor. Benim bir küçücük bir payım oluyor ama onların payıyla beraber ortak havuzlarda ortak eylemler birikmeye başlıyor. ortak hayırlar, ortak efendim eee faaliyetler, ortak istidatlarımızın ortak olarak ortaya çıkardığı semereler eee belirmeye başlıyor ve ne oluyor? E bakıyorsunuz ki bütün bunlar size hep metafizik gerilim olarak geri dönüyor. Size kıvam olarak geri dönüyor. Size yüksek moraller olarak geri dönüyor. Yüksek moraller olarak geri dönüyor. Bu yüksek moraller deyince hatırlatmak istiyorum. Bizim eee fedakarlar ekibi Allah onlardan razı olsun kalbin zümrüt tepelerindeki hakikatleri eyay yardımıyla, yapay zeka yardımıyla eee böyle hikayeleştirerek anlatmaya başladık. Sayfamızda eee YouTube sayfamızda, kanalımızda onları paylaşmaya başladık. İki tane semere çıktı ortaya. Çizgiyle, çizgiyle, hikayeyle seslendirilmiş. Şimdi İngilizcelerini de hazırladı arkadaşlar. Onları da paylaşacağız inşallahu Teala. Kalbin zümrüt tepeleri kavramlarını böyle hikayeleştirilmiş olarak her yaşa hitap edebilecek şekilde hazırladı arkadaşlar. Çok çok güzel bence. Çok güzel. Bana çok moral verdi. Mesela biz burada ders yaparken arkadaşlar dualar yazıyorlar ya şiirler yazıyorlar. O şiirler bir havuzlarda birikiyor. Dualar havuzlarda birikiyor. Efendim bazı arkadaşlar çizim yapıyorlar. Onlar havuzlarda. Bakın bunlar hepsi faaliyet aslında. Bu arada bir şey daha hatırlatayım. Bizim eee sevgili Asuman'la yaptığımız göz hizası programına da devam edeceğiz inşallahu Teala. O da bizim için bir faaliyet kanalıydı. Dün çekim yaptık. İnşallahu Teala yeni sürprizlerle karşınızda olmaya devam edecek o program. faaliyet işte ve daha nice faaliyetler. Daha nice faaliyetler daha nice faaliyetler. Bizim yaptığımız dersleri kitap yapma önerisi getirdi bize sevgili Süreyya Yayıncılık. Bu yaptığımız derslerden kitaplar oluşturma önerisi getirdi. Bakın ne oluyor? Biz bir şey yapıyoruz. Allah ondan binler başaklar çıkarıyor. Binler başaklar çıkarıyor. Hamdü senalar olsun. Say ettikçe Allah senin moralini yükseltir. Kıvamına kıvam katar. Metafizik gerilimini güçlendirir. Seni daha güzel işlere muvaffak kılar. Ama saytikçe aslında bakın yani Alemi İslam'ın perişaniyetine, sürüm sürüm haline bakın. Aslında temel problemimizin ne olduğu da açığa çıkıyor. Vaka insan her hayr hasenatının listesini tutmamalı. Yaptığı işlerle övünmemeli. Başarılarından dolayı fahirlenmemeli, gururlanmamalı. Bununla beraber her başarı mümin için iki hayrı da beraberinde getiriyor. Her başarı mümin için iki hayrı beraberinde getiriyor. Birincisi aczine, fakrına, kusurlarına rağmen salih kulların arasında bulunuyor ve iman hizmetinin bir ucundan tutmaya çalışıyor olma duygusuyla kendisini o daireye dahil ediyor. Ne güzel değil mi başarılar? Yani bir insan ben acizim, fakirim. Beni kendi başıma bıraksanız, kendi başıma bıraksanız beni ne olur benden? Oysa ne yapıyor Cenabı Hak? O hizmetin içerisinde aciz olmama, fakir olmama. Efendim acizem, fakirem, zelilem, garibem, ihtiyarem, hastayım, efendim bikarım, irademin gücü zayıf. Bütün bunlar, bütün bunlarla beraber Cenabı Hak beni bütün kusurlarıma rağmen, zayıf kullar arasında olmama rağmen Cenab-ı Hak beni salih kullarının arasında bulunduruyor. Neyle bulunduruyor Cenab-ı Hak beni? hizmeti imaniye ve Kur'ani ile bulunduruyor ve iman hizmetinin bir ucundan tutturuyor. Şimdi bu duygu, o daireye Cenab-ı Hak beni dahil ediyor duygusu Cenabı Hak'a karşı benim hamdü sana hislerimi coşturuyor. Evet ben biliyorum yani kendimi biliyorum. Üstat kuru üzüm çubuğu diyor ya işte kuru üzüm çubuğu ama bakın hiç Y'si düşecek, hiç aşağılık kompleksine düşecek bir durum yok. Çünkü Allah o kuru üzüm çubuğuna salkımlar takıyor. Salkımlar. Şekerli şurup tulumbacıkları diyor üstat o üzüm salkımlarına. O şurup tulumbacıklarını Cenabı Hak o kuru üzüm sapına takıyor. Dolayısıyla hiç eğese düşecek, aşağılık kompleksine düşecek bir durum yok. Ama ben evet bir kuru üzüm çubuğuyum. Bunu da görmek durumundayım. Görüyorum bunu. Kendimi görüyorum. Ve bu benim için çok büyük bir semere oluyor. Yani ben aczime, fakrıma, zaafıma, yaşlılığıma, hastalığıma, yetersizliğime, efendim şuyuma, buyuma rağmen bu iman hizmetinin bir ucundan tutmaya çalışıyorum. Ve bu duygu beni işte salih insanlar dairesinde bulunuyor olmamın, bu çabamın semeresi olarak kalbimi hamdü sena duygularıyla dolduruyor. Bu bir semere. Çok büyük bir semere. Diğer taraftan her başarının sonucunda insan için farklı bir mücadele zemini de oluşuyor. Her başarının sonucunda yani bir şey başarı başarabilmişsek hep şöyle diyoruz. Şunu da yapabiliriz, bunu da yapabiliriz. Yeni bir mücadele zemini. Öyle olmuyor mu? Bir şey başarmışsak eğer bir şey başarmışsak hiçbir mazeret diyordu rahmetli Hekimoğlu İsmail. Hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz diyordu. Hoca efendi de en büyük günah nedir sorusuna mazeret döktürmektir diye cevap veriyor. Mazeret döktürmektir. Mazeret yani işte öyle oldu da böyle oldu da şöyle oldu da işte sonuçta şöyle oldu. Tamam ama işte o ne oldu yani sen çok mazur olabilirsin ama netice itibariyle o gerçekleşmemiş oldu. Yapılmamış oldu. Altından kalkılmamış oldu. En büyük günah mazeret döktürmektir." diyor hoca efendi. Nefsinin savunusunu yapmak. Hiçbir mazeret oysa başarının yerini tutmuyor. Başarının şöyle bir güzel tarafı var. İnsandaki insandaki mücad mücahede yani gayreti o morali veriyor size. Daha fazlasını yapabilme arzu iştiyakını veriyor. Mücad mücahede zemini oluşturuyor. Müvahhit mümin yapılan işleri ve başarıları sahibine verme hususunda çok hassas davranır. Yap yapalım bunu. Hatta hoca efendi birbirinize çok hatırlatın bunu diyor. Yapan o yani. Şunu tuttum kaldırdım. kaldıran, kaldırtan o diye bakmak lazım. İşte şunu yaptık, yaptıran o diye yapmak lazım. Öyle bakmak ve birbirimize de bunu hatırlatmak lazım. Lütufdan, ihsan ondan, kerem ondan, gayret ondan, azim ondan, hepsi ondan. Yazdım yazdıran o diye bakmak lazım. Şimdi bu işin bir tarafını oluşturuyor. Çok önemli. İki yönü var ya meselenin. Bir yönü bu. Eğer böyle bakarsak kalbimizde şükür duyguları artıyor. Eğer böyle bakmazsak kibir ve gurura düşüyoruz. Çünkü böyle baktığımızda ne oluyor? Kalbimiz şükür hisleriyle doluyor ve taşıyor. Ve bu bizim için çok büyük bir faaliyet. Çok büyük bir faaliyet. Şükür hayatın gayesidir." diyor. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri bize bu konuda hassas davranıyoruz. Nefsimize pay çıkarmamaya özen göstermeye çalışıyoruz. Hayır, şu perişan halimle ben bu başarının binde birini bile elde edemem diyoruz kendimize. Nefsimize söylüyoruz bunu. Sen bu perişan haliyle bu başarılara sahip çıkamazsın. Binde birini elde edemezdin. Şu şu şu esaslardan dolayı bunları lütfeden Allah'tır diyorsunuz. Allah'tır. Başarılar ondan, hata ve kusurlar nefsimdendir diyorsunuz. Bakın bu da bir mücahede zemini. Öyle değil mi? Bunu kendime vermek yerine Rabbime verebiliyor oluşum bir şükür faaliyeti ve benim için bir imtihan vesilesi, bir mücahede zemini. Buna muvaffak oluyorsunuz. Ne oluyorsunuz? Kusurları kendi nefsinize alıyorsunuz ama muvaffakiyetleri rabbinize veriyorsunuz. Başarılar ondan, hata ve kusurlar nefsimdendir diyorsunuz. Ve bir de mücadelenin sevabını kazanıyorsunuz. Ya bir işin içerisindeyseniz bu sevabı ama o işin içerisinde değilseniz böyle bir sevap da yok. Yani diyelim ki diyelim ki eee bir işin içerisindesiniz ama Cenabı Hak onun vazifesi netice yaratmak. Diyelim ki Cenabı Hak size beklediğiniz semereyi vermedi. Beklediğiniz semereyi vermedi. Gene faaliyetin eee içerisinde bulunduğunuz için gene kazanıyorsunuz. Gene kazanıyorsunuz. kusur bendir deyip nefsinizi aldığınızda gene kazanıyorsunuz. Eğer bir semere varsa ondandır deyip gene kazanıyorsunuz. Bir kardeşlik iklimi içerisinde gene kazanıyorsunuz. Burada bazı faaliyetleri yaparken mesela diyelim ki bir kermes yapacaksınız. Yiyecek kermesi yapacaksınız. Diyelim ki mantı açıyorsunuz. Mantı açıyorsunuz. Mantı kapatıyorsunuz. Gözleme yapıyorsunuz değilim. Yiyecek kermesi yapıyorsunuz. Şöyle düşünebilir bazı insanlar. Yahu hepimiz parasını verelim de yapmayalım bunu. Öyle teklifler de oluyor. Hepimiz parasını biz verelim de yani yapmayalım. Bu çok para kazandıracak bir şey değil diye düşünebiliyor insan. Ama unutmamak lazım ki o faaliyetin tek semerisi elde edeceğimiz rakam değil. Değil. Yani kardeşlik, gayret, duygularımız, düşüncelerimiz hepsinin faaliyeti var. Bunu, bunu iyilik için yapıyor olmanın, muavenet için yapıyor olmanın, kardeşçe yapıyor olmanın, hepimizi bir ucundan tutuyor olmanın lezzeti var işin içerisinde. Onlar da kazanım ve yaptığımız işleri hep Allah'tan biliyor olmanın. Bir kusur varsa kendimizi alıp bütün başarıları rabbimize veriyor olmanın kazandırıcılığı, mücahedesi var. Dolayısıyla da bununla hasenatımıza hasenat katmış oluyoruz. Yapmadığımızda olmuyor. Hep arkadaşlar öyle söylüyorlar. İmlamda yapmayınca gördün mü olmuyor. Yaptık işte bunlar oldu. Yapmasak olmayacaktı diyor arkadaşlar. Evet. Çünkü Adem'den hiçbir şey çıkmıyor ortaya. Mahsul çıkmıyor. Faaliyetten çıkıyor. Ne diyor arkadaşlar? Emin abla diyorlar işte yapmasak olmayacaktı. İki tane yapsak iki tane yapmış olacaktık. 3 tane yapınca o ü tane yapmış oluyoruz. Tanenin semeresini elde etmiş oluyoruz. İşte kar içerisinde kar aslında. Kar içerisinde kar. Öyle değil mi? Bir değil binler kar. Bir başak değil yüzler başak. Hem sayinin sevabını alıyor hem de hamdu sanasının mükafatını görüyor. Hem de başarıları asıl sahibine verip Allah'a bağlılığını ifade etmiş oluyor ve böylece hasenatına hasenat katmış oluyor insan. Böylece aynı zamanda bir salih daire oluşturmuş oluyor. O hayır başka hayırları da doğuruyor. Bunu yaptık, şunu da yapabiliriz diyorsunuz. Bunu da yapabiliriz diyorsunuz. Diyorsunuz. Öyle değil mi? İşte küçük bir kermes yaptık. Bunu festivale dönüştürebiliriz diyorsunuz. Diyorsunuzdur zannediyorum. İşte bir ders yaptık. Bir dersimiz var. İşte bu dersten şöyle bir semer elde edebiliriz. İşte bunu görsel malzemeyle zenginleştirerek hikayeleştirebiliriz. Bunu kitaplaştırabiliriz diyorsunuz. Bakın neler çıkıyor ortaya. Hep faaliyetten çıkıyor. Hayır başka bir hayrı doğuruyor. Hayır başka bir hayrı doğuruyor. Oysa tembellik tembelliği doğuruyor. Emin olun bu böyle. Atalet atalete doğuruyor. Atalet atalete doğuruyor. Eğer bir insan hiç evden çıkmıyorsa evden çıkması zorlaşıyor. Daha zor evden çıkmaya başlıyor. Bir insan odasından dışarıya çıkmıyorsa bir süre sonra odasının mahkumu, mahpusu haline getiriyor kendisini. Ve o diğer eee bir iyiliğe geçiyor. Diğer bir iyiliğe geçiyor. Öbürü de diğer bir atalete, daha derin bir atalete bodrum katları olarak düşünün onu. Daha alt kata, daha alt kata, daha alt kata doğru inmeye başlıyor. Öbürü de daha üst kata, daha üst kata, daha üst kata doğru çıkmaya başlıyor. Hayır, başka hayırlar doğuruyor. O diğer bir iyiliğe vesile oluyor. O da başka bir haseneyi doğuruyor. Böylece rahat rahatı düşünmüyor insan. Rahat düşüncesine karşı bir tavır geliştirmiş oluyor. O bir anlık rahat düşüncesine karşı karşı koyma iradesinin hakkını verme, iradesinin hakkını verme neticesinde Allah Teala ona neler neler ne hasenatlar kazandırmış oluyor. Oysa ne olur? Hep öyle diyoruz ya işte pazar günü mesela işte evimizde oturabilirdik. Ben böyle yakın mevkideki eee eyaletlere eee karayoluyla gidiyorum. Uzak mevkidekileri uçakla gidiyorum. Arkadaşlar beni götürüyorlar uçakla seyahat ederken de yanıma eee bir arkadaşla beraber yanımda bir dostla kardeşle beraber gidiyorum. yakın mevkiyedi. Birisi beni arabasıyla götürüyor. Genellikle de hafta sonu oluyor. Kimse şikayet etmiyor. Bir de gönüllü oluyorlar. Çok meşgul olan bir arkadaşımız var beni sağa sola taşıyan. Allah ondan ebeden razı olsun. diyor ki hocam diyor eğer diyor hani sizinle böyle bir yolculuğa çıkmasaydım işte bugün pazar evde olacaktım diyor. Oysa bu benim için daha karlı bir faaliyet diyor. Öyle öyle mutlu ediyor ki bu beni yani öyle öyle görmek. Orada sohbeti canan gelen arkadaşlar da öyle kendi evlerinde oturabilirler ama işte cumartesi demiyorlar, pazar demiyorlar, sohbeti canan diyorlar ve sadece kendileri faal olmuyorlar. Etraftaki insanları da faal kılmaya çalışıyorlar. Diyorlar ki, "Emin arkadaşları boş bırakmayalım. Faal dursunlar. Ne yapalım? İşte evradı eskar dağıtalım, kamp yapalım. Ne çok kamp yapıyoruz. Öyle değil mi? Cep kamplar. Hoca efendi bir yılın içerisinde 40 güne tamamlayın diyor. Ne çok cep kampı yapıyoruz. Toplanıyoruz işte kamplara gidiyoruz arkadaşlarımızla. Çok önemli bizim için. Bakın ataleti yenme noktasında çok önemli. Uzaklaşıyoruz, kitap okuyoruz. Arkadaşlarımızla beraber oluyoruz. Tazeleniyoruz, geri geliyoruz. Hizmet demek, emin olun, faaliyet demek. Hizmet demek, faaliyet demek. Ataletten kurtulun bir formülü bizim için hizmet demek. Gaye-i hayalimizin peşinde koşarken, köy ilan gibi duygularımızla, düşüncelerimizle, hayallerimizle hep faal olma gayreti içerisinde oluyoruz. Değerli dostlar, iman ve Kur'an'a gönül veren hemen herkes çok iyi bir plan ve programla sürekli çalışmalı ve katiyen oturmaya, oturup nefsimizle başa kalmaya imkan ve fırsat bulmamalı. Biz de insanlara vermemeliyiz o fırsatı. İman ve Kur'an'a gönül veren herkesi faal kılmak bizim de sorumluluğumuz. Bazıları diyorlar ki işte çok fazla program var, yetişemiyoruz falan. Ya ne güzel bir şikayet vesilesi diyorum ben. Yani çok fazla programımız olsun. Olsun değil mi? Yani o kadar çok programımız olsun ki yetişememek gibi bir derdimiz olsun. Derdimiz adam olmasın, vücut olsun. Olsun yani üzülelim. Şun şunu yaparken şunu kaçırdık diye. Bunu dinlerken şunu kaçırdık diye. Bu derdimiz bu olsun. Hocamız bize diyor ki katiyen oturmaya, oturmalarına, oturup insanların nefisleriyle baş başa kalmalarına imkan ve fırsat verilmemeli. Hem diyeceğiz ki dua edeceğiz. Rabbimiz bizi bir an bile nefsimize başa bırakma. Hem de bırakacağız faaliyetleri kendimizi tembelliğe eee salacağız. Şimdi bu ettiğimiz duayla bir fiili dua arasındaki bir çelişki değil midir? Bir yerde oturup tembel tembel düşünenler hep karanlık düşünür, karanlık konuşur diyor efendi. Bunu ben gittim her yerde tekrar etmeye çalışıyorum. Bir yerde oturup tembel tembel oturup düşünenler karanlık düşünür, karanlık konuşur. Fitne ve fesada açık olarak yaşarlar. Oysa aksiyon içinde düşünenler yani bir yandan canla başla koşarken öte yandan yeni projeler üretenler. canla başla koşuyor. Öteki taraftan da o koşturması ona yeni ilhamlar veriyor. Yaptığı işin içerisinde aydınlık şeyler görmeye başlıyor. Ben hep öyle derim. Niye? Sorarım arkadaşlara. Niye oturup düşünen karanlık düşünüyor da Türkçede de öyle bir deyim var ya kara kara düşünmek diye. Niye oturup düşünen kara kara düşünüyordu? Aksiyon içerisinde düşünen aydınlık düşünüyor diye. Neden? E çünkü ayet-i kerime işte bize bunu bildiriyor. Oturup düşünen ataletin içerisinde, ademin içerisinde düşündüğü için karanlık düşünüyor. Oturup düşünen sadece sebeplerin açmazlarını görüyor. Oysa faaliyetin içerisinde düşünen Cenab-ı Hakk'ın inayetini görüyor, riayetini görüyor, kirayetini görüyor. Kalbi inşirahla dolup ruhu imbisatla genişlediği için bambaşka ilhamlarla düşünüyor. Işık altında düşünüyor. karanlıkta değil. Çünkü faaliyet lezzet. Çünkü faaliyet ışık. Faaliyet vücut. Canla başla koşarken yeni projeler üretiyor. Plan ve programlar yapıyor. Aydınlık düşüyor. Aydınlık konuşuyor. Aydınlık düşünüyor. Aydınlık konuşuyor. Sil ve selametin aşku iştiyakın temsilcisi haline geliyor. Siz onu hiç dururken görmüyorsunuz. O zaman hep faal görüyorsunuz. Hep faaliyet halinde hep koştururken görüyorsunuz. Öyle seviyorsunuz onu. Öyle seviyorsunuz. Ben arkadaşlarımı öyle seviyorum. Dostlarımı öyle seviyorum. Onları hep faaliyet halinde görüyorum ya. Hep aydınlık görüyorum. Sil ve selamet halinde aşku iştiyakın temsilcisi olarak görüyorum onları. Çünkü hep hizmetin derdiyle oturup kalkarken görüyorum. Hep hizmetin derdiyle oturup kalkarken görüyorum. Evet. Sizler kıyıda köşede bir özür diliyorum kıyıda köşede birikmiş paranızı atıl bırakmazsınız diyor hoca efendi. Değerlendirmeye çalışırsınız. Yani paranız var da onu kıyda köşede tutmazsınız. Aynen öyle de bir insan enerjisini kullanmayıp da atıl bırakıyorsa kendini e düşünsenize hani parayı bile atıl bırakmayan insan istidatlarını nasıl atıl bırakır? Nasıl kendini aleyhine, kendi aleyhine işlerin içerisinde olur? Onun için tıpkı paranız gibi enerjinizi de değerlendirme yollarını arama mecburiyetindesiniz. Öyleyse inanan insanlar olarak biz atıl olamayız. Tembel tembel, miskin miskin oturamayız. Oturamayız. Zira mümin olmanın temel özelliği aksiyon, öncelikli düşünce insanı olmaktır. Bunu bir anahtar kavram olarak Feyzacıma emanet ediyorum. Aksiyon öncelikli düşünce insanı olmak. Bakın düşünce ve aksiyon iki temel kavramımız var değil mi? Hizmet insanı olarak düşünce ve aksiyon. Bunu Kur'an-ı Kerim'deki 50'den fazla tekrar ediliyor. Kur'an-ı Kerim'de 50'den fazla iman ve amel. İman ve amel. Onlar iman ederler. Salih amel işlerler diyor Cenabı Hak. Bu iman ve amel karşılığı olarak düşünce ve aksiyon diye iki tane kavramımız, hizmet kavramımız var bizim. Düşünce ve aksiyon. Aksiyonu amel karşılığı olarak Necip Fazıl kullanıyor. Tam karşılamasa da bir nispette amelin karşılığı olarak aksiyonu kullanmak mümkün. Şimdi düşünce ve aksiyon. Şimdi bir hizmetin iki temel esası var. İki temel esası hizmetin. Düşünce ve aksiyon. Öyle değil mi? Düşünce olmadan aksiyon anarşiye sebebiyet veriyor. Düşüncesiz aksiyon anarşiye sebebiyet veriyor. Ama aksiyonsuz düşünce de neye sebebi sebebiyet veriyor? Aksiyonsuz düşünce birtım dar görüşlere sebebiyet veriyor. Tıkanıklıklara sebebiyet veriyor. İnsan mahiyetinde birtım yobazlıklara, taassuplara sebebiyet verebiliyor. Dolayısıyla ikisinin beraber olması gerekiyor. Düşünce ve aksiyon. Ve biz kimiz diye sorulduğunda hoca efendinin cevabı şu: Temel özelliği aksiyon öncelikli düşünce insanı olmaktır. Onların diyor. Aksiyon öncelikli düşünce insanı olmak. Aksiyon önce aksiyon düşünce insanı olmak. Niye önce aksiyon? Çünkü aksiyonun içinde düşünüyoruz. Işıklı, aydınlık, faal bir düşünce sistemi. Bizim için iki çeşit düşünce var. Durup düşünmek, aksiyonun içinde düşünmek. Biz aksiyon öncelikli bir düşünce hareketiyiz. Öyle olunca kimlik olarak da aksiyon öncelikli bir düşünce insanıyız. Hizmet bugüne nasıl geldi diye sorun. Nasıl geldi hizmet bugüne? Aksiyonla geldi. Öyle değil mi? Bütün böyle projelerin içerisinde çıktı düşünceler. Durup düşünen hatta bir tasavvuf profesörü, çok özür diliyorum bir felsefe profesörü bizim hizmet abilerimizden bir tanesine yahu hani siz böyle hani bu dünyaya karşı işte hizmet diyorsunuz efendim yeni bir dünya kurmak diyorsunuz. Yani bunları yapabilsız falan diye bize bakıp yani bizim hor ve hakir oluşumuza aldanan insanlar oldu. Bunu söyleyen insanlar da oldu. İşte tarihte bu kadar çok işte büyük düşünürler, bilmem kimler varken. E biz kimiz ki diye biz birileri bize bakabilirler ama öyle değil işte. Öyle değil. Cenabı Hak ne diyor? insana sayinden başkası yoktur diyor ve onun semeresini vereceğini söylüyor. Böyle olunca biz de ne yapıyoruz? Hep faal hali durmaya çalışıyoruz. Hep faal. Hep faaliyet. Düşüncel düşünsel faaliyet. Kalpsel faaliyet. Ruhsal faaliyet. Ama hep faaliyet halinde olalım inşallahu teala. Değerli dostlarım bunun karşılığına da abes yaşama diyor hoca efendi. Kavram aynen öyle. Abes yaşama. Evet. İnsan abes yaşamamalı bu dünyada. Bir işe yaramalı dini adına, diyaneti adına başkalarının ebedi kurtuluşuna vesile olacak faal işlerin içerisinde bulunmalı. Faaliyetlerin içerisinde başkalarının ebedi kurtuluşuna vesile olacak. Aynen şöyle diyor hoca efendi. Milyonlarca, milyarlarca insan var. İnsanlığın iftihar tablosunun mesajını bekleyen milyonlarca, milyarlarca insan var. İnsanlığın iftihar tablosunun mesajını bekleyen. Onların beklentilerini boşa çıkarmamak lazım. Bekleyişlerinde onları hayal kırıklığına, inkisara uğratmamak lazım. Acele davranmak lazım. Ahiste revlik etmemek lazım. Hoca efendinin anahtar kavramlarından bir tanesi de budur. Biliyorsunuz ahest revlik. Ahesterevlik etmemek lazım. Yani ağırdan almamak lazım. Acele etmek lazım. Acele etmek lazım. Hicret etmek için acele etmek lazım. Külliyatı, pırlanta külliyatını bitirmek için acele etmek lazım. Hizmet vazife almak için acele etmek lazım. Mümkünse o üniversite tahsilini daha hızlı bitirmek için acele etmek lazım. Hulvara girmek için acele etmek lazım. İbadette derinleşmek için, insanı kamil olmak için acele etmek lazım. Ahistere revlik etmemek lazım. İnsanların beklentilerini boşa çıkarmamalı. Onları inkisara uğratmamalı. Milyonlarca, milyarlarca insan var. İnsanlığın iftihar tablosunun mesajını bekleyen farkındaysanız burada da hoca efendi faaliyeti tümüyle ama tümüyle eksiksiz olarak hizmet faaliyeti olarak okuyor. Hizmet faaliyetleri bizim öyle hani kişisel faaliyetlerimizi de onun içerisinde görüp değerlendirmek lazım. Meşguliyetlerimizi hatta hobilerimizi bile diyor hoca efendi hobilerimizi bile hizmete dönüştürmek lazım. İnsanın değişikliğe uğrayıp çürümesi ahyeste ahyeste fevkalade sessizce cereyan eder. Bu beni o kadar çok endişelendiriyor ki insanın değişikliğe uğrayıp çürümesi çok yavaş cereyan sessizce yavaş değil hızlı ama sessizce ahiste ahzte fevkalade sessizce cereyan eder. Hatta bazen küçük bir gaflet, kafileden az bir ayrılış zayi olup gitmeye sebebiyet verir. Görüyorsunuz değil mi? Akıbetinden endişe etmeyenin akıbetinden endişe edilir diyordu hocamız. Ben çok endişe ediyorum. Kendi akıbetimden görüyorum çünkü. Görüyorum. Bozulan insanları görüyorum. Uzaklaşanları görüyorum. Dün söylediğiyle bugün çelişen insanları görüyorum. Bazen kafileden küçük bir ayrılış diyor hoca efendi. Zayi olup gitmeye sebebiyet verir. Ne var ki böyleleri kendilerini hep aynı çizgide, aynı mevzide görürler. Onun için de çok defa minare gibi bir zirveden kuyunun dibine düştüklerinin farkına bile varamazlar. Ne kadar büyük bir tehlike hepimiz için. Allah bizi muhafaza buyursun. Kafileden az bir ayrılış dedi ya hoca efendi. Kafileden az bir ayrılışla ayırmasın bizi Cenabı Hak. Küçük bile olsa gaflete düşürmesin bizi Rabbimiz diyorum ve bugünkü dersi hitama erdir değerli dostlar. Metinleri kapatıyorum, makaleleri ve chat'i açıyorum. Fedakarlar ekibine yeni ve yeniden tap taze bir teşekkürle teşekkür etmek istiyorum. Allah sayize meşkur eylesin diyorum size. Anahtar kavramlarla başlıyoruz. Çok bugün anahtar kavramımız. Atalet, ademi vücut, formül, çalışırken dinlenme, dinlenirken çalışma, tenperverlik, rahata düşkünlük. Bitenperverlik şeytanın insana nüfuz ettiği altı ana hücum kanalından bir tanesi. Hep hareket halinde olmak, hayatta boşluğa yer bırakmamak, aktif dinlenme, melur rahat, eee, cellad-ı sahhar. Cellad-ı sahhar. Zalim cellat. Kimmiş? Zalim cellat. Tembellik. Mücahid-i Ali Cenap. Bu da işte mücahid-i al cenap insana sayinden başkası yoktur ayet-i kerimesi hiç kimseden hiçbir şey istememek hiç kimseden hiçbir şey beklememek faal olmak yani bir insanın hoca efendi özellikle bilirsiniz hani Türk kültüründe erkek çocukları yetiştirilirken böyle ev işlerinden kopuk olarak yetiştirilirler. Hoca efendi ona tek elli tek kollu yaşamak diyor. Tek ell kollu yaşamak. Sakat gibi yani. Hep başkasına muhtaç. Başkası pişirecek o yiyecek. Başkası yıkayacak o giyecek. Başkası efendim eee getirecek o istifade edecek. Öyle olunca hep tek elli tek kollu yaşıyormuş gibi yaşıyor insan. Oysa herkes kız ya da erkek hayatı idame ettirebilecek yetkinliğe, hayatın hayatın levazımatını karşılayabilecek yetkinliğe ulaşmak zorunda. Tek irli, tek bacaklı olmasın diye, tufeyli gibi yaşamasın diye. Hep başkalarının sırtından geçinmesin diye. Evet. Mücahide-i Ali Cenap insana çalıştığının semeresi vardır. Hiç kimseden hiçbir şey istememek, beklememek, kıyama kalkmak, inşira, metafizik gerilim, kıvam. Bunlar hep faaliyetle elde ediliyor. İnşira, metafizik gerilim, kıvam, sağ yetmek, çalışmak. Bu şunu da hatırlatayım. Haccın rükünlerinden bir tanesi de saydır biliyorsunuz. Safayla Merve arasında yedi kere gidip gelmeye say deniliyor. Ve orada da böyle mehip yani güçlü bazı yerlerde böyle koşar adım gidiliyor falan. Aslında o İslam'ın İslam'ın esasının dinamizm olduğunu göstermesi açısından çok önemli bir hüküm. Say. Evet. Say etmek. Mazeret döktürmemek. İç çürüme çürümeme. Müvahhit mümin. Şükür hisleriyle dolup taşmak. Kar içinde kar iradenin hakkını vermek düşünce aksiyon. Aksiyon öncelikli düşünce insanı olmak aksiyon içinde düşünmek. Ahle revlik etmemek. Bunlar bugün anahtar kavramlarımızdır. Şimdi anahtar cümlelerimize geçiyoruz. Atalet vücuttan ziyade Ademe yakın durur. Atalet vücuttan ziyade Ademe yakın durur. Adem de elemdir, karanlıktır. Rahat zahmette, zahmet rahattadır. Faaliyet lezzettir. Çok özür diliyorum. Faaliyet lezzettir. Atalet elemdir. Mümin sürekli hareket halindedir. Mümin sürekli hareket halindedir. O çalışırken ve dinlenirken de hareketi hayatını esas yapmalıdır. Meylur rahat aynı zamanda umum rezaletlerin de yuvasıdır. İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Çalışmasının semeresi ise ileride ona mutlaka verilecektir. Sonra ona karşılığı tas tamam verilecektir. Çalışmasının semeresi ise ileride mutlaka görülecektir. Sonra ona karşılığı tasan verilecektir. Düzeltiyorum. Necm suresi 3941. ayetlerdi bunlar. Hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz. Hizmet demek faaliyet demektir. Mümin olmanın özelliği aksiyon öncelikli düşünce insanı olmaktır. İnsanın değişikliğe uğrayıp çürümesi yavaş yavaş cereyan eder. İşte bunlar anahtar cümlelerimizdi. Evet. Şimdi sevgili Muhl vefadardan tefeül yapmış. Onu okuyalım. Bu da bir gelenek oluyor galiba. Eee, evet. Hocamızın zalim hayhuyu münacatı. Zalim hayuyu ismi bu. Münacat bu bir dua şiiri okuyalım hocamızdan. Bakın benim sağımda yarı vefadar, solumda yarı vefadar. Öyle mutluyum ki çıktığı için. Öyle büyük bir hediye ki hepimize. Hocamızın son dönemde yazdığı aşk şiirleri. Gerçek aşk şiirleri. Çok güzel şiirler. Şöyle diyor Zalim Hayuyu şiirinde hoca efendi tasam şikayetim hep sana ey yar. Bizarım bizar etti beni ayar. Dört bir yanda bir sürü kirli efkar. Bu badirede mazlumlar hep zar zar. Duymuyor çokları bu vaveylayı. İnletirken ervahı ve meleği. Duymuyor çokları bu velveleyi. İnletirken ervahı ve meleği, her yeri yakıp yıkan zelzeleyi suçlamaya kalkıyorlar. Feleyi aynen öyle olmuyor mu? Feleyi kadere taş atıyorlar. Kadere. Böyle olmasaydı şöyle olmayacaktı. Sen şöyle yapmasaydın böyle olmayacaktı diye. Oysa hoca efendinin bakışı ne kadar net. Bakın duymuyorlar çokları bu velveleyi. İnletirken ervahı ve meleği, her yeri yakıp yıkan zelzeleyi suçlamaya kalkıyorlar. Feleyi kaderi suçluyorlar. Zulüm katmerliği görülmemiş eşi. Tagallüp tahakküm zalimin işi. Yok tek bir er kişi. Er kişi oğlu er kişi. Kırsın herkesi ısıran bu dişi. Yok tek bir erkişi oldu. Erkişi yok yani. Gerçekten yok. Kırsın herkesi ısıran bu dişi. Bu hissizlik sürüp giderse böyle. Kapmadık kalmayacak bu sele, kapılmadık kalmayacak bu sele. Veda diyeceğiz ümit emele. Yenileceğiz onulmaz eleme. Allah muhafaza buyursun. Kapına geldik. Ey hannanu mennan. Canlar gırtlakta bekliyoruz eman. Olursa senden ekstradan bir ihsan. Damlalarımız oluverir umman olsun inşallahu teala. Damlalarımız umvan olsun. Ümitle bitiriyor hoca efendi şiiri. Tehlikeyi vurguluyor. Bu hissizlik sürüp giderse böyle kapılmadık kalmayacak bu sele. Veda edeceğiz veda diyeceğiz ümit emele. Yenileceğiz onulmaz eleme. Kapına geldik ey hannanu mennan. Canlar gırtlakta bekliyoruz eman. Olursa senden ekstradan bir ihsan. Damlalarımız oluverir umman. İşte bunu bekliyoruz ekstradan ihsanlar. Damlalarımız umman olsun inşallahu teala. Evet dua faslını başlatıyorum. Sevgili Edacığımın e duası. Yok bu sevgili Eda Kara Yiğitimin duası. İki tane edamız var ya bizim. sonuna bakıyorum. Soyattan çok hatırlamıyorum da doğanın sonuna bakıyorum. Oradan anlıyorum. Evet sevgili eee Eda Kara Yiğit kardeşimin duası. Ya Rabbi bize nefsin uyuşukluğundan, hevanın rehavetinden, şeytanın atalete çağıran vesvesesinden muhafaza eyle. Kalplerimize hizmet aşkı, ruhlarımıza dava şuuru, azmimize sabır ve sebat ihsan eyle. Boş geçen her anı vebal bilenlerden, gayreti ibadet sayanlardan eyle. Bizi tembellikte ömrünü çürütmekte, çürütmekten değil, çürütenlerden değil, zamanını zikir, fikir ve hizmetle bereketlendirenlerden eyle. Amin. Elfi elfi amin. Güzel çocuğum benim. Bizleri tembellikle ömrünü geçirenlerden, çürütenlerden değil ya Rabbi zamanını zikirle, fikirle, hizmetle bereketlendirenlerden o güzel kullarından eyle. Amin. Amin. Elfi elfi. Amin. Ya Rabbi kalplerimizi hizmet aşkıyla, ruhlarımızı dava şuuru şuuruyla doldur. Azmimize sabır, sevat ihsan eyle Rabbimiz. Evet, şimdi öbür edacığımızın duasını okuyacağız. Ealardan öbür edanın duası. Peş peşe şöyle demiş. Edacığım, ey yalnız kalmışların en yakını Rabbim. Ben de nefsimle başa yapaalnız kaldım. Oturdum onu karşıma, hesaba çektim. Fakat bir yaramaz çocuk gibi her şeyi istiyor. Her hevesi olsun istiyor. Ya Rabbi ne olur iradelerimize kuvvet ver. Ben acizim, fakirim, zalimim. Senin yardımına muhtacım. Ne olur beni her halimle ıslah eyle. Bu rahat düşkünü, yorgun halimi sana şikayet ediyorum. İsyana düşmekten korkuyorum ama ümitle kapındayım ve ayrılmayacağım. Ya Rabbi tut elimizden tut ki edemeyiz sensiz. Ya Rabbi damlalarımız uman oluversin. Amin. Amin. Amin. Benim güzel çocuğum. Evet. E sevgili Feyza'nın şiirini okuyacağız şimdi. Feyizli şiirini sevgili Feyzacığımın şöyle demiş. Ey güzeller güzeli sultanım, ey karanlığa, ey karanlığa huzurunu gizleyen. Bilmem hangi cümlede bu dert gönüle derman olur. Bir kelime dahi edemez. Korkar ya mazeret olur. Korkar ya mazeret olur. Lütfu-u ilahi ile günün her zerresi vesile-i hizmet olur. Olur ki yakar yüreği halis niyet. Fasılasız kurbiyet olur. Olsun inşallahu teala sevgili Feyzacığım. Tam da öyle işte lütfı ilahi ile günün her zerresi vesile-i hizmet olur. Hoca efendinin dediği gibi damız umman olur. Onun inayetiyle olur ki yakar yüreği halis niyet. Yakar yüreği halis niyetlerimiz fasılasız bir kurbiyet iklimine geçirir bizi Rabbimiz olsun inşallahu teala. Şimdi pek sevgili Betül Muhlis'in duasını okuyacağız. Güzel çocuğumun şöyle demiş. Bir işe yaramalı. Tamam o işe bir işe yaramalı. Başkalarının ebedi kurtuluşu adına hep hareket halinde olmalı. Salih olma adına durma ey salik. Durma ey salik. Kıyama kalk. Unutma çalıştığının karşılığı var. Ancak yol alamazsın oturarak. Senin gaye-i hayalin aksiyon insanı olmak. Sevgili Betül Muhlimin üzerine yazmak istiyorum. Güzel çocuğum çok güzel olmuş. Bir işe yaramalı. Başkalarının ebedi kurtuluşu adına hep hareket halinde olmalı. Salih olma adına durma ey salik. Kıyama kalk. Unutma çalıştığının karşılığı var. Ancak yol alamazsın oturarak. Senin gaye-i hayalin aksiyon insanı olmak. Evet. Tam da öyle işte. Güzel çocuğum benim. Pek sevgili aksiyon insanı Alperi hanımcığım. Pek sevgili aksiyon insanı. Hiç durma, dinlenme bilmeyen, hep hep başkalarının ebedi kurtuluşu adına işe yarama gayreti içerisinde olan pek sevgili Ayperi hanımcığım hepimize güller göndermiş herkese yetecek kadar. Ona çok selam ediyorum. Peki sevgili Kefsar Neslihan, Allah aksın diye, bakışkan olsun diye onu Kevser ırmağına benzetmiş. şöyle diyor: "Merhametlilerin en merhametlisi Rabbimiz. Bizi bize bırakmak suretiyle mahvettirme. Havl ve kuvvetini, havl ve kuvvetini latif isminin cilv cilveleriyle lütuflandır. Çok özür diliyorum. Bizi bize bırakmak suretiyle mahvettirme. Havl ve kuvvetini latif isminin cilvesiyle lütuflandır. Kalplerimizi her dem yüce hazinendeki can sularıyla diptiri sula. Diptiri eyle. İrademize aşkının ateşiyle fer ver. Amin. Amin. Elfa alfa. Amin. Ya Rabbi. Şimdi pek sevgili muhliseciğim garip muhliseciğimin eee duasını okuyacağız. Şöyle demiş. Ey gariplerin sahibi Hannanu Mennan, bizleri başkalarının ebedi kurtuluşuna vesile eyle. Bizleri iman ve Kur'an hizmetinde istihdam buyur. Dünyevi işlere yetişmeye çalışırken acele edenlerden değil, mefkure yörüngesinde acele edenlerden eyle bizi. Acele ederken de ruhumuzun ufkuna yürümeyi bizlere nasip eyle. Kühyel gibi koşturen, "Öyle nasiptar olalım ki ötelerde gariplere müjdeler olsun" hitabına mazhar olabilelim. Elfu elfü amin. Benim güzel çocuğum. Allah bizi gariplere müjdeler olsun hitabına muhatap eylesin. Azhar eylesin. Pek sevgili şair Senacığımın şiirini okuyacağız şimdi. Şöyle demiş: "Faaliyetin tatlı zahmeti ile yorulup da bir meltem beklerim ilahi rahmetten. Korkarım nefsimin kuklası olup da tembelliğin gölgesinde çürümekten. Zahmette duyulur lezzeti ilahi rahmetin. Faaliyettir nefsin düşmanı ve de kalbin iştiyakı. Sanma sanma ki boşadır bunca halis gayretin. Elbet duyarsın ruhunda meltem olup esan inşirahı. Çok güzel olmuş benim güzel çocuğum. Kalemine bereket. Ne güzel ilhamlar inmiş kalplerinize. Zahmette duyulur lezzeti ilahi rahmetin. Faaliyettir nefsin düşmanı ve de kalbin iştiyakı. Sanma ki boşudur bunca halis gayretin. Elbette duyarsın ruhunda mertem olup esan inşirahı duyursun rabbim inşallahu teala. Sevgili Defne Meriç'in duasını okuyacağız. Şöyle demiş: "Allah'ım, ibadetlerin ilmini yapmamız, gerekenleri yapmamıza karşı iradelerimize fer ver." Evet. Allah'ım ibadetlerimiz için, ilim tahsili için, yapmamız gerekenleri hakkıyla yapabilmek için, sorumluluklarımızın altından hakkıyla kalkabilmek için, vazife almak için, vazifeden kaçmamak için, üzerimize aldığımız vazifeleri muvaffakiyetle yerine getirmek için ya Rabbi bize inayet eyle. İradelerimize fer ver. Aşku şevku iştiyak ver ya Rabbi. Amin. Amin. Sevgili Defne, sevgili melek kardeşimizin duasını okuyacağız. Şimdi ona selam ediyoruz. Şöyle demiş sevgili melek. Efendimizin sabah akşam üç kere okumayı tavsiye ettiği duası. Ey Allah'ım elemden, kederden, şaşkınlıktan sana sığınıyorum. Acizlikten, tembellikten, bıkkınlıktan sana sığınıyorum. Korkaklık ve cimrilikten de sana sığınıyorum Allah'ım. Borç altında ezilmekten, eee, düşmanın kahran, insanların nefsimi kullanmalarından ve onlara mağlup olmaktan sana sığınıyorum. Amin. Burada borç altında ezilmekten diye bir ifade geçiyor ya tembellikten sonra. Hoca efendi onların arasında da ilişki kuruyor. Yani bir insan faalse borç altında ezilmiyor. Dolayısıyla tembellikle o borç altında ezilmek, zillete düşmek arasında da bir ilişki var. Sevgili Enes kardeşimin duası. Ona çok selam ediyorum. Şöyle demiş: "Canım Allah'ım ben çok geç kaldım. Seni hakkıyla bilip sevme konusunda çok geç kaldım. Kullukla kapına gelip senin yakınlığını arama konusunda çok geç kaldım. Sen çok lütuflarda bulundun ama ben mazeret döktürüp tembellik göstermekten kendimi kurtaramadım. Aman Allah'ım, eman Allah'ım, ne olur farkında olamadan yavaş yavaş senden uzaklaşmaktan sen beni muhafaza buyur. Zamanımızın en küçük bir parçasını bile hep seninle nurlandıralım. Seni arayalım. Geçmişte feft ettiğimiz zamanları telafi edebilelim. bize fırsatlar ver. Senden isteyelim. Seni sevip senin benden olalım ya Rabbi. Amin. Amin. Elf alfi amin. Benim de duygularıma tercüman olmuş sevgili Enes kardeşim. Sevgili Sude'nin duası. Allah'ım her türlü tembellikten sana sığınıyorum. Bugünkü dersimizden sonra her saniye için bizlerin içine çalışma azmi, hizmet etme gayreti yerleştir. Çalışma aşkı ve iştiyakımızı ziyadeleştir. Ya Rabbi bizleri hep faal eyle. Ataleti yenip çürümekten ılıkoy bizleri. Tazelenip yeşip yenileben bilmeyi, çiçek açıp meyveye durabilmeyi nasip eyle. Kalplerimizi inşirahla dolduracak sensin. Acziyetle nusretini bekliyoruz. Ya Rab ne olur bütün bir insanlığın beklediği mesajı insanlığa ulaştırmak adına bizi istihdam eyle. Ahiste rev olanlardan eyleme ya Rabbi. Ahiste revlik etmenin mesuliyetini ruhumuzun omuzlarına bindirme ya Rabbi. Amin. Elfi elfi amin. Sevgili Sude. Peki sevgili Emre kardeşim ders arkadaşımızın duasını okuyacağız şimdi. Rabbim bizleri tamamen birer dava hizmet insanı eyle. Hayallerimizi, rüyalarımızı hep hizmet, duygu ve düşünceleriyle örgüle. Gönüllerimize huzurunda bulunmanın lezzetini duyur. Bizleri tembellikten muhafaza buyur. Muhafaza eyle, şevk ile koştur, iştiyakla koştur. Ya Rabbim, küylanlar gibi koştur, üvekler gibi kanatlandır. Sevgili Emre kardeşimi ben de hep öyle bildim. Ben de hep onu hayallerini, rüyalarını, hizmet, duygu ve düşünceleriyle örgüleyen bir kardeş olarak bildim, tanıdım. Rabbim benim hüsnü şehadetimi kabul buyursun inşallahu teala Emre kardeşim hakkında. Şimdi pek sevgili Zeynep Nevracığımın şiiriyle dersimizi hitama erdireceğiz inşallahu teala. şöyle demiş, "Güzel çocuğum benim. Yorgunluk mu? O da aşkın başka bir yüzü. Gözyaşıyla yıkanmış bir secde gibi. Beni beni kalbimden vurdun sevgili Nevra. Yorgunluk mu? O da aşkın başka bir yüzü. Gözyaşıyla yıkanmış bir secde gibi çalışmak mı? O da vuslata giden gizli bir yol. Her adımı bir zikre, her nefisi bir duaya dönüşmüş gibi rahat gönlün üstüne çöken ince bir sis. Gayret ise o sizi yaran şimşek gibi. Ve irade gizli bir cevher misali saklı. Aşkın ateşiyle parlayan sabrın suyuyla yıkanmış gibi. Ve bilirim gayretim yokluğumla yoğrulmuş. Çalışmam aşkın sonsuzluğuna yazılmış gibi. Dinlenişimde bir zikir, yoruluşumda bir uslat gibi. Gönül yanar da kül olur külünden yeniden doğan aşk gibi. Ve aşk ve o aşk ruhu secdeye yatırır, kalbi hizmete kaldırır gibi. Pek güzel olmuş güzel çocuk. Ve o aşk sevgili Zeynep Nevra ruhu secdeye yatırır, kalbi hizmete kaldırır gibi. O aşk güzel bir final oldu. O aşk ruhu secdeye yatırır, kalbi hizmete kaldırır gibi. Pek güzel, pek güzel. Hamdü sanalar olsun. Evet değerli dostlarım bugünkü dersimiz de böyleydi. Hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Allah'a emanet olun. Görüşmek ümidiyle hoşça kalın.

EMİNE EROĞLU İLE HZ. PİR OKUMALARI: TEMBELLİĞİN ÇARESİ

Channel: SpineCare Decompression and Chiropractic Center

Convert Another Video

Share transcript:

Want to generate another YouTube transcript?

Enter a YouTube URL below to generate a new transcript.